<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>bati-dedikleri &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/bati-dedikleri/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "bati-dedikleri"</description>
	<pubDate>Sun, 07 Sep 2008 22:42:41 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[İngiltere Kraliçesi’nin Bize Hatırlattıkları: Sömürge, Zulüm, İşkence…]]></title>
<link>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=172</link>
<pubDate>Wed, 21 May 2008 21:40:19 +0000</pubDate>
<dc:creator>diyalog</dc:creator>
<guid>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=172</guid>
<description><![CDATA[
Tarih boyunca, Müslümanlar idareleri altındaki milletlerin hukukuna saygı göstermişler, hiçb]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><img class="size-full wp-image-173" src="http://diyalogcu.wordpress.com/files/2008/05/kralice_ingiltere_.jpg" alt="İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth o an " width="374" height="278" /></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Tarih boyunca, Müslümanlar idareleri altındaki milletlerin hukukuna saygı göstermişler, hiçbir devirde bunlara zulüm işkence yapmamışlardır. Mesela Osmanlının hiçbir döneminde kendilerinden olmayanlara zulüm yapılmamış, bunlar birbirlerine düşürülerek kırdırılmamıştır. Batılı sömürgeciler ise, her türlü zulmü işkenceyi reva görmüşlerdir. Sadece Müslümanlara değil, kendi inançlarından olmayan yani Hıristiyan olmayan herkese aynı muameleyi göstermişlerdir.<br />
</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Umulur ki, 21. yüzyılda artık bu huylarından, politikalarından vazgeçmişlerdir. Geçmişte yaptıklarından ders almışlardır. İbret alınması için geçmişte yaptıkları bazı uygulamalarından örnekler vermek istiyorum: Meselâ, İngilizlerin en büyük sömürgeleri olan Hindistan’ın Amritsar şehrinde 1919 senesinde bir gün âyin sebebi ile toplanan Hindûlar, bisikleti ile oradan geçen bir Hıristiyan kadın misyonerine gereken hürmeti göstermedikleri için <strong>misyoner</strong> kadın, İngiliz generale bunları şikâyet eder.<br />
</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> General derhâl askerlerine emir vererek, ma’bedde âyinle meşgûl halkın üzerine ateş açtırıp on dakîkada yüzlerce kişiyi öldürtür. General bununla da yetinmeyerek, halkı üç gün elleri ve ayakları üzerinde hayvan gibi yürütür.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Şikâyet üzerine olayın aslını tahkîkât için Hindistan’a gelen müfettiş, generale müdafaasız halka ateş açtırmasının sebebini sorar. General: “Buranın kumandanı benim. Öyle lüzûm gördüm ve emrettim” cevâbını verir. Müfettiş: “Pekâlâ, halkın yüzüstü sürünmesini emretmenizin sebebi nedir?” diye sorar. General: </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong>“Hindlilerden bir kısmı tanrıları karşısında yüzüstü sürünüyorlar. Bunlara, bir İngiliz kadının bir Hindû tanrısı kadar mukaddes olduğunu ve onun karşısında da hakâret değil, sürünmeleri îcap ettiğini anlatmak istedim”</strong> diye cevap verir...<br />
</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Hindistan hükümdarı Bahadır Şah, İngilizlerin yaptıkları zulümlere dayanamayarak, 1857’de, İngilizlere karşı askerlerin ve halkın teşvîki ile büyük bir ayaklanma başlatmıştı. İngilizlerin Şah’a karşı tepki ve zulmü çok şiddetli oldu. İngiliz askerleri, genç, ihtiyâr, kadın erkek demeden bütün Müslümanları, hattâ çocukları kılıçtan geçirdiler.<br />
</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Şâh teslîm oldu. İki oğlu ve torunu öldürüldü. Bunların etinden çorba yaparak Şâh’a ve hanımına ikram edildi. Çok aç olduklarından hemen ağızlarına aldılar. Fakat, ne eti olduğunu bilmedikleri hâlde çiğneyemediler, yutamadılar. Kustular, çorba tabaklarını yere bıraktılar. Vâli Henri Bernard onlara: “Niçin yemediniz? Çok güzel çorbadır. Oğullarınızın etinden yaptırdım” dedi. Bir insan bunu nasıl yapar? Yapar çünkü, bunlar kendilerinden başkalarını insan kabul etmiyorlar...<br />
</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Araştırmacı yazar sayın Yusuf Gezgin, <em>Aktifhaber</em>’de bakınız İngilizleri ve politikalarını nasıl anlatır:<br />
</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> “Köleliği sistematik hale getirip, insanları yurdundan, ailesinden kopararak ‘bir ticari meta’ haline getiren bunlardır. Çok değil beş asır önce bir toprağı, kimliği medeniyeti olan Kızılderililerden, Aborijinlere, Mayalara, Asteklere kadar onlarca milletin-medeniyetin köküne kezzap suyu döken bunlardır.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Bütün sınır anlaşmazlıklarının ve toprak kavgalarının arkasında İngilizler vardır. İngilizlerin çekildiği coğrafyalarda nizasız, kavgasız, huzur içinde tek bir ülke, bölge gösteremezsiniz. <strong>Çekildikleri yerlerde özellikle problem bırakırlar ki, elleri o coğrafyadan çekilmesin.</strong><br />
</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> İngiltere demokrasinin beşiği bilinir. <strong>Ama demokrasiyi sadece kendilerine layık görürler.</strong> İngilizlerin çekildiği bütün coğrafyalar acımasız diktatörlerin elindedir. Zira diktatörleri idare etmek, yönlendirmek ve buyruklara amade kılmak milletleri yönlendirmekten çok daha kolaydır. Halklar demir yumruklar altında ezilirken bunlar ‘demokrasiyi’, ‘insan haklarını’ değil, diktatörlerden tahtlarını koruma mukabili rüşvet aldıkları imtiyazları, zenginlikleri hatırlarlar.<br />
</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong> İngiltere Kraliçesinin tarihî ve turistik yöreleri gezmek için geldiğini sanmıyorum! Acaba Kraliçe Türkiye’de, kendi kurdukları sarsılan derin dengeleri yeniden inşa etmek veya revize etmek için mi geldi? Yoksa, Orta Doğu’da uygulanacak yeni planlara bizi hazırlama, altyapı oluşturma amacı mı var?</strong>”</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İslam Adaleti ve Vahşi Haçlı Zihniyeti]]></title>
<link>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=160</link>
<pubDate>Tue, 13 May 2008 17:52:19 +0000</pubDate>
<dc:creator>diyalog</dc:creator>
<guid>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=160</guid>
<description><![CDATA[
Dinler arası diyalogdan, hoşgörüden bahseden Hıristiyan devletler, geçmişte pek çok defa ol]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><a href="http://diyalogcu.wordpress.com/files/2008/05/irak_amerika_isgal_katliam_.jpg"><img class="size-full wp-image-161" src="http://diyalogcu.wordpress.com/files/2008/05/irak_amerika_isgal_katliam_.jpg" alt="ırak ıraklı çocuk ırak işgali ırak savaşı ırak fotoğrafları savaş kan zulüm Very graphic image from Iraq" width="325" height="404" /></a></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Dinler arası diyalogdan, hoşgörüden bahseden Hıristiyan devletler, geçmişte pek çok defa olduğu gibi bugün de, acımasızca Müslümanların üzerine saldırmakta, kadın, çocuk, sivil demeden önüne geleni katletmektedir. Geçmişte yaptıkları Haçlı zulümlerine bir yenisini daha ekleme zilletindedirler.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">İnsanlık tarihi boyunca, zalim diktatörler, ellerini kana boyayıp, memleketlere hâkim olmuş, zulüm ile insanları inleterek, sömürerek, üstün silâhlar yapmış, dünyayı korkutmuş iseler de, çabuk yıkılmışlar ve tarih boyunca, la’netle anılmışlardır. </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Örümcek yuvası gibi çabuk kurulan tuzakları, sabâh rüzgârı gibi hafîf bir kuvvetle uçmuş, insanlığa yarar bir şey bırakmamışlardır. Şimdi de, zulme dayanan devletler, ne kadar büyük ve kuvvetli görünseler de, elbette yıkılacak, zulüm pâyidâr olamayacaktır. </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Böyle zalimler, bir anda parlayan kibrite benzer ki, etrafındaki saman, talaş gibi hafîf şeyleri tutuşturur, eli yakar, evleri harâb edebilir. Kendi ise, hemen söner, biter. Adâlete dayanan devletler ise, kaloriferlerin radyatörü gibidir. Radyatör, bir şeyi yakmaz, odaları ısıtarak, insanlara rahatlık verir. Sıcaklığı aşırı, zararlı değildir. Fakat ısı, enerji kaynağına mâliktir. İslâmiyet de, böyle faydalı bir enerji kaynağı olup, kendisine bağlanan fertleri, âileleri ve cemiyetleri besler, kuvvetlendirir. Böyle hareket eden devletler tarihte az da olsa vardır. </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">İslam tarihini inceleyenler bilir. Hz. Ömer on yıllık Halifeliği zamanında devrin iki süper devleti olan Bizans ve Sasani imparatorluğunun toprakları içinde bulunan Suriye, Filistin, Mısır, Irak ve İran’ı devletinin sınırları içine aldı. Kuzey Afrika’dan Türkistan’a, Azerbaycan’dan Yemen’e kadar uzanan iki milyon kilometre kareden büyük bir İslam Devletini kurdu ve mükemmel müesseselerle, gayet muntazam bir şekilde yönetti. Herkes can ve mal güvenliği içinde idi. Tahakkümleri zulme değil, adalete, merhamete dayanıyordu. </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Rum İmparatoru Herakliyus'un büyük ordularını perişan eden İslâm askerlerinin başkumandanı Ebû Ubeyde bin Cerrâh hazretleri zafer kazandığı her şehirde tellallar dolaştırarak, Rumlara halîfe Hazret-i Ömer'in emirlerini bildirirdi: </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong>“Ey Rumlar! Allahü teâlânın yardımı ile ve halîfemiz Ömer'in emrine uyarak, bu şehri de aldık. Hepiniz ticâretinizde, işinizde, ibâdetlerinizde serbestsiniz. Malınıza, canınıza, ırzınıza, kimse dokunmayacaktır. İslâmiyetin adâleti aynen size de tatbîk edilecek, her hakkınız gözetilecektir. Dışardan gelen düşmana karşı, Müslümanları koruduğumuz gibi, sizi de koruyacağız. Bu hizmetimize karşılık olmak üzere, Müslümanlardan hayvan zekâtı ve uşur aldığımız gibi, sizden de, senede bir kere cizye dediğimiz vergiyi vermenizi istiyoruz. Size hizmet etmemizi ve sizden cizye almamızı Allahü teâlâ emretmektedir.”</strong> </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Cizye de rastgele alınmazdı. Fakîrlerden kırk, orta hallilerden seksen, zenginlerden yüz altmış gram gümüş veya bu değerde mal yahut tahıldır. </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Kadınlardan, çocuklardan, hastalardan, yoksullardan, ihtiyârlardan ve din adamlarından cizye alınmazdı. </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Humus Rumları, vergilerini seve seve getirip, Beytülmâl emîni Habîb bin Müslim'e teslîm ettiler. Bir müddet sonra, Herakliyus'un, bütün memleketinden asker toplayarak Antakya'ya hücûma hâzırlandığı haber alındı. Bunun üzerine, Humus şehrindeki askerlerin de, Yermük'teki kuvvetlere katılmasına karar verildi. Ebû Ubeyde, şehirde tellallar dolaştırdı: </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong>“Ey Hıristiyanlar! Size hizmet etmeğe, sizi korumağa, söz vermiştim. Buna karşılık, sizden cizye almıştım. Şimdi ise, halîfeden aldığım emir üzerine, Herakliyus ile gaza edecek olan kardeşlerime yardıma gidiyorum. Size verdiğim sözde duramayacağım. Bunun için hepiniz Beytülmâla gelip, vergilerinizi geri alınız! İsimleriniz ve verdikleriniz defterimizde yazılıdır.”</strong> </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Böyle bir olay dünyanın neresinde görülmüş? Sömürme, gelirlerine el koymayı bırakın, hiçbir zorlama olmadan, zorlamayı bırakın normal istek bile olmadan alınan paralar iâde ediliyor. </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Hıristiyanlar, Müslümanların bu adâletini, bu şefkatini görünce, senelerden beri Rûm İmparatorlarından çektikleri zulümlerden ve işkencelerden kurtuldukları için bayram yaptılar. Çoğu seve seve Müslüman oldu. </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Hatta çoğu, kendi arzûları ile Rum ordularına karşı İslâm askerine câsusluk yaptılar. Ebû Ubeyde böylece, Herakliyus'un ordularının her hareketini günü gününe haber alırdı. Büyük Yermük zaferinde bu Rum câsuslarının büyük yardımı oldu. İslâm devletlerinin meydana gelmesi, yayılması, asla saldırmakla, öldürmekle olmadı. </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">İslam devletlerini ayakta tutan, yaşatan, büyük ve başlıca kuvvet, îmân kuvveti idi ve İslâm dîninde çok kuvvetli bulunan adâlet, iyilik, doğruluk ve fedâkârlık kudreti idi. Bunu için zulümleri ile değil, adaletleri ile anılıyor. Bundan sonra da anılacak!..</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sapık papazları örtbas etme fonu]]></title>
<link>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=153</link>
<pubDate>Wed, 07 May 2008 10:44:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>diyalog</dc:creator>
<guid>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=153</guid>
<description><![CDATA[
Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlı Amerikan Rum Ortodoks kilisesinin bünyesindeki bazı papazlar]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><img class="size-medium wp-image-154" src="http://diyalogcu.wordpress.com/files/2008/05/papaz_kilise_ortodoks_.jpg?w=200" alt="papaz kilise ortodoks rahip rahibe papa katolik hıristiyan sübyancı sapık adam" width="271" height="405" /></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong>Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlı Amerikan Rum Ortodoks kilisesinin bünyesindeki bazı papazların sübyancılık vakalarının “örtbas” edilmesi için 6 yılda 8.3 milyon dolar tazminat ödendiği açıklandı.</strong><br />
</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Haftalık “Thema” gazetesinin manşet haberine göre, Rum asıllı Amerikalıların Ortodoks kilisesi lideri Başpiskopos Dimitrios, cemaati içinde, “sübyancılık vakalarını örtbas etme” ve “çocukların velileriyle, tazminat ödeme yoluyla işi tatlıya bağlama” taktikleri nedeniyle yoğun eleştiri altında...</span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong>Buzdağının tepesi</strong><br />
</span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Son yıllardaki sübyancılık vakalarından sadece 11 papazla ilgili olanlar kamuoyunca öğrenilebildi. Örtbas edilen vakaların sayısı bilinmiyor. “Amerikan Rum Ortodoks kilisesinde seksüel tacize uğrayanlara yardım” cemiyeti kurucusu Kathy Larson, “Ortodoks kiliselerinde sübyancılık vakaları çok, kamuoyuna duyurulanlar sadece buzdağının tepesini oluşturuyor. Failler Yunanistan’a kaçıyor. Yunanistan’da papazlık yapmayı sürdürmeleri olasılığı beni çok huzursuz ediyor” dedi.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong>72 yaşında yargıda</strong><br />
</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> ABD’deki Rum Ortodoks toplumunu çalkalayan en son sübyancılık skandalı, 20 Mayıs’ta ABD adaletince incelenmeye başlanacak. Gazeteye göre, fail geçmişte 5 çocukla ilişkide bulunmuş, şimdi 72 yaşında olan papaz Nikolaos Katinas.<br />
Başpiskopos Dimitrios’un yakını olan Nikolaos’un çocuklarla kilise içinde seks yaptığı belirtiliyor. Nikolaos Katinas’ın yargılanması sürecinde kilise hiyerarşisinin “örtbas çabaları” kanıtlanırsa, Dimitrios’un da suçlanması gündeme gelebilecek. Papaz Nikolaos şimdi Yunanistan’da yaşıyor.</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Maksatları dini tartışılır hale getirmek!]]></title>
<link>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=151</link>
<pubDate>Sat, 03 May 2008 12:44:10 +0000</pubDate>
<dc:creator>diyalog</dc:creator>
<guid>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=151</guid>
<description><![CDATA[
Bir asırdan fazla zamandır, beyni dışarıda olan organizasyonlar ile İslamiyet ters yüz edilm]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-152 aligncenter" src="http://diyalogcu.wordpress.com/files/2008/05/zwemer_2.jpg?w=207" alt="ünlü misyoner ve islam düşmanı Samuel M. Zwemer" width="252" height="365" /></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Bir asırdan fazla zamandır, beyni dışarıda olan organizasyonlar ile İslamiyet ters yüz edilmek, her şey tersine çevrilmek isteniyor. Çok sinsi ve organize bir şekilde doğrular yanlış, yanlışlar doğru olarak empoze ediliyor. Düşünebiliyor musunuz, imandan sonra İslamiyet’in en önemli emri olan namazı bile, üç vakit mi beş vakit mi diye tartışılan bir ülke haline geldik. Tartışıldığına göre aksini savunanlar da var demektir. Nerede ise İslamiyet’in tartışılmadık bir tarafı kalmadı. <strong>Gayeleri yıkamasalar da, en azından, kafalara şüphe tohumu ekmek, tutmasa bile iz bırakmak.</strong></span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Tartışılan konular, ekonomi, siyaset değil, dini konular. Ekonomiyi tartışmakla insanın imanına, dinine bir zarar gelmez. Fakat dini konuyu tartışmak böyle değil, birçoğu insanı dinden imandan eder. Dini hassasiyet, şuur azaldığı için çok kimse bunun farkında değil.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Yıllardır, ısrarla tartışma konusu yapılarak, sinsice yönlendirilen konuların bazıları şunlar:</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong>“İslamiyet akıl mantık dinidir.”</strong> Hâlbuki İslamiyet vahiy dinidir; Cenab-ı Hakkın, Peygamber efendimize vahyettiği, bildirdiği bize de, Peygamber efendimizden, Eshabından ve İslam büyüklerinden nakledilerek gelen dindir. Bunun akla, mantığa uygunluğu tartışma konusu yapılamaz. Yapılırsa, ortaya atılan din değil, o kimsenin düşüncesi olur.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong>“Mezheblerin dinde yeri yoktur, mezheplere inanmayın!”</strong> Peygambersiz bir dinin tatbiki nasıl mümkün değilse, mezhepler olmadan da dinin tam olarak, yaşanması mümkün değildir. Zaten Peygamber efendimiz de, farklı ictihadların, mezheblerin rahmet olduğu bildirmişlerdir. Bunun içindir ki, asırlardır bunun hiçbir zaman tartışması yapılmamış, ilmi ne kadar yüksek olursa olsun her âlim, derecesi ne olursa olsun her evliya mutlaka dört mezhebden birine tabi olmuştur.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong>“Dininizi fıkıh kitaplarından değil, meallerden öğrenin!”</strong> Böyle söyleyenlere, şunu sormak lazım, anayasada, vergi ile ilgili sadece, herkes vergi vermekle mükelleftir, ifadesi var. Sadece bu maddeye göre vergi vermek mümkün mü? İşçi, memur, esnaf, iş adamı nasıl, ne oranda, ne zaman vergi verecek? Vergi kanunları, yönetmelikleri, genelgeleri olmadan bu mümkün mü? Bunun gibi, Kur’anı kerimde, namaz kılın, zekât verin emri bildirilmiş, bunu tatbik şekli, hadis-i şeriflerle ve bunların açıklaması olan fıkıh kitaplarında bildirilmiştir. Bunlar olmazsa namaz nasıl kılınacak, zekât nasıl verilecek? Dinin diğer bütün emirleri de böyledir?</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong>“Kadın erkek eşittir, erkeğin üstünlüğü yoktur. Kadın toplumun her kesiminde yerini almalıdır.”</strong> Evet, erkek kadından üstün değildir, çünkü üstünlük takvadadır, dine uymadadır. Kadının erkeğe eşit olmadığı, naklen de ilmen de sabittir. Anatomik, fizik, ağırlık, güç bakımından eşit olmadığı ortadadır. Buradaki maksatları, eşitliğini öne sürerek, sözde kadının yanında görünerek, kadını sokağa çekmek; böylece aileyi sarsarak parçalamak ve manevi değerlerin sonraki nesillere geçmesine mani olmaktır. Kadının nazik, duygusal yapısı sokak mücadelesine uygun değildir. Onun bünyesi, ev işleri ve çocuk eğitimine yatkındır. Cenab-ı Hak onu öyle yaratmıştır. Başka işler için kadını zorlamak ona da cemiyete de zarar verir.</span></p>
<p><strong><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Her sene, temcid pilavı misali, Ramazan gelir oruç, zekât tartışması yapılır; Kurban Bayramı gelir, kurban tartışması yapılır; Hac mevsimi gelir, hac tartışması yapılır… Kandil gelir, kandilin tartışması yapılır.  Bütün bunların, tesadüfen, organize olmadan yapılması mümkün mü?</span></strong></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Ülkemizde yaşayan dini azınlıklar, vahiy ile gelmemiş, hepsini kendileri uydurmuş dinlerini istedikleri gibi yaşarlar, kimse bunların yaptığını tartışmaz. Çünkü bunlarla ilgili hazırlanan sinsi program yok.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Bu tartışmaların gerçek sebebini zaten kendileri söylemişler yıllar önce. Misyonerlerin önde gelen isimlerinden <strong>Zwemer</strong>, 1930'ların başında Kudüs'te Zeytindağı'nda toplanan misyonerler kongresinde yaptığı konuşmada bakınız bu tartışmaların gerçek sebebini nasıl anlatıyor. :</span></p>
<p><strong><span style="font-family:verdana;color:#600000;font-size:small;">“Sizin göreviniz, Müslümanların Hıristiyan yapılması değildir. Asıl göreviniz onları dinlerini sorgular, tartışılır hale getirmektir. Bu sağlanırsa gerisi kendiliğinden gelir. Bizim yapmak istediğimizi kendi kendilerine yaparlar.”</span></strong></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Keşke Samimi Olabilseler!]]></title>
<link>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=148</link>
<pubDate>Fri, 02 May 2008 10:26:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>diyalog</dc:creator>
<guid>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=148</guid>
<description><![CDATA[
Son zamanlarda, Vatikan, tarihte görülmemiş bir propaganda hamlesiyle Hıristiyanlığı tanıtm]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-149 aligncenter" src="http://diyalogcu.wordpress.com/files/2008/05/diyanet_dergisi.jpg?w=225" alt="diyanet dergisi dinler arası diyalog " width="289" height="231" /></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Son zamanlarda, Vatikan, tarihte görülmemiş bir propaganda hamlesiyle Hıristiyanlığı tanıtma, yayma gayreti içine girdi. Dozaj çok artırıldığı için diyalog dengesi de bozuldu. Çünkü diyalog eşit şartlarda olursa istenilen fayda sağlanabilir. Bu propagandalardan zarar görmemek için tedbir almak, yapılmak istenileni anlamak zarureti hâsıl oldu. <strong>Diyanet Dergisi</strong>’ndeki bir yazı yapılmak istenileni çok güzel özetlediği için bu yazıyı okuyucularımın istifadesine sunmak istedim:<br />
</span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> “İnsanlığın kurtuluşu için gönderilmiş olan İslâm Dini, kıyamete kadar sürecektir. <strong>Hak ve son din İslâm</strong> geldiğinde, daha önce gelen ve tahrif edilen diğer dinlerin hükümlerini kaldırmıştır. Çünkü İslâm dini bütün insanlığın yaratılışına uygun temel prensiplere sahiptir. Akılla ve ilmî gerçeklerle çelişmez. Bu dinin Peygamberi Hz. Muhammed de bütün insanlara örnek teşkil edecek bir özellikte yaratılmıştır.<br />
Bu gerçeği göremeyen Roma Katolik Kilisesi, Avrupa’ya tamamen hakim olduktan sonra, önce dünyayı silah gücü ile Hıristiyanlaştırmaya çalıştı. Bu sebeple <strong>Haçlı seferleri </strong>düzenlendi. Haçlı orduları dalgalar halinde Müslüman ülkelerinin üzerine yürüdüler. Yapılan savaşlarla gayelerine erişemeyeceklerini anlayınca, Papa ve Hıristiyan hükümdarlar bu işi barış yolu ile ve tatlılıkla yapmaya karar verdiler. İşte bugünkü Vatikan’ın faaliyetlerinin temeli bu karara dayanır.<br />
</span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong> Tek gaye ve amaçları; Batı emperyalistlerinin emelleri önüne çekilmiş kalın duvar olan İslâmı yıkmak ve Müslümanları ezmek, Müslüman ruhunda İslâm inancını sarsmak ve onları Hıristiyanlaştırmaktır.</strong><br />
</span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Bu gayelerine ulaşabilmek için de şu faaliyetlerde bulunuyorlar: İslâm karşıtı fikirleri yaymak. Müslüman çocuklarının sırf maddeci bir terbiyeyle yetiştirilmesini sağlamak ve onlar ile tarihleri arasına perde germek. İslâmı modern hayata ayak uyduramama gibi kusurlarla itham ederek fikrî hücuma geçmek ve modern hayatın mefhumlarını İslâm’dan üstün göstermek suretiyle Müslümanları dinlerinden ayırmaya zorlamak.<br />
</span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Bu fikirleri de yıllardan beri; barış, toplumsal ahenk, endüstriyel ilişkilerin insancıllaştırılması, ırkların özgürleştirilmesi, sınıf farklarının giderilmesi ve dinler arası diyalog, hoşgörü gibi evrensel insanî değerleri işliyorlar. Fakat hiç de samimi olmadıkları ortadadır. Keşke Hıristiyanlık, bu projelerinin ardında samimiyet besleseydi! Keşke yakın geçmişte Azerbaycan’da, diğer Türk Cumhuriyetlerinde, Bosna-Hersek’te, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde; günümüzde Kosova’da biçare Müslümanların acil birçok ihtiyacını gidermek karşılığında onların vicdanlarını satın almaya kalkan misyonerlere engel olsaydı!<br />
</span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Ülkemizdeki hassas konuları iyi bilmektedirler. Bu hassas konularda fırsatını düşürdükleri anda devreye girmektedirler. Misyonerler Türkiye’de dinî hayatın zayıflamasını fırsat bilip, bu boşluktan azami ölçüde yararlanmaktadırlar.<br />
Her fırsatta soydaşlarımıza din değiştirmek karşılığında mâlî destek sağlayacaklarını vaat etmektedirler. Bunun manası; vicdanların para ile satın alınmaya çalışılması demektir.<br />
</span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong> Tolerans, sevgi, barış ve kardeşlik gibi süslü sloganlarla yola çıkanlar, aynı hoşgörüyü, toleransı; İslâm’a tanımadıktan ve düşmanlıklarından vazgeçmedikten sonra bunlara kim inanır?</strong><br />
</span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Sonuç olarak Kur’an-ı kerimin ifadesiyle: </span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong>“Allah katında hak din İslâm’dır.”</strong><br />
</span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong> “Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, bu din asla kabul olunmaz ve o ahirette de büyük zarara uğrayanlardandır.”</strong><br />
</span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Her şeyin gerçeğini en iyi bilen Yüce Allah olduğuna göre; O’nun orijinal kelâmı olan Kur’an-ı kerimin mesajına kulak vermekten başka insanlık için kurtuluş çaresi yoktur.<br />
</span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Bunun için; misyonerlik faaliyetleri başta olmak üzere ülkemizi, dinimizi ve milletimizi bölmeye yönelik her türlü yıkıcı faaliyet karşısında dikkatli olmak zorundayız. Bunlara karşı mücadele etmek için öncelikle yeni yetişen nesillerimizi bu cereyanlara karşı sağlam ve doyurucu bilgilerle teçhiz etmek durumundayız. Genç nesillerle beraber bütün ülke insanını millî ve manevî değerlerle donatmalıyız. Bu uyarılara kayıtsız kalındıktan sonra ortaya çıkan manzara karşısında hayıflanmanın faydası olmayacaktır. Her fırsatta gereken tedbirleri almak, bu vatanı bize emanet edenlere karşı bir vefa ve namus borcudur. Bu aynı zamanda her Müslümanın vazifesidir.” </span></p>
<p style="text-align:right;"><em><strong><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">(Hasan Yıldırım-Diyanet Dergisi, sayı 106)</span></strong></em></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Asıl Amaç İslâm’ı Protestanlaştırmak ]]></title>
<link>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=146</link>
<pubDate>Fri, 18 Apr 2008 13:28:59 +0000</pubDate>
<dc:creator>diyalog</dc:creator>
<guid>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=146</guid>
<description><![CDATA[
Hıristiyanlıktaki Protestanlık benzeri bir anlayışın İslâm inancı içine yerleştirilmeye ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-147" src="http://diyalogcu.wordpress.com/files/2008/04/ebubekir_sifil.jpg" alt="Dr. Ebubekir Sifil milli gazete dinler arası diyalog" width="281" height="300" /></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Hıristiyanlıktaki Protestanlık benzeri bir anlayışın İslâm inancı içine yerleştirilmeye çalışıldığını söyleyen Dr. Ebubekir Sifil, ESAM’da verdiği konferansta önemli uyarılarda bulundu. Sifil, Hıristiyanların aynı İncil’e inanmasına rağmen Protestanlık mezhebiyle kilise ve papayı devreden çıkararak herkesin İncil’den ne anlıyorsa onu yaşamasının istendiğini anımsatarak “İslâm’ı dönüştürme çabalarının da varmak istediği nokta burasıdır. <strong>Protestan İslâm oluşturmak isteniyor.</strong> Müslümanların bunu iyi görmesi gerekiyor” dedi.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Dr. Ebubekir Sifil, İslam’ı dönüştürme çabalarının tehlikeli boyutlara geldiğini belirterek, <strong>"asıl tehlike ise dışarıda değil içeriden kaynaklanıyor" </strong>dedi. Kanaat önderlerinin İslam’ı dönüştürme çabalarına nasıl katkıda bulunduklarını çarpıcı örnekleri ile anlatan Sifil, bu çabaların asıl hedefinin ise <strong>Protestan İslam</strong> oluşturmak olduğunun altını çizdi.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin (ESAM) bu haftaki konferansına Dr. Ebubekir Sifil konuşmacı olarak katıldı. <strong>‘İslam’ı Dönüştürme Çabaları’ </strong>konulu konferansta çarpıcı değerlendirmelerde bulunan Sifil, İslam üzerindeki dönüştürme faaliyetleri incelendiğinde insanlık tarihinde en önemli kırılmanın modern dönemde yaşandığına dikkat çekti. Modernizm, dünyevilik gibi kavramlarla din de dahil her şeyin değişime tabi olduğu yönündeki anlayışın bu kırılmanın en önemli noktasını oluşturduğunu söyleyen Sifil, Müslümanların da bilinçaltında bu değişimin izlerinin görüldüğünü kaydetti. İşin en tehlikeli tarafının da burası olduğunu ifade eden Sifil, <span style="text-decoration:underline;"><strong>"Sembollerimize karşı yapılan saldırıları hemen red ediyoruz ama bilinçaltımızda bizi biz yapan kodlarımızla oynanmasını ise kabul ediyoruz"</strong></span> dedi. </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">İnanç değerlerinin kodlarının da <strong>kanaat önderleri vasıtasıyla</strong> oynandığının altını çizen Sifil, "Dinimize dil uzatanlara hemen refleksimizi ortaya koyarak red ediyoruz ama aynı safta namaz kılanların söylediklerini de ‘esas İslam bu’ diye içselleştiriyoruz" şeklinde konuştu.  Bu durumun çok tehlikeli boyutlara geldiğini vurgulayan Sifil, "Din kodlarımızı, çağdaş terminoloji ile çarpıştığı yerde hemen red ediyoruz" dedi. </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Modern değerlerin ön plana çıkarılması, hayatın bu çerçevede değerlendirilmesi anlamına gelen dünyeviliğin Protestanlık mezhebinin bir ürünü olduğunu bunun sac ayaklarının da gelişme-ilerleme-kalkınma gibi kavramlardan oluştuğunu ifade eden Ebubekir Sifil, "Gelişme-ilerleme-kalkınma kavramlarının arkasında da sömürge, kölelik ve rasyonalite vardır" dedi. "Bugün sömürgeleşmeden uzak kalarak gelişen bir tane bile Batı ülkesi yoktur. Hepsinin gelişmesi, ilerlemesi ve kalkınması sömürerek ve köleleştirerek mümkün olmuştur" dedi.</span></p>
<p style="text-align:right;"><em><span style="font-family:verdana;color:#325a78;">(Milli Gazete 18.04.2008)</span></em></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kaş Yapalım Derken Göz Çıkarmayalım!]]></title>
<link>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=142</link>
<pubDate>Fri, 11 Apr 2008 18:08:13 +0000</pubDate>
<dc:creator>diyalog</dc:creator>
<guid>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=142</guid>
<description><![CDATA[
Dün, İngiliz basınının Diyanet’in, Hadis-i şerifler ile ilgili çalışmalarındaki memnuye]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><img class="aligncenter size-medium wp-image-143" src="http://diyalogcu.wordpress.com/files/2008/04/diyanet.gif" alt="diyanet işleri başkanlığı logo ilahiyatçılar dinde reform çalışmaları hadis çalışmaları hadisleri ayıklama projesi sapık hareketler" width="239" height="235" /></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Dün, İngiliz basınının Diyanet’in, Hadis-i şerifler ile ilgili çalışmalarındaki memnuyetlerinden ve sebeplerinden bahsetmiştik. Bugün de, bu hadis-i şerif çalışmalarını – basının ifadesiyle ayıklamalarını- yürüten kuruldaki akademisyenlerin İngiliz basına verdikleri cevaplardan söz etmek istiyorum.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Kanaatime göre, verilen cevaplar halkımızı tatmin etmedi. Verilen cevapların bir kısmı kapalı, muğlak. İfadeler, yapılmak istenenler net değil. Bazıları da, dolaylı olarak ifade edilse de, İngiliz basınını doğrular mahiyette. Gerçek belki böyle değil ama görüntü böyle! En önemlisi, böyle bir çalışmaya gerçekten ihtiyaç var mıydı? <strong>Halkımızın, bilinmesi gereken zaruri iman, ibadet bilgilerinde bile pek çok eksiği varken böyle bir çalışma kime ne fayda sağalayacak?</strong> Halkımız, avam için yazılmış ilmihal kitaplarını bile anlamaktan âciz iken, onları hadis deryasına sokmanın faydasını zararını iyi hesap etmek gerekir. Yüzme bilmeyeni denize itip, sonra da, yüzme öğrenseydi, demek akla da mantığı da aykırı. Şimdi gelelim verilen cevaplara:</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Deniliyor ki,</span></p>
<p style="padding-left:30px;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> "İslam'ı değil dindarlığımızı, kendimizi reforme ediyoruz. Müslümanlar dini bilgilerini yenilemek, dindarlıklarını güncellemek zorundadırlar. Hadisleri 21. yüzyılda yaşayan bir insan olarak anlamaya çalışıyoruz. ‘Dini 8. asırdakiler anladı, bu bize yeter' diyemez!”</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Kapalı olan, net olmayan işte bu tür açıklamalar. İslamı değil, kendimizi reforme ediyoruz, dindarlığımızı güncelleştirmek istiyoruz, ne demek! Güncelleştirme yeni bilgiler, yeni değişiklikler üzerinde yapılır. <strong>Yeni dini bilgiler mi geldi, yeni gelen vahiy bilgilerine göre mi kendimizi yenileyeceğiz? Böyle bir şey sözkonusu olmadığına göre neyimizi güncelleştireceğiz?</strong></span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Ayrıca,” Dini 8. asırdakiler anladı, bu bize yeter' diyemez!” sözü de çok iddialı bir çıkış. Sekizinci asır, mezheplerin şekillendiği, ortaya çıktığı bir devir. Dört mezhep imamlarından olan, İmamı A’zam Ebu Hanife, İmam-ı Şafii, İmam-ı Malik, İmam-ı Hanbel gibi İslam fıkhının dört direği olan zatların ve bunların yetiştirdiği fıkıh âlimlerinin anladıkları ile yetinmeyip de kimin sözü ile yetineceğiz. Akşam başka sabah başka hüküm bildiren, halkımızın kafasını karıştırmak için televizyon televizyon dolaşıp şaklabanlık yapan ilahiyatçıların sözleri ile mi yetineceğiz, dini bilgilerimizi güncelleştireceğiz. 1200 yıldan beri, bütün İslam alemi bunlarla yetinmişken, biz niçin yetinemeyiz? 1200 yıldan beri milyarlarca Müslümanın yaptığı yanlış da bizim yapacağımız mı doğru olacak? Bu dinde yeni bir anlayış, yeni bir yaklaşım, başka bir ifade ile bir çeşit reform olmayacak mı? O zaman İngiliz basınına olayı çapıttı diye niçin kızıyoruz?</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Başka bir kurul üyesi de,</span></p>
<blockquote><p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> “İnsanların Peygamberin sahih hadis ve sünnetini kolayca anlayarak, uygulayabilecekleri, bilimsel bir kılavuz hazırlıyoruz. Ancak bu kitap ne hukuk, ne fıkıh ne ilmihal ne de ansiklopedi olacak. İnsanlar bu kitabı okuduğunda örneğin kurban konusunda Peygamberimizin hem sözlerini hem de uygulamalarını bulacak, doğrusunu yapacak!”</span></p></blockquote>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Bu ifadelerden anlaşılıyor ki, ibadetlerin doğru olarak yapılabilmesi için, fıkıh kitaplarını, ilmihal kitaplarını 1400 yıllık uygulamaları bir tarafa bırakıp hadis-i şerifleri esas almak gerekir. Bütün usul ve akaid kitaplarında geçen; “dinin kaynağı dörttür; Kuran’ı kerim, Hadis-i şerifler, İcma ve kıyas” kaidesi ne olacak! 21. yüzyıldayız diye son ikisini, mezhepleri artık yok mu farzedeceğiz? Bu da bir çeşit reform sayılmaz mı? Dün bahsettim, <strong>asırlardır İslama zarar vermek isteyen dış güçler de bunu istemiyorlar mıydı?</strong></span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Bir de, açıklamalardan anlıyoruz ki bu çalışmada, “ayıklamada” kadınlarla ilgili hadis-i şerifler ağırlıkta. İngiliz basının bu konuya çok önem vermesi, son yıllarda kadın konusunun İslam aleminde gündemden düşmemesi, İslam Konferansı Teşkilatının her toplantısında, “kadın hakları”, “ kadının eşitliği”,”kadının ekonomik özgürlüğü” gibi konuların önemli bir gündem oluşturması kuşkuları artırmakta. Her toplumda görülen marjinal örnekleri esas alarak bütün toplumu suçlamak haksızlık olur. Batı’da da bu tür şiddet olayları fazlasıyla var.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Açıklamada, Peygamber efendimizin söylemeyeceği hadisleri ayıklıyoruz, denilmekte. Peki kime göre söylemediği! Anlaşılan ortaya bir şablon konulacak, buna göre ayıklanacak. Ya söylediği sözler ise! Eğer Batı’nın, “Kadını küçük düşüren” anlayışı, Batı’nın, “modern kadın” yaklaşımı esas alınacaksa, pek çok hadis “modern aklın” hışmına uğrayacak demektir.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Batı’nın kadın üzerinden, İslam ülkelerinde bir oyun oynadığı kesin. Aileyi yıkmadıkça, İslama zarar veremeyeceklerini anladıkları için çalışmalarını bu konuda yoğunlaştırdılar. Bunun en kestirme yolu da, <strong>sözde kadınları korumak bahanesiyle onları sokağa çekmek. Böylece, İslam aile yapısında önemli bir reformu gerçekleştirmiş olacaklar!</strong> Bundan sonrası zaten kolay!</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Meal kapısı açılarak, yüzlerce farklı meal piyasaya sürülerek yeteri kadar halkın kafası karıştı zaten. Şimdi de, hadis kapısı aralanarak, halkın kafasını karıştırmak kimseye fayda getirmez. Kaş yapalım derken göz çıkarmayalım. Diyanet’in bu çalışmayı tekrar gözden geçireceğini umuyorum.</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Batı’nın İstediği İslam Modeli]]></title>
<link>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=139</link>
<pubDate>Fri, 11 Apr 2008 17:19:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>diyalog</dc:creator>
<guid>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=139</guid>
<description><![CDATA[
 Batı Hıristiyan âleminin İslam aleyhdarlığı geçmişte olduğu gibi bugün de bütün hız]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-140" src="http://diyalogcu.wordpress.com/files/2008/04/189.jpg" alt="ingiliz basını Financial Times ingiliz basını ingilizlerin islam düşmanlığı dinler arası diyalog" width="302" height="228" /></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Batı Hıristiyan âleminin İslam aleyhdarlığı geçmişte olduğu gibi bugün de bütün hızı ile devam ediyor. Asırlardır, kılıç ve silah gücü ile yıkamadıkları İslamiyeti şimdi içeriden yok etme peşindeler. Bir dinin içeriden nasıl yıkılacağında hayli de tecrübeleri var zaten. Gerçek Hıristiyanlığın, işlerine gelmeyen kurallarını dinde “Reform” yaparak ortadan kaldırdılar. Böylece herkes istediği gibi dini yorumlayarak, dinin kurallarından kendilerini sıyırdılar. Dini yalnızca ahlaki bir sistem haline getirdiler. İzafi bir kavram olan ahlakı da kendilerine göre yorumlayarak, her türlü ahlaksızlıklarına birer kılıf buldular.</span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Şimdi de, aynı taktik ile İslamda<strong> “Reform” </strong>yapmak istiyorlar. Buna da, 3 asırdır İslam aleyhdarlığında lokomotif görevini üstlenen <strong>İngilizler</strong> öncülük yapıyor. Geçenlerde, <strong>Diyanet</strong>’in hadis-i şeriflerle ilgili çalışmasını İngiliz basınının büyük bir zevkle ve heyecanla vermesi bunu gösteriyor. Nasıl bir İslam istediklerini bakınız nasıl ifade ediyorlar:</span></p>
<blockquote><p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">“Türkiye İslam’ı yeniden yorumluyor...Diyanet’in hazırladığı bu yeni anlayış İslam’ın modernleşmesi için devrim niteliğinde bir girişim niteliği taşıyor. Chatham House adlı düşünce kuruluşundan Fadi Hakura’ya göre bu Hıristiyanların Reform hareketine benzeyen bir girişim.” (BBC)</span></p></blockquote>
<blockquote><p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">“Hadislerin yeniden yorumlanması çalışması “devrim niteliğinde” bir çaba... NATO’nun tek Müslüman üyesi olan ve küresel terörizmle savaşın önemli bir ortağı durumunda bulunan Türkiye’de hadislerin günümüze uyarlanması, İslami radikalizmle mücadeleyi amaçlayan planın bir parçası olabilir.” (The Daily Telegraph)</span></p></blockquote>
<blockquote><p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> “Türkiye’deki dini yetkililer, Muhammed Peygamber’in yaptıkları ve söylediklerinin yeniden yorumlanması çalışmasını tamamlamaya yakınlar. Projenin amacı, İslam hukukundaki diğer unsurların yanı sıra, kadınlarla ile ilgili hadisleri yeniden yorumlamak. Çağa uygun hale getirmek.” (Financial Times)</span></p></blockquote>
<blockquote><p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">“Türkiye 21’inci yüzyılın İslam yorumunu arıyor... Diyanet’in çalışmasında İslam hukukunun temellerinin yeniden yazılması ve Kuran-ı Kerim’in modern çağa göre yeniden yorumlanması hedefleniyor. İslam inancının Batı değerleriyle bağdaştırılması da hedefler arasında. Son derece iddialı ve kapsamlı bir çalışma olan bu İslami reform projesi yıllar alabilir.” (The Guardian)</span></p></blockquote>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Görüldüğü gibi İngiliz basının tek istediği <strong>dinde reform</strong>… Çağımıza uygun İslam adı ile, dinin asli kaynağı olan Kur’anı kerimin ve Hadis-i şeriflerin yeniden yorumlanarak; kuralları, emir ve yasağı, haramı helalı olmayan, tamamen ahlaki, felsefi esasları dayalı, ismi İslam fakat gerçek İslam ile ilgisi olmayan, Batı standartlarına uygun, <strong>Hıristiyan patentli bir İslam modeli</strong> ortaya çıkamak.</span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">The Guardian’nın yazdığı gibi bunda aceleleri de yok. Bu konuda sabırlı millettirler. 1750’li yırlarda, Müslümanların kafasını karıştırmak, birbirine düşürmek ve bu arada Arabistan’da <strong>“Vehhabiliği” </strong>kurmak maksadıyla İslam ülkelerine gönderdikleri binlerce casuslardan biri olan <strong>Hempher</strong> hatıralarında aceleci olmadıklarını, nihai hedeflerini bakınız nasıl anlatıyor:</span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Çalışmalarımdan gözle görülür bir netice alamayınca, ümitsizliğe düştüm. Görevi bırakmak istediğimde, Müstemlekeler Bakanı bana şunları söyledi: Sen bu işlerin, birkaç senelik çalışma ile neticeleneceğini mi zannediyorsun? Bırak birkaç seneyi, bu ektiğimiz tohumların meyvelerini, belki de senin, benim torunlarımız bile göremeyecek. Bu tohumların meyvelerini en az yüz senede, belki de 150-200 senede ancak alabileceğiz. Çünkü, bugüne kadar İslâmiyeti ayakta tutan, din bilgileri ve onların kitapları olmuştur. Bunları yok etmedikçe onların dinlerini bozmak mümkün değildir. Bunun için, fıkıh kitaplarını, mezhepleri hissettirmeden kötüleyeceğiz. Bir müddet sonra da, peygamber sözleri (hadis-i şerifler) hakkında, “uydurmaydı, değildi” diyerek şüpheye düşüreceğiz. Ayetleri istediğimiz gibi yorumlatacağız... Bir kültürü, hele asırların birikimi olan din kültürünü yıkmak, kısa zamanda olacak şey değildir. <strong>(İngiliz Casusunun İtirafları)</strong></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Günümüzde İslam ülkelerinde; mezhepler, fıkıh, ilmihal kitapları artık senet, vesika kabul edilmediğine, herkes âyette, hadiste yeri var mı diye sorduğuna göre, herhalde şimdi meyveleri toplama zamanının geldiğine inanıyorlar.</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Diyaloğa Evet, İstismara Hayır!]]></title>
<link>http://diyalogcu.wordpress.com/2007/05/25/diyaloga-evet-istismara-hayir/</link>
<pubDate>Fri, 25 May 2007 11:25:53 +0000</pubDate>
<dc:creator>diyalog</dc:creator>
<guid>http://diyalogcu.wordpress.com/2007/05/25/diyaloga-evet-istismara-hayir/</guid>
<description><![CDATA[

Diyalog dinimizin emri&#8230; Hıristiyan, Yahudi; dinli dinsiz herkesle diyalog şart. Hele zaman]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><img src="http://diyalogcu.files.wordpress.com/2007/05/hall5.jpg" alt="Dinler Arası Diyalog" height="275" width="324" /></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"><br />
Diyalog dinimizin emri... Hıristiyan, Yahudi; dinli dinsiz herkesle diyalog şart. Hele zamanımızda bu daha da önem kazandı. Çünkü, dünya küçüldü, insanlar birbiri ile iç içe yaşamak zorunda. İnancı ne olursa olsun, her insanın huzur ve emniyet içinde yaşaması tabii hakkı. Bu da ancak, diyalogla, hoşgörü ile, karşılıklı saygı ile olur.<br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> Hal böyle olunca, Müslümanın diyaloğa, hoşgörüye karşı çıkması mümkün değil. Zaten bu diyalog İslam dünyasında asırlardır, en güzel şekilde yaşanmış. Bizzat Peygamber efendimiz Hıristiyanlarla, Yahudilerle diyalog kurmuş. Onlara iyi davranmış, ibadetlerine mani olmadığı gibi , ibadetlerini rahat yapabilmeleri için kolaylıklar sağlamış. Onlarla alış veriş yapmış, onların yemeğini yemiş, elbiselerini kullanmış...<br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> Daha sonraki devirlerde de Müslüman ülkelerde, Müslümanlarla, gayri müslimler hep iç içe yaşamışlar; hatta Müslüman ülkeler gayri müslimlerin sığınak yeri olmuştur.<strong> Bütün Avrupa’nın dışladığı, gemilerde ölüme terk edilen Yahudilere sadece Osmanlının sahip çıkıp, onları İstanbul’a yerleştirdiği herkes tarafından bilinen gerçeklerden sadece biri.</strong><br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> Bütün bilinen bu gerçeklere rağmen, bugün,sanki, farklı din mensubu insanlar arasındaki diyalog kopmuş, dinler savaşı yaşanıyormuş gibi, Vatikan’ın diyalogla yatıp, diyalogla kalkması Müslümanları haklı olarak endişelendirdi. Acaba, altından nasıl bir çapanoğlu çıkacak diye merak edildi.<br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> Sonunda bulutlar dağıldı; <strong>Vatikan’ın gerçek niyeti diyalog değil, bunu istismar ederek, Hıristiyanlığın propagadasını yapmak olduğu ortaya çıktı</strong>. <strong>Papa 2. Jean Paul</strong>, Sen Pietro Kilisesinde, (25.6.2000) düzenlenen ayinde, <strong>‘’Kilise ile diğer dinler arasındaki diyaloga evet. Ama aynı zamanda tek kurtarıcının İsa olduğunu ilan etmek gerekiyor’’</strong> diyerek, gerçek maksadını açıkca ortaya koydu. Böylece <strong>“Din mensupları arasındaki diyaloğa evet. Ama, istismara hayır!” </strong>sözümüz bir kere daha haklılık kazanmış oldu.<br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> Artık kabak tadı vermeye başladı bu propagandalar. Basının alay konusu oldu; şov yapmakla suçlandı Vatikan. Kendi din mensupları bile rahatsız oldu; Vatikan’ın bu istismar kokan, açıklamalarından, uydurulan efsanelerden, sırlardan(!) sıkılmaya başladı. Günlerdir beklenen Vatikan’ın canlı yayındaki açıklamasını, yerli – yabancı bütün basın <strong>“sırlar fos çıktı”</strong> yorumu ile verdi. İtalyan halkından gelen olumsuz tepkileri gören Vatikan geri adım atarak Papa’nın tam tersine, <strong>“Fatima olayının dini bir tarafı yok, mucizevi bir olay değil” </strong>açıklaması ile halkın tepkisini azaltmaya çalıştı.<br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> Zaten tarih boyunca, Vatikan hiçbir zaman tavrını net bildirmedi. Sözü ile özü bir olmadı. Gerçek niyetleri hep saklı kaldı. Başarırlar veya başaramazlar, ama bu defa gerçek niyetlerinin; <strong><u>dinlerarası diyalog, hoşgörü adı altında, dinleri birleştirmek, sonra da bütün dünyayı Hıristiyanlaştırmak olduğu ortaya çıktı artık.</u></strong><br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> İşin başka bir yönü de, bütün bunları Vatikan’ın kendiliğinden yapmadığıdır.<strong> Arkasında, Batı devletleri</strong>nin olduğudur. Batı, özellikle <strong>İngilizler</strong>, asırlardır Osmanlı ile uğraştı. Daha o zamanlar Türkleri, elde ettikleri bazı paşalar vasıtasıyla Hıristiyanlaştırmak istediler, fakat tutmadı. Tutmayınca, Osmanlıyı yıktılar, bu yetmedi, bu defa da İslamiyeti hedef aldılar.<br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"><strong>Batılı ülkeler biliyorlar ki, bugün de, Türkiye, Avrupa için çetin cevizdir. Bunun için Avrupa Birliği, bu halimizle bizi aralarında görmek istemiyor. Dışarıda bırakmaktan da korkuyorlar çünkü o da ayrı bir tehlike onlar için.</strong><br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> Bunun için Hıristiyanlaştıramadıkları takdirde ne yapılacağına dair alternatif planlar üretiyorlar: <font color="#600000" face="verdana " size="2"><strong>Gerçek İslam onlar için her zaman tehlike demektir. İslamiyeti yakından tanıyan Hıristiyan alemi Müslüman olabilir. Avrupa’nın dengesi değişebilir. Bu tehlikeden ancak, şimdiki Hıristiyanlık gibi, gerçeği ile ilgisi olmayan, sadece ismi İslam olan bir din geliştirerek kurtulabileceklerine inanıyorlar.</strong> </font></font></p>
<p><font color="#600000" face="verdana " size="2"><strong>Planlanan bu dinde, İslamın temel inançları ile amellerinin esası olan fıkıh olmayacak; alimler, mezhepler devre dışı kalacak. Dünya işleri ile ilgisi kesilecek; haramı, helalı olmayacak, tamamen ruhanî olacak. Kısacası, namazsız, oruçsuz, zekatsız... felsefi konularla donatılmış bir din olacak.</strong><br />
</font></p>
<p><strong><font color="#600000" face="verdana " size="2"> Bunun için de, dinin muhatabı, tatbikçisi Peygamberimiz, devre dışı bırakılacak; hadîs-i şerifler, <em>“uydurma, aslı yok”</em> ithamı ile dinin kaynağı olarak kullanılmayacak. Kur’an-ı kerime de tespit edilen esaslar doğrultusunda mana verilecek. Bazı âyetler zamana uymuyor diye devre dışı bırakılacak. Böylece, İslâmiyet bir hümanizma, bir ahlâk sistemi haline getirilecek. Batı’nın planı, hesabı bu...</font></strong></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Vatikan’ın Nihai Hedefi]]></title>
<link>http://diyalogcu.wordpress.com/2007/05/23/vatikan%e2%80%99in-nihai-hedefi/</link>
<pubDate>Wed, 23 May 2007 10:48:37 +0000</pubDate>
<dc:creator>diyalog</dc:creator>
<guid>http://diyalogcu.wordpress.com/2007/05/23/vatikan%e2%80%99in-nihai-hedefi/</guid>
<description><![CDATA[
 Papalık, asırlardır; Müslümanlara, Yahudilere, hatta kendi dinlerinden olup da, farklı mezhe]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><img src="http://diyalogcu.files.wordpress.com/2007/05/papaagca.jpg" alt="II.John Paul ve Mehmet Ali Ağca" height="260" width="302" /></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> Papalık, asırlardır; Müslümanlara, Yahudilere, hatta kendi dinlerinden olup da, farklı mezhepte olanlara kan kusturdu. Milyonlarca insanın kanına girdi. Son yıllarda Kilise arşivi üzerinde yapılan araştırmada <strong>Kilise'nin Ortaçağ'da din adına, yakarak ya da işkence ederek öldürdüğü insan sayısının 5 milyon civarında olduğu tespit edildi.</strong><br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> Şimdi yeni bir devir başlattı kilise. Bugüne kadar, hep günahkar Hıristiyanlar Kilise'ye gidip günah çıkartıyorlardı, şimdi de Kilise, Hıristiyanlara dönüp günah çıkartıyor. Papa II. Paul, Vatikan'daki pazar ayinlerinde Kilise'nin geçmişte insanlığa karşı işlediği günahları affetmesi için dua ediyor ve insanlıktan da af diliyor.<br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> Bu yeni devirde, her fırsattan istifade ederek, kendisini öldürmeye kasteden teröristi bile affederek ne kadar insancıl, hoşgörü sahibi olduklarını göstermeye çalışıyorlar. Geçmişteki vahşetlerini unutturmak istiyorlar. <strong>Samimi olmadıkları da her hallerinden belli. Fakat insanlar bunu göremiyor.</strong><br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> İşte, bu <strong>Fatima ve Ağca olayı</strong> kaçırılmaz güzel bir fırsattı bunlar için. Bu şekilde bütün dünya basını kendilerinden bahsedecekti. Bundan daha iyi reklam olur mu? <u>Vatikan, Ağca suikastinin ta 83 yıl öncesinden bilindiği masalını uydurarak, Hıristiyanlığın gelecekten haber veren, gerçek bir din olduğu imajını verdi. Bu da itibarına itibar kattı.</u><br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> 1999 yılı Mart ayında Vatikan, İtalyan hükümetine resmi bir mektup yazarak Ağca'nın affını istedi. Geçtiğimiz ay da Papa 2. Jean Paul, Portekiz'in Fatima bölgesine giderek, yapılan bir ayinden sonra kendisini izleyen milyonlarca Hıristiyan'a üçüncü sırrın <strong><em>"Ağca suikastı"</em></strong> olduğunu açıkladı. Bu da İtalyan hükümetinin üzerindeki baskıyı daha da artırdı. Ve halk desteğini aldı. Kimse de çıkıp, bu baskılar Laikliğe aykırı demedi, daha doğrusu diyemedi. Çünkü,<strong> Batı’da Kilise akıl almaz derecede bir güçtür. Hiçbir devlet, hiçbir politikacı buna karşı duramaz.</strong><br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> Papa, son bir manevra daha yaparak gizli kalması gereken vasiyetini basına sızdırdı. Bu, Ağca'nın serbest kalmasında önemli bir rol oynadı. Vatikan'a yakın kaynaklarca bilinen Papa 2. Jean Paul'ün vasiyeti, İtalyan medyasına sızdırıldı. Buna göre 80 yaşındaki Katolik dünyasının en büyük ruhani lideri olan Papa, Ağca'nın serbest bırakılması için Laik İtalyan hükümetine her koldan baskı yapmakla kalmadı. Aynı zamanda, öldüğü gün açılmak üzere hazırlattığı vasiyetine de Ağca ile ilgili bir madde koydurttu. Papa'nın kardinallerince vasiyetnamede Ağca ile ilgili olarak İtalyan devletine şöyle çağrı yapılıyor:<br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"><em> "Ben öldükten sonra Vatikan hükümeti, Mehmet Ali Ağca'nın serbest bırakılarak ülkesine dönmesinin sağlanması için elinden geleni yapsın. Hayattayken bunu görürsem daha da mutlu olacağım..."</em><br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> İşin başka bir yönü de, her vesile ile gündemde kalıp, gizli faaliyetlerinin ortaya çıkmaması. Çünkü, <strong>bütün karanlık, kirli işler Kiliseler tarafından idare edilmektedir.</strong> Bunun için Araştırmacı-yazar <strong>Suat Parlar</strong>,<em> <strong>"Ağca, Vatikan'ın kirli ilişkilerini koruduğu için Vatikan'a heykeli dikilmelidir"</strong></em> diyor.<br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> Bu maksatla, bizzat Vatikan tarafından bir <strong>Ağca efsanesi</strong> ortaya atıldı. Bu kirli mitosun ardında saklananlar ise ortaya çıkmıyor. Vatikan, Papa suikastını bizzat kendisi örttü. Her kurumun kirliliği araştırılıyor. Ama nedense Vatikan'la ilgili bir dosya açılmıyor.<br />
Çünkü kimse buna cesaret edemiyor. Vatikan'ın bir uyuşturucu ve kara para aklama merkezi olduğu da bir gerçek...<br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> Suikastla ilgili bir iddia da, Papa 2. Jean Paul’un ”Hizaya getirtilmesi” için gerçekleştirildiği yolundaydı. 2.Jean Paul, sadece 33 gün görev yapan ve kuşkulu bir biçimde ölen, 1. Jean Paul’ün ardından makama gelmişti. Vatikan, <strong>Opus Dei Örgütü</strong>’yle iyi geçinmeyen 1. Jeal Paul’ün cesedine otopsi izni bile vermemişti.<br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> Örgüt, <strong>“Kutsal Mafya”</strong> olarak da adlandırılıyordu. Papa 2. Jean Paul’ün de <strong>Opus Dei ve İsrail</strong>’i rahatsız eden tavırları artmaya başlayınca, Ağca Suikastı ortaya çıktı. Ardından Papa’nın ilginç açıklamaları başladı. <em><strong>“Pekçok halk acı çekti. Ama Yahudi halkı özel bir halktır. Yahudiler tanrının en sevdiği kullardır.”</strong></em> Açıklamalar yapmakla da kalmadı. Tarihte ilk defa bir papa kalkıp, İsrail’e resmi bir ziyarette de bulundu.<br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> Netice olarak şunu söyleyebiliriz; <strong><font color="#600000" face="verdana " size="2">Vatikan’nın esas maksadı, bütün fırsatları en iyi şekilde değerlendirerek, Batı devletleri tarafından 150- 200 yıldır, siyasi, e</font></strong></font><font color="#325a78" face="verdana " size="2"><strong><font color="#600000" face="verdana " size="2">konomik, sosyal baskılarla, sindirilen, mücadele azmi kırılan; bunun neticesinde bilhassa Ortaasya ve diğer İslam ülkelerinde meydana gelen inanç boşluğunu doldurmak. Bütün dünyada Hırıstiyan hakimiyetini sağlamak... Vatikan’ın nihai hedefi bu...</font></strong></font></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[“Akıl Almaz Cinayet”]]></title>
<link>http://diyalogcu.wordpress.com/2007/04/27/%e2%80%9cakil-almaz-cinayet%e2%80%9d/</link>
<pubDate>Fri, 27 Apr 2007 18:00:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>diyalog</dc:creator>
<guid>http://diyalogcu.wordpress.com/2007/04/27/%e2%80%9cakil-almaz-cinayet%e2%80%9d/</guid>
<description><![CDATA[
 Bu başlık, Milliyet Gazetesi yazarı Sn. Hasan Pulur’a ait. Sayın Pulur bu yazısında Batı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><img src="http://diyalogcu.files.wordpress.com/2007/04/srebrenicasoykirimi.jpg" alt="Dumanı Tüten Soykırım: Srebrenica" height="258" width="370" /></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> Bu başlık, Milliyet Gazetesi yazarı Sn. <strong>Hasan Pulur’</strong>a ait. Sayın Pulur bu yazısında Batı’nın gerçek yüzünü bir İngiliz gazetesinden alıntı yaparak sergiliyor...<br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> Müsaade ederseniz, Batı’nın bugünkü durumuna girmeden önce, geçmiş hallerine kısaca değinmek istiyorum.Kazanlı <strong>Abdürreşid İbrahim </strong>(Ö.T.1944 Tokyo), Avrupalı’yı bilhassa İngilizleri şöyle tanımlar:<br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"><em> İngilizler, mağrur ve kibirlidir. Onlar, kendi şahıslarını ve vatanlarını ne kadar saygıya lâyık görürse, diğer insanları ve memleketleri de, o derece aşağı görürler.</em></font><br />
<em></em></p>
<p><em><font color="#325a78" face="verdana " size="2">İngilizlere göre insanlar üç kısma ayrılır: <strong>Birincisi</strong>, İngilizler olup, Allah’ın bir ihsan olarak yarattığı en mükemmel insanların, kendileri olduğunu söylerler.<strong> İkincisi,</strong> beyaz renkli Avrupalı ve Amerikalılardır. Bunların da, saygıya lâyık olabileceklerini kabul ederler.<strong> Üçüncü</strong> kısım ise, birinci ve ikinci kısmın haricinde kalan insanlardır. Bunlar, insan ile hayvan arasında bir yaratık türüdür.<br />
</font></em></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"><em> Bunlar, saygıya lâyık olmadıkları gibi,<strong> hürriyyet, bağımsızlık ve vatan bunlar için değildir.</strong> Bunlar, bilhassa İngilizler tarafından idare edilmek için yaratılmışlardır. İngilizler, bu gözle baktıkları sömürgelerindeki yerli halk ile birlikte yaşamazlar.</em><br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> 20. asrın başlarında Hindistan’a yapmış olduğu seyahati ile meşhur, Fransız yazar <strong>Marcelle Perneau </strong>“Hindistan seyahatı notları” nda diyor ki:</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"><em>“Avrupa’da şöhret bulmuş, hatta bazı üniversitelerce kendisine profesörlük unvanı verilmiş olan Hindli bir ilim adamına, Hindistandaki bir İngiliz kulübünde buluşmak üzere söz vermiştim. Hindli gelmiş, fakat İngilizler, şöhretini bile hiçe sayarak onu içeri bırakmamışlar. Bundan haberdar olunca, ısrarım üzerine Hindli ile kulüpte görüşebildim.”</em><br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> İngilizler, kendilerinden olmayanlara hayvanlara bile lâyık olmayan muameleler yapmışlar hep. Bunun tarihte örnekleri çoktur.En büyük sömürgeleri olup, senelerce vahşice zulüm ettikleri Hindistânın Amritsar şehrinde 1919 yılında, bir gün âyin sebebi ile toplanan hindûlar, bisikleti ile gezen bir İngiliz kadın misyonerine saygı göstermezler.</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2">Misyoner, İngiliz general Dyere şikâyetde bulunur. General derhal askerlerine emir vererek, âyinle meşgûl halkın üzerine ateş açtırır ve on dakikada<strong> yediyüz kişi </strong>ölür. Binden ziyade kişi de yaralanarak yerlere serilir. General bununla da iktifâ etmeyerek, halkı üç gün elleri ve ayakları üzerinde hayvan gibi yürütür. Sonra da bunu şöyle izah eder:<br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"><strong><em> “Hindlilerden bir kısmı tanrıları karşısında yüz üstü sürünüyorlar. Bunlara, bir İngiliz kadının bir Hindû tanrısı kadar mukaddes olduğunu ve onun karşısında da hakâret değil, sürünmeleri icap ettiğini anlatmak istedim”</em></strong><br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> Diyeceksiniz ki, aradan bu kadar sene geçmiş. Geçmişteki bu yanlış düşünceler şimdi kalmadı. İnsan haklarına saygı gösteriyorlar artık...Şimdi bakalım değişmişler mi değişmemişler mi?<br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> Bu sorunun cevabını <strong>Sn. Hasan Pulur</strong> Milliyet gazetesindeki<strong> “Akıl almaz cinayet”</strong> isimli yazısında veriyor:<br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> “Güvenilir bir gazete olan<strong> Sunday Times</strong>’den, aldığımız bilgiye göre, birkaç yıl önce bazı Batılı ilâç ve kimyasal madde üretim şirketleri ellerindeki eski ve zararlı maddelerden kurtulmak için yeni bir yöntem kullandılar. Bunları <strong>insanî yardım adı altında Bosna’ya gönderdiler.</strong><br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> Tüyleriniz ürperdi değil mi? İngiliz gazetesindeki haberin ayrıntılarını okuyun da Batı’nın <strong>“İnsan Hakları”</strong>na nasıl saygı duyduklarını görün:<br />
</font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> İngiltere menşeli zayıflama tabletleri, Amerikan kaynaklı yüzlerce litre gargara yapımında kullanılan ağız yıkama sıvısı, Norveç tarafından cüzzam hastalığına karşı üretilmiş haplar ve eski Doğu Almanya menşeli, üzerinde kafatası ve çapraz kemikler işareti bulunan, ayrıca üzerlerinde <strong>“hediye” </strong>yazan yüzlerce ton ağırlığında işe yaramayan ilâç, tıbbî malzeme ve kalıplar şeklindeki<font color="#600000" face="verdana " size="2"><strong> zehirli atıklar, savaş esnasında insânî yardım adı altında Bosna’ya gönderildi.</strong><br />
</font></font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> Maddelerin bir kısmı şirketçe, diğer bir kısmı da Batı Avrupa’daki yardımsever gruplar tarafından gönderildi. Küçük yardım grupları Avrupa’dan son 50 yılın en kötü savaş kurbanları için hiçbir şey yapmamaktansa, doktorlara numune olarak gönderilen işe yaramayan veya kullanım süresi bitmiş olan ilâçları toplayarak savaş kurbanlarına bir şeyler göndermenin daha iyi olacağını düşündüler.<br />
</font></font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> Bazı kişiler, Batı’nın vicdansız ilâç üreticilerinin, Bosna’daki savaşı kendi çıkarları uğruna kullanarak ellerindeki ilâç stoklarını buraya göndermek suretiyle erittiklerini düşünmektedirler.<br />
</font></font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> Komik hibelere örnek olarak, kullanım süreleri çoktan sona ermiş olan doğum kontrol hapları ve Norveç tarafından üzerinde ağrı kesici Paracetamol yazısı yazılmış, gerçekte cüzzama karşı kullanılan haplar, Bosna’ya gönderilen yardımların gülünç olanlarından sadece bazıları.”<br />
</font></font></p>
<p><strong><font color="#325a78" face="verdana " size="2"><font color="#325a78" face="verdana " size="2"> Şimdi siz karar verin! Batı değişmiş mi değişmemiş mi?!..</font></font></strong></p>
]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
