<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>ana-hakki-odenmez… &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/ana-hakki-odenmez…/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "ana-hakki-odenmez…"</description>
	<pubDate>Tue, 14 Oct 2008 16:27:56 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[İslam kadını aşağılamadı, siz anneliği aşağıladınız!  ]]></title>
<link>http://minikkelebek.wordpress.com/2008/03/15/islam-kadini-asagilamadi-siz-anneligi-asagiladiniz/</link>
<pubDate>Wed, 01 Oct 2008 19:28:03 +0000</pubDate>
<dc:creator>Minik Kelebek</dc:creator>
<guid>http://minikkelebek.tr.wordpress.com/2008/10/01/islam-kadini-asagilamadi-siz-anneligi-asagiladiniz/</guid>
<description><![CDATA[Tesadüf mü? Biri çıkıp İslam&#8217;ın kadını aşağıladığını iddia ediyor. Söz bir bi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Tesadüf mü? Biri çıkıp İslam'ın kadını aşağıladığını iddia ediyor. Söz bir biçimde anneliğe geliyor. O da ne? İslam'ın kadını aşağıladığını iddia eden 'modern' bay veya bayanların aklının dibini kazıdığınızda, anneliği fena halde aşağıladığını görüyorsunuz. Ortak noktaları bu.<br />
 <br />
Anneliği aşağılamanın teknikleri çok. Bunun başında dünyanın en şerefli işini yapan annelere "boş kadın" muamelesi yapmak geliyor. Onlara göre çalışıyor olmak için evden çıkmak lazım. Caddeyi görmek, caddeye görünmek lazım. Bir kadının "çalışıyor" sayılması için kamuya kendisini göstermesi şart. Sabah sekiz akşam dokuz (çünkü kadın ucuz işgücü) mesai yapması şart.<br />
 <br />
Bunlar için de başka şeyler lazım: Modern görünürlüğün vacibatından olan şeyler. Her gün aynı kıyafetle, aynı saç rengiyle, aynı ayakkabıyla, aynı çantayla gidilmez ki işe! Yenilemek lazım, rengini uydurmak lazım. Saça uygun elbise, elbiseye uygun ayakkabı, ayakkabıya uygun çanta, çantaya uygun cüzdan, ona uygun cep telefonu lazım…<br />
Modası geçenleri değiştirmek lazım. Bunun için de modayı takip etmek lazım. Özetle üretim-tüketim çarkında yağ, değirmeninde un olmak lazım.<br />
 <br />
Bütün bunlar için çalışmak lazım. Çalışmadan bu masraflar nasıl kazanılacak? Daha iyi görünmek için daha çok kazanmak lazım. O da yetmiyorsa, daha daha çok kazanmak lazım. Daha çok kazanmak için harcamadan olmuyorsa, daha çok harcamak lazım. Görünmeden daha daha çok kazanılamıyorsa, daha çok görünmek lazım. Daha çok görünmek için daha çok dikkat çekmek lazımsa, onu yapmak lazım. Onu yapmak için herkesten çok harcama yapmak lazımsa, onu yapmak lazım. Herkesten çok harcamak için, herkesten çok kazanmak lazım.<br />
Hangisi hangisine lazımdı? Kafam karıştı…<br />
 <br />
Evden çıkıp mesai yapmayan kadının yaptığı "çalışmak" değildir. O tepeden bakılan, "Ev kadınıymış" yollu dudak bükülen bir "acizdir". Evinin kadını olmak modernlere göre dudak bükülecek bir iştir. İş kadını daha hoş geliyor. Hatta sokak kadını bile ötekinden hoş geliyor.<br />
 <br />
Modernin gözünde o koca parası(!) yiyor. Patron parası mı? Amir fırçası mı? Onun bunun erkeklerinin ağız kokusu mu? Her işe gidiş gelişte yaşadığı tıkış tıkış otobüsler ve minibüslerdeki onur kırıcı durum mu? Onlar işin parçası ayol. Koca kârı yeme de, ne yersen ye! Koca fırçası yeme de, ister amir, ister ustabaşı, ister patron fırçası ye! Hatta sokak magandası ve çarşı maçosunun attığı laf bile ehven…<br />
 <br />
Ev kadını, üüü! Bir kere özgür(!) değil ayol. Yarım saat işten erken ayrıldığı için amirinden duyduğu lafı kargalar yemese de kendisi özgür. İşyerinde uygulanan sıkı denetime rağmen özgür. "Yarın müsait misin"lere verdiği "Mesaide olacağım, işten yorgun dönüyorum"lara rağmen özgür. Ama ev kadını handiyse esir canım…<br />
Ama o anne. Çocukları var. Yani dünyanın en değerli, en asil, en soylu, en görkemli işini yapıyor. Yani insan yetiştiriyor. Çocuk sokakta yetişmez ki? Çocuk evde yetişir.<br />
 <br />
Olsun, o yine de "çalışmayan" kadındır. Annelik çalışmak sayılmıyor. Modernlere göre annelik işsizlik sayılıyor. Annelik angarya sayılıyor. Komedi de ne biliyor musunuz: Başkalarının doğurduğu çocuklara bakmak için kurulan sektörlerde çalışmak "iş", orada çalışanlar da "çalışıp üreten kadın" sayılıyor da, kendi doğurduğu çocuğa bakmak "iş" sayılmıyor. Modernler kazara anne olduklarında durum şu oluyor: baba işe, anne işe, çocuk kreşe, ev pansiyon, aile pansiyoner…<br />
 <br />
Ondan sonra "bebek mi-köpek mi?" ikilemi geliyor: tıpkı Fransa'da, Almanya'da, Hollanda'da olduğu gibi. Köpek bebekten daha sevimli oluyor modern kadın için. Bir, vücudu deforme etmiyor... Öyle ya: tenperest modernliğin gerçeği bunlar, görmek lazım.<br />
 <br />
Ama küçük bir sorun: Köpeğin ille de küçük olması lazım; kucağa alınıp sevilecek kadar küçük. Ne de olsa kadın o. Bir canlıyı kucağına alıp sevme güdüsü yaratılıştan verilmiş. Çaresi yok, sevecek. Peki, köpek yerine bebek sevse olmaz mı? Bu soruya Avrupa'nın bebek-köpek (yan yana iyi durmadığını biliyorum, ama anlayın) rakamlarını karşılaştırdığımızda, şu zımni cevabı alıyoruz: Yok, zinhar olmaz! (Almanya'da kayıtlı köpek sayısı nüfus ile neredeyse eşit).<br />
 <br />
İyi de, köpek de en az bebek kadar masraflı.<br />
 <br />
Olsun! O kadar kusur kadı kızında da bulunur.<br />
 <br />
Kazara doğursa bile anneliği sevmemiş ve severek annelik yapmamış (Bunun yanında doğum yapamadığı halde harika annelik yapanlar da var). Annelik yapmadığı için duyguları gelişmemiş, ufku gelişmemiş, hayat tecrübesi gelişmemiş, bilgelik dersen sıfır. Ama olsun; onun köpeği ve bir de mesaili işi var. O kendini tüm annelere hava atma makamında görüyor.<br />
 <br />
İşte buraya yazıyorum: Cenneti annelerin ayakları altına seren İslam kadını aşağılamadı. Fakat cenneti dünyada arayan tek dünyalı modernler gözümüzün içine baka baka anneliği aşağılıyorlar. Üstelik her birini bir ana doğurduğu halde.<br />
 <br />
Ne kadar ayıp! Ne kadar küstah! Ne kadar saçma!</p>
<p><strong>Mustafa İslamoğlu</strong></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[... ve Allah anneyi yarattı]]></title>
<link>http://minikkelebek.wordpress.com/?p=1849</link>
<pubDate>Wed, 20 Aug 2008 13:26:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>Minik Kelebek</dc:creator>
<guid>http://minikkelebek.tr.wordpress.com/2008/08/20/ve-allah-anneyi-yaratti/</guid>
<description><![CDATA[Allah buyurdu: “Rahmetim herşeyi kuşatsın.”
Ve bardaktan boşanırcasına yağdı rahmet yery]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Allah buyurdu: “Rahmetim herşeyi kuşatsın.”</p>
<p>Ve bardaktan boşanırcasına yağdı rahmet yeryüzüne.</p>
<p>Ezelî ve sınırsız rahmetin bir parıltısı, dağları ve denizleri kuşattı.</p>
<p>Annelerin ve babaların yüreğine aktı, sinelerinden fışkırdı.</p>
<p>Yavru kuşlar ve yavru balinalar beraberce beslendiler o pınardan. Okyanuslar ve karalar o rahmetin neş’esiyle şenlendi. Yumurtalar o neş’eyle çatladı, memeler o neş’eyle dolup dolup boşaldı.</p>
<p>Anne ayı ve baba penguen, o neş’eyle yemek yemeyi unuttu. Üç ay boyunca biri yumurtayı beklerken, diğeri yavrusunu emzirdi. Baba balık, ağzındaki yumurtaların başına birşey gelmesin diye 80 gün boyunca aç dolaştı.</p>
<p>Hepsi de yalnız rahmetle beslendiler.</p>
<p>Yumurtasının kabuğunu kırıp bilmediği bir dünyaya gözünü açan kuş, rahmeti başucunda kanat çırparken buldu. Kanguru yavrusunun elinde harita vardı; o da tırmanıp anneciğinin kesesinde rahmetin sıcaklığıyla kucaklaştı. Yavru fil çayırın üzerine düştüğü zaman anne ve teyzeler şeklinde tecessüm etmiş bir rahmet halkasıyla karşılaştı. Yavru balina ağzını açtığında, mikroskopik planktonları günde 700 kilo süte çeviren rahmetin denizaltında bir şelâle gibi coştuğunu gördü.</p>
<p>Milyonlarca türden sayısız yavruların o rahmeti alkışlayan çığlıkları, gökyüzünden yüz milyar kere yüz milyar gözlerle dünyayı seyreden âlemlerde yankılandı.</p>
<p>Yıldızlar bir Cennete baktı, bir yeryüzüne. Ve bir cilvesinden bir Cennet çıkan rahmetin, bu minik gezegenin dağlarından, ormanlarından, çöllerinden, çalılıklarından, ırmaklarından ve denizlerinden rengârenk çağlayışını seyretti.</p>
<p>Dünyayı anlamak istiyorsanız eğer, hayata bakın. Hayatı anlamak istiyorsanız, annelere ve babalara bakın. Çünkü bir canlı ekseriyetle ya anne olmak için doğar, ya da baba olmak için.</p>
<p>Dünyanın niçin göklere denk bir kıymet aldığını ancak o zaman anlarsınız. Kendisini sayısız aynalarda birden seyretmek isteyen bir güzelliğin merhamet ve şefkat suretine büründüğünü gözünüzle görürsünüz. Bir parıltısıyla canlılar dünyasını birbirine bağlayan bir muhabbet deryasında yaşadığınızı bilirsiniz.</p>
<p>Ve bu minik gezegene gözlerini dikmiş milyarlarca yıldızla beraber, dünyanın simasında “Rahmetim herşeyi kuşatmıştır” âyetini okursunuz.</p>
<p>Fakat bir yavruda bütün yavruları, bir annede bütün anneleri görmek şartıyla. Yoksa tek bir annenin yüreği, kâinatı kuşatan bir rahmeti size nasıl anlatsın?</p>
<p>Bir selimiye, o muhteşem zarafetinin lisanıyla, “Benim mimarım ancak Süleymaniye’nin mimarı olabilir” der. Çünkü ikisinde de aynı sanatkârın fiili görünür.</p>
<p>Kanatlarının altındaki yavrularıyla birlikte poz veren anne kuşun bakışında da aynı ifade vardır: “Bütün annelerin ve bütün yavruların Rabbinden başkası bize rab olamaz.”</p>
<p>Çünkü annelerde ve yavrularda hükmeden fiiller dünyanın her yerinde birdir. Öyleyse bütün bunların tek bir faili olabilir. İşte:</p>
<p>1. Bütün annelerin hizmeti, yavrunun mutlak ihtiyaç içinde bulunduğu bir sırada, tam zamanında gelir. Herşeyden âciz bir şekilde, hiç bilmediği bir dünyaya gözünü açtığı dakikada bir yavrunun başucunda bir anne görmesi ve sadece kendisi için özel olarak hazırlanmış rızkını ya onun gagasında, ya da sinesinde bulması, bütün canlılar dünyasını kuşatan tek bir fiildir. Bu fiilin faili hem vardır, hem birdir, hem de bütün yavruları kuşatan bir rahmet ve şefkatin yegâne sahibidir.</p>
<p>2. Denize açılan bir kanalizasyon borusunun ortasından bembeyaz bir süt fışkırdığını görsek bile inanmayız. Bir de anne vücudunda, sütün üretildiği yere bakın: kan ve fışkının tam ortası! Bu iki pisliğin içinden özel arıtma tesisleriyle süzülen, inceden inceye elenerek ölçülüp biçilen ve sadece o yavrunun ihtiyaçlarına göre terkip edilerek proteini, kreması, tuzu, şekeri en hassas terazilerle tartılan tertemiz bir gıdanın, yüz binlerce memeli türüne mensup sayısız annelerde birden aynı özenle üretilerek bulanmadan ve kirlenmeden yavrunun ağzına akıtılabileceğine kim ihtimal verebilir? Halbuki bu fiil vardır ve denizin dibinden dağın başına kadar dünyanın her yerinde birdir. Öyleyse bu fiilin faili de birdir; üstelik bütün yavruların bütün ihtiyaçlarını en ince ayrıntılarına kadar bilen bir ilmin ve bu ihtiyaçları en umulmadık bir yerden, hiç akla gelmeyen bir tarzda ve en mükemmel şekilde gönderen bir hikmet ve rahmetin sahibidir.</p>
<p>3. Bir annenin veya babanın bütün gayreti, yavrunun yaratılışındaki en mükemmel noktaya ulaşmasına hizmet etmekten ibarettir. Herşeyden âciz bir şekilde dünyaya gelen yavru, kendisinin her ihtiyacını karşılamak için çırpınan, kendisini besleyen ve büyüten bir anne ile baba sayesinde yetişir, olgunlaşır ve kendisinden beklenen fonksiyonları yerine getirecek mükemmel bir seviyeye ulaşır. Bütün yavruların birden bu şekilde merhametle ve ihtimamla yetiştirilmelerine baktığınız zaman, bütün canlılar dünyasına hükmeden bir “terbiye” fiili de bütün parlaklığıyla karşınızda beliriverir. Madem ki bu fiil vardır ve birdir; öyleyse herşeyi kuşatan bir rubûbiyetin eseridir.</p>
<p>4. Bir annenin fedâkârlığı sınır tanımaz. Yavrusunu korumak için eğer kendisini fedâ etmek gerekiyorsa eder. Bu öyle bir sırdır ki, en canavar bir hayvanı kendi yavrusu karşısında uysallaştırırken, en uysal ve çekingen bir hayvandan da yavrusunu savunma ânında bütün dünyayı karşısına alabilecek kahraman bir muharip çıkarır. Tehlikeyi sezdiği anda yavrularını çalılığın ardına saklayıp düşmanı kendi peşine takarak oradan uzaklaşan anne keklik, bu davranışıyla, “Ne pahasına olursa olsun yavrular korunacak” emrine hayatı pahasına uyan anneler ordusundan bir fert olduğunu gösterir. Aynı anda, her yerde, bütün yavrular üzerinde cereyan eden bu “koruma” fiili ise, bütün yavruları kuşatan bir rahmet ve hafîziyetin ve bütün anneleri birden emri altında tutan bir irade ve kudretin habercisidir.</p>
<p>5. Anne ile yavru doğum ânında tanışırlar. Daha evvel yumurtasının veya karnının içindekini hiçbir anne bilemez. Fakat tanıştıkları anda, bir dakika evvel mevcut olmayan yavru ile anne arasında âdetâ “hiçten” ortaya çıkan bağ, dünyada hiçbir şeyin koparamayacağı kuvvettedir. Her an yeryüzünde böyle nice bağlar kurulur. Yumurtalardan ve rahimlerden çıkan milyonlarca yavru ilk defa gördüğü annesine, milyonlarca anne de ilk defa gördüğü yavrusuna, sanki ezelden gelen bir beraberlikleri varmış gibi bağlanır. Hiçbir saniye yoktur ki, dünyanın karaları ve denizleri, böyle sayısız kucaklaşmalara şahit olmasın. Her yerde, her an görülen bu fiil de madem ki vardır ve tektir; öyleyse rahimlerde olanı bilen ve yeryüzünü mütemadiyen muhabbet ve şefkatle çalkalayıp yoğuran bir Fâil de vardır.</p>
<p>6. Annenin hizmeti karşılıksızdır. Yavrusunu besler, büyütür, yetiştirir; sonra yavrular uçar, gider. Sonra yeni yavrular gelir. Birbiri ardınca gelip giden yavrular uğruna çırpınan, zahmet çeken, tahammülü imkânsız açlıklara katlanan, gerekirse hayatını fedâ eden anne, bütün bunları hiçbir karşılık beklemeden ve görmeden yapar. Bunu yaptıran ise, aşkın da ötesinde bir iştir; çünkü âşık sevdiğinden karşılık ister. Öyleyse, bütün annelerin kalplerini birden tek bir kalp gibi kuşatan ve dolduran, saf ve katıksız bir şefkat var ki, maddî sebepler, “hiçten” ortaya çıkan bu şefkati açıklamaktan âcizdir. Her an, her yerde, bütün annelerde birden eserini gösteren bu şefkat de dünyayı kuşatan bir rahmete sahip tek bir Fâil ister.</p>
<p>Bir kuşun yumurtasında proteinlerin ve tüylerin programını bulabilirsiniz—gerçi bunlar da bir fâil ister. Fakat anne kalbindeki şefkat, nükleik asitlerin işi değildir. Oysa açıkça görülüyor ki, başlangıçta mevcut olmayan şey, neticede vardır. Bir yumurta hücresi bir anne olduğu zaman tepeden tırnağa şefkatle dolar. Peki, nereden gelir, nereden akar bu şefkat annenin yüreğine?</p>
<p>“Hiçbir şey yoktan var olmaz” diyenler, bütün canlılar dünyasını kuşatan bir şefkati açıklamak için, hiç yoktan bir “içgüdü” icad ettiler. Fakat dünyanın her köşesinde her an hükmünü sürdüren fiillerdeki birliği göremediler, yahut görmek istemediler. Bu yüzden, ilmi, kudreti, iradesi, hikmeti, rubûbiyeti, hafîziyeti ve rahmeti herşeyi kuşatan tek bir Yaratıcının vasıflarını, anneler sayısınca içgüdülerde aramak zorunda kaldılar. Lâkin hiçbiri de bu “içgüdünün” nasıl birşey olduğunu, nasıl ortaya çıktığını, kime nasıl hüküm geçirdiğini ve nasıl işlediğini açıklayamadı. Çünkü ellerindeki malzeme, tek bir hayvana bir içgüdü yaratmaya yetmedi. Gerçekte onlar birşey icad etmediler; sadece bâtıl inançlarına bir isim takmış oldular. Kendilerini de herşeyi kuşatan bir rahmetten ebediyen mahrum ettiler.</p>
<p>Onlar böylece avunadursunlar. Bacalarımızın üzerinde gagalarını takırdatarak annelerinin dönüşünü kutlayan leylek yavruları, o bacanın altındaki insanın gevezeliğine aldırmadan, kendi âlemini kuşatan bir rahmeti alkışlamaya devam ediyor. Kuş yuvalarındaki çığlıkların balina şarkılarıyla, kedi mırmırlarının kuzu melemeleriyle karıştığı şu günlerde bahar, tıpkı çok sesli bir koro gibi, o rahmeti terennüm ediyor. Sayısız sinelerden oluk oluk fışkıran sütler, tükenmez gayb hazinelerinden dünyaya her an tonlarca rahmet boşaltıyor.</p>
<p>Çünkü Allah, “Rahmetim herşeyi kuşatsın” buyurdu.</p>
<p>Ve bardaktan boşanırcasına yağdı rahmet yeryüzüne.</p>
<p>Dağları ve denizleri kuşattı.</p>
<p>Annelerin kalbinde şefkat, yavruların dilinde şükür çiçekleri açtı.</p>
<p>Her zerresi rahmetle yoğrulan dünya, o şevkle kanat açtı ve uçtu. Işık saçan yıldızlara bedel, her zerresinden şükür çığlıkları saçtı fezaya.</p>
<p>Ve o çığlıkların arasında, Kâinat Yolcusunun Arşta yankılanan sesini yıldızlar ve kehkeşanlar birlikte dinledi:</p>
<p>“Bütün zîhayatların hayatlarıyla gösterdikleri tesbihât-ı hayatiye ve Sânilerine takdim ettikleri fıtrî hediyeler, ey Rabbim, Sana mahsustur. Ben dahi bütün onları tasavvurumla ve imanımla Sana takdim ediyorum.”</p>
<p><strong>Ümit Şimşek</strong></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Anne]]></title>
<link>http://minikkelebek.wordpress.com/?p=1809</link>
<pubDate>Wed, 18 Jun 2008 08:15:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>Minik Kelebek</dc:creator>
<guid>http://minikkelebek.tr.wordpress.com/2008/06/18/anne/</guid>
<description><![CDATA[Anne inleyen bir ney, anne hicrandan yumak,
Gözleri buğulu, nemli ve her zaman zar zar.
Kaderidir ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Anne inleyen bir ney, anne hicrandan yumak,<br />
Gözleri buğulu, nemli ve her zaman zar zar.<br />
Kaderidir annenin ocaklar gibi yanmak,<br />
Hep hüzünle eser onun ikliminde rüzgar...</p>
<p>Kuşlar gibi titrer hep o ay yüzlü nevhayal,<br />
Çehresinde belirsiz yarınlar endişesi.<br />
Her mevsim ayrı bir ızdırap, ayrı bir melal;<br />
Nameleri hep hasret ve iştirak bestesi...</p>
<p>Sinesi sımsıcak çehresi de imalıdır,<br />
Semtinde her dem büyülü rayihalar eser.<br />
Duyguyla süzülmüş gözleri hep hummalıdır,<br />
Altın şakaklarında sarı güller gibi ter...</p>
<p>Rahmet-zahmet iç içe, bilmez geçen zamanı:<br />
Fark etmez yazı, kışı, o rengarenk baharı,<br />
Tül tül gurubu ve şafağın söktüğü anı<br />
Her zaman duman dumandır o nazlı efkarı...</p>
<p>Bir kuluçka gibi sancılı gecelerinde,<br />
Hep şefkatle çarpan kanat sesleri duyulur.<br />
Hislerin öldüren amansız pençelerinde,<br />
Matkaplar salınmış gibi yüreği oyulur...</p>
<p>Çok olsa da elemi, şevkası işitilmez,<br />
Bir Eyyub sabrıyla göğüsler hiç olmazları.<br />
Onda ızdırap bitmez, acılar dinmek bilmez,<br />
Sönmeyen bir azimle aşar aşılmazları...<br />
 <br />
Kanmaz aslâ sevmeye, o sevgiye susuzdur,<br />
Şâire "su" dedirten hisle "evlât" der inler.<br />
Herkes derin uykularda iken o uykusuzdur,<br />
El açar Yaratan’a kim bilir neler diler...</p>
<p>Ufku her zaman bir hummâ ile buğuludur,<br />
Durmaz, bir süvari gibi koşar doludizgin<br />
O, yeryüzünde en ululardan da uludur,<br />
Sinesi, meleklerin sinesi kadar engin...</p>
<p>Zambaklar gibi sihirli çehrende,<br />
Varlığımı kucaklayan bir ışık;<br />
Duydum o duyulmazları sînende,<br />
Sen bir rüyâsın benim için artık...</p>
<p>Nûru öteden pırıl pırıl sîman,<br />
Ukbâ derinlikleriyle büyülü.<br />
Tülleniyor hülyâlarımda her an,<br />
Ölümsüz rûhunun bembeyaz tülü...</p>
<p>Bir yâd-ı cemîlsin, kabrin sîneler,<br />
Hazan yaşamıştın; ölüm bahârın.<br />
Duâyla gerilmiş bütün gönüller,<br />
Seni unutmayan vefadarlarların...</p>
<p><strong>M. Fethullah Gülen</strong></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Dünyada ukba eksenli varlık: Anne ]]></title>
<link>http://minikkelebek.wordpress.com/?p=1461</link>
<pubDate>Sun, 11 May 2008 11:09:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>Minik Kelebek</dc:creator>
<guid>http://minikkelebek.tr.wordpress.com/2008/05/11/dunyada-ukba-eksenli-varlik-anne/</guid>
<description><![CDATA[Anne kendi dünyasında bir kutup varlıktır. Kâbe, topyekün kâinat hakikatinin; Mekke umum beld]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Anne kendi dünyasında bir kutup varlıktır. Kâbe, topyekün kâinat hakikatinin; Mekke umum beldelerin, dimağ bütün bir bünyenin ruhu, mânâsı, özü ve atlası olduğu gibi, anne de âile cüz-i ferdinin temeli, direği, esâsı ve Yaratıcı Kudret'in de en önemli bir malzemesidir. </p>
<p>Yuvada her şey onun etrâfında döner, ona dolanır ve ona dönüşür.<br />
O ise kutup yıldızı gibi hep kendi çevresinde döner ve ucu gökler ötesi bir yörüngede yol alır.<br />
Evet anneler, dünyada ukbâ eksenli varlıklardır. Hilkatteki rol ve istihdamlarıyla elde ettikleri mükâfatları, çektikleri meşakkat ve sıkıntılarıyla gördükleri mukabele arasındaki tenâsübsüzlük (uyumsuzluk) bu gerçeğin en açık delili. Bunun böyle olduğunu anlamak için uzun boylu araştırmaya da gerek yok; onların bir ömür boyu neler ekip neler biçtiklerine, neler çekip neler bulduklarına göz ucuyla bakmak bile yeter sanırım.</p>
<p>Simaları cennetteki hûrilerin yüzleri kadar uhrevî, bakışları meleklerinki kadar derin, duyguları da ruhânîlerinki kadar durudur annelerin.. onlar, suyu, toprağı, havası ötelerden getirilmiş mübârek bir zeminin gülleri gibi o kadar imrendirici, o kadar sevimli, o kadar büyüleyicidirler ki, insan dikkatle bakabilse onlarda cismâniyetini aşan, dünya ve içindekilerini aşan, hatta kendilerini de aşan bir sihrin bulunduğuna hükmeder.</p>
<p>Anne, gökler kadar derin.. ve içinde göklerin yıldızları kadar duygu ve düşüncelerin kaynaşıp köpürdüğü, köpürüp lav ırmakları veya yeraltı çayları gibi şuraya-buraya aktığı sırlı bir his yumağıdır.<br />
Evet o, acı-tatlı kaderiyle uyumlu.. sevinçlerle, kederlerle barışık.. beklentileri olmayan, beklentilere takılıp yavrularına gönül koymayan.. tabiatı İlâhî ahlâkla kristalize öyle bir vefa ve şefkat âbidesidir ki; ne çektiği mihnetlerin mahşerdeki ter lüccesine denk gelip gırtlağına dayanması; ne de evlat vefâsızlığının bir poyraz gibi esip rûhunu sarması; sarıp ona gurbetlerin en acısını yaşatması onu dize getiremez ve ona "pes" dedirtemez..</p>
<p> Bir düşünün; bizim için onlar, ne uzun hazırlıklar dönemi geçirmiş!.<br />
Ne aşılmaz zorluklara toslamış ve neleri aşmış?. Ne çetin hadiselerle pençeleşmiş, ne kadar hayâl ve melâl ile oturup kalkmış?. Ne hülya ve rüyâlarla dolup boşalmış, ne kadar yeis ve inkisarlarla burkulmuş?.<br />
Ne zorluk ve sıkıntıları göğüslemiş ve kaç türlü çileyle preslenmiş?. Ne sancılar çekmiş ve ne kadar inlemiş? Kaç defa çığlık çığlığa ağlamış ve ne kadar ağlama dindirmiş?.<br />
Kaç defa merhametle coşmuş ve kaç defa merhamete ihtiyaç hissetmiş?.</p>
<p>Hâsılı bizim için ne değerli şeyler harcamış ve ne emekler sarf etmiş.. sarf etmiş ve sonra da herhangi bir beklentiye girmemişlerdir... Evet bizi, varlığa ermenin hemen her safhasında kucaklayan, koklayan, öpüp öpüp okşayan, teessür ve infiallerimizi yatıştırıp sıkıntılarımızı paylaşan; yemeyip yediren, giymeyip giydiren, açlığını-tokluğunu, açlığımız-tokluğumuz içinde hissedip yaşayan, mutluluk ve saadetimiz adına insanüstü bir gayretle akla-hayale gelmedik zorluklara katlanan.. bize, vücudumuzun gelişmesi, irâdemizin kuvvetlenmesi, zekâmızın incelip keskinleşmesi, ufkumuzun uhrevîleşmesi yollarını gösteren.. bütün bunları yaparken de açık-kapalı herhangi bir beklentiye girmeyen bir varlık varsa, işte o da ANAdır..</p>
<p>Anne, rûhundaki incelikle yürekliliği at başı götüren öyle bir şefkat kahramanıdır ki, şefkati, refeti ve zerâfetiyle ele alındığında bir tüy gibi yumuşak, bir ipek gibi de ince ve zarif olmasının yanında çocuklarını koruma ve kollama hususunda bir dişi aslan gibi sert ve parçalayıcıdır.<br />
Şu gök kubbe altında ne varsa onun eli hepsinin üstündedir.. ve cennete giden yol onun ayaklarının altından geçer.<br />
Allah, kitabında ona öyle bir ululuk ve sultanlık vermiştir ki, yeryüzü sultanlıkları ona nispeten, liyakatsiz başlarda kuru birer taçtan ibâret kalırlar. Zâten, onun ayağının altında yerini bulamamış başlardaki taçların da kalıcı hiçbir değeri olduğu söylenemez.</p>
<p>Ey ruhlar gibi ince, melekler kadar mâsum ve gökler kadar da derin, yüce ve değerli varlık, öteler sana kıymetler üstü kıymet vermekte ve senin nazını çekmektedir.<br />
 <br />
Senin ününün bestesi tâ meleklerin oturup kalktığı yerlerde duyulmakta, hayatının şarkısı cennet yamaçlarında yankılanmaktadır.</p>
<p>Sen her zaman duygu kancalarının ucu ciğerinde, din cevherinin gerdanlığı da boynunda yaşadın!<br />
 <br />
Biz hepimiz senin kölelerin, sen ise şefkat, vefâ ve samimiyet ağıyla bizleri avlayıp esir eden taçsız bir sultansın!<br />
 <br />
Eğer şu varlık âleminde her şeyin kendine göre bir rûhu, bir hayat cevheri varsa, bizim hayat cevherimiz de sen olmalısın! Allah, kıyâmet sabahında seni Zâtının ışıklarıyla aydınlatsın!<br />
 <br />
Geleceğin, cennetin cuma yamaçları gibi neşeli ve vuslatın da kutlu olsun!</p>
<p><strong>Fethullah Gülen</strong></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hep özendim sana anne ]]></title>
<link>http://minikkelebek.wordpress.com/2008/02/06/hep-ozendim-sana-anne/</link>
<pubDate>Tue, 06 May 2008 18:56:34 +0000</pubDate>
<dc:creator>Minik Kelebek</dc:creator>
<guid>http://minikkelebek.tr.wordpress.com/2008/05/06/hep-ozendim-sana-anne/</guid>
<description><![CDATA[Hep özendim sana anne!
Sabrına hayran kaldım hep.
Bakışındaki nura,
Gülüşündeki içtenliğ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hep özendim sana anne!<br />
Sabrına hayran kaldım hep.<br />
Bakışındaki nura,<br />
Gülüşündeki içtenliğe…<br />
Sonunda sen oldum anne!<br />
Senin gibi baktım olaylara.<br />
Yolda yürüken karıncalar aklıma geldi hep,<br />
Ya onları ezersem diye…<br />
Sevecen baktım insanlara…<br />
Amansızca gelen kötü şeylerden<br />
İyi dersler çıkardım hep!<br />
Sonunda sen oldum anne!<br />
En kötüsü de ne bilir misin anne?<br />
Pişman oldum!!!<br />
Sabırdan,sabırsız oldum…<br />
Bakışlarımdaki nur söndü,<br />
Gülüşümdeki içtenlikse anlamsız…<br />
Anlayacağın anne,<br />
Özendiğim sende<br />
Bir şeyi fark edememişim.<br />
Hayata karşı verdiğin mücadeledeki<br />
Tedirginliği görememişim…<br />
Sen gülerken düşüncelerini fark edememişim…<br />
Kısacası,sorumluluğun ne büyük olduğunu<br />
Anlayamamışım anne!<br />
Ezildiğini görememişim…<br />
İyi ders çıkarmalarından,sabrından<br />
Büyük haz alırken,<br />
Hep susmak zorunda kaldığını<br />
Görememişim ben anne!<br />
İdare etmen gereken o kadar insanın<br />
Sana bağırışlarını dinlerken,<br />
Senin susmalarını gördüm hep…<br />
En kötüsü de ne biliyor musun?<br />
Onların içinde ben de vardım!!!<br />
Sana bağıran…<br />
Ben de ezdim seni.<br />
Ve şimdi…<br />
Şimdi ben eziliyorum annem!<br />
Bedel ödüyorum…<br />
Zoruma gittiğinden değil<br />
Sakın yanlış anlama beni!<br />
Meğer sen ne büyük insanmışsın.<br />
Aslında o da değil anlatmak istediğim…<br />
Sen de özenmiş miydin annene anne?!!!</p>
<p><strong>Burcu Karacan</strong></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ömer Atif - Canım anam]]></title>
<link>http://minikkelebek.wordpress.com/2008/01/24/omer-atif-canim-anam/</link>
<pubDate>Thu, 24 Apr 2008 06:47:58 +0000</pubDate>
<dc:creator>Minik Kelebek</dc:creator>
<guid>http://minikkelebek.tr.wordpress.com/2008/04/24/omer-atif-canim-anam/</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:'Courier New';"><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/sjDn7z9KGz8'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/sjDn7z9KGz8&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bedirhan Gökçe - Annem]]></title>
<link>http://minikkelebek.wordpress.com/2008/01/24/bedirhan-gokce-annem/</link>
<pubDate>Thu, 24 Jan 2008 07:33:06 +0000</pubDate>
<dc:creator>Minik Kelebek</dc:creator>
<guid>http://minikkelebek.tr.wordpress.com/2008/01/24/bedirhan-gokce-annem/</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:'Courier New';"><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/VOaJflRGjwg'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/VOaJflRGjwg&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Feyzullah Koç - Canım Anam]]></title>
<link>http://minikkelebek.wordpress.com/?p=1462</link>
<pubDate>Fri, 11 Apr 2008 11:13:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>Minik Kelebek</dc:creator>
<guid>http://minikkelebek.tr.wordpress.com/2008/04/11/feyzullah-koc-canim-anam/</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/1MKGkbZxKvQ'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/1MKGkbZxKvQ&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Analar ]]></title>
<link>http://minikkelebek.wordpress.com/2008/02/06/analar/</link>
<pubDate>Wed, 06 Feb 2008 19:33:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>Minik Kelebek</dc:creator>
<guid>http://minikkelebek.tr.wordpress.com/2008/02/06/analar/</guid>
<description><![CDATA[Garibin anası pencerelerden
Yanık türkülerle yollara bakar
İncecik yüzünde her akşamüstü
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Garibin anası pencerelerden<br />
Yanık türkülerle yollara bakar<br />
İncecik yüzünde her akşamüstü<br />
Çizgi çizgi, nokta nokta bir efkâr.</p>
<p>Fakirin anası her sabah sessiz,<br />
Ağlar çocuğunun aç-çıplak durduğuna<br />
Elleri koynunda kalır çaresiz<br />
Bin pişman doğduğuna, doğurduğuna.</p>
<p>Mahkûmun anası susar konuşmaz<br />
Suçu kendisinde sanır<br />
Kaçar insanlardan, aydınlıklardan<br />
Duvarlara bile baksa utanır.</p>
<p>Açılırsa üstüm biraz, duyar da gece yarısı<br />
Kalkar yatağından gelir.<br />
Bir mübarek el uzanır yorganıma usulca<br />
Bilirim anamın elidir.</p>
<p>Bir merhamet bir sıcaklık, bir gurur;<br />
Yavrum diyen sesinde.<br />
Ve huzurun günde beş vakit nabzı vurur<br />
Beyaz tülbentinde, seccâdesinde.</p>
<p>Karımın anası anama benzer<br />
Öylesine yakın duygulu, ince.<br />
Özü-sözü bir yayla gözesi kadar berrak,<br />
Oturtacak yer bulamaz çıkıp yanına gidince<br />
Yüreği destanlar gibi sımsıcak</p>
<p>Ve alnım açıksa, başım dikse;<br />
Dirliğimiz varsa, mutluysam,<br />
Yüzüme gülüyorsa böyle bu şehir<br />
Bir beyaz zambak gibi pırıl pırılsa yavrum;<br />
Ve yavrumsa her şeyi bana sevdiren bir bir<br />
Bu mutluluk, bu düzen, bu bitmeyen aydınlık<br />
Anasının yüzüsuyu hürmetinedir.</p>
<p><b>Yavuz Bülent Bakiler</b></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Anneye]]></title>
<link>http://minikkelebek.wordpress.com/2008/02/03/anneye/</link>
<pubDate>Sun, 03 Feb 2008 16:10:33 +0000</pubDate>
<dc:creator>Minik Kelebek</dc:creator>
<guid>http://minikkelebek.tr.wordpress.com/2008/02/03/anneye/</guid>
<description><![CDATA[ey annem
benim sıcaklığım ninnilerde
benim sıcaklığım şiirlerde kalmasın
güzelliğim masa]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>ey annem<br />
benim sıcaklığım ninnilerde<br />
benim sıcaklığım şiirlerde kalmasın<br />
güzelliğim masallarda<br />
sevgin sadece gönlünde kalmasın</p>
<p>ey annem<br />
bana olan sevgin gönlünden sözlerine<br />
sözlerinden ellerine<br />
ellerinden saçlarıma aksa avuç avuç<br />
ve ben büyütsem sevgini dağ dağ<br />
çağlasam seller gibi annem<br />
ve sevgin<br />
yüzümde menekşeye, papatyaya<br />
ellerimde bereketli tohumlara, olgun başaklara<br />
gözlerimde ışıldayan yıldızlara<br />
dudaklarımda tebessüme bürünse<br />
kocaman bir sevgi yumağı olurdum ellerinde<br />
ve beni iplik iplik işlerdin annem</p>
<p>ey annem<br />
hani bahçemizde küçük bir günebakan çiçeği vardı<br />
sarı, güneş gibi sapsarı<br />
onun yapraklarını bir bir koparırdık kardeşlerimle<br />
seviyor, sevmiyor derdik her yaprağı çektikçe<br />
ve hep seviyor diye bitirirdik ne hikmetse<br />
senin adına…<br />
kalbin adına…<br />
sevmeni isterdik kendimiz adına</p>
<p>bazen kızardın, bağırırdın taşkınlıklarımıza<br />
hatta vururdun istemeye istemeye<br />
ama akşam oldu da<br />
bir köşeye sızdık mı<br />
başımızı okşar, koklardın<br />
nasıl kıydım da vurdum derdin için için<br />
cennet bu, rahmet bu<br />
evin neşesi bunlar derdin<br />
hayallere dalıp iki damla yaş dökerdin<br />
istikbalimiz adına<br />
mazimiz adına…<br />
 <br />
ey annem<br />
şimdi senin tülbent kokun<br />
hala benim için rahmet kokusu, hüznün, sevincin kokusu<br />
benim kokum da<br />
senin için umudun, istikbalin kokusu…</p>
<p><b>Adem Keven</b></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bedirhan Gökçe - Sol yanım acıyor anne...]]></title>
<link>http://minikkelebek.wordpress.com/2008/01/25/sol-yanim-aciyor-anne/</link>
<pubDate>Fri, 25 Jan 2008 12:33:30 +0000</pubDate>
<dc:creator>Minik Kelebek</dc:creator>
<guid>http://minikkelebek.tr.wordpress.com/2008/01/25/sol-yanim-aciyor-anne/</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><code><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:'Courier New';"><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/i52wRVuzA6k'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/i52wRVuzA6k&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></span></code></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Annem]]></title>
<link>http://minikkelebek.wordpress.com/2008/01/24/annem/</link>
<pubDate>Thu, 24 Jan 2008 10:39:07 +0000</pubDate>
<dc:creator>Minik Kelebek</dc:creator>
<guid>http://minikkelebek.tr.wordpress.com/2008/01/24/annem/</guid>
<description><![CDATA[Ne hız ellerini üzdün dünyadan
Balanı tek koyup nereye gittin?
Nasıl yok oluyormuş bir anda i]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ne hız ellerini üzdün dünyadan<br />
Balanı tek koyup nereye gittin?<br />
Nasıl yok oluyormuş bir anda insan<br />
Sanki bu dünyada hiç yok imişsin..</p>
<p>Güneş gurup etti… oda karardı…<br />
Bir anda yok oldun sen heyanki.<br />
Şimdi düşünürüm senden ne kaldı..<br />
Gönlünde hatıran kara hal gibi…</p>
<p>Meni boya başa getirdin anne<br />
Bize borçlu bildik her zaman seni<br />
Sen meni dünyaya getirdin anne<br />
Mense yola saldım, dünyadan seni…</p>
<p>Sen meni beşiktenmi çalmışsan<br />
Ninni çalsam sana ben de mi?<br />
Senin şirin şirin ninnilerini<br />
Sana gaytarayım cenazende mi?</p>
<p>Uykun şirin olsun’ diyerdin bana<br />
Uykun şirin olsun’ deyimmis<br />
Gerek ben başına dönüm dolanım,<br />
Beni hayat için hep uyutanım,</p>
<p>Söyle ölümçün<br />
Nasıl uyutayım seni ben bugün?</p>
<p>Bu nasıl dünyadır anlayamam ben,<br />
Cilvesi cürbecür, rengi cürbecür<br />
Dün öz nefesiyle seni insiden<br />
Bugün buza dönüp, tasa dönüptür</p>
<p>Bu nasıl dünyadır…<br />
İnsanoğlunun<br />
Hayali göktedir kendi yerdedir…<br />
Sağken omuzunda hayatın yükü<br />
Ölende ceseti çiğinlerdedir…<br />
Bu nice dünyadır. Bu nice dünya<br />
Ölüm hakikat hayatın rüya<br />
Derdimin gamımın ortagı sendin<br />
Niye yüz çevirdin ya niye menden? …<br />
‘Derdin bana gelsin’ hani diyerdin<br />
Niye dert ekledin derdime ya sen</p>
<p>Annem, kimse seni darıltamamıstır,<br />
Men seni darıltan kadar.<br />
Şimdi kime açsam derdimi bir bir<br />
Kim benim derdime yanar sen kadar?<br />
Evin her küncünde görülür yerin<br />
Gözüm ahtarcıdır anne ey anne<br />
‘Ninem’ ‘hani’ diyor küçük azerim<br />
Ne cevap verem ey anne<br />
Bilmem bilmem bilmem bu ölüm nedir<br />
Ha sen hayatta iken<br />
Nefesin ey annem hala evdedir<br />
Kendin yer altinda taşa dönmüşsün</p>
<p>Bugün yedin oldu annem…<br />
Yedi gün bizimle ağlar odalar<br />
Sene yalnız sene demek için<br />
Gönlümde ne kadar bilsen sözüm var…</p>
<p>Kimleri çağırak bugün yedi diye<br />
Halalar bacılar soruyor mene<br />
Anneme soralım o bilir diye<br />
Ben yüz tüz tutuyorum, senin o diye</p>
<p>Annem, Annem ısmarlandın anne topraga<br />
Bu ölüm sineme çekti dağ benim<br />
Sen benim arkamda benzerdin dağa<br />
Sanki de arkamdan uçtu dağ benim…</p>
<p>Kızımın adıdır senin öz adın<br />
Buda göz dağıdır bana bu günde<br />
Son defa sen mene bakıp ağladın<br />
Suretin mezara gitti gözümde</p>
<p>Ömrü başa vurdun altmış yaşında<br />
Altmışın üstünde durup yaşında<br />
Artık senin için durduğu zaman<br />
Benim beni için dolaşır<br />
Gün olur akşam…<br />
Vakit geçer sen benden uzaklaşirsin<br />
Men sana gün begün yakınlaşirım…</p>
<p>Annem öz ismini kızıma verdi.<br />
Annem torununu çok istiyerdi.<br />
Küçük torununu koyup yerine,<br />
Annem tam sakince dünyadan gitti<br />
Kızımın meyilli nazarlarında<br />
Annemi görüyrem<br />
Annem şimdi,</p>
<p>Torun nenesine benziyor aynı<br />
Büyüyor yüzeliyor yılba yıldızım<br />
Yeniden büyüyor annem yeniden<br />
Annemin özüdür tam sanki kızım</p>
<p>Hayat sanki garip sulardan<br />
Bize renkli renkli muciz gösterir<br />
Kızımı ismiyle çağırmıyrem men<br />
Ey anam diyiyrem</p>
<p>Oda hayır diyir<br />
O menem annemdir.<br />
O menem annem.<br />
Ancak bir farkı var bunu yansımakta<br />
Bir vakit annem mene cannn cannn diyerdi<br />
Şimdi men anneme cann cann diyiyrem</p>
<p>Bir vakit annem meni çok istiyerdi<br />
Şimdi men annemi çok istiyrem<br />
Men annemi çok istiyrem…</p>
<p><b>Bahtiyar Vahapzade</b></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İkbal Gürpınar - Gül annem]]></title>
<link>http://minikkelebek.wordpress.com/2008/01/24/ikbal-gurpinar-gul-annem/</link>
<pubDate>Thu, 24 Jan 2008 07:58:44 +0000</pubDate>
<dc:creator>Minik Kelebek</dc:creator>
<guid>http://minikkelebek.tr.wordpress.com/2008/01/24/ikbal-gurpinar-gul-annem/</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><code><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:'Courier New';"><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/gLpH8e2Bsfg'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/gLpH8e2Bsfg&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></span></code></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Cennet kokulum...]]></title>
<link>http://minikkelebek.wordpress.com/2008/01/24/cennet-kokulum/</link>
<pubDate>Thu, 24 Jan 2008 07:51:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>Minik Kelebek</dc:creator>
<guid>http://minikkelebek.tr.wordpress.com/2008/01/24/cennet-kokulum/</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:'Courier New';"><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/ScTkXeewXvQ'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/ScTkXeewXvQ&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></span><a href="http://www.youtube.com/watch?v=ScTkXeewXvQ"></a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Aslıhan Erkişi - Gel anne kucağına ]]></title>
<link>http://minikkelebek.wordpress.com/2008/01/24/aslihan-erkisi-gel-anne-kucagina/</link>
<pubDate>Thu, 24 Jan 2008 07:49:10 +0000</pubDate>
<dc:creator>Minik Kelebek</dc:creator>
<guid>http://minikkelebek.tr.wordpress.com/2008/01/24/aslihan-erkisi-gel-anne-kucagina/</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:'Courier New';"><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/UGVMwQz4g-Y'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/UGVMwQz4g-Y&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></span></p>
]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
