<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>hiristiyan &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/hiristiyan/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "hiristiyan"</description>
	<pubDate>Fri, 10 Oct 2008 19:43:46 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[BİZİM MEZHEPLERİN HIRİSTİYAN MEZHEPLERDEN FARKI NE?]]></title>
<link>http://dindar.wordpress.com/?p=87</link>
<pubDate>Mon, 15 Sep 2008 13:55:59 +0000</pubDate>
<dc:creator>dindar</dc:creator>
<guid>http://dindar.tr.wordpress.com/2008/09/15/bizim-mezheplerin-hiristiyan-mezheplerden-farki-ne/</guid>
<description><![CDATA[Bir kere Kuran’ın dinin tek kaynağı olduğu göz ardı edilip hadisler, içtihadlar dinin kayna]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kere Kuran’ın dinin tek kaynağı olduğu göz ardı edilip hadisler, içtihadlar dinin kaynağı kabul edilince, birçok mezhebin ortaya çıkması kaçınılmazdı.Nitekim öyle oldu ve yüzlerce mezhep ortaya çıktı. Bugün dört mezhep denilen mezhepler, işte bu birçok mezhepten zaman içinde daha çok kabul görüp, günümüze kadar gelenlerdir. Bir hadise göre erkeklerin baldırını örtmesi gerektiği, diğerine göre baldırın gözükebileceği anlaşılır. Bir hadis yorumuna göre kan akması, diğer hadis yorumuna göre ise kadın elinin değmesi abdesti bozar... Tüm bu örneklerdeki gibi farklı izahlarda doğruyu kim, nasıl bulacaktır? Kuran dışında başka kaynaklara kapıyı açarak kargaşalara yol açanlar, mezhepleri ortaya sürüp bu kargaşayı önlemeye çalışmışlardır. Böylece Kuran’ın dini, yani Allah’ın gönderdiği İslam; mezheplerin dinine, mezheplerin İslam’ına dönüşmüştür. Mezhep kurucusunun biri çıkar diz ile göbek arasını örteceksiniz hadisini alır, diğer hadisi inkar eder ve böylece dine yeni bir haram sokar. Diğer bir mezhep kurucusu ise baldırın gözükebileceği sonucu çıkan hadisi doğru, diğer hadisi yanlış kabul ederek baldırın gözükebileceğini ilan eder. Mezhep kurucularından biri Peygamber’in sivilcesinin koparılması ile ilgili hadisinden kanın abdesti bozduğu sonucunu çıkarır, dine bir ilave yapar. Diğeri ise kadın elinin değmesi abdesti bozdu yorumunu yapar, diğerinin ilavesini reddedip kendi ilavesini dine katar. Oysa bu hadisler başka türlü de yorumlanabilir. Fakat Kuran dinin tek kaynağı olduğu için buna ihtiyaç yoktur.</p>
<h3><a name="2">BİZİM MEZHEPLERİN HIRİSTİYAN MEZHEPLERDEN FARKI NE?</a></h3>
<p>Mezhep imamları nasih-mensuh ile Kuran ayetlerinin hükmünü iptal ederek (25. Bölümü okuyun), farklı hadislerden kendilerine göre birini seçerek, kendilerine göre hadisleri yorumlayarak ve kendilerini içtihad yetkisiyle Allah’ın serbest bıraktığı konuları açıklayıcı konumuna getirerek(39. Bölümü okuyun), yepyeni bir<br />
dinsel yapı oluşturmuşlardır. Bu yeni yapının Allah’ın dini olduğu sanılsa da, ne yazık ki bu yeni yapı Katolik ve Ortodoks Hıristiyanlık ne kadar Allah’ın diniyse o kadar Allah’ın dinidir. Bazıları bu mezhep imamlarının çok iyi niyetli olduğunu, din için fedakarlıklar yaptıklarını anlatarak eleştirileri görmezlikten gelmektedirler. Peki Ortodoks ve Katolik rahiplerin de iyi niyetli oldukları ve kendi mezhepleri için çalıştıkları söyleniyor, biz ne yapalım, Katolik ve Ortodoks bağnazlığı bu iyi niyet söylemlerinden ötürü Allah’ın<br />
gönderdiği Hıristiyanlıkla bir mi tutacağız? Bu mezheplerin imamları öyle bir konuma getirilmiştir ki; onlara verilen yetkiyle onlar istediğini iptal edilmiş hüküm ilan ederek, istediklerini kendilerince yorumlayarak, dilediklerini kabul ederek, uygun gördükleri durumlarda içtihad ederek Kuran’daki hükümlerden kat kat fazla hacimde sünnetler, farzlar, helaller, haramlar oluşturmuşlardır. Kuran’ın otoritesi dışında oluşturulan bu mezheplere Hanefi, Şafi , Maliki, Hanbeli, Şii adları verilmiş, bu mezheplere uyan mukallidler(mezhep taklitçileri) ise mezheplerinin adlarıyla anılmışlardır. Oysa bakın Kuran’da ne diyor:</p>
<p>Dinlerini parça parça edip hiziplere bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Allah onlara yapıp ettiklerini haber verecektir.</p>
<p>6-Enam Suresi 159</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Diyalogcular Bana Neden Kızıyor?]]></title>
<link>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=174</link>
<pubDate>Fri, 23 May 2008 15:01:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>diyalog</dc:creator>
<guid>http://diyalogcu.tr.wordpress.com/2008/05/23/diyalogcular-bana-neden-kiziyor-dinler-arasi-diyalogculara/</guid>
<description><![CDATA[

Bana Niçin Öfkeleniyorsunuz?

Siz Müslüman, ben Müslüman ve siz bana çok kızıyor, köpür]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://diyalogcu.files.wordpress.com/2008/05/fethullah_gulen_papa_elele_.jpg"><img src="http://diyalogcu.wordpress.com/files/2008/05/fethullah_gulen_papa_elele_.jpg" alt="Fethullah Gülen Papa " width="400" height="390" class="aligncenter size-full wp-image-175" /></a>
</p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="3"><strong><u>Bana Niçin Öfkeleniyorsunuz?</strong></u></font></p>
<p><font color="#325a78" face="verdana " size="2"></p>
<p>Siz Müslüman, ben Müslüman ve siz bana çok kızıyor, köpürüyorsunuz. Acaba bu öfkenin sebepleri, gerekçeleri nedir? Kur’ân’a, Sünnete, Şeriata, fıkha, ahlâk-ı İslâmiyeye aykırı bir şeyler mi yazmışım?.. Hayır, böyle bir şey yok... Olursa ve uyarılırsam hemen hatâmı kabul ederim.</p>
<p>Araştırdım, siz bana şu sebeplerden dolayı kızıyormuşsunuz:</p>
<p><strong>1. </strong>Siz bir cemaate mensupmuşsunuz, ben o cemaatin bazı fikir, görüş ve inançlarını (isim vermeden, şahsîleştirmeden) tenkit ediyormuşum...</p>
<p><strong>2.</strong> Siz bir “Hazret-i Muhtereme” bağlı imişsiniz. O zatın hiç günah işlemediğine, hatâ yapmadığına, yanılmadığına, mâsum/ismetli olduğuna inanıyormuşsunuz. Benim bazı tenkitlerimin ucu ise o Hazretü’l-Hazerat hazretlerine dokunuyormuş...</p>
<p><strong>3.</strong> Siz, Hz. Muhammed Aleyhisselamı, Kur’ân-ı Kerim’i, İslâm dinini inkar eden kafirlerin ehl-i necat (kurtuluş ehli) ve ehl-i cennet olduğuna inanıyormuşsunuz; ben ise bu inançların İslâm ile, Kur’ân ile, Sünnet ile bağdaşmadığını yazıyormuşum. Böylece size ve “dostlarınıza” zarar veriyormuşum...</p>
<p><strong>4.</strong> Para, madde, dünya konusunda yazdıklarım dolaylı olarak sizi rahatsız ediyormuş...</p>
<p>Bu sebeplerden ve gerekçelerden dolayı rahatsız olup bana düşmanlık ediyorsanız ben ne yapabilirim?</p>
<p>Doğrudan doğruya yapmadığım, isim vermediğim, şahsîleştirmediğim anonim tenkitlerim dolayısıyla kimseden korkacak ve çekinecek değilim. Bunları iyilik için, salâh için yapıyorum.</p>
<p>Yanlışım varsa açık imza ve adres, telefon numarası vererek gerekçeli şekilde yazın, çok uzun olmamak şartıyla bu sütunlarda basayım. Lütfen şu sorularıma cevap veriniz:</p>
<p>* <strong>Siz, Teslis’e inananlarla, Müslümanların Allah inancı birdir diyorsunuz. Bu görüşünüz ve inancınız İslâm’a tamamen zıttır. Kur’an-ı Kerim’de Teslis inancının yanlış olduğu sarih şekilde beyan buyrulmuştur.</strong></p>
<p>* <strong>Bir kimse, Peygamberimizin risâletini, davetini, Kitabını, dinini duysa, öğrense, bilse ve bunlara iman etmese, İslâm’ın öğretilerine göre o kişi ehl-i necat ve ehl-i cennet olmaz.</strong></p>
<p>Bana kızıp köpürmekle, sövüp saymakla yukarıda açıkladığım yanlış inançları doğrulamak mümkün müdür?</p>
<p>Bu konularda yanlış düşünmediğinizi, sapık inançlar sergilemediğinizi, gücünüz yetiyorsa ispat edin. Mümkün değil ispat edemezsiniz. Çünkü bunlar Yüce İslâm dinine zıt bozuk inançlardır.</p>
<p>Yarın, ahiret aleminde Yüce Huzurda ne cevap vereceksiniz?</p>
<p>Allah, Kitabında tek hak dinin İslâm olduğunu beyan buyuruyor, siz ise üç hak İbrahimî din bulunduğunu söylüyorsunuz. İslâm dünyasının icazetli büyük fakihlerine, müftülerine, allamelerine sorunuz. Bakalım ne diyecekler?</p>
<p>Bozuk inançlar sergileyen <strong>Diyalogcular</strong> niçin, bütün milletin seyredeceği bir açık oturuma katılmıyorlar? Böyle bir toplantı yapılmasını defalarca teklif ettim. Gündemi daha önceden belli olacak. İhtilâflı/tartışmalı konular açık seçik yazılacak. Öyle mugalata yapmak, havanda su dövmek, lastikli konuşmak yok.</p>
<p>Temiz Müslümanların Amerika ve İsrail’le iş birliği yapması mümkün müdür? Onlar Irak’ta bir milyon Müslüman’ı katlettiler. Filistin’de yapılanları görüyoruz.</p>
<p>Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) bir Müslüman’ın kabul edip destekleyeceği bir proje midir?</p>
<p>Amerikan ve Yahudi parasıyla İslâm’a hizmet edilebilir mi? (Almayanlara bir şey dediğim yok, sözüm alanlaradır... Almayanlar gocunmasınlar...)</p>
<p>Bendeniz dokuz köyden kovulmuş bir insanım, yaşım ilerledi, herhangi bir dünyevî bir emelim yoktur. Gerçek İslâmiyet’i, <strong>Ehl-i Sünnet </strong>Müslümanlığını, gerçek Kur’ân Müslümanlığını savunuyorum. Bu savunma esnasında uğrayacağım hakaretler, maruz kalacağım düşmanlıklar ve tükürükler benim için şeref olacaktır.</p>
<p style="text-align:right;"><em>Mehmet Şevket Eygi</em></font></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İngiltere Kraliçesi’nin Bize Hatırlattıkları: Sömürge, Zulüm, İşkence…]]></title>
<link>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=172</link>
<pubDate>Wed, 21 May 2008 21:40:19 +0000</pubDate>
<dc:creator>diyalog</dc:creator>
<guid>http://diyalogcu.tr.wordpress.com/2008/05/21/ingiltere-kralicesinin-bize-hatirlattiklari-somurge-zulum-iskence/</guid>
<description><![CDATA[
Tarih boyunca, Müslümanlar idareleri altındaki milletlerin hukukuna saygı göstermişler, hiçb]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><img class="size-full wp-image-173" src="http://diyalogcu.wordpress.com/files/2008/05/kralice_ingiltere_.jpg" alt="İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth o an " width="374" height="278" /></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Tarih boyunca, Müslümanlar idareleri altındaki milletlerin hukukuna saygı göstermişler, hiçbir devirde bunlara zulüm işkence yapmamışlardır. Mesela Osmanlının hiçbir döneminde kendilerinden olmayanlara zulüm yapılmamış, bunlar birbirlerine düşürülerek kırdırılmamıştır. Batılı sömürgeciler ise, her türlü zulmü işkenceyi reva görmüşlerdir. Sadece Müslümanlara değil, kendi inançlarından olmayan yani Hıristiyan olmayan herkese aynı muameleyi göstermişlerdir.<br />
</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Umulur ki, 21. yüzyılda artık bu huylarından, politikalarından vazgeçmişlerdir. Geçmişte yaptıklarından ders almışlardır. İbret alınması için geçmişte yaptıkları bazı uygulamalarından örnekler vermek istiyorum: Meselâ, İngilizlerin en büyük sömürgeleri olan Hindistan’ın Amritsar şehrinde 1919 senesinde bir gün âyin sebebi ile toplanan Hindûlar, bisikleti ile oradan geçen bir Hıristiyan kadın misyonerine gereken hürmeti göstermedikleri için <strong>misyoner</strong> kadın, İngiliz generale bunları şikâyet eder.<br />
</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> General derhâl askerlerine emir vererek, ma’bedde âyinle meşgûl halkın üzerine ateş açtırıp on dakîkada yüzlerce kişiyi öldürtür. General bununla da yetinmeyerek, halkı üç gün elleri ve ayakları üzerinde hayvan gibi yürütür.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Şikâyet üzerine olayın aslını tahkîkât için Hindistan’a gelen müfettiş, generale müdafaasız halka ateş açtırmasının sebebini sorar. General: “Buranın kumandanı benim. Öyle lüzûm gördüm ve emrettim” cevâbını verir. Müfettiş: “Pekâlâ, halkın yüzüstü sürünmesini emretmenizin sebebi nedir?” diye sorar. General: </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong>“Hindlilerden bir kısmı tanrıları karşısında yüzüstü sürünüyorlar. Bunlara, bir İngiliz kadının bir Hindû tanrısı kadar mukaddes olduğunu ve onun karşısında da hakâret değil, sürünmeleri îcap ettiğini anlatmak istedim”</strong> diye cevap verir...<br />
</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Hindistan hükümdarı Bahadır Şah, İngilizlerin yaptıkları zulümlere dayanamayarak, 1857’de, İngilizlere karşı askerlerin ve halkın teşvîki ile büyük bir ayaklanma başlatmıştı. İngilizlerin Şah’a karşı tepki ve zulmü çok şiddetli oldu. İngiliz askerleri, genç, ihtiyâr, kadın erkek demeden bütün Müslümanları, hattâ çocukları kılıçtan geçirdiler.<br />
</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Şâh teslîm oldu. İki oğlu ve torunu öldürüldü. Bunların etinden çorba yaparak Şâh’a ve hanımına ikram edildi. Çok aç olduklarından hemen ağızlarına aldılar. Fakat, ne eti olduğunu bilmedikleri hâlde çiğneyemediler, yutamadılar. Kustular, çorba tabaklarını yere bıraktılar. Vâli Henri Bernard onlara: “Niçin yemediniz? Çok güzel çorbadır. Oğullarınızın etinden yaptırdım” dedi. Bir insan bunu nasıl yapar? Yapar çünkü, bunlar kendilerinden başkalarını insan kabul etmiyorlar...<br />
</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Araştırmacı yazar sayın Yusuf Gezgin, <em>Aktifhaber</em>’de bakınız İngilizleri ve politikalarını nasıl anlatır:<br />
</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> “Köleliği sistematik hale getirip, insanları yurdundan, ailesinden kopararak ‘bir ticari meta’ haline getiren bunlardır. Çok değil beş asır önce bir toprağı, kimliği medeniyeti olan Kızılderililerden, Aborijinlere, Mayalara, Asteklere kadar onlarca milletin-medeniyetin köküne kezzap suyu döken bunlardır.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Bütün sınır anlaşmazlıklarının ve toprak kavgalarının arkasında İngilizler vardır. İngilizlerin çekildiği coğrafyalarda nizasız, kavgasız, huzur içinde tek bir ülke, bölge gösteremezsiniz. <strong>Çekildikleri yerlerde özellikle problem bırakırlar ki, elleri o coğrafyadan çekilmesin.</strong><br />
</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> İngiltere demokrasinin beşiği bilinir. <strong>Ama demokrasiyi sadece kendilerine layık görürler.</strong> İngilizlerin çekildiği bütün coğrafyalar acımasız diktatörlerin elindedir. Zira diktatörleri idare etmek, yönlendirmek ve buyruklara amade kılmak milletleri yönlendirmekten çok daha kolaydır. Halklar demir yumruklar altında ezilirken bunlar ‘demokrasiyi’, ‘insan haklarını’ değil, diktatörlerden tahtlarını koruma mukabili rüşvet aldıkları imtiyazları, zenginlikleri hatırlarlar.<br />
</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong> İngiltere Kraliçesinin tarihî ve turistik yöreleri gezmek için geldiğini sanmıyorum! Acaba Kraliçe Türkiye’de, kendi kurdukları sarsılan derin dengeleri yeniden inşa etmek veya revize etmek için mi geldi? Yoksa, Orta Doğu’da uygulanacak yeni planlara bizi hazırlama, altyapı oluşturma amacı mı var?</strong>”</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İslam Adaleti ve Vahşi Haçlı Zihniyeti]]></title>
<link>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=160</link>
<pubDate>Tue, 13 May 2008 17:52:19 +0000</pubDate>
<dc:creator>diyalog</dc:creator>
<guid>http://diyalogcu.tr.wordpress.com/2008/05/13/islam-adaleti-ve-vahsi-hacli-zihniyeti/</guid>
<description><![CDATA[
Dinler arası diyalogdan, hoşgörüden bahseden Hıristiyan devletler, geçmişte pek çok defa ol]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><a href="http://diyalogcu.wordpress.com/files/2008/05/irak_amerika_isgal_katliam_.jpg"><img class="size-full wp-image-161" src="http://diyalogcu.wordpress.com/files/2008/05/irak_amerika_isgal_katliam_.jpg" alt="ırak ıraklı çocuk ırak işgali ırak savaşı ırak fotoğrafları savaş kan zulüm Very graphic image from Iraq" width="325" height="404" /></a></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Dinler arası diyalogdan, hoşgörüden bahseden Hıristiyan devletler, geçmişte pek çok defa olduğu gibi bugün de, acımasızca Müslümanların üzerine saldırmakta, kadın, çocuk, sivil demeden önüne geleni katletmektedir. Geçmişte yaptıkları Haçlı zulümlerine bir yenisini daha ekleme zilletindedirler.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">İnsanlık tarihi boyunca, zalim diktatörler, ellerini kana boyayıp, memleketlere hâkim olmuş, zulüm ile insanları inleterek, sömürerek, üstün silâhlar yapmış, dünyayı korkutmuş iseler de, çabuk yıkılmışlar ve tarih boyunca, la’netle anılmışlardır. </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Örümcek yuvası gibi çabuk kurulan tuzakları, sabâh rüzgârı gibi hafîf bir kuvvetle uçmuş, insanlığa yarar bir şey bırakmamışlardır. Şimdi de, zulme dayanan devletler, ne kadar büyük ve kuvvetli görünseler de, elbette yıkılacak, zulüm pâyidâr olamayacaktır. </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Böyle zalimler, bir anda parlayan kibrite benzer ki, etrafındaki saman, talaş gibi hafîf şeyleri tutuşturur, eli yakar, evleri harâb edebilir. Kendi ise, hemen söner, biter. Adâlete dayanan devletler ise, kaloriferlerin radyatörü gibidir. Radyatör, bir şeyi yakmaz, odaları ısıtarak, insanlara rahatlık verir. Sıcaklığı aşırı, zararlı değildir. Fakat ısı, enerji kaynağına mâliktir. İslâmiyet de, böyle faydalı bir enerji kaynağı olup, kendisine bağlanan fertleri, âileleri ve cemiyetleri besler, kuvvetlendirir. Böyle hareket eden devletler tarihte az da olsa vardır. </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">İslam tarihini inceleyenler bilir. Hz. Ömer on yıllık Halifeliği zamanında devrin iki süper devleti olan Bizans ve Sasani imparatorluğunun toprakları içinde bulunan Suriye, Filistin, Mısır, Irak ve İran’ı devletinin sınırları içine aldı. Kuzey Afrika’dan Türkistan’a, Azerbaycan’dan Yemen’e kadar uzanan iki milyon kilometre kareden büyük bir İslam Devletini kurdu ve mükemmel müesseselerle, gayet muntazam bir şekilde yönetti. Herkes can ve mal güvenliği içinde idi. Tahakkümleri zulme değil, adalete, merhamete dayanıyordu. </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Rum İmparatoru Herakliyus'un büyük ordularını perişan eden İslâm askerlerinin başkumandanı Ebû Ubeyde bin Cerrâh hazretleri zafer kazandığı her şehirde tellallar dolaştırarak, Rumlara halîfe Hazret-i Ömer'in emirlerini bildirirdi: </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong>“Ey Rumlar! Allahü teâlânın yardımı ile ve halîfemiz Ömer'in emrine uyarak, bu şehri de aldık. Hepiniz ticâretinizde, işinizde, ibâdetlerinizde serbestsiniz. Malınıza, canınıza, ırzınıza, kimse dokunmayacaktır. İslâmiyetin adâleti aynen size de tatbîk edilecek, her hakkınız gözetilecektir. Dışardan gelen düşmana karşı, Müslümanları koruduğumuz gibi, sizi de koruyacağız. Bu hizmetimize karşılık olmak üzere, Müslümanlardan hayvan zekâtı ve uşur aldığımız gibi, sizden de, senede bir kere cizye dediğimiz vergiyi vermenizi istiyoruz. Size hizmet etmemizi ve sizden cizye almamızı Allahü teâlâ emretmektedir.”</strong> </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Cizye de rastgele alınmazdı. Fakîrlerden kırk, orta hallilerden seksen, zenginlerden yüz altmış gram gümüş veya bu değerde mal yahut tahıldır. </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Kadınlardan, çocuklardan, hastalardan, yoksullardan, ihtiyârlardan ve din adamlarından cizye alınmazdı. </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Humus Rumları, vergilerini seve seve getirip, Beytülmâl emîni Habîb bin Müslim'e teslîm ettiler. Bir müddet sonra, Herakliyus'un, bütün memleketinden asker toplayarak Antakya'ya hücûma hâzırlandığı haber alındı. Bunun üzerine, Humus şehrindeki askerlerin de, Yermük'teki kuvvetlere katılmasına karar verildi. Ebû Ubeyde, şehirde tellallar dolaştırdı: </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong>“Ey Hıristiyanlar! Size hizmet etmeğe, sizi korumağa, söz vermiştim. Buna karşılık, sizden cizye almıştım. Şimdi ise, halîfeden aldığım emir üzerine, Herakliyus ile gaza edecek olan kardeşlerime yardıma gidiyorum. Size verdiğim sözde duramayacağım. Bunun için hepiniz Beytülmâla gelip, vergilerinizi geri alınız! İsimleriniz ve verdikleriniz defterimizde yazılıdır.”</strong> </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Böyle bir olay dünyanın neresinde görülmüş? Sömürme, gelirlerine el koymayı bırakın, hiçbir zorlama olmadan, zorlamayı bırakın normal istek bile olmadan alınan paralar iâde ediliyor. </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Hıristiyanlar, Müslümanların bu adâletini, bu şefkatini görünce, senelerden beri Rûm İmparatorlarından çektikleri zulümlerden ve işkencelerden kurtuldukları için bayram yaptılar. Çoğu seve seve Müslüman oldu. </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Hatta çoğu, kendi arzûları ile Rum ordularına karşı İslâm askerine câsusluk yaptılar. Ebû Ubeyde böylece, Herakliyus'un ordularının her hareketini günü gününe haber alırdı. Büyük Yermük zaferinde bu Rum câsuslarının büyük yardımı oldu. İslâm devletlerinin meydana gelmesi, yayılması, asla saldırmakla, öldürmekle olmadı. </span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">İslam devletlerini ayakta tutan, yaşatan, büyük ve başlıca kuvvet, îmân kuvveti idi ve İslâm dîninde çok kuvvetli bulunan adâlet, iyilik, doğruluk ve fedâkârlık kudreti idi. Bunu için zulümleri ile değil, adaletleri ile anılıyor. Bundan sonra da anılacak!..</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sapık papazları örtbas etme fonu]]></title>
<link>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=153</link>
<pubDate>Wed, 07 May 2008 10:44:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>diyalog</dc:creator>
<guid>http://diyalogcu.tr.wordpress.com/2008/05/07/subyanci-papazlar-hiristiyanlik-papa-kilise-sapik-papazlar/</guid>
<description><![CDATA[
Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlı Amerikan Rum Ortodoks kilisesinin bünyesindeki bazı papazlar]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><img class="size-medium wp-image-154" src="http://diyalogcu.wordpress.com/files/2008/05/papaz_kilise_ortodoks_.jpg?w=200" alt="papaz kilise ortodoks rahip rahibe papa katolik hıristiyan sübyancı sapık adam" width="271" height="405" /></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong>Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlı Amerikan Rum Ortodoks kilisesinin bünyesindeki bazı papazların sübyancılık vakalarının “örtbas” edilmesi için 6 yılda 8.3 milyon dolar tazminat ödendiği açıklandı.</strong><br />
</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Haftalık “Thema” gazetesinin manşet haberine göre, Rum asıllı Amerikalıların Ortodoks kilisesi lideri Başpiskopos Dimitrios, cemaati içinde, “sübyancılık vakalarını örtbas etme” ve “çocukların velileriyle, tazminat ödeme yoluyla işi tatlıya bağlama” taktikleri nedeniyle yoğun eleştiri altında...</span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong>Buzdağının tepesi</strong><br />
</span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Son yıllardaki sübyancılık vakalarından sadece 11 papazla ilgili olanlar kamuoyunca öğrenilebildi. Örtbas edilen vakaların sayısı bilinmiyor. “Amerikan Rum Ortodoks kilisesinde seksüel tacize uğrayanlara yardım” cemiyeti kurucusu Kathy Larson, “Ortodoks kiliselerinde sübyancılık vakaları çok, kamuoyuna duyurulanlar sadece buzdağının tepesini oluşturuyor. Failler Yunanistan’a kaçıyor. Yunanistan’da papazlık yapmayı sürdürmeleri olasılığı beni çok huzursuz ediyor” dedi.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong>72 yaşında yargıda</strong><br />
</span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> ABD’deki Rum Ortodoks toplumunu çalkalayan en son sübyancılık skandalı, 20 Mayıs’ta ABD adaletince incelenmeye başlanacak. Gazeteye göre, fail geçmişte 5 çocukla ilişkide bulunmuş, şimdi 72 yaşında olan papaz Nikolaos Katinas.<br />
Başpiskopos Dimitrios’un yakını olan Nikolaos’un çocuklarla kilise içinde seks yaptığı belirtiliyor. Nikolaos Katinas’ın yargılanması sürecinde kilise hiyerarşisinin “örtbas çabaları” kanıtlanırsa, Dimitrios’un da suçlanması gündeme gelebilecek. Papaz Nikolaos şimdi Yunanistan’da yaşıyor.</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Öteki dinlerden olanlar ile ilişkilerimizi nasıl düzenlemmeliyiz?]]></title>
<link>http://calinandin.wordpress.com/2007/12/26/oteki-dinlerden-olanlar-ile-iliskilerimizi-nasil-duzenlemmeliyiz/</link>
<pubDate>Wed, 26 Dec 2007 02:08:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>msakli</dc:creator>
<guid>http://calinandin.tr.wordpress.com/2007/12/26/oteki-dinlerden-olanlar-ile-iliskilerimizi-nasil-duzenlemmeliyiz/</guid>
<description><![CDATA[Hırıstiyan, Yahudi ve Öteki dinlerden olanlar ile ilişkilerimizi nasıl düzenlemeliyiz?

Aşağ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:arial;">Hırıstiyan, Yahudi ve Öteki dinlerden olanlar ile ilişkilerimizi nasıl düzenlemeliyiz?<br />
</span><br />
<span style="font-family:arial;">Aşağıdaki ayetler Kuran ın Diyanet İşleri tarafından yayınlanan çevirisinden (</span><a href="http://www.kuran.gen.tr/"><span style="font-family:arial;">http://www.kuran.gen.tr/</span></a><span style="font-family:arial;">) alınmıştır.<br />
</span></p>
<p><span style="font-family:times new roman;">(Maide)5:51 51. Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu doğruya iletmez. </span><br />
<span style="font-family:times new roman;"><br />
(Maide)5:57 Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve öteki kafirleri dost edinmeyin. Eğer mü'minler iseniz Allah'a karşı gelmekten sakının.<br />
</span><span style="font-family:times new roman;"><br />
</span><br />
<span style="font-family:arial;">Bu ayetlerin gösterdiği doğrultuda sürekli olarak toplumlar ve insanlar arası ilişkilerin geliştiği bir dünyada Hırıstiyan, Yahudi ve Öteki dinlerden olanlarla ilişkilerimizi nasıl düzenlemeliyiz?</span><br />
<span style="font-family:Arial;"></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Said Nursi: Hıristiyanlar da şehid olabilir? (video) Nurculuğun Sapkınlığı MAZLUM HRİSTİYANLAR ŞEHİT MİDİR? risale-i nur(suz) ]]></title>
<link>http://fethullah.wordpress.com/2007/08/12/said-nursi-hiristiyanlar-da-sehid-olabilir-video-nurculugun-sapkinligi-bediuzzaman-ustad-cevsen-risale-i-nursuz/</link>
<pubDate>Sun, 12 Aug 2007 19:09:24 +0000</pubDate>
<dc:creator>aşk fedaisi</dc:creator>
<guid>http://fethullah.tr.wordpress.com/2007/08/12/said-nursi-hiristiyanlar-da-sehid-olabilir-video-nurculugun-sapkinligi-bediuzzaman-ustad-cevsen-risale-i-nursuz/</guid>
<description><![CDATA[
Bakınız Said Nursi,   nam-ı diğer &#8220;deli Sait&#8221; neler saçmalamış?
http://www.ebube]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/2Ej1mCgT4dw'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/2Ej1mCgT4dw&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></p>
<p align="center"><strong>Bakınız Said Nursi,   nam-ı diğer "deli Sait" neler saçmalamış?</strong></p>
<p><a href="http://www.ebubekirsifil.com/index.php?sayfa=detay&#38;tur=gazete&#38;no=261" target="_blank">http://www.ebubekirsifil.com/index.php?sayfa=detay&#38;tur=gazete&#38;no=261</a><br />
<a href="http://www.ebubekirsifil.com/index.php?sayfa=detay&#38;tur=gazete&#38;no=263" target="_blank">http://www.ebubekirsifil.com/index.php?sayfa=detay&#38;tur=gazete&#38;no=263</a></p>
<p><strong>KAYNAK:<br />
Milli Gazete - 20 Kasım 2004<br />
EBUBEKİR SİFİL</strong></p>
<p align="center"> <strong>MAZLUM HRİSTİYANLAR ŞEHİT MİDİR?</strong></p>
<p>Soru: Üstad Said-i Nursi'nin şu sözünü nasıl anlamalıyız: "Hristiyanların mazlumları şehit olarak ölür."</p>
<p>Cevap: Said Nursi merhumun bu sözü, bildiğim kadarıyla Kastamonu Lahikası'nda (Mektup no: 75, s. 1615) geçmektedir. Oradaki ifadeleri şöyledir:</p>
<p>"… Şiddet-i şefkat ve rikkatten, bu kışın şiddetli soğuğuyla beraber mânevî ve şiddetli bir soğuk ve musibet-i beşeriyeden biçarelere gelen felâketler, helâketler, sefaletler, açlıklar şiddetle rikkatime dokundu. Birden ihtar edildi ki:</p>
<p>"Böyle musibetlerde kâfir de olsa hakkında bir nevi merhamet ve mükâfat vardır ki, o musibet ona nispeten çok ucuz düşer. Böyle musibet-i semaviye mâsumlar hakkında bir nevi şehadet hükmüne geçiyor.</p>
<p>"Üç dört aydır ki, dünyanın vaziyetinden ve harbinden hiçbir haberim yokken, Avrupa'da, Rusya'daki çoluk çocuğa acıyarak tahattur ettim. O mânevî ihtarın beyan ettiği taksimat bu elîm şefkate bir merhem oldu. Şöyle ki:</p>
<p>"O musibet-i semaviyeden ve beşerin zâlim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten vefat eden ve perişan olanlar, eğer on beş yaşına kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun şehit hükmündedir. Müslümanlar gibi büyük mükâfat-ı mâneviyeleri, o musibeti hiçe indirir.</p>
<p>"On beşinden yukarı olanlar, eğer mâsum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür, belki onu Cehennemden kurtarır. Çünkü âhirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (a.s.m.) bir lâkaytlık perdesi gelmiş. Ve madem âhirzamanda Hazret-i İsâ'nın (a.s.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyetle omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa'ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir. Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zayıflar, müstebit büyük zâlimlerin cebir ve şiddetleri altında musibet çekiyorlar. Elbette o musibet onlar hakkında medeniyetin sefahetinden ve küfranından ve felsefenin dalâletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdır diye hakikatten haber aldım, Cenab-ı Erhamürrâhîmine hadsiz şükrettim. Ve o elîm elem ve şefkatten tesellî buldum."</p>
<p>Konuyla ilgili bir diğer ifadesi de şöyledir:</p>
<p>"… Ehl-i vukuf raporundan anlaşılıyor ki, Risale-i Nur, bize karşı bütün muarız tâifeleri mağlûp ediyor ki, Hüccetullahi'l-Bâliğa ve İhtiyar ve İhlâs Risalelerini tekrarla nazar-ı dikkati celb ediyorlar. Hem gayet sathî ve cevapları pek zâhir ve güya müteassıbane hocavâri tenkitleri ve hiç münasebeti olmayan ve hakikî mutabık olan meseleleri anlamadan "mâbeynlerinde tezat var" demeleri ve risalelerin yüzde doksanını tamamıyla çekinmeyerek tasdik ve takdirleri ve teslimleri Hücumat-ı Sitte Zeylinin pek şiddetli bir surette yeni icadlara fetva verenleri cerh ve tezyif etmesine mukabil, yalnız "nezahet-i lisaniye" demişler. Ve dinsizler tarafından öldürülen mazlum ve dindar Hıristiyanlar âhir zamanda bir nevi şehid olabilir dediğimi, baş açık namaz kılmak ve Türkçe ezan okumaya Zeylin şiddet-i hücumunu zıt göstermeleriyle iktifa etmeleri, kat'iyen onların Risale-i Nur'a karşı mağlûbiyetlerini gösteriyor kanaatini veriyor." (Onüçüncü Şua, 1022)</p>
<p>Bir insanın uhrevî akıbetini belirleyen yegâne kıstas sahih iman sahibi olup olmadığı ise ve dahi Hristiyanlar "teslis akidesi"ne müntesip bulunduğuna göre, ister mazlum, ister zalim olarak ölsün, küfür ve şirk üzere terk-i dünya edenlerin ebedî azaba düçar olacağını söylemek durumundayız.</p>
<p>Eğer yukarıdaki iktibaslarda geçen "Hazreti İsa'ya mensup Hıristiyanlar" ve "dindar Hıristiyanlar" tabirleri (Necaşi örneğinde olduğu gibi) "şirk içinde olmayan ve Son Peygamber (s.a.v)'i hak peygamber olarak tanıyan Hristiyanlar"ı anlatıyorsa, bu durumda bulunan herkesin kurtuluşu bahis konusudur. Tersinden söylersek, bir kişi veya topluluğun, Hristiyanlık, Yahudilik veya bir başka şirk itikadının müntesibi olarak ömür sürüp ahirete göçtüğü halde, sırf dünya hayatını şu veya bu biçimde geçirmiş olması dolayısıyla azaba veya mükâfata müstehak olduğunu söylemek mümkün değildir. Allah ve Resulü'nün talep ettiği/onayladığı sahih itikat olmadıkça uhrevî kurtuluş ve hele de "şehitlik" asla söz konusu olmaz.</p>
<p>Öte yandan ilk iktibasın son paragrafında geçen "… âhirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (a.s.m.) bir lâkaytlık perdesi gelmiş. Ve madem âhirzamanda Hazret-i İsâ'nın (a.s.) din-i hakikîsi hükmedecek…" ifadesinin burada hükme hiçbir etkisi yoktur. Zira ne "din-i Muhammedî"ye lakaytlık perdesi gelmiş olmasının, ne de ahir zamanda Hz. İsa (a.s)'ın "din-i hakikisi"nin (yani İslam'ın) hükmedecek olmasının, daha önce şirk içinde yaşayıp ölmüş bir topluluğun akıbetine etkisi olabilir.</p>
<p>Bunun aksini açık bir şekilde bildiren bir ayet veya sahih hadisten haberdar olan biri varsa,</p>
<p align="center"><strong>EHL-İ KİTAB'IN AKIBETİ</strong></p>
<p>Soru: "Okuyucu soruları (50) yazmış olduğunuz makalenizde son paragraftaki ayet ve sahih hadisle alakalı olarak bir arkadaşım, Bakara 62. ayeti öne sürerek Hıristiyanların da cennete gidebileceklerini izah etmeye çalıştı. Bununla alakalı olarak ne söyleyebiliriz? Ben teslis akidesine bağlı olarak ahirete göç edenlerin cezaya uğrayacaklarını söylediğim için arkadaşım bu ayeti örnek göstermeye çalıştı…"</p>
<p>Soru: "… Mesela, Patagonya dağlarındaki bir köyde doğup büyümüş, hayatında İslam'ın adını dahi duymamış animist ya da misyoner devşirmesi kafir çoban ile, genel kültür sahibi, dünyada olup biteni takib eden, büyük şehirli "modern" bir kafirin durumları aynı mıdır? Tebliği almadan ölen ile alıp, red edip, inkar üzre ölen kafir aynı olabilirler mi? İnsan, tebliği almasa dahi sırf aklı ile sahih imanı keşf etmekle mükellef midir? Asrımız bilgi ve muhaberat asrıdır. Hele günümüzde malum hadiseler sebebi ile İslam’dan bihaber kalmış insan, istisnalar hariç, olmasa gerek. Eskiden köyünde olup bitenin dışında pek bir malumat sahibi olamadan, atasının batıl itikadı üzre yaşayıp ölmüş cahil insanlar ne olacak?"</p>
<p>Cevap: İlk soruda yer alan husus 2/el-Bakara, 62 ve 5/el-Mâide, 69. ayetlerden hareketle ileri sürülüyor. Ancak burada gözden kaçırılan son derece önemli noktalar var:</p>
<p>1. "Kur'an ayetleri birbirini tefsir eder" kaidesi gereğince bu iki ayetin bildirdiği hükmün behemehal Kur'an'ın ilgili diğer ayetleriyle birlikte ele alınması gerekir. Aksi, Kur'an'ın, –mesela– peygamberlere ve kitaplara imanı emreden ve bunları ihtiva etmeyen bir imanın sahih/makbul olmayacağını hükme bağlayan ayetlerini hükümsüz kılmak demektir.</p>
<p>2. Kur'an'da yer alan kimi ayetler, 2/el-Bakara, 62 ve 5/el-Mâide, 69'un ihtiva ettiği 3 şartın (Allah'a iman, ahirete iman, salih amel) hiçbirisini zikretmeksizin, kurtuluşu başka şeylere (temiz kalp, böbürlenmemek ve bozgunculuk yapmamak, nefsin cimriliğinden korunmak vd.) bağlamaktadır. (Bu konuda bkz. 87/el-A'lâ, 14-5; 41/Fussılet, 30; 46/Ahkâf, 13-4; 28/el-Kasas, 83; 39/el-Haşr, 9…) O halde –Kur'an aksini söylese de– ayetler arasında bir çelişki olduğunu mu söylemeliyiz? Ya da kurtuluşa erenleri tayin için neden sadece 2/el-Bakara, 62 ve 5/el-Mâide, 69 esas alınıyor da, bunlar alınmıyor?</p>
<p>3. Sünnet Kur'an'ın beyanı olduğuna göre, Kur'an'ın herhangi bir hükmünde anlaşmazlığa düşüldüğünde Sünnet'e müracaat etmek gerekir. Konuyla ilgili yüzlerce hadis, ebedî kurtuluş için 2/el-Bakara, 62, 5/el-Mâide, 69. ve bir önceki paragrafta işaret ettiğim ayetlerde ifade bulanlar yanında başka hususlara da iman edilmesi gerektiğini bildirmektedir. Hal böyleyken, işaret ettiğim bütün bu ayetlerde anlatılan özellikleri taşıyan bir kimsenin, imanın diğer umdelerini reddetse bile kurtuluşu elde edeceğini "sarahaten" bildiren bir rivayet bulunmayışını nasıl açıklayabiliriz?</p>
<p>"Lâ ilâhe illallâh diyen cennete gider" mealindeki sahih hadis öne sürülerek bu söylenenlere itiraz etmek mümkün değildir. Zira bu hadisin mutlak anlamda esas alınması, –ilgili diğer ayetler yanında– 2/el-Bakara, 62 ve 5/el-Mâide, 69. ayetlerini dahi tahsis ettiğinin söylenmesi demektir. Oysa itikadî meselelerde ve haberlerde nesh, tahsis vb. cereyan etmez.</p>
<p>4. Mesele sadece bununla da bitmiyor. Kur'an, ayetleri arasında herhangi bir çelişki bulunmadığını ifade ediyorken (bkz. 4/en-Nisâ, 82; 18/el-Kehf, 1; 39/ez-Zümer, 28), Allah'a ve ahiret gününe iman edip salih amel işleyen Yahudi, Hristiyan ve Sabiiler'in kurtuluşa ereceği görüşünde ısrar, ebedî kurtuluş için bu üç husus yanında başka hususlara imanı da öngören ayetlerle, 2/el-Bakara, 62 ve 5/el-Mâide, 69. ayetleri arasında bir çelişki bulunmasını gerektirir.</p>
<p>5. Allah'a ve ahirete iman edip salih amel işleyen başka kişi veya gruplar bulunabileceği halde ebedî kurtuluş neden sadece –Mü'minler yanında– Yahudi, Hıristiyan ve Sabiiler'e tahsis edilmiş olsun? Bu üç zümre mezkûr üç hususu hakkıyla yerine getirebilirken başkaları niçin getiremesin?</p>
<p>Aslında sözü bu kadar dolaştırmaya gerek olmadan, tek bir cümle ile de bu "işkâl"i çözmek mümkün: 2/el-Bakara, 62 ve 5/el-Mâide, 69'da, "zikru'l-cüz' irâdetu'l-küll" tarzında bir anlatım vardır. Yani meselenin bir kısmını zikrederek bütününü kasdetmek…</p>
<p>(Bütün bu hususlarla ilgili daha detaylı bilgi için Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi adlı çalışmamın 1. cildine (16 ve 17 numaralı yazılar) bakılabilir.)</p>
<p>İkinci soruda yer alan hususa gelince; kişinin sorumluluğunun, kapasitesi ölçüsünde olacağı bedihîdir. Burada belirleyici olan, bilgi seviyesi, nazar ve istidlal kapasitesidir. Alemi var eden tek bir yaratıcı bulunduğu inancına ulaşma noktası, mükellefe bu babda terettüp eden vacibatın en alt basamağıdır.</p>
<p>Kemâluddîn el-Beyâdî, İşârâtu'l-Merâm'da (84), mükellefin durumuna göre gittikçe genişleyen sorumluluk aşamalarını –Abdülkahir el-Bağdâdî'den naklen– şöyle verir:</p>
<p>1. Allah Teala'nın varlığına, sıfatlarına, birliğine, adaletine ve hikmetine imana götüren nazar ve istidlal.</p>
<p>2. Elçiler gönderilmesinin ve teklifin cevazına götüren nazar ve istidlal.</p>
<p>3. Elçiler gönderildiğinin ve ahkâm vaz edildiğinin sübutuna –mucizelerden hareketle– götüren nazar ve istidlal.</p>
<p>4. Ehline yönelik Şer'î rükünlerin (temel yükümlülüklerin), tafsiline götüren istidlal ve bu meyanda yükümlü bulunduğu hükümlerle.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yaa Hristiyanlar ne Güzel! Günah işliyolar Affediliyorlar bizde neden yok?]]></title>
<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/yaa-hristiyanlar-ne-guzel-gunah-isliyolar-affediliyorlar-bizde-neden-yok/</link>
<pubDate>Fri, 17 Nov 2006 20:25:07 +0000</pubDate>
<dc:creator>isoru</dc:creator>
<guid>http://isoru.tr.wordpress.com/2006/11/17/yaa-hristiyanlar-ne-guzel-gunah-isliyolar-affediliyorlar-bizde-neden-yok/</guid>
<description><![CDATA[Herşeyden önce şunu söyleyeyim ki, günah işleyen bir kimse günahını sadece Allah&#8217;a it]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Herşeyden önce şunu söyleyeyim ki, günah işleyen bir kimse günahını sadece Allah'a itiraf<br />
eder ve sadece Allah'tan af dileyebilir. Günahkâr olan bir kulunu affetme Allah'a mahsus ve<br />
onun tasarrufu altındadır. Allah (c.c) adına hiç kimse bu hakkı kullanma selahiyetine haiz<br />
değildir. Peygamberler bile böyle birşeyden bahs etmemişlerdir. Bu konuda kul ile Allah<br />
arasına hiç kimse giremez. Böyle birşeyi iddia eden kimse, dinî rütbesi ne olursa olsun<br />
yalan söylemektedir. Bir şeyin hayır veya günah olduğunu tayin etme, Allah'ın elinde olan<br />
bir şey olduğu gibi, koyduğu kanunlara karşı gelenleri affetme de yine kendisine aittir. <!--more-->Her<br />
dinde bu böyle olmuştur. Ama Hıristiyanlıkta durum böyle değildir. Aslında,<br />
peygamberliğin Hz<span style="text-decoration:underline;"><strong>. İsa'ya verilmiş olduğu gerçek hristiyanlıkta bu ve buna benzer hiçbir<br />
şey yoktur. Ama Paulos'un kurmuş olduğu ve eski hıristiyanlıkta, sadece bir isim benzerliği<br />
olan dinde bu husus kabul edilmiş ve papalar Tanrının vekili olarak kabul edildiği gibi<br />
onun hesabına günahları affetme selahiyetini de kazanmışlardır. Dinde istediği değişikliği<br />
yapabilecek kadar geniş bir selahiyete sahip olan papazlar para karşılığında günahları<br />
affeder ve istedikleri adamları cennete, böyle bir yola başvurmayan kimseleri de, afaroz<br />
etmek suretiyle cehenneme gönderirler. Bu yolla toplanan paralarla büyük bir zenginliğe<br />
erişen papazlar Hz. İsa'nın yolunan ayrılmış ve Paulos'un yoluna girmişlerdir. Papalar<br />
sadece bununla kalsalar iyi, içinize şeytan girmiş, içinizdeki şeytanı çıkarayım, diye kadın<br />
ve kızların içindeki şeytanları da çıkarmaya teşebbüs ediyorlar. Bu saçmalıkların hangisini<br />
izah etsek bilmem ki? Bir defa suç kime karşı işlenmişse ondan özür dilenir, haberi<br />
olmayan belki de onu tanımayan birisinden af dilemek tabiri caizse delilik veya sahtekarlık<br />
olur.</strong></span><br />
Kul ile Allah arasına nasıl olur da papa girebiliyor? Hem de para karşılığında affediyor. Hiç<br />
bu kadar saçmalık olur mu? Hangi mantık bunu kabul eder? Hıristiyanların saçmalıkları<br />
hakkında yazacak şey çok. Fakat kitap sorulu-cevaplı olduğu için fazla yer veremiyoruz.<br />
Bilgi edinmek isteyen kardeşlerimiz için bu hususta piyasada çok kitap vardır. Ben sadece<br />
ikisini yazacağım. Kur'an-ı Kerim ve Ziya Kazıcı'nın Garp Kaynaklarına Göre Hristiyanlık.<br />
Bir de Kitab-ı Mukaddes Kur'an ve Bilim. (Maurice Bucaile, Çev. Doç. Dr. Suat Yıldırım)</p>
<p>gençliğin İmanını Sorularla ÇAldılar-Emine ŞEnlikoglu.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ incil neden latince? Orta doguda latince mı konuşuluyordu?]]></title>
<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/incil-neden-latince-orta-doguda-latince-mi-konusuluyordu/</link>
<pubDate>Fri, 17 Nov 2006 20:16:27 +0000</pubDate>
<dc:creator>isoru</dc:creator>
<guid>http://isoru.tr.wordpress.com/2006/11/17/incil-neden-latince-orta-doguda-latince-mi-konusuluyordu/</guid>
<description><![CDATA[Hz. İsa Yahudi milletine peygamber olarak gelmiştir ve dolayısıyla kendisi de bu millete
mensupt]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hz. İsa Yahudi milletine peygamber olarak gelmiştir ve dolayısıyla kendisi de bu millete<br />
mensuptu. İncil'i yazan şakirtleri de elbette bu millete mensuptu. Her peygamberin kendi<br />
zamanında revaçta olan ilimin cinsine göre mucizelerle gönderildiği gibi, her peygamberin<br />
kendi kavminin lisanı ile yazılmış ve herkesin anlayabileceği bir şekilde kitap da<br />
gönderilmiştir.</strong></span><br />
<!--more--><br />
Halbuki, elde bulunan bugünkü e<span style="text-decoration:underline;">n eski İnciller halk Yunancası ile yazılmıştır.</span> <span style="color:red;">İçinde bazı Aramice kelimeler vardır. </span>(271) İnsan bunu okuyunca, neredeyse İsa (a.s)'ı Yunanlı kabul etmesi geliyor içinden. Ama ne Hz. İsa Yunanlı, ne de onun konuştuğu lisan Yunanca idi.</p>
<p>O, ancak peygamber yatağı diyebileceğimiz Asya kıtasında<br />
doğmuş ve kendisine burada vazife verilmiştir. Meram ve isteklerini kavmine bildirmesi de<br />
ancak kavmini<span style="text-decoration:underline;">n konuştuğu lisanla konuşması ile mümkün olabilir. Yoksa onlara anlatmak<br />
imkansızlaşır. Renan'ın da bildirdiği gibi, küçük bir kasaba olan ve memleketinin dışında<br />
pek fazla bir yer görmeyen Nasıra halkına, Allah'ın Yunanca hitap etmesi, Hakkari<br />
dağlarındaki bir çobana Japonca hitap etmek kadar abes ve çirkindir.</span></p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Biz, Allah'ı böyle bir küçüklükten uzak görürüz. Keza, bu kitaplarda Aramice birkaç cümlenin bulunması bu kitapların Yunanca değil de, Hz. İsa'nın konuştuğu lisan üzere<br />
olduklarını gösterir. Fakat bugün elde bu lisanda bir İncil'in bulunmaması insanı<br />
düşündürüyor ve ister istemez bu kitabın aslının kaybolduğu kanaatine vardırıyor.</strong></span></span></p>
<p>Bugünkü İnciller'in bu kusurunu örtbas etmek için mutaassıp Hıristiyan yazarlar, İsa<br />
zamanında Yunancanın umumi olarak kullanıldığını ileri sürerler. Fakat bunun birçok<br />
bakımdan hatalı olduğunu izah etmeden önce şunu söyleyelim ki, Hıristiyan yazar ve aynı<br />
zamanda eski bir papaz olan E. Renan bu fikir hakkında şöyle der:<strong> <span style="color:red;">Yahudiler Yunanca konuşmuyordu, konuşanı da ayıpladıkları gibi ondan domuzdan kaçar gibi kaçarlardı.</span><br />
Yahudilikte domuzun haram olduğunu göz önüne alırsak, Yahudilerin bunlara karşı nasıl<br />
hareket ettiği kolayca ortaya çıkar. Tarihte önemli mevkileri olan milletler dillerinden<br />
vazgeçmezler. Yahudiler gerçekten çok önemli bir kavimdir. Hangi durum ve şart altında<br />
olursa olsun Yahudi daima kendisini efendi, başka milletlere mensup olan kimseleri de<br />
aşağılık görür. Zira bu dinlerinin bir icabıdır.</strong><br />
Kur'an'da ismi zikredilen peygamberlerden bir çoğu Beni İsrail'e gönderilmiş olan<br />
peygamberlerdir. Bu bakımdan yahudilerin önemli bir millet olduğu aşikardır. <span style="text-decoration:underline;">Hatta<br />
kendilerinden uzun uzadıya bahsedilmektedir. Allah'ın Firavun'a karşı nasıl onları galip<br />
getirdiği bilinen bir gerçektir. Bu yüzden Yahudilerin kendi dillerini kısa bir zaman içinde<br />
unutmayacakları belli olduğu gibi Yahudilerin kendi dinlerine çok sıkı bir şekilde bağlı<br />
oldukları da bilinmektedir. Dinlerinin ve din kitapları İbranice yazılan Yahudilerin,<br />
dillerinden kolaylıkla fedakârlık etmeyecekleri bilinen bir gerçektir. Bilhassa bunun için<br />
yahudiler kendi dillerini feda etmezlerdi. </span><span style="color:red;">Tabul-ul Ahd'ın yere düşmemesi için canından fedakarlık eden yahudi, mukaddes kitabının yazıldığı dilden herhalde kolay kolay<br />
vazgeçmese gerek.</span><br />
Medeniyet ve incelik bakımından yahudiler kendilerini Romalılardan aşağı görmezlerdi;<br />
bilakis üstün görürlerdi. Bu durum herhalde onları kendi dilleri ile öğünmemeye ve ondan<br />
vazgeçmemeye sevk etmiş olmalıydı. Tarihte.yüksek bir medeniyete sahip olan bir millet<br />
başkasının boyunduruğu altına kısa bir zaman için girmiştir. Fakat yüksek medeniyetleri<br />
sayesinde müstevli milletleri potasında eritebilmiştir. Medeniyet bakımından kendilerini<br />
Romalılardan üstün gören yahudilerin durumu bununla izah edilebilir mi?</p>
<p>Yahudiler siyasî kudretlerini birgün elde edeceklerini umuyorlardı. Bir millet istikbalinden<br />
tamamen ümidini keserek kötümser olabilir, dili ile öğünme yeteneğini kaybedebilir. Fakat<br />
İsa zamanındaki yahudiler, yahudi idaresini tekrar kuracak olan bir yahudi kralın<br />
çıkacağım bekliyorlardı. Yahudilerin İsa ile olan münakaşalarında bir çok kimse bu ümidi<br />
istismar bile etmiştir. Böyle ilerisi için beklemekte olan bir milletin kendi dilini unutacağı<br />
imkân dahilinde olmayan bir şeydir. Siyasî kudretlerinin tekrar avdet edeceğine inanan bir<br />
milletin başbakanı olan Levi Eşkol'un, "İki bin senelik rüyamız gerçekleşti" demesi bile<br />
bunun açık bir delilidir. Kaldı ki, İsa zamanındaki yahudilerin durumu bundan altmış,<br />
yetmiş sene önceki yahudilerin durumundan daha iyiydi.<br />
<span style="color:red;"><br />
O devrin yahudi yazarları kendi dilleri veya o dilin bozuk bir şivesi ile yazarlardı Dilleri<br />
değişmiş olsaydı, o devirde Yahudiceden başka bir dil ile yazdıkları kitapların elimizde<br />
bulunması gerekirdi. O devre ait kitaplar içinde Yahudiceden başka kitapların olmaması<br />
bize yine bir hakikati açıklar niteliktedir. O hakikat İncil'in ilk orijinal nüshasının Yunanca<br />
değil, Yahudice olmasıdır.</span><br />
Y<strong><span style="text-decoration:underline;">eni Ahid'in en eski nüshalarının Yunanca olduğunu söylemiştik. Fakat Hz. İsa zamanında Roma İmparatorluğu henüz ikiye ayrılmamıştı; İmparatorluğun merkezi hâlâ Roma şehri idi.</p>
<p>Latince ve Yunancanın çok zor birer lisan oldukları da göz önüne alınınca bunun<br />
imkânsız olduğu kendiliğinden anlaşılır</span>. Roma tesiri Yahudi hayatına tesir etmiş olsaydı,<br />
İbrani diline Yunanca değil, Latince kelimelerin girmesi gerekirdi. Halbuki en eski Yeni<br />
Ahid yazmaları hep Yunancadır. Bu da ispat ediyor ki, Yeni Ahid kitapları Roma<br />
İmparatorluğunun ikiye bölündüğü ve şarktaki topraklarının Rum-Bizans İmparatorluğu<br />
idaresi altına girdiği bir zamanda yazılmıştı ve bu yüzden Yunanca, Hıristiyanlık dini ve<br />
edebiyatı üzerinde geniş bir tesir icra etmeye başlamıştı.</strong><br />
Elde bulunan en önemli delillerden bir tanesi de İncillerdeki ifadelerdir. Bu ifade tarzları,<br />
bu kadar tahrifata uğramamasına rağmen hâlâ İncil'de mevcuttur. Orjinal şekillerini<br />
muhafaza etmektedirler. Bu ibarelerden birkaçı şöyledir:<br />
<span style="text-decoration:underline;"><span style="color:red;"><strong>a — "Osenna" (Matta, 21:9)<br />
b — "Eli, eli, lama sabaktini." (Matta, 27:46)<br />
c — "Rabbi" (Yunanna, 3:2)<br />
d — "Talita kumi" (Markos 5:41)</strong></span></span><br />
Yukarıdaki ifadelerden de İncil'in Yunanca değil, yahudilerin kendi lisanı üzere olduğu<br />
anlaşılmaktadır.<br />
Resulllerin işlerinden de (2:4/13) anlaşıldığına göre, İsa çarmıha gerildikten sonra bile (bu<br />
Hıristiyan inancına 332<br />
göredir. Kur'an-ı Kerim'in Hz. İsa'nın durumu hakkındaki ayeti açıktır. Bir müslümanın<br />
inancı, bu ayetin karşısında değil yanındadır), Yahudiler İbranice konuşuyorlardı:<br />
"Hepsi Ruhu-1 Kudüs'le doldu ve kendilerine ruhun verdiği söyleyişe göre başka başka<br />
dillerde söylemeye başladılar. Gök altındaki her milletten yahudiler, dindar adamlar,<br />
Kudüs'te oturmakta idiler. Ve bu ses gelince, halk bir araya toplanda ve çok şaşırdılar.<br />
Çünkü her biri onların kendi dili ile söylediğini işitiyordu. Hayran oldular ve şaşırıp<br />
dediler: "İşte söyleyen bu adamlar hep Galile'li değil mi? Ve nasıl biz, herbirimiz kendi ana<br />
dilimizi işitiyoruz? Biz Partlar, Medler, Elamlılar ve Mezopotamya'da, Yahudiye'de hem de<br />
Kapadokya'da ve Pontus ve Asya'da Frikya, hem de Pamfilya'da, Mısır ve Libya<br />
ülkelerinde, Birine çevresinde, oturanlar, gerek Yahudi ve gerek mühtedi Romalı<br />
misafirler, Giritliler ve Araplar, kendi dillerimizde Allah'ın büyük işlerini söylediklerini<br />
işitiyoruz. Ve hepsi hayran olup birbirlerine: "Bu ne olsa gerek?" diye tereddüt ediyorlardı.<br />
Fakat başkaları eğlenip dediler: "Onlar yeni şarapla dolmuşlar."<br />
O zaman değil yahudilerin Yunanca konuşması, bütün bilinen ve yahudilere komşu olan<br />
diğer milletlerin kendi lisanları üzere anlaşılmaktadır. Bunun için, yahudilerin Yunanca<br />
konuştuklarını ileri sürmek suretiyle bu meseleyi örtbas etmek isteyen kimselerin<br />
sözlerinin gerçekle bir ilgisi olmadığı anlaşılmaktadır. (272).<br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong>Bu durum gösteriyor ki, İncil'in aslı Yunanca değil, Aramice olması lâzımdır. Fakat elde<br />
bulunan en eski İncil Yunancadır. Bu da gösteriyor ki, İncil değiştirilmiştir.</strong></span><br />
Hıristiyan aleminin elinde bulunan ve kutsal olarak kabul edilen bugünkü İndilerin kutsal<br />
olarak kabul edilmesi ancak İsa (a.s)'dan 325 sene sonra olmuştur. Bu tarihten önce<br />
altmıştan fazla İncil mevcuttur. Herkes elindekinin kutsal kitap olduğunu, diğerlerinin<br />
uydurulmuş birer kitaptan öteye geçemeyeceğini ileri sürüyordu.</p>
<p>İsa (a.s) doğumundan 325 sene sonra İznik'te bin kişilik bir heyet halinde Hıristiyan<br />
ruhani meclisi putperest, fakat bazı siyasî sebeplerle Hristiyan görünmek zorunda kalan<br />
imparator Konstantin'in emri ve başkanlığı altında toplanır. <span style="text-decoration:underline;"><strong>Altmıştan fazla ve her biri<br />
diğerini kafirlikle itham edecek kadar aralarında ayrılık bulunan İnciller heyete sunulur.<br />
Yine imparatorun emri ile 318 gibi azınlık reyi ile bugün teslisi (üçlü ilah sistemi) savunan<br />
kitaplar kutsal ilan edilmiştir. İznik Ayasofya kilisesi içinde mezarı ve mezarının içinde de<br />
biraz kemiği bulunan Mısır heyetinin başkanı Aius, bu toplantıdan çoğunluğun sözcüsü<br />
olarak, zorla kabul ettirilen üçlü ilah sistemine karşı çıktığı için mecliste bir tokata maruz<br />
kaldığı gibi sonra da imparator tarafından hapsettirilerek çeşitli işkencelere tâbi<br />
tutulmuştur. Nihayet, bu şiddetli işkenceye tahammül edemeyen bu zât hapishanede<br />
ölmüştür. Bunca işkenceye tâbi tutulması putperest ve hıristiyanların bugünkü İndilerini<br />
kabul etmemesi yüzündendir.</strong></span><br />
Arius ve diğer arkadaşlarının fikri, İslâm'ın kendisinden gerçek Hristiyanlık diye bahsettiği<br />
ve Hz. İsa'ya inen safiyetini muhafaza eden Hristiyanlık olduğu şeklindeydi. Şu halde dört<br />
İncil, yirmi bir mektup, bir Yuhanna vahyinden ibaret olan Ahd-i Cedid 325 senesinde<br />
İznik'te toplanan azınlığın fikri ve imparatorun desteği ile kutsal ilan edilmiştir. Daha<br />
önceleri ne böyle bir kitap herkes tarafından kabul ediliyor ve ne de sayısı bu kadar<br />
azdı. Bir kimsenin kabul gören bir Hristiyan olabilmesi için elde mevcut olan bu<br />
kitapları olduğu gibi kabul etmesi gerekmektedir. Aksi takdirde ona Hıristiyan denmediği<br />
gibi papazların para ile sattığı cennete de giremez. Fakat insanın aklına şöyle bir soru<br />
sormak geliyor: 325 tarihine kadar Hıristiyanlık aleminin elinde altmıştan fazla kitap<br />
bulunuyordu ve bunların arasındaki tezatlar çok büyüktü. Bir diğerini sapıklıkla itham<br />
edecek kadar birbirinden ayrı idiler. Adı geçen tarihe kadar pek az kimse bu kutsal olanlara<br />
inanıyordu. Şu halde, kendisine inanmak suretiyle Hıristiyan olunan bugünkü İndilere<br />
daha önce inanmayanların dinsiz olarak ilan edilmesi gerekmez mi? Birçok Hıristiyan<br />
azizin bu tarihten önce yaşadığı nazarı itibara alınırsa, hiçbir Hıristiyan bunu kabul<br />
edemez. Şu halde, söylenecek bir söz kalıyor. O da, Hıristiyanlık aleminin 325 sene kitapsız<br />
kaldığıdır. Öyle ya kutsallıkları ancak bu tarihte kabul edilen bu kitabın bu tarihten önce<br />
kutsal olması imkânsızdır. Bir hıristiyanın buna nasıl cevap vereceği pek bilinemez.</p>
<p>(270) İmanî Suallere Cevaplar - ismail Fenni Ertuğrul.</p>
<p>(271) Kur'an ve Garb Kaynaklarına Göre Hristiyanlık - Ziya Korur.<br />
(272) Aynı Eser.</p>
<p>GEnçliğin imanını sorularla çaldılar-Emine Şenlikoglu.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hristiyanların Amentüsü nedir?]]></title>
<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/hristiyanlarin-amentusu-nedir/</link>
<pubDate>Fri, 17 Nov 2006 19:45:09 +0000</pubDate>
<dc:creator>isoru</dc:creator>
<guid>http://isoru.tr.wordpress.com/2006/11/17/hristiyanlarin-amentusu-nedir/</guid>
<description><![CDATA[1 — &#8220;Ben, yeri ve göğü yaratan herşeye kadir, baba Tanrıya inanırım. &#8220;
Tanrı i]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><!--more-->1 — "<span style="text-decoration:underline;">Ben, yeri ve göğü yaratan herşeye kadir, baba Tanrıya inanırım.</span> "</p>
<p><strong>Tanrı için kullanılan"baba" tabiri çok alçaltıcıdır. Zira, insan cemiyetinde, kötü hatıra bırakan aile babaları vardır. Aynı zamanda baba terimi (sözü) cinsel ilişkileri hatırlatır. Baba da öleceği için ölümü düşündürür; yani Tanrı'nın öleceğini düşündürür. Mirası düşündürür.</strong></p>
<p>2 —"<strong> Ve efendimiz olan, onun biricik oğlu İsa'ya inanırım</strong>."<br />
<strong></p>
<p>Mecazî ve temsilî manada bile olsa, hem eski Ahid ve hem de yeni Ahid'de (Ahid, kitapların ismi) İsa'dan başka insanlar için "Tanrı'nın oğlu" tabiri kullanılmıştır. Bu ise "Biricik oğul" tabiri ile tezat halindedir. Luka'ya göre (3/38), Adem (a.s) Tanrının oğludur. "Seignur" kelimesinden, İsa'nın Tanrı oğlu, yani ulûhiyyete iştirak ettiği anlaşılıyor ki bu da Allah'ın birliğine zıt düşmektedir.(268)</strong></p>
<p>3 — "<span style="text-decoration:underline;">Ruhu-1 Kudüs'ten gebe kalınana inanırım.<br />
</span>"</p>
<p>Ruhu-1 Kudüs'ün gösterdiği fonksiyondan,onun Tanrı için bir alet olduğu görünümü çıkıyor. Amil ile alet aynı şey olamaz. Bu ruhu ulûhiyyete ortak koşmak, ilahî birliğe ters düşer. Kur'an-ı Kerim (17-85) "ruh" kelimesinin emir manasına geldiğini beyan eder. Allah kendi emriyle, İsa'yı babasız yarattı. Bu durum fevkaladedir. Ve ilahî bir mucizedir. Diğer taraftan, Hz. Adem'in yaratılışında bir anne de söz konusu değildir. Onun ulûhiyyete ortak olmaksızın, fevkalade yaratılışı daha da üstün bir mucize idi.</p>
<p>4 — <span style="text-decoration:underline;">Ve bakire Meryem'den doğana inanırım.</span></p>
<p><strong>Şayet Tanrı bir bakireden bir çocuk doğurtursa, bu çocuğa değil, bizzat Tanrı'ya tapınılma gereğini ortaya koyar.</strong></p>
<p>5-6 — "<span style="text-decoration:underline;">Onun Pontus Pilatus'tan zulüm gördüğüne inanırım.</span>"</p>
<p><strong>Doğum, işkence, ölüm ve defnedilmek insanla ilgili özelliklerdir. Tanrı'nın özellikleri değildir. Şayet Hz. İsa'nın, aynı anda ilahî ve insanî olmak üzere iki hüviyete sahip olduğu ve onun insanî hüviyetiyleöldüğü söylenirse, bu dahi anlaşmazlıklara sebep olur.</strong></p>
<p>7 — <span style="text-decoration:underline;">Cehennemlere indiğine inanırım. </span></p>
<p><strong>Cehennem günahkârların yeridir. Acaba İsa oraya niçin gitti ve bize oradaki acaip olaylar hakkında niçin bilgi verdi? Bir cezadan kurtarmak için mi? Allah suçluları affetmesi için bir masumu (günahsızı) cezalandırmaz. Günahkârları çıkarmak için, Hz. İsa niçin üç gün cehennemde kalsın? Hapishanenin kapısını açmak yeterli idi. Kaldı ki, İsa'nın oradan ayrılışından sonra gelecek günahkârların durumu ne olacaktı</strong>?</p>
<p>8 —" <span style="text-decoration:underline;">Üçüncü gün tekrar canlandığına inanırım</span>"</p>
<p><strong>Herhangi birşeyi yapmaya muktedir olmadan cehennemlere ölü olarak inişi, hiçbir işe yaramayacaktı.</strong></p>
<p>9 —"<span style="text-decoration:underline;"> Göklere çıkıp, kadir olan baba Tanrı'nın sağına oturduğuna inanırım</span>".</p>
<p><strong>Bu maddeye göre İsa, Tanrı'nın sağına oturduğu için, o (İsa) Tanrı'dan farklıdır. Zira birisinin, kendi kendisinin sağına oturması mümkün değildir. Şayet İsa, yeryüzünde insan olup, gökte de insan kalırsa o halde ne zaman Tanrı oluyor?</strong></p>
<p>10 —" <span style="text-decoration:underline;">Oradan gelip ölüleri ve dirileri hesaba çekeceğine inanırım</span>."</p>
<p><strong> Şüphesiz ölüler, tekrar dirildikten sonra muhakeme edilirler. Fakat, yaşayanları hesaba çekmek acelecilik olmuyor mu? Zira onların hayatı henüz bitmediğinden, çok sayıda iyi veya kötü hareketlerde bulunma imkanına sahiptirler.</strong></p>
<p>11 — Ruhu-1 Kudüs'e inanırım.</p>
<p>12 —"<span style="text-decoration:underline;"> Mukaddes Katolik kilisesine inanırım. </span>"</p>
<p><strong>Tarih, kilisenin temel noktalarda bile görüş değiştirdiğini göstermiştir. Bu nedenle kilise dahi kesin ve mükemmel değildır. </strong></p>
<p>13 —"<span style="text-decoration:underline;"> Azizlerin cemaatine inanırım</span> "</p>
<p><strong>Azizler günahkârları kurtarmazlar. Allah istediğini cezalandırma veya affetme konusunda kesinlikle hürdür. Şayet "communition" "uluhiyyete iştirak" düşüncesiyle, biraz şarap içmek ve biraz ekmek yemek ameliyesine ihtiyaç duyuluyorsa, bu ilahi birliğin hiç bir şekilde müsamaha etmeyeceği bir şirk koşma çeşididir.<br />
</strong></p>
<p>14 —"<span style="text-decoration:underline;"> Günahların affedileceğine inanırım.</span> "</p>
<p>Günahların affı, tövbe ve ilahî rahmet neticesinde olur. Bir masumun cezalandırılmasından değil. Velev ki Tanrı'nın oğlu olsun.<strong><span style="text-decoration:underline;"> Hıristiyan amentüsü metninin dışında İsa, Yeni Ahid'in hiçbir yerinde "Ben tanrıyım" demiyor.</span></strong></p>
<p>B<span style="text-decoration:underline;">ilakis tam zıddını söylüyor. Meselâ, Matta 12, 18'de şöyle diyor: "İşte benim seçtiğim<br />
kulum". Tanrının bu sözünü söyleyerek bunu kendisine tatbik eden İsa, Tanrı'nın kulu ve<br />
kölesi ol maktan gurur duymaktadır</span>.</p>
<p>Yine Matta 24/36 ve Markos 13,32'ye göre, dünyanın sonu ne zaman gelecek sorusuna, İsa şöyle cevap verir. "Fakat o gün saat hakkında negöklerin melekleri, ne de oğul, yalnız  Babadan başka kimse bir şey bilmez."</p>
<p>Aynı şekilde Yuhanna 5/19'a şöyle denmektedir: "Doğrusu ve doğrusu size derim: Babanın yapmakta olduğunu gördüğü şeyden başka, oğul kendiliğinden birşey yapamaz, Çünkü, o ne yaparsa, oğul da onları öylece yapar."</p>
<p>İsa Tanrı olmadığını, fakat onda fenafîllah olduğunu, açıkça söylemektedir. (269) Ayrıca, aşağıdaki İncil ayetlerinde İsa için, "Ebul insan"<br />
denilmektedir.</p>
<p>Matta İncili Bab 8 Ayet 20 " " 9 " 6 " "."' 13 " 37<br />
" " 16 " 27-28 " " 17 "21<br />
" " 18 " 11<br />
269)Aynı Eser<br />
" " 19 " 28<br />
„ M 20 „ 18<br />
" " 24 " 28,30,37,40,45<br />
" " 25 " 13,31<br />
" " 26 " 21,24<br />
Markos " 8 " 32,38<br />
'' " 9 " 9, 112,31 (270)<br />
15 —"<span style="text-decoration:underline;">Vücudun tekrar canlanacağına inanırım.</span>"</p>
<p>16 —"<span style="text-decoration:underline;">Ebedî hayata inanırım.</span>"</p>
<p>(268) İslâmiyet ve Hristiyanlık - Doç. Dr. İhsan Süreyya Sırma, Tercüme.<br />
Emine Şenlikoglu Gençliğin İmanını Sorularla Çaldılar</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[YEhova diye bir tabir var bayagı aktifler.. Bunlar kim? vede İnançları neler?]]></title>
<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/yehova-diye-bir-tabir-var-bayagi-aktifler-bunlar-kim-vede-inanclari-neler/</link>
<pubDate>Fri, 17 Nov 2006 19:26:32 +0000</pubDate>
<dc:creator>isoru</dc:creator>
<guid>http://isoru.tr.wordpress.com/2006/11/17/yehova-diye-bir-tabir-var-bayagi-aktifler-bunlar-kim-vede-inanclari-neler/</guid>
<description><![CDATA[Önceleri Russel&#8217;ın tarikatı durumunda iken, 26 Temmuz 1931&#8242;den itibaren Yehova Şahit]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="text-decoration:underline;">Önceleri Russel'ın tarikatı durumunda iken, 26 Temmuz 1931'den itibaren Yehova Şahitleri<br />
adı ile kendilerini tanıtmaya başlamışlardır.</span> <span style="color:red;"><strong>Yehovalar Hristiyanların bir koludur</strong></span>.</p>
<p>İncil'in içine kendilerine göre birtakım sözler sokmuşlardır ve çok sözleri de kendilerine göre<br />
açıklamışladır. Diğer hıristiyanlar bunlara çok kızmaktadırlar. Bu Yehovalar, Hz. İsa'dan<br />
1931 sene kadar önce neredeydiler de isimlerini açıklamadılar?<br />
<!--more--><br />
<span style="text-decoration:underline;">Hıristiyanlığın kutsal kitabı İncil'i kendi yaptıkları yeni tercümede, metnin içine 200'den<br />
fazla Yehova adını katmışlardır. Hiç mukaddes sayılan bir kitaba, kullar tarafından ek<br />
yapılır mı? Demek ki bu kitap eksikmiş ki, içine 200 tane Yehova eklemişler. İçine<br />
sonradan ek yapılan bir kitap, nasıl, olur da mukaddes kitap olabilir? Yehova, Yahudilerde<br />
tanrının ismidir</span>. <strong>Bizde ise Sanrının ismi, Allah'tır</strong>.</p>
<p>İ<span style="text-decoration:underline;">ncil'in içine, 200 tane Yahudilerin tanrılarının ismini koymalarından, bunların <strong>Yahudiler tarafından Hıristiyanlığı bölmek için kurulan bir mezhep olduğu anlaşılmaktadır.</strong> Nitekim, her yerde Yahudileri desteklemektedirler.</span> Yehova Şahitleri teşkilâtı yöneticilerinin düşüncelerini yansıtan yorumlar ve görüşler, 1917-1928 yılları arasında 148 noktada değişiklik göstermiştir.<br />
<strong><br />
*</strong><br />
Onların dünyevî krallıklarının kurulduğunu, kendi anlayış çerçeveleri içinde devletlerin ve<br />
hükümetlerin sonunun başladığını ilan ettikleri tarihler daima fiyasko ile<br />
neticelenmiştir.(261) İsa'nın kırallığının başladığı ve milletlerin, hükümetlerin sonu<br />
olduğunu iddia ettikleri tarihler, 1914-1918-1925-1975 tarihleridir.<br />
Bu söyledikleri tarihlerde ne İsa'nın krallığı başladı, ne de diğer hükümetlerin sonu oldu.</p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Hıristiyanlığın kutsal kitabı, 66 kitaptan ibarettir. Bunların 39'u aynı zamanda Yahudilerin de kutsal kitabıdır. Yahudiler 39 kitap dışında, hıristiyanlarca eklenen 27 kitabı kutsal saymazlar, reddederler. Onları uydurma olarak görürler. Bazı taraflarının yalan yanlış kendilerinden kopya edildiğini söylerler. Onların nazarında İsa ne Yehova'nın oğlu, ne de bir<br />
peygamberdir. Onu yalancılık ve sahtekârlıkla itham ederler. Bu 66 kitap Yehova<br />
Şahitlerinin de temel mukaddes kitaplarıdır.</span></p>
<p><span style="color:red;"><strong>Bundan yaptıkları yorumla, ve eklemelerle ayrı bir akım, ayrı bir Hıristiyanlık mezhebi şeklinde görünürler. Bazı Hıristiyan mezhepleri İsa'yı ilâhlaştırırlar ve bilinen teslis (baba-oğul-ruhul kudüs) içinde görürler.<br />
</strong></span><br />
Katolik, Ortodoks ve Protestanlık da böyledir.<span style="text-decoration:underline;"> Yehova Şahitleri için ilâh Yehova olmakla<br />
beraber, onun yanında ilâha eşit olmayan fakat aynı zamanda onun oğlu olan insanüstü bir<br />
varlık yer almaktadır.</span> <strong>Yehova Şahitlerine göre, İsa Yehova'nın sağında yer almıştır. Ve<br />
onun oğludur</strong>.</p>
<p><span style="color:red;"> Bu şekilde bile, İsa'yı ilâh olmaktan çıkarış, Katolik, Ortodoks ve bazı<br />
Protestanları kızdırmıştır.</span></p>
<p>Emine ŞEnlikoglu-GEnçliğin İmanını Sorularla Çaldılar</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Muhammed Mustafa'(s.a.v.)ın Peygamberliğine Ait Deliller.]]></title>
<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/muhammed-mustafasavin-peygamberligine-ait-deliller/</link>
<pubDate>Sun, 08 Oct 2006 17:28:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>isoru</dc:creator>
<guid>http://isoru.tr.wordpress.com/2006/10/08/muhammed-mustafasavin-peygamberligine-ait-deliller/</guid>
<description><![CDATA[O&#8217;nun muasırı, gerek sahabeler ve. gerekse iman etmeyenler kavmi ve kafirler, siyer ve
tarih]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<li>O'nun muasırı, gerek sahabeler ve. gerekse iman etmeyenler kavmi ve kafirler, siyer ve<br />
tarihlerde bir ruhban ile musahabeti, arkadaşlığı rivayet etmemişlerdir. Rasulullah, oniki<br />
yaşında iken amcası ile beraber idi. Bahira, sorulan ondan sordu ve cevaplarından sonra<br />
amcasına hitap eyledi ki: "Bunu memlekete götür. Yahudiler, öldüremez isede ezdirecekler" dedi. Binaenaleyh bir görüşmek ile bu kadar ilmi öğrenmek mümkündeğildir.</li>
<p><!--more-->
<li>2 —</li>
<p>Sahabeler, bütün hadis-i şerifleri zaptettikleri halde, hayatını da yazdılar. Siyer vehadis kitaplarında, Rasulullah'ın, bir kişiden ilim öğrendiğini yazmamışlardır. Demek ki,Rasul-i zişan hiçbir kimseden ilim öğrenmemişti.<br />
<code></code></p>
<li>3 —</li>
<p>Yahudi ve Nasraniler'in kitaplarını okudu, güya onlardan ilim öğrendi. Sonra Kur'an'açevirdi deniliyor. El cevap: Kur'an onları reddeder: "Andolsun ki, biz, onların (haset eden<br />
kafir ve ruhbanlardan öğrenmeyi iddia edenler), bu Kur'an'ı mutlak bir beşer getiriyor<br />
diyeceklerini biliyoruz. Hak'dan sapmak sureti ile kendisine (Rasulullah'a öğrenmeyi)<br />
nisbet edecekleri o malûm kimsenin lisanı yabancıdır, Arabî değildir. Bu (Kur'an) ise,<br />
bütün fesahati ile ve belagatı ile apaçık Arapça'dır." (106)</p>
<li>4 —</li>
<p>Ruhbanlardan, Rasulullah'ın Kur'an'ı öğrenmesi mümkün değildir. Çünkü, Kur'an bir<br />
teşriye ve kanun-u ilahiyedir. Evvel ve ahirdeki beşer fikrine, hem nefis ve hevasına<br />
muhaliftir. Kur'an, çok zaman da geçmiş ve gelecek zamanın hadiselerine de muhaliftir.<br />
Çünkü, zamanın olayları, muvakkat bir ilme ve fikre ait olduğunu takdirde Kur'an onun<br />
muvakkat olduğunu bildiğinden, öncesinden onu reddeder. Kur'an, ahkam ve çeşitli<br />
teşriyi, geçmiş ve gelecek fikirleri birleştiren bir ayna olduğundan, emir ve yasaklan nefsin<br />
istediklerinin aksine bildirmesinden, asla beşer tarafından gelmesi mümkün değildir.</p>
<li> 5</li>
<p>— Kur'an-ı Kerim, vakıa, havadisler mucibince 23 yıl ayet ayet nazil oldu. Ayetlerin hepsi<br />
bir veya iki seferde nazil olmuştur.<br />
Rasulullah'a gelmeyen ayetleri, o hiçbir zaman okumamıştır. Sonra, gelen ayetlerin nazm-ı<br />
şeriflerini birinci seferde tekrar eylediği gibi, aradan çok zaman geçtiği halde aynı şekil ve<br />
tertiple tekrar edildi. Halbuki, insan, bir meseleyi, bir mecliste üç sefer tekrar ettiği<br />
taktirde herbir seferinde ayrı bir şekilde tekrar etmeye mecburdur. Eşraf-ı Kainat, 23 yıl<br />
zarfında bir şedde veya bir noktayı değiştirmeden aynı şekilde tekrar ederdi. Artık, bu<br />
Kur'anın beşer tarafından olmadığına kafi bir delildir.</p>
<li>6</li>
<p>— Bir talebenin bir üstaddan ilim öğrenmesi gizli olmaz, muhakkak uzun bir müddetten<br />
sonra öğrenmek mümkün olur. Eğer bir kimseden ilim öğrenmiş olsaydı, tarih muhakkak<br />
yazardı.</p>
<li> 7</li>
<p>— Araplar'dan en meşhur olanlar şair idiler. Kur'an şiir değildir. "Biz O'na (Peygambere)<br />
şiir öğretmedik, bu (şiir öğrenmek) ona yakışmazdı. Onun (Hazreti Ahmed) getirdiği kitap<br />
(Hazreti Kur'an), bir öğütten ve (hükümleri) açıklayan (hak) bir Kur'an'dan başkası<br />
değildir." (107)</p>
<li>8</li>
<p>— O'na ilm-i Kur'aniyeyi öğreten bir rahip olsaydı, kendini ondan üstün gösterip, "Ol<br />
hazret benim talebemdi", diye iftihar ederdi. Haşa ve kella bütün hakiki ehl-i iman olanlar<br />
(ister Tevrat, ister İncil alimleri) O'na boyun eğdiler ve teslim oldular.</p>
<li>9</li>
<p>— Hazreti Resul-i Ekrem, okuyup yazmadığı halde, ezberden Kur'an'ı baştan başa, harf<br />
harf okuyup, nazmını hatta bir şedde, bir medde, bir cezme bile değişiksiz, kemali ile<br />
tilavet ederdi. "C<strong>ebrail aracalığıyla yahut ilham ile (habibim) seni okutacağız da asla (sen<br />
Kur'an'ı) unutmayacaksın</strong>" (108). Resulullah, hiçbir şeyi bu ayetin nüzulünden sonra<br />
unutmazdı.</p>
<li>10</li>
<p>— Okumak ve yazmak, ilim ve hesabın aletidir. Aletsiz ilim olunca, işte bu oluş<br />
mucizenin ta kendisidir.</p>
<li>11</li>
<p>— Eğer okumak ve yazmak ile peygamberlik davasına çıkmış olsaydı, o zaman hasımlar<br />
davasına alet ve takviye bulurlardı. Ezel ve ebed aynası Kur'an'ı ezberden okuması, şüphe<br />
yok ki, vahy-i ilahiyyenin ta kendisidir.</p>
<li> 12</li>
<p>— Yazı yazmak kolay bir şeydir. Allah'ın sevgili kulu, ehven bir şeyi yazması en kuvvetli<br />
bir delildir ki; O'nun kemal-i ilmi had ve hesaba sığmaz. O hudutsuz ilim sahibi, ne büyük<br />
bir insandır.<br />
Kainatta ferd-i kamildir. Onun üzerine salat-u selam olsun. İşte kemal-i ilim, kemal-i<br />
ahlak, kemal-i zeka, kmal-i kuvvet ile Cenab-ı Hak, o'nu gönderdiği halde, okuma yazma<br />
öğretmemişti. Bu iki zıt denizi birleştiren Allah, ümmilik sıfatını o'nun hakkında bir<br />
mucize kılmıştır.</p>
<li>13</li>
<p>— Hazreti Resulullah'ın asr-ı saadetinde Mekke'de mektep yoktu ve o hazret başka<br />
yabancı lisan ile konuşmamıştı. 'Varaka bin Nevfel, Kitab-ı Mukaddes'i Arapçaya tercüme<br />
edip Resul-i Zîşan ondan faydalanmıştır" demenin aslı yoktur. Çünkü, Varaka, Kitab-ı<br />
Mukaddes'i tercüme edecek kudrette değildi. Sonra vahyin başlangıcında feraseti ile onun<br />
ümmiliğinden peygamber olduğunu bildirmişti ve hicret zamanına ulaşamayacağına<br />
inanırken kederlenip mahzun olurdu.</p>
<li>14</li>
<p>— Ehl-i kitabın iddia ettikleri; "Okuma yazmayı bilip, gizletmiştir" demelerinin Kur'an'ı<br />
reddetmesi şöyle dursun onların kendi kitaplarına yani Tevrat ve İncil'e imanları yoktur.<br />
Eğer imanları olsaydı, Tevrat ve İncil'de Hazreti Resulün evsaf-ı şeriflerinden birisi olan<br />
ümmilik mucizesinden bahs edişine teslim olacaklardı. "Kendilerine kitap verdiğimiz (ehli<br />
ilim) onu öz oğulları gibi tanırlardı. Hal öyle iken, içlerinden bir kısım (inat ve inkar<br />
edenler) kendileri bilip dururken, gene mutlaka hak olanı gizlerler." (109)</p>
<li> 15</li>
<p>— En derin ve manalı ümmî kelimesi Hazreti Resule mahsus bir sıfattır ki: Hiçbir kimse<br />
ile müzakeresi olmadığı halde, geçmiş kıssalar, hadiseler söyler. Hem kendisinden sonraki<br />
zamanlardan bahseder.<br />
Mesela: P<strong>eygamberimiz, hem Hz. Ali'nin katlini, hem kıyametin küçük alametlerini, hem<br />
de büyük alametlerini ve şimdiki zamanımızda çıkan bazı hadiseleri de hatta herbir asra ve<br />
zamana mahsus hadis-i şeriflerinde açıklamışlardır. Vahy-i ilahi ile yerküresinin hazineleri<br />
ve kainatın içindeki halen keşfedilmiş ve edilmeyen pek çok hadiseleri... Halbuki, bir aleti<br />
yok idi. Dediğimiz manaya şahit onun fesahati ve belagatidir. O'nun sıfatlarından birisi de<br />
keşfi ve zevkî müşahedeleridir. Nitekim, fesahat ve belagatlerini O'nun münkirleri bile<br />
ikrar ederler.</strong></p>
<p>(107) Yasin: 69. (108)A'Ia:6.<br />
(106) Nalh: 103.<br />
(109) Bakara: 146.</p>
<p>İsmail Çetin Hocaefendi'</p>
]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
