<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>bekleme-salonu &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/bekleme-salonu/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "bekleme-salonu"</description>
	<pubDate>Fri, 22 Aug 2008 05:04:54 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Haydarpaşa Garı Yolcu Bekleme Salonu]]></title>
<link>http://haydarpasa.wordpress.com/?p=3</link>
<pubDate>Mon, 11 Aug 2008 23:37:34 +0000</pubDate>
<dc:creator>Nadim</dc:creator>
<guid>http://haydarpasa.wordpress.com/?p=3</guid>
<description><![CDATA[Haydarpaşa tren garının bekleme salonundayım.  Kapıdan girdiğim gibi karşıdaki sandalyelere]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://haydarpasa.files.wordpress.com/2008/08/bekleme_salonu_by_lgrnd2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7" src="http://haydarpasa.wordpress.com/files/2008/08/bekleme_salonu_by_lgrnd2.jpg?w=249" alt="" width="249" height="300" /></a><span style="font-weight:bold;font-size:180%;font-family:arial;">H</span><span style="font-family:arial;">aydarpaşa tren garının bekleme salonundayım.  Kapıdan girdiğim gibi karşıdaki sandalyelere oturdum. Oturduğum yer salonun bu yarısının çoğuna hakim. Oturduğum zaman iki sıra yanımdaki sandalyede oturan adam telefonla konuşuyordu. “Babacığım daha Gebze’de misiniz? Ne yapalım baba bekleyeceğim!. Bekleme salonundayım” deyip telefonu kapattı. Takım elbiseli, şişmanca bir adamdı. Takım elbisesini özenle giymeye çalıştığı kesindi ancak vücut yapısı bu özeni bir anda yok ediyordu. Yüzündeki ifadeyi görmek için döndüğümü mü fark etti yoksa gerçekten iyi bir adam olduğundan mı anlamadım ama hiç kötü bir şey düşünüyor gibi, halinden şikayet ediyormuş gibi görünmüyordu. Sonra onun için düşündüğüm rolden dolayı kendimi kınadım. Acaba dedim kendi kendime kendi yapacağım bir hareketi adama mı yükledim? Ben olsaydım şikayet mi ederdim yaşlı babamı almaya geldiğim ve çok beklediğim için? Bu konudaki düşüncemi öğrenmek için yüzüme bakmayın, öğrenemezsiniz. Oyunculukla ilgili ufak denemelerim olmuştu üniversiteden. Belki rol yapıyorumdur. İyi adam rolü… Acaba bu yanımdaki adam da üniversitede tiyatroyla ilgilenmiş midir? Sanmıyorum… Hala rollerimi o adama oynatmaya çalışıyorum…</span></p>
<p><span style="font-family:arial;"><span style="font-weight:bold;font-size:180%;">K</span>afamı sağa doğru çevirdiğimde bekleme salonun diğer kısmının en köşesinde oturan adamın, odanın benim görmediğim kısmına doğru şaşkın bir ifade ile baktığını gördüm. Gözlerini hiç ayırmıyordu. Neye bakıyordu acaba? İnsan böyle şaşkın neye bakar? Tam neye baktığını tahmin etmeye başlayacaktım ki baktığı köşeden sarışın, uzun boylu, saçlarına balmumuyla şekil vermiş sırtında kocaman bir çanta ile bir turist belirdi. Yaşantım şaşkın bakan adamdan farklı olması nedeni ile ben fazla şaşıramadım bu turistin görünüşüne, ta ki hemen ardından çıkan -kız arkadaşıdır herhalde diye düşündüğüm- esmer kızı görene kadar. Yok hayır güzelliği ile ilgili bir durum değil. Şöyle ki; yan yana gelince esmer kız erkekmiş de, sarışın çocuk kızmış gibi duruyorlar. Yani kız erkekten daha erkek gibi duruyor. Tabi kızdan kaynaklanmıyor bu biraz erkekten kaynaklanıyor galiba. Aslında ben buna biraz şaşırdım ama o adamın gerçekten buna şaşırdığını sanmıyorum. O adama sadece erkeği göstermeniz yeterli, karşılaştırmasına hiç gerek yok. Turistler toparlanip gidince -ki salondan çıkana kadar adam hiç gözünü ayırmadı- adam sanki bir uykudan uyanmış gibi biraz etrafına bakip esnedikten sonra diğer insanları gözlemeye başladı. Hiçbir şey az önceki turistler kadar dikkatini çekmemiş olacak ki çenesini eline dayayarak uyumaya başladı.</span></p>
<p><span style="font-family:arial;"><span style="font-weight:bold;font-size:180%;">S</span>alona gelip sandalyeye oturduğumda aslından bu insanlardan önce hemen kapının solunda oturan orta yaşlı bir adam ve on sekiz yaşlarında bir kız görmüştüm ancak hiç ilginç gelmemişlerdi. Ta ki kızla adam el ele tutuşup beraber walkman dinleyene kadar. Halbuki ben o kızı o adamın kızı zannetmiştim. Adamın laz olduğu burnundan anlaşılıyordu. Kızın oralı olup olmadığını pek anlayamadım. Kumral,mavi gözlü, fazla kısa sayılmayacak bir kızdı. Yanlarına oturmuş ikiz çocuk sahibi kadının onlara ne sorduğunu anlamadım ama cevabını iyi duydum; “gezmeye geldik İstanbul’a. Şimdi geri dönüyoruz” devamını ben getirmek istiyorum; “Trabzon’a”. Tamam Trabzon’a değildir belki ama ben anlatıyorum onları ve bunun için özgürüm. Aslında ben yazsaydım ikiz çocuk sahibi kadını daha meraklı yapabilirdim ve onlara benim merak ettiğim soruları sordurtabilirdim. Nasıl evlendiklerini? Neden yaş farkının olduğunu? Memnun olup olmadıklarını? Tabii bu sorular karşısında sıkılan genç kıza da ağlamaklı bir hisle salondan koşar adımlarla çıkma rolünü yazmayı da unutmazdım.</span></p>
<p><span style="font-family:arial;"><span style="font-weight:bold;font-size:180%;">G</span>eldiğimden beri salona kah giren kah bir sandalyeye oturan bir adamdan da söz etmek istiyorum. Tabii ki bu girip çıkmaları anlatacak kadar ilginç değil ama adamın gerçekten dikkat çekici bir özelliği var; kıyafeti. Açık renk kadife eski bir pantolon, üstünde açık renk eski bir kazak ve hepsinin üzerinde siyah,dizlerine kadar bir palto. Aslında bu paltonun bayanlar için üretildiğine eminim ama adamın giydiğine de bir o kadar eminim. Paltonun yakası kürk kaplı ve bu kürk kaplı yakayı kafasının arkasını hemen hemen kapatacak şekilde kaldırmış. Bu adamın salona elinde telefonla girip çıktığını ve bağıra bağıra telefondaki adamı salonda beklediğini söylediğini söylersem adamı kafanda daha garip canlandırabilirsin.</span></p>
<p><span style="font-family:arial;"><span style="font-size:180%;"><span style="font-weight:bold;">B</span></span>ir teyze vardı kapıdan uzakta bir köşede oturuyordu. Ara sıra uyukluyor, ara sıra uyanip etrafındaki yeni insanlara bakıyordu. Ayağındaki yırtık ayakkabıdan ve üzerindeki eski elbiseden anladığım üzere bu teyze buralıydı. Nereli miydi? Buralı, Haydarpaşa bekleme salonlu. Kış gecelerinde en çok sevdiği yer olmalı burası. Sıcak ve tehlikesiz. Teyze ile düşünceler üretirken birden içeriye sırtında her turistte bulunan o büyük çanta ile turist bir kız girdi. Yanında ise İngilizce konuşsa bile her halinden Türk olduğu belli olan uzun saçlı genç bir çocuk… Kız teyzenin hemen çaprazına oturdu. Çocuk kıza biletini vermesini onu gişeden işlemden geçirmesini gibi bir şey söylemiş olacak ki kız biletini çantadan çıkarip çocuğa verdi. Çocuk bileti beklerken salona öyle bir bakış attı ki “Abaza hayvan oğlu hayvanlar turist kızı görünce dibiniz düştü ama o benim yanımda. He he…” gibi bir şey dedi sanki. Bileti alip dışarı çıktı ve turist kız yalnız kalınca etrafa öyle meraklı öyle sevecen baktı ki anlatamam.</span></p>
<p><span style="font-family:arial;"><span style="font-weight:bold;font-size:180%;">B</span>ir ara teyze ile göz göze geldi. Teyze bir şey söyler diye bekledi ama teyze hiç oralı bile değildi. Kafasını öne eğdi ve uyumaya devam etti. Turist kız bize yani salondakilere mistik birer eşya gibi baktığına yemin edebilirim. Mesela beni alip İngiltere’deki evinin salonuna biblo diye asabilir. Ya da teyzeyi bir türk halısı gibi yere serebilir. Ah şu oryantalizmin gözü kör olsun.</span></p>
<p><span style="font-family:arial;"><span style="font-weight:bold;font-size:180%;">V</span>eeee bütün bunlar olurken sahneye “Nadya” çıktı. Adını nereden bildiğimi az sonra öğrenirsin. Otuz beş yaşlarında, fazlaca kilolu, saçları boyalı, kısa boylu, eli maşalı bir kadın Nadya. Öyle bir anlattım ki görende devamında; ah Nadya sen ne iyi komşumuzdun diye devam edeceğim sanır. Ama aynen anlattığım gibi biri. Ancak kilolu olduğunun pek farkında değil ki dapdar bir kot ve üzerinde dar göbeği açık bir tişört, tişörtün altında ise namus kurtaran bir bady (bunu senin sayende öğrendim) var. Şimdi anladın değil mi Nadya’yı? Evet Nadya girdi salona ve oranın eskilerinden olduğunu belli etmek istercesine rahat tavırlarla az önce anlattığım siyah paltolu adama “sen hala burada mısın be?” sorusunu sordu. “Adamı aradım gelince gideceğim” diye cevap verdi öteki. “tapuladın valla burayı” diyerek bize espri anlayışını da gösteren Nadya, elindeki ufak bir valizi ve iki poşeti ile az önce anlattığım uyuyan teyzenin yanına giderek “Teyze be ben bir saate kadar gelicem be. Benim için bunlara bir saatliğine bakar mısın bunlara be?” dedi. Teyze “bana bir şey derlerse ya” diyince Nadya’nın gerçek yüzü de ortaya çıktı; “valla dağıtırım burayı. Bir şey derlerse Nadya’nın bunlar dersin. Şimdi üstüne ismimi de yazıcam” dedi. Bu son dediğinden yola çıkarak onun adını nereden bildiğimi anlayabiliriz. Nadya poşetleri ve valizini bırakip benim olduğum tarafa doğru gelmeye başladı. Ben hemen kafamdan yazmaya başladım. Kocaman bir kadın bana baka baka yürüyor. Ne diyebilir ki bana? “hey yakışıklı naber?” demeyeceği kesin. “ateşin var mı” demez, burada sigara içmek yasak. “bıyıklarını yerim ben senin” der mi? Derse eğer eve gidince ilk işin bıyıkları kesmek olsun Nadim… Şimdi dibimde durmuş bana bakıyor. Hadi be kadın ne diyeceksen de!.. “kalem var mı acaba” . Bu beklemediğim bir soru olduğundan kalemim olduğu halde heyecandan “yok” dedim. Sonra biraz ileride oturan siyah paltolu adamdan kalem alip eşyalarının üstüne Nadya yazdı ve yaşlı teyzeye dönup “bak bunlarda benim yepyeni eşyalarım var. Hepsini alnımın teri ile aldım kurban olayım göz kulak ol” dedi. Kalemi adama teslim edip cep telefonuyla ilgilenmeye başladı. Ne dersin Nadya için. Hayatı ilginç olmalı değil mi?</span></p>
<p><span style="font-family:arial;"><span style="font-weight:bold;font-size:180%;">Ş</span>imdi sana bu salonda kendilerine çok kısa rol verilmiş iki kişiden bahsedeceğim. İki esmer ve doğunun bir şehrinde doğduğu her hallerinden belli adam, salonun ortasında kurumaya yüz tutmuş, sadece yapraklardan oluşan ve tavana kadar yükselen çiçeğe beraber baktılar ve çekip gittiler. Hayır görevli falan değillerdi. Yolcu oldukları anlaşılıyordu. Bunu neden yaptıklarını bilmiyorum.</span></p>
<p><span style="font-family:arial;"><span style="font-size:180%;"><span style="font-weight:bold;">İ</span></span>stersen rolleri uzasın diye biraz uyduralım ne dersin? Bu adamlar köyde geçimlerini çiftçilik yaparak sağladıkları için böyle çiçek, toprak gibi işlerden anlarlar. Saksıdaki kurumuş çiçeği görünce bunu biraz incelediler ve Eminönü’nden aldıkları yeni alet edevatları denemek için sabırsızlandıklarından hemen valizlerini açtılar ve başladılar insanların ortasında çiçeği budamaya. Hem budamaya hem türkü söylemeye… İnsanlar en başta biraz yadırgasa da herkes alkışla tempo tutmaya başladı. Adamlar bu sefer çiçeği bırakip hem türkü söylüyorlar hem halay çekiyorlardı. Nadya fazla dayanamadı olacak ki bir alilililililili diyerek yani zılgıt çekerek halaya katıldı. Teyze de uyku namına hiçbir şey kalmamıştı. Üstelik temponun en güzelini de o tutuyordu. Trabzon yolcusu iki çift, olduğu yerden kalkip karşılıklı göbek atmaya başlayınca; ikiz çocuk sahibi kadın, merak ettiği soruları cevaplamak yerine kalkip göbek atan bu çifti kınarcasına, koşar adımlarla salondan ayrıldı. Siyah paltolu adam ise artık siyah paltolu adam değildi. Paltosunu çıkarip halaya katıldı. Halay konusunda bayağı iyiydi. Bence halay başı o olmalıydı. Hakkını yediklerini düşünüyorum bu konuda. Yanımdaki siyah takım elbiseli şişman adam telefonla babasını arayarak “hiç önemli değil baba dilerseniz birkaç saat daha geç gelin” diye diye halayın ortasına gidip göbek atmaya başladı. Turistlere şaşkınlık içinde bakan adama ise gün doğmuş olacak ki uykusundan uyanip halay çekenlere hayretler içinde bakmaya başladı. Bu onu birkaç dakika daha oyalar gibi görünüyor. Turist kızımıza gelince fotoğraf albümünün en güzide karesini bu mistik ülkeden yakalamak üzereydi.</span></p>
<p><span style="font-family:arial;"><span style="font-weight:bold;font-size:180%;">B</span>en mi? Ben bu halaya katılmak isterdim ancak beklediğim tren gelmek üzereydi. İçinde yaşam olan bir tren… Saat 09.40’tı ve ben salondan ayrıldım. En son o insanları halay çekerken, çok mutlu bir şekilde gördüm. Belki ben tüm bunları görmedim de böyle görmek istedim. Kim bilir belki benim için bugün hayat böyle. Belki, bugün aşığım. Kim bilebilir?</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Klasiğine bile razıyız ağam biz!..]]></title>
<link>http://jazzetta.wordpress.com/?p=680</link>
<pubDate>Wed, 25 Jun 2008 10:38:51 +0000</pubDate>
<dc:creator>metin</dc:creator>
<guid>http://jazzetta.wordpress.com/?p=680</guid>
<description><![CDATA[Foucault, bilginin bir &#8220;doğru&#8221; meselesi olmayıp bir iktidar meselesi olduğuna işaret]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Foucault</strong>, bilginin bir "doğru" meselesi olmayıp bir iktidar meselesi olduğuna işaret eder. Muktedir tarafın bilgiye yapıştırdığı sıfattır "doğru". Alternatif bilgileri bastırarak iktidarı pekiştirir "doğru bilgi". Klasik entelektüelin eylediğiyse, bunun tesciline katkıda bulunmaktır. Vebal altındadır klasik entelektüel bu bakımdan. Foucaultyen "spesifik entelektüel"se, iktidarın bilgi yoluyla yeniden-üretimine direnendir. "Evrensel akıl"dan türeme "büyük kuram"larla söylemsel bir otorite ve doğru tekeli kurulur ve böylelikle mevcut iktidar ilişkileri korunmuş olur; klasik entelektüel bu suça iştirak eden ve onu yeniden-üretendir. Foucault bütün bunların karşısına "hayatın kendisi"ni, "bastırılmış/susturulmuş bilgilerin başkaldırısı"nı, modern demokrasinin temsiliyet ilkesinin, yani kitlenin bilinci olan ve başkaları adına bilen entelektüelin işlevinin bittiği iddiasını, bir "karşı-bilim" olarak geneolojiyi koyar.</p>
<p>"Gerçek meselesiyle uğraşmak değil benim derdim, daha ziyade gerçeği söyleyen ve gerçeği söyleme edimi meselesiyle uğraşmaktır."</p>
<p>"Entelektüelin rolü, bundan böyle, kuramsal eleştiriler üretmek, kitlelere akıl veren kişi rolüne soyunmak olmayıp gerekli analiz araçlarını sunabilen olmaktır asıl."</p>
<p>Bilgi toplumu çağı da dediğimiz bu postmodern dönemde sınai kapitalizmin entelektüel rol modeliyle, bugünkü burjuva demokratik işleyiş mantığının hantal, dural karakteriyle nereye gidilebilir? Foucault'nun "spesifik entelektüel"i bize bu hususta açılım sağlayabilir mi acaba? </p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yazısız]]></title>
<link>http://jazzetta.wordpress.com/2007/08/05/yazisiz-2/</link>
<pubDate>Sun, 05 Aug 2007 19:43:06 +0000</pubDate>
<dc:creator>metin</dc:creator>
<guid>http://jazzetta.wordpress.com/2007/08/05/yazisiz-2/</guid>
<description><![CDATA[
(*) Şuradan.
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://jazzetta.wordpress.com/files/2007/08/lrg-330-9.jpg" title="lrg-330-9.jpg"><img src="http://jazzetta.wordpress.com/files/2007/08/lrg-330-9.jpg" alt="lrg-330-9.jpg" /></a></p>
<p><em>(*) <a href="http://anadolusanat.org">Şuradan</a>.</em></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yedinci Mühür, Gece, Aries...]]></title>
<link>http://jazzetta.wordpress.com/2007/08/05/yedinci-muhur-gece-aries/</link>
<pubDate>Sun, 05 Aug 2007 10:42:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>metin</dc:creator>
<guid>http://jazzetta.wordpress.com/2007/08/05/yedinci-muhur-gece-aries/</guid>
<description><![CDATA[Atlarına atlayıp gittiler&#8230;
Ayakta selamlıyorum&#8230;
The Seventh Seal - Yedinci Mühür]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Atlarına atlayıp gittiler...</p>
<p>Ayakta selamlıyorum...</p>
<p>The Seventh Seal - Yedinci Mühür'ün <strong>Ingmar Bergman</strong>'ını...</p>
<p>La Notte - Gece'nin<strong> Antonioni</strong>'sini...</p>
<p>Aries'in ve nefis çevirilerin <strong>Samih Rıfat</strong>'ını...</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Aşağılama-kutsama sorunsalının eytişimsel özdekçi bir bakışla irdelenmesine ilişkin önsel bir çıkarsama. Ya da: Sen % 46.65'in resmini yapabilir misin Abdullah? Ya da: Merdivenden düşen bir adamın düşme olgusu üzerine gözlemlerine dayalı tümevarımsal vargıları. Ya da: Filan fıstık.]]></title>
<link>http://jazzetta.wordpress.com/2007/07/26/asagilama-kutsama-sorunsalinin-eytisimsel-ozdekci-bir-bakisla-irdelenmesine-iliskin-onsel-bir-cikarsama-ya-da-sen-4665in-resmini-yapabilir-misin-abdullah-ya-da-merdivenden-dusen-bir-adamin-dus/</link>
<pubDate>Thu, 26 Jul 2007 08:33:06 +0000</pubDate>
<dc:creator>metin</dc:creator>
<guid>http://jazzetta.wordpress.com/2007/07/26/asagilama-kutsama-sorunsalinin-eytisimsel-ozdekci-bir-bakisla-irdelenmesine-iliskin-onsel-bir-cikarsama-ya-da-sen-4665in-resmini-yapabilir-misin-abdullah-ya-da-merdivenden-dusen-bir-adamin-dus/</guid>
<description><![CDATA[Azzzz sonra!
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Azzzz sonra!</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Aydının duyduğu tiktak*]]></title>
<link>http://jazzetta.wordpress.com/2007/06/13/aydinin-duydugu-tiktak/</link>
<pubDate>Wed, 13 Jun 2007 09:01:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>metin</dc:creator>
<guid>http://jazzetta.wordpress.com/2007/06/13/aydinin-duydugu-tiktak/</guid>
<description><![CDATA[“Kimi başında taçla doğar, kimi elinde kılıçla… Ben kalemimle doğmuşum. İnsanlar kıy]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>“Kimi başında taçla doğar, kimi elinde kılıçla… Ben kalemimle doğmuşum. İnsanlar kıyıcıdırlar, kitaplara kaçtım. Kelimelerle munisleştirmek istedim düşman bir dünyayı...”</p>
<p>"Aydın olmak için önce insan olmak lâzım. İnsan mukaddesi olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur, maruz kalmaz, seçer. Aydın kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi. Aydını yapan, uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat ve hakikatın bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs."</p>
<p>“Avrupalının sırtından kırbaç izi silinmiş ama ruhundan silinmemiştir, bu yüzden acımasız ve gaddardır; Frenk azad edilmiş köle demektir.”</p>
<p>Yüz akımız <strong>Cemil Meriç</strong>'in ruhu şad olsun. Hakkında bin kitap yazılsa yetmez.</p>
<p>______________________________________</p>
<p><em>(*) <strong>Henri Michaux</strong>'nun "Delinin duyduğu tiktak başka bir tiktaktır." sözünden esinlenerek.<br />
</em></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Akıl akıl, gel peşime takıl...]]></title>
<link>http://jazzetta.wordpress.com/2007/06/07/akil-akil-gel-pesime-takil/</link>
<pubDate>Thu, 07 Jun 2007 13:05:21 +0000</pubDate>
<dc:creator>metin</dc:creator>
<guid>http://jazzetta.wordpress.com/2007/06/07/akil-akil-gel-pesime-takil/</guid>
<description><![CDATA[“(…) aklın bu dünya için çok da iyi bir şey olduğuna inanmıyorum. Akla karşı mutlak bir]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">“(…) aklın bu dünya için çok da iyi bir şey olduğuna inanmıyorum. Akla karşı mutlak bir panzehir gerek.” demiş <strong><span style="font-family:Verdana;">Ferit Edgü</span></strong>. Bu konuda da bir yazı attırmak iyi gelirdi bana. Şu sayısal loto bilimsel tahmin sistemimi dijitalize edecek bir arkadaş bulabilsem, daha ne makaleler, köşe ve bucak yazıları attıracaz; emme velakin kör talih, tatar Salih! Neyse, ben sizi <strong><span style="font-family:Verdana;">Samih Rıfat</span></strong>‘ın Ferit Edgü’yle yaptığı söyleşiye davet <a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=223427">edeyim</a>. Çaylar şirketimizden, çörekleri de Radical kazatası virsin gayrı. Nasılsa o gazeteden alacağım birikti epeyce. Para virip alıyoz; ondan sonra da faşist asamkesemcisini, embesil embeddedini, hasan-ül’celal’ini, yiğidim aslan… -pardon, bulutumunu okuyoz! Allallaaa…</span><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yazısız]]></title>
<link>http://jazzetta.wordpress.com/2007/04/24/yazisiz/</link>
<pubDate>Tue, 24 Apr 2007 07:22:58 +0000</pubDate>
<dc:creator>metin</dc:creator>
<guid>http://jazzetta.wordpress.com/2007/04/24/yazisiz/</guid>
<description><![CDATA[
Çığlık (The Scream), Edvard Munch
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://jazzetta.files.wordpress.com/2007/04/munch.jpg" title="munch.jpg"><img src="http://jazzetta.files.wordpress.com/2007/04/munch.jpg" alt="munch.jpg" /></a></p>
<p><a href="http://jazzetta.files.wordpress.com/2007/04/munch.jpg" title="munch.jpg">Çığlık (The Scream), <strong>Edvard Munch</strong></a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[1 + 1 = 11]]></title>
<link>http://jazzetta.wordpress.com/2007/04/06/1-1-11/</link>
<pubDate>Fri, 06 Apr 2007 14:06:37 +0000</pubDate>
<dc:creator>metin</dc:creator>
<guid>http://jazzetta.wordpress.com/2007/04/06/1-1-11/</guid>
<description><![CDATA[Bugünlerde çok meşgulüm, hemen sorup kaçayım: Sizce, lotoda sayıların herhangi bir hafta 01,]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">Bugünlerde çok meşgulüm, hemen sorup kaçayım: Sizce, lotoda sayıların herhangi bir hafta 01, 02, 03, 04, 05, 06 çıkması ihtimaliyle sözgelimi 03, 11, 24, 37, 38, 49 çıkması ihtimali eşdeğerde midir? Sorunun doğru yanıtını hem sayın istatistikçiler veriyor bize, hem de müessese amiriniz. Ama iki “doğru” yanıt birbiriyle çelişiyor feci şekilde. Çözüm gerek. (<strong><span style="font-family:Verdana;">Veysel Bey</span></strong>, huu, saygıdeğer valideniz halâ izin vermiyor mu blogistanda görünmenize?)</span></p>
<p><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">Konuya döneceğiz <strong><span style="font-family:Verdana;">K. Bey</span></strong>! </span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Alma mazlumun ahını, zalim olup çıkar!  ]]></title>
<link>http://jazzetta.wordpress.com/2007/03/09/alma-mazlumun-ahini-zalim-olup-cikar/</link>
<pubDate>Fri, 09 Mar 2007 05:42:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>metin</dc:creator>
<guid>http://jazzetta.wordpress.com/2007/03/09/alma-mazlumun-ahini-zalim-olup-cikar/</guid>
<description><![CDATA[Yangından mal kaçıralım efenim. En kısa yazımı yazayım bu zebbah. Adetim olmayan şeyler yap]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">Yangından mal kaçıralım efenim. En kısa yazımı yazayım bu zebbah. Adetim olmayan şeyler yapmaya başladım. Tam işe gitmeye hazırlanırkene tutup ekran başına geç, yazı yaz, olacak iş mi! Halbuysam zaman gayet acayip bişidir, görecelidir felan; sınavda yıldırım gibi geçer, otobos beklerken bana mısın demez mesela. Neyse, en kısa yazı didim de, işte size bir kılçık daha: Siz tek bir harf bile yazmadığım yazımı mı en kısa yazım zannediyorsunuz yoksa sayın hemşolarım? Kıh kıh!</span></p>
<p><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">***</span></p>
<p>1. <span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">EN KISA YAZIM (belki de hiç yazılmadı!): </span></p>
<p><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">Güle güle <strong>Baudrillard Usta</strong>, seni saygıyla uğurluyorum! Ve sonra bu cümlemi geri alıyorum. Senin ölümün gerçek değil ki.</span></p>
<p><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">***</span></p>
<p><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">2. YAZI:</span></p>
<p><strong><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">Metin Bey</span></strong><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">’in solculuğunun kökenine inmiştik dün. Bugün de özünü faş edelim efendiler. Asıl makalemiz gelene dek idare edeceksiniz artık tek bir cümleyle. Farkındasınız di mi, şu anda malikanemizin bekleme salonunda bekleştiğinizin?</span></p>
<p><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">Evet, zalimden yana olmadığım çok açık (hoş, zalimden yana olanlar da bunu asla açık etmezler bilirsiniz); gelvelakin bendeniz mazlumdan yana da değilim!!! </span></p>
<p><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">Düşüp bayılacak dostlarım için kolonyamı yanımda getirmiştim. Buyrun: Çünkü her mazlumun içinde bir adet zalim vardır! Bütün mesele, simbiyotik ilişki içinde olan “zalimlik”-“mazlumluk” müesseselerini ortadan kaldırabilmekte yatar.</span></p>
<p><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">***</span></p>
<p><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">Neyse, hem çağımızın çok önemli bir düşünce adamını, hem de benim solculuğumu “irdeleme”ye devam edecez efenim. Yeni işimde taşlar yerine otursun, o vakit sanırım biraz zaman bulurum. </span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Amerikan deniz piyadeleri, Tansu’nun yiğitleri, Silifke’nin yoğurdu...]]></title>
<link>http://jazzetta.wordpress.com/2007/02/20/amerikan-deniz-piyadeleri-tansu%e2%80%99nun-yigitleri-silifke%e2%80%99nin-yogurdu/</link>
<pubDate>Mon, 19 Feb 2007 22:38:08 +0000</pubDate>
<dc:creator>metin</dc:creator>
<guid>http://jazzetta.wordpress.com/2007/02/20/amerikan-deniz-piyadeleri-tansu%e2%80%99nun-yigitleri-silifke%e2%80%99nin-yogurdu/</guid>
<description><![CDATA[“Lumpenistan…” başlıklı yazının altındaki yorumlar zincirine ekleyeceğim yorum 17 numar]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">“Lumpenistan…” başlıklı yazının altındaki yorumlar zincirine ekleyeceğim yorum 17 numarada yeralacaktı ve 13 numaralı yorumun cevabı olacaktı. İşte o yorumu buraya taşımaya karar verdim. (Konuyla ilgili olarak <a href="https://www2.blogger.com/comment.g?blogID=19088081&#38;postID=3154577175246802710">şuradaki</a> yazı ve yorumların da okunmasını rica ederim.) </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">İki nedeni var. Birincisi, <strong>Muzmin Bey</strong>’le benim aramda “<strong>Tansu Abula</strong>’nın yiğitleri” şeklinde kristalleşen ezeli ve ebedi derin politik bakış farklılığına ilişkin bir çift lakırdıyı bir türlü derleyip toparlayıp meydana serememiş oluşumdan duyduğum rahatsızlığı iyice azdırarak kendimi bu konuda yazmam gereken yazı için gaza getirmek; ikincisi, hayatın renkliliği ve çokboyutluluğunun çizgisel (iki boyutlu) kutuplaşmaları ne derecede anlamsız, işlevsiz, yararsız, verimsiz, kısır, gereksiz ve yanıltıcı kılabildiğinin gözalıcı bir örneğini verebilmek.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">Kısacık bir yorum bu. Onu ayrı bir yazı girdisi yapışımı, sadece ve sadece bu konu hakkında yazacağım yazıyı yazmayı geciktirmemek için sağ elimin işaret parmağına ip bağlamak olarak değerlendirmenizi rica ederim. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">***</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">(A)</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">Kötü örneğin örnek alınıp durması, ölümcül sevgiler, farklılıkları tehdit saymalar, olanı rasyonalize etmeyi esas saymalar, "gerçek"i "hakikat" katına yükseltmeler, kaba gücü kutsamalar, vs vs vs...</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">Yukarıdaki paragraf, bir amentü metninin kodları aslında. Muzmin Bey'in (ve <strong>Bülent Bey</strong>'in de sanırım) "yerleşik"i, "olan"ı ("mevcut"u), "status quo"yu, "reel"i, bir tür Kantçı noumenon olarak "mutlak hakikat"e yükseltiyor -hatta yükseltgiyor (:"irca"nın zıddı anlamında) oluşunun  dipmetni.  </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">(B)</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">Hayat S/B değil ve iyi ki de değil. x konusunda 180 derece ters düşülebilen A kişisiyle y konusunda tamamen mutabık kalırken, x konusunda tamamen mutabık olunan B kişisiyle y konusunda 180 derece ters düşmek... Hayat S/B değil, iyi ki de değil, ve mutlak karşıtlıklar ya da mutlak müttefiklikler yok ve iyi ki de yok. <strong>Afşar Bey</strong>'e, bu satırları yazmamı sağladığı için teşekkür ederim. </span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Lumpenistan: You are welcome to it!]]></title>
<link>http://jazzetta.wordpress.com/2007/02/18/lumpenistan-you-are-welcome-to-it/</link>
<pubDate>Sun, 18 Feb 2007 14:27:59 +0000</pubDate>
<dc:creator>metin</dc:creator>
<guid>http://jazzetta.wordpress.com/2007/02/18/lumpenistan-you-are-welcome-to-it/</guid>
<description><![CDATA[Hrant Dink’in katledilişi, Türkiye toplumunun zihinsel topoğrafyasındaki derin fay hattının ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"><strong>Hrant Dink</strong>’in katledilişi, Türkiye toplumunun zihinsel topoğrafyasındaki derin fay hattının aktifleşmesine yolaçtı. Milliyetçilik konusunda yürütülen hararetli tartışma –daha doğrusu sağırlar diyaloğu- fay hattının harekete geçtiğinin en bariz belirtisi. Ben bu bağlamda asıl önemli olanın milliyetçiliğin yükselişi değil, bunu da beraberinde getiren bir trend olarak, lumpenliğin gittikçe ezicileşen hakimiyeti olduğu görüşündeyim. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">Gelgelelim, lumpenliği ben burada marksist bağlamda da algılamıyorum, demografisini de dar tutmuyorum. Lumpenlik, neredeyse hiçbir demografik göstergeye tabi olmaksızın, toplumun her katman ve kesiminde virütik bir salgın gibi yayılmakta ve kafalara, ruhlara nüfuz etmekte. Medyada <strong>Çölajanı Bey</strong>, <strong>Altaylardankopupgelmiş Bey</strong>, <strong>Klimatolog Ertuğrul Efendi</strong>; reklam sektöründe <strong>Ali Desidero Tarayıcı Bey</strong>; siyaset arenasında <strong>Uzanan Bey</strong>; akademik dünyada bütün LÖK reaktörlerinin ve proflarının yanısıra, <strong>Dövlet Bahçevan Bey</strong> tarafından şutlanan <strong>Asamkesemci Prof. Umut Çakarçakmazçakançakmak Bey</strong></span><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">; futbol dünyasında  <strong>Fatih Kavramore Bey</strong></span><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"> gibi lumpenleri zaten tanıyoruz da, bunların irili ufaklı klonları sadece bu saydığım alanlarda değil her alanda inanılmaz bir hızla ürüyor, üretiliyor. Sosyal psikolojimiz, lumpenliğin bütün çiğ ve çirkin renk tonlarını içeren, alabildiğine kitsch ve alabildiğine grotesk bir tabloya hapsoluyor. Lumpenleşme; aczin, paranoyaklığın, zenofobinin, aşağılık kompleksinin, her türlü zaafiyetin bir nevi sublimasyonu olarak siyasi platformda “milliyetçilik” kılığına bürünüp toplumda topyekun bir ötekileştirme ve düşmanlaştırma manivelası işlevi görüyor. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"><strong>Alev Alatlı</strong>’nın son yazısının, tetikçi katillerin kahramanlaşmasının son derece kolay ve doğal olduğu bir toplumsal zihniyet haritasında lumpenliği daha da tetiklememesini dilerim.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">Bu konuyu daha sonra genişçe işlemek üzere bekleme salonuna alıyorum. </span><span>  </span><span> </span><span>  </span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ne anlar jazz-rock fusion'dan "myelodysplastic syndrome"!]]></title>
<link>http://jazzetta.wordpress.com/2007/01/17/ne-anlar-jazz-rock-fusiondan-myelodysplastic-syndrome/</link>
<pubDate>Wed, 17 Jan 2007 10:26:23 +0000</pubDate>
<dc:creator>metin</dc:creator>
<guid>http://jazzetta.wordpress.com/2007/01/17/ne-anlar-jazz-rock-fusiondan-myelodysplastic-syndrome/</guid>
<description><![CDATA[Lale Oraloğlu öldü&#8230;
Alice Coltraine öldü&#8230;
Michael Brecker öldü…
 
N’oluyoruz ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"><strong>Lale Oraloğlu</strong> öldü...</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"><strong>Alice Coltraine</strong> öldü...</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"><strong>Michael Brecker</strong> öldü…</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">N’oluyoruz yahu? Ölen ölene… Ama ölenler, ölümleriyle şu bedbaht dünyayı daha da yoksullaştırıp daha da sefilleştirenler… Tanrı’nın bir bildiği olmalı, değilse bu bir haksızlık demekten kendimi alamıyorum. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">Özellikle efsane müzisyen Michael Brecker hakkında birşeyler yazmak istiyorum. Şimdilik bekleme salonunda otursun bu kısa notum. <strong>Sevin Okyay</strong>’ın Radikal'deki şu <a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=210173&#38;tarih=16/01/2007">yazısından</a> bir alıntıyla selamlayayım ustayı:</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">“</span><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">Çok kendine özgü bir sound'u vardı. Nasıl bir sound'a sahip olmak istediği konusunda doğal bir anlayışı olduğunu söylerdi ki, büyük kısmı, nasıl bir sound'a sahip olmak istemediğinden kaynaklanıyormuş.” </span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İnce Memed: Güzel yanlışlık]]></title>
<link>http://jazzetta.wordpress.com/2007/01/16/ince-memed-guzel-yanlislik/</link>
<pubDate>Tue, 16 Jan 2007 08:51:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>metin</dc:creator>
<guid>http://jazzetta.wordpress.com/2007/01/16/ince-memed-guzel-yanlislik/</guid>
<description><![CDATA[Hiçbir şeye yetişemiyorum artık. Enerjim mi azaldı desem, yaşlandım mı desem, yoksa ardında]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">Hiçbir şeye yetişemiyorum artık. Enerjim mi azaldı desem, yaşlandım mı desem, yoksa ardından koşulacak şeylerin sayısı mı gün günden artıyor desem… Her ne kadar ilk kez bir okurcuğum beni olduğumdan neredeyse on yaş büyük zannettiyse de galiba üçüncüsü.</span><span>  </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">Yazı konusu olabilecek o kadar fazla şey var ki bu şirin beldede, hangi birine yetişeceksiniz! Hele de benimki gibi haftanın en az sekiz gün, günün en az 34 saat olması gereken bir sektörde çalışıyorsanız… Ama yapacak birşey yok –piyangodan büyük ikramiye yahut şans topundan 5+1 tutturmadıkça, ya da Tanrı’nın rahmetine tez vakitte kavuşacak bir akrabanız filan olmadıkça. Bende de şans ve zengin akraba olmadığından, vaziyetim ilelebet ayva.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">Her neyse, sadede geleyim. Bu sabah otobüste, ne zamandır kafamı kurcalayan bu “yazı konularını kaçırma” hususunda aklıma bir fikir geldi. Yazmayı istediğim birçok konuyu not etmeye ya üşeniyor ya da bunu unutuyordum, not ettiklerimden oluşan sanal klasör de şiştikçe şişiyordu. İyisi mi ben Jazzetta’da <strong>BEKLEME SALONU</strong> adıyla yeni bir köşecik açayım, aklıma gelen hususlarda o anda yazı yazacak halim ya da vaktim yoksa bile hiç değilse daha sonra aslını yazmak üzere üj bej tümcecikten oluşan bir not düşeyim diyorum. O yazıların bazıları belki hiç yazılamayacak, bazıları kimbilir ne zaman yazılacak, ama olsun; </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">1. Önümde durur onların notu, unutma ihtimalim ortadan kalkar, </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">2. Bu arada okurcuklarımın katkılarıyla o konudaki bakış açım daha da zenginleşir, </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">3. Daha sonra yazma imkanı bulamazsam bile hiç değilse o konudaki fikrimin anahatlarını kendi tarihime not düşmüş olurum,</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">4. Sanal dağınıklıktan kurtulurum.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">Bekleme salonundaki konulardan şanslı olanlar, asıl yazılarına kavuştuklarında not mahiyetindeki ilk yazılar silinmeyecektir. O yüzden rahat rahat bu kısa notlara da yorum yapabilirsiniz –daha doğrusu yapmanızı rica ederim. Yalnız, böyle kısacık notlarda dile getireceğim hükümlerin fazlaca siyah-beyaz olma ihtimali var ve bu biraz da teknik bir zorunluluk -bu sakıncayı daha sonraki asıl yazılarda gidereceğimi de gözönünde bulundurmanızı talep ederim.<br />
</span>
</p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">Eveeet, işte bekleme salonuna alınacak ilk konu efenim:</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">***</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">Geçenlerde <strong>Muzmin Bey</strong>’e yazdığım bir <a href="http://jazzetta.wordpress.com/2007/01/10/mjstlrnn-gzts-mjstlrnn-sl-cmhryt/#comments">yorum</a>da <strong>Yaşar Kemal</strong>’den sitayişle bahsetmiştim. Hemen ardından <strong>Afşar Bey</strong> o konuda bir <a href="http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/2007/01/ince-memeeeeed-inceldiin-yerden-kopasn.html">yazı</a> yazmış. Bu vesileyle ileride makalesini döşenmek üzere şöyle bir not düşeyim:</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">Sanatçı kimliğiyle Yaşar Kemal’i severim, ama beğenmem. Gelgelelim, ben yine de Yaşar Kemal’in önemli bir ödülü hakettiği kanısındayım –gerçi onun zaten Nobel hariç birçok önemli ödülü var ama olsun. İşte o eksik ödülü de ben vereyim kendisine diyorum: İlkgençlik Çağına Giren Çocuklara Edebiyatı Sevdirme Büyük Ödülü. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">İlk cümlemi başka şekilde bir daha söyleyeyim: Bir külliyat olarak Yaşar Kemal, “güzel bir yanlışlık”tır benim gözümde. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"></span><span> </span></p>
]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
