<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>bela-ve-musibet &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/bela-ve-musibet/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "bela-ve-musibet"</description>
	<pubDate>Sun, 07 Sep 2008 22:28:40 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[İmdat Ben Evliyim …!]]></title>
<link>http://imdat.zehirliok.com/2008/01/12/imdat-ben-evliyim/</link>
<pubDate>Sat, 12 Jan 2008 00:43:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>imdat</dc:creator>
<guid>http://imdat.zehirliok.com/2008/01/12/imdat-ben-evliyim/</guid>
<description><![CDATA[Bu sohbetimde sevişerek evlenen bir çiftin nasıl bir duvara tosladıklarını anlatmak istiyorum.]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bu sohbetimde sevişerek evlenen bir çiftin nasıl bir duvara tosladıklarını anlatmak istiyorum. Genelde bütün evli çiftlerin yaptığı şey, mutlu kalma çabasıdır. Ben bekarlığı, yelkenler fora giden bir gemiye benzetiyorum. Evlilikte ise, deniz kızına vurulup balıklama suya atlıyorsun, sonra da imdat kurtarın beni diye ölene kadar bağırıp duruyorsun. Şimdi her iki tarafın da isteği ile yapılmış bir evliliğin pembe panjurlu penceresinden içeriye kafamızı uzatıp bakalım.</em><em>HALBUKİ FLÖRT EDERKEN NE RAHATTIK</em><em>Ne mutlu bir çift. Birbirlerini nasıl da seviyorlar. Merak ediyorlar, özlüyorlar, bi dakka ayrı kalamıyorlar. Niye böyleler biliyor musunuz. Daha yeni evliler. Birbirlerine olan merakları henüz bitmemiş de ondan. Oynaşmalar, şakalaşmalar…</em><!--more-->Allah Resulü (sav) ashabından birine “Bakire ile evlen, oynaşırsınız.” buyurduğuna göre, evliliğin ilk ayları gerçekten çok hoştur. Ama bu hayal alemi uzun sürmüyor. Bir ay dolunca maaşları eline alıyorlar ve bir de bakıyorlar ki açıldıkça açılmışlar. Hemen diyorlar ki, evlilik masrafları yüzünden böyle oldu, birkaç aya kadar borçları öder düzeltiriz. (Halbuki ömür boyu böyle devam edecek.) İlk ay borçlara ağırlık verilir ve “Dar zamanda eşim benimle kuru soğan bile yer,” zihniyeti ile bir ay tamamlanır. İkinci aya girildiğinde elbette ki soğan ekmek yenmez, o eskidendi. Çünkü soğan da buğday da senin tarlandaydı. Şimdi markette.Evet, yeni evlendiğin el kızına soğan ekmek yedirebilirsin belki ama gururuna yediremezsin. Kendinden kısarsın, el kızından kısamazsın. Eve gelirken simit alıp yiye yiye gelirsin, evde “ben tokum, iş yerinde yemiştim” deyip tasarruf etmeye başlarsın. Kendi ayakkabılarının altında ikişerden dört delik varken eşine dördüncü ayakkabısını alırsın. Çünkü bayandır, erkekler gibi her elbisenin altına aynı ayakkabıyı giyemez. Olmaz. Senin gibi her düğüne aynı takım elbiseyle gidemez. Sonra “bak, geçen düğünde de aynı elbiseyi giymişti” derlerse kadıncağız rezil olur el aleme. Her kıyafetin yanına aynı çantayı takıp çıkamaz. Sünnetçi çantası değil bu, bayan çantası. Daha duuur… İki yıllık borca girip o kadar eşya aldığın halde sen eşyalarını tamamladığını zannet. Her ay şuraya şu, buraya bu, derken bir de bakmışsın ki evde karınla fantezi yapacak iki metrekare yer kalmamış. “Ya karıcım, şu sehpalarla fiskos masasını ve bi de şurdaki iki tabure ile otuzaltı saksıdan sadece şu üç tanesini koltukların üstüne kaldır da yanıma gel, hı, olur mu.?” Tabi bir ay daha geçince bu sefer birbirinizin özel masraflarına parmak basmaya başlarsınız. Sen onun makyaj malzemelerine takarsın o senin sigara parana takar. Hele bir de işe geç kalıp taksiye bin de bak n’oluyo.</p>
<p>ÖZLEMELERE N’OLDU ?</p>
<p>Akşam sokağa girdiğinde kafanı kaldırıp evinizin penceresine falan hiç bakma, kesinlikle orda yoktur. Kapıyı açınca hoş geldin kocacım deyip seni öpecek diye düşünürken nasıl bir yüzle karşılaşacağını hiç düşündün mü. Elbette düşünemezsin, çünkü Türkan Şoray hiç öyle yapmamıştı ki Kadir İnanır’a. Hatta Kadir abin parasızlıktan üzüntülü bir halde elleri boş gelince eve, Türkan ablan, “üzülme, ben şimdi güzel bi çorba yaparım” deyip boynuna sarılmıştı. Unut bunları güzel kardeşim, unut. Eve para getirdiğin müddetçe adamsın. Para sıkıntısı yaşadığın anda, karının her hali, her bakışı, her sözü, evde attığı her adım bile iğne gibi batar yüreğine yüreğine. Canımla cicimle düzeltemezsin. Hele bir de işsiz kalsan (Maazallah,) hoşt… kış kış… defol… höst… hağht-tuu… “Dur ya, bak gider başka kadınlarla beraber kalırım ha..” deyip durumu kurtarmaya çalışmayı denesen, adres cehennemin dibidir. Akşam olunca eve gelmeni istemesinin sebebi seni meraktan falan değildir. İnanmıyorsan şehir dışına çık da bak. Aynı şehirdeyken her geciktiğinde “geciktin de bişey mi oldu acaba diye merak ettim” bahanesiyle her gün arayan eşin, bak bakalım seni ne kadar arayacak. On defa ararsa dokuzu rutin kontrollerdir. Gerçekten kıskanan kadın binde birdir. Mesela rahmetli anam beni aradığında ilk söylediği söz, “Oğlum, aç mısın, yemeklerini zamanında yiyor musun, üşütme sakın, yatarken bi bardak süt iç, parasız kalırsan haber ver..” gibi sözlerdi. Ya da eve geç kalsam anam hemen arayıp, “Oğlum, bişey mi oldu, hayırdır inşallah…” derdi. Oysa geç kaldığınızda karınız genellikle, “Nerdesin..! Saatten haberin var mı..!” Yahu hele bi sor, kamyon altında mıyım, nezarette miyim, kafamda bi balta ile sedye üstünde miyim… Hiiiiç umurunda değil. Kadının kıskanmasının altında yatan sebep, başkaları ile para harcaman ve birine takılıp boşanma ihtimalindendir. Bunlar, kadının kıskanması değil, kendisini düşünmesidir.</p>
<p>Dikkat ettiniz mi, erkeklerin yüzde doksanı Allah korkusundan gafil oldukları için eşlerini aldatırlar ama böyle bir adamı belki binde bir kadın boşar. Genellikle kadının aklından geçen düşünce, “erkektir, bi kaçamak yaptı diye boşanmaya gerek yok, nasıl olsa dönüp dolaşıp yine evine gelecek, ama ben yine de tavır koyayım ki bunu adet edinmesin” düşüncesidir. Halbuki aynı şeyi kadın yapsa hemen boşanır. Bakınız, bu anlattıklarım bir çok insandan duyduğum için istatistik niteliğinde açıklamalardır. Elbette ben de o insanlardan biriyim ve bazı konularda aynı dertlerden doğal olarak muzdaripim. Üstelik severek evlendiğiniz ve hala sevdiğiniz kadınla başınıza gelenlerdir bunlar.</p>
<p>BENİ KISKANDIĞINI SANIYODUM</p>
<p>Esas kıskanılan, senin paranın başka kadınlarla ya da arkadaşlarınla beraber yenmesidir. Yani parandır kıskanılan. Hatta başkalarının parası kıskanılır da ceremesini yine sen çekersin. Sadakayı bile Allah rızası için karına vereceksin. Bir müddet sana söylemese bile eşinin aklından şunların geçtiğine emin ol; “Eş, dost, akraba ve arkadaşlarına borç falan verme. Sıkıntıda olan bir insana maddi yardımda bulunma. Ailenden başka hiç kimse için zaman harcama. Zaten kendimiz zor geçiniyoruz bi de el alemin derdiyle mi uğraşacaz. Milletin ne hali varsa görsün. Artık bekar değilsin, paranı ve zamanını ona buna veremezsin, çoluk çocuğunun geleceğini düşünmelisin, biz zor durumdayken bize yardım eden mi oldu. Biz niye yardım edecekmişsiniz ki. Bırak bu çevreni, senin iyi niyetinden istifade ediyorlar. Bulmuşlar senin gibi enayiyi, sömürüyorlar. Sen paranı karına ver, o hem biriktirir hem evi idare eder hem de böylelikle kimseye para vermek zorunda da kalmazsın. Annadın mı…! Yoksa ilişkimiz biter.”</p>
<p>ARKADAŞLARIM NERDE</p>
<p>Karına itiraz edersen kabul ettiremezsin, kadınlar tartışmada hemen gözyaşı bombası atar. “Aman Allah’ım, ben nasıl böyle bi adamla evlendim, babamın evinde bi dediğim iki edilmezdi, şu halime bak, bi gömlek bile alamıyorum kendime. Boşanacaz.! Yarın avukata gidiyom.! Al yüzüğünü de nankör adam…” (Bu yüzden evlilik yüzüğü olarak ince bir gümüş yüzük takmak daha emniyetli. Kafana gelirse acıtmaz.) Tabi bu arada seviyosun karını. Kimsenin eli eline değmemiş, namuslu, hamarat, hem de güzel. Onunla aranı bozmak hiç işine gelmez. Halbuki senin bu halini bile bile evlenmişti. Artık durumu düzeltmek için kara kara düşünmeye başlarsın.</p>
<p>Karınızın, bekarlığın verdiği bazı alışkanlıkları sizin üzerinizden alması elbette gereklidir ve bunların bir kısmı da iyidir. Yani sorumluluğunuzu bilirsiniz, evinizi bilirsiniz, gereksiz masraf ve gereksiz kişilerle zaman harcamazsınız. Ama karınızı kontrol altına almazsanız, karınızın sizin üzerinizde uyguladığı bu düzeltme operasyonu bir türlü bitmez. Siz düzeldikçe düzelir bir gün kalas gibi dümdüz olursunuz. Benim bir çok eski arkadaşım şu anda aynı durumdadır. O dal budak salmış meyve veren insanların çoğunu şimdi al, bina iskelesine kalas diye koy, üstünde sıvacılar çalışsın. Allah rızası için yapacakları hiçbir şey kalmamış. Her şey karısı için olmuş. Akşam eve geldiklerinde, “Bu gün karın için ne yaptın.!” sorusuna muhatap olmuş vaziyette manyamış bir halde ruh gibi dolaşıyorlar.</p>
<p>BİZ EŞYALARIMIZI ALMAMIŞ MIYDIK</p>
<p>Tabi bu durum ister istemez maddi durumunu düzetmeye mecbur ediyor erkeği ve bir gayretle düzeltiyor. Bu sefer kenarda duran para karınızı rahatsız ediyor. Yastığının altında biriktirdiğin her yeşillik bu sefer karına akapunktur oluyor. Perdeler değişiyor, koltuklar nedense hiç kimse oturmadığı halde eskiyor, halılar sen farkında olmadan sararıyor, her zaman yıkanan aynı elbiseler artık yıkanınca çekmeye başlıyor, taksitli alışverişler sebebi ile evdeki her şey birdenbire eskiyor. Bir gün bayram geliyor, mahalleye bayram ziyaretine çıkıyorsunuz… Aaa.? Tesadüfe bak.! Komşularınızın bütün eşyaları aynı sizinkiler gibi. Kısa bir zaman sonra evdeki bütün eşyalar mahalledeki komşularınızın yeni aldığı eşyalar gibi oluvermiş. Ne ilginç rastlantı.! Ve siz hala birbirinizi seviyorsunuz.</p>
<p>Küçük odaya da televizyon gerekiyor, buzdolabınız ses yaptığı için değişiyor, fırın sağlam olduğu halde dekoratif kapaklısı ile değiştiriliyor, hatta yeni aldığınız her şey bi daha ve ertesi gün bi daha değişiyor, çünkü mutlaka eve getirildiğinde, mağazada fark edilmeyen bir kusuru görülüyor. Ya da komşunun hanımı aldığınız o güzelim eşyanızı kıskanarak, “keşke falanca rengini alsaydın” diye eşinize vesvese veriyor. Karınıza bir hediye alın, mesela beyaz bir kazak. Size diyecektir ki, “Ahouş !, ne kar güzeeel.. ay çok teşekkür ederim kocacım, nerden aldın.?” Siz de falanca yerden diyeceksiniz tabi. Ve karınız ertesi gün büyük bir ihtimalle o mağazaya gidip aldığınız kazağı değiştirecektir. “Defoluymuş kocacım, kandırmışlar seni, aynı rengi de kalmamış, mecburen turanj rengini aldım, bi dahaki sefere bana sormadan alma.” diyecek. Bi tek size ait olanlar hep sağlam ve yeni kalacak. Pijamalarınız haricinde. Siz pijamalarınızı çok sevdiğinizi, giye giye yumuşacık olduğunu ve onların daha oldukça uzun bir zaman kullanılabileceğini ısrarla söyleyeceğiniz halde ille de değişecek. Çünkü eşiniz sizi çok düşünüyor ve acayip ilgileniyor.</p>
<p>OYSA SEVEREK EVLENMİŞTİM</p>
<p>Bir yere misafir mi olacaksınız, cicilerinizi giyiyorsunuz. Eşiniz tesettürlüyse sorun yok. Değilse, asırlardır olduğu gibi eşiniz nihayet hazırlanıyor ve saatler sonra abuk bir kıyafetle karşınıza çıkıyor. “Nasılım…?” Tabi yüzünüzde şaşkın bir ifadeyle bakıyorsunuz, bakıyorsunuz… ne yapmaya çalıştığını anlamadığınız için sormak zorunda kalıyorsunuz ; “ Böyle mi çıkacaksın.?” Cevap TSE standardında oluyor; “Aaa, ne varmış kıyafetimde.?” Maddi durumunuz ne kadar artarsa, eşinizin gardırobu da, evinizin eşyaları da o kadar artıyor.</p>
<p>E, artık maddi sorununuz yok. Sağlık probleminiz de yok. Eviniz de güzel. Hem güzel ve akıllı bir kadınla da evlenmişsiniz. Mutlusunuz. Bir erkek olarak eşinizle beraber olmak zaten en doğal hakkınız. Stres dolu bir günün akşamında burnunuzda karınız tüte tüte eve geliyorsunuz, onu canınız çekiyor, ama… o da ne, eşinizin bu akşam başı ağrıyor. Yarın morali bozuk. Öbür gün de çamaşır bulaşık derken çok yorulmuş zavallı. Daha sonraki gün ise piyangodan bir hafta ekleniyor. On gün asker gibi “esas duruş, tüfek omuza” vaziyette bekliyorsunuz. Tabi sizin yine kafanız karışıyor.?! Hemen aklınıza, geçimlerini kazanmak için para karşılığında erkeklerle beraber olan kadınlar geliyor. Yanlış anlamayın ha, beraber olmak için değil vallaha.</p>
<p>Hani, bu kadınlar her gün akşama kadar kırkdokuz erkekle beraber ola ola hala nasıl yorulmadan ayakta kalabiliyorlar diye düşünüyorsunuz. Üstelik döveninden tutun da sövenine kadar, ayyaşından tinercisine kadar cins cins adam. Hepsi de SAPIĞINA kadar erkek. Yani her gün onlarca sapık adama katlanan bu kadınlar, bütün vücutları tepeden tırnağa ağrı, sızı ve morartı içinde oldukları halde yine de yüzlerce sapığa güler yüzle katlanabilirken, karınız sizinle her gün sadece bir defa beraber olmaya katlanamayacak kadar yorgun ve hasta düşecek ne yapmış olmalı acaba. Üstelik maaşı da olduğu gibi ona teslim ediyorsunuz. Bence bir kadın, akşam olduğunda kocasına mırın kırın ediyorsa, hemen acil servise kaldırılıp muayene ettirilmesi lazım. Mutlaka çok ağır hastadır da size belli etmiyordur. Aksi halde biricik kocasına katlanması niye mümkün olmasın ki. Yok yok, kesin ölüyodur.</p>
<p>Ali Serdar Cinemre</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Misvak, bir Almanı nasıl Müslüman etmiş? ]]></title>
<link>http://hakyolu.wordpress.com/2007/06/06/misvak-bir-almani-nasil-musluman-etmis/</link>
<pubDate>Wed, 06 Jun 2007 13:23:59 +0000</pubDate>
<dc:creator>mucahid</dc:creator>
<guid>http://hakyolu.wordpress.com/2007/06/06/misvak-bir-almani-nasil-musluman-etmis/</guid>
<description><![CDATA[Motorlu vasıta icat edileliden beri, hayvan kullanımı iyiden iyiye azaldı. Artık kimse ille de ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Motorlu vasıta icat edileliden beri, hayvan kullanımı iyiden iyiye azaldı. Artık kimse ille de at ve deve gibi hayvanlar kullanılmalı demiyor. Zaten böyle bir ısrar, düşünce eksikliği demektir.</p>
<p>Ama, motorlu vasıtalar geldi hayvan kullanımı kalktı diyerek, her şeyi de getirip bunun yanına koyamayız. mesela, geçen hafta bir nebzecik bahsettiğimiz “Misvak”ı...</p>
<p>Yani, “Artık diş fırçaları var; misvaka ne lüzum!” diyemeyiz. Çünkü misvak, sadece diş temizliğinde kullanılan ilkel bir nesne değil, sayısız faydaları bulunan harika bir maddedir.<br />
 </p>
<p>Misvak, sadece dişleri temizleyen bir madde olsaydı, elbette onun yerine diş fırçalarını kullanmak uygun olurdu. Ve “Bugün artık diş fırçaları var; bir odun parçası olan misvakı kullanmaya ne lüzum var” diyenler haklı olurlardı...</p>
<p><!--more--></p>
<p>Ama gerçek hiç öyle değil... Peki, öyle değilse nasıl ve misvakın özelliği ne?..</p>
<p>Bunu, MEB emekli Başmüfettişi Sayın Ahmet Yurdakul’un “Bir Hatıra” başlıklı mektubuyla anlatmak istiyorum. Bu mektup 1 Temmuz’da …..gazetemizde? yayınlandı.</p>
<p>Sayın Ahmet Yurdakul mektubunda, ismi Ahmed olan ve çok güzel Türkçe konuşan Müslüman bir Alman’ın, Türk zannedilip İzmir’de nezarethaneye atıldığını anlatıyor.</p>
<p>Suçu, kıyafeti: “Başında bir sarık, yere kadar bol bir elbise, bembeyaz sakal ve asa...”</p>
<p>“....Adının Ahmed olduğunu görünce hemen nezarete götürmüş, soyadını bile okumamışlar. Kendisinin Alman olduğunu söylemesine rağmen, inandıramamış.”</p>
<p>“Nezaretten ayrılmadan önce, Ahmed Schmieder onlara şöyle seslenmiş:<br />
Beni kılık kıyafetimden dolayı tutukladınız... ...ben bu kıyafetimle, sizin atalarınız Fatih’e, Yavuz’a, Kanuni’ye benziyorum. Sizler de benim atalarım Hanslara, Schüllerlere benziyorsunuz. AB’ye giriş kılık kıyafetle olmaz. Fikirle olur, üretimle olur, medeniyet ve kültürle olur.”</p>
<p>Değerli okuyucular, Ahmed Yurdakul’un mektubunun buraya kadarki kısmında, ibretlik hâl–i pürmelâlimiz var. Bundan sonrasında ise, Alman Ahmed nasıl Müslüman olduğunu anlatıyor...<br />
“Pakistan’a gitmiştim. O zamanlar ateisttim. Hiçbir din beni ilgilendirmiyordu.</p>
<p>Akşamdan sonra minareler ışıklandırılmış, müezzinler çeşitli ilâhiler söylüyorlardı. Uzun uzun dinledim... Bir ahenk vardı... Çoğu Arapça olduğu için anlamıyordum.</p>
<p>Ertesi gün Pakistan Din İşleri Bakanlığı’na gittim. “Akşamki merasiminiz ne idi?” dedim. Yetkililer bana, “Akşam İslâm Peygamberi Hz. Muhammed (sav)’in doğum günü idi. O’nu anıyorduk. Bu güzellik bunun içindir” dediler. “Öyleyse O’nun bana bir kitabını verin” dedim.<br />
Bana bir hadis kitabı verdiler. Rastgele bir sahifesini açtım, tercüme ettirdim. ‘Dişlerinizi misvakla temizleyin’ diyordu.</p>
<p>Bundan sonrası, Alman Müslüman Ahmed’in, misvak hakkındaki sözleri ve tesbitleri:<br />
“Misvakın ne olduğunu sözlükten öğrendim. Arap Yarımadası’nda yetişen lifli bir bitki olduğunu yazıyordu. Laboratuvara götürdüm. Kaynattım, inceledim:<br />
© vitamini yüklü bir madde. Eğer kullanılırsa, dişlerde skarbüt denilen hastalığın önüne geçiyor. Suyu, midede özümlemeyi, sindirimi kolaylaştırıyor. Bağırsakların işini kolaylaştırıyor. En önemlisi de, devamlı kullananlarda basur denilen rahatsızlık olmuyor.”</p>
<p>Değerli okuyucular, yukarda sayılan misvaktaki faydalar diş fırçasında var mı? Yok!</p>
<p>Kaldı ki, misvakın daha başka faydaları da var. Ne var ki, bir Alman ancak bu kadarının farkına varabilmiş ve ona bu kadarı kafi gelmiş. Kâfi gelmiş de ne olmuş? Cevabını Alman Ahmed versin:<br />
“İşte bir odun parçası beni hidayete eriştirdi ve Müslüman oldum.”</p>
<p>Sadece misvaktan bahseden hadis sebebiyle, bir insanın Müslüman olması, bir mucizedir. Demek ki, Hz. Peygamber’in mucizeleri, hadisleriyle 14 asırdır hâlâ devam ediyor.</p>
<p>Mûcize kelimesini kullandım. Bazıları mûcize diye bir şey kabul etmedikleri için bu kelimeye kızıyorlar. Hem Hz. Peygamber’e (sav), “Kur’an’ın anlattığı” şekilde inandıklarını söylüyorlar, hem de “Hz. Peygamber’e mucize verilmemiştir; mûcize diye bir şey yoktur” diyebiliyorlar!..</p>
<p align="right"><em><strong>Ali Eren</strong></em></p>
<p align="right"><strong></strong></p>
<p align="left"><a href="http://www.siyahnur.com/">http://www.siyahnur.com</a> alıntı</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ne Kadar İlginç ve tuhaf !!!]]></title>
<link>http://hakyolu.wordpress.com/2007/06/05/ne-kadar-ilginc-ve-tuhaf/</link>
<pubDate>Tue, 05 Jun 2007 12:08:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>mucahid</dc:creator>
<guid>http://hakyolu.wordpress.com/2007/06/05/ne-kadar-ilginc-ve-tuhaf/</guid>
<description><![CDATA[* İnsan eğer ki 10 milyonu sadaka verecek olsa bu miktarı çok bulur.
Ama 10 milyon ile mağazada]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>* İnsan eğer ki 10 milyonu sadaka verecek olsa bu miktarı çok bulur.<br />
Ama 10 milyon ile mağazadan birşey almaya gitse alacak birşey bulamaz...</p>
<p>* İnsan 10 dk ibadet edecek olsa, dini bir sohbete katılacak olsa, bu zamanı çok bulur.<br />
Ama bir film veya maç olsa bir buçuk saatlik zaman onun için hemen geçiverir...</p>
<p>* Bir futbol maçının uzaması insanın hoşuna gider<br />
Ama Cuma namazında hutbenin birkaç dk uzaması hiç de hoşuna gitmez...</p>
<p><!--more--></p>
<p>* İnsan duyduğu dedikoduya hemen inanır ve kabullenir<br />
Ama kesin doğru olduğunu bildiği birşeyi inat ederek hemen kabullenmez...</p>
<p>* İnsan modayı her an takip eder<br />
Ama Peygamberimiz (s.a.v) sünnetini bilmez veya bilse de uygulamaz...</p>
<p>* İnsan camide bir saat ibadet ederek vakit geçirecek olsa onun için zaman geçmek bilmez<br />
Ama bilgisayar başındayken zaman onun için çabucak geçer...</p>
<p>* insan namaz kılarken,ibadet esnasında dünyevi konuları düşünmeyi sever Ama normalde manevi şeyleri düşünmekten bile kaçınır...</p>
<p>* İnsana bir sureyi veya surenin anlamını okumak zor gelir<br />
Ama bir romanı okumak onun için kolaydır...</p>
<p>* İnsan konserde ilk sıralarda olmak için çaba sarfeder<br />
Ama camide ilk sıralarda olmak için çaba sarfetmez. Aksine "namazın sonunda hemen çıkıp gideyim" diye son sıralarda olmak ister...</p>
<p>* Bir ayet yada hadis ezberlemek insanın zoruna gider<br />
Ama müzik listesi top 10'da olan şarkıların hepsini ezbere bilir...</p>
<p>* insan İslami konuları dinlemeyi ve anlatmayı zor bulur<br />
Ama dedikoduları dinlemeyi ve anlatmayı çok sever...<br />
(Alıntı)</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Merhametin Böylesi]]></title>
<link>http://hakyolu.wordpress.com/2007/06/05/merhametin-boylesi/</link>
<pubDate>Tue, 05 Jun 2007 09:26:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>mucahid</dc:creator>
<guid>http://hakyolu.wordpress.com/2007/06/05/merhametin-boylesi/</guid>
<description><![CDATA[Sevgili Peygamberimizin komşusu olan bir ihtiyar kadın vardı. Kızını Resûl aleyhisselâma gö]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Peygamberimizin komşusu olan bir ihtiyar kadın vardı. Kızını Resûl aleyhisselâma gönderdi:''Namaz kılmak için örtünecek bir elbisem yok.</p>
<p>Bana, namazda örtünecek bir elbise gönder'' diye yalvardı.Resûlullahın o anda başka elbisesi yoktu.Mübârek arkasındaki entariyi çıkarıp, o kadına gönderdi.</p>
<p>Namaz vakti gelince, elbisesiz mescide gidemedi.Eshâb-ı kirâm, bu hali işitince, Resûlullah o kadar cömertlik yapıyor ki, gömleksiz kalıp, mescide cemâate gelemiyor, biz de her şeyimizi fakirlere dağıtalım, dediler.</p>
<p>Allahü teâlâ hemen İsrâ sûresinin yirmidokuzuncu âyetini gönderdi.Önce Sevgili Peygamberine, (hasislik etme, birşey vermemezlik yapma!) buyurup, sonra da, (Sıkıntıya düşecek ve namazı kaçıracak, üzülecek kadar da dağıtma! sadakadan ortalama davran) buyurdu. O gün, namazdan sonra Hazret-i Ali, Resûlullahın yanına gelip:</p>
<p>-Yâ Resûlallah! Bugün çoluk çocuğuna nafaka yapmak için sekiz dirhem gümüş ödünç almıştım. Bunun yarısını size vereyim.</p>
<p><!--more--></p>
<p>Kendinize entari satın alınız, dedi. Resûl aleyhisselâm çarşıya çıkıp, iki dirhem ile bir entari satın aldı. Geri kalan iki dirhem ile yiyecek almaya giderken, gördü ki, bir âmâ oturmuş:</p>
<p>-Allah rızası için ve cennet elbiselerine kavuşmak için, bana kim bir gömlek verir, diyordu. Almış olduğu entariyi bu â'mâya verdi. A'mâ entariyi eline alınca, misk gibi güzel koku duydu. Bunun, Resûl aleyhisselâmın mübârek elinden geldiğini anladı.</p>
<p>Çünkü Resûlullah Efendimizin bir kere giydiği herşey, eskiyip dağılsa bile, parçaları da misk gibi güzel kokardı. A'mâ duâ ederek:</p>
<p>''Yâ rabbi, bu gömlek sahibinin hürmetine benim gözlerimi aç!'' dedi. İki gözü hemen açıldı. Resâlullahın ayaklarına kapandı.</p>
<p>BU KISA YAZIDA PEYGAMBER EFENDİMİZİN NE KADAR MERHAMETLİ VE NAMAZ KILMAK İSTİYENE NE KADAR ÇOK ÖNEM VERDİĞİNİ GÖSTERİYOR….<br />
BİZLERİNDE BU DAVRANIŞ VE HAREKETLERİ ÖRNEK ALARAK,DERSLER ALMAMIZ GEREKİR…….</p>
<p>alıntı..</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Flört  !?]]></title>
<link>http://hakyolu.wordpress.com/2007/06/01/flort/</link>
<pubDate>Fri, 01 Jun 2007 08:04:30 +0000</pubDate>
<dc:creator>mucahid</dc:creator>
<guid>http://hakyolu.wordpress.com/2007/06/01/flort/</guid>
<description><![CDATA[Günümüzde flört, yani evlilik öncesi, gençlerin tanıma tanışma bahanesi ile belli süre ber]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">Günümüzde flört, yani evlilik öncesi, gençlerin tanıma tanışma bahanesi ile belli süre beraberliği yaygınlaştı. Dinimizde yeri olmamasına rağmen Müslümanlar arasında bile görülebiliyor artık.</font></p>
<p align="justify"><img align="left" width="204" src="http://ozanoz.files.wordpress.com/2007/05/flort.jpg" alt="Flört" height="258" /><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">Bir gazetede manşetten verilen bir haberin özetini, arkasından da bununla ilgili bazı gerçekleri sunmak istiyorum sizlere.</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">“Henüz 2,5 ay olmuştu düğün olalı. Evliliğin uyum içinde yürümesi için, bir senelik flört devresinden sonra, birbirlerini severek evlenmişlerdi. Fakat birkaç gün sonra dayağa dönüşmüştü bu sevgi…</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">Genç kadın hiç sesini çıkarmıyordu, belki düzelir diye. Bir keresinde, kızını, morarmış gözleri, çizik içindeki kolları, berelenmiş vücuduyla karşısında görünce, annesi dayanamamış, karakola şikâyet etmişti damadını.</font></p>
<p align="justify">&#160;</p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">Bir hafta önce, yine yediği feci bir dayak sonrasında, baba evine sığınmıştı genç kadın…</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif"><span></span>Üç gün sonra damat, kayın pederinin kapısını çalıp, eşini dışarı çağırdı. Bir süre konuştular kapı önünde. Eşi geri dönmeyi kabul etmedi. İyice yılmıştı; bir de karnındaki bebeğine bir şey olacak diye korkuyordu</font></p>
<p align="justify"><!--more--></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">“Hayır” cevabını alan erkek, genç kadını kolundan tuttuğu gibi sürükleye sürükleye arabaya götürüp bindirdi. Yolda tartışmaya, kavgaya devam ettiler.</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">Birkaç kilometre gittikten sonra, yediği yumruklardan korunmaya çalışan genç kadın, can havli ile kapıyı açtı. Kocası, yavaşlattı arabayı. Arabanın yavaşlamasından yararlanan kadın, kendini attı arabadan, kaçacaktı aklı sıra.</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">Bu sırada karşı yönden gelen bir araç, olanca hızıyla çarptı genç kadına. Olay yerinde can verdi. Bebeği de… Yaşama “Merhaba” diyemeden, anne sevgisi tadamadan…”</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">Aile, temeli olmayan sun’î bir sevgi üzerine kurulursa, olacağı bu… Haberi manşetten veren; her fırsatta, klâsik usulü yani ailelerin de devreye girip araştırılarak yapılan evlilikleri kötüleyen ve flört ederek, belli bir deneme süresinden sonra evlenmeyi savunan bir gazete… Şimdi de yıllarca savunduğu fikri yalanlayan haberi manşetten veriyor… Gelinlik fotoğrafının altına da, <strong>“Severek evlenmişlerdi”</strong> yazmış. Bu nasıl sevgiyse…</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">Ananevî evlilik usulünün aleyhinde olanlar, ya bu evliliğin ne olduğu bilmiyorlar veya art niyetliler. Zannediyorlar ki, bu usulde gençler birbirlerini görmeyecek, tanımayacak ve söz hakları da olmayacak… Hâlbuki evlenecek gençlerin birbirlerini iyice görmesini, hatta makul ölçülerde konuşmalarını tavsiye buyurmuş Peygamber efendimiz. Burada önemli olan, ailelerin tamamen devre dışı bırakılmaması… Tabiî ki nihaî kararı verecek olan gençlerdir.</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">Evlenmek, yuva kurmak, insan hayatını değiştiren, ömrün dönüm noktasını teşkil eden bir olay… Yanlış bir tercih, yukarıdaki haberde olduğu gibi, dünyasını karartır insanın. Onun için, dış görünüşe bakıp karar vermek, yanıltır çoğu zaman insanı.</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif"><strong>“Gençler önceden görüşür ve flört ederse, birbirini yakından tanıma imkânları olur. Eğer huyları, anlayışları farklı ise, evlenmeden önce daha işin başındayken, işi bitirmiş olurlar.”</strong> iddiası da çok yanlış.</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">Tecrübeler hiç de böyle olmadığını gösteriyor. En çok boşanma, flörtsüz evliliğin yapılmadığı Batı ülkelerinde olmaktadır bugün.</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">İki taraf da, tanışma devresinde, birbirlerine hoş görünmek için beraber bulundukları zamanlarda, gayet toleranslı davranıp, kötü huylarını birbirlerine hissettirmemeye çalışır, birbirlerini yanıltırlar. Ancak evlendikten sonra anlaşılır gerçek durum. Fakat iş işten geçmiş olur o zaman. Bunun için, evlenilecek kimselerin gerçek hâlleri, evlenilmeden önce öğrenilmelidir. Bu da ancak; tecrübeli kimselerin araştırmasıyla, o kimselerin evveliyatını iyi bilen, güvenilir kimselere sormakla olur.</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">Ayrıca, bekârken çok kimseyle görüşen, çok kimseyle eğlenen erkek ve kızda, evlendikten sonra da çok kimseyle görüşme arzusu devam eder. Bir kişiye bağlı kalmak, zamanla onu sıkmaya başlar; değişiklik arayışına girer. Bunun sonucunda da, her gün gazetelerde boy boy resimlerini gördüğümüz cinayetler meydana gelir. Yüzlerce aile perişan olmaktadır bu yüzden. Bir anlık gaflet, değişiklik arzusu, kişilerin hem dünya, hem de ahiretlerini karartır…</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">Bunlar belki manasız gelir çok gence. Çünkü gönlünü kaptırana verilecek nasihat, ona deli saçması gibi gelir. Onun için Peygamber efendimiz, “Sevgi, insanı sağır ve kör eder.” buyurmuştur.</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">Sağıra ne anlatsanız duymaz. Görmeyen bir kimse, ne yapsanız görmez. Bu bakımdan ileri görüşlü, tecrübeli ana babanın, akrabanın tavsiyelerine kulak vermeli! Ana baba, oğlunun veya kızının evleneceği kişiye, evlâtlarının gözü ile bakmaz. Acı tecrübelerin verdiği dersle bakar. Ana baba sadece görünüşe değil, perdenin arkasına da bakar. Çünkü gerçeği görmeye mâni olur perde…</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">Aslında, evlenecek gençlerin flört denilen bir arkadaşlığa asla ihtiyaçları yoktur. Hatta flörtün birçok sakıncası da vardır:</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">Flörtte bir tuzak vardır. Flörtte çok defa, kız, erkek tarafından kandırıldıktan sonra terkedilir.</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">Flört, gençlerde gafilce tecrübelere yol açar. Bu tecrübelerin çoğu, kötü şekilde sonuçlanır. Tecrübe için insan, cebine barut koyup kendini tehlikeye atmaz. Ateşle barut bir arada durmaz. Yılan acaba nasıl sokar diye yılanla oynanmaz.</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">Flört, akıl mantık hislerini alt üst eder. Flörte alışan, sık sık arkadaş değiştirir. Kızı kandırıp terkeden erkek hain, kandırılan kız da maskara durumuna düşer. Flörtte çok defa, iffet elden gider. Namuslu Müslüman bir kız için bundan büyük felâket olamaz. Flört, birçok gençleri serseri, müsrif ve perişan eder. Gençler arasında aşağılık kompleksi, kıskançlık, kin, nefret, karamsarlık, düşmanlık, anarşi ve çeşitli ruhî bunalımlar doğurur.</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">Flört arzusu, tenhada buluşmaya davet eder. Sonunda, birçok gencin başı belâya girer. Bu arkadaşlıkta iş eğlenceye dökülünce, genç erkeğin güveni sarsılır. Önce kızı zorlar, arzusuna kavuşunca da kızı ayıplar, ahlâksız diye ona hakaret eder. Genelde bu hissî eğlencelerden sonra hep soğukluk olur.</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">”Journal of Marriage and the Family” dergisinde yayımlanan habere göre, ABD’deki Pennsylvania Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, 1964 ile 1997 yılları arasında evlenen 1400 kişiye evliliklerindeki deneyimleri soruldu. Bilim adamı Claire Kamp-Dush, evlenmeden önce aynı evi paylaşan çiftlerin, diğer çiftlere göre daha mutsuz olduklarını söylediklerini ve boşanma oranlarının daha yüksek olduğunu belirtti. Kamp-Dush, çiftlerin birlikte yaşamaya karar verirken, olası bir ayrılığın daha kolay olacağı düşüncesiyle yeterince ince eleyip sık dokumadığını belirterek, evlilik kararında da genelde birlikteyken harcanan emek ve çocukların etkili olduğunu söyledi.</font></p>
<p align="justify"><font size="2" face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">Genç erkek, kokladığı çiçekten hemen doyar, sonra başka bir renk, başka bir çiçek arar. Artık bu sahne onu avutmaz, ondaki esrar, onu çeken cazibe, bağ ve düğümler çözülmüştür. O artık başka bir cazibe, daha esrarlı bir düğüm ister, başka eğlenceleri kovalar. Bu bakımdan flört hususunda kız veya kadın, çok hassas olmalıdır.</font></p>
<p align="justify"><a href="http://ozanoz.wordpress.com/2007/05/31/flort/">http://ozanoz.wordpress.com/2007/05/31/flort/</a> alıntı</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Her şey ABD’nin Irak’ı işgal etmesiyle başladı. Eşleri, babaları savaşta ölen kadınlar çareyi Suriye’ye kaçmakta aradı.]]></title>
<link>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/30/her-sey-abd%e2%80%99nin-irak%e2%80%99i-isgal-etmesiyle-basladi-esleri-babalari-savasta-olen-kadinlar-careyi-suriye%e2%80%99ye-kacmakta-aradi/</link>
<pubDate>Wed, 30 May 2007 09:50:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>mucahid</dc:creator>
<guid>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/30/her-sey-abd%e2%80%99nin-irak%e2%80%99i-isgal-etmesiyle-basladi-esleri-babalari-savasta-olen-kadinlar-careyi-suriye%e2%80%99ye-kacmakta-aradi/</guid>
<description><![CDATA[Şimdi başkent Şam’da fuhuş sektöründe çalışan kadınların yüzde 70-80’i Iraklı. Suud]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Şimdi başkent Şam’da fuhuş sektöründe çalışan kadınların yüzde 70-80’i Iraklı. Suudi Arabistanlı erkekler ise hafta sonları 6 saat uzaklıktaki Şam’a sefer düzenleyerek ABD’nin sillesini yemiş bu kadınlarla birlikte oluyor.</p>
<p>Amerikan New York Times gazetesi, Irak’a müdahalenin ardında bu ülkeden kaçan Iraklı kadınların nasıl fuhuş ağına düştüklerini ayrıntılı bir şekilde yazdı.</p>
<p>New York Times’a göre savaş sonrasında 19 milyon nüfuslu Suriye’ye 1.2 milyon Iraklı akın etti. Arap ülkelerine vize uygulamayan Suriye, böyle bir dalgaya hazırlıksız yakalanmıştı. Mültecilerin büyük bir kısmını, savaşta eşini, babasını, kardeşini kaybetmiş çaresiz kadınlar oluşturuyordu. İşsizliğin zaten zirve yaptığı bu ülkede kadınların hayatlarını idame ettirecek bir iş bulmaları pek de kolay değildi. Birer ikişer fuhuşun ağına düşmeye başladılar. Anneler, teyzeler, kızlarını, yeğenlerini pazarlamaya başladı. Kimi Şam’ın arka sokaklarındaki neon ışıklı pavyonlarda sahne almaya başladı, kimi evdeki çocuğunun karnını doyurmak için içki sofralarında erkeklerin gönlünü eğlendirdi, konsomatris oldu.</p>
<p><!--more--></p>
<p>Irak’ta sıradan, orta halli bir hayat sürerken, savaş yüzünden kendilerini fuhşun içinde bulan bu kadınlar için çalışan rahibe Marie-Claude, "Geçenlerde birlikte yaşayan üç eltiyle rastlaştım, üçü de fuhuş yapıyordu. Dönüşümlü olarak fuhuşa gidiyor, sonrasında parayı paylaştırarak çocuklarına bakıyorlardı" diyor.</p>
<p><strong>SEKS TURİZMİNİN MERKEZİ</p>
<p></strong>Sivil toplum kuruluşu örgütlerine göre Iraklı fahişeler gecede 50 ile 70 dolar kazanıyor. Büyük gazinolarda dansözlük yapanların kazancı daha da artıyor. Hiba’nın çalıştığı pavyonun sahibi ise, "İşler kötü olsa da kızların gecede en az 500 lira (15 YTL) kazanmasına bakıyoruz. Iraklıların durumuna sempati duyuyoruz. Ailesi sıkıntı yaşayan kızlara ekstradan yardım sağlıyoruz" diyor.</p>
<p>Iraklı fahişeler, Şam’ı Ortadoğulu zengin Araplar için seks turizmi açısından bir cazibe merkezine dönüştürmüş. Hiba’nın çalıştığı pavyonun park yerindeki araçların yarısı S.Arabistan plakalı. Şam, Ürdün üzerinden Suudi Arabistan’a sadece 6 saat uzaklıkta. Haftasonu araçlarına atlayıp Şam’a gelen Suudi erkekleri, ABD yüzünden evinden barkından olmuş, fuhşa sürüklenmiş kızlarla göbek atıp, kadeh tokuşturarak gönlünce eğleniyor.</p>
<p><strong>Anneler kızlarını dansöz yapıyor</strong></p>
<p>Yazıda adı Hiba diye geçen 16 yaşındaki genç kız da Suriye’de pavyona düşen binlerce Iraklı mülteciden biri. Hiba’nın dedesi diyabet hastası olunca aile geçimini sağlayamaz hale gelmiş. Bunun üzerine Hiba’nın annesi, kızının bir pavyonda sahne almasını kabul etmiş. Yarı çıplak kızının sahnede orta yaşlı adamlarla göbek atmasına seyirci kalmak zorunda kalan Hiba’nın annesi, "Savaşta herşeyimizi kaybettik. Namusumuzu da" diyor.</p>
<p>Artık, Şam sokaklarında Iraklı kadınların erkeklere yaklaşıp "birlikte çay içelim mi" diye teklifte bulunması kimseyi şaşırtmıyor. Suriyeli avukat Mouna Esad, "Bu kızlar bazen anneleri ya da teyzeleri tarafından pazarlanıyor. Fakat fuhuş tek sorun değil. Iraklı göçmenlerle baş edecek altyapıya sahip değiliz. Bunların kalabileceği sığınaklar ya da başvurabilecekleri sağlık merkezleri yok. Irak’taki durum yüzünden Suriye sınır dışı da edemiyor" diyor.<!-- / message --><!-- sig --></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA['Aptal Sarışın' ADD'li kıza niye kızdı ]]></title>
<link>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/28/aptal-sarisin-addli-kiza-niye-kizdi/</link>
<pubDate>Mon, 28 May 2007 14:11:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>mucahid</dc:creator>
<guid>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/28/aptal-sarisin-addli-kiza-niye-kizdi/</guid>
<description><![CDATA[&#8216;Aptal sarışınımız&#8217; demokrasi destanları yazmayı sürdürüyor. 
Tuğçe Baran ka]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>'Aptal sarışınımız' demokrasi destanları yazmayı sürdürüyor. </span></p>
<p><span>Tuğçe Baran kapısını çalıp kendisine kitap veren Atatürkçü Düşünce Derneği mensubunu bakın nasıl kızdırmış!</span></p>
<p><span></span><span></span><span></span><span></span><span></span><span><span><font face="Arial Black">Kaşınan yaralar, kompleksler </font></span></span></p>
<p><span><span><font size="2" face="Verdana">Zır kapı. Biri kız biri erkek iki genç. “Biz Atatürkçü Düşünce Derneği’nden geliyoruz. Atatürk düşmanlarına karşı mücadele ediyoruz. Bütün Atatürkçüler’i ayağa kaldırıyoruz. Şu kitap neler yapmamız gerektiğine karşı bir rehber kitap. Almak ister misiniz?”</font></span></span><span><span><font size="2" face="Verdana">Süper bir zamanlamaları vardı. Tam da şu “bizim” laikler neden bu kadar haşin ve de alıngan mevzuunun ikinci bölümünü yazmaya hazırlanıyordum..</font></span></span><span><span><font size="2" face="Verdana">Fazla uzatmak istemedim “Hayır” dedim “teşekkür ederim.”</p>
<p>“ Niye?” dedi kız. “GERİCİ misiniz?”</p>
<p><!--more--></p>
<p>O yeee.. Kitabı aldın “ilericisin”, kitabı almadın “gericisin”! “Evet” dedim “gericiyim. Saltanat geri gelsin istiyorum. Hatta hilafet de gelsin” “İnanmıyorum” dedi çok bilmiş ADD kızımız.</p>
<p>“Neden” dedim.</p>
<p>“Tipiniz öyle göstermiyor.”</p>
<p>Üzerimde askılı bluz vardı.</p>
<p>Bir çift bluz “askısı”mıydı benim bütün referansım? Askı var tamam, askı yok gerici. “Ah” dedim. “ Yobaz dediklerine karşı mücadele verirken ne kadar yobaz olduğunun farkında mısınız?” Sinirlenip gittiler..</p>
<p>Sorum hâlâ geçerli: Kim daha az şekilci? Kim daha az muhafazakar? Kim daha az dogmatik?</p>
<p>***<br />
“Giyinmek Güzeldir” sloganlı başörtüsü reklamından Ayşe Arman rahatsız olmuş bildiğiniz gibi. Sloganın alt metninin “örtünmek güzeldir, soyunmak çirkindir, soyunanlar kötüdür, kafası orası burası açıklardansan aklını başına topla, kendini düzelt” gibi şeyler olduğunu düşünmüş, fena olmuş, benden başka rahatsız olan yok mu demiş, okurlarını imdadına çağırmış.. Onlar da yetişmiş.. Cumartesi okuduk.</p>
<p></font>Rahatsız olmaksa eğer mevzu, GİZLİ alt metinleri üretmekse eğer konu, etraftaki hemen hemen her şeyden, her reklam sloganından, her reklam fotoğrafından böyle şeyler üretebiliriz..</p>
<p>Ben de mesela tam tersine mayo reklamlarından rahatsız oluyorum. Memeleri kuma gömülü çırılçıplak bir kadının (Adriana Karambööö!) mayo tanıtımı yapıyorum ayaklarıyla (ki üzerinde mayo var mı yok mu belli değil) orda burada bana salak salak bakmasına sinir oluyorum..</p>
<p>Ayşe Arman gibi gizli anlam hafiyeliği yapacak olursam aynen şöyle diyebilirim:</p>
<p>Bütün çıplak kadınlı reklamlar esasen bana şunu diyor: “Kadın dediğin böyle güzel olmalı. Böyle değilsen kusura bakma bir hiçsin. Kadın olmadığın kesin, insan bile olup olmadığın meçhul. Aklını başına topla, zayıflayacaksan zayıfla, memelerini yaptıracaksan yaptır, bacaklarını incelt, sarışın ol, boyunu uzat, kaşını al, saçını yaptır, yüzünü çekiştir, burnunu kaldır.. Ve daima seks arzula, seks arzula, seks arzula.. “Yok artık” öyle mi? Vitrin mankenine bakıp ağlayan, neden benim bacaklarım böyle ince uzun değil diye gece yarısı dükkan önünde üzüntüsünden kendinden geçen insanlar biliyorum ben.</p>
<p>Bu uç bir örnek oldu belki ama dayatılan bir güzellik anlayışı var ve bu milyonlarca kadının hayatını karartıyor. Bilhassa genç kızların. Ölümüne rejim yapmalarının nedeni işte bu aval aval bakan memeleri kuma gömülü Adrina Karambööö’ler.. Beslenme eksikliğinden ve kafayı güzelliğe takmış olmaktan geri zekalı diyebileceğim kadar andaval kızlar yetişiyor.</p>
<p>Ve bu benim hoşuma gitmiyor. Kendimi sürekli yoklamak zorunda olmaktan hoşlanmıyorum. Ay göbeğim, ay kıçım, ay bilmem nerem demek ve bundan dolayı komplekslenmek istemiyorum. Ve evet. Bunu moda dünyasının bir komplosu olarak görüyorum. Kadınları maddi manevi yok etmek isteyen homoseksüel modacıların menfur bir planı..</p>
<p>Sonsuza kadar devam edilebilir alt anlam, üst anlam, sağ anlam, sol anlam yoklamalarına..</p>
<p>Peki ama bu doğru mudur? Alt anlamlar var diyelim, kimin, hangi reklamın yok? Reklam reklamdır ve kaşıyacağı bir kompleks, bir yara mutlaka vardır.. Neden bu kadar yaralıyız da her şey ha bire bir taraflarımızı kaşıyor, işte esas problem bu..</p>
<p><a href="mailto:tugce.baranonetti@gmail.com">tugce.baranonetti@gmail.com</a> </p>
<p>(Vatan)</p>
<p><a href="http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=243964">http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=243964</a></p>
<p></span></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Chat yapan bütün kızlara!!!!!!(Bir ailenin dağılmasına sebep olan yaşanmış acı veren bir olay)]]></title>
<link>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/26/chat-yapan-butun-kizlarabir-ailenin-dagilmasina-sebep-olan-yasanmis-aci-veren-bir-olay/</link>
<pubDate>Sat, 26 May 2007 20:15:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>mucahid</dc:creator>
<guid>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/26/chat-yapan-butun-kizlarabir-ailenin-dagilmasina-sebep-olan-yasanmis-aci-veren-bir-olay/</guid>
<description><![CDATA[Editör:Sizemizden Altıntı yapanlar;
Lütfen yazıyı aldıgınızda kaynak göstererek alın,kul ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16pt;color:red;font-family:'Arial TUR';"><span style="font-size:10pt;color:red;font-family:'Arial TUR';"><strong><em>Editör:Sizemizden Altıntı yapanlar;</em></strong></span></span></p>
<p><span style="font-size:16pt;color:red;font-family:'Arial TUR';"><span style="font-size:10pt;color:red;font-family:'Arial TUR';"><strong><em>Lütfen yazıyı aldıgınızda kaynak göstererek alın,kul hakkına girmeyin</em></strong> .Bu yazı bir arap sitesinden tercüme edilmiştir.</span></span></p>
<p><span style="font-size:16pt;color:red;font-family:'Arial TUR';"><span style="font-size:10pt;color:red;font-family:'Arial TUR';">Yazıyı aldıgınızda ,en altındaki tercüme bilgilerini hiçe saydıgınız için,insanlar "ben bu kıza ulaşmalıyım,nolur telefonunu verin,Türkiye'de ne biçim şeyler oluyor cık cık" deyip olayın ülkemizde yaşandıgını zannediyor.Yazıyı aldıgınızda tüm bilgileride alın,sitemizide referans gösterin.</span></span></p>
<p><span style="font-size:16pt;color:red;font-family:'Arial TUR';"><span style="font-size:10pt;color:red;font-family:'Arial TUR';">Chat kullanan bütün kızlara!!!(Bir ailenin dağılmasına sebep olan yaşanmış acı veren bir olay)</span><span style="font-size:10pt;color:red;font-family:'Arial TUR';"> </span></span><span style="font-size:16pt;color:red;font-family:'Arial TUR';"><span style="font-size:10pt;color:red;font-family:'Arial TUR';"> </span></span><span style="font-size:16pt;color:red;font-family:'Arial TUR';"><span style="font-size:10pt;color:red;font-family:'Arial TUR';"><span style="font-size:10pt;color:red;font-family:'Arial TUR';"></span></span></span><span style="font-size:16pt;color:red;font-family:'Arial TUR';"><span style="font-size:10pt;color:red;font-family:'Arial TUR';"></span></span><span style="font-size:16pt;color:red;font-family:'Arial TUR';"><span style="font-size:10pt;color:red;font-family:'Arial TUR';"><span style="font-size:10pt;color:red;font-family:'Arial TUR';"><span> </span></span><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000">Bu olay sizlere sahibinin dilinden anlatılıyor.Uzun olmasına rağmen dikkatle okunması gereken bir ailenin sebepsiz<span>  </span>yere üzücü bir şekilde viran oluşunu anlatan bir olay...</font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"> </font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"> </span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"><span> </span>Olayı yaşayan kız diyor ki: </font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"><span>  </span>'' Kardeşlerim, Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuh</font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"> </font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"><span> </span>İşte sizlere gerçek,acı veren,üzücü,hayatımı yok eden,geleceğimi parçalayan,aile hayatımı öldüren,eşimle yollarımızı ayıran hiyake...</font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"><span> </span><span> </span></font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"><span> </span>Ben muhafazakar ve bilinen bir ailenin ahlak ve İslam terbiyesi üzerine yetiştirilmiş kızıyım.Hiçbir zaman düşüncesiz yada eğlence arayan bir kız olmadım.Allah'ı kızdıracak bir iş yaptığımı hiç bilmem.</font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"><span> </span></font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"><span> </span>Beni seven benimde onu sevdiğim bana fazlasıyla güvenen iyi bir insanla evlendim.Onun şımarık eşiydim hatta ailem ve akrabalarımdan bir çoğu bana eşimin beni daha önce hiçbir kızın görmediği kadar şımarttığını söylüyorlardı.</font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"> </font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><!--more--></span></strong></span></strong></span></span></p>
<p style="margin:0;" class="MsoNormal"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"><span> </span>Benim eşimden birşey isteyipte onun reddedip''hayır'' dediğini hatırlamam ondan ne istesem getirirdi.Birgün ona internet kullanmak istediğimi söyledim ilk önce bunun iyi olmadığını,benim için uygun olmadığını söyledi.Kurnazlıklarla ona interneti aldırdım ve kötü yönde kullanmayacağıma dair söz verdim o da kabul etti.(keşke kabul etmeseydi.)</font></span></strong></p>
<p style="margin:0;" class="MsoNormal"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"><!--more--> </font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"></span></strong></font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"><span> </span>Beni internette eğlendiren ne varsa mutluluk ve sevinçle oraya girer oldum.Durum öyle hale geldiki eşim hergün işe gidiyor bende internete giriyordum hatta onun olduğu vakitlerde...ama bana ne yaptığımı sormuyordu çünkü bana güveniyordu.Günler geçti,internet kullanan bir arkadaşım bana chatten bahsetti: ''chat çok eğlenceli,insanlar bu programda birbirleriyle konuşuyor saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyorsun.'' dedi.Chate girdim(keşke girmeseydim.)Başlangıçta sadece geçici konuşmalar olarak düşünüyordum sonra bir kişi ile tanıştım hergün onunla görüşüyor ve konuşuyorduk.Yüksek ahlakıyla diğerlerinden ayırt edilen bir kişiydi daha önce konuştuğum kimselerden onun gibi olanını görmemiştim.</font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"> </font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"><span> </span>Eşimi daha önce hiçkimseyi sevmediğim bir sevgiyle sevmeme rağmen saatlerce chat önünde oturuyor ve onunla konuşuyordum.Eşim geliyor,beni izliyor ve bilgisayarın önünde geçirdiğim saatlere kızıyordu.Bir kişiyi beğenmiştim ve onunla sadece beğeni olarak konuşuyordum.Günlerin geçmesiyle durum tersine döndü ve beğeni sevgiye dönüştü.Ona eşimden daha çok bağlandım.Eşimin sinirinden kaçıp internette onunla konuşmaya başladım.Bir keresinde kendimi kaybettim ve eşimle kavga ettim.Eşim internet aboneliğini iptal etti ve bilgisayarı evden çıkardı.Eşime kızdım çünkü ilk defa bana bu şekilde kızdı<span>  </span>onu cezalandırmak için chatte sohbet ettiğim kişiyle konuşmaya karar verdim.Bana onunla konuşmam için yalvarmasına rağmen reddediyordum.Bir gece onu aradım ve telefonda onunla konuştum, o andan itibaren eşime olan ihanetim başladı.</font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"> </font></span></strong></span></strong></font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"> </font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"><span>  </span>Eşim her evden çıktığında onu arayıp konuşuyordum eğer eşimden boşanırsam benimle evleneceğini vadediyordu ve sürekli onunla buluşmam için yalvarıyordu.Onun isteklerinin arkasından sürüklendim ve onunla buluştum.Buluşmalarımız bir kadının eşine ihanet ettiğinde yapabileceği en büyük günaha düşene kadar devam etti. Aramızda ilişki oldu.Chatte tanıştığım adamı sevdim ve eşimin beni boşamasına karar verdim.Eşimden beni boşamasını istedim.''neden?'' di</font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000">ye sordu.Aramızda sorunlar çoğalmıştı ve dayanamıyordum.Eşimden hoşlanmamaya başlamıştım.Eşim durumdan şüphelendi ve olayın iç yüzünü araştırdı.Bir keresinde telefonda bir adamla konuştuğumu farketti.Ona gerçeği söyledim.Bütün olanların üzerine eşimin bana karşı iyi olmasına karşın onu istemediğimi artık onunla yaşamaktan hoşlanmadığımı söyledim.Eşim durumu açığa çıkarıp aileme bildirmedi.Ben seni seviyorum ama seninle devam edemem Allah senin ve bizim günahlarımızı örtsün.Ailene benimle yaşamak istemediğini,birbirimize uygun olmadığımızı farkettiğini söylersin dedi.</font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"> </font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"><span> </span>Bununla beraber eşimin hoşlanmadığı tek şey internetten kaynaklanan basit problemlerdi.Bana kötü muamelede bulunmadı hiçbir kusuru yoktu sadece interneti evde istemiyorum dedi.Kördüm bütün bunları anca iş işten geçtikten sonra görebildim.</font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"> </font></span></strong></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"><span> </span>İnternette tanıştığım gencin sözleri eşimle ayrılığıma sebep olmuştu.Bana: ''Senden başkasından hoşlanmadım.Hayatımda senden daha tatlı biriyle karşılaşmadım.Sen hayatımda gördüğüm en iyi insansın.'' diyordu ama işin sonunda bu hainin gerçek sözleri beni bir yıldırım gibi çarptı.</font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"> </font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000">Dediki:</font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"><span> </span>''Eğer evlenirsem tanımadığım yada chat gibi yanlış olan bir yolla tanıştığım biriyle evlenmem özellikle de senin gibi yaşı büyük ve akıllıysa...Eğer ben birini istersem chatte tanıştığım ve evlenmeyi düşündüğüm biri olsa bile küçük bir kızla tanışırım onu istediğim gibi yönlendiririm,senin gibi evli ve kocasına ihanet etmiş biriyle değil!!!!!....''</font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"> </font></span></strong></span></strong></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"><span>   </span>Size yemin ederim ki bu söylediğim kelimeler tamamen onun söylediği gibi,yalan söylemiyorum ne bir kelime arttırdım ne de bir kelime eksilttim.Şimdi şaşkınım intihar etme düşüncesindeyim, bu yazı sizlere ulaştığında intihar edebilirim yada Allah beni hidayete erdirip karanlığın yolundan uzaklaştırır.</font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"> </font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"><span> </span>Bana zulmeden ve bu olayla hayatımı sarsan kişi ve onun gibilere diyorum ki: ''Birgün gelecek sizde kendi nefislerinizde kışkırtıcı şeylerin insanı nasıl aldattığını göreceksiniz.Bütün duam Allah'ın bana zulmeden kişinin aynı durumdan(kendisi veya ailesinde) şikayet ettiğini göstermesidir. Allah'a emanet olun.''</font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"> </font></span></strong></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"> </span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"><span>  </span>Yaşanmış bir örnek...Eğer masum bir kız ve iyi niyet bir tarafta,kötü bir adam ve hilesi bir tarafta olursa gerçek karanlık ve korkunç olabiliyor.Allah'a bu kardeşimizin sıkıntısını çözmesi ve tevbesini kabul etmesi için dua ediyoruz.Allah'a olan tevbenin sınırı yoktur,herşeyi kuşatır.</font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"> </font></span></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"><span>  </span></font></span></strong></span></strong></span></strong></p>
<p><span><span><span><font color="#000000"><span><span style="font-size:16pt;color:red;font-family:'Arial TUR';"><span style="font-size:10pt;color:red;font-family:'Arial TUR';"><strong><em><a href="http://www.twbh.com/">www.twbh.com</a> dan alınmıstır.</em></strong></span></span></span></font></span></span></span></p>
<p><span><span><span><font color="#000000"><span><span style="font-size:16pt;color:red;font-family:'Arial TUR';"><span style="font-size:10pt;color:red;font-family:'Arial TUR';"><strong><em>hakyolu.wordpress.com için Seda Ş. tarafından tercüme edilmiştir.</em></strong></span></span><strong>                                                                                                         </strong></span></font><strong><font color="#000000"> </font></strong></span></span><strong><span style="font-size:10pt;font-family:'Arial TUR';"><font color="#000000"><span>                                                                                       </span><span>             </span></font></span><span style="font-size:10pt;color:red;font-family:'Arial TUR';"></span><span style="font-size:10pt;color:red;font-family:'Arial TUR';"><span style="font-size:10pt;"></span></span></strong></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gençlere Neden Güvenmiyoruz?]]></title>
<link>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/21/genclere-neden-guvenmiyoruz-2/</link>
<pubDate>Mon, 21 May 2007 09:13:01 +0000</pubDate>
<dc:creator>mucahid</dc:creator>
<guid>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/21/genclere-neden-guvenmiyoruz-2/</guid>
<description><![CDATA[Günlerim gençlerle birlikte geçiyor. Fırsat buldukça, ders aralarında, sohbet ediyoruz. En bü]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Günlerim gençlerle birlikte geçiyor. Fırsat buldukça, ders aralarında, sohbet ediyoruz. En büyük sıkıntıları, anne babaların ve öğretmenlerin kendilerine güvenmemeleri. Bilhassa anne babalar gençlere, nasihat ederken bile, iğneleyici, suçlayıcı ve yargılayıcı bir dille yaklaşıyorlar: “Biz senin yaşında iken gaz lambasının ışığında ders çalışırdık. Çocukluğumuz yokluk içinde geçti. Öğretmenlerimizi görünce kaçacak delik arardık. Ödevimizi yapmadan okula gitmezdik. Büyüklerimizin yanında lafa karışmazdık...” Uzayıp giden benzeri nasihatler. Genç içinden, “Ne zaman bitecek bu nasihat işkencesi?” der.</p>
<p>Gençlerin en mutlu çağı çocukluk çağıdır. “Çocuktur” der her şeyini anlayışla karşılarız. Okula başladığı andan itibaren bütün özgürlükleri elinden alınır. Artık o ders çalışmaktan başka işi olmayan bir makinedir. Öğretmenler bile çocuğa “ders çalışan makine” gözüyle bakarlar.</p>
<p><!--more--></p>
<p>Anne babaların çoğu, çocuklarına yeterli zaman ayırmadıkları için, onları tanımıyorlar. Aralarında duygusal bir bağ yok. Eğer derslerine çalışıyor, iyi notlar alıyor, anne babanın sözünden dışarı çıkmıyorsa her şey yolunda demektir. Bir dersten zayıf aldığı zaman çatışma başlar. Öğrencilerimle yaptığım sohbetlerde sırf anne ve babalarını mutlu etmek için ders çalıştıklarını söylüyorlar. Takdir alan bir öğrencime belgesini verirken yüzünde hiç sevinç belirtisi görmeyince merak edip sordum: “Oğlum, takdir belgesi aldın, neden sevinmiyorsun?” Takdir belgesine alaylı bir gülüşle baktı: “Ben neden sevineyim hocam, dedi, annem sevinsin. Takdir belgesini eline alıp arkadaşlarına ve komşu hanımlarına gösterip hava atacak. ‘Benim oğlum takdir aldı’ deyip övünecek...”</p>
<p>Liselerde eğitim ve öğretim yok. Bütün çalışmalar üniversite sınavlarına endeksli ve ezbere dayalı. Üniversite sınavlarında çıkmayan konular atlanıyor. Gençler okuldan çıkıyor, dershaneye gidiyor. Dershaneden elinde bir tomar testle çıkıyor. Eve gidiyor, gece yarılarına kadar test çözüyor. Her biri kendisini yarış atı gibi hissediyor. Arkada kalmamak için koşturuyor. Çoğu test çözmekten sürmenaj oluyor, ruh sağlıkları bozuluyor. Hiçbir öğrencimin ders çalışmaktan zevk aldığını duymadım. Anne babalarını ve öğretmenlerini memnun etmek için kendilerini ders çalışmak zorunda hissediyorlar.</p>
<p>Gençlerin nasıl davranacağına, nasıl ders çalışacağına, neyi ne zaman yapacağına anne babalar ve öğretmenler karar verirler. Gençlerin ne düşündüğü önemli değildir. Kurallar belirlenirken ve program yapılırken onların fikri sorulmaz. Veli toplantısında, yatılı kalan çok başarılı bir öğrencinin annesi ayağa kalkıp söz istedi: “Gece saat 11’de bütün öğrencilerin yatmasını mecbur tutuyormuşsunuz. Halbuki benim oğlum, herkes yattıktan sonra, ders çalışmak istiyor. Gece 11’den sonra ders çalışmak isteyenlere bir oda ayıramaz mısınız?” Dayanamadım, hanımın sorusuna soru ile karşılık verdim: “Hanımefendi, dedim, acaba gece 11’den sonra ders çalışmayı oğlunuz mu istiyor yoksa siz mi istiyorsunuz? Bunu bir açıklığa kavuşturalım...” Gece yarısından sonra çocuğun ders çalışmasını isteyen elbette annesi idi. Çocuk çok zeki ve başarılı olmasına rağmen anne tatmin olmuyordu, onun daha çok ders çalışmasını ve okul birincisi olmasını istiyordu. Psikolojide biz bunlara mükemmeliyetçi tipler diyoruz. Her şeyin en iyi ve en mükemmel olmasını isterler. Hayallerindeki mükemmele ulaşamadıkları için de hayatları mutsuzluk içinde geçer.</p>
<p>Dehanın önündeki en büyük engel müdahaledir. “Onu öyle değil böyle yap!” dediğiniz zaman yeteneğini köreltir kendinize benzetirsiniz. Sizi memnun etmek için size benzemeye çalışan çocukta kişilik gelişmez. Kişiliği silik gölge bir tip olur. Kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenemez. Kendisini değerli hissetmez. Özgüven duygusu yoktur. Karşılaştığı problemlerini çözemez, yeni şeyler üretemez. Kendisi için değil başkaları için yaşar. Ne olmak istediğini, hayattan ne beklediğini bilemez.</p>
<p>Üniversite sınavlarına hazırlanan gençlere soruyorum: “Niçin üniversiteye girmek istiyorsunuz, amacınız nedir?” Çoğunun amacı iyi bir üniversiteye girerek ailelerini mutlu etmek. Anne babaların en büyük eğitim yanlışı, gençlerle konuşmadan, onların fikrini sormadan, onlar adına karar vermeleri ve gençlere de tartışmasız uymalarını istemeleri. Hal böyle olunca, gençler anne baba ile çatışmaya girmemek için iki yüzlü davranmak zorunda kalıyor. Sıkıştığı yerde yalan söylüyor. Lise ikideki bir öğrencimin bana yalvardığını hatırlıyorum: “Hocam ne olur benim yazılı sınavından aldığım şu kırkı altmış yapın!” Yazılı sınav notunu değiştiremeyeceğimi o da biliyordu, ama çok zayıf bir ümit de olsa benden bunu istiyordu. “Yazılı notunu değiştiremeyeceğimi bildiğin halde neden benden bunu istiyorsun?” dediğimde verdiği cevap çok düşündürücüydü. “Hocam, babam yazılıdan kırk aldığımı duysa beni eve koymaz. Ne olur, bari zayıf aldığımı babama söylemeyin. Çok çalışır bir sonraki sınavda düzeltirim.” Eğer bir öğrencinin baba ile ilişkileri nota endeksli ise, o ailede mutsuz bir genç var demektir.</p>
<p>Gençlerle anne baba arasındaki ilişkilerin temeli çocuklukta atılır. Eğer anne baba çocuğa yeterli zaman ayırıp onunla sıcak ilişkiler kuramamış, ona yeterli sevgi verememiş ise çocuk kendisini ailede değersiz biri olarak algılayacak, güven duygusu yeterince gelişmeyecektir. Kendisine değer verilen ve sevilen bir çocuk, bu değeri ve sevgiyi kaybetmemek için yanlış yapmamaya çalışacaktır. Deneme yanılma yoluyla elde edilen bilgi en kalıcı bilgidir. Çocuklarımıza deneme fırsatı verelim. Çünkü, çocuk ancak deneyerek yeteneklerinin farkına varabilir. Zayıf ve kuvvetli yönlerini keşfeder. Problemlerini kendi başına çözme alışkanlığı kazanır.</p>
<p>Çocukta kişilik gelişimini engelleyen faktörlerden biri de anne babanın sorumluluğu ele almasıdır.</p>
<p>ALİ ÇANKIRILI<br />
Zafer Dergisi</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İmdat Ben Evliyim ...!]]></title>
<link>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/21/imdat-ben-evliyim/</link>
<pubDate>Mon, 21 May 2007 08:58:24 +0000</pubDate>
<dc:creator>mucahid</dc:creator>
<guid>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/21/imdat-ben-evliyim/</guid>
<description><![CDATA[Bu sohbetimde sevişerek evlenen bir çiftin nasıl bir duvara tosladıklarını anlatmak istiyorum.]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bu sohbetimde sevişerek evlenen bir çiftin nasıl bir duvara tosladıklarını anlatmak istiyorum. Genelde bütün evli çiftlerin yaptığı şey, mutlu kalma çabasıdır. Ben bekarlığı, yelkenler fora giden bir gemiye benzetiyorum. Evlilikte ise, deniz kızına vurulup balıklama suya atlıyorsun, sonra da imdat kurtarın beni diye ölene kadar bağırıp duruyorsun. Şimdi her iki tarafın da isteği ile yapılmış bir evliliğin pembe panjurlu penceresinden içeriye kafamızı uzatıp bakalım.</p>
<p>HALBUKİ FLÖRT EDERKEN NE RAHATTIK</p>
<p>Ne mutlu bir çift. Birbirlerini nasıl da seviyorlar. Merak ediyorlar, özlüyorlar, bi dakka ayrı kalamıyorlar. Niye böyleler biliyor musunuz. Daha yeni evliler. Birbirlerine olan merakları henüz bitmemiş de ondan. Oynaşmalar, şakalaşmalar...</p>
<p><!--more--></p>
<p>Allah Resulü (sav) ashabından birine “Bakire ile evlen, oynaşırsınız.” buyurduğuna göre, evliliğin ilk ayları gerçekten çok hoştur. Ama bu hayal alemi uzun sürmüyor. Bir ay dolunca maaşları eline alıyorlar ve bir de bakıyorlar ki açıldıkça açılmışlar. Hemen diyorlar ki, evlilik masrafları yüzünden böyle oldu, birkaç aya kadar borçları öder düzeltiriz. (Halbuki ömür boyu böyle devam edecek.) İlk ay borçlara ağırlık verilir ve “Dar zamanda eşim benimle kuru soğan bile yer,” zihniyeti ile bir ay tamamlanır. İkinci aya girildiğinde elbette ki soğan ekmek yenmez, o eskidendi. Çünkü soğan da buğday da senin tarlandaydı. Şimdi markette.</p>
<p>Evet, yeni evlendiğin el kızına soğan ekmek yedirebilirsin belki ama gururuna yediremezsin. Kendinden kısarsın, el kızından kısamazsın. Eve gelirken simit alıp yiye yiye gelirsin, evde “ben tokum, iş yerinde yemiştim” deyip tasarruf etmeye başlarsın. Kendi ayakkabılarının altında ikişerden dört delik varken eşine dördüncü ayakkabısını alırsın. Çünkü bayandır, erkekler gibi her elbisenin altına aynı ayakkabıyı giyemez. Olmaz. Senin gibi her düğüne aynı takım elbiseyle gidemez. Sonra “bak, geçen düğünde de aynı elbiseyi giymişti” derlerse kadıncağız rezil olur el aleme. Her kıyafetin yanına aynı çantayı takıp çıkamaz. Sünnetçi çantası değil bu, bayan çantası. Daha duuur... İki yıllık borca girip o kadar eşya aldığın halde sen eşyalarını tamamladığını zannet. Her ay şuraya şu, buraya bu, derken bir de bakmışsın ki evde karınla fantezi yapacak iki metrekare yer kalmamış. “Ya karıcım, şu sehpalarla fiskos masasını ve bi de şurdaki iki tabure ile otuzaltı saksıdan sadece şu üç tanesini koltukların üstüne kaldır da yanıma gel, hı, olur mu.?” Tabi bir ay daha geçince bu sefer birbirinizin özel masraflarına parmak basmaya başlarsınız. Sen onun makyaj malzemelerine takarsın o senin sigara parana takar. Hele bir de işe geç kalıp taksiye bin de bak n’oluyo.</p>
<p>ÖZLEMELERE N’OLDU ?</p>
<p>Akşam sokağa girdiğinde kafanı kaldırıp evinizin penceresine falan hiç bakma, kesinlikle orda yoktur. Kapıyı açınca hoş geldin kocacım deyip seni öpecek diye düşünürken nasıl bir yüzle karşılaşacağını hiç düşündün mü. Elbette düşünemezsin, çünkü Türkan Şoray hiç öyle yapmamıştı ki Kadir İnanır’a. Hatta Kadir abin parasızlıktan üzüntülü bir halde elleri boş gelince eve, Türkan ablan, “üzülme, ben şimdi güzel bi çorba yaparım” deyip boynuna sarılmıştı. Unut bunları güzel kardeşim, unut. Eve para getirdiğin müddetçe adamsın. Para sıkıntısı yaşadığın anda, karının her hali, her bakışı, her sözü, evde attığı her adım bile iğne gibi batar yüreğine yüreğine. Canımla cicimle düzeltemezsin. Hele bir de işsiz kalsan (Maazallah,) hoşt... kış kış... defol... höst... hağht-tuu… “Dur ya, bak gider başka kadınlarla beraber kalırım ha..” deyip durumu kurtarmaya çalışmayı denesen, adres cehennemin dibidir. Akşam olunca eve gelmeni istemesinin sebebi seni meraktan falan değildir. İnanmıyorsan şehir dışına çık da bak. Aynı şehirdeyken her geciktiğinde “geciktin de bişey mi oldu acaba diye merak ettim” bahanesiyle her gün arayan eşin, bak bakalım seni ne kadar arayacak. On defa ararsa dokuzu rutin kontrollerdir. Gerçekten kıskanan kadın binde birdir. Mesela rahmetli anam beni aradığında ilk söylediği söz, “Oğlum, aç mısın, yemeklerini zamanında yiyor musun, üşütme sakın, yatarken bi bardak süt iç, parasız kalırsan haber ver..” gibi sözlerdi. Ya da eve geç kalsam anam hemen arayıp, “Oğlum, bişey mi oldu, hayırdır inşallah…” derdi. Oysa geç kaldığınızda karınız genellikle, “Nerdesin..! Saatten haberin var mı..!” Yahu hele bi sor, kamyon altında mıyım, nezarette miyim, kafamda bi balta ile sedye üstünde miyim… Hiiiiç umurunda değil. Kadının kıskanmasının altında yatan sebep, başkaları ile para harcaman ve birine takılıp boşanma ihtimalindendir. Bunlar, kadının kıskanması değil, kendisini düşünmesidir.</p>
<p>Dikkat ettiniz mi, erkeklerin yüzde doksanı Allah korkusundan gafil oldukları için eşlerini aldatırlar ama böyle bir adamı belki binde bir kadın boşar. Genellikle kadının aklından geçen düşünce, “erkektir, bi kaçamak yaptı diye boşanmaya gerek yok, nasıl olsa dönüp dolaşıp yine evine gelecek, ama ben yine de tavır koyayım ki bunu adet edinmesin” düşüncesidir. Halbuki aynı şeyi kadın yapsa hemen boşanır. Bakınız, bu anlattıklarım bir çok insandan duyduğum için istatistik niteliğinde açıklamalardır. Elbette ben de o insanlardan biriyim ve bazı konularda aynı dertlerden doğal olarak muzdaripim. Üstelik severek evlendiğiniz ve hala sevdiğiniz kadınla başınıza gelenlerdir bunlar.</p>
<p>BENİ KISKANDIĞINI SANIYODUM</p>
<p>Esas kıskanılan, senin paranın başka kadınlarla ya da arkadaşlarınla beraber yenmesidir. Yani parandır kıskanılan. Hatta başkalarının parası kıskanılır da ceremesini yine sen çekersin. Sadakayı bile Allah rızası için karına vereceksin. Bir müddet sana söylemese bile eşinin aklından şunların geçtiğine emin ol; “Eş, dost, akraba ve arkadaşlarına borç falan verme. Sıkıntıda olan bir insana maddi yardımda bulunma. Ailenden başka hiç kimse için zaman harcama. Zaten kendimiz zor geçiniyoruz bi de el alemin derdiyle mi uğraşacaz. Milletin ne hali varsa görsün. Artık bekar değilsin, paranı ve zamanını ona buna veremezsin, çoluk çocuğunun geleceğini düşünmelisin, biz zor durumdayken bize yardım eden mi oldu. Biz niye yardım edecekmişsiniz ki. Bırak bu çevreni, senin iyi niyetinden istifade ediyorlar. Bulmuşlar senin gibi enayiyi, sömürüyorlar. Sen paranı karına ver, o hem biriktirir hem evi idare eder hem de böylelikle kimseye para vermek zorunda da kalmazsın. Annadın mı...! Yoksa ilişkimiz biter.”</p>
<p>ARKADAŞLARIM NERDE</p>
<p>Karına itiraz edersen kabul ettiremezsin, kadınlar tartışmada hemen gözyaşı bombası atar. “Aman Allah’ım, ben nasıl böyle bi adamla evlendim, babamın evinde bi dediğim iki edilmezdi, şu halime bak, bi gömlek bile alamıyorum kendime. Boşanacaz.! Yarın avukata gidiyom.! Al yüzüğünü de nankör adam...” (Bu yüzden evlilik yüzüğü olarak ince bir gümüş yüzük takmak daha emniyetli. Kafana gelirse acıtmaz.) Tabi bu arada seviyosun karını. Kimsenin eli eline değmemiş, namuslu, hamarat, hem de güzel. Onunla aranı bozmak hiç işine gelmez. Halbuki senin bu halini bile bile evlenmişti. Artık durumu düzeltmek için kara kara düşünmeye başlarsın.</p>
<p>Karınızın, bekarlığın verdiği bazı alışkanlıkları sizin üzerinizden alması elbette gereklidir ve bunların bir kısmı da iyidir. Yani sorumluluğunuzu bilirsiniz, evinizi bilirsiniz, gereksiz masraf ve gereksiz kişilerle zaman harcamazsınız. Ama karınızı kontrol altına almazsanız, karınızın sizin üzerinizde uyguladığı bu düzeltme operasyonu bir türlü bitmez. Siz düzeldikçe düzelir bir gün kalas gibi dümdüz olursunuz. Benim bir çok eski arkadaşım şu anda aynı durumdadır. O dal budak salmış meyve veren insanların çoğunu şimdi al, bina iskelesine kalas diye koy, üstünde sıvacılar çalışsın. Allah rızası için yapacakları hiçbir şey kalmamış. Her şey karısı için olmuş. Akşam eve geldiklerinde, “Bu gün karın için ne yaptın.!” sorusuna muhatap olmuş vaziyette manyamış bir halde ruh gibi dolaşıyorlar.</p>
<p>BİZ EŞYALARIMIZI ALMAMIŞ MIYDIK</p>
<p>Tabi bu durum ister istemez maddi durumunu düzetmeye mecbur ediyor erkeği ve bir gayretle düzeltiyor. Bu sefer kenarda duran para karınızı rahatsız ediyor. Yastığının altında biriktirdiğin her yeşillik bu sefer karına akapunktur oluyor. Perdeler değişiyor, koltuklar nedense hiç kimse oturmadığı halde eskiyor, halılar sen farkında olmadan sararıyor, her zaman yıkanan aynı elbiseler artık yıkanınca çekmeye başlıyor, taksitli alışverişler sebebi ile evdeki her şey birdenbire eskiyor. Bir gün bayram geliyor, mahalleye bayram ziyaretine çıkıyorsunuz... Aaa.? Tesadüfe bak.! Komşularınızın bütün eşyaları aynı sizinkiler gibi. Kısa bir zaman sonra evdeki bütün eşyalar mahalledeki komşularınızın yeni aldığı eşyalar gibi oluvermiş. Ne ilginç rastlantı.! Ve siz hala birbirinizi seviyorsunuz.</p>
<p>Küçük odaya da televizyon gerekiyor, buzdolabınız ses yaptığı için değişiyor, fırın sağlam olduğu halde dekoratif kapaklısı ile değiştiriliyor, hatta yeni aldığınız her şey bi daha ve ertesi gün bi daha değişiyor, çünkü mutlaka eve getirildiğinde, mağazada fark edilmeyen bir kusuru görülüyor. Ya da komşunun hanımı aldığınız o güzelim eşyanızı kıskanarak, “keşke falanca rengini alsaydın” diye eşinize vesvese veriyor. Karınıza bir hediye alın, mesela beyaz bir kazak. Size diyecektir ki, “Ahouş !, ne kar güzeeel.. ay çok teşekkür ederim kocacım, nerden aldın.?” Siz de falanca yerden diyeceksiniz tabi. Ve karınız ertesi gün büyük bir ihtimalle o mağazaya gidip aldığınız kazağı değiştirecektir. “Defoluymuş kocacım, kandırmışlar seni, aynı rengi de kalmamış, mecburen turanj rengini aldım, bi dahaki sefere bana sormadan alma.” diyecek. Bi tek size ait olanlar hep sağlam ve yeni kalacak. Pijamalarınız haricinde. Siz pijamalarınızı çok sevdiğinizi, giye giye yumuşacık olduğunu ve onların daha oldukça uzun bir zaman kullanılabileceğini ısrarla söyleyeceğiniz halde ille de değişecek. Çünkü eşiniz sizi çok düşünüyor ve acayip ilgileniyor.</p>
<p>OYSA SEVEREK EVLENMİŞTİM</p>
<p>Bir yere misafir mi olacaksınız, cicilerinizi giyiyorsunuz. Eşiniz tesettürlüyse sorun yok. Değilse, asırlardır olduğu gibi eşiniz nihayet hazırlanıyor ve saatler sonra abuk bir kıyafetle karşınıza çıkıyor. “Nasılım...?” Tabi yüzünüzde şaşkın bir ifadeyle bakıyorsunuz, bakıyorsunuz... ne yapmaya çalıştığını anlamadığınız için sormak zorunda kalıyorsunuz ; “ Böyle mi çıkacaksın.?” Cevap TSE standardında oluyor; “Aaa, ne varmış kıyafetimde.?” Maddi durumunuz ne kadar artarsa, eşinizin gardırobu da, evinizin eşyaları da o kadar artıyor.</p>
<p>E, artık maddi sorununuz yok. Sağlık probleminiz de yok. Eviniz de güzel. Hem güzel ve akıllı bir kadınla da evlenmişsiniz. Mutlusunuz. Bir erkek olarak eşinizle beraber olmak zaten en doğal hakkınız. Stres dolu bir günün akşamında burnunuzda karınız tüte tüte eve geliyorsunuz, onu canınız çekiyor, ama... o da ne, eşinizin bu akşam başı ağrıyor. Yarın morali bozuk. Öbür gün de çamaşır bulaşık derken çok yorulmuş zavallı. Daha sonraki gün ise piyangodan bir hafta ekleniyor. On gün asker gibi “esas duruş, tüfek omuza” vaziyette bekliyorsunuz. Tabi sizin yine kafanız karışıyor.?! Hemen aklınıza, geçimlerini kazanmak için para karşılığında erkeklerle beraber olan kadınlar geliyor. Yanlış anlamayın ha, beraber olmak için değil vallaha.</p>
<p>Hani, bu kadınlar her gün akşama kadar kırkdokuz erkekle beraber ola ola hala nasıl yorulmadan ayakta kalabiliyorlar diye düşünüyorsunuz. Üstelik döveninden tutun da sövenine kadar, ayyaşından tinercisine kadar cins cins adam. Hepsi de SAPIĞINA kadar erkek. Yani her gün onlarca sapık adama katlanan bu kadınlar, bütün vücutları tepeden tırnağa ağrı, sızı ve morartı içinde oldukları halde yine de yüzlerce sapığa güler yüzle katlanabilirken, karınız sizinle her gün sadece bir defa beraber olmaya katlanamayacak kadar yorgun ve hasta düşecek ne yapmış olmalı acaba. Üstelik maaşı da olduğu gibi ona teslim ediyorsunuz. Bence bir kadın, akşam olduğunda kocasına mırın kırın ediyorsa, hemen acil servise kaldırılıp muayene ettirilmesi lazım. Mutlaka çok ağır hastadır da size belli etmiyordur. Aksi halde biricik kocasına katlanması niye mümkün olmasın ki. Yok yok, kesin ölüyodur.</p>
<p>Ali Serdar Cinemre</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Harama Bakmanın Bize Kaybettirdikleri....]]></title>
<link>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/19/harama-bakmanin-bize-kaybettirdikleri/</link>
<pubDate>Sat, 19 May 2007 11:38:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>mucahid</dc:creator>
<guid>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/19/harama-bakmanin-bize-kaybettirdikleri/</guid>
<description><![CDATA[Cenab-ı Allah
Mü&#8217;minlere söyle: &#8216;Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Cenab-ı Allah</p>
<p>Mü'minlere söyle: 'Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir. Gerçekten Allah, yaptıklarından haberdârdır. (NUR SURESİ 30. Ayet)</p>
<p>diye buyurmaktadır. Zamanımızda en çok karşı karşıya kaldığımız harama bakma mevzuundan korunabilmek için neler yapılmalıdır?</p>
<p>Harama bakmanın bize kaybettirdikleri nelerdir?</p>
<p>Esas olan günah işlememektir</p>
<p>Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Mü'min erkeklerle, mü'min kadınların bir kısmı bir kısmının velileridir (dostları ve yardımcılarıdır). Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekat verirler, Allah ve Resulüne itaat ederler. İşte onlara, Allah rahmet edecektir. Çünkü Allah adildir, hikmet sahibidir." (Tevbe; 71)</p>
<p><!--more--></p>
<p>Bizler, her ne kadar Allah-u Zülcelal'in emir ve nehiylerinden gafil olsak da, Allah-u Zülcelal bizleri daima cennetine çağırıyor. Bizleri, cehennemden muhafaza etmek için ikaz ediyor, uyarıyor.</p>
<p>Dikkat edersek, küçük bir çocuğun yanında dahi, biçimsiz olan hareketlerden kaçınıyoruz. Karşımızdaki çocuk olduğu halde, bizim hareketimiz biçimsizdir deyip, haya ediyoruz, utanıyoruz.</p>
<p>Peki, kuvvet ve kudret sahibi olan Allah-u Zülcelel'e karşı, üstelik bunları yapmayın dediği ve bizleri uyardığı halde, O'nun huzurunda, çirkin işleri yapmamız, günah işlememiz ne kadar hayasızlıktır.</p>
<p>Bizim günahlarımız ve hatalarımız nedeni ile Allah-u Zülcelal'e karşı ne kadar haya etmemiz lazım, ancak Allah-u Zülcelal bilir.</p>
<p>Hz. Ebubekir Sıddık (radıyallahu anh)ın bir sözüne göre: "Allah-u Zülcelal'in huzurunda günah işlememek, amelden (iyi işler yapmaktan) daha eftaldir (üstündür)."</p>
<p>Gözlerinizi ve dillerinizi günahla kirletmeyin</p>
<p>Gavs-ı Bilvanisi şöyle demiştir: "Şah-ı Hazne'nin müridleri, her şeyden kendini muhafaza ediyor, fakat nazardan (harama bakmak) ve gıybetten kendilerini muhafaza etmiyorlar."</p>
<p>Hakikaten de insan, bu iki günaha çok müpteladır. Yani insan, günlük olarak, bu ikisinden kendini muhafaza edebilirse, çok büyük bir pehlivandır. Çünkü, dedikoduyu sen yapmasan bile, senin yanında yaptıklarında, sen de dinlersen, aynı günaha ortak olursun.</p>
<p>Gıybet konusu öyle naziktir ki, nitekim Hz. Aişe (radıyallahu anha) şöyle demiştir: “Bir kadının boyunun kısa olduğunu elimle işaret ettim. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: “Ya Aişe! Gıybet ettin.” (Ebu Davud, Tirmizi, Beyhaki)</p>
<p>Ebu Hureyre (radıyallahu anh)ın şöyle anlattığı rivayet edilmiştir: "Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin yanında idik. Adamın biri kalktı, gitti. Diğerleri (arkasından): ‘Ya Resulallah! Filan ne kadar da aciz kimsedir’ dediler. Yahut: ‘Filan ne kadar kadar da zayıf kimsedir’ dediklerinde: Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: ‘Arkadaşınızı çekiştirdiniz ve etini yediniz’ buyurdu. (Taberani, Ebu Ya'la)</p>
<p>Bakın, durum ne kadar tehlikeli! Basit gibi görünen bir şey, ama çok tehlikeli!</p>
<p>Bir de nazar (harama bakmak) vardır. O da çok tehlikelidir. Çünkü bu zamanda kadınların büyük bir kısmı açık saçıktır -neuzubillah- ve bir de kendilerini süslüyorlar. Evet, Allah-u Zülcelal, insanda şehveti yaratmıştır ama, insan kendini bunun tehlikelerinden muhafaza etmelidir.</p>
<p>Nitekim Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Hz. Ali (radıyallahu anh)a şöyle demiştir: "Ey Ali! Bir kadın gözüne iliştiği zaman, ikinci defa bakma. Birinci bakışta sana vebal yoktur. Fakat ikincisinin vebali vardır." (Müslim)</p>
<p>Bu hadisin açıklaması şöyledir: Bir kadına birinci sefer gözün çarptığı zaman, sana günah yazılmaz ama gözünü çekmezsen, (veya çektikten sonra) bir daha bakarsan, sana günah yazılır. Yani ilk kez gözümüze çarptığı zaman, hemen bakışımızı çevirmeliyiz. O günah değildir. Eğer çevirmezsek, o günahtır. Gözümüzü çevirdiğimiz zaman, Allah-u Zülcelal, Zat'ından insana bir nur veriyor. Kalbine gelen bu nur ile insan, iman ve ibadetin tadını alacaktır. Yeter ki o, imtihanı kazansın, gözünü bir çevirsin!...</p>
<p>Birinci sefer gözün çarptığı zaman gözünü kapatırsan sevaptır. Onunla beraber bir iman nuru, insanın kalbinin üzerine gelir. ibadetin tatlılığı vücuduna yerleşir. Eğer şehvetle bakmaya devam edersen, bu sefer şeytanın zehirli oklarından bir ok kalbine saplanır.</p>
<p>Harama bakınca eline ne geçiyor? Hiç…</p>
<p>Bir iğnenin başı kadar zehir, insanın vücuduna girse, bütün vücuda dağılır. Vücut helak olur. Maneviyat bakımından da, insan böyle şehvetle yabancı kadına baktığı zaman, onun maneviyatı o şekilde helak olur.</p>
<p>Akıllı olanın düşünmesi lazımdır. Sabahtan akşama kadar harama baktığında, eline ne geçiyor? Herkes şöyle bir tecrübelerini hatırlasın, bir şey kazanmadığı gibi, manevi olarak da hastalanıyor. Çünkü nazar anında, şeytan zehirli oklarını insanın kalbine saplıyor. Nasıl, zahiri olarak, insana zehirli iğne yapıldığında, vücudu zehirleniyorsa, manevi olarak da şeytanın zehirli okları, insanın kalbini ve aklını zehirliyor.</p>
<p>Velhasıl, harama bakmakla; insan hem Allah-u Zülcelal'in nurundan mahrum kalıyor, hem de şeytana kendini zehirletmiş oluyor. İnsan, böyle küçük gibi görünen şeylerle, kendini mahvediyor, hem dünyada, hem de ahirette huzursuz olacağı şeyleri yapmış oluyor.<br />
Şeytan bazı haramları ve günahları bizim gözümüzde küçük göstererek: "Bir şey olmaz, bu küçük bir şeydir" diye bizi kandırmaya çalışırken, bazı ibadet ve amelleri de bizim gözümüzde çok zor gibi göstererek, bizi o amelden alıkoymaya çalışıyor.</p>
<p>Bizim de aklımızı başımıza alarak düşünmemiz lazımdır ki; eğer bu işe nefis ve şeytan iyi diyorsa, demek ki Allah-u Zülcelal katında bu işin kıymeti yok; demek ki Allah-u Zülcelal bu işten hoşlanmıyor. Eğer nefis ve şeytan bu işe karşı çıkıyor ve yapmamamızı istiyorsa, demek ki bu işte Allah-u Zülcelal'in rızası var, O bu işi seviyor, dememiz ve ona göre hareket etmemiz lazımdır.</p>
<p>Hakkın doğru yoluna uyalım</p>
<p>Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "İşte benim doğru yolum budur; ona uyun. Sizi O'nun yolundan ayıracak başka yollara uymayın. (Azabından) korunmanız için Allah size böyle tavsiye etmiştir." (En'am; 153)</p>
<p>Allah-u Zülcelal kıyamet gününde, kullarını perişan etmemek için dünyadayken, Peygamberler ve onlarla beraber kitaplar göndermiştir. Doğru yolu ve sapık yolu, insanlara bildirmiştir.</p>
<p>Mü'min şuurlu olmalıdır. Maneviyatına dikkat etmeli ve sürekli Allah-u Zülcelal'e karşı durumunu kontrol altında tutmalıdır. Eğer namazlarında bir gevşeklik, bir isteksizlik varsa, günlük zikrini (vird) yapmıyorsa, diğer ibadetlerini huşu ile yapamıyorsa, o insan manevi olarak hastadır, manevi mikroplar ona bulaşmıştır. İnsan o zaman iyi düşünmelidir.</p>
<p>Cennet senin sağında, cehennem de solundadır</p>
<p>İnsanın aklı bunun doğru olduğunu görüyor, anlıyor, fakat insan yapamıyor. Demek ki insanın ruhu hastadır. İradesiyle istediği halde, onu gerçekleştiremiyor.</p>
<p>Ruh, ne ile hasta oluyor? Denildiği gibi, zahiri vücudu mikroplar hasta ediyor, maneviyatımızı da, manevi mikrop olan günahlar hasta ediyor.</p>
<p>Bizden öncekiler; babalarımız, dedelerimiz hepsi gittiler, kimse kalmadı bu dünyada. Bize de sıra geliyor ve biz de gideceğiz. Bu yol hepimizin yoludur. Bu yoldan gideceğiz, kurtuluş yok!...</p>
<p>Peki, şimdi, daha gitmeden önce nefsimize dönüp soralım: "Ey nefsim! Cennet senin sağında, cehennem de solundadır. Sen hangisini istiyorsun?"</p>
<p>Tabi ki nefis, adi nefsimiz, hiç dinlenmeyen, daima keyf ve sefayı, rahatlığı isteyen nefsimiz, güzelliği, yani cenneti isteyecektir. O zaman nefsimize: "Peki sen, hem cenneti istiyorsun, hem de cehennemin yolundan gidiyorsun. Dünyada dahi kural ve kaidedir ki, Ankara yoluna girdiğin zaman, Ankara'ya gidilir. Sen Ankara yoluna girmişsin, Adana'ya gidiyorum diyorsun. Bunu akıl kabul eder mi? Böyle dersen, insana ‘Bu deli mi?’ derler.</p>
<p>Sen de cennete gideceğim diyorsun ama cehennemin yolunda yürüyorsun, cennete bu yolla nasıl ulaşacaksın? Sen cehennem yoluna girmişsin, salih amel yapmıyorsun, cenneti istiyorsun. Allah-u Zülcelal ‘Benim doğru yolum budur’ buyuruyor. Bu yoldan gidersen, o zaman cennete gideceksin. Ama sen şeytanın yoluna girmişsin, cehennemin yoluna girmişsin, cenneti istiyorsun! Akıl bunu kabul eder mi? Elbette etmez!" diye nefsimize hitap etmeliyiz.</p>
<p>Azgın hayvana sahibi binmek istediği zaman, bakarsın ki bir tekme vurur, sahibini yaralar ve onu öldürür. İşte nefis de böyledir. Azgın olduğu zaman, insanı öyle yapar. Bakarsın, kadınlara bakmaya teşvik eder, ondan sonra daha kötü şeylere götürür, daha sonra da içkiye götürür; onu kötü olan her pisliğe götürüp bulaştırır. Onun hali, sanki başına bir tekme atıp, sahibini öldüren hayvan gibidir.</p>
<p>Kalpler zikirle temizlenir</p>
<p>Benim işim tamamdır diyoruz, fakat kendimize ne kadar zarar verdiğimizin farkında değiliz. Her insanın günlük olarak, bir miktar zikri mutlaka olmalıdır. Olmayanın durumu içler acısıdır! Yazıktır, kendimizi heba etmeyelim! Nasıl ki, bir insan kendi evini süpürmezse evi pislik dolup, pis kokarsa; insanın kalbi de aynen öyledir, zikir ile kalbini temizlemezse, kalbini zulmet ve nedamet kaplar.</p>
<p>İnsan, nasıl kendi evini her gün süpürüp temizliyor ve onunla ferahlanıyorsa, kalbini de zikirle ferahlandırması lazımdır. Zikir yapmadığı zaman, kalbinde pislikler toplanıp, kalbini mahveder.</p>
<p>Allah-u Zülcelal kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin... (Amin)</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[390 Afrikalı ilk kez ışıkla tanıştı ..!! ]]></title>
<link>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/15/390-afrikali-ilk-kez-isikla-tanisti/</link>
<pubDate>Tue, 15 May 2007 08:50:34 +0000</pubDate>
<dc:creator>mucahid</dc:creator>
<guid>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/15/390-afrikali-ilk-kez-isikla-tanisti/</guid>
<description><![CDATA[İHH KATARAKT KAMPANYASI ÇALIŞMALARA BAŞLADI.ALLAH YARDIMLARINIZI KABUL ETSİN İNŞ.
Katarakt Ka]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>İHH KATARAKT KAMPANYASI ÇALIŞMALARA BAŞLADI.ALLAH YARDIMLARINIZI KABUL ETSİN İNŞ.</p>
<p>Katarakt Kampanyası’nın ilk durağı Benin oldu.</p>
<p>Benin’in başkenti Kotono’daki Akpakpa Hastanesi’nde 390 kişinin gözleri cerrahi yöntemlerle ameliyat edildi.</p>
<p>Gözleri açılanlar arasında her yaştan insanın olması dikkatleri çekti.</p>
<p><img border="0" src="http://image.haber7.com/haber/62597.jpg" /></p>
<p>Afrika kıtasındaki 10 ülkede yapılması planlanan katarakt ameliyatları başladı. Katarakt ameliyatlarının ilk durağı Batı Afrika’nın güney sahil ülkesi Benin oldu. Benin’in başkenti Kotono’da 390 kişinin gözleri açıldı. Akpakpa Hastanesi’nde gerçekleştirilen ameliyatlarda katarakt nedeniyle görme problemi yaşayanlar ışığa kavuştu. Gözü açılanlar arasında 7 yaşından 90 yaşına kadar çeşitli yaşlarda insanların bulunması dikkati çekti.</p>
<p>Benin’deki insanların birçoğu Müslüman olmasına rağmen mağdur durumda olan gayrimüslim vatandaşların da gözleri ameliyat ettirildi. Yürütülen proje kapsamında gerçekleştirilen ameliyatların başlama törenine Benin Sağlık Bakanı da katıldı. Sağlık Bakanı Dr. Musa Yaro düzenlenen törende bir konuşma yaptı.</p>
<p><strong>Benin Sağlık Bakanı yardım istedi</strong><br />
Dr. Musa Yaro, Türkiye halkının Benin için daha çok yardım etmesini “Biz Türkiye’yi biliyoruz, Türkiye halkını tanıyoruz. Türkiye insanı yardımsever ve diğer toplumların problemlerine karşı duyarlı bir halktır. Sizlerin yardımını sadece sağlık alanında değil diğer insani yardım çalışmalarında da görmek istiyoruz” ifadeleriyle dile getirdi.</p>
<p>Ameliyat sonrasında İHH ekibi hastaları ziyaret etti. Hastalar, ameliyat sargıları açılırken duygularını paylaştılar. Yıllar sonra ışığa kavuşan hastalar ellerini havaya kaldırarak dua ettiler ve Türkiye halkına teşekkür mesajları gönderdiler. Hastalar arasında iki gözü de kataraktlı olan Done ismindeki kız çocuğu, annesini ilk defa gördü. Done’nin annesine sürekli sarılması ve dakikalarca annesinin gözlerinin içine bakması orada bulunanlara duygulu anlar yaşattı.</p>
<p><strong>18 yıl sonra ilk kez gördü </strong><br />
85 yaşındaki ve 18 yıldır katarakt nedeniyle görme yetisinden mahrum olan Abdullahi Rezzak ise duygularını “Ömrümün son yıllarında bana bu mutluluğu yaşattığı için Allah’a hamd ediyor ve bu fırsatı bana tanıyan siz kardeşlerime de teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p><strong>Sırada Togo ve Gana var </strong><br />
<img border="0" src="http://image.haber7.com/haber/62596.jpg" /></p>
<p>Benin’deki ameliyatların tamamı cerrahi yöntemlerle gerçekleştirildi.</p>
<p>Ameliyatları 15 kişiden oluşan bir ekip yaptı. İHH ve Dayanışma Vakfı’nın beraber organize ettiği Katarakt Kampanyası’na bölgede faaliyet gösteren Afrika Müslim Agency de destek verdi.</p>
<p>Bir yıl boyunca 100 bin kişinin ameliyat edileceği ve bir kişinin ameliyatı için sadece 100 YTL’nın yeterli olacağı kampanya devam ediyor.</p>
<p> Benin’den sonra Togo ve Gana’da da ameliyatlar önümüzdeki günlerde yapılacak.</p>
<p>Daha sonraki günlerde ise Afrika’nın diğer ülkelerindeki katarakt hastalarının da ışığa kavuşması sağlanacak.<br />
Kampanya hakkında ayrıntılı bilgi için: <a target="_blank" href="http://www.ihh.org.tr/"><font color="#0066cc">http://www.ihh.org.tr/</font></a></p>
<p><!-- / message --><!-- sig --></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kalb gözüyle gören Huzeyfe -Mutlaka okunmalı]]></title>
<link>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/12/kalb-gozuyle-goren-huzeyfe-mutlaka-okunmali/</link>
<pubDate>Sat, 12 May 2007 10:05:32 +0000</pubDate>
<dc:creator>mucahid</dc:creator>
<guid>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/12/kalb-gozuyle-goren-huzeyfe-mutlaka-okunmali/</guid>
<description><![CDATA[

Cuma, 11 Mayıs 2007



Huzeyfe 8 yaşında ve doğduğu günden beri görmüyor ama onun öyle g]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<table class="contentpaneopen">
<tr>
<td colSpan="2" vAlign="top" class="createdate">Cuma, 11 Mayıs 2007</td>
</tr>
<tr>
<td colSpan="2" vAlign="top">
<p align="left">Huzeyfe 8 yaşında ve doğduğu günden beri görmüyor ama onun öyle güzel bir kalbi varki biz gören gözlerden daha iyi görüyor...</p>
<p align="left">Küçücük boyu sizi aldatmasın , o koskoca bir adam hassasiyetini taşıyor</p>
<p align="left">aşağıda okuyacaklarınız Huzeyfe AYDIN´ının kendi sözleridir</p>
<h6 align="left"><span style="font-size:14pt;color:#444444;font-family:'Times New Roman';">“Siz Görürseniz Onlarda Görecek” Kampanyasına destek veren Huzeyfe Aydın ile görüşme.<span style="font-size:14pt;color:#444444;font-family:'Times New Roman';">Huzeyfe AYDIN : Ben doğuştan görme özürlüyüm . Göz tansiyonu hastalığım<br />
var.8 yaşındayım.<span style="font-size:14pt;color:#444444;font-family:'Times New Roman';">. Konuşulurken İHH´ nın görmeyenleri görebilsinler diye <span style="font-size:14pt;color:#444444;font-family:'Times New Roman';">katarakt ameliyatı yaptırdığını duydum</span></span></span></span></h6>
<h6 align="left"><span style="font-size:14pt;color:#444444;font-family:'Times New Roman';"><span style="font-size:14pt;color:#444444;font-family:'Times New Roman';"><span style="font-size:14pt;color:#444444;font-family:'Times New Roman';"><span style="font-size:14pt;color:#444444;font-family:'Times New Roman';">Bende böyle bir yardım yapmak istedim. Bir insanın görme ile görmeme <span style="font-size:14pt;color:#444444;font-family:'Times New Roman';">arasındaki farkı biliyorum. Görmek güzel bir şey. Benim hiç görmeyen bir <span style="font-size:14pt;color:#444444;font-family:'Times New Roman';">arkadaşım var. Ben şuan bir el uzatıldığı zaman o eli görebiliyorum. Bana o <span style="font-size:14pt;color:#444444;font-family:'Times New Roman';">arkadaşım elini gözüme doğru uzatmıştı, ben de elimi hemen gözüme doğru <span style="font-size:14pt;color:#444444;font-family:'Times New Roman';">götürüp ona vereceğim şeyi vermiştim. İşte o zaman görmekle görmemek <span style="font-size:14pt;color:#444444;font-family:'Times New Roman';">arasındaki farkı çok iyi anladım. Düşündüm sonra bende 2 kardeşin göz <span style="font-size:14pt;color:#444444;font-family:'Times New Roman';">ameliyatı olması için gereken 200 ytl yi biriktirdiğim paradan verdim. Yardım <span style="font-size:14pt;color:#444444;font-family:'Times New Roman';">etmek benim için çok güzel bir şey. Bende kardeşlerimizin dünyayı iyi <span style="font-size:14pt;color:#444444;font-family:'Times New Roman';">görebilmesini çok istiyorum. Eğer kardeşlerimizin gözleri açılırsa çok mutlu <span style="font-size:14pt;color:#444444;font-family:'Times New Roman';">olurum ve sevinirim. Allah (C.C.) kardeşlerimize acil şifa versin. Allah (C.C.) <span style="font-size:14pt;color:#444444;font-family:'Times New Roman';">Müslümanlara yardım etsin . Amin</span></span></span></span></span><br />
</span></span></span></span></span></span></span></span></span></h6>
</td>
</tr>
</table>
<p><a href="http://hakyolu.files.wordpress.com/2007/05/1.jpg" title="iyder"><img src="http://hakyolu.wordpress.com/files/2007/05/1.thumbnail.jpg" alt="iyder" /></a><a href="http://hakyolu.files.wordpress.com/2007/05/2.jpg" title="iyder2"><img src="http://hakyolu.wordpress.com/files/2007/05/2.thumbnail.jpg" alt="iyder2" /></a><a href="http://hakyolu.files.wordpress.com/2007/05/3.jpg" title="iyder3"><img src="http://hakyolu.wordpress.com/files/2007/05/3.thumbnail.jpg" alt="iyder3" /></a><a href="http://hakyolu.files.wordpress.com/2007/05/2.jpg" title="iyder2"></a></p>
<p>Editörün Notu:</p>
<p>Görüyorsunuz işte müslümanlar,küçücük cocuk bile bunu düşünüp,parasını dünyanın öbür ucu Afrikaya gönderiyor.</p>
<p>Ya siz?</p>
<p>Kazandıgınız paradan,aldıgnız harçliktan,emekli maaşından ne kadarını İHH,DENİZFENERİ,İYDER veya diğer sivil toplum kuruluşlarına veriyorsunuz?</p>
<p>Dışarı çıkıp 1 günde yüzlerce ytl harcayıp mutlumu oluyorsunuz,insanlar açlıktan ölürken.</p>
<p>Hiç paranıza kıyıpta 1o Ytl  bağış yaptınızmı muhtaçlara,Filistin için,Çeçenistan için,görmeyenler için ,aç-susuz insanlar için?</p>
<p>Yiyecek ekmeği olmayan insanları düşünüp,hiç yarın Allah bana bunu soracak;sofranda kuş sütü eksik olmazken,açlıktan susuzluktan ölen insanları düşünmedinmi,</p>
<p>Sana bunca nimet verdim ey kul;Gözün görür,kulağın duyar,elin tutar,Sen bana bunların karşılığında ne verdin,bunların hakkını verecek şekilde şükür ettinmi?</p>
<p>Zekatını verdinmi,mazluma muhtaca,Allah yolundakilere malının en iyisini verdinmi?</p>
<p>Bu dünyanın birde öbür tarafı var,bu dünya gelip geçici,ne bu dünyada aldıgınız lüks arabanın faydası olacak size,nede lüks evinizin veya giyeceklerinizin.</p>
<p>Gerçek dünyayı,sonsuz olanı düşünün ve yarın öleceğinizi düşünün,öbür tarafa neyi götüreceksiniz sizi yakıcı azaptan koruması için.</p>
<p>Günahlarınızı hangi sevaplar örtecek?</p>
<p>Aldığınız lüks ev,lüks araba veya pahalı giyeceklermi size yardım edecek orda?</p>
<p>Yoksa kıldığınız namazlar,haramdan sakındıgınız gözler,tuttugunuz oruç,sadece Allah rızasını kazanmak için yaptığınız maddi manevi yardımlarmı?</p>
<p>İyi düşünün ve şnu hiç unutmayın;</p>
<p><em>Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir (En’am.32)</em></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kadının Günlüğü]]></title>
<link>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/12/kadinin-gunlugu/</link>
<pubDate>Sat, 12 May 2007 09:00:21 +0000</pubDate>
<dc:creator>mucahid</dc:creator>
<guid>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/12/kadinin-gunlugu/</guid>
<description><![CDATA[Mutlu aile nasıl olmalı?
İslamda evlilik erkekle kadın arasındaki mübarek bir sözleşme olup ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Mutlu aile nasıl olmalı?</p>
<p>İslamda evlilik erkekle kadın arasındaki mübarek bir sözleşme olup ancak bu sözleşme ile her ikisi birbirlerine helal olmaktadır. Birbirlerini severek, birbirleriyle yardımlaşarak, kaynaşarak ve birbirlerine hoşgörülü davranarak devam edecek uzun hayat yolculuğuna bu vesileyle başlarlar. Erkek ve kadın birbiriyle huzura kavuşur. Eşinin yanında sükûnet, ünsiyet, güven, huzur ve hayatın lezzetini duyar.</p>
<p>Kuran-ı Kerim erkekle kadın arasındaki bu yüce meşru ilişkiyi sevgi, ülfet, itimat, anlayış ve rahmet taneciklerinin muhabbet, saadet, tebessüm ve nimet kokularının yayıldığı gayet parlak ve şeffaf bir tasvirle canlandırmaktadır: “Siz kendi cinsinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhameti varetmesi Onun kudretinin alametlerindendir.(Rum:21.)</p>
<p><!--more--></p>
<p>Aslında bu Allahın iki Müslüman eş arasında meydana getirdiği en kuvvetli Rabbani bir bağdır. Böylece eşler sevgi, karşılıklı anlayış, yardımlaşma ve karşılıklı iyilikseverlik duygularıyla kaynaşırlar ve İslam ailesini kurarlar.</p>
<p>İslam ailesi Hak yolda yürüyen İslam toplumunun binasındaki sağlam bir tuğladır. Bunu meydana getiren fertler elbette üretici ve yapıcı, iyilik ve takva üzerine işbirliği içinde salih amellerde yarışan ve gayret eden kimseler olacaktırlar. Saliha bir hanım İslam ailesinin ana direği, bu ailenin sağlam bir köşetaşı ve güçlü bir temelidir. Nitekim Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır:</p>
<p>“Dünya bir maddi varlıktır,dünyanın en değerli varlığı da saliha hanımdır”(Müslim)</p>
<p>Gerçekten saliha hanım Allah tarafından erkeğe verilen en büyük nimettir. Zira erkek hayatın sıkıntılarını, dertlerini ve yorgunluklarını eşinin yanında unutur. Erkek hanımın yanında rahata huzura, sükunete ve insanın hayatında benzeri bulamayacağı bir saadete kavuşur.<br />
O halde kadın hayatta nasıl en değerli bir varlık olabilir? Nasıl başarılı bir eş olabilir? Kadınlığının yüceliği ile birlikte sevilen takdir edilen ve değer verilen bir kimse nasıl olabilir?<br />
Eşini çok iyi seçer</p>
<p>İslamın kadına verdiği değerin bir örneği de ona kendi eşini kendisinin seçme hakkını vermesidir. Bu itibarla anne ve babanın kızlarını istemediği bir kimse ile zorla evlendirmeye hakları yoktur. Şuurlu Müslüman kız bu hakkını bilir. Fakat yine de kendisine uygun bir talip çıkması durumunda, anne ve babasının kızlarının yararına yaptıkları öğüt ve rehberliğinden yararlanır. Çünkü anne ve babanın hayatla ve insanlarla ilgili tecrübeleri kızlarına göre daha fazladır. Evlenecek kız; seçeceği eşin dindarlığı ve ahlakı üzerinde durmalıdır. Zira başarılı bir aile yuvasının ana direği, erkeğe gereken en kıymetli ziynet bunlardır.</p>
<p>“Dindarlığından ve ahlakından hoşlandığınız bir kimse size evlenmeye gelirse hemen onunla evlenin. Aksi taktirde yeryüzünde fitne olur, yaygın bir fesat çıkar. (Tirmizi, İbni Mace ve Hakim)</p>
<p>Gerçek Müslüman genç nasıl çöplükte yetişen çiçekten ( kötü çevreden gelen güzel kızdan) sakınırsa; olgun, şuurlu, Müslüman genç kız da yakışıklı ve fiziki durumu güzel olsa da eğlenceye düşkün, ahmak ve ahlakı düşük gençten hoşlanmaz.</p>
<p>“Kötü kadınlar, kötü erkeklere, kötü kötü erkekler kötü kadınlara, İyi kadınlar iyi erkeklere, iyi erkekler iyi kadınlara aittir” (Nur, 26)<br />
Müslüman hanım daima İslam tarihindeki pek çok fazilet timsali hanımın içinde bulundukları fakirlik, imkansızlık ve geçim darlığına rağmen sabır, iyilik, insanlık ve kocalarına ve evlerine hizmet etme hususunda örnek kimseler olduklarını hatırlar.<br />
Hz. Aişe (ra) Resullullah (sav)e:<br />
Kadının üzerinde kimin hakkı daha büyüktür, diye sordu: Peygamberimiz (sav) kocasının, diye cevap verdi. Hz.</p>
<p>Aişe (ra); erkek üzerinde kimin hakkı daha büyüktür, diye sordu. Peygamberimiz (sav): Annesinin, diye cevap verdi.</p>
<p>Olgun ve uyanık olan Müslüman kadın kötü huya sebep olmaz. Bilakis iyi ahlakıyla kocasına yardımcı olur. Zeka uyanıklılık ve dikkatiyle kapalı kalpleri açan ve gönülleri kuşatan güzel muamelesiyle bu ahlakı ortaya koyar.</p>
<p>Nitekim Resulullah (sav) şöyle buyurmaktadır:</p>
<p>“Kadın beş vakit namazını kılar, bir ay orucunu tutar, kocasına itaat eder ve namusunu korursa ona; Cennetin kapılarından hangisine girmek istersen gir, denir”.<br />
Hanımın eşine iyi davranması, saygılı olması, değer vermesi İslam ümmetinin aile ahlakıdır. Bu cahiliyette bile yaygın olan, İslamın kabul ettiği ve Müslümanların nesilden nesile aktardıkları yüce ahlak esaslarındandır. İslam edebiyatında annelerin kızlarına hizmet etmeleri, itaat etmeleri ve değer vermeleri hakkında çok değerli, çok yüksek içtimai belgeler sayılabilecek edebi eserler bulunmaktadır.</p>
<p>Cahiliyye devrinin Araplarının ileri gelenlerinden Muhallim eş-Şeyhani kızı Ümmü İyası evlendireceği zaman gelin hanım süslendi, bineğe binmek için hazırlandı. O sırada annesi kızına şu tavsiyelerde bulundu:<br />
Sevgili kızım! Şu anda çıkmakta olduğun havayı ve yuvayı terk ediyor, hiç bilmediğin bir yuvaya, hiç alışık olmadığın bir arkadaşın yanına gidiyorsun. O sana sahip olmakla efendi oldu, Sen de ona cariye ol ki zamanla o senin kölen olsun. Şimdi benden on nasihat al. Bunlar senin için bir azık ve hatıra olsun.</p>
<p>. Onu güzelce dinleyip itaat ederek geçim ehli ol, az konuşmada huzur elde edilir…</p>
<p>. Onun kötü koku almasına, kötü şeyleri görmesine fırsat verme, sana ondan sadece güzel kokular ulaşsın.</p>
<p>. Kocanın yemek vaktine dikkat et, o uyurken sessizliği temin et, uykunun bölünmesi de sıkıntıyı arttırır.</p>
<p>. Kocanın dostlarını ve çevresini gözet. Malını koru. Çünkü malın korunması güzel takdire sebep olur.</p>
<p>. Kocanın hiçbir sırrını açığa vurma. Hiçbir konuda onun emrine karşı çıkma…</p>
<p>. O sıkıntılı iken sen sevinçli görünme, o sevinçli iken sen sıkıntılı görünme.</p>
<p>. Sen kocana saygılı davran ki o da sana en değerli varlık gibi davransın.</p>
<p>. Sen sevdiğin ve sevmediğin hususlarda onun memnuniyetini kendi memnuniyetine, onun arzusunu kendi arzuna tercih etmedikçe onun sevgisini kazanamazsın.<br />
Bu sözlerden sonra gelin yola çıkarılmıştır. Gelinin kocasının yanında yeri büyük olmuş ve bu gelinden sonra idareyi eline alan melikler gelmiştir.<br />
Müslüman kadın kendisine bol nimetler bahşeden Allaha karşı şükür vazifesini bilmeli, Allah rızasını gözeterek bol bol sadaka vermelidir. Buna göre, şunu demeliyiz ki; İslamda aile saadetinin temeli, İslam dinini tam olarak öğrenip; ailede uygulamaktır. Mutlu ve huzurlu aileler ancak İslamı yaşamakla tatbik edilebilir.</p>
<p>Kaynak Eser:<br />
Kuran ve Sünnete Göre Müslüman Kadının Şahsiyeti<br />
Prof. Dr. M. Ali Haşimi</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yüce Kur'an dan Bir Mesaj....]]></title>
<link>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/10/yuce-kuran-dan-bir-mesaj/</link>
<pubDate>Thu, 10 May 2007 08:06:56 +0000</pubDate>
<dc:creator>mucahid</dc:creator>
<guid>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/10/yuce-kuran-dan-bir-mesaj/</guid>
<description><![CDATA[Hiç şüphesiz Allah, mü&#8217;minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong><font face="Arial"><font color="#008080">Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur.</font></font></strong></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Biz Bu Bayramda Öldürüldük-İYDER]]></title>
<link>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/10/biz-bu-bayramda-oldurulduk-iyder/</link>
<pubDate>Thu, 10 May 2007 07:40:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>mucahid</dc:creator>
<guid>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/10/biz-bu-bayramda-oldurulduk-iyder/</guid>
<description><![CDATA[ UMUTLARIN BİTTİĞİ YERDE &#8220;İYDER&#8221;

www.iyder.com
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Courier New"> UMUTLARIN BİTTİĞİ YERDE "İYDER"</font></p>
<p><font face="Courier New"><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/qI1t0KjYEQ8'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/qI1t0KjYEQ8&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></font></p>
<p><a href="http://www.iyder.com/">www.iyder.com</a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Evleniyoruz düğünümüz var...]]></title>
<link>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/08/evleniyoruz-dugunumuz-var/</link>
<pubDate>Tue, 08 May 2007 11:29:52 +0000</pubDate>
<dc:creator>mucahid</dc:creator>
<guid>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/08/evleniyoruz-dugunumuz-var/</guid>
<description><![CDATA[Evlenmek hayatımızın dönüm noktalarından biri. Öyle bir nokta ki, bütünümüze kavuşma–b]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Evlenmek hayatımızın dönüm noktalarından biri. Öyle bir nokta ki, bütünümüze kavuşma–birleşme, birbirini tamamlama süreci. Böylesi önemli noktaya gelmeden önce yaşanan süreçte farkındalığımızı arttırmalıyız. Öteki yarımızı bulma bu hayattaki en hassas, bir o kadar da zor bir imtihan dönemidir. Olumsuz bir süreçse sabır, güzel bir birliktelik ise daimi şükür isteyen bir imtihan.</p>
<p>Atalarımız “huyu huyuma, boyu boyuma boşuna dememişler.</p>
<p>Efendimiz (a.s.m.), şu tavsiyede bulunur bizlere:</p>
<p>“Üç şeyi geciktirmeyin. Vakti gelince namazı, hazır olunca cenazeyi ve denk birini bulunca bekârı evlendirmeyi. Yine bir başka hadis-i şerifinde; “Zürriyetiniz için iyisini seçin! Küfüv (denk) olanlarla evlenin ve evlâdınızı küfüv olanlarla evlendirin! buyurur.</p>
<p><!--more--></p>
<p>Denklik, deyim yerindeyse mutluluk sigortası gibidir. Denklik eşlerin bilgi ve kültür seviyelerine, eğitim derecelerine, kabullendikleri değerler sistemine göre değişik tablolar arz eder.</p>
<p>Sağlıklı bir yuva için ilk ve en önemli adım kişinin kendisine en uygun adayı seçmesidir. Hayallerimize göre eş beklentisine girdiğimizde, adayın gerçek karakterini görmekte zorlanırız. Elimizden geldiğince farkında olmadan hayallerimizdeki formata adapte etmeye çalışırız. Halbuki çiftler dindarlık, kişilik, sosyo-ekonomik seviye, temizlik-görgü gibi denklikleri göz önünde tutmalıdırlar. Kendi kişisel ihtiyaçlarının ne kadar farkında olursa, o denli eş adayını objektif bakış açısıyla tanımaya çalışır.</p>
<p>Temelde anlaşabilen çiftler farklı özelliklere sahip olsalar da, ortak beklentiler içinde olan ve zamanla uyumu sağlama gayretinde bulunan çiftlerdir.</p>
<p>Mutlu bir yuva için sadece uygun bir eş seçmiş olmak yeterli değildir. İlk ve en önemli adımdır, doğru fakat eksiktir. Asıl olan evlilik hayatında hoşgörü, anlayış, saygı-sevgi, samimiyet, hüsn-ü zan, sabır, empati, olgunluk gösterebilmektir. Eşler her zaman kendilerini birbirinin yerine koymaya çalışmalı. Ve birbirinin hassasiyetlerini fark edip, sınırlarını ihlal etmemelidirler.</p>
<p>Evlilikte asıl amaç kulluğumuzda olduğu gibi Cenab-ı Hakkın rızasını yerine getiren nesiller yetiştirmektir. Diğer önemli nokta, mutlu ve huzurlu bir ailede iki şey önemlidir: Doğru insanı bulmak ve doğru insan olmak. Çoğu zaman birincisini aramaktan o kadar yoruluruz ki, ikinciyi göz ardı ederiz.</p>
<p>Şimdi de doğru insanı bulmak için dikkat etmemiz gereken noktalara bakalım:</p>
<p>1. Eşiniz olacak bireyin düşünce ve duygu dünyasında öncelikler nelerdir? Meselâ; evlilikteki gayesi nedir?<br />
2. Evlilik ne sadece akıl ve mantık uyumu, ne de sadece aşk birlikteliği olmalıdır.<br />
3. Evlilik sadece iki kişiyle sınırlı bir kurum olmadığı için, her iki taraf da aile yapılarına uygun olanı seçmelidir.<br />
4. Hiçbir ahlâkî ya da İslâmî kural için başlama noktası evlilik olmamalı. Meselâ; “Evlenince namaza başlarım ya da başımı örterim gibi. Yani ilke ve kurallarımız başkasının rızası için değil, Cenab-ı Hakkın rızası için olmalı.<br />
5. Kusursuz eş aranmamalı. Kendi kabiliyet ve kapasitesine münâsip eş aranmalı.<br />
6. Kendinizi samimiyetle ortaya koyun ki, size münasip insanlarla tanışabilme şansınızı arttırın.<br />
7. Eş adayınızı samimi olarak sevip sevmediğinize bakın. Zira bazen adayın statüsünü, sanatını, parasını severiz farkında olmadan.<br />
8. Evlilik için eş adayını “kurtarıcı olarak görmeyin. Zira her zaman “kurban olarak kalırsınız.<br />
9. Zihnen ve kalben kendinizi evliliğe hazır hissetmedikçe evlenmeyin.<br />
10. Bazen anne-baba çocuklarının istediği eşi değil, kendi istedikleri gelin ya da damat adayının peşindedirler. Kendi doyurulmamış, eksik kalmış yanlarını bu seçimle doyurmak isterler bilincinde olmadan.<br />
11. Eşlerden bayan olan tarafın çalışması konusunda önceden mutabakata varılmalı, daha sonra katı tutumlar sergilenmemeli.<br />
12. Sadece kendi konuşan biriyle değil, aynı zamanda sizi dinleyen eş seçmeye dikkat edin ki, huzurlu bir evlilik için gerekli olan iletişim sağlanabilsin.<br />
13. Tanıştığınız insanla evlenme kararı için acele etmeyin, fakat karardan sonra acele edin. Zira her şeyde olduğu gibi tanıma sürecinde de zaman elimizdeki hazinedir.<br />
14. Evlilikte “güven esas olmalıdır. Güven içinde dürüstlük esastır. Kişi dürüst olan birine dayanmak ister. Zira evlilik karşılıklı birbirine dayanma ve dayanışma kurumudur.<br />
15. Evlilikte hesabını bilen-iktisatlı birini tercih edin ki, memnuniyeti kolay yakalayasınız. Müsrifin sınırı yoktur ve onu memnun etmek zordur.<br />
16. Büyüklere saygılı, çocuğu seven eşleri tercih edin.<br />
17. Özellikle erkeklerin dikkat etmesi gereken husus anneliği ulvî bir duygu olarak algılayan bayanları seçmelidirler. Bazen anne adayı çocuğu hayatının engeli görebilir ve evlendiğine pişman olabilir.<br />
18. Eşlerin her ikisi kendi yetişkinlikleri belli bir olgunluğa erişmeden evlenmemeli ve karşılıklı ortak karara varmadan çocuk sahibi olmamalıdır.</p>
<p>19. Eşler birbirlerinin aile içi ilişkilerini, sosyal ilişkilerini sormalı ve araştırmalı.</p>
<p>20. Evlilikte sadakat temel unsurlardan biri olduğundan sadık ve fedakâr eş adaylarına dikkat etmeliyiz.</p>
<p>21. Bütün bu sıralanan özellikleri dikkate alarak, seçeceğiniz eşi geniş ve gerçekçi bakış açısıyla değerlendirin. Evlilikle beraber gelen ötekiyle bütünleşme sürecinden önce lütfen kendi bütününüze ulaşmaya çalışın.</p>
<p>Unutmayalım ki, burası dünya hayatıdır. Mutluluğu ve huzuru bütünüyle burada bulamayız. Aradığımız veya hayal ettiğimiz eşi bulabilmemiz için, sizin de aranan ve hayal edilen kişi olmanız gerekir.</p>
<p>Konuşalım, soralım, öğrenelim.<br />
Problemleri paylaşarak çözüp rahatlayalım!</p>
<p>Psikolog Yasemin Uçal Abdullah</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Güzelleşmenin Dinî Sınırları]]></title>
<link>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/08/guzellesmenin-dini-sinirlari/</link>
<pubDate>Tue, 08 May 2007 11:09:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>mucahid</dc:creator>
<guid>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/08/guzellesmenin-dini-sinirlari/</guid>
<description><![CDATA[İnsanlarda yaratılıştan gelen bir güzellik ve bir hususiyet vardır. Azaların yerli yerinde bu]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlarda yaratılıştan gelen bir güzellik ve bir hususiyet vardır. Azaların yerli yerinde bulunması, en uygun şekilde yerleştirilmiş olması Cenab-ı Hakkın sanatını gösteren birer alâmettir. Bizler de Allah tarafından ihsan edilen bu nimetlerin şükrünü eda etmeliyiz. Beğenmeyerek değiştirmeye çalışmak şükürsüzlüğümüzdendir. Zaman, modaya, uyarak güzelleşmek uğruna, harcanan zamanlar, paralar, emekler, bizlere birşey kazandırmayacak. Aksine, günahları sırtımıza yükleyecektir.</p>
<p>Kur’ân-ı Kerim’de bildirildiğine göre şeytan Allah’ın rahmetinden kovulduktan sonra şöyle demiştir:</p>
<p>“Onları doğru yoldan saptırırım. Onları boş heveslerle, fani dünya ile avutup, ahiretten yüzlerini çeviririm. Ben onlara emrederim. Onlar da hayvanlarının kulaklarını keserler ve bunu ibâdet sanırlar. Ben onlara emrederim, onlar da Allah’ın yarattığını bozup değiştirirler.”</p>
<p><!--more--></p>
<p>Ayetin sonunda Yüce Allah şeytanın bu oyununa gelmemeleri için, kullarını şöyle ikaz eder:</p>
<p>“Kim Allah’ı bırakarak şeytanı bir dost edinirse, o ap açık bir hüsran ile ziyana düşmüştür. (Nisa Sûresi, 119.) Bu ayetlerin “kadınlar” mânâsına gelen Nîsâ Sûresinde yer alması da mânidardır.</p>
<p>Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyuruyor:<br />
“Güzelleşmek için dövme yapan ve yaptıran, yüzünün kıllarını yolan ve yoldurana, dişlerini seyreltip inceltene, böylece Allah’ın yaratılışını değiştirenlere (sağlık haricinde), Allah lânet etsin. (Rahmetinden uzaklaştırsın.)” (Müslim, Libas, 119-120; Buhârî, Libas, 82; İbn-i Mâce, Nikâh, 52)</p>
<p>Dinimize göre kadın, yabancı erkeklere karşı süslenemez. Mahrem yerlerini başkalarına gösteremez. Ancak, kocasına karşı istediği gibi süslenebilir.</p>
<p>Kadınlar vakar ve ciddiyetlerini muhafaza ederek, sosyal hayat aktiviteleri için süslenmeden ve koku sürünmeden dışarı çıkabilirler. Çünkü, Peygamber Efendimiz (a.s.m.) kokuyu övmekle beraber, başkalarının hissedeceği şekilde koku sürünerek sokağa çıkan kadınların, büyük günaha gireceğini bildirmiştir. (Ebû Davud, Tereccül bölümü, 7. hadis)</p>
<p>“Erkeklerin göreceği şekilde süslenen ve koku sürünerek sokağa çıkan kadın, evine dönünceye kadar Allah’ın gazabı altındadır.” (Kenzül Ummal, 16. Bölüm, 381. Hadis)</p>
<p>Alıntı.....</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İşte Osmanlı!!!]]></title>
<link>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/07/iste-osmanli/</link>
<pubDate>Mon, 07 May 2007 11:22:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>mucahid</dc:creator>
<guid>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/07/iste-osmanli/</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><font face="Courier New"><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/_0jBsSckdBI'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/_0jBsSckdBI&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></font></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kutlu Nebi'den Gençliğe Mesajlar]]></title>
<link>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/03/kutlu-nebiden-genclige-mesajlar/</link>
<pubDate>Thu, 03 May 2007 11:36:09 +0000</pubDate>
<dc:creator>mucahid</dc:creator>
<guid>http://hakyolu.wordpress.com/2007/05/03/kutlu-nebiden-genclige-mesajlar/</guid>
<description><![CDATA[Gençliğin tehlikelerinden sakınınız.&#8221; (Kenzü&#8217;l-Ummâl, 2: 258). &#8220;İnsanoğlu]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Gençliğin tehlikelerinden sakınınız." (Kenzü'l-Ummâl, 2: 258). "İnsanoğluna şu beş şeyden hesap sorulmadıkça onun ayakları Kıyâmet gününde Rabbinin huzurundan ayrılmayacaktır: Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nerede kazanıp nereye harcadığından ve öğrendiği ilimle nasıl amel ettiğinden." (Tirmizi, Sıfâtü'l-Kıyâme: 1).</p>
<p>"Beş şey gelmeden evvel beş şeyi fırsat bil: Ölüm gelmeden önce hayatının, hastalık gelmeden önce sağlığının, meşguliyet gelip çatmadan önce boş vaktinin, ihtiyarlık gelmeden önce gençliğinin, fakirlik gelmeden önce zenginliğinin." (Hâkim: Müstedrek).</p>
<p>"Kadınlar şeytanın tuzağıdır. Gençler delilerden bir gruptur". (Keşfü'l-Hafâ, 2: 4).</p>
<p><!--more--></p>
<p>Abdullah İbni Ömer'den rivâyet edilen bir hadîsi kudsîde Rabbimiz meâlen şöyle buyurur: "Kaza ve hükmüme inanan, Kitâbın (Kur'an'ın) hüküm ve tavsiyelerine boyun eğen, verdiğim rızıkla kanaat eden, şehevânî arzularını Benim rızâm için terkeden genç bir mü'min, katımda bir kısım meleklerimin derecesindedir." (Deylemî).</p>
<p>"Gerçekten Allah, meleklerine karşı ibâdet eden bir gençle iftihar ederek buyuruyor: 'Ey şehvetini Benim için bırakan genç! Ey gençliğini Bana bağışlayan genç! Sen benim nezdimde meleklerimin bazısı gibisin.'"(İhyâi Ulûmi'ddin, 2:432'de)</p>
<p>"Allah, gençliğini Allah'a itaat yolunda zenginleştiren genci sever." (Deylemî)</p>
<p>"Gençlerinizin en hayırlısı ihtiyarlarınıza benzeyendir. İhtiyarlarınızın en şerlisi, gençlerinize benzeyendir." (Feyzü'l Kadîr, 15:776)</p>
<p>Abdullah ibni Ömer (r.a.) şunları anlatır: Resul-i Ekrem (a.s.m.) vücudumun bir yanından tutarak şöyle buyurdu: "Dünyada sanki bir garîb (gurbette olan yabancı), hattâ yoldan geçen bir yolcu imişsin gibi ol ve kendini kabir halkından (biri) say.</p>
<p>" Daha sonra İbn-i Ömer (r.a.) sözüne şöyle devam etti: Sabaha çıktığın zaman kendine akşamın sözünü etme, akşama çıktığın zaman da kendine sabahın sözünü etme. Hastalığından önce sıhhatinden, ölümünden önce hayatından (istifâde edip tedbir) al. Çünkü sen, ey Abdullah! Yarın adının (mutlu mu, bedbaht mı) ne olacağını bilemezsin. (Tirmizi, Zühd: 25).</p>
<p>"Allah, gayri meşrû şehvet peşinde olmayan genci pek beğenir." (Müsned, 4: 151).</p>
<p>"Hangi delikanlı ki, genç yaşında evlenirse, onun şeytanı şöyle bağırır: 'Eyvah, dinini benden korudu.'" (Ramûzu'l-Ehâdis, c.1, s.179).</p>
<p>"Âdemoğluna zinâdan nasibi yazılmıştır. Buna mutlaka erişecektir. Gözlerin zinâsı bakmaktır, kulakların zinâsı dinlemek, dilin zinâsı konuşmak, elin zinâsı tutmak, ayağın zinâsı da yürümektir. Kalp ise heves eder, diler. Ferc ise bunu ya uygular veya reddeder." (Müslim, Kader: 21).</p>
<p>"Nâmahreme bakmak, şeytanın oklarından bir oktur ki, her kim Benden korkarak onu bırakırsa, zevkine bedel ona öyle bir îman veririm ki, onun lezzetini ve tatlılığını kalbinde duyar." (Hadisi Kudsî, Taberânî ve Hâkim).</p>
<p>Bir genç Peygamberimize gelerek: "Yâ Resûlallah, bana zina yapmak için izin ver" der. Orada bulunanlar gencin üzerine yürüyerek onu ayıplarlar ve men ederler. Hz. Peygamber, "Bana getirin" der. Yaklaşınca, "Bu fiilin annene yapılmasını ister misin?" diye sorar. Genç: "Hayır, vallahi (istemem)" diye cevap verir. Peygamberimiz: "(Başka) insanlar da anneleri için bunu istemezler" der. Daha sonra, "Kızın için kabul eder misin?", "Kız kardeşin için...", "Halan için...", "Teyzen için bunu ister misin?" diye sorar ve her defasında, "Vallahi hayır" cevabını alınca, Hz. Peygamber de, "Diğer insanlar da buna razı olmazlar" der. Sonra elini gencin üzerine koyup, "Yâ Rabbi günahlarını affet, kalbini pâk et, fercini muhafaza et" diye duâ eder. Genç ondan sonra hiçbir menfî eğilim göstermez. (Müsned, 5: 256).</p>
<p>Alkame'den (r.a.): "Resûlüllah (a.s.m.) gençlerin yanına vardı ve şöyle dedi: 'Sizden kimin evlenmeye gücü yeterse evlensin. Çünkü, evlilik gözü haramdan alıkor; iffet ve namusu muhâfaza eder. Evlenmeye gücü yetmeyen ise oruç tutsun. Çünkü (oruç), cinsî arzuyu azaltır." (Müslim, Nikâh:1).</p>
<p>Peygamber Efendimiz (a.s.m.), ölüm döşeğinde olan bir gencin yanına girdi ve ona, "Sen kendini nasıl buluyorsun?" diye sordu. Genç, "Ben Allah' (ın affın)ı umarım.Yâ Resûlellah! Ve günahlarımdan da korkarım" dedi. Bunun üzerine Resûlellah (a.s.m.) buyurdu ki, "Bu vakitte herhangi bir kulun kalbinde bağışlanma umudu ve günah korkusu birleşince mutlaka Allah o kuluna dilediğini verir ve onu korktuğu azabından emin kılar." (Neseî, Zühd: 31).</p>
<p> "Size hayırlı gençleri tavsiye ederim. Çünkü, onların kalbi daha incedir. Allah beni doğrulukla ve müsamahayla gönderdi. Bana gençler yanaştı, ihtiyarlar muhâlefet etti" buyurdu ve şu mealdeki âyeti okudu: "Zaman uzadı da kalbleri katılaştı. Onların çoğu fâsıktırlar." (Hadîd sûresi: 16).</p>
<p>"Adâlet güzeldir, fakat idârecilerde olursa daha güzeldir. Cömertlik güzeldir, fakat zenginlerde olursa daha güzeldir. Dinde titiz olmak güzeldir, fakat âlimlerde olursa daha güzeldir. Sabır güzeldir, fakat fakirlerde olursa daha güzeldir. Tevbe güzeldir, fakat gençlerde olursa daha güzeldir. Hayâ güzeldir, fakat kadınlarda olursa daha güzeldir." (Deylemî, Müsnedü'l-Firdevs).</p>
<p>"Allah tevbe eden genci sever." (Câmiü's-Sağîr:1866).</p>
<p>"Bir genç yaşlı bir insana yaşlılığından dolayı ikramda bulunursa, yaşlandığı zaman kendisine ikramda bulunacak bir kimseyi Allah ona musahhar kılar." (Tirmizi, Birr: 75).</p>
<p>"Şayet Allah'tan korkan gençleriniz, bolluk içinde nimetlenen hayvanlarınız, beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı, belâlar üzerinize sel gibi yağacaktı."</p>
<p>"Yedi kimseyi Allahü Teâlâ kendi gölgesinden başka gölgenin olmadığı (kıyâmet) gününde kendi gölgesinde gölgelendirecektir: Adâletli devlet reisi, Rabbine ibâdet yolunda serpilip büyüyen genç, gönlü mescidlere bağlı kimse, Allah yolunda birbirini sevip buluşan ve bu yolda ayrılan iki kimseden her biri, makam sahibi güzel bir kadın onu istediğinde, 'Ben Allah'tan korkarım' diyerek (o günahı işlemeyen adam), sağ elinin verdiği sadakayı sol eli bilmeyecek kadar (gösterişsiz) gizli sadaka veren adam, tenhada Allah'ı zikredip de gözü dolup taşan kişidir." (Buhârî, Muhâbirîn: 4).</p>
<p>"Küçüklüğünden beri Allah'a çokca kulluk eden gencin, yaşı ilerledikten sonra çokca kulluk etmeye başlayan ihtiyara üstünlüğü, peygamberlerin diğer insanlara üstünlüğü gibidir." (Deylemî, Müsnedü'l-Firdevs).</p>
<p>"Cennete giren nimet görür fakirlik görmez, elbisesi eskimez, gençliği de tükenmez." (Müslim, Cennet: 8).</p>
<p>"Allah kötülüğe iltifat etmeyen genci, emsallerine üstün tutar." (Feyzul Kadir, c.2, s.263, no:1799).</p>
<p>"Anne babaya itaat nafile ibâdetten daha hayırlıdır." (Müslim, Sıla: 2).</p>
<p>"Babanın duâsı kabul makamına ulaşır." (İbni Mâce, Kitâbü'dDuâ: 1).</p>
<p>"Cömert güzel ahlâklı bir genç; cimri, ibâdet eden, kötü ahlâklı bir yaşlıdan Allah'a daha sevimlidir." (Deylemî ve Muhtarül Ehâdis:88)</p>
<p> "Gençliğinde ilim öğrenen taştaki damga gibi, yaşlılığında öğrenen ise, su üzerine yazı yazan gibidir." (Keşfül Hafâ, 2: 66)</p>
<p> "Bir genç ilim ve ibâdet içinde yetişir, olgunlaşırsa, Allah Kıyâmet Günü ona yetmiş iki sıddîkın sevabı kadar sevap verir." (Tabarânî'nin Kebir'inden).</p>
<p> "Gökten daha önce hiç inmemiş olan bir melek 