<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>edeb &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/edeb/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "edeb"</description>
	<pubDate>Mon, 08 Sep 2008 08:55:26 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Güzel İşler Güzel Kalmalı]]></title>
<link>http://islamisite.wordpress.com/?p=397</link>
<pubDate>Tue, 26 Aug 2008 12:15:59 +0000</pubDate>
<dc:creator>gulayozturk</dc:creator>
<guid>http://islamisite.wordpress.com/?p=397</guid>
<description><![CDATA[                   
Nurullah TOPRAK • Ekim 2000
Yaptığımız bir amelin salih o]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>                   <img src="http://www.ebedi.com/resim/wallpaper/hadis1.jpg" alt="" /></p>
<p><a title="Nurullah TOPRAK tarafından yazılan yazılar" href="http://www.semerkanddergisi.com/?author=41"><span style="font-size:small;color:#00abbd;background-color:#eef5e1;">Nurullah TOPRAK</span></a><span style="font-size:small;background-color:#eef5e1;"> • Ekim 2000</span><br />
<strong>Yaptığımız bir amelin salih olması ve sevap yazılması için iki önemli şart vardır: Birincisi Allah rızası için yapmak, ikincisi de dinin emrettiği şekilde ilme ve edebe uygun tamamlamak. Allah için yapılmayan bir ibadet, ya şirktir, ya da gösteriştir, tevbe edilmezse ikisinin de sonu ateştir.<br />
Allah rızası için yapılan bütün hayır çeşitleri salih amel kapsamına girer. Farz, vacip, sünnet, müstehap, mendup gibi dinin emir, teşvik ve tavsiye ettiği bütün işler salih amel olarak tanımlanır. Salih amele hayırlı iş de denir. Salih ameller kalp, beden ve mal ile yapılabilir. İman, Allah için sevmek, ihlas, tevekkül gibi ameller kalple yapılan salih amellerden bir kaçıdır. Namaz, zikir, oruç, hac, Allah yolunda hizmet, anne-babaya hürmet, fakirleri sevindirme, güzel davranışlar, helalinden rızık kazanma gibi işler, bedenle ve mal ile yapılan salih amellere örnektir. Haramlardan sakınmak da salih ameldir.<br />
Kitab ve Sünnet’e uymayan bir amel salih değildir. Güzel ameli yapmak kadar korumak da önemlidir. Bir amelin ahirette fayda vermesi için, ahirete kadar götürülmesi ve korunması gerekir.</strong><br />
<strong>İyi işler övünme değil, şükür gerektirir</strong><br />
<strong>Salih amellerin yapılmasında ve korunmasında bazı engeller vardır. Her şeyden önce şeytan, kulun niyetlendiği hayır amele mani olmaya çılışır. Bunun için önüne bir sürü engel çıkarır. Bunu başaramaz ise, amelin içine riya, gaflet, cehalet katarak amelin sevabını azaltmaya veya hepten yok etmeye gayret eder. Onda da başarılı olamaz ise, ölene kadar kulun amelini çalmaktan ve zayi ettirmekten ümidini kesmez. Önce insanı ameline güvendirir; yaptığı hayırlar ile övündürür, kendini beğendirir, Allah’ın yardım ve rahmetini unutturur. Bazı hayırları başa kaktırır, hayır yaptığı kimseyi hor gördürür; böylece hayır ameli ahiretten önce yok etmeye uğraşır.</strong></p>
<div class="entry"><strong><!--more-->Şeytanın bunca engelinden geçirilip ahirete götürüldüğü halde, hesap anında elden çıkan hayırlar da mecuttur. Dünyada tevbe edilip helallik alınmayan kul hakları, gıybet, zulüm, hakaret, alay gibi günahların hesabı ahirete kalır. Bu günahları işleyen kimsenin hayır amelleri alınıp, hakkını yediği, malını çaldığı, gıybetini ettiği, alaya aldığı, bir şekilde zulüm yaptığı kimselere verilir. Öyle olur ki, dağlar gibi hayırla, namaz, oruç, hac, zikir ve hizmet sevabıyla Allah’ın huzuruna gelen kulun elinde hiçbir hayrı kalmaz. Alacaklılar daha bitmediği için onların günahları buna yüklenir ve cezasını çekmek için cehenneme sürüklenir. Bu kimseye ahiret müflisi denir.<br />
Salih ameller övünme değil, şükür gerektirir. Yapılan iyiliklerle övünmek, nefsini beğenmek ve insanları küçük görmek amelin sevabını yok eder.<br />
Güzel bir amel yaptıktan sonra, “ben bunun karşılığında muhakkak sevap alırım; bu sevaplarla cennetin kapısını açarım, yüksek makamlarda uçarım” demek doğru değildir. Yapılan bir salih amele sevap vermek Allahu Tealâ üzerine vacip değildir. Ancak O, mümin kulların yaptığı bir hayra karşılık en az on sevap vereceğini vaad etmiştir. (Enam/160). Bu O’nun rahmetidir. Bizler, yaptığımız amele değil, Allah’ın bu vaadine ve geniş rahmetine güvenmeliyiz. Hz. Rasulullah (A.S.) Efendimiz, bu konuda buyurur ki:<br />
“Salih amellerle Allah’a yaklaşmaya çalışın. Amelde istikamet ve orta yol üzere bulunun ve bununla birlikte hiç kimsenin ameli ile kurtulamayacağını da bilin.” Yanındakiler:<br />
“Siz de mi ya Rasulallah?” diye sorduklarında Efendimiz:<br />
“Evet, ben de sırf amelimle kurtulamam. Ancak Allahu Tealâ lütuf ve rahmetiyle beni saracak ve cennetine koyacaktır.” buyurdu. (Buharî, Müslim, İbnu Mace)</strong></div>
<div class="entry">
<strong>Önemli olan son nefestir<br />
İtibar sonadır. Her mü’min ömrünün sonunu hayır üzere kapamak için çare aramalıdır. İman cevheri ve salih ameller ölene kadar korunmalıdır. Ölüm halinde akla ve amele değil, Allah’ın sonsuz rahmetine güvenmelidir. İman selameti için için inlemeli, gönülden yalvarmalıdır.<br />
Hadis-i şerifte belirtildiği gibi, bazı insanlar uzun bir zaman hayır üzere hayat sürerler. İnsanlar onlara cennetlik gözüyle bakar, hallerine imrenirler. Ancak bazı kulların başına büyük bir imtihan gelir, kaderdeki hüküm öne geçer. Kul, bir sözü ile küfre girer, elindeki iman ve hayırları kaybeder. Öyle ki, cennete iyice yaklaşmışken cehenneme girer.<br />
Aynı şekilde ömrünün çoğunu inkâr, isyan ve gafletle geçirmiş bazı insanlar da, Allah’ın yardımı ile son günlerinde tevbe eder, halini güzelleştirir; kader çizgisi hayırla biter, taat içinde ilahî huzura çıkar. Cehenneme iyice yaklaşmışken yolu cennete çevrilir. (Buharî, Müslim, Tirmizî)<br />
Bu hal, ilahî bir takdirdir ve büyük bir imtihandır. Ancak genelde herkes yaşadığı gibi ölür, öldüğü hal üzere dirilir ve o şekilde mahşere gelir. Allahu Tealâ hiç kimseye zulmetmez, amelini zayi etmez.<br />
Hiç kimse sonundan emin olmamalıdır. Hiçbir mümin, salih amellerinin kendi elinde olduğunu, onları sadece kendi aklıyla yaptığını ve koruyacağını söyleyemez. Ömrün nasıl biteceğini ancak Allahu Tealâ bilir. Onun için kimse ameline bakıp kendisini kurtulmuş, başkalarını helâk olmuş görmemelidir.<br />
Şimdiki hali kötü olan bir kimse de, bütünüyle güzel amel ve akıbetten ümidini kesmemelidir. Allahu Tealâ’nın yardımı ile kâfir imana, fasık itaata gelebilir ve Allah’ın düşmanı olan bir kimse, O’nun dostluğuna adım atabilir.<br />
Rasulullah Efendimiz (A.S.) buyurdular ki: “Allahu Tealâ bir kula hayır murad ettiği zaman onu bu yolda kullanır.” Bir sahabi: “Bu nasıl olur ya Rasulallah?” diye sordu. Efendimiz:<br />
“Ölmeden önce onu güzel ameller işlemeye muvaffak kılar.” buyurdu. (Tirmizî, Ahmed)<br />
Hz. Enes (R.A.) anlatıyor: Hz. Rasulullah (A.S.) Efendimiz sık sık şöyle dua ederdi:<br />
“Ey kalpleri istediği tarafa çeviren Allah’ım! Kalbimi dinin üzere sabit tut.” Ben kendisine:<br />
“Ey Allah’ın Rasulü! Biz sana ve senin getirdiklerine iman ettik. Bundan sonra bizim için korkuyor musun?” diye sordum; buyurdu ki:<br />
“Evet. Hiç şüphesiz kalpler Allahu Tealâ’nın iki parmağı arasındadır; onları istediği gibi çevirir. Allah doğruluk üzere tutmak istediği kalbi istikamette tutar, eğrilmek istediğini eğriltir. Mizan, rahman olan Allah’ın elindedir; kıyamete kadar dilediği kavmi yükseltir; istediğini alçaltır.”<br />
</strong></div>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[HAYA  ve  EDEB     (cok önemli Bir konu )]]></title>
<link>http://yukarikayalar.wordpress.com/?p=1648</link>
<pubDate>Sat, 24 May 2008 01:08:13 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://yukarikayalar.wordpress.com/?p=1648</guid>
<description><![CDATA[
HAYA ve EDEB (cok önemli Bir konu )
 
&#8220;Bu güzel duygu, biri fıtrî, diğeri dinî olmâk ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://img208.imageshack.us/img208/6338/thcicekvaazseyfettinalknn2.gif" alt="" width="540" height="340" /></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size:14pt;color:blue;">HAYA<span> </span>ve<span> </span>EDEB</span><span style="color:blue;"><span> </span></span></strong><strong><span style="font-size:14pt;">(cok önemli Bir konu )</span></strong><span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>"Bu güzel duygu, biri fıtrî, diğeri dinî olmâk üzere iki türü kapsamaktadır. Fıtri olan, halk yanında açılması haram olan yerleri açmamak gibi şeyler olup, dinîsi, halk ve Halık huzurunda edeb ve hürmet müntehi olur. Fahri âlem efendimiz, <span style="color:fuchsia;">"Haya imandan bir şubedir"</span> buyurdular. <span style="color:fuchsia;">"Utanmıyorsan dilediğini yap"</span> nebevi hadisi de varid olmuştur ki, hikmetle damgalanmış bu hadis dünya ve içindekileri değer icazla düzenlenmiş bir kelâmdır. İmam Ali -Allah onun yüzünü keremli kılsın ve ondan razı olsun-, <span style="color:fuchsia;">"Bir kimse haya elbisesini giyinse, yani hayayı kendisine prensip edinse halk o kimsenin ayıbını göremez"</span> buyurdular. Gerçekten de haya öyle onur ve şeref verici bir elbisedir ki, onu giyinenler ayıp ve eksikliklerini örtmekle birlikte herkes tarafından saygı ve ikram görürler. Haya elbisesini giyinmeyen kimseler ise ne kadar haysiyetli ve itibarlı olursa olsunlar kendilerinden aşağı kimselerden bile hakaret görürler. Haya özellikle kadınlar için çok gereklidir. Çünkü sahip oldukları yüz güzelliği bir kat daha artırır. Hatta Aristotales, <span style="color:fuchsia;">"Kadınlarda en çok sevilecek şey nedir?"</span> sorusuna <span style="color:fuchsia;">"Yüzlerinde hayadan dolayı ortaya çıkan kırmızılık"</span> cevabını vermişti.</span><br />
<span>Haya sırf hayır ve hayra vesiledir. Buna karşılık hayasızlık ve çirkin söz de şer ve şerre götürücüdür. Allah Rasulü -salat ve selam ona ve âline olsun- <span style="color:fuchsia;">"Haya ile sükut iman ağacının iki dalı, çirkin söz ile beyan da münafıklığın iki budağıdır"</span> buyurarak bu gerçeği ifade etmiştir.</span></p>
<p><span>İmam Maverdî hayayı üç kısma ayırır: <span style="color:blue;">"1- Allah'tan utanmak, 2- İnsanlardan utanmak, 3- Kendi nefsinden utanmak."</span> </span></p>
<p><span>Maverdî, Allah'tan utanmayı şöyle tanımlar: <span style="color:fuchsia;">"O'nun emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından sakınmaktır."</span></span><span style="color:fuchsia;"><br />
</span><span>Rasûlullah (s.a.s), bir gün ashaba, <span style="color:fuchsia;">"Allah'tan gerektiği gibi haya ediniz"</span> demişti. Onlar<span style="color:fuchsia;">, "Yâ Rasulallah, Allah'a hamd olsun, haya ediyoruz"</span> cevabını vermeleri üzerine, <span style="color:fuchsia;">"Gerçek haya o değildir. Fakat gerçek anlamda Hakk'tan haya eden başını</span> (baçtaki duyu organlarını) <span style="color:fuchsia;">ve başın</span> (içindeki düşüncelerini) <span style="color:fuchsia;">korusun, karnını ve karnının ihtiva ettiğini</span> (yeme ve içmesini<span style="color:fuchsia;">) kontrol etsin, ölümü ve musibetleri hatırlasın, âhireti isteyen dünya hayatının süsünü terketsin, böyle yapanlar Allah'tan hakkıyla haya etmiş olurlar"</span> buyurmuştur.</span><br />
<span>Rivâyete göre Alkame b. Ulase, <span style="color:fuchsia;">"Ya Rasulallah, bana nasihat et" </span>deyince Hz. Peygamber (s.a.s) <span style="color:fuchsia;">"Kavminin etkileyici kişilerinden utandığın gibi Allah'tan da utan"</span> buyurmuştur. Allah, bütün yaratıklan sürekli görüp gözetlemektedir. Kur'ân'da <span style="color:fuchsia;">"Allah'ın gördüğünü bilmiyor mu?"</span> (el-Alak, 96/16) buyurulmuş, </span></p>
<p><span>Rasulullah (s.a.s) de ünlü Cibril hadisinde, ihsanı, Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etmek olarak tanımlamış ve eklemiştir: <span style="color:fuchsia;">"Sen O'nu görmüyorsan bile O seni görüyordur"</span> Şüphesiz Allah'ın kendisini gördüğünün bilincinde olan bir kimse O'ndan utanır, O'nun emir ve yasaklarına karşı gelemez. Kuşeyrî, <span style="color:fuchsia;">"Ândolsun kadın onu arzu etmişti, eğer Rabbi'nin doğruyu gösteren delilini görmeseydi, Yusuf da onu arzu etmişti"</span> (Yusuf, 12/24) âyetinin tefsirinde şöyle bir kıssa anlatıldığını nakleder<span style="color:fuchsia;">: "Zeliha evinin bir köşesinde bulunan putun üzerini örtmüş</span> (sonra hadi demiş), <span style="color:fuchsia;">fakat Yusuf</span> (a.s) sormuştu; <span style="color:fuchsia;">"Şu yaptığın işin manası nedir?" </span>Zeliha, <span style="color:fuchsia;">"Puttan utanıyorum"</span> deyince Yusuf, <span style="color:fuchsia;">"senin puttan utandığından ziyade ben Hak Teâlâ'dan utanmaktayım"</span> demişti.</span><br />
<span>Allah'a karşı olan hayası, Yusuf (a.s)'ı fuhuş ve kötülükten korumuştur. Gerçekten de haya, özellikle Allah'tan utanma duygusu dinin kuvvetinden ve imanın sağlamlığından ileri gelmektedir. O nedenle Allah Rasûlü, <span style="color:fuchsia;">"Haya'nın azlığı küfürdür"</span> ve <span style="color:fuchsia;">"Haya imandandır"</span> (Buharî, İman, 16; Müslim İman, 57-59) buyurmuştur. </span><br />
<span>Allah'tan gereği gibi utanmamak, haya duygusunun azlığı Allah'ın emirlerine muhalefet sonucunu doğurduğu için giderek insanı küfre kadar götürebilecek tehlikeli bir yoldur. Bir başka hadisinde de Rasulullah şöyle buyurarak, iman ile hayanın ilişkisini ortaya koymuştur: <span style="color:fuchsia;">"Haya, imanın nizamıdır. Bir şeyin nizamı bozulunca parçaları darma dağın olur her dinin bir ahlâkı vardır, İslâm'ın ahlâkı da haya'dır"</span> (İbn Mâce, Zühd, 17).</span></p>
<p><span>Maverdî, hayanın ikinci kısmı olarak ifade ettiği insanlardan utanmayı da şöyle tanımlar: <span style="color:fuchsia;">"Kişinin insanlardan utanması ise, insanlara ezâ ve açıktan açığa kötülük etmemesidir."</span> Nitekim Rasûlullah (s.a.s) <span style="color:fuchsia;">"Allah'tan sakınan, insanlardan da sakınır"</span> buyurmuştur.</span><br />
<span>Maverdî'ye göre kişinin kendi nefsinden utanması, haya etmesi ise, iffetli olması ve yalnızlığında günahlardan sakınmasıdır. Hayanın bu kısmı, nefsin erdemlerinden ve ahlâkın güzelliğinden ileri gelmektedir. O halde insanın hayası bu üç yönden tam olursa onun hayır nedenleri de tam ve kötülük nedenleri kendinden uzaklaşmış olur. Kuşeyrî, hayanın bir çok çeşidinden söz etmiştir. Maverdî'nin tasnifinden tamamen farklı olan bu bölümleme de şöyle: Cinayet (günah işlemek) hayası: Adem (a.s) bunun örneğidir. Hz. Adem, <span style="color:fuchsia;">"Benden firar mı ediyorsun?"</span> denilince, <span style="color:fuchsia;">"Hayır, tersine senden haya ediyorum"</span> cevabını vermişti.</span></p>
<p><span>Kusur hayası: <span style="color:fuchsia;">"Seni tesbih ve tenzih ederiz, sana hakkıyla ibadet edemedik"</span> diyen meleklerin hayası gibi.</span></p>
<p><span>Ta'zim (iclâl) hayası: Aziz ve celil olan Allah'tan haya ettiği için kanadını kapayan İsrafil (a.s)'in hayası gibi.</span></p>
<p><span>Kerem hayası: Ümmetinden haya ettiği için <span style="color:fuchsia;">"evden çıkın"</span> diyemeyen Rasûlullah'ın (s.a.s) hayası gibi. Aziz ve Celil olan Allah bu konuda, <span style="color:fuchsia;">"Ey mü'minler, Peygamber'in evlerine yemeğe çağrılmaksızın vakitli vakitsiz girmeyin; fakat davet edilirseniz girin ve yemeği yiyince dağılın, söze dalmayın. Bu haliniz Peygamber'i üzüyor, fakat o size bir şey söylemekten utanıyordu. Ama Allah gerçeği söylemekten utanmaz"</span> (el-Ahzab, 33/53) buyurmuştur.</span></p>
<p><span>Haşmet hayası: Hazreti Ali'nin hayası gibi. Hazreti Afi, kızı Fatıma ise evli olduğu için mezinin çıkmasının dini hükmünü Rasûlüllah'a soramamış ve bunu sormasını Mikdat bin Esved'den rica etmişti.</span></p>
<p><span>Hakir görme (istihkar) hayası: Musa (a.s)'ın hayası gibi. Hazreti Musa,</span><br />
<span>"Dünyevi bir ihtiyacım zuhur ediyor, fakat bunu izale etmesini Rabbımdan dilemekten haya ediyorum"</span><span> demiş; yüce Allah da ona, <span style="color:fuchsia;">"Hamurunun tuzuna ve koyununun otuna varıncaya kadar her şeyi benden iste"</span> buyurmuştu.</span></p>
<p><span>Nimet hayası: Bu, Rab Teâlâ'nın hayasıdır. Sırat (köprüsünü) geçen kula mühürlü bir mektup verir, kul açar bakar ki içinde, <span style="color:fuchsia;">"Sen yaptığını</span> (ve yapmak istediğini) <span style="color:fuchsia;">yaptın, fakat ben bu konuda aleyhinde bir açıklama yapmaktan haya ettim, hadi</span> (Cennete) <span style="color:fuchsia;">git, affıma mazhar olduğun hususunda şüphen kalmasın" ibaresi yazılıdır" </span>(Kuşeyrî Risalesi, s. 314-315).</span></p>
<p><span>Cüneyd'e <span style="color:fuchsia;">"Rabbım ne ile buldun?"</span> diye sorarlar; şöyle der<span style="color:fuchsia;">: "Azametini hatırlar, O'ndan haya eder ve günahtan kaçınırım"</span> Bu, insanın Allah'ı kendisine yakın bilerek günah işlemekten haya etmesi, marifet sahibi olduğunun alâmetidir demeye gelir. İbn Ata da, "<span style="color:red;">En büyük ilim heybet ve hayadır. (Bir kimsenin kalbinden) heybet ve haya (duygusu) gitti mi, artık onda hayır kalmaz" </span><span style="color:black;">demiştir</span>. Haya ile ilgili olarak Sırrıyyu's-Sakatî'nin şöyle dediği rivayet edilir: <span style="color:fuchsia;">"Haya ve üns kalbin kapısını çalarlar, eğer burada zühd ve verâ' bulursa konaklarlar, aksi takdirde geçip giderler."</span></span><span style="color:fuchsia;"><br />
</span><span>"Haya Allah'ın nimetlerini görmektir, ibadet ve ameldeki kusurları görmektir. Bu iki görüş arasından bir hal doğar ve ona haya adı verilir."</span><span style="color:blue;"></span></p>
<p class="MsoNormal">
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[EDEB]]></title>
<link>http://turkceogretmeni.wordpress.com/?p=341</link>
<pubDate>Fri, 25 Apr 2008 20:34:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>kuthan</dc:creator>
<guid>http://turkceogretmeni.wordpress.com/?p=341</guid>
<description><![CDATA[Eskiler, “Edeb” üzerinde çok durmuşlardır…
“Edebsiz kemâl olmaz”!. yani, edep olmadan]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-indent:9pt;margin:3pt 3.6pt 1pt 0;"><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:12pt;letter-spacing:0;"><img class="alignleft pc_img" style="float:left;" src="http://farm1.static.flickr.com/174/411266615_a1403e55d2_m.jpg" alt="edep çiçeği" width="176" height="95" />Eskiler, <strong>“Edeb”</strong> üzerinde çok durmuşlardır…</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:9pt;margin:3pt 3.6pt 1pt 0;"><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:12pt;letter-spacing:0;">“<strong>Edebsiz kemâl olmaz</strong>”!. yani, edep olmadan kemâl olmaz, demişlerdir… Orada kemâlden murad, “<strong>Mutmainne”</strong> bilincidir. </span></span></p>
<p><!--more--></p>
<div class="snap_preview">
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:9pt;margin:3pt 3.6pt 1pt 0;"><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:12pt;letter-spacing:0;"><strong>“Edeb”</strong>, gerçekte, bizim bugün anladığımız mânâda karşındakine hürmet etmek, el-etek öpüp boyun kesmek değildir… Biz, edebi çok dar ve kısıtlı ve sınırlı anlıyoruz. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:9pt;margin:3pt 3.6pt 1pt 0;"><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:12pt;letter-spacing:0;">Beşiktaş`taki <strong>Yahya Efendi</strong> Dergâhının girişinde şu yazılıdır :</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:9pt;margin:3pt 3.6pt 1pt 0;"><span style="font-family:Arial;"><strong><span style="font-size:12pt;letter-spacing:0;">“Edeb Ya Hu!..”</span></strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:9pt;margin:3pt 3.6pt 1pt 0;"><span style="font-family:Arial;"><strong><span style="font-size:12pt;letter-spacing:0;">“Edeb” haddini bilmektir!.</span></strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:9pt;margin:3pt 3.6pt 1pt 0;"><span style="font-family:Arial;"><strong><span style="font-size:12pt;letter-spacing:0;">“Edeb” hakkını vermektir!. </span></strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:9pt;margin:3pt 3.6pt 1pt 0;"><span style="font-family:Arial;"><strong><span style="font-size:12pt;letter-spacing:0;">Her şeye karşı, olması gereken bir edeb<span>  </span>vardır..</span></strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:9pt;margin:3pt 3.6pt 1pt 0;"><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:12pt;letter-spacing:0;">Daha dar mânâda ise… </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:9pt;margin:3pt 3.6pt 1pt 0;"><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:12pt;letter-spacing:0;"><strong>“Edeb”</strong>sizlik, özellikle “<strong>Mülhime</strong>”de başlar. Her ne kadar “<strong>Levvame</strong>”de kısmen varsa da edebsizlik hali; edebe riayet etmeme hali, özellikle <strong>“Mülhime”</strong>de oluşur..</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:9pt;margin:3pt 3.6pt 1pt 0;"><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:12pt;letter-spacing:0;">Bir yönüyle<strong> “Edeb”</strong> kelimesinden murad, “<strong>Nefs</strong>”in <strong>tabiata</strong> tâbi olmamasıdır!. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:9pt;margin:3pt 3.6pt 1pt 0;"><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:12pt;letter-spacing:0;">Çünkü, <strong>Nefs</strong> aldığı ilhamlar sonucu, kendi hakikatına yönelip, Rubûbiyetin hakikatını <strong>idrâk</strong> etmeğe başladığında, zamanı Rubûbiyet hakikatları ve sırları ile dolu geçer. Bilinci bununla meşgulken, bedende doğası gereği kendi hükmünü icra ederek, dilediği gibi at koşturmak ister…İşte, <strong>Nefs</strong>in bedenin doğası gereği arzularına tâbi olması hali “<strong>Edebsizlik</strong>” diye anlatılan haldir!.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:9pt;margin:3pt 3.6pt 1pt 0;"><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:12pt;letter-spacing:0;">Bedenle, <strong>“tabiatla mücadele</strong>” hâli, “<strong>edeb edinme</strong>” hâli diye târif edilmiştir. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:9pt;margin:3pt 3.6pt 1pt 0;"><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:12pt;letter-spacing:0;">Bu yüzdendir ki “<strong>Edeb</strong>” olmadan “<strong>Mutmainne</strong>” hali olmaz!. Ve kişi, “<strong>Veli</strong>” olamaz!.. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:9pt;margin:3pt 3.6pt 1pt 0;"><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:12pt;letter-spacing:0;">“<strong>Edebsiz kişi veli olamaz”</strong>, derler ki, bunun mânâsı budur!. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:9pt;margin:3pt 3.6pt 1pt 0;"><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:12pt;letter-spacing:0;">Bu ifadeyi dar mânâda anlayıp da, çevrendekilere hürmet etmek diye yorumlamak çok yanlış ve hatalıdır…</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:9pt;margin:3pt 3.6pt 1pt 0;"><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:12pt;letter-spacing:0;">İşin hakikatına ermek, velâyet sırlarına vâkıf olmak, Allah`a yakîn elde etmek için, ne pahasına olursa olsun, <strong>Nefs</strong>`in <strong>bilincini arındırması ve</strong> bedenin tabiatına tâbi olmaktan kendini kurtarması zorunludur!.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:9pt;margin:3pt 3.6pt 1pt 0;"><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:12pt;letter-spacing:0;">Başka türlü <strong>Allah`a yakîn</strong> elde edilemez!.</span></span></p>
</div>
]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
