<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>hikayeler &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/hikayeler/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "hikayeler"</description>
	<pubDate>Fri, 29 Aug 2008 20:27:11 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[SERÇE VE GÖÇMEN KUŞUN HİKAYESİ!]]></title>
<link>http://sevdayanigi.wordpress.com/?p=340</link>
<pubDate>Wed, 27 Aug 2008 17:31:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>admncagri</dc:creator>
<guid>http://sevdayanigi.wordpress.com/?p=340</guid>
<description><![CDATA[İhanetin adı göçmen bir kuşa verilmiş,
Sadakatin adı ise; bir serçeye
Göçmen kuş bütün ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>İhanetin adı göçmen bir kuşa verilmiş,<br />
Sadakatin adı ise; bir serçeye</p>
<p>Göçmen kuş bütün bahar ve yaz boyunca<br />
Küçük köyün üstünde uçmuş serçeyle beraber</p>
<p>Küçük sinekleri, kurtları yemişler,<br />
Kış yağmurlarıyla şaha kalkmış, derelerden su içmişler.</p>
<p>Masmavi gökyüzünde dans etmişler,<br />
Çiçek açan ağaçlara konup, papatya tarlalarında gezmişler...</p>
<p>Birbirlerine söz vermiş kuşlar;<br />
Ayrılmayacağız diye.</p>
<p>Ama kış gelmiş,<br />
Göçmen kuş adına yakışanı yapmaya kararlıymış,</p>
<p>Serçe ise her zamanki gibi sadık<br />
Ama sevgi de yabana atılmaz bir gerçek.</p>
<p>Ayrılık acı, ihanet kötüymüş serçe için<br />
Yaşamaksa önemli imiş göçmen için.</p>
<p>O, baharların tatlı eğlencesiymiş sadece<br />
Gel demiş serçeye benle beraber...</p>
<p>Başka bir bahara uçalım.<br />
Serçe ise burda bekleyelim demiş yeni baharı</p>
<p>Ama kış acımasızdır. demiş göçmen,<br />
Yaşayamayız burda, aç kalır üşürüz</p>
<p>Serçe hayır demiş korunuruz kötülüklerinden kışın beraber<br />
Göçmen inanmamış serçeye hayır demiş gidelim.</p>
<p>Serçe için gitmek nasıl bir ihanetse yaşadığı yere<br />
Kalmakta aynı şekilde ihanetmiş sevgiliye</p>
<p>Ve karar vermiş sevgiyi seçmiş<br />
Uçacakmış yeni bir bahara...</p>
<p>Göçmen ve serçe çıkmışlar yola,<br />
Ama serçe zayıfmış,<br />
onun kanatları uzun uçuşlar için değil.</p>
<p>Dayanamayacakmış bu yola<br />
Oysa göçmenin kanatları güçlüymüş</p>
<p>Çünkü o hep kaçarmış kışlardan<br />
Hep gidermiş zorluklarından kışın yeni baharlara</p>
<p>Bir fırtına yaklaşıyormuş.<br />
Göçmen hızlı gidiyormuş fırtınadan, yakalanmayacakmış</p>
<p>Ama serçe iyice zayıf kalmış, yavaşlamaya başlamış<br />
Göçmene duralım demiş artık.</p>
<p>Biraz dinlenelim<br />
Göçmen itiraz etmiş, fırtına demiş, ölürüz.</p>
<p>Serçe çok fırtına görmüş, kurtuluruz demiş.<br />
Ama göçmen yürü demiş serçeye<br />
birazdan okyanuslara varacağız</p>
<p>Serçe sevgisine uymuş ve<br />
peşinden son bir gayretle gitmiş göçmenin<br />
Birazdan varmışlar okyanusa</p>
<p>Kurtuluşuymuş bu büyük deniz<br />
Göçmen için çok iyi bilirmiş buraları</p>
<p>Ama serçe ilk kez görüyormuş ve sanki<br />
Gökyüzünden daha büyükmüş bu yeni mavi</p>
<p>Serçe artık dayanamıyormuş,<br />
Son bir sevgi sesiyle seslenmiş göçmene</p>
<p>Artık gidemiyorum.... Göçmen serçeye bakmış,<br />
Bakmış ve devam etmiş........</p>
<p>Okyanus çok büyükmüş, serçe ise çok küçük<br />
Serçenin sevgisi de çok büyükmüş ama göçmen çok küçük...</p>
<p>Mavi sularında okyanusun bir minik SADAKAT ...<br />
Yeni bir baharın koynunda koca bir İHANET...</p>
<p>ALINTI...</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ACELE KARAR VERMEYİN]]></title>
<link>http://aunlu.wordpress.com/?p=220</link>
<pubDate>Wed, 27 Aug 2008 17:02:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ali Unlu</dc:creator>
<guid>http://aunlu.wordpress.com/?p=220</guid>
<description><![CDATA[Çin düşünürü Lao Tzu´ nun öyküsü…
Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirm]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Çin düşünürü Lao Tzu´ nun öyküsü…</p>
<p>Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış<br />
Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.</p>
<p>"Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı?" dermiş hep.</p>
<p>Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış:</p>
<p>"Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler.</p>
<p>İhtiyar: "Karar vermek için acele etmeyin!” demiş. “Sadece at kayıp" deyin, "Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir hayır mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.”</p>
<p>Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.</p>
<p>Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler.</p>
<p>"Babalık" demişler, “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var .”</p>
<p>"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz.</p>
<p>Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?"</p>
<p>Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler, ama içlerinden "Bu herif sahiden geri zekalı" diye geçirmişler. Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.</p>
<p>Köylüler gene gelmişler ihtiyara. "Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler. İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz”diye cevap vermiş. “0 kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar.</p>
<p>Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.”</p>
<p>Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin sonunda ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.</p>
<p>Köylüler, gene ihtiyara gelmişler. "Gene haklı olduğun ortaya çıktı” demişler. “0ğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, hayırmış meğer”</p>
<p>"Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. “0ysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin hayır, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece ´Allah biliyor.”</p>
<p>Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatle tamamlamış: “Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gelişim asla sona ermez.</p>
<p>Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”</p>
<p><a href="http://www.kisiselbasari.com/Forum/Soru.asp?SoruID=20655" target="_blank">http://www.kisiselbasari.com</a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Arkadaşlık Öyküsü]]></title>
<link>http://pedegok.wordpress.com/?p=3</link>
<pubDate>Sun, 24 Aug 2008 15:07:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>pedegog</dc:creator>
<guid>http://pedegok.wordpress.com/?p=3</guid>
<description><![CDATA[İKİNCİ DÜNYA Savaşı yıllarında, Almanlara karşı mücadele eden bir Fransız birliğinde ç]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>İKİNCİ DÜNYA Savaşı yıllarında, Almanlara karşı mücadele eden bir Fransız birliğinde çarpışan iki arkadaştan biri ağır yaralanmıştı.</p>
<p>Geri çekilen Fransız birliği, yaralı askeri çatışma alanında bırakmıştı.</p>
<p>Yaralı askerin arkadaşı, çatışma alanına dönüp arkadaşını getirmek istiyordu.</p>
<p>“Arkadaşın herhalde ölmüştür” dedi komutan. “Onun cesedini getireyim derken kendi hayatını tehlikeye atmanın gereği yok.”</p>
<p>Fakat, askerin bitmek bilmeyen ricaları karşısında, komutan yumuşadı.</p>
<p>Bir müddet sonra çatışma alanından geri dönen askerin sırtında, yaralı bir beden değil, bir ceset vardı.</p>
<p>“Görüyorsun” dedi komutan, “bir hiç uğruna hayatını tehlikeye attın.”</p>
<p>“Hayır” diye cevap verdi asker. “Onun benden istediği şeyi yaptım ve ödülümü aldım. Onu kaldırıp kollarımın arasına aldığımda, henüz ölmemişti. ‘Biliyordum Tom’ dedi, ‘geleceğini biliyordum. Beni yalnız bırakmayacağını biliyordum.’”</p>
<p>YEDİ-YİRMİDÖRT  PSIKOLOJIK-PEDAGOJIK DANIŞMANLIK, KİŞİSEL GELİŞİM ve EĞİTİM HİZMETLERİ<br />
Rıhtım cad. KADIKÖY<br />
Telefonlarımız:<br />
05057675885 - 05333738123 - 02163476003<br />
www.ekremculfa.com<br />
Assoc. Prof. Dr. Ekrem Çulfa<br />
MSN: ekremculfa@hotmail.com</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Çocuk Yetiştirmek]]></title>
<link>http://psikolojik.wordpress.com/?p=5</link>
<pubDate>Sun, 24 Aug 2008 14:23:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>pedegog</dc:creator>
<guid>http://psikolojik.wordpress.com/?p=5</guid>
<description><![CDATA[YETMİŞALTINCI YAŞ GÜNÜNDE, ihtiyar ilkokul öğretmenimi ziyarete gitmiştim. Karısı ile birl]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>YETMİŞALTINCI YAŞ GÜNÜNDE, ihtiyar ilkokul öğretmenimi ziyarete gitmiştim. Karısı ile birlikte, bahçedeydi. Öğretmenim çimenleri suluyor, karısı da çiçek saksılarının toprağını değiştiriyordu.<br />
Beni gördükten sonra, işlerine ara verdiler. Hava güneşliydi. Bahçedeki masanın etrafında oturmayı tercih ettik. Sohbete dalmışken, öğretmenimin bir komşusu gelip civardaki çocukların zaman zaman bu çimenlerin üzerinde top oynadıklarını haber verdi.<br />
“Bunlara sakın yüz vermeyin” dedi. “Bu şartlar altında çimen yetiştiremezsiniz.”<br />
Öğretmenim, ona şu güzel cevabı verdi:<br />
“Zararı yok efendim. Bence çocuk yetiştirmek, çimen yetiştirmekten daha önemli.”</p>
<p>YEDİ-YİRMİDÖRT  PSIKOLOJIK-PEDAGOJIK DANIŞMANLIK, KİŞİSEL GELİŞİM ve EĞİTİM HİZMETLERİ<br />
Rıhtım cad. KADIKÖY<br />
Telefonlarımız:<br />
05057675885 - 05333738123 - 02163476003<br />
www.ekremculfa.com<br />
Assoc. Prof. Dr. Ekrem Çulfa<br />
MSN: ekremculfa@hotmail.com</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Anne ve Babaya hayatı paylaşmayı öğreten minik Kız Çocuğu]]></title>
<link>http://oykuler.wordpress.com/?p=3</link>
<pubDate>Sun, 24 Aug 2008 13:43:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>zuhrecelen</dc:creator>
<guid>http://oykuler.wordpress.com/?p=3</guid>
<description><![CDATA[ÜÇ YAŞINDAKİ kızımız ve ondan iki yaş büyük oğlumuzla birlikte uzun bir seyahate çıkmı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>ÜÇ YAŞINDAKİ kızımız ve ondan iki yaş büyük oğlumuzla birlikte uzun bir seyahate çıkmıştık. Yollarda çocuklara meyve, çikolata vs. almak için sık sık durur, her defasında aldığımız şeyleri arka koltukta oturan çocuklara uzatırken, kimin eli uzansa:</p>
<p>“Al, bunu kardeşinle paylaş!” derdik.</p>
<p>Bir gün, takip ettiğimiz yolun ikiye ayrıldığı bir yerde tereddüde düştük. Sağdaki yolu mu takip etmemiz gerekiyor, soldaki yolu mu derken, karımla aramızda tartışma çıktı. Direksiyonun başında ben oturduğum için gaza bastım ve kendi dediğim istikametten yola devam ettim. Karım benim bu hareketime çok içerledi, suratını astı ve başını yana çevirip benimle hiç konuşmadı.</p>
<p>Aramızdaki gerginliği anlamış olacak ki, küçük kızımız arkadan uzanıp annesini öptü ve:</p>
<p>“Al anneciğim, bunu babamla paylaş!” dedi.</p>
<p>Onlarca kilometreyi gergin ve dargın halde geçirmiştik. Kızımın bu hareketi eşimin kalbini yumuşattı ve beni yanağımdan hafifçe öptü.</p>
<p>Yüz küsur kilometre sonra, benim inadına tercih ettiğim yolun yanlış yol olduğu anlaşıldı. Geri döndük, epeyce vakit kaybettik. Ama, bütün bunlara rağmen, kızımızdan aldığımız dersle harika bir yolculuk yaptık.</p>
<p>Derleyen: ÖZel Pedagog, Psikolog Dr. Ekrem Çulfa</p>
<p>www.ozelpedagog.com www.ekremculfa.com www.ozeldanisman.net</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[üç Soru Üç Cevap]]></title>
<link>http://alticizili.wordpress.com/?p=32</link>
<pubDate>Sun, 10 Aug 2008 16:41:46 +0000</pubDate>
<dc:creator>busiteyedikkatedin</dc:creator>
<guid>http://alticizili.wordpress.com/?p=32</guid>
<description><![CDATA[üç Soru Üç Cevap
Genç bir delikanlı senelerce yurt dışında okuduktan sonra vatanına ateist]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>üç Soru Üç Cevap<br />
Genç bir delikanlı senelerce yurt dışında okuduktan sonra vatanına ateist<br />
olarak geri döner. Üç sorusuna hiç kimse cevap veremediğinden dolayı<br />
canı gayet sıkıntılıdır. Ebeveyni oğullarına yardım etmek niyetiyle büyük<br />
ilim sahibi olan köyün hocasına götürürler. Hoca ve delikanlının arasında<br />
geçen diyalog şöyle devam eder.</p>
<p>Delikanlı: Kimsin sen? Sorularıma cevap verebilecek misin?<br />
Hoca: Allahın bir kuluyum ve Onun izniyle sorularına cevap verebileceğim.</p>
<p>Delikanlı: Emin misin? Profesörler bile cevap veremedi bana.<br />
Hoca: Allahın izniyle cevap vermeye çalışırım</p>
<p>Delikanlı: 3 sorum var</p>
<p>1. Allah yaşıyor mu? Öyle ise, şeklini bana göster<br />
2. Takdir kader nedir?<br />
3. Eğer şeytan ateşten yaratıldıysa neden cehenneme yollanıyor, cehennemde<br />
ateş dolu değil mi? Ateş ateşi nasıl yaksın. Tanrı bunu düşünemedi mi?</p>
<p>Bu arada, aniden bizim hocamız delikanlının başı üzerinde bir saksı kırar.</p>
<p>Delikanlı canı yana yana sorar; Neden sinirlendin ki?</p>
<p>Hoca: Sinirlenmedim. Bu benim üç soruna bir cevabım der.</p>
<p>Delikanlı: Hiç bir şey anlamadım.</p>
<p>Hoca: Nasıl hissetin kendini saksıyı başında kırınca</p>
<p>Delikanlı: Tabii ki, fena bir acı hissettim.</p>
<p>Hoca: Yani, acının varlığına inanıyor musun?</p>
<p>Delikanlı: Evet</p>
<p>Hoca: Bana bu acının şeklini göster ozaman!</p>
<p>Delikanlı: Gösteremem.</p>
<p>Hoca: Bu benim ilk cevabım. Herkes Allahın varlığını hisseder ama Allahı göremez.</p>
<p>Hoca: Dün gece rüyanda benim başında saksı kırdığımı gördün mü?</p>
<p>Delikanlı: Hayır.</p>
<p>Hoca: Bugün böyle bir şey ile karşılaşacağını hiç düşündün mü? Aklından geçti mi?</p>
<p>Delikanlı: Hayır</p>
<p>Hoca: Bu işte takdir dir. kader</p>
<p>Hoca: Biz neyden yaratıldık? Topraktan yaratılmış değil miyiz?</p>
<p>Delikanlı: Evet böyle denir.<br />
Hoca: E o zaman? Saksıda topraktan yapılmadı mı? Allah isterse ateşten yaratılan şeytanı ateşin içinde cezalandıramaz mı?<br />
seyyid kemerkaya</strong></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[SON DÜŞ * Oyhan Hasan BILDIRKİ]]></title>
<link>http://oyhanhbildirki.wordpress.com/?p=361</link>
<pubDate>Thu, 07 Aug 2008 08:31:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>Oyhan Hasan BILDIRKİ</dc:creator>
<guid>http://oyhanhbildirki.wordpress.com/?p=361</guid>
<description><![CDATA[ 
İkinci katın terasında demleniyorlardı.
Öğle vakti, hava tutuşmuş, yanıyor.
Sanki bu yan]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><a href="http://oyhanhbildirki.files.wordpress.com/2008/08/guvercinadasi.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-362" src="http://oyhanhbildirki.wordpress.com/files/2008/08/guvercinadasi.jpg?w=320" alt="" width="320" height="214" /></a> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">İkinci katın terasında demleniyorlardı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Öğle vakti, hava tutuşmuş, yanıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Sanki bu yangın yetmiyormuş gibi terasa önceden düşmüş gölge gide gide kısalıyordu. Biraz sonra terasın zevki kaçacak.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Aşağıda masmavi deniz…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Ufukta nokta nokta gemiler.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">İlkin şakaklarına düşen akları, saçlarının öteki taraflarında da kınalanmaya başlayan, uzun boylu, iri yapılı, esmer tenli, yüzündeki derin çizgileri ilk bakışta sezilen Nazım, sessizdi. Oysa arkadaşını dertleşmek için kendisi çağırmıştı. Şimdi sessizdi. Belki de içini dökebilmiş olmanın rahatlığını yaşıyordu. Çılgın fırtınalar dinmiş, yerini mavi ufuklara bırakmıştı. Onun başını ağrıtan, yıllardır kanayan yüreğini sızlatan dertleri, arkadaşına geçmişti. Bu yüzden olmalı Suat, ara sıra ellerini birbirine kenetliyor, “ah”lar, “oflar” çekiyordu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Suat, Nazım’ı dinledikçe, arkadaşının hayatının da yer yer kendisininkine benzediğini keşfetti. Nazım anlattıkça geçmiş günlerinin ağırlığını yeniden yaşar gibi oldu. Sevinse de daha çok hüzünlendi. Gözkapaklarına nice karanlıkta kalmış resimler çöktü. Hayatının kışları ve yazlarını, ilkbahar ile sonbaharlarını atlayıp sıralı sırasız tekrar yaşadı. Döndü, Nazım’a baktı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Nazım’ın gözlerinde gülümseme izleri parıldıyor. Suat alışkanlıktan olmalı, elini arka cebine götürdü. Aradığını bulamadı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Ah, bir aynam olsaydı! Bir aynam olsaydı…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Ne yapacaksın aynayı?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Suratıma bakacaktım.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Ne göreceğini umuyorsun?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Umduğum yok ama sandığım var.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Ne? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Gözlerindeki parıltıların benzeri, benim gözlerimde de var mı?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Ayna gerekmez.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Neden? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Yok.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Yok mu?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Terasa düşen gölge, biraz daha kısaldı. Geldi, Nazım’ın kaşlarının üzerine kondu. Nazım elleriyle kaşlarının üzerine düşen güneşi, kovalamak istedi. Olmadı. Suat da güneşte kalmıştı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Her şey sırasıyla…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Benim sıram geçti mi demek istiyorsun?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Belki… Ama benim söylemek istediğim bu değil. Kafam kıyak, toparlayamıyorum. Üstelik güneşte kaldık. Salona geçelim.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Güzelim denizi dışarıda bırakıp içeriye mi kapanacağız?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Yok, deniz orda. Yerinde duruyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Peki. Nasıl istersen öyle yapalım.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Masanın üzerinde kırık derik ne varsa yanlarına aldılar, salona geçtiler.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Nazım, serinleticiyi çalıştırdı. Sıcaktan Suat’ın alnında yer yer biriken damlacıklar, kayboldu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">İkisi de denize baktılar yeniden. Gerçektende deniz, yerinde duruyor, mavilerinin en güzelini giyinmiş, fıkır fıkır tütüyordu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Demek öyle ha, Nazım? Yıllardır aynı yatağı paylaşmıyorsunuz?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Evet, ne orada, ne burada. Yanına gitsem, yaz kış hep salonda yatıyorum. O buraya gelse, balkondaki şezlong bana ayrılıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Aranızda başkası mı var?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Araştırdım. Aramızda üçüncüler yok.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Emin misin?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Evet.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Nazım, aniden nemlenen gözlerini Suat’tan saklamak istedi. Şampanya açmak bahanesine sığındı, mutfağa geçti. Aradığını bulmuş olmanın keyfiyle salona döndü.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Patlatalım mı?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Neyin şerefine?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Özgürlüğün…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Anlamadım.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Konuştukça açıldım, kendime geldim Suat. Senin dürtmelerin de önümü görmemi sağladı. Yolumun üzerinde duran taşları kaldırıp atmalıyım artık.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Saçmalama.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Saçmaladığım yok.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Pişman olacağın kararların peşine düşme.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Biliyorsun Suat, zaman zaman sana anlattım. Bütün ömrüm pişmanlıklarla geçti benim. Karımı okşayamadım, çocuklarımı doya doya koklayamadım. Aramızda görünmez bir perde vardı daima. Bu perde bizi her zaman birbirimizden öteye itiyor. Şimdi de öyle. Şükür, hiç kimseye muhtaç değilim. Zaman zaman bunca servetin içine tüküreyim diye düşünüyorum. Keşke evinin erkeği yoksul biri olsaydım diye hayıflanıyorum. Ama şimdi? Hepsi geçti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Ölçüp tarttın mı? Yanılmayasın?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Kalbim üşüyor, Suat. Kalbim üşüyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Desene sana kalbini ısıtacak biri gerekiyor…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Evet.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Bulalım öyleyse…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Biri var gibi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Hani aranızda üçüncüler yoktu?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Yok.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Peki, “Biri var gibi” ne demek?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Onun da haberi yok daha. Derneğin tiyatro çalışmalarında bana olan yakınlığını hissettiğim biri. Aşağı yukarı aynı yaşlardayız. Yazları buraya geliyormuş. Yalnızmış… </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Benim tanıdıklarımdan mı?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Evet ama kim olduğunu asla çıkaramazsın. Zaten haberi de yok. Benimkisi bir umut… Sadece yeşereceğine aklım kesiyor. Onu görünce, heyecanlanıyor, kalbimin ısındığını biliyorum.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Peki, nasıl çözeceksin bu işi? Ona nasıl açılacaksın? Çocuklarının anasına ve çocuklarına olanı biteni, olacak olanı nasıl anlatacaksın?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Sen demez miydin her şeyin bir yolu vardır diye?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Dostum, o sözün gelişi. İş başa düşünce, bütün kapılar adamın yüzüne kapanır, kilitlerin tamamı paslanır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Deme?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Ama öyle değil mi?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Alaaddin’in Arap’ını unutma. En umulmadık bir zamanda, çare anahtarları insanın avucuna düşer.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Nazım, ben seni biliyorum. Zorlanırsın… El ağzına bakarsın.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Bu noktadan sonra mı? Zor mor değil… Çocuklarım büyüdü, palazlandı. Kendi yuvalarının sahibi oldular. Say ki ağzımda bir çürük diş var. Bütün iş, bu çürük dişi çektirmeme kalıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Ben yine de, bu dediklerini ayık kafayla yeniden düşün derim. İnsan, sonradan pişman olacağı kararların peşine düşmemeli. Hayal bile olsa onların rüyalarını görmemeli.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Ben hep acı rüyalar gördüm Suat. Şimdi piştim… Hayatta yapayalnızım biliyor musun? Analarının şerrinden ya da nazından, çocuklarım bana soğuk duruyor. Bizimki bankadaki hesabını büyütmenin peşinde sadece. Aynı zamanda yurtdışından emekli işçiyim ben. Belki bunu bilmiyordun. İnanır mısın, yıllardır emekli maaşımı bile kendim almıyorum. Buradaki dairelerimin ve diğer akarlarımın bütün gelirlerini de her gelişinde kuruşu kuruşuna hesaplayarak karıma veriyorum. Bütün bunların karşılığında da her zaman yatağımda yalnız yatıyorum.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Bak, bunları bilmiyordum ve keşke öğrenmeseydim de.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Öğrendin. Seni sırdaşım saymasam, sana açılmazdım.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Sırdaş olmak… Heybedeki turpun en büyüğünü yüklenmek demek.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Belki… Senin “üçüncü” dediğinle aramda hiçbir şey yok. Eli, elime değmedi. Kendisiyle ilgi olarak benim düşündüklerimin tekini bile bilmiyor. Öğrense, belki de gülüp geçecek ya da çok kızacak.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Son dediğin çıkarsa, ne yapacaksın? Yıkılmaz mısın?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Bu, benim son düşüm. Neye çıkarsa çıksın, yapılması gerekeni denemek istiyorum.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Araya girelim, yardımcı olalım mı? Gerçi senin Arap’ın varmış ya…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- O bir latife, umut.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Yok, son düş… Öyle dedin ya! Onlardan birini, balkondaki askıda da gördüm ben. Uçmaya hazır uçak modelini nerden buldun da astın oraya?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Bir milyoncularda çok var. Ordan aldım.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Ama niçin uçak? Bunu sorabilir miyim?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- İçimde bir his var Suat. Ansızın uçup gidecek, uzayın dışına çıkacakmışım gibi bir şey bu. Henüz adını koyamadım. Üstelik böyle bir durumdan da korkmuyorum. Alnımın yazısı neyse, öyle olsun diye zamanın eline bıraktım kendimi. O gördüğün model uçak, çocuk ruhumu alıp en uzaklara götürecek, üşüyen kalbim ısınsın diye.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Düşünüyorum.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Neyi?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- İçki başına vurmuş olmasın?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Vursa, dilime söz olup dökülenleri anlatamazdım sana. Üstelik ilk defa çok ciddi olarak bütün sırlarımı da döktüm. Senin deyiminle en ağır yüklerimi vurdum omuzlarına, artık sen taşıyasın diye.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Taşımak istemesem, çok erkenden çeker giderdim buradan. Ama kararlısın değil mi?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Evet, kararlıyım.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Son kararın mı?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Son kararım…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Sakıncası yoksa, benim tanıdığımı söylediğin bayana, niyetini açıklayayım mı?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Asla. Aramıza bir başkasının girmesini istemiyorum. Bu defa kendi işimi kendim görmek istiyorum.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Kurt gibi mi?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Kurt gibi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Hayırlısı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Teşekkür ederim.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Vakit ilerledi. Nerdeyse akşam oluyor. Mavi denize kıpkızıl yakamozlar düşmüş. Ben gitmeliyim artık. Ama merak ediyorum; ona nasıl açılacaksın? Sen başkalarıyla, hele bir bayanla rahat konuşamazsın ki?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Biliyorum.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Peki, ne yapacaksın?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Bu akşam ona içimden geçenlerin tamamını bir mektuba dökerek tek tek anlatacağım. Niyetimi açıklayacağım. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Yoksa ona mektup mu atacaksın? Bu, şık olmaz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Hayır, atmayacağım. Çok kere beraber yürüdüğümüz koşu yolunda ona kendim vereceğim, mutlaka okumasını ve bana düşündükten sonra karşılık vermesini isteyeceğim. Bu akşam Ali de gelecek… Keşke sen de kalsaydın. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Dernek başkanı Ali mi?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Evet.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Niçin gelecek?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Tiyatro salonunu ayarlamak için komşu ilçeye gideceğiz birlikte. İlk bağlantıları yaptık. Oraya gitmemiz gerekiyor. Afişlerimizi asıp hemen geri döneceğiz. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Neden hemen?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Sabah, koşu yolunda pembe eşofmanlıyı bekleyeceğim.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Günaydın demek için mi?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Evet.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Haydi hayırlısı…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Akşam alacasıyla birlikte Suat, kendi evinin yolunu tuttu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Akşam güneşi, mavisini yavaş yavaş kaybeden denize düşecek gibi. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Bütün binalardaki ilk ışıklar kör kör yanmaya başladı. Deniz kokusunu emmiş meltemler, Suat’ın saçlarında geziniyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Ah, bu rüzgâr! Yüklendiğim sırları alıp götürse…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Bana mı dedin?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Suat, bu soruyu soranı sesinden tanımıştı. Hüseyin’di bu. O da kendisi gibi şairdi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Hüseyin geldi, Suat’ın koluna girdi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Arabam burada. Seni evine bırakayım.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Kendim giderim.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Olur mu canım? Zaten yolum sizin oradan geçiyor. Haydi nazlanma da, arabaya gidelim.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Peki. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Hüseyin, Suat’ı evine bıraktı. Sabah komşu ilçede buluşmak için sözleştiler. Orada Şairler ve Yazarlar Derneği’ne uğrayacaklar, cumartesi günleri halka açık olarak sürdürülen şiir okuma dinletisine katılacaklardı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Suat, kapı ziline bastı. Evine girdi. Akşamın rengi; bütün şehri denizi, ovası ve dağıyla kuşattı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Sabah, kızılca kıyamet bir telefon sesiyle başladı. Bir türlü susmak bilmeyen telefon sesine hemen herkes aynı anda koştu. Herkesten önce ahizeye uzanan Zehra’nın ilkin yüzü asıldı, kekeledi, yutkundu. Telefonun ahizesini yanı başında bekleyen Suat’a uzattı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Sana.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Hayırdır. Kötü bir olay mı var?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Kendin bak!</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Efendim? Bir daha söyler misiniz? Dediklerinizi tam anlayamadım. Durmayın, kâğıt kalem getirin. Ne zaman? Sabaha karşı mı? Yanında başkaları da varmış mı? Hemen geliyorum.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Suat’ın yüzü kireç gibiydi. Oturup rahatlayacak bir yer aradı. Köşedeki kanepeye çöktü.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Kime ne olmuş?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Nazım ölmüş!</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- İnanamam!</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Ben de öyle ama gerçek olan bu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Ne zaman?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Az önce… Üzerinde bizim telefon numaramız çıkmış. Bu yüzden bizi aramışlar.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Ne yapacaksın?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Hemen gitmem gerek. Nazım’ın hiç kimsesi yok burada.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Elini, yüzün yıka, ferahla. Kendine gel. Çantanı hazırlarım şimdi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Biriniz, İzmir’e bilet ayırtsın.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- O işi bana bırak baba. Nazım amca için üzüldüm.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Hepimiz üzüldük… Ama neye yarar?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Suat, çantan hazır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Geldim. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Biletin ayrıldı baba.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Anladım.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Suat, beklemedi. Aklında bin bir umut ağacı filizlenirken, yola çıktı. Belki ilk anda insana bıkkınlık veren yolculuk düşüncesi, arkada bırakılan yollara baktıkça, kendi kendine sönüyordu. Ya bir manzaraya takılıyorsunuz, ya da yangın yerinde gördüğünüz boyası henüz capcanlı duran küllerin arkasındaki ele kızıyorsunuz. Suat’ın kafasında alaboralar… “Neyi, nasıl yapmalıyım/” soruları, yakasını bırakmıyor. Gözlerinin önünde sevimsiz kareler uçuşuyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Sonunda yol bitti. Suat, türlü ilaç kokularının sindiği hastane koridorlarının hangisine yöneleceğini kestiremediği için, kıpış gözlerinin ucuyla gördüğü cep telefonunun numaralarını çevirdi. Durmadı, onu hemen kulağına götürdü.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Oh, nihayet!.. Aradığı sıcak sese ulaşabilmenin mutluluğu gözlerine düştü.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Üçüncü kat, giriş holünün sağındaki ilk oda mı?”</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- ?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Anladım. Görüşmek dileğiyle, hanımefendi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Önünde aniden kapısı açılan asansörü gören Suat, sıra mıra var mı, yok mu diye düşünmeden, içeriye daldı. Bereket kalabalık yoktu ve kendisini ayıplayacak birileri de çıkmadı. Üç numaraya dokundu, asansör yükselmeye başladı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Sonra güneşi içen holü gördü, kapıya yöneldi. Kendiliğinden açılan kapıdan geçti, sağdaki ilk odaya girdi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Tek yataklı bu odada, doktor ya da hemşire olan sarışın, zayıf bayandan başka kimseler yoktu. Başucu sehpasının üstünde ağzı bağlanmış bir seyahat çantası vardı. Sanki Nazım, bu odadan hiç geçmemişti. Duvarda “öldü” notu görülen hasta dosyası asılıydı sadece. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Başınız sağ olsun! Hasta, yakınınız mıydı?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Teşekkür ederim. Yakınım değildi ama arkadaşımdı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Cep telefonundan numaranızı bulduk. Hoş, yanında size verilmek üzere yazdığı bir mektubu da bulduk. Mektup, çantada.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Sonra bakarım… Şimdi ne yapmam gerekiyor, söyler misiniz?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Ceset, morgda.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Suat, “morg” sözüyle irkildi. Bunu gözlerinden ince ince süzülen damlacıklarla açığa vurdu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Affedersiniz, isminizi bağışlar mısın? Size ihtiyacım olursa, arayabilir miyim?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Güleser… Elbette arayabilirsiniz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Görüşme, bitmişti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Suat, odada yalnız kalmıştı. İlkin ne yapmalı, bütün işleri ırıp[<a name="_ftnref1" href="http://oyhanhbildirki.wordpress.com/wp-admin/#_ftn1"><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">[1]</span></span></span></span></a>]ına ne şekilde koymalıydı? Farkında olmadan çantaya uzandığını anladı. Vazgeçmek istedi fakat aradığı o çantanın içinde olmalı diye düşündü. Fermuarı çekti, en üstte Nazım’ın cep telefonlarını gördü. Önceden bildiği telefonu aldı, pencere kenarına gitti. Ulaşabileceği numaraları aramaya başladı. Eşine ve çocuklarına haber verdi, kardeşine duyurdu.<span>  </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Eşi, Nazım’ın ölümüne kayıtsız kaldı. Sanki duyduğu haber, onu hiç etkilememişti. Gelirim melirim bile demeden, telefonu kapattı. Kızı hemen yola çıkacağını, mümkünse kendisini beklemelerini istedi. Kardeşi da akşam orda olacağını söyledi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Suat’ın şimdilik yapabileceği bir şey yoktu. Gelecek sabahı bekleyecekti. Yatan hasta kabul odasına gitti. Güleser’i sordu. Olanı biteni, ona anlattı ve Nazım’ı ancak yarın morgdan çıkarabileceklerini söyledi. Kendi çantasını omzuna astı, Nazım’dan arda kalanı eline aldı. Kendi kendine söylendi:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Gittin, kurtuldun! Fakat zor olanı bana bıraktın be Nazım, bana bıraktın. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Polikliniklerin olduğu alt kata indi. Tıka basa dolu olan kantine girdi. Güç bela bir simitle çay aldı, boşalan sandalyelerden birine oturdu. Gelecek olanları bekleyecekti. Hastane bahçesinde, bir oturağın üzerinde sabahlayacaktı. Hoş, bir otele gitse, kendisine yer ayırtsa, öldür Allah uyuyamazdı. Kafası allak bullaktı. Nazım’ın aniden gelen ölümü, onu yıkmıştı. Hele kendisine verilen mektubu açıp okuyunca, omuzlarının kendisinden istenen son görevin ağırlığıyla çöktüğünü anladı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Bin bir sıkıntıyla dolu gece bitti, sabah güneşiyle birlikte telefonu çaldı. Kızı hava alanındaydı, Nazım’ın kardeşi de yanındaydı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Size çok zahmet verdik! Birkaç dakikaya kalmaz, orada oluruz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Ne zahmeti? Ben insanlık görevimi yapıyorum. Üstelik babanız, benim can dostumdu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Teşekkür ederiz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Zaman, yerinde durmuyor, küheylanlarının peşinde koşturuyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Geldiler, morga gittiler, çıkış işlemlerini bitirdiler. Nazım son yolculuğuna uçakla çıkacak ve köyünde toprağa verilecekti. Suatla helalleştiler.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Dönüş yolunda Suat, bir hayalden ötekine uçtu. Kulaklarındaki sesler bir türlü dinmedi:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- “Uçmaya hazır uçak modelini nerden buldun da astın oraya?”</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- “Bir milyoncularda çok var.” </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- “Ama niçin uçak?” </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- “İçimde bir his var Suat. Ansızın uçup gidecek, uzayın dışına çıkacakmışım gibi bir şey bu. O gördüğün model uçak, çocuk ruhumu alıp en uzaklara götürecek, üşüyen kalbim ısınsın diye.”</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Suat, birkaç gün sonra anca kendine gelebildi. Mektubu hatırladı, pembe eşofmanlı kadını bulmalıydı. “Yarısı yaz, yarısı kış” sayılan ağustos ayının bir sabahında, güneşin henüz doğduğu saatte Suat, sahil boyunca uzanan koşu yoluna indi. Sabah yelinin getirdiği deniz kokusunu bol bol ciğerlerine çekti. Aklı başına gelmiş, omuzlanıp beraberinde getirdiği hüzünleri erimişti. Son görevini yerine getirmeli, gözü gibi sakladığı, başkalarından sakındığı mektubu, asıl sahibine vermeliydi. Kendisine bırakılan zarfın içinde iki mektup vardı; biri kendine yazılmış, öteki pembe eşofmanlı kadına. Suat emanet olarak kendisine bırakılan ve zarfının içine konan öteki mektubu, asla açmadı. İçinde ne var diye de merak etmedi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Sahilde tek tük, erken saatte denize girenler… Umutlarının akınına denizi yalar gibi uçuşan martılar. Sessizlik.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Uzaktan pembe eşofmanlı kadın göründü. Her zamanki gibi koşu yolunda sabah yürüyüşünü yapıyordu besbelli. Suat’ın başka çaresi yoktu, bekleyecekti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Öyle yaptı, bekledi. “Ya pembe eşofmanlı kadın, beni tanımazsa?” diye düşündü. “Ya mektubunu ona veremezsem?..” diye ekledi. “Atla deve mi sanki?” dedi, “Ne olursa olsun, mektubu sahibine vermeliyim!”</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Günaydın efendim!</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Günaydın…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Nasılsınız?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- İyiyim. Ya siz?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Bildiğiniz gibi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Bir yaramazlık yok ya?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Şükür! Siz sabah sporu yapmazsınız, öyle biliyorum. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Evet.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Şimdi niçin buradasınız?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Sizi görmek istemiştim… Biliyorsunuz…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Evet, her şeyi biliyorum. Ne kadar üzüldüm, bir bilseniz…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Ben de öyle. Ama ölenle ölünmüyor, hayat devam ediyor. Nazım, size vermem için bir mektup bırakmış bana. Onu size verebilir miyim?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Hayır!</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Hayır mı?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">- Evet! Nazım, benim son düşümdü. Yarım kalan son düşüm! Mektubu okursam, düşümün büyüsü bozulur, biliyor musunuz? Son düşümün büyüsü bozulur. Hayır, o mektubu istemem. Sizde kalsın.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Suat, beklediği bir sonuçla karşılaştığına sevindi. Pembe eşofmanlı kadının arkasından koşmadı. Yüreğinde ağırlığını taşıdığı mektubu, denize attı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Kim bilir, belki de iki insanın son düşlerini balıklar okur diye.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><em><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">7 Ağustos 2008</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:22.7pt;margin:0;"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Oyhan Hasan BILDIRKİ <span> </span><span>   </span><span> </span></span></strong></p>
<div>
<hr size="1" />
<div id="ftn1">
<p class="MsoFootnoteText" style="margin:0;"><a name="_ftn1" href="http://oyhanhbildirki.wordpress.com/wp-admin/#_ftnref1"></a><span style="font-family:Times New Roman;">[<span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:10pt;font-family:&#34;">[1]</span></span></span></span>] Irbına. Yoluna, sırasına.</span></p>
</div>
</div>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[KAR ÜSTÜNDE KAN DAMLASI * Oyhan Hasan BILDIRKİ]]></title>
<link>http://oyhanhbildirki.wordpress.com/?p=253</link>
<pubDate>Sun, 27 Jul 2008 09:30:07 +0000</pubDate>
<dc:creator>Oyhan Hasan BILDIRKİ</dc:creator>
<guid>http://oyhanhbildirki.wordpress.com/?p=253</guid>
<description><![CDATA[      
      Apansızın bastıran kar, her yanı doldurmuştu. Dün hava kapatmış, ayaz]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>      <a href="http://oyhanhbildirki.files.wordpress.com/2008/07/karda.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-254" src="http://oyhanhbildirki.wordpress.com/files/2008/07/karda.jpg" alt="" width="320" height="240" /></a></p>
<p>      Apansızın bastıran kar, her yanı doldurmuştu. Dün hava kapatmış, ayaza çekmişti. Bugün düzlüklerde ancak tutunabilmiş, diz boyuna ulaşmıştı. Yağdıkça karanlık geceyi ağartan kar, bütün her şeyi beyaza çevirmiş, sabaha donduran, düşündüren, sevindiren veya kahreden bir sessizlik bırakıvermişti. Damların çatıları, ulu ağaç dalları, neredeyse üzerlerindeki beyaz yükü taşıyamayacaklar. Sanki bir ürküten çıksa, hafif bir rüzgâr da esse, yüklerini bırakıp kaçacaklar. Güneş, renginden mi utanmış ne, kar bulutları arkasında limon sarısına bürünmüş bir halde, saklanıyor.<br />
      Eyüp Dayı, dam altına indi. Hayvanlarının alafını, köpeklerinin yalını verdi. Çeyrek asırlık eşeğini semerledi. Yem torbasını tıka basa doldurdu. Daha sonra, yalını temizleyip tüketen köpeklerini yerlerine bağladı. Aklından;<br />
      - “Kurt, dumanlı havayı sever!” diye geçirdi. Sever ya, ne yapalım? Boş bıraksam, bu kış kıyamette peşim sıra seğirtirler, şehre kadar arkamdan gelirler. Çocuklara da söylerim: Biz, şehir yoluna düşmeden, onları bırakmasınlar.<br />
      Kendince durdu, düşündü. Yola düşmek için vakit oldukça er-kendi. Sağa sola baktı. Sarı öküzün boynuzlarını derinlemesine kesen yular ipini gevşetti.<br />
      - Bir işi ehline bırakmazsan, böyle olur! dedi. Hoş, kişi kendi işini kendisi görmeli ya… Fakat başka türlüsü de olmuyor. Her işe kendim koşsam, çocuklar neyi, nasıl öğrenir? Sonunda hangi işin üstesinden gelebilirler?<br />
      Yapacağı işi kararlaştırdıktan sonra, yukarıya seslendi:<br />
      - Kız, Esma! Bir koşu yağdanlığı getiriver.<br />
      - Yağdanlık nerde, baba?<br />
      - Elinin köründe! Bana soracağına, anana danış.<br />
      Eyüp Dayı, belki daha konuşacaktı. Fakat yolculuk öncesi, evde bir tatsızlık çıkmasından çekindi. Sarı öküzün sırtını, boynunu sıvazladı. Besbelli bu iş, öküzünün hoşuna gitmişti. Eyüp Dayı’nın okşayan eli boynuzlara yaklaştıkça, öküz huysuzlanıyor, başını sağa sola kaçırıyordu. Bu sırada burun delikleri büyüyor, nefesi alev alev çıkıyordu.<br />
      Elinde yağdanlık, Esma çıktı, geldi. Karanlıkta babasını hemen seçemedi, uzun uzun gözlerini ovuşturdu. Sonra yağdanlığı babasına uzattı. Sarı öküzünü yularından tuttu. Öküzün başını kendine çekti. Eyüp Dayı, açılan yaraları bir güzelce yağladı. Öküzün başındaki yuları söküp aldı. Boşalan iple, ön ayaklarından birini bağladı, kazığın yerini değiştirdi. İşini bitirince, kızı arkasında, abdestliğe çıktı. Peşi sıra yetişen Esma, bulup getirdiği ibrikten babasının ellerine su döktü. Dökülen su, ayazın etkisinden olmalı, hemen buharlaşıyor, Eyüp Dayı’nın ellerinden, kollarından, yüzünden doğruca havaya yükseliyordu.<br />
      Gıcırdayarak açılan mutfak kapısı, kahvaltı kokusunu olanca tatlılığıyla dışarıya bıraktı. Güzelim çorba kokusu ortalığı sardı. Ayşe Ana, ocakta çorbanın üstüne gezdireceği yağı eritirken, bir yandan da dışarıdakileri çağırdı:<br />
      - Kız, Esma! Kız, adı batasıca! Sabah sabah hangi deliğe gizlendin? Baban, ne cehenneme gitti? Haydi, çabuk olun, davranın! Çorba soğuyor.<br />
      Çağrılanlardan önce, Ayşe Ana’ya oğlu Yusuf cevap verdi:<br />
      - Geliyorum, ana! De bakalım, sabahın bu vaktinde ne çorbası yaptın?<br />
      - Bak hele, daha konuşuyorlar. Ne çorbası olacakmış? Zıkkım çorbası, zıkkım!<br />
      Dam altındakiler, ahşap, karanlık ve artık dökülmeye başlayan merdivenden gacır gucur yukarıya çıktılar. Sofaya kurulan yer sofrasının başına geçtiler. Hazır çorbaya büyük bir iştahla kaşık çaldılar.<br />
      Yusuf;<br />
      - Baba, dedi, seninle birlikte bugün şehre ben de gelmek istiyorum.<br />
      - Niçin?<br />
      - Kendime tarak ve ayna alacaktım da!<br />
      Eyüp Dayı, “tarak ve ayna” sözlerine takıldı. Gönlünü, kırk yıl öncesine bıraktı. Gençliğini, ilk delikanlılığını yeniden yaşamaya başladı. Yer yer silik olan film şeridinde, Ayşe Ana’ya tuttuğu aynayı hatırladı. Hatırlamak ne kelime? Onu, yeni baştan gördü. Dalıp gidecekti ki, Yusuf’un sorusuyla uyandı.<br />
      - Baba, ne diyeceğini söylemedin ya?<br />
      - Madem gelmek istiyorsun, gel haydi!<br />
      Yusuf, yaşadığı duyguların heyecanından olacak, hemen dışarı fırladı. Gacır gucur merdiven basamaklarını aştı. Dam altına, çeyrek asırlık eşeğin yanına indi. Arkasından babası da geldi. Köpek havlamalarını, tavuk gıdaklamalarını, sarı öküzün böğürtüsünü geride bırakarak, çeyrek asırlık eşekle birlikte, baba-oğul, yola çıktılar. Bütün gece, durmaksızın yağan kar, dal uçlarında ağırlaşmış, esinti aldıkça, “gürp!” diye yere dökülüyordu. Karşı yamaçlar, sağ sol, dört yan beyaza kesmiş, bütün tabiat tertemiz olmuştu. Yer yer karaağaç yeşili, beyaz örtüyü yırtıyor, donuk manzaraya renk katıyordu. Kasabadan şehre çıkan yol, döne döne yükseliyor, meşe, köknar ve ladin, gürgen ağaçlarının arasından, Karadeniz’e doğru uzanıyor, şehre varıyordu. Etinden ayrılmış balık kılçıklarını bilirsiniz. Ormanı dolduran binlerce ağaç, beyaz karla yüklenmiş olduklarından, kar tutmayan yüzleriyle, balık kılçıklarını andırıyor.<br />
      İlkin, yolculuk başlangıcında hemen hiç konuşmadılar. Eyüp Dayı ile Yusuf, baba-oğul bu iki kişi, uzun zaman kendi gönüllerini dinlediler. Yusuf şehre varır varmaz, kendisine tarak ile ayna alacak, kasabaya dönüşlerinde akranlarına caka satacaktı. Onlardan fırsat buldukça da, bir bahçenin kuytu köşesindeki ağaçların altına çekilecek, uzun uzun saçlarını tarayacak, aynası ile kaşını, gözünü, yüzünü inceleyecekti.<br />
      Eyüp Dayı’nın içinde tarifsiz sıkıntılar. Yolculuk ilerledikçe de yüreğini dolduran sıkıntılar, peşini bırakmıyor. Körün Hanı’nı geçtiler. Kasabaları oldukça geride kalmıştı.<br />
      Eyüp Dayı:<br />
      - Bir terslik var, be Yusuf! dedi. Başka zaman, kar ne kadar yağarsa yağsın, bu yolun izi tükenmezdi. Karşılıklı inadı elden bırakmazdık. Şehre oluk oluk akardık. Bugün de nedense, bizden başka kimsecikler yok.<br />
      - Öyle baba. Her hâlde biz, yola erken çıkmış olmalıyız.<br />
      - Bu iyi, işte Yusuf!<br />
      - Neden baba?<br />
      - Neden olacak? Erken kalkan yol alır. Görüyorsun, biz de yolun çeyreğini aştık. Varsın yanımızda, yakınımızda kimse olmasın. Ne edelim?<br />
      - Yürüyelim.<br />
      - He, ya! Yürüyelim.<br />
      Çeyrek asırlık eşek, terden sırılsıklam olmuştu. Zaman geliyor çığırdan çıkıyor, karın altına kadar kara batıyor. Böyle durumlarda Yusuf, öne atılıyor, çeyrek asırlık eşeği, yeniden çığıra çekiyor, doğabilecek tatsız durumları önlemeye çalışıyordu. Onun, bu şekilde davranması da Eyüp Dayı’nın hoşuna gidiyordu.<br />
      O da:<br />
      - Höst! Dokunak! diyerek, oğluna arka çıkıyor.<br />
      Kar, bütün yolu yorgan gibi kaplamıştı. Hava da, ayaza geç çektiğinden henüz daha don tutmamıştı. Bu yüzden baba-oğul, yürümekte küçük güçlüklerle karşılaşıyorlardı. Çığır bitince, yeni çığır açmak için, kâh Eyüp Dayı, kâh Yusuf ileri geçiyor, önde yürüyordu. Yusuf’un pabuçları, çorapları, pantolonu dizlerine kadar, kar suyu ile ıslanmıştı. Zaman zaman esen rüzgâr, ıslak yerlerine vurdukça, Yusuf’u da üşütüyordu. Yusuf, aklına geleni yapmak için geri kaldı. Soğuktan kalınlaşan parmaklarının yardımıyla, pabuçlarının bağını çözdü. Ayakkabılarını çekti, çıkardı. Islanan çoraplarını sıyırdı. Ayak parmaklarını ovuşturdu. Parmakları ısınır gibi oldu. Çoraplarını sıktı, ayağına giydi. Yürüdü.<br />
      Yol, sağından solundan, koca koca, iri gövdeli köknarlarla çevrilmişti. Onlara yaslanan, sanki onlarla birlikte göğe yükselmek isteyen böğürtlenler, yağan karın kapatmasıyla kaybolmuşlardı. Yalnız, yol boyunca uzayıp giden telefon direkleri, vefalı bir dost gibi baba-oğulu takip ediyordu.<br />
      Yusuf, binlerce kılçığın doldurduğu Ahmet Sadi Yokuşu’nun arkasından, birdenbire yola inen, önüne çıkıveren köpeğe benzer hayvanları görünce, olduğu yerde çakılıp kaldı. Sayısız köpekler, sessizce yaklaştılar. Yusuf, yüreğinin atışlarının hızlandığını hissetti, korktu. Babasına seslenmeyi de, şerefine yediremedi. Kendi kendine söylendi:<br />
      - Bağırsam, babamı seslesem, korktuğumu anlayacak! İyisi, bir zaman dişimi sıkayım. Nasıl olsa, tehlikeyi babam da fark edecek.<br />
      Yanılmamıştı.<br />
      Eyüp Dayı, çeyrek asırlık eşeğinin kulaklarını dikmesinden, durumun hayra işaret olmadığını sezdi. Araştıran gözlerle, derhal sağına soluna baktı. Yerden, aniden mantar gibi biten tehlikeyi, gördü. Eşeği önüne aldı. Onu, kurtlardan korumak ister gibiydi. Durmadı, oğluna seslendi:<br />
      - Yusuf’um, bir tanem! dedi. Sakın korkayım deme. Az sonra, çeker gider bu meretler. Yalnız ne olur, ne olmaz, kalınca bir odun al eline. Bakarsın, sana, bana, eşeğe saldırmak isterler. İşte o zaman, odunla varırız üstlerine. Haklarından gelemesek bile, korkuturuz.<br />
      Yusuf, denileni yapmak için, sağa sola baktı. Gözüne kestirdiği bir kızılağaç dalını kanırdı, kopardı, aldı. Adımlarını hızlandırdı, babasına yetişti. Koca adam, oğlunu, çeyrek asırlık eşeğinin önüne geçirdi. Eşek, oğluyla kendisinin arasında kaldı. Sonra  Eyüp Dayı, gökyüzünde güneşi aradı. Onun kendisine destek ola-cağını umuyordu.<br />
      Güneş, tam tepelerindeydi. Isıtmayan, limon sarısı ışığıyla etrafı aydınlatmaya çalışıyordu. Hoş, aslında bu aydınlatma işini, yerde biriken, dal uçlarında çoğalan, dereleri dolduran kar, az da olsa yapıyordu. Güneşi, tam tepesinde gören Eyüp Dayı, az buçuk vakit hakkında bilgi edinebildi. Vakit, öğleye yaklaşmıştı. Limon sarısı güneş, uzayıp giden yol, boğazına kadar kara batmış imdat ister gibi duran telefon direkleri, gürgenler, kayınlar, kızılağaçlar, çeyrek asırlık eşeğe ve yanındakilere iştahla bakan sayısız, analı danalı, enikli kurtlar…<br />
      Eyüp Dayı’da sabır. Ne söylüyor, ne de bir şeyler yapıyor. Yusuf, tereddütler içinde kalmış, yapması gerekeni bir türlü kestiremiyordu. Damdan düşer gibi sordu:<br />
      - Baba be, dedi, bu kurtlar adam yer mi?<br />
      - Yediğini görmedim. Lâkin, duymuşluğum var.<br />
      - Bu işi, açlıktan mı yapıyorlar?<br />
      -  Galiba!<br />
      - Ben de acıktım, baba!<br />
      Eyüp Dayı, heybedeki azık torbasını düşündü. “Çüş!” diyerek eşeğini durdurdu. İki yanları sıra, sağlı sollu peşlerini bırakmayan kurtlara çıkıştı. Sert sert bağırdı. Böyle bir hareketi beklemeyen kurtlar, aniden kazık freni yapmış gibi durdular. Analarının peşi sıra bu sonsuz koşuya katılan, beyaz denizde, durmaksızın koşan enikler, şaşıp kaldılar. Hatta bazıları, dırlaşarak, analarıyla dalaştılar. Çeyrek asırlık eşek, korkudan mıdır, nedir, anırdı. Anırdıkça, sanki içindeki yangını, cümle âleme duyurmak istiyordu. Bu sırada, kuvvetli bir rüzgâr esip geçti. Bütün dal uçlarından, biriken karlar, karmakarışık sesler çıkararak yere döküldü. Bu seslere, birkaç kurt da katıldı. Uludular.<br />
      Eyüp Dayı;<br />
      - Bekle biraz, oğul! dedi. Açlık, adamı dinden, imandan çıkarır. Az kaldı, unutuyorduk. Kasabadan çıkarken, anan, heybeye azık bırakmıştı. Ne dersin? Biraz soluklanıp, karnımızı doyuralım mı?<br />
      - Doyuralım!<br />
      Baba-oğul, çeyrek asırlık eşeği, kendilerince güvenli buldukları bir yarın kenarına çektiler. Heybeden çıkardıkları kara zeytini, helvayı ve ekmeği bölüştüler.<br />
      Daha sonra sırt sırta oturdular. Biraz olsun açlıklarını bastırdılar. Onlarla beraber kurtlar da oturup beklediler.<br />
      - Anan, ne ederse etsin, düşünüp de yapar, be Yusuf! Baksa<br />
na, helva ile zeytini yan yana getirmekle, bu karda kıyamette suya olan ihtiyacımızı ortadan kaldırmak istemiş. Çünkü acı ile tatlı, midede birbiriyle boğuşur giderken, adam, suyu neyi düşünmez.<br />
      - Gerçek. Bu doğru!<br />
      - Bu sonuca nasıl vardın?<br />
      - Biraz önce, susamıştım. Yemekten sonra susuzluğum artacağına, azaldı.<br />
      - Ah, şu kurtlar da bir azalsa!<br />
      - Baba be, varalım üstlerine. Kovalayalım, gitsinler. Onlar, arkamız sıra geldikçe, heyecandan mıdır, nedir, biraz korkuyorum.<br />
      - Korkma, oğul! Yalnız, işi kabadayılığa da vermek olmaz. Gurur, adama tedbirli olmayı unutturur. Felâket dediğin de o zaman gelir, çatar. Adamı dört yanından yakalar.<br />
      Yola yeniden çıkmak için kalktılar. Çeyrek asırlık eşek, onlarla gitmek istemedi. Yusuf yularından asılmasına, Eyüp Dayı da arkasından itmesine rağmen, bir hayli ayak diredi, yerinden oynamadı. Kurtlar da bu davranış karşısında kâh oturdular, kâh ayaklandılar. Homur homur, homurdandılar.<br />
      Kasaba çok geride, şehir oldukça ilerde. Çeyrek asırlık eşeğin inadı tuttu. Kurtlar baş belâsı. Hava, akşam üzeri serinliğine yatmak üzere. Yeri yalayıp geçen rüzgâr, kar taneciklerinin sağa sola savrulmasına, birbirleriyle oynaşmasına sebep oluyor.<br />
      Eyüp Dayı, bu defa kendisi öne geçti. Çeyrek asırlık eşeğini yedekledi. Yusuf, elindeki odunla, hem eşeğe, hem kurtlara göründü. Eşek yürüdü. Kurtlardan bazıları kaçar gibi yaptı. Sonu bilinmez, azap dolu yolculuk yeniden başladı.<br />
      Kaçar gibi yapan kurtlar, biraz daha çoğalmış olarak geri döndüler. Sonuçta, kurtların sayısı birdenbire artıverdi. Homurtular fazlalaştı. Kurtlar, geri döndüler.<br />
      Yeni gelenler, daha öncekiler gibi sabırlı da değillerdi. Avlarına, çeyrek asırlık eşek ile adam ve oğluna, iştahla bakıyorlar, az sonra başlatacakları ziyafet öncesinde, dişlerini gıcırdatıyorlardı. Onlardan, daha iri ve işinde tecrübeli olanı, hızla öne çıktı. O, diğerlerine göre daha çalımlı bir şekilde dolaşıyor, avlardan en zayıfına atılmak için fırsat kolluyordu.<br />
      Kurtların hareketinin nereye varacağını, niyetlerinin ne olduğunu Yusuf’la babası, anlamakta gecikmediler. Niyetin korkunçluğu, Yusuf’un elinin, ayağının boşalmasına sebep oldu.<br />
      Sanki birçok pençe, Yusuf’u belinden kavramış, arkaya doğru olanca güçleriyle çekiyor, çekiyordu. Bu durum ona sıkıntı verdi. Koltuk altlarından beline kadar, ani bir terdir boşandı. Bütün bunlardan sonra Yusuf, üşümeye, zangır zangır sakırdamaya başladı. Babasını seslemek istediyse de, ne kadar bağırmak isterse istesin, sesi çıkmadı. İmdadına, çeyrek asırlık eşeğin anırması yetişti. Bu ses, bir meydan okuma sesi miydi ne, kurtlar dağıldılar.<br />
      Eyüp Dayı, çeyrek asırlık eşeğinin anırması üzerine geriye döndü, Yusuf’a baktı. Kurtlar dağılmıştı, dağılmıştı ama, Yusuf, yine de korkuyordu. Nedendir bilinmez, ondaki bu korkunun telgrafçıları, az da olsa, babasına da tel çekmeye başlamışlardı. Eyüp Dayı, oğluna çaktırmıyor ama, aslında o da korkuyordu. Yüreğinde endişenin bin bir ışığı yanıp sönüyor. Kafasında suçlayan, kınayan sesler dolaşıyor.<br />
      - “Koca Eyüp! Biz, seni oldukça acar bilirdik. Nasıl oldu da, eşeği kurda bıraktın? Az kalmış, Yusuf’u da kurtlara aldıracakmışsın! Öyle mi?”<br />
      - “Öyle mi?”<br />
      - “Öyle mi?”<br />
      - Öyle!<br />
      Eyüp Dayı sarsıldı, uyandı. Boş bulunmuş, “Öyle!” deyivermişti. Neden, niçin böyle davrandığını kestirmeye çalıştı. Bulduğu zayıf ışığın ipine yapıştı. Oğluna seslendi:<br />
      - Öyle, gerilerde kalıp durma Yusuf! Bak, eşeği kollayayım derken, kendin kurtlara paçayı kaptırma! Atik ol! Uyanık ol!<br />
      Tanıdık bile olsa, duyulan bir insan sesi, şayet farkında olursanız, korku denizini aydınlatıyor, adamın endişelerini yok ediyordu. Şimdi de öyle oldu. Yusuf, korkularından sıyrılmış bir şekilde, babasını cevapladı:<br />
      - O bakımdan endişen olmasın baba. Hani, korkmuyorum desem, yalan olur. Fakat, seninle olduktan sonra, nerede olursam olayım, hangi şartlar altında kalırsam kalayım, korkunun derin denizleri, vahşi dağları bana vız gelir.<br />
      Babası, koltuklanmaktan hoşlandı:<br />
      -Benim aslan oğlum! dedi.<br />
      Dönemeci aştılar, Gebeula’ya vardılar. Gebeula’da kar, bütün yolları tutmuş, kapatmıştı. Artık bütün çığırlar da kaybolmuştu. Yolun en tehlikeli bölümü de, işte şimdi başlıyordu. Bulundukları nokta, yüksek dağların bel verdiği, sağı solu açık, oldukça da faz-la rüzgâr alan bir yerdi. Burada rüzgâra tutulmak, göz göre göre ölüme teslim olmak demekti.<br />
      Uzayıp giden, uzadıkça insana ıstırap veren beyaz denizde ne bir ses, ne bir iz var. Eyüp Dayı, tereddütler içinde. Yeşile çalan, kabaran Karadeniz aşağılarda, az ilerde. Güzelim şehir, olan bitenden habersiz, nice yolcuları bekliyor. Kasaba çok, çok gerilerde kaldı. Hele hele bu vakitten sonra, geri dönmek olmaz. Zaten dönmeye, kurtlar da fırsat vermez. Görünen gerçek oldukça acı. Kurtuluş, hayâl gibi bir şey. Kar, Eyüp Dayı’nın kocamış gözlerini kamaştırıp yakıyor. Hafif rüzgâr, peşinde taşıdığı, sürükleyip getirdiği akşam soğuğundan olacak, adamın iliklerine kadar işliyor. Yusuf’ta heyecan, kabardıkça kabarıyor. Fidan gibi delikanlıda kol kanat, dal budak bırakmıyor.<br />
      - Şehir, şu aşağıda görülen değil mi, baba?<br />
      - Evet, oğul!<br />
      - Yolun en berbat yerindeyiz. Ayaz da çıktı. Kurt sürüsü peşimizde. Güneş battı, batacak! Şehre varabilecek miyiz?<br />
      - Elbette oğul!<br />
      - Yol dediğin ne ki? Yürürsün, tükenir değil mi, baba?<br />
      - Tükenir be oğul, tükenir. Hep ömürler tükenecek değil ya?<br />
      Dağılan, avına, az da olsa umut vermek istermiş gibi davranan, gizlenen kurtlar, geri döndüler. Bu dönüşleri de, biraz daha vahşiceydi. Bütün kurtlar, acımasızdılar. Üstesine, adamla oğlundan, sürüye zarar gelmeyeceğini de anlamıştılar. Yapacakları iş hakkında, en küçüğünden en büyüğüne kadar, karar sahibi olduklarından, avlarının etrafında halkalandılar. Lâkin avlarındaki hareketsizlik, onları da durdurdu. Zaman ilerledikçe, akşamın koyu gölgeleri karşı yamaçlara düşer düşmez, halkayı, dura yürüye daralttılar.<br />
      Eyüp Dayı;<br />
      - Kapana kıstık, oğul! dedi. Gayri bize kurtuluş yok.<br />
      Sesine karşılık bekledi. Alamayınca, tekrar seslendi.<br />
      - Yusuf, Yusuf! Korkudan dilin mi tutuldu, ne? Niye cevap vermiyorsun? Ne oldu sana?<br />
      Can sıkıcı bir sessizlik. Çöken koyu gölgeler. Yaklaşan, halkayı biraz daha daraltan kurtlar. Akşam ayazına rağmen, vıcık vıcık terleyen çeyrek asırlık eşek. Korkunun esiri olmaya başlayan, canı burnunda Eyüp Dayı.<br />
      - Oğul, oğul!<br />
      Endişelendiren, kahreden, öldüren bir sessizlik ortasında, yapa yalnız kalmaya başladığını gören Eyüp Dayı, eşeğini de kaderine terk etti. Derhal oğluna döndü. Döne döne, olduğu yerde sallanan, ayakta kalabilmek için çabalayan Yusuf’u gördü. Yusuf’un gözlerinde, uykunun binlerce tonluk askerleri kol geziyor. Bıraksan, aldırmasan, tutmasan, Yusuf düşecek, olduğu yerde kalacak, kurtlara yem olacak.<br />
      Eyüp Dayı, oğlunu omuzlarından tuttu, var gücüyle sarstı.<br />
      - Oğul, oğul! dedi. Kendine gel. Bak, şehir orda, aşağıda. Ora-dan alacağın aynayı neyi unuttun mu?<br />
      Yusuf’ta ses yok! Oğlan donuyor. Eyüp Dayı, bütün gücünü yeniden topladı. Yaradan’a sığındı. Oğluna, arka arkaya, aralıksız, yedi sekiz tokat attı. Zayıf, cılız fakat yine de insanı umutlandıran bir ses duydu.<br />
      - Ne vuruyorsun be baba?<br />
      Birdenbire ortalık, toza dumana karıştı. Gün boyu kurulan, gerilen kurtlar, yaydan kurtulan ok gibi fırladılar, çeyrek asırlık eşeği önlerine katıp Eyüp Dayı ve oğlundan ayırdılar. Donmakla yaşamak arasındaki Yusuf, önceden elinde taşıdığı sopaya davranmak istedi. Gördü, baktı ki elinde sopa mopa yok. Hoş, olsa da kendisinin adım atacak hâli kalmamış. Çaresizlik her tarafından onu da kuşatmış, sarmış, sabahtan bu yana bir türlü yakasını bırakmıyor, kene gibi yapıştıkça yapışıyor.<br />
      Kurtlar, çeyrek asırlık eşeği, göz açıp kapayana kadar oldu olmadı, tükettiler. Analı enikli, üzerinde et namına ne varsa, yalayıp yuttular. Kemiklerini çatırdatmaya başladılar.<br />
      Beyaz deniz, yer yer, küçük halkacıklar hâlinde kızardı.<br />
      Güneş, koca tepenin ardı sıra, denizin ortasında, aniden kayboldu. Açlıklarını gideren kurtlar, baba oğula dokunmadılar.<br />
      Eyüp Dayı, gökyüzünde güneşi aradı. Karanlıkla kucak kucağa gelince, korktu. Kendinden geçti. Gönlünü, kırk yıl öncesine bıraktı. Gençliğini, ilk delikanlılığını yeniden yaşamaya başladı. Yer yer silik olan film şeridinde, Ayşe Ana’ya tuttuğu aynayı hatırladı. Hatırlamak ne kelime, onu, yeni baştan, tekrar tekrar yaşadı. Daldığı rüyâ âleminden, şehre varır varmaz, kendisine tarak ile ayna alacak olan Yusuf’un sorusuyla uyandı.<br />
      - Ne vuruyorsun be baba?<br />
      Akşamla birlikte, kar beyazı ortalığa döküldü. Çok uzaklarda, karşı dağların uçlarında, güneşin son ışıkları görünüyor. Yerde, yer yer kırmızı kan lekecikleri. Az ileride şehir. Çok, çok gerilerde kasaba. Kar, ne iz, ne yol bırakmış.<br />
      Yerde, kırmızı kan lekecikleri.<br />
      Yerde, kırmızı kan.<br />
      Yerde, kırmızı.<br />
      Yerde!</p>
<p>      <strong>Oyhan Hasan BILDIRKİ</strong></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Şiirler..........]]></title>
<link>http://efekanefekan.wordpress.com/?p=3</link>
<pubDate>Fri, 25 Jul 2008 10:00:27 +0000</pubDate>
<dc:creator>efekanefekan</dc:creator>
<guid>http://efekanefekan.wordpress.com/?p=3</guid>
<description><![CDATA[Hüzün, ağaçların dallarında yapraklar düşene dek
Niçin kalır?Ve nereye asar o sarı pantol]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color:#ffff00;">Hüzün, ağaçların dallarında yapraklar düşene dek<br />
Niçin kalır?Ve nereye asar o sarı pantolonlarını</p>
<p>Hüznün , gelecek olan güzü beklemekte olması<br />
Doğru mudur?</p>
<p>Belki sadece bir yaprağa dokunacak güz<br />
Ya da evreni kaplayacak geçerken</p>
<p>Hüznü toprağa düşüren şey, onu mıknatıs gibi çeken<br />
Kardeşi olan güz müdür?</p>
<p>Hüznün bitmesi için  güle ne zaman emredilir<br />
Toprağın altında, belirlenmişliği.</p>
<p><strong><span style="color:yellow;">Pablo Neruda</p>
<p></span></strong></span></strong></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Karanfiller ve Domates Suyu]]></title>
<link>http://ambar40.wordpress.com/?p=505</link>
<pubDate>Thu, 24 Jul 2008 23:43:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>Serdar</dc:creator>
<guid>http://ambar40.wordpress.com/?p=505</guid>
<description><![CDATA[

Sait Faik Abasıyanık
Küçük bir çam ormanı. Vakit sabah. Arı, sinek, kuş sesi. Bir siyah g]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><span class="yazi18"><span style="font-size:10pt;"><span style="font-family:Verdana;"><img class="alignnone size-medium wp-image-506" src="http://ambar40.wordpress.com/files/2008/07/sait.jpg?w=200" alt="" width="200" height="207" /></span></span></span></p>
<p><span class="yazi18"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;margin:0;"><span style="font-size:8pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Sait Faik Abasıyanık</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span class="yazi18"><span style="font-size:10pt;"><span style="font-family:Verdana;">Küçük bir çam ormanı. Vakit sabah. Arı, sinek, kuş sesi. Bir siyah gözlükten görülen yerde ve ağaçlarda güneş parçaları. Sonra uzak, göğün kendi renginden biraz daha koyu kıyılara giden bulutlu deniz…</span></span></span></p>
<p><!--more--></p>
<p style="text-align:justify;"><span class="yazi18"><span style="font-size:10pt;"><span style="font-family:Verdana;">İşte böyle bir yerde köyün insanlarını düşünüyorum. Kitaplar, bir zaman bana insanları sevmek gerektiğini, oradan yaşama sevinci duyulacağını öğretmişlerdi. Hayır, şimdi insanları kitapların öğrettiği şekilde sevmiyorum. Şiirler, romanlar, hikayeler, masallar bana bunu öğretmişlerdi. Beyinin vapurdan iner inmez çantasını kapan uşaktan iğrenmeyi, sabahleyin altı buçukta doğayla kavga için sokağa fırlamayan adamın çalışmadığını kendi kendime öğrendim. Ama şu sabahleyin altı buçukta doğayla kavga için sokağa fırlamayan adam, isterse akşama kadar insanları aldatmak için didinsin. Kaç para eder. Gözümde, milyonu da olsa kalp parayla metelik etmez.</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span class="yazi18"><span style="font-size:10pt;"><span style="font-family:Verdana;">Şimdi artık kimi sevdiğimi, kime sevgi duyduğumu biliyorum. Günlerden beri kafamı bir adam kaplıyor. Köyde ona Kör Mustafa derlerdi. Bir gözü sola doğru biraz kaymıştı. Sağ tarafının beyazlığıyla gözkapağı arasına ciğer kırmızısı bir et parçası oturmuştu. Böyle mi doğmuştur.. Yoksa çocukken mi bir şey batmıştır.. Bu sakat göz öteki gözden daha parlaktır. Daha siyah, daha canlı, daha zekidir. Bana bir kamburu anımsatıyor bu göz. Tuhaf değil mi.. Bir kambur insan çirkindir ama bütün kamburlar iyi yürekli, sevimli insanlardır. Arkadaş canlısıdırlar, şendirler. Ne severim kamburları.</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span class="yazi18"><span style="font-size:10pt;"><span style="font-family:Verdana;">İşte Kör Mustafa'nın bu gözü de bir kambur insanın ruhsal durumunu içine sindirmiş şıkır şıkır, pırıl pırıl, sevimli, çapkın, canlı bir gözdür. Öteki doğru dürüst göz, onun yanında çekingen, sönük, tatsız tuzsuzdur. Pek de kibirlidir.</span></span></span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;"><br />
<span class="yazi18"><span>Kör Mustafa bahçelerde çalışır. Gündeliğe gider. Sarnıç sıvar, dam aktarır, kuyu kazar.</span></span></span>
</p>
<p style="text-align:justify;"><span class="yazi18"><span style="font-size:10pt;"><span style="font-family:Verdana;">Bizim köyün lodos tarafında oturulmaz. Orada fundalar, yabani meşe palamutları, kocayemişler, çalı süpürgeleri, bir türlü ağaç haline gelmeden ama ağacı öykünürcesine gelişir, birbirinin içine girmiş yaşarlar. Bütün bu fundalıklar Fino Kilisesinin malıdır. Kocaman, kirli sakallı, cin gibi bir papaz "fundalıklar bizimdir" diye arada bir dolaşır. İsteyen olursa ucuza kiraya verir. Ama kimse kiralamaz. Çünkü orman memuru buraları Orman Yasası gereği orman sayar. Aralarında üç beş ufacık çam ağacının bulunduğu yabani, cüce, oduna bile gelmez çalı çırpı, orman memurunun Orman Yasası sayesinde mutlu yaşar.</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span class="yazi18"><span style="font-size:10pt;"><span style="font-family:Verdana;">Kör Mustafa nasıl becerdi bilmem.. Denize diklemesine inen bu çalılığın bir kısmını ne pahasına ayıkladı biliyor musunuz.. Tırnakları pahasına. O çalı çırpının sere serpe geliştiği, bu denize diklemesine inen toprak öyle taşlıktı ki.. Sonra Mustafa, gündüzleri başka yerde çalışmak zorundaydı. Akşam olunca çalıların arasına sakladığı kazmasını alıyor, gün ağarıncaya kadar söküyor, koparıyor, kazıyordu. Kazdıkça kaya, kazdıkça taş. Bütün bir yaz, bütün bir kış orman memurunun baskısı.. Çalı çırpı palamut defne kocayemiş diken ot kök ona karşı koydular.. Bu korkunç savaşa üç evlek toprak için Mustafa'dan başka bizim köyde kimse girişemezdi.</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span class="yazi18"><span style="font-size:10pt;"><span style="font-family:Verdana;">Kaya bitip de yumuşak, esmer, pembe bir funda toprağı bir karış ortaya çıkınca bir meşe palamudunun korkunç, yılan gibi kökü önüne çıkardı. Onu sökünce orman memurunu karşısında bulurdu. O gidince zehirli bir diken başparmağını şişirirdi. Kazma körlenir, kürek bulamaz, taş dağ gibi yığılırdı. İnsan büyüklüğünde bir kaya, yumuşak toprağın üstünde, cüssesini hiç belli etmeden yosunlu yüzüyle dikilir.. Kazma iş görmediği zaman yumruğu, yumruğu yetmediği zaman parmakları, parmakları kalın geldiği zaman tırnaklarıyla toprağı tırmalardı.</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span class="yazi18"><span style="font-size:10pt;"><span style="font-family:Verdana;">Bir sonbahar günü baktık ki küçük çam ağaçları filizleri, körpe diken yapraklarıyla, üç beş kocayemiş çıngıl çıngıl yemişleriyle yer yer esmer, pembe, külrengi toprağa gölge salar. Biz görenler: "Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur." derdik.</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span class="yazi18"><span style="font-size:10pt;"><span style="font-family:Verdana;">Bilmedik ki, dişle tırnakla kanla canla, doğa denilen canavarı yenmek gerekir. Ben bu savaşa tanığım. Mustafa'nın kör gözünün hiddetten ala bulandığı günleri biliyorum.. Bu kavga, Romalı tutsakların aslanla dövüşmesinden farklıydı. Romalı tutsak, aslana bir çeyrek saat içinde yeniliyordu. Mustafa ejderhayı bir yıl içinde, kimi kez umutsuzluktan kimi kez umuttan yeniyordu.</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span class="yazi18"><span style="font-size:10pt;"><span style="font-family:Verdana;">Bir sabah her zamanki çamın altına vardım ki, bir köylü kadın, üç yarı çıplak çocuk, garip birtakım taşlar, tahtalar, saçlarla bir şeyler yaparlar. Bu, her yanından poyraz, lodos, gündoğusu, keşişleme, yıldız, karayel giren bir evdi. Mustafa arkasına yeşiller giymiş, güçlü bir kadın takmış, üç evleğine çizgiler, ocaklar açıyordu.</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span class="yazi18"><span style="font-size:10pt;"><span style="font-family:Verdana;">"Aslan Mustafa" dedim. "Su buldun mu su?" "Deniz kıyısında eski bir kuyu vardı. Tuzlu bir parça ama idari edeceğiz. Şuraya bir sarnıç kazabilsem…"</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span class="yazi18"><span style="font-size:10pt;"><span style="font-family:Verdana;">Onu gördüm mü toparlanıyor hayret, sevgi, saygıyla bakıyorum. Koca yaylamızın üzerinde böyle milyonlarca insan bulunduğunu düşünüyorum. Yine dünya yuvarlağı üzerinde böyle milyonlarca insanın tırnakları, nasırları, çirkinlikleri tek gözleri, tek kollarıyla bir ejderhayla savaşmak için bekleştiklerini düşünüyorum…</span></span></span></p>
<p><span class="yazi18"><span>Küçük Hanımlar!</span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span class="yazi18"><span style="font-size:10pt;"><span style="font-family:Verdana;">Bugünlerde bir gün nişanlınız size koyu al renkli karanfiller yollayacaktır. Dikkat edin, belki Mustafanınkilerdir.</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;"><span class="yazi18"><span>Küçük Beyler!</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span class="yazi18"><span style="font-size:10pt;"><span style="font-family:Verdana;">Domatesler göreceksiniz çarşıda. Elmalar, ferik elmaları gibi kokulu, şekerli, tatlıdır. Keserseniz içinde çekirdekleri altın gibi parlar. Belki de lokanta da birgün şişelere doldurulmuş bir domates suyu içersiniz ve tadını çok güzel bulursunuz. Yunan tanrılarının ölmemek için içtiği "nektar" tadını damağınızda hissedersiniz. İnanın ki, Mustafa'nın domateslerinden bir tanesi, içtiğiniz domates suyuna katılmıştır…</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:right;margin:0;" align="right"><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Sait Faik Abasıyanık</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hişt, Hişt!]]></title>
<link>http://ambar40.wordpress.com/?p=500</link>
<pubDate>Thu, 24 Jul 2008 23:33:56 +0000</pubDate>
<dc:creator>Serdar</dc:creator>
<guid>http://ambar40.wordpress.com/?p=500</guid>
<description><![CDATA[
Yürüyordum. Yürüdükçe de açılıyordum. Evden kızgın çıkmıştım. Belki de tıraş bı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><a href="http://ambar40.files.wordpress.com/2008/07/kumrular.jpg" target="_blank"><img class="alignnone size-medium wp-image-501" src="http://ambar40.wordpress.com/files/2008/07/kumrular.jpg?w=300" alt="" width="300" height="227" /></a></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Yürüyordum. Yürüdükçe de açılıyordum. Evden kızgın çıkmıştım. Belki de tıraş bıçağına sinirlenmiştim. Olur, olur! Mutlak traş bıçağına sinirlenmiş olacağım.</span><!--more--></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Otların yeşil olması, denizin mavi olması, gökyüzünün bulutsuz olması, pekala bir meseledir. Kim demiş mesele değildir, diye? Budalalık! Ya yağmur yağsaydı? Ya otların yeşili mor, ya denizin mavisi kırmızı olsaydı? Olsaydı o zaman mesele olurdu, işte.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Çukulata renginde bir yaprak, çağla bademi renkli bir keçi gördüm. Birisi arkamdan:</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">-Hişt,dedi.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Dönüp baktım. Yolun kenarındaki daha boyunu posunu almamış taze devedikenleriyle karabaşlar erik lezzetinde bana baktılar. Dişlerim kamaştı. Yolda kimsecikler yoktu. Bir evin damını, uzakta uçan bir iki kuşu, yaprakların arasından denizi gördüm. Yoluma devam ederken:</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">-Hişt hişt, dedi.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Dönüp bakmak istedim. Belki de çok istediğim için dönüp bakamadım. Olabilir. Gökten bir kuş hişt hişt ederek geçmiştir. Arkamdan yılan, tosbağa, bir kirpi geçmiştir. Bir böcek vardır belki hişt hişt diyen.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Hişt! dedi yine.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Bu sefer belki de isteksizlikten dönüp baktım çalıların arasına birisi saklanıyormuş gibi geldi bana.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Yolun kenarına oturdum. Az ötemde bir eşek otluyor. Onun da rengi çağla bademi, ağzı, dişleri, kulakları boynu ne güzel. Otluyor. Otları adeta çatırdata çatırdata yiyor. Belki de bu çıtırtılı, çatırtılı sesi "hişt hişt" diye duymuşumdur. Eşeğin ot koparışının sesinden apayrı bir ses:</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">- Hişt hişt hişt, dedi.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Hani bazı kulağımızın dibinde çok tanıdığımız bir ses isminizi çağırıverir. Olur değil mi? Pek enderdir. Belki de kendi kafanızın içinden sizin sevdiğiniz, hatırladığınız bir ses, ses olmadan sizi çağırmıştır. Olabilir.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Birdenbire güneşi, buluta benzemez garip ve sarı bir sis kapladı. Bir kirli el, çağla bademi eşeğin sırtından bir kumaş çekip aldı. Her zamanki kül rengi, yer yer havı dökülmüş eski mantosunu giydirdi eşeğe.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Yola indim. İstediği kadar hişt desin. İsterse sahici sulu bir dost olsun. İsterse kimseler olmasın, kendi kendime kulağıma hişt hişt diyen bir divane olayım, ben, aldırmayacağım.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Belki bir kuştur. Belki tosbağadır. Belki bir kirpidir. Belki de yakın denizden seslenen bir balık, bir canavardır. Karabataktır. Mihalaki kuşudur.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">İyisi mi ben kendim hişt hişt derim. O zaman tamamı tamamına pek hişt hişt seslenişine benzemeyen, benzemesin diye uğraştığım bir mırıldanmadır, tutturdum.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Birdenbire, önümde bir adamla bir kadın gördüm. Kalpazankaya yolunu sordular. Üstündesiniz dedim. Sanki yol hareket etti. Yürümediler. İki adımda benden uzaklaştılar. Koyunların arasına yüzükoyun uzanmış papazın oğlunu gördüm. Yüzünden aptal, çilli horoza benzer bir mahluk kalktı. Ağzının salyasını sildi. Kuzuyu bacaklarından tuttu. Kuzu ile yere yıkıldı. Kuzuyu burnundan öptü. Papazın oğlu çirkin, aptal, otuzbirli bir yüzle baktı. Şimdi bir çiçek tarlasında idim. Bana hişt hişt diyen mutlak bir kuştu. Vardır böyle kuşlar. Cık cık demezler de hişt hişt derler. Kuştu kuş.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Bir adam yer belliyordu. Belin demirine basıyor, kırmızıya çalan bir toprak altını, üste aktarıyordu.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">- Merhaba hemşerim, dedi.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">- Ooo! Merhaba! Dedim.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Tekrar işine daldı. Hişt hişt, dedim. Aldırmadı. Bir daha hişt, dedim. Yine aldırmadı. Hızlı hızlı hişt hişt hişt!</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">-Buyur beğim, dedi.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">-Bir şey söylemedim, dedim.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Küçük parmağını kulağına soktu. Kaşıdı. Çıkarıp parmağına baktı. Belin sapına siler gibi yaptı.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">- Hişt hişt, dedim.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Yüzünü göğe kaldırdı. Kuşlara baktı. Denize baktı. Dönüp şüphe ile bana baktı.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">- Bu sene enginarlar nasıl? Dedim.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">- İyi değil, dedi.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">- Baklayı ne zaman keseceksin?</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">- Daha ister, dedi.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Nefes alır gibi "hişt" dedim.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Yine şüphe ile denize, şüphe ile göğe, şüphe ile bana baktı.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">- Kuşlar olmalı, dedim.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">- Benim de kulağıma bir hışırtı gelir amma, dedi, ne taraftan gelir? Zati bu sırada şu kulağım ağırlaştı.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">- Bir yıkatmalı, dedim, benim de geçenlerde ağırlaşmıştı...</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">- Yıkattın mı?</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">- Yıkatmadım, hacet kalmadı, doktora gittim. Alıverdi; pislikmiş.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">- Çocuklar nasıl? diye sordum.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">- İyiler, dedi. Dokuzdu sekiz kaldı. Biliyorsun dokuzuncusunun macerasını ya...</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">- Sus, sus, dedim. Yürekler acısı. Haydi allahaısmarladık!</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">- Haydi güle güle.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Biraz uzaklaşınca:</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">- Hişt hişt.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Bu sefer yakaladım. Bahçıvandı. Oydu oydu.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">- Hadi hadi yakaladım bu sefer seni, dedim.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">- Yok vallahi, dedi, vallahi daha kesmedim bakla, senden ne diye saklayayım, parasıyla değilmi?</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">- Sen değil misin hişt hişt diyen?</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">- Ben de duyarım bir ses, amma bulamam nereden gelir?</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Nereden gelirse gelsin dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin! Bir hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Hişt hişt!</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Hişt hişt!</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Hişt hişt!</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span class="yazi18"><span style="font-size:10pt;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:right;margin:0;"><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Sait Faik Abasıyanık</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span class="yazi18"><span style="font-size:10pt;"><span style="font-family:Verdana;"> </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:right;margin:0;"><em><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Alemdağ'da Var Bir Yılan</span></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Verdana;">, (Sayfa 65,66,67,68) Yapı Kredi Yayınları, 1. Baskı, Kasım 2002</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hikaye hikaye hikaye!]]></title>
<link>http://kumrum.wordpress.com/?p=42</link>
<pubDate>Mon, 23 Jun 2008 11:13:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>silistrevi</dc:creator>
<guid>http://kumrum.wordpress.com/?p=42</guid>
<description><![CDATA[
Hikaye videolari . Bilim Kurgu Videolari .  Çizgi Filmler . Komik Videolar  . Kamera Sakalari . T]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class="snap_preview">
<p><a title="Hikaye videolari" href="http://www.temizhikayeler.com/hikaye-videolari/videosu.asp">Hikaye videolari</a> . <a title="Bilim Kurgu Videolari" href="http://www.temizhikayeler.com/bilim-kurgu-videolari/video.asp">Bilim Kurgu Videolari</a> . <a title=" Çizgi Filmler,  Çizgi film videolari,  Çizgi Film videosu" href="http://www.temizhikayeler.com/cizgi-film-videolari/video.asp"> Çizgi Filmler</a> . <a title="Komik Videolar " href="http://www.temizhikayeler.com/komik-videolar/video.asp">Komik Videolar </a> . <a title="Kamera Sakalari, kemarasi sakasi videolari, saka videolari" href="http://www.temizhikayeler.com/kamera-sakalari/video.asp">Kamera Sakalari</a> . <a title="Türk Destanlari" href="http://www.temizhikayeler.com/turk-destanlari/destan.asp">Türk Destanlari</a> . <a title="Dünya Destanlari" href="http://www.temizhikayeler.com/dunya-destanlari/destan.asp">Dünya Destanlari</a> . <a title="Peygamberlerin Mucizeleri" href="http://www.temizhikayeler.com/mucize/mucizeler.asp">Peygamber Mucizeleri</a> . <a title="Evliyalarin Kerametleri" href="http://www.temizhikayeler.com/keramet/kerametler.asp">Kerametler</a> . <a title="İcatlar, Mucitler, Keşif ve Kaşifler,  Buluşlar, İcadı " href="http://www.temizhikayeler.com/icat/icatlar.asp">Icatlar</a> . <a title="Kuran Mucizeleri" href="http://www.temizhikayeler.com/kuran-mucizeleri/mucize.asp">Kuran Mucizeleri</a> . <a title="Evliyalar" href="http://www.temizhikayeler.com/evliyalar/veliler.asp">Evliyalar</a> . <a title="İcatlar, Mucitler, Keşif ve Kaşifler, Bilim İnsanları, Buluşu, İcadı " href="http://www.temizhikayeler.com/mucitler/mucit.asp">Mucitler</a> . <a title="Yazarlar, Yazar, Şair, Yazı, Şiir, Roman, Öykü, Hikaye, Anlatı" href="http://www.temizhikayeler.com/yazar/yazarlar.asp">Yazarlar</a> . <a title="Sporcu, Sporcular hayatlari ve biyografileri" href="http://www.temizhikayeler.com/sporcu/sporcular.asp">Sporcular</a> . <a title="Siyasetciler, Siyaset, siyasi, politika, politikacilar, politikaci" href="http://www.temizhikayeler.com/siyaset/siyasi.asp">Siyasetciler</a> . <a title="Şair, Şairler, Ünlü Şairler, Şiirleri, Şairlerin Hayatları, Şair Biyografileri" href="http://www.temizhikayeler.com/sair/sairler.asp">Sairler</a> . <a title="Peygamber, Peygamberler, Rasül, Nebi, Mucizeler" href="http://www.temizhikayeler.com/peygamber/peygamberler.asp">Peygamberler</a> . <a title="Osmanli Padisahlari, Padisahlar, sultanlar, vezirler" href="http://www.temizhikayeler.com/osmanli-padisahlari/padisahlar.asp">Osmanli Padisahlari</a> . <a title="İs adamlar, yöneticiler, yönetici, liderler, patronlar, is dünyasi, sektör" href="http://www.temizhikayeler.com/yonetici/patron.asp">İŞADAMI</a> . <a title="Tarihi Efsaneler, krallar ve liderlere  uydurulmus efsaneler" href="http://www.temizhikayeler.com/tarihi-efsaneler/efsane.asp">Tarihi Efsaneler</a> . <a title="Iftiralar, iftira" href="http://www.temizhikayeler.com/iftira/iftiralar.asp">Iftiralar</a> . <a title="Kehanetler, Kahin, Kahinler" href="http://www.temizhikayeler.com/kehanet/kehanetler.asp">Kehanetler</a> . <a title="Yalanlar" href="http://www.temizhikayeler.com/yalan/yalanlar.asp">Yalanlar</a> . <a title="Iddia, iddialar, iddiaa, ispatlanamamis iddialar" href="http://www.temizhikayeler.com/iddia/iddiaa.asp">Iddialar</a> . <a title="Uydurmalar, uydurma, uyduruk iddialar" href="http://www.temizhikayeler.com/uydurma/uydurmalar.asp">Uydurmalar</a> . <a title="Dini Efsaneler" href="http://www.temizhikayeler.com/dini-efsaneler/efsane.asp">Dini Efsaneler</a> . <a title="Sinema Efsaneleri" href="http://www.temizhikayeler.com/sinema-efsaneler/efsane.asp">Sinema Efsaneleri</a> . <a title="Karma Efsaneler" href="http://www.temizhikayeler.com/efsane/efsaneler.asp">Karma Efsaneler</a> . <a title="Masallar, karma masallar, cesitli masallar" href="http://www.temizhikayeler.com/karma-masallar/masal.asp">Karma Masallar</a> . <a title="Cizgi Filmler" href="http://www.temizhikayeler.com/cizgi-filmler/film.asp">Cizgi Filmler</a> . <a title="Keloglan Masallari" href="http://www.temizhikayeler.com/keloglan-masallari/masal.asp">Keloglan Masallari</a> . <a title="Avrupa Masallari" href="http://www.temizhikayeler.com/avrupa-masallari/masal.asp">Avrupa Masallari</a> . <a title="Hayvan Masalları, Orman masallar, ormanlar, hayvanlar, masal" href="http://www.temizhikayeler.com/hayvan-masallari/masal.asp">Hayvan Masalları</a> . <a title="Asya Masallari" href="http://www.temizhikayeler.com/asya-masallari/masal.asp">Asya Masallari</a> . <a title="İran Masalları " href="http://www.temizhikayeler.com/iran-masallari/masal.asp">İran Masalları </a> . <a title="Karma Fikralar" href="http://www.temizhikayeler.com/karma-fikralar/fikra.asp">Karma Fikralar</a> . <a title="Nasreddin Hoca, Fikralari, hikayeleri, hikayeler, Nasrettin hoca, komik" href="http://www.temizhikayeler.com/nasreddin-hoca/fikralar.asp">Nasreddin Hoca</a> . <a title="Temel Fikralari, fikra, fikralar, karedeniz fikralari, dursun, fadime, komik" href="http://www.temizhikayeler.com/temel-fikralari/fikra.asp">Temel Fikralari</a> . <a title="Asker Fıkraları, fikralar, fikra, askerler" href="http://www.temizhikayeler.com/asker-fikralari/fikra.asp">Asker Fıkraları</a> . <a title="Adamın biri fıkraları" href="http://www.temizhikayeler.com/adamin-biri-fikralari/fikra.asp">Adamın biri fıkraları</a> . <a title="Kısa fıkra ve Espriler, espiri, komik espiriler" href="http://www.temizhikayeler.com/espiriler/espiri.asp">Kısa fıkra ve Espriler</a> . <a title="Öğrenci Öğretmen Fıkraları" href="http://www.temizhikayeler.com/ogrenci-ogretmen-fikralari/fikra.asp">Öğrenci Öğretmen Fıkraları</a> . <a title="Çocuk Baba Fıkraları" href="http://www.temizhikayeler.com/cocuk-baba-fikralari/fikra.asp">Çocuk Baba Fıkraları</a> . <a title="Dini Hikayeler, islami Hikayeler,hikaye,öykü,islami öyküler" href="http://www.temizhikayeler.com/dini-hikayeler/hikaye.asp">Dini Hikayeler</a> . <a title="Komik Hikayeler" href="http://www.temizhikayeler.com/komik-hikayeler/hikaye.asp">Komik Hikayeler</a> . <a title="Bilim Kurgu Hikayeleri" href="http://www.temizhikayeler.com/bilim-kurgu-hikayeleri/hikaye.asp">Bilim Kurgu Hikayeleri</a> . <a title="Sevgi Hikayeleri, sevgiler, sevgi öyküleri, sevgililer" href="http://www.temizhikayeler.com/sevgi-hikayeleri/hikaye.asp">Sevgi Hikayeleri</a> . <a title="Tarihi Hikayeler" href="http://www.temizhikayeler.com/tarihi-hikayeler/hikaye.asp">Tarihi Hikayeler</a> . <a title="Ilginc Hikayeler" href="http://www.temizhikayeler.com/ilginc-hikayeler/hikaye.asp">Ilginc Hikayeler</a> . <a title="Basari Öyküleri, basari hikayeleri, öyküler, öykü, basarilar, basarili insanlar" href="http://www.temizhikayeler.com/basari-oykuleri/oyku.asp">Basari Öyküleri</a> . <a title="Gerilim Korku Hikayeleri, öyküleri, öykü" href="http://www.temizhikayeler.com/gerilim-korku-hikayeleri/hikaye.asp">Korku Hikayeleri</a> . <a title="Dostluk Hikayeleri, dost, arkadaslik, arkadas öyküleri, öykü" href="http://www.temizhikayeler.com/dostluk-hikayeleri/hikaye.asp">Dostluk Hikayeleri</a> . <a title="ibretli Hikayeler" href="http://www.temizhikayeler.com/ibretli-hikayeler/hikaye.asp">ibretli Hikayeler</a> . <a title="Kahramanlik Hikayeleri" href="http://www.temizhikayeler.com/kahramanlik-hikayeleri/kahraman.asp">Kahramanlik Hikayeleri</a> . <a title="Nükte, Nükteler, mizah, komik," href="http://www.temizhikayeler.com/nukte/nukteler.asp">Nükteler</a> . <a title="Hazir Cevaplar" href="http://www.temizhikayeler.com/hazir-cevaplar/cevap.asp">Hazir Cevaplar</a> . <a title="Ask Hikayeleri, Sevgi hikayeleri, ask hikayesi, sevgi hikayesi" href="http://www.temizhikayeler.com/ask-hikayeleri/hikaye.asp">Ask Hikayeleri</a> . <a title="Türkü Hikayeleri" href="http://www.temizhikayeler.com/turku-hikayeleri/hikaye.asp">Türkü Hikayeleri</a> . <a href="http://www.temizhikayeler.com/">Anasayfa</a> . <a href="http://www.temizhikayeler.com/tum-konular/1.html">Tüm Konular</a> . <a title="hikaye, hikayeler" href="http://www.temizhikayeler.com/hikaye/hikayeler.phtml">Hikayeler</a> . <a href="http://www.temizhikayeler.com/fikralar/fikra.phtml">Fikralar</a> . <a href="http://www.temizhikayeler.com/masallar/masal.phtml">Masallar</a> . <a href="http://www.temizhikayeler.com/efsane/efsaneler.phtml">Efsaneler</a> . <a href="http://www.temizhikayeler.com/biyografi/biyografiler.phtml">Biyografiler</a> . <a title="destan, destanlar" href="http://www.temizhikayeler.com/destan/destanlar.phtml">Destanlar</a> . <a title="tavsiye, tavsiyeler, nasihat, nasihatler" href="http://www.temizhikayeler.com/tavsiye/nasihat.phtml">Nasihatlar</a> . <a title="hikaye, hikayeler" href="http://www.temizhikayeler.com/videolar/video.phtml">Videolar</a></div>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hikayelere bakis]]></title>
<link>http://sonuclar.wordpress.com/?p=12</link>
<pubDate>Mon, 23 Jun 2008 11:11:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>begci</dc:creator>
<guid>http://sonuclar.wordpress.com/?p=12</guid>
<description><![CDATA[Hikaye videolari . Bilim Kurgu Videolari .  Çizgi Filmler . Komik Videolar  . Kamera Sakalari . Tü]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><a title="Hikaye videolari" href="http://www.temizhikayeler.com/hikaye-videolari/videosu.asp">Hikaye videolari</a> . <a title="Bilim Kurgu Videolari" href="http://www.temizhikayeler.com/bilim-kurgu-videolari/video.asp">Bilim Kurgu Videolari</a> . <a title=" Çizgi Filmler,  Çizgi film videolari,  Çizgi Film videosu" href="http://www.temizhikayeler.com/cizgi-film-videolari/video.asp"> Çizgi Filmler</a> . <a title="Komik Videolar " href="http://www.temizhikayeler.com/komik-videolar/video.asp">Komik Videolar </a> . <a title="Kamera Sakalari, kemarasi sakasi videolari, saka videolari" href="http://www.temizhikayeler.com/kamera-sakalari/video.asp">Kamera Sakalari</a> . <a title="Türk Destanlari" href="http://www.temizhikayeler.com/turk-destanlari/destan.asp">Türk Destanlari</a> . <a title="Dünya Destanlari" href="http://www.temizhikayeler.com/dunya-destanlari/destan.asp">Dünya Destanlari</a> . <a title="Peygamberlerin Mucizeleri" href="http://www.temizhikayeler.com/mucize/mucizeler.asp">Peygamber Mucizeleri</a> . <a title="Evliyalarin Kerametleri" href="http://www.temizhikayeler.com/keramet/kerametler.asp">Kerametler</a> . <a title="İcatlar, Mucitler, Keşif ve Kaşifler,  Buluşlar, İcadı " href="http://www.temizhikayeler.com/icat/icatlar.asp">Icatlar</a> . <a title="Kuran Mucizeleri" href="http://www.temizhikayeler.com/kuran-mucizeleri/mucize.asp">Kuran Mucizeleri</a> . <a title="Evliyalar" href="http://www.temizhikayeler.com/evliyalar/veliler.asp">Evliyalar</a> . <a title="İcatlar, Mucitler, Keşif ve Kaşifler, Bilim İnsanları, Buluşu, İcadı " href="http://www.temizhikayeler.com/mucitler/mucit.asp">Mucitler</a> . <a title="Yazarlar, Yazar, Şair, Yazı, Şiir, Roman, Öykü, Hikaye, Anlatı" href="http://www.temizhikayeler.com/yazar/yazarlar.asp">Yazarlar</a> . <a title="Sporcu, Sporcular hayatlari ve biyografileri" href="http://www.temizhikayeler.com/sporcu/sporcular.asp">Sporcular</a> . <a title="Siyasetciler, Siyaset, siyasi, politika, politikacilar, politikaci" href="http://www.temizhikayeler.com/siyaset/siyasi.asp">Siyasetciler</a> . <a title="Şair, Şairler, Ünlü Şairler, Şiirleri, Şairlerin Hayatları, Şair Biyografileri" href="http://www.temizhikayeler.com/sair/sairler.asp">Sairler</a> . <a title="Peygamber, Peygamberler, Rasül, Nebi, Mucizeler" href="http://www.temizhikayeler.com/peygamber/peygamberler.asp">Peygamberler</a> . <a title="Osmanli Padisahlari, Padisahlar, sultanlar, vezirler" href="http://www.temizhikayeler.com/osmanli-padisahlari/padisahlar.asp">Osmanli Padisahlari</a> . <a title="İs adamlar, yöneticiler, yönetici, liderler, patronlar, is dünyasi, sektör" href="http://www.temizhikayeler.com/yonetici/patron.asp">İŞADAMI</a> . <a title="Tarihi Efsaneler, krallar ve liderlere  uydurulmus efsaneler" href="http://www.temizhikayeler.com/tarihi-efsaneler/efsane.asp">Tarihi Efsaneler</a> . <a title="Iftiralar, iftira" href="http://www.temizhikayeler.com/iftira/iftiralar.asp">Iftiralar</a> . <a title="Kehanetler, Kahin, Kahinler" href="http://www.temizhikayeler.com/kehanet/kehanetler.asp">Kehanetler</a> . <a title="Yalanlar" href="http://www.temizhikayeler.com/yalan/yalanlar.asp">Yalanlar</a> . <a title="Iddia, iddialar, iddiaa, ispatlanamamis iddialar" href="http://www.temizhikayeler.com/iddia/iddiaa.asp">Iddialar</a> . <a title="Uydurmalar, uydurma, uyduruk iddialar" href="http://www.temizhikayeler.com/uydurma/uydurmalar.asp">Uydurmalar</a> . <a title="Dini Efsaneler" href="http://www.temizhikayeler.com/dini-efsaneler/efsane.asp">Dini Efsaneler</a> . <a title="Sinema Efsaneleri" href="http://www.temizhikayeler.com/sinema-efsaneler/efsane.asp">Sinema Efsaneleri</a> . <a title="Karma Efsaneler" href="http://www.temizhikayeler.com/efsane/efsaneler.asp">Karma Efsaneler</a> . <a title="Masallar, karma masallar, cesitli masallar" href="http://www.temizhikayeler.com/karma-masallar/masal.asp">Karma Masallar</a> . <a title="Cizgi Filmler" href="http://www.temizhikayeler.com/cizgi-filmler/film.asp">Cizgi Filmler</a> . <a title="Keloglan Masallari" href="http://www.temizhikayeler.com/keloglan-masallari/masal.asp">Keloglan Masallari</a> . <a title="Avrupa Masallari" href="http://www.temizhikayeler.com/avrupa-masallari/masal.asp">Avrupa Masallari</a> . <a title="Hayvan Masalları, Orman masallar, ormanlar, hayvanlar, masal" href="http://www.temizhikayeler.com/hayvan-masallari/masal.asp">Hayvan Masalları</a> . <a title="Asya Masallari" href="http://www.temizhikayeler.com/asya-masallari/masal.asp">Asya Masallari</a> . <a title="İran Masalları " href="http://www.temizhikayeler.com/iran-masallari/masal.asp">İran Masalları </a> . <a title="Karma Fikralar" href="http://www.temizhikayeler.com/karma-fikralar/fikra.asp">Karma Fikralar</a> . <a title="Nasreddin Hoca, Fikralari, hikayeleri, hikayeler, Nasrettin hoca, komik" href="http://www.temizhikayeler.com/nasreddin-hoca/fikralar.asp">Nasreddin Hoca</a> . <a title="Temel Fikralari, fikra, fikralar, karedeniz fikralari, dursun, fadime, komik" href="http://www.temizhikayeler.com/temel-fikralari/fikra.asp">Temel Fikralari</a> . <a title="Asker Fıkraları, fikralar, fikra, askerler" href="http://www.temizhikayeler.com/asker-fikralari/fikra.asp">Asker Fıkraları</a> . <a title="Adamın biri fıkraları" href="http://www.temizhikayeler.com/adamin-biri-fikralari/fikra.asp">Adamın biri fıkraları</a> . <a title="Kısa fıkra ve Espriler, espiri, komik espiriler" href="http://www.temizhikayeler.com/espiriler/espiri.asp">Kısa fıkra ve Espriler</a> . <a title="Öğrenci Öğretmen Fıkraları" href="http://www.temizhikayeler.com/ogrenci-ogretmen-fikralari/fikra.asp">Öğrenci Öğretmen Fıkraları</a> . <a title="Çocuk Baba Fıkraları" href="http://www.temizhikayeler.com/cocuk-baba-fikralari/fikra.asp">Çocuk Baba Fıkraları</a> . <a title="Dini Hikayeler, islami Hikayeler,hikaye,öykü,islami öyküler" href="http://www.temizhikayeler.com/dini-hikayeler/hikaye.asp">Dini Hikayeler</a> . <a title="Komik Hikayeler" href="http://www.temizhikayeler.com/komik-hikayeler/hikaye.asp">Komik Hikayeler</a> . <a title="Bilim Kurgu Hikayeleri" href="http://www.temizhikayeler.com/bilim-kurgu-hikayeleri/hikaye.asp">Bilim Kurgu Hikayeleri</a> . <a title="Sevgi Hikayeleri, sevgiler, sevgi öyküleri, sevgililer" href="http://www.temizhikayeler.com/sevgi-hikayeleri/hikaye.asp">Sevgi Hikayeleri</a> . <a title="Tarihi Hikayeler" href="http://www.temizhikayeler.com/tarihi-hikayeler/hikaye.asp">Tarihi Hikayeler</a> . <a title="Ilginc Hikayeler" href="http://www.temizhikayeler.com/ilginc-hikayeler/hikaye.asp">Ilginc Hikayeler</a> . <a title="Basari Öyküleri, basari hikayeleri, öyküler, öykü, basarilar, basarili insanlar" href="http://www.temizhikayeler.com/basari-oykuleri/oyku.asp">Basari Öyküleri</a> . <a title="Gerilim Korku Hikayeleri, öyküleri, öykü" href="http://www.temizhikayeler.com/gerilim-korku-hikayeleri/hikaye.asp">Korku Hikayeleri</a> . <a title="Dostluk Hikayeleri, dost, arkadaslik, arkadas öyküleri, öykü" href="http://www.temizhikayeler.com/dostluk-hikayeleri/hikaye.asp">Dostluk Hikayeleri</a> . <a title="ibretli Hikayeler" href="http://www.temizhikayeler.com/ibretli-hikayeler/hikaye.asp">ibretli Hikayeler</a> . <a title="Kahramanlik Hikayeleri" href="http://www.temizhikayeler.com/kahramanlik-hikayeleri/kahraman.asp">Kahramanlik Hikayeleri</a> . <a title="Nükte, Nükteler, mizah, komik," href="http://www.temizhikayeler.com/nukte/nukteler.asp">Nükteler</a> . <a title="Hazir Cevaplar" href="http://www.temizhikayeler.com/hazir-cevaplar/cevap.asp">Hazir Cevaplar</a> . <a title="Ask Hikayeleri, Sevgi hikayeleri, ask hikayesi, sevgi hikayesi" href="http://www.temizhikayeler.com/ask-hikayeleri/hikaye.asp">Ask Hikayeleri</a> . <a title="Türkü Hikayeleri" href="http://www.temizhikayeler.com/turku-hikayeleri/hikaye.asp">Türkü Hikayeleri</a> . <a href="http://www.temizhikayeler.com/">Anasayfa</a> . <a href="http://www.temizhikayeler.com/tum-konular/1.html">Tüm Konular</a> . <a title="hikaye, hikayeler" href="http://www.temizhikayeler.com/hikaye/hikayeler.phtml">Hikayeler</a> . <a href="http://www.temizhikayeler.com/fikralar/fikra.phtml">Fikralar</a> . <a href="http://www.temizhikayeler.com/masallar/masal.phtml">Masallar</a> . <a href="http://www.temizhikayeler.com/efsane/efsaneler.phtml">Efsaneler</a> . <a href="http://www.temizhikayeler.com/biyografi/biyografiler.phtml">Biyografiler</a> . <a title="destan, destanlar" href="http://www.temizhikayeler.com/destan/destanlar.phtml">Destanlar</a> . <a title="tavsiye, tavsiyeler, nasihat, nasihatler" href="http://www.temizhikayeler.com/tavsiye/nasihat.phtml">Nasihatlar</a> . <a title="hikaye, hikayeler" href="http://www.temizhikayeler.com/videolar/video.phtml">Videolar</a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[TEVEKKÜL BÖYLE Mİ OLUR?]]></title>
<link>http://egitimciler.wordpress.com/?p=32</link>
<pubDate>Fri, 20 Jun 2008 11:28:24 +0000</pubDate>
<dc:creator>H.Ç.</dc:creator>
<guid>http://egitimciler.wordpress.com/?p=32</guid>
<description><![CDATA[Büyük velilerden Şakik belhi, bir kıtlık senesinde herkesin kara kara düşündüğü bir ortam]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="font-size:small;font-family:Tahoma;">Büyük velilerden Şakik belhi, bir kıtlık senesinde herkesin kara kara düşündüğü bir ortamda zengin bir adamın kölesinin şakır şakır oynadığına şahit oldu. yanına yaklaştı ve sordu:</span></p>
<ul type="DISC">
<li><span style="font-size:small;font-family:Tahoma;">Herkes kıtlıkla, açlıkla karşı karşıya olmaktan inler dururken sen neye güvenerek böyle oynayabiliyorsun?</span></li>
</ul>
<ul>
<p align="justify"><span style="font-size:small;font-family:Tahoma;">Köle cevap verdi:</span></p>
</ul>
<ul type="DISC">
<li><span style="font-size:small;font-family:Tahoma;">Herkesten bana ne.. benim için bir tehlike söz konusu değil. Benim efendimin 7-8 tane köyü var. her ihtiyacımız o köylerden sağlanıyor. </span></li>
</ul>
<p align="justify"><span style="font-size:small;font-family:Tahoma;">Bu açıklama Şakik’i adeta bir şamar gibi sarstı. çünkü kendisi de kıtlıktan dolayı endişe içindeydi. ama köle onu uyandırdı. ve kendi kendine şöytle dedi:</span></p>
<ul>
<p align="justify"><span style="font-size:small;font-family:Tahoma;">- Ey Şakik kendine gel.. Şu köle nihayet bir insan olan efendisine bunca güveniyor kendisini emniyet içinde hissediyor. sen ki bütün canlıların rızkını garanti eden Allah’a inanıyor, tevekkül ediyorsun.. Bu nice tevekküldür ki rızık endişesi içindesin..</span></p>
</ul>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[EBU TALHA VE HZ. RUMEYSA]]></title>
<link>http://egitimciler.wordpress.com/?p=31</link>
<pubDate>Fri, 20 Jun 2008 11:28:04 +0000</pubDate>
<dc:creator>H.Ç.</dc:creator>
<guid>http://egitimciler.wordpress.com/?p=31</guid>
<description><![CDATA[Rümeysa (r.anha) anlatıyor:
Çocuğum hasta idi. babası Ebu Talha bir yere gitmişti. Oğlum öld]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="font-size:small;font-family:Tahoma;">Rümeysa (r.anha) anlatıyor:</span></p>
<p align="justify"><span style="font-size:small;font-family:Tahoma;">Çocuğum hasta idi. babası Ebu Talha bir yere gitmişti. Oğlum öldü. Babası geldiğinde yemek getirdim. Daha çok süslenmiştim. Sevinçli görünüyordum. Dedim ki:</span></p>
<p align="justify"><span style="font-size:small;font-family:Tahoma;">-Komşumuza bir emanet verdim. geri istediğimde temelli vermişim gibi istemeyerek iade etti. Üstelik de ağladı.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-size:small;font-family:Tahoma;">Ebu Talha hayretler içinde dedi ki:</span></p>
<ul type="DISC">
<li><span style="font-size:small;font-family:Tahoma;">Emanet verilen şey geri istenince iade etmek hiç zor gelir mi?</span></li>
</ul>
<p align="justify"><span style="font-size:small;font-family:Tahoma;">Hemen cevap verdim:</span></p>
<ul>
<p align="justify"><span style="font-size:small;font-family:Tahoma;">-Senin oğlun Allah’ın bize emanetiydi bugün geri isteyip aldı.</span></p>
</ul>
<p align="justify"><span style="font-size:small;font-family:Tahoma;">Ebu Talha:</span></p>
<ul>
<p align="justify"><span style="font-size:small;font-family:Tahoma;">-Hepimiz O’na döneceğiz dedi.</span></p>
</ul>
<p align="justify"><span style="font-size:small;font-family:Tahoma;">Sabah olunca Ebu Talha bunu Rasulullaha’a söyledi O da buyurdu ki:</span></p>
<ul>
<p align="justify"><span style="font-size:small;font-family:Tahoma;">“Dünkü geceniz mübarek olsun. büyük bir gece geçirdiniz. cennete girdiğimde Ebu Talha’nın Hanımı Rümeysa’yı orada gördüm.”</span> </p>
</ul>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[HZ. MUSA'NIN CENNETTEKİ KOMŞUSU]]></title>
<link>http://egitimciler.wordpress.com/?p=30</link>
<pubDate>Fri, 20 Jun 2008 11:26:48 +0000</pubDate>
<dc:creator>H.Ç.</dc:creator>
<guid>http://egitimciler.wordpress.com/?p=30</guid>
<description><![CDATA[Hz. Musa Aleyhisselâm, b