<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>huzura-giden-yol &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/huzura-giden-yol/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "huzura-giden-yol"</description>
	<pubDate>Sat, 19 Jul 2008 21:04:25 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[REGAİB KANDİLİ]]></title>
<link>http://hakkaniyet.wordpress.com/?p=553</link>
<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 10:43:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>yüksel karakuş</dc:creator>
<guid>http://hakkaniyet.wordpress.com/?p=553</guid>
<description><![CDATA[
&#8220;Receb ayının ilk Cum&#8217;a gecesine Regâib gecesi denir. Bazı âlimlerin açıklaması]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://hakkaniyet.wordpress.com/files/2007/03/resul2.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-241" src="http://hakkaniyet.wordpress.com/files/2007/03/resul2.jpg?w=260" alt="" width="260" height="264" /></a></p>
<p>"Receb ayının ilk Cum'a gecesine Regâib gecesi denir. Bazı âlimlerin açıklamasına göre, Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- bu gece pek çok rûhânî ahvâl ve ikrama kavuşmuş olmakla, Yüce Allah'a şükür için on iki rekat namaz kılmıştır.<br />
Peygamber Efendimizin -sallallâhu aleyhi ve sellem- bu Regâib gecesinde, ana rahmine düşmüş olduğuna dâir olan bir rivayet uygun görülmemektedir. Çünkü bu gece ile Hazret-i Peygamberimizin doğumu arasındaki zaman, bu hesaba aykırı düşmektedir. Ancak Hazret-i Âmine'nin, Peygamber Efendimiz'e hâmile kaldığını bu gece anlamış olması düşünülebilir. Sebep ne olursa olsun, bu gece pek mübarek bir gecedir. Zaten Regâib, istenilen, değeri çok olan, bağış, ihsan, ikram ve nefis şeyler demektir. "Râğibe" kelimesinin çoğuludur. Bu geceyi ibâdetle geçirmenin sevabı çok büyüktür. Fakat bu gecede kılınacak namazın sünnet veya mendup olması hakkında kuvvetli bir delil bulunmamaktadır. Bu gecede toplanıp, cemâatle namaz kılınması bid'at sayılmaktadır. Zaten, Teravihten başka hiçbir nafile namazın, çağrışarak cemâatle kılınması sünnet değildir, mekruh sayılır. Ancak bir yerde bulunan, iki üç kimsenin bu gibi namazları cemâatle klimaları câİZ görülmüştür." (islâm ilmihali, Ö. Nasuhi Bilmen s: 207)<br />
Receb'in İlk Cum'a Gecesinde Allah'ın Mağfireti<br />
Rasûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular:<br />
"Receb, Allah Teâlâ'nın ayıdır. Şaban benim ayımdır. Ramazan benim ümmetimin ayıdır."<br />
Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e:<br />
-Yâ RasûlâllâhL. Receb, Allah Teâlâ'nın ayıdır, ne demektir? diye sorulan suâle, Allah Rasûlü:<br />
-Receb, Allah Teâlâ'nın ayıdır. Çünkü Receb Hakk'ın mağfiretine mahsûs bir aydır. Bu ayda insanlar kan dökmekten men' olunur. Bu ayda çarpışmaya izin yoktur. Bu ayda Allah Teâlâ, Peygamberlerin -aleyhimüsselâm- dualarını kabul etmiştir. Yine bu ayda Allah Teâlâ, evliyasını düşmanlarının elinden kurtarmıştır. Bir kimse Recep ayında oruç tutsa, Allah Teâlâ tarafından üç türlü lütuf ve inayete mazhâr olur. Bunlardan biri, Allah Teâlâ onun geçmiş günahlarının tümünü mağfiret eder. İkincisi, hayatının bundan sonraki safhalarında da onu korur. Üçüncüsü, mahşer yerinde susuzluktan emîn olur." buyurduğunda, orada bulunanlardan yaşlı, pîr-i fânî bir zât ayağa kalkıp;<br />
-Yâ Rasûlâllâh! Ben Recep ayının hepsini tutamam, dediğinde, Râsûl-i Ekrem -sallallâhu alleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:<br />
-Sen Receb ayının birinci, onbeşinci ve sonuncu günleri oruç tut, hepsini tutmuş sevabına kavuşursun. Çünkü sevaplar, on misli yazılır. Fakat sen, Receb-i şerifin ilk Cum'a gecesinde gafil olma ki, melekler o geceye Regâib gecesi demişlerdir. O gece, gecenin üçte biri geçtikten sonra göklerde ve yerde bir melek kalmaz, hepsi Kabe etrafında toplanırlar. Allah Teâlâ onların bu toplanmaları üzerine onlara hitaben:<br />
-Ey meleklerim, dilediğinizi benden isteyiniz!., buyurur. Onlar:<br />
-Yâ RabbiL istediğimiz, Receb ayında oruç tutanları mağfiret etmendir, deyip isteklerini arz ederler. Allah Teâlâ:<br />
-Ben Receb ayında oruç tutanları mağfiret ettim, buyurur."<br />
(Gunye 1 /181-182)</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[MÜBAREK ÜÇ AYLAR (RECEP,ŞABAN VE RAMAZAN)]]></title>
<link>http://hakkaniyet.wordpress.com/?p=551</link>
<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 10:37:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>yüksel karakuş</dc:creator>
<guid>http://hakkaniyet.wordpress.com/?p=551</guid>
<description><![CDATA[
(RECEP-ŞABAN-RAMAZAN)
&#8220;Allâhümme bârik lenâ fî Recebe ve Şaban ve belliğnâ Ramazan]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://hakkaniyet.wordpress.com/files/2007/03/2suleymaniye.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-104" src="http://hakkaniyet.wordpress.com/files/2007/03/2suleymaniye.jpg?w=300" alt="" width="300" height="187" /></a></p>
<p>(RECEP-ŞABAN-RAMAZAN)</p>
<p>"Allâhümme bârik lenâ fî Recebe ve Şaban ve belliğnâ Ramazan"<br />
"Yâ Rabbi, bize Recep ve Şaban'ı mübarek eyle ve bizi Ramazan'a ulaştır."<br />
* Her gün bu duâya devam edilir,<br />
* Lâ ilahe illAllâh, kelime-i tevhidi her gün biner defa söylenir.<br />
* Bu aylar feyiz ve bereketi nâmütenâhî olan aylardır.<br />
* Receb hürmet, Şaban hizmet, Ramazan ise nimet ayıdır.<br />
* Recep tevbe ve inâbet ayı, Şaban muhabbet, Ramazan ise karabet (yakınlık) ayıdır.<br />
* Receb, cefâyı terk içindir. Şaban amel ve vefa içindir. Ramazan sıdk ve safa içindir.<br />
* Receb öyle bir aydır ki, Allâh Teâlâ onda kat kat sevâb verir.<br />
* Şaban öyle bir aydır ki, onda keramet beklenir.<br />
* Receb sabıkların, Şaban muktesiderin, Ramazan ise âsîlerin ayıdır.<br />
* Receb tohum ekme, Şaban sulama, Ramazan ise hasad ayıdır.<br />
* Yıl ağaç gibidir. Receb ayı ağacın yapraklı, Şaban meyva-<br />
* Ramazan ise meyvasının toplanacağı zaman gibidir.<br />
* Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve se em- buyuruyorlar:<br />
"Receb, Allâh Teâlâ'mn, Şaban benim ve Ramazan ümmetimin ayıdır."</p>
<p> </p>
<p>Receb-i Şerif</p>
<p>Mübarek üç ayların birincisidir.<br />
"Allâhümme bârik lenâ fî Recebe ve Şaban. Ve belliğnâ Ramazan."duası her gün en az bir defa okunmalı.<br />
* Bu ayda yapılacak her hayırlı işin sevabı kat kat verilir.<br />
* Bu ayda oruç tutmak pek faziletlidir.<br />
* Sadaka vermek, fakirleri sevindirmek -Ramazan müstesna- diğer aylardan daha değerli ve daha ecirlidir.<br />
* Bu ayda otuz rek'atlık nafile bir namaz vardır, kılınmalıdır.<br />
* Bu ayın ilk Cum'a gecesi, Regâib gecesidir.<br />
* Yırmiyedinci gecesi, Mi'raç gecesidir. Tevbe, ibâdet ve dualarla değerlendirilmelidir.</p>
<p> </p>
<p>Şaban-ı Şerîf</p>
<p>* Mübarek üç ayların ikincisidir.<br />
"Allâhümme bârik lenâ fî Şaban ve belliğnâ Ramazan"<br />
duasını her gün en az bir defa okumalı.<br />
* Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
" Şaban benim ayım, Receb Allah Teâlâ'nın ayı, Ramazan ümmetimin ayıdır." buyurmuştur.<br />
* Rasûl-i Zîşân -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Ramazan'dan sonra en fazla bu ayda oruç tutarlardı.<br />
* Ashâb-ı Kiram, Şaban hilâlini görünce, kendilerini Kur'ân okumaya verirlerdi. Bu ayda manasını düşünerek, bol bol Kur'ân-ı Kerîm okumalıyız.<br />
* Bu ayda yapılacak her hayırlı işin sevabı kat kat verilir.<br />
* Geçmiş günahlarımıza tevbe etmeliyiz.<br />
* Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e salât ü selâmı çoğaltmalıyız.<br />
* Bu ayda bir yıl içinde ölecek olanların isimleri, diriler defterinden, ölüler defterine geçirilir.<br />
* Bu ayın ortasında Beraat gecesi vardır. Gündüzünde oruçlu bulunmalı, gecesini ibâdetle ve uyanık olarak geçirmeli. Bu gecede yüz rekat namaz kılınması tavsiye edilmektedir.<br />
* Bu ayda hayır kapıları açılır, günahlar silinir.<br />
* Son Pazartesi günü oruçlu geçirilirse günahların bağışlanacağı hadîs-i şerîfte müjdelenmiştir.<br />
* Müslümanların mallarının zekatlarını fakirlere, Rama-zan'da tutacakları oruca kuvvet ve destek olması bakımından, bu ayda vermeleri hayırlı ve güzel olur.<br />
* Kısacası bu aylar, değerlendirilmesi gereken kıymetli zamanlardır.</p>
<p> </p>
<p>Ramazan-ı Şerîf</p>
<p>* İçinde, Kur'ân-ı Kerîm'in nazil olmaya başladığı en faziletli aydır.<br />
* Keza içinde Kadir gecesi gibi, bin aydan hayırlı bir gecenin bulunduğu aydır.<br />
* Günahların afv edildiği, Şeytanların zincire vurulduğu mübarek aydır.<br />
* Sabır ayıdır. İslam'ın beş şartından biri olan orucun tutulduğu, gecelerinde teravihlerin kılındığı ibadet, feyz ve bereket ayıdır.<br />
* Kur'ân-ı Kerîm hatimlerinin indirildiği, mukabelelerin okunduğu, câmîlerin müslümanlarla dolup taştığı, rahmet, huzur ve ilâhî gufran ayıdır.<br />
* Cennet kapılarının açıldığı, Cehennem kapılarının kapatıldığı, meleklerin yeryüzüne misafir olduğu müstesna bir aydır.<br />
«Eğer kullar, Ramazan ayındaki faziletleri bilmiş olsalardı, bütün senenin Ramazan olmasını temenni ederlerdi.»</p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[TARTIŞILACAK ARAŞTIRMA : İNSAN BEYNİ VE İNANÇ]]></title>
<link>http://hakkaniyet.wordpress.com/?p=514</link>
<pubDate>Wed, 18 Jun 2008 16:51:52 +0000</pubDate>
<dc:creator>yüksel karakuş</dc:creator>
<guid>http://hakkaniyet.wordpress.com/?p=514</guid>
<description><![CDATA[
 
 
Aydın elitin içerisinde ateistlerin oranı toplumun geri kalanına göre daima daha yüksek]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://hakkaniyet.wordpress.com/files/2008/05/loplar.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-442" src="http://hakkaniyet.wordpress.com/files/2008/05/loplar.jpg?w=300" alt="" width="300" height="258" /></a><a href="http://hakkaniyet.files.wordpress.com/2008/06/beyin.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-513" src="http://hakkaniyet.wordpress.com/files/2008/06/beyin.jpg?w=300" alt="" width="300" height="224" /></a></p>
<p> </p>
<p><span style="font-size:medium;"> </p>
<p><font size="4">Aydın elitin içerisinde ateistlerin oranı toplumun geri kalanına göre daima daha yüksek. 20'inci yüzyılda 137 gelişmiş ülkede yapılan araştırmalarda zeka seviyesinin yükseldiği, ancak buna paralel olarak tanrıya inancın da zayıfladığı görüldü.</p>
<p></font></span> </p>
<p> </p>
<p><span style="font-size:medium;">Vatan'ın haberine göre Kuzey İrlanda'daki Ulster Üniversitesi'nden Profesör Richard Lynn'in araştırmasına göre dine bağlılık insanlığın zeka düzeyindeki yükselmeyle ters orantılı olarak değişiyor. Toplumların aydın eliti içinde ateistlerin oranı da daima toplumun geri kalanına göre daha yüksek.</span></p>
<p><span style="font-size:medium;"><font size="4">İngiltere'de yapılan bir araştırma, akademisyenlerin yalnızca yüzde 3,3'ünün Tanrı'ya inandığını gösterirken, aynı dönemde toplumun tümünde tanrıya inananların oranı yüzde 70'e yaklaşıyor.</p>
<p></font></span> </p>
<p> </p>
<p><span style="font-size:medium;">Amerika Birleşik Devletlerinde 1990'larda yapılan bir araştırma da Amerikan Bilimler Akademisi üyelerinin yalnızca yüzde 7'sinin tanrıya inancı olduğunu saptadı. Profesör Lynn'e göre, akademisyenlerin toplumun genelinden daha zeki olmaları tanrıya inançlarının daha zayıf olmasının da göstergesi.</span></p>
<p><span style="font-size:medium;">Profesör aynı şekilde, çocukların çoğunun, ilkokula başladıklarında tanrıya inandığını ama yaşları büyüdükçe ve zekaları geliştikçe, bir çoğunun tanrının varlığından kuşkulanmaya başladığını belirtti. 20. yüzyılda 137 gelişmiş ülkede insanların tanrıya inancının zayıflamasını da genel zeka düzeyindeki gelişme ile açıkladı.</span></p>
<p><span style="font-size:medium;">KAYNAK : VATAN</span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[NEDEN HAKKANİYET? ÇÜNKÜ;]]></title>
<link>http://hakkaniyet.wordpress.com/?p=465</link>
<pubDate>Sat, 17 May 2008 22:10:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>yüksel karakuş</dc:creator>
<guid>http://hakkaniyet.wordpress.com/?p=465</guid>
<description><![CDATA[ 
 
 
 
 
 
 
Türkçe - İngilizce - hakkaniyet
 
n. rightness
Türkçe - Türkçe - hakkan]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><span style="font-size:x-small;color:#808080;"><font size="2" color="#808080">Türkçe - İngilizce - hakkaniyet</p>
<p></font></span> </p>
<p><span style="font-size:x-small;">n. rightness</span></p>
<p><span style="font-size:x-small;color:#808080;"><font size="2" color="#808080">Türkçe - Türkçe - hakkaniyet</p>
<p></font></span> </p>
<p><span style="font-size:x-small;">hak ve adalete uygunluk, haklılık, doğruluk.</span></p>
<p><span style="font-size:x-small;color:#808080;"><font size="2" color="#808080">Türkçe - Fransızca - hakkaniyet</p>
<p></font></span> </p>
<p><span style="font-size:x-small;">équité [la]</span></p>
<p><span style="font-size:x-small;color:#808080;"><font size="2" color="#808080">Türkçe - Almanca - hakkaniyet</p>
<p></font></span> </p>
<p><span style="font-size:x-small;">Gerechtigkeit, Recht</span></p>
<p><span style="font-size:x-small;color:#808080;"><font size="2" color="#808080">Türkçe - Rusça - hakkaniyet</p>
<p></font></span> </p>
<p><span style="font-size:x-small;">n. справедливость (F)<font size="2">(kouheisei)</p>
<p></font></span></p>
<p> </p>
<p><span style="font-size:small;"> <span style="color:#008000;">hakkaniyet, adalet</span> japonca*</span><span style="font-size:x-small;"><font size="2">(tadashisa)</p>
<p></font></span> </p>
<p><span style="font-size:small;"> <span style="color:#008000;">doğruluk, dürüstlük, hakkaniyet, adalet</span></span></p>
<p><strong><span style="font-size:large;">OSMANLICA</p>
<p><strong><font size="5"></font></strong></span></strong></p>
<p><span style="font-size:large;"><font size="5"></font></span></p>
<p>hakkaniyet, Osmanlıca sözlük anlamı</p>
<p><a href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/"></a></p>
<p>Haktan ve doğruluktan ayrılmamak. Adalet üzere bulunmak. Adalet ve insaf ile lâzım olanı icra etmek.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[BAŞARMANIN TEMEL PRENSİBİ : İNANMAK VE KONSANTRASYON]]></title>
<link>http://hakkaniyet.wordpress.com/?p=441</link>
<pubDate>Fri, 02 May 2008 11:12:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>yüksel karakuş</dc:creator>
<guid>http://hakkaniyet.wordpress.com/?p=441</guid>
<description><![CDATA[İster tarih veya biyoloji çalışın, ister satranç veya tenis oynayın; yaptığınız işe kons]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>İster tarih veya biyoloji çalışın, ister satranç veya tenis oynayın; yaptığınız işe konsantre olabilmek ve dikkat dağıtan şeylerden uzak durabilmek bir sanattır.</p>
<p>Hepimizin farklı farklı konsantre olabildiği durumlar vardır. Şöyle zamanın nasıl geçtiğini anlamadığınız ve kendinizi kaybettiğiniz hoşlandığınız olayları bir düşünün; bir sportif faaliyette bulunmak, bir müzik aleti çalmak, sevdiğiniz bir oyunu oynamak gibi faaliyetler veya TAM BİR KONSANTRASYON içinde olduğunuzu düşündüğünüz diğer durumlar.</p>
<p>Peki diğer zamanlarda ne oluyor?</p>
<p>Zihniniz bir şeyden diğerine kayıyor</p>
<p>Endişeler zihninizi dağıtıyor</p>
<p>Dış etkenler farkında olmadan sizi ilgilendiğiniz olaydan kopartıyor</p>
<p>İlgilendiğiniz olay veya konu size sıkıcı ve zor gelmeye başlıyor.</p>
<p>Unutmayın, KONSANTRASYON SİZİN kontrolünüz altındadır ve bu bölüm konsantrasyonunuzu geliştirebilmeniz için gerekli olan bilgileri içermektedir.</p>
<p>EN ÖNEMLİ FAKTÖR MOTİVASYON</p>
<p>Konsantrasyonunuzu etkileyen hayati ve en önemli faktör motivasyondur. Motivasyon bir şeyi yapmak için iyi ve gerçekçi bir nedeniniz olduğuna inanmanızla ilgilidir.</p>
<p>Örneğin ertesi günü sabah saat 08:30’da önemli bir iş görüşmesine veya mülakata gitmek için akşam erken yatabilirsiniz. Ancak ertesi gün bir tatil günüyse, gece geç saate kadar tıka basa atıştırabilir, televizyon izleyebilir ve erken yatmayabilirsiniz. Tabi şüphesiz bunun sonucu olarak ertesi günü maksimum performansta bir zihne de sahip olmazsınız. Bu sonuç tamamen motivasyonla ilgilidir.</p>
<p>KONSANTRASYON ile ilgili bu makaleyi NEDEN okuduğunuzu bir kağıda yazmanız tam bu etapta sizin için iyi bir konsantrasyon egzersizi olabilir.</p>
<p>SİZİN motivasyonunuzun kaynağı nedir? Daha iyi konsantre olmanın size sağlayacağı olası avantajlar nelerdir?</p>
<p>Sağlam bir nedeniniz veya amacınız yoksa konsantrasyona neden ihtiyacınız olsun ki?</p>
<p>KONSANTRASYON ETKİLEYEN ÖNEMLİ FAKTÖRLER</p>
<p>Su Kaybı</p>
<p>Vücuttaki diğer organlardan farklı olarak, beynin büyük bir kısmını (yaklaşık tahminen % 90’ını) su oluşturmaktadır. Vücuttaki su eksikliği kişide baş ağrısı, yorgunluk ve çabuk sinirlenme gibi sonuçlara neden olmaktadır. Bu sonuçlardan her biri sizden konsantrasyonunuzu çalan, alıp götüren olaylardır.</p>
<p>Toksinler (vücudunuzdaki zararlı maddeler)</p>
<p>Herhangi bir işle uğraşırken neler atıştırdığınız konsantrasyonunuzu etkileyen en önemli faktördür. Yediğimiz hafif hazır yemek ve çerezlerde en çok kullanılan 12 tehlikeli katkı maddesini içeren “kirli düzine” diye bir liste vardır. Bunlardan iki tanesi en çok dikkat etmemiz gereken maddelerdir. Çünkü bu iki tehlikeli madde her türlü gevrekte, gazlı içecekte, sakızda ve yediğimiz birçok şekerlemede mevcuttur.</p>
<p>1-) Mono Sodyum Glutamate (MSG) çeşni ve tat artırıcı dünyada 1950’lerde kullanılmaya başlamıştır. Bu madde hemen hemen her türlü tuzlandırılmış çerezde, hazır yemeklerde, hazır çorbalarda, bisküvilerde, soslarda, et suyu veya et suyu bulyonlarında, konserve ton balıklarında, donmuş hazır yiyeceklerde mevcuttur. Şeker pekmezi fermantasyonundan elde edilmesinden dolayı bu katkı maddesi migren, astım, egzema, barsak rahatsızlığı, kalp çarpıntısı, dalgınlık, unutkanlık, çabuk sinirlenme, rahatsızlık ve dikkatsizlik gibi durumlara sebep olur.</p>
<p>2-) Aspartame suni tatlandırıcı şekerden yaklaşık 200 kat daha tatlıdır. Aspartame diyet içecekler, kalorisi düşük yiyecek veya diyet tatlılar, sakızlar, pasta ve şekerlemeler dahil tam 9000 yiyecek ürününde kullanılmaktadır. Bu madde de baş ağrısı, heyecan, çabuk sinirlenme, depresyon, uykusuzluk, yorgunluk, baş dönmesi, hazımsızlık ve çeşitli alerjik reaksiyonlar gibi çeşitli şikayetlere sebep olmaktadır. Ayrıca bu maddenin beyin tümörü oluşmasına etkisiyle ilgili ön bulgular mevcuttur.</p>
<p>KONSANTRASYONU ARTIRAN YİYECEKLER</p>
<p>Konsantrasyonu artırmanın bir yolu da probleme daha geniş bir açıyla yaklaşmaktır. Hastalık kaynaklı nedenleri yok tamamen yok ettikten sonra diğer fiziksel boyutlara da göz atmak gerekir.</p>
<p>Dinlenin ve Enerji Şarj Edin – uykusuzluk ve açlık konsantrasyonu yok eder; problem az beslenme ve az uyku ise, iyice dinlenin ve bir kase salata yiyin.</p>
<p>Karbonhidratları Azaltın - bazı insanlar çok fazla rafine edilmiş karbonhidrat tükettiği zaman uykulu bir duruma girer. Eğer karbonhidratlara karşı hassassanız, öğle yemeğinde ekmeği azaltın ve biraz fazla protein ve sebze tüketin.</p>
<p>Doğal Tatlıları Kullanın – rafine şeker başlangıçta size enerji verse de, bir süre sonra çoğu insanı zihinsel ve fiziksel olarak uyuşuk bir duruma sokar. Gün içinde enerjiye ihtiyacınız varsa, çikolatalı bir gofret yerine bir portakal, elma veya muz yemenizi tavsiye ederiz.</p>
<p>B Vitaminleri Alın – thiamine (bir B vitamini) seviyenizi artırarak konsantrasyonunuzu sağlamak istiyorsanız, buğday ekmeği, fındık, ceviz, fındık, fasulye, bezelye, süt, yağsız et, yeşil yapraklı sebzeler, avakado, karnabahar ve ıspanak gibi yiyecekler yemelisiniz.</p>
<p>Demir Oranına Dikkat – demir eksikliğinin sebep olduğu anemi, beyne kanın dolayısıyla oksijenin az gelmesi nedeniyle hafıza ve konsantrasyonu etkilemektedir. Demir kaplarda pişirilmiş et, deniz ürünleri, brokoli gibi yiyecekler yiyin. Doktor tavsiyesi ile demir içeren vitaminler de kullanabilirsiniz.</p>
<p>OMEGA 3 + E – Bebek ve çocuk uzmanı Profesör Robert Winston’un yaptığı bir araştırma, balıkyağının özellikle disleksi (öğrenme bozukluğu), egzama ve iletişim zorluğu çeken çocuklar üzerinde olağanüstü etkileri olduğunu ortaya çıkardı.</p>
<p>BBC’de yayınlanan “Günümüzün Çocuğu” adlı belgeselde, Profesör Robert Winston davranış bozuklukları gösteren iki çocuğa günlük olarak belli dozlarda Omega 3 yağ asidi içeren balıkyağı tabletleri vermiştir. Üç ay sonra her iki çocukta da önemli gelişmeler gözlenmiştir. Saldırgan davranışlı olan çocuğun bu durumu olumlu yönde değişirken, çekingen ve içine kapanık olan diğer çocuğun da dışa dönük bir hale geldiği görülmüştür. Bu çalışma balıkyağının birçok probleme çözüm olduğunu ortaya koymuştur.</p>
<p>KONSANTRASYON VE MÜZİK</p>
<p>Şimdi gelelim enteresan bir konuya. TV’de, CD veya kaset çalarınızda dinlediğiniz sözlü bir müzik SÖZ içerdiği için daha çok beynin SOL LOP’unu uyarmaktadır. Konuşma, kelimeler ve sözlerle ilgilenen ve hoşlanan beynin bu kısmıdır. Ancak sözler beynin renkli ve eğlenceli SAĞ LOP’unu uyarmamaktadır. Sağ lop ritmi ve müziği (özellikle de bazı özel sözsüz müzik ve ritimleri) seven taraftır.</p>
<p>HAREKET VE ENERJİ</p>
<p>İnsan vücudu dinamik bir enerji akımıyla doludur. Özellikle öğrenme tarzları kinestetik olan kişilerin konsantre olmakta zorlandıkları görülmektedir. Bu tip insanların öğrenme sırasında hareket etmeleri ve öğrendiklerini hareketlerle uygulamaları gerekmektedir.</p>
<p>Beynin Enerji Noktalarına Dokunmak</p>
<p>Nasıl Yapacaksınız: Baş parmağınızla ve işaret parmağınızla bir ‘C” harfi oluşturun ve her iki parmağınızı hemen köprücük kemiğinin altındaki göğüs kemiklerinizin iki tarafının üzerine koyun. Parmaklarınızla nazikçe göğsünüzün her iki kısmını yavaş yavaş 20 veya 30 saniye ovun. Bu ovma sırasında diğer eliniz göbeğinizin üzerinde dursun. Daha sonra ellerinizin yerini değiştirerek aynı hareketi iki veya üç kere tekrarlayın.</p>
<p>Neye Yarar: sakin düşünme, okuduğunuz satırları takip edebilme, göz hareketlerini kontrol edebilme yeteneklerinizi geliştirir ve enerji seviyenizi yükseltir.</p>
<p>Yatay 8’ler Yapmak</p>
<p>Nasıl Yapacaksınız: Bir elinizi yüzünüzün önünde ileriye doğru tam karşıya uzatın ve baş parmağınız yukarıyı gösterecek şekilde açık tutarak elinizi yumruk yapın. Gözleriniz baş parmağınızı dikkatle takip ederken, yavaş yavaş her bir yuvarlağı elinizin başlangıç noktasına göre iki ayrı tarafta olacak şekilde yavaş yavaş yatay bir sekiz oluşturun. Bu hareketi iki veya üç kere tekrarlayın. Daha sonra aynı hareketi diğer kolunuzla ve elinizle yapın.</p>
<p>Neye Yarar: okuma, hızlı okuma, yazma, el ve göz koordinasyonu yeteneklerinizi geliştirir.</p>
<p>Düşünme Noktalarını Hareketlendirmek</p>
<p>Nasıl Yapacaksınız: baş ve işaret parmağınızla nazikçe dairler çizerek başınızı ovunuz. Bu ovma işine kulaklarınızın dış kısmından başlayarak başınızın tepe noktasına kadar yavaş yavaş ilerleyiniz. Daha sonra ovma işine alnınızın iki tarafından tepeye doğru da yapınız. Bu uygulamayı iki veya üç kere tekrarlayınız.</p>
<p>Neye Yarar: heceleme, kendi kendinin farkında olma, kısa-süreli hafıza gelişimi, dikkatli dinleyebilme ve soyut düşünebilme yeteneklerinizi geliştirir.</p>
<p>Çapraz Eğilme</p>
<p>Nasıl Yapacaksınız: Ayakta durun. Önce yavaşça eğilerek sol elinizle sağ dizinize dokunun ve doğrulun, sonra sağ elinizle sol dizinize dokunun ve doğrulun. Bu hareketi 10 veya 15 kere tekrarlayın.</p>
<p>Neye Yarar: okuma, yazma, dinleme, hafıza ve koordinasyon yeteneklerinizi geliştirir. Bu egzersiz beyninizin her iki lopunu aynı anda aktif hale getirir.</p>
<p>KONSANTRASYON İÇİN ZİHİNSEL STRATEJİLER</p>
<p>“Gitme, Buraya Gel” Stratejisi</p>
<p>Bu stratejiyi mutlaka uygulamalısınız. Düşüncelerinizin ilgilendiğiniz konudan başka bir noktaya kaydığını hissettiğiniz anda, “Bir dakika, hiçbir yere gitme, buraya gel” deyin kendi kendinize.</p>
<p>Örneğin tam ders çalışırken aklınıza aldığınız başka bir not veya bir ödev, kız veya erkek arkadaşınız, veya karnınızın biraz aç olduğu veya bir şeyler atıştırma gibi düşünceler gelebilir. Böyle bir durumda hemen kendi kendinize, “hiçbir yere gitme, buraya gel” deyin. Ve hemen ilgilenmeniz gereken konuyu düşünerek, konuyla ilgili kendi kendinize birkaç soru sorun ve bunları cevaplamaya çalışın. Konuyla ilgili en son bölümün kısa bir özetini düşünün. Veya konunun ana başlıklarını şöyle bir hatırlamaya çalışın ve elinizden geldiğince dikkatinizi ilgilendiğiniz konuya toplamaya çalışın.</p>
<p>Dikkatinizi dağıtan konudan uzaklaşmak için kesinlikle o konuyu düşünmemeyi düşünmeyin. Çünkü bu durum gittikçe daha çok dikkatinizin dağılmasına sebep olur. Bir şeyi düşünmemeye çalışmak, onun daha çok düşünülmesine sebep olur. “Şimdi fil düşünmeyeceğim” diye bir düşünün bakalım ne olacak. Şüphesiz hemen aklınıza bir fil gelecektir. Unutmayın, “fil düşünmemeliyim” diye düşünmek aklınıza filin gelmesini sağlamaktan başka bir işe yaramaz.</p>
<p>Problemleri ve Dikkat Dağıtan Şeyleri Düşünme Zamanı</p>
<p>Araştırmalar, endişeleri ve problemleri için özel bir zaman ayıran insanların dört hafta içinde daha önceki durumlarına göre endişeleri için yüzde 35 daha az düşündüklerini göstermektedir.</p>
<p>1. Konsantrasyonunuzu bozan ve sık sık aklınıza gelen konuları düşünmek için kendinize özel bir zaman ayırın.</p>
<p>2. Dikkatinizi dağıtan bir konunun farkına vardığınızda, bu konuyu düşünmek için özel bir zamanınız olduğunu kendinize hatırlatın.</p>
<p>3. Dikkatiniz dağıldığında ayrıca “bir dakika, hiçbir yere gitme, buraya gel” deme stratejinizi de kullanın.</p>
<p>4. Konsantrasyonunuzu bozan ve sık sık aklınıza gelen konuları düşünmek için ayırdığınız özel zamanı mutlaka bu iş için kullanın.</p>
<p>Ayrıca özel olarak ayırdığınız zamanda düşünmek üzere, zihninizi dağıtan şeyleri not alın. Bu amaç için özel bir not defteri tutun. Not aldığınız konuları bu amaçla ayırdığınız özel zamanda mutlaka düşünün. Giderek zaman içinde bu konuların azaldığını fark edeceksiniz.</p>
<p>ENERJİ SEVİYENİZİ YÜKSELTİN</p>
<p>Enerji seviyenizin ne zaman zirvede, ne zaman en aşağılarda olduğunu tespit edin. Deneme yanılma yoluyla günün hangi zamanlarında enerji seviyenizin yüksek olduğunu ve kolayca konsantre olduğunuzu, ne zamanlar enerji seviyenizin düşük olduğunu ve konsantre olmakta zorlandığınızı belirlemeye çalışın. Zorlandığınız konuları enerji seviyenizin yüksek olduğu anlara kaydırmak iyi bir stratejidir. Bunun yanında kolayınıza gelen konuları düşük enerji seviyeli zamanlarınıza kaydırın.</p>
<p>Çoğu öğrenci zorlandığı konuları genellikle en sona bırakmaktadır. Günün geç saatlerine kalan bu konular doğal olarak yorulmuş olan öğrencinin enerji seviyesinin en düşük olduğu anlara rastlamaktadır. Bu uygulama yanlış bir stratejidir. Zor konular yüksek enerjili zamanlarda çalışılmalıdır. Sadece bu strateji bile konsantrasyonunuzun artması için yeterlidir.</p>
<p>KONSANTRASYON İÇİN NEFES ALMAK</p>
<p>Yoğunlaşmanız gereken bir konuya başlayacağınız zaman, daha önceden konsantre olmakta zorlanmadığınız bir anı aklınıza getirin. Kendinizin yine böyle bir anda olduğunu düşünün.</p>
<p>Ayrıca başlangıçta nefes almaya odaklanmak ve derin derin nefes almak bedenin dinlenmesini, zihnin ise enerji dolmasını sağlar. Derin derin nefes almak zihin ve beden senkronizasyonunu sağlar ve sizi stresten uzak tutar.</p>
<p>1. Rahat bir konumda olun.</p>
<p>2. Yavaş yavaş (mümkünse burnunuzla) nefes alın. Sırayla önce göğsünüzün alt kısmını, sonra orta ve üst kısmını aldığınız nefesle doldurun. Yavaş yavaş nefes aldığınızdan emin olun. Bu süreç yaklaşık 8 – 10 saniye olsun.</p>
<p>3. Konsantre olduğunuz bir anınızı düşünerek nefesinizi içinizde bir veya iki saniye tutun.</p>
<p>4. Sonra rahat ve sakin bir şekilde nefesinizi verin.</p>
<p>5. Birkaç saniye durun ve aynı derin nefes alıp verme işlemini tekrar edin.</p>
<p>6. Bu işlemi yaparken başınızın döndüğünü hissederseniz nefes alıp vermeyi çok yoğun yapıyorsunuz demektir. Bu gibi durumlarda yavaşlayın.</p>
<p>7. Aynı zamanda kendinizin ılık ve sakin bir deniz kenarında olduğunu düşünün. Veya dalgaların üzerinde batmadığınızı ve nefes alıp, verdiğinizde dalgaların üzerinde nazik bir şekilde yükselip indiğinizi hayal edin.</p>
<p>Bu egzersizin amacı sizi stresten uzak tutmaktır. Stresli olduğumuz durumlarda beynin bazı kısımları aktif olmadığı için daha az zeki oluruz. Bu egzersizi her çalışma öncesi yapın.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ESMAUL HÜSNA (ALLAH'IN GÜZEL İSİMLERİ)]]></title>
<link>http://hakkaniyet.wordpress.com/?p=420</link>
<pubDate>Thu, 17 Apr 2008 05:38:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>yüksel karakuş</dc:creator>
<guid>http://hakkaniyet.wordpress.com/?p=420</guid>
<description><![CDATA[Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: &#8220;En güzel isimler Allah&#8217;ındır. O halde O&#8217;n]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: "En güzel isimler Allah'ındır. O halde O'na o güzel isimlerle dua edin. Onun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır" (A'raf, 180). Ebu Hureyre (r.a)'nin rivayet ettiğine göre, Resulüllah (s.a.v) şöyle buyuruyor: Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Kim bunları ezberlerse Cennete girer. Allah (c.c) tektir ve teki sever. Esmau'l-Hüsna, en güzel isimler demek olup 99 tanedir ve Kur'an-ı Kerim'de bildirilmişlerdir.</p>
<div><strong>Allah (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Hakiki (gerçek) ve mutlak (kayıtsız, şartsız) olarak «VAR» ve «BİR» olan; eşi, benzeri ve ortağı asla bulunmayan Yüce Rabb'imizin has (özel) ve en büyük ismi şerifidir. «Allah» Lafzı Celali, diğer mübarek isimlerinin delalet ettiği bütün vasıfları, sıfatları ihtiva eder, ve «Vacibu'l-Vucud» olan Yüce Rabb'imizin İsm-i Azam'ı (en büyük adı) olduğu hususunda İslam bilginlerinin ittifakı vardır. «Allah» Lafzı Celali; Kur'an'ı Kerim'de, diğer mübarek isimlerinden çok olarak 2800 defa zikredilmiştir. Sonra 960 defa ile «Rab» İsm'i şerifi gelir. Bundan sonra, en çok zikredilenler sırasıyla «Rahman», «Rahim» ve «Mâlik» İsmi şerifleridir.</p>
<div><strong>er-Rahmân (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Dünyada; mümin ve kafir ayırt etmeksizin herkese merhamet eden, şefkat gösteren ve acıyan.</p>
<div><strong>er-Rahîm (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Merhametli, esirgeyen, koruyan, acıyan; Ahiret'de yalnız mümin kullarına keremiyle muamelede bulunan.</p>
<div><strong>el-Melîk (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Bütün kainatın mutlak ve hakiki sahibi, mutasarrufu. Bütün kainatın, Zâtı'nın dışındaki bütün varlıkların ezeli ve ebedi tek hükümdarı, ancak Allah Teala'dır. Kainatta, ancak O'nun iradesi, hüküm ve tasarrufu geçerlidir. O'nun mülkü yok olmaz.</p>
<div><strong>el-Kuddûs (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Azamet ve Celaline layık olmayan her türlü noksanlıktan pek uzak ve pek temiz.</p>
<div><strong>es-Selâm (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Her çeşit arıza ve hadiselerden salim kalan ve etkilenmeyen; kullarını her türlü tehlikelerden selamete çıkaran, bahtiyar kullarına «Selâm» etmek lütuf ve kereminde bulunan. Cenabı Hak (c.c)</p>
<p>, mevcut her çeşit selametin mutlak ve hakiki kaynağıdır.</p>
<div><strong>el-Mü'min (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Gönüllerinde iman ışığını uyandıran; Kendine sığınanlara emniyet, güvenlik, rahatlık, veren; müminleri azabından ve yaratıklarının hepsini zulümden emin kılan.</p>
<div><strong>el-Müheymin (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Saltanatı hakkında dilediği gibi tasarruf eden ve her şeyi gözetip koruyan.</p>
<div><strong>el-Azîz (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Hakiki ve mutlak surette kuvvet ve galebe sahibi, mağlup edilmesi asla mümkün olmayan Galip; hükümlerinde her zaman galip olan.</p>
<div><strong>el-Cebbâr (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Emir ve fermanına karşı konulamayan, kırılanları tamir eden, eksikleri tamamlayan, dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan, her şeyde hükmünü kayıtsız ve şartsız yürüten.</p>
<div><strong>el-Mütekebbir (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Büyüklükte eşi olmayan, her şeyde ve hadisede büyüklüğünü gösteren.</p>
<div><strong>el-Halîk (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Ceza vermekte acele etmeyen gerçek ve mutlak hilm sahibi; affı, bağışlaması, hilmi sınırsız. Allah Teala, emrine karşı gelindiğinde anında görür, bilir. Fakat gücü yettiği halde hemen cezalandırmaz, süre verir. Bu süre içinde pişman olup tövbe edenleri af ve mağfiret buyurur. Israr edenleri ise; dilerse af eder, dilerse cezalandırır.</p>
<div><strong>el-Bâri (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Her şeyi bir asıldan var eden; her şeyi muhtaç olduğu organ, tabiat ve surette en mükemmel ve uygun şekilde yaratan; yokluktan varlığa çıkaran, yarattıklarını birbirlerinden çeşitli şekillerde ayırt eden.</p>
<div><strong>el-Musavvir (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Varlıklara suret veren, tasvir eden; onları en güzel şekilde tertip edip, en güzel surette şekillendiren.</p>
<div><strong>el-Ğaffar (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Mağfireti (yarlığaması) pek çok ve kullarının ayıplarını örtücü; iyiyi, güzeli açığa çıkaran; kötüyü, çirkini örten. Günahları ne kadar çok olursa olsun, affedilmesini can-ı gönülden isteyen kulun günahlarını örten, açıklamayan, mağfiret eden.</p>
<div><strong>el-Kahhâr (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Her şeye, her isteğini yapacak surette gücü ve kudreti yeten; hükümlerinde mutlak ve hakiki Galip ve Hakim. Allah Teala, kuvvet ve kudretiyle her şeyi içinden ve dışından kuşatmıştır. Bundan kurtulmak mümkün değildir. Çünkü O, mutlak Kadir ve Galiptir. Küfür ve isyanla O'na karşı gelip de tövbe etmeyenleri öldürmek ve zelil etmek suretiyle kahredicidir.</p>
<div><strong>el-Vehhâb (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Sonsuz, çeşit çeşit nimetlerini daima karşılıksız olarak ihsan eden, bağışlayan. Allah Teala, fazlının tükenmez hazinelerinden rahmet ve nimet bağışlar. O, hakiki ve mutlak Cömerttir.</p>
<div><strong>er-Rezzak (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Rızıkları yaratan ve kullarına bahşeden; rızıkları ve rızıklandırdıklarını yaratan, rızıklandırdıklarına rızıkları ulaştıran ve rızk elde etme sebebini meydana getiren. Rızk; faydalanılması nasib edilen her şeydir.</p>
<div><strong>el-Fettâh (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Her türlü zorlukları kolaylaştıran, maddi ve manevi bütün kapıları açan, en büyük Hakim.</p>
<div><strong>el-Alîm (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Bilgisi ezeli ve ebedi olan; olmuş olacak; gizli, aşikar her şeyi en iyi bilen, kendisinden hiç bir şey gizlenmeyen.</p>
<div><strong>el-Kâbıd (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Dilediğine rızkı daraltan, sıkan. Allah Teala, istediğinden ihsan ettiği şeyi, gönül rahatlığını alıverir. Kiminin ruhunu kabzeder, kiminin de kalbini kabzederek hayra rağbetsiz kılar.</p>
<div><strong>el-Bâsıt (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Dilediğinde rızkı açan ve genişleten. Allah Teala, kimine çok rızk, kimine uzun ömür verir; kiminin de kalbini açarak hayra rağbetli kılar.</p>
<div><strong>el-Hâfıd (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Kafir ve facirleri alçaltan, iman etmeyenleri bedbaht eden; varlıktan yokluğa, ilimden cehle, sıhhatten hastalığa döndüren. Allah Teala, dilediğini şan ve şeref sahibi iken rezil ve rüsvan eder.</p>
<div><strong>er-Râfi' (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>İyileri yücelten, yukarı kaldıran; zilletten izzete götüren, bataklıktan çıkaran, dereceleri artıran ve müminleri yükselten. Allah Teala, dilediğine şan ve şeref verir. Gönülleri iman ve irfan ışıklarıyla parlatır.</p>
<div><strong>el-Muiz (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Dilediğine tevfik verip aziz kılan; izzet veren, şereflendiren, ağırlayan. İzzet, Allah Teala'nın verdiği bir şeref, bir irfandır.</p>
<div><strong>el-Müzil (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Dilediğini hor ve hakir kılan; emir ve yasaklarına karşı koyanları zelil eden, süründüren.</p>
<div><strong>es-Semî' (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Gizli, açık her şeyi hakkıyla işiten. Allah Teala, kainatın her zerresinde olan biteni, kalplerimizden geçenleri, dualarımızı, hasılı her şeyi hakkıyla işitir. Ancak, bu işitme bizim anladığımız manada değildir.</p>
<div><strong>el-Basir (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Bütün mevcudatta gizli-açık her şeyi kemaliyle gören. Allah Teala, kullarının yaptığı her şeyi görür. O'nun görmediğini sanarak günah işleyenler ne bedbahttır!</p>
<div><strong>el-Hakem (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Hakiki ve mutlak Hakim; hükmeden, hakla batılın, iyi ile kötünün arasını ayıran; dünyada şerhi hükümleri inzalle ve Ahiret'te kullarının arasını faslederek hüküm veren. Allah Teala'nın hükmünü bozacak hiçbir kuvvet yoktur.</p>
<div><strong>el-Adl (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Mutlak, hakiki, sınırsız, sonsuz adaletli, çok adil. Allah Teala, yarattığı her şeyi kendine mahsus yere koymuştur.</p>
<div><strong>el-Lâtîf (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Hakiki, mutlak lütuf sahibi; lütuf kerem ve inayeti sınırsız olan, en ince işleri bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına akıl erdiremeyen en ince şeyleri yapan; görünen görünmeyen türlü yollardan ve yerlerden çeşit çeşit faydalar, ihsanlar bahşeden.</p>
<div><strong>el-Habîr (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Gerek cismani alemde, gerekse ruhani alemde olagelen her hadiseden, hareket eden her zerreden, alınıp verilen her nefesten bütün ayrıntılı haberdar olan.</p>
<div><strong>el-Halîm (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Ceza vermekte acele etmeyen gerçek ve mutlak hilm sahibi; affı, bağışlaması, hilmi hududsuz. Allah Teala, emrine karşı gelindiginde anında görür, bilir ama, gücü yettiği halde hemen cezalandırmaz, süre verir. Bu sure içinde pişman olup tövbe edenleri af ve mağfiret buyurur. Israr edenleri ise; dilerse af eder, dilerse cezalandırır.</p>
<div><strong>el-Azîm (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Hakiki ve mutlak büyük; büyükler büyüğü, pek azametli. Allah Teala, o kadar Azimdir ki, akıllar tasavvurdan acizdir.</p>
<div><strong>el-Ğafûr (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Kullarının günahlarını affeden, mağfireti sonsuz olan.</p>
<div><strong>el-Şekûr (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Rızası için yapılan işlere, ibadetlere karşılık daha çoğunu veren; dünyada yapılan iyi ameller karşılığında Ahiret'te sonsuz nimetler ihsan eden.</p>
<div><strong>el-Aliyy (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Mutlak ve hakiki Yüce; Yüceler Yücesi. Allah Teala'nın Yüceliği, bir başkasına nispetle değildir. Bu Yücelik, vacibdir, zaruridir. O'ndan başka bir «YÜCE»nin bulunması mümkün değildir. Her şey; O'nun emrinde ve hükmü altındadır. O, «Zatı Eceli Ala»dır.</p>
<div><strong>el-Kebîr (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Her hususda pek büyük; Kibriya Sahibi; Büyüklüğünü ancak Kendisi bilen ve büyüklüğü hiç bir mahluk tarafından bilinemeyen ve hiç bir zaman da bilinemeyecek olan mutlak ve hakiki büyük.</p>
<div><strong>el-Hafîz (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Hakiki ve mutlak koruyucu; her şeyi belli vaktine kadar afat ve belalardan saklayan. Allah Teala, kainatı, bütün yaratılmışları tayin ettiği ömürleri tamamlanıncaya kadar her şeyden korur. Her şeyin hıfzı, O'na racidir.</p>
<div><strong>el-Mukît (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Bedeni ve ruhi rızıkları yaratan ve mahlukatının rızıklarını onlara veren, ulaştıran; her şeye kuvvet veren.</p>
<div><strong>el-Hasîb (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Mutlak ve hakiki Kafi; bütün varlıkların ömürleri boyunca yaptıklarını en ince tafsilat ve teferruatıyla bilip, hesabını en iyi şekilde gören. Allah Teala, Kendisine tevekkül edene Kafidir. Kıyamet Günü, yarattıklarını hesaba çekicidir.</p>
<div><strong>el-Celil (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Celal (büyüklük) ile vasıflanan, Yücelik sahibi; mutlak ve hakiki. Allah Teala'nın büyüklüğü, yüceliği ölçülemez. Yücelik, ancak O'nundur.</p>
<div><strong>el-Kerîm (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Keremi nihayetsiz derecede bol; kula istemeden ve karşılıksız olarak veren. Kulları hakkında vaadini yerine getirmesi Allah Teala'nın lütuf ve keremidir.</p>
<div><strong>er-Rakîb (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Bütün varlıkları her an gözeten; bilen, koruyan ve bütün işleri denetleyen.</p>
<div><strong>el-Mucîb (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Duaları kabul eden; istekleri yerine getiren, sıkıntıları gideren; bunları yalvarmadan bile lütuf ve keremiyle veren. Mutlak ve hakiki Vasi; ilmi, rahmeti, kudreti, af ve mağfireti geniş ve sonsuz olan.</p>
<div><strong>el-Vası' (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Mutlak ve hakiki Vasi; ilmi, rahmeti, kudreti, af ve mağfireti geniş ve sonsuz olan.</p>
<div><strong>el-Hakîm (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Mutlak ve hakiki Hakim: hüküm ve hikmet sahibi; her şeyi hikmet üzere yaratıp, yerli yerinde yapan; bütün emirleri, bütün işleri hikmetlerle dolu olan.</p>
<div><strong>el-Vedûd (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>İyi kullarını seven; onları rahmet ve rızasına erdiren; sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya en çok layık olan.</p>
<div><strong>el-Mecîd (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Şanı yüce ve kadri büyük; Zâtı şerefli, işleri pek güzel, nimetli ve ihsanı hudutsuz olan.</p>
<div><strong>el-Bâıs (c.c)</strong></div>
<p><strong><br />
Peygamberler gönderen, Mahşer Günü mahlukatı diriltip kabirlerinden çıkaran, sebep ve vesile olan.</p>
<p></strong></p>
<div><strong>eş-Şehît (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Her zamanda ve her mekanda her an hazır olan, mahlukatının hepsini bilen.</p>
<div><strong>el-Hak (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Varlığı hiç değişmeden duran, Hakkı izhar eden; ezeli ve ebedi olarak «Var» olan. Allah Teala'nın Zâtı yokluğu kabul etmediği gibi, her hangi bir değişikliği de kabul etmez. Hakikaten «Var» olan ve hiç değişmeyerek hakikaten «SABİT» olan ancak O'dur. O'nun Zâtı'ndan başka her şeyi O yaratmıştır ve yaratılan her şey fanidir, yok olmaya mahkumdur.</p>
<div><strong>el-Vekîl (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Mutlak ve hakiki vekil; kullarının işlerini düzelten; işlerini usulüyle Kendisine bırakanların işlerini düzeltip, onların yapabileceğinden daha iyi yapıp, temin eden.</p>
<div><strong>el-Kavî (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Tam ve kamil kudret sahibi; pek güçlü, kayıtsız-şartsız her şeye Kadir.</p>
<div><strong>el-Metin (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Çok sağlam; kuvvet ve kudreti Metin. Allah Teala'nın kudreti her şeye yeter; dilediği şeyden kimse O'nu alıkoyamaz.</p>
<div><strong>el-Veliy (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Dost ve yardım edici; müminlere dost, yardım edici; müminleri seven ve işlerini neticelendiren.</p>
<div><strong>el-Hamîd (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Övülmüş ve her senaya layık olan; ancak kendisine hamd ve sena olunan, bütün varlıkların diliyle övülen yegane Zat. Yaratılan her şey Cenabı Hak Celle Celalühü'yu tespih ve takdis eder. Çünkü O, yegane «eliyy-i nimet»dir.</p>
<div><strong>el-Muhsî (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>İlmiyle her şeyin sayısını bilen; her şeyi sayıcı ve sayılarını bilici olan.</p>
<div><strong>el-Mübdî (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Mahlukatı maddesiz ve örneksiz olarak yoktan var eden. Ezelde; zaman ve mekan dahi yok iken Allah Teala vardı. Sonra, Varlığını ve Kemalini duyurmak, mahlukatına sonsuz rahmet ve lütufunu vermek; hikmetiyle kainatı yaratmayı diledi; istediği nizam ve şekilde yarattı. Yarattıklarının her birinin yaşamasını ve üremelerini bir takım sebeplere, vesilelere, kanunlara bağladı. Böylelikle, meydana geliş O'ndan olduğu gibi, dönüş de ancak O'na olacaktır.</p>
<div><strong>el-Muîd (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan; ölümden sonra tekrar dirilten. Allah Teala, zamanı gelince yaratıklarının çürümüş olan bedenleri en ince teferruatına kadar yeni baştan yaratacak ve her bedenin ruhunu kendisine iade edecektir.</p>
<div><strong>el-Muhyî (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Mahluklarını yoktan var edip hayat veren; dirilten, can veren, sağlık veren ve hayat ihsan eden.</p>
<div><strong>el-Mumît (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Her canlının ölümünü yaratan; öldüren, yok eden, mahveden, dilediği her varlıkta ölümü meydana getiren. Canlılar için ölümün her an gelivermesi mümkündür. Allah Teala, her kulu için dünyaya geliş ve dönüş zamanını tayin etmiştir. Fani hayat, doğumla başlar, ölümle sona erer. Baki hayat ise, ölümle başlayıp sonsuza kadar devam eder.</p>
<div><strong>el-Hay (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Mutlak ve Kamil Hay; ezeli ve ebedi bir hayat ile diri olan; her şeye hayat ve can veren; her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten.</p>
<div><strong>el-Kayyûm (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Zâtıyla kaim, daima duran, gökleri, yeri ve her şeyi tutan; her şeye mukadder olan vaktine kadar durmak için sebeplerini ihsan eden.</p>
<div><strong>el-Vâcid (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Mutlak ve hakiki gani olan, istediği her şeyi bulan; Kendisine darlık, fakirlik ve acizlik arız olmayan; Kendisi için lüzumlu olan şeylerin hiçbirinden mahrum olmayan; istediğini istediği zaman bulan.</p>
<div><strong>el-Mâcid (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Azamet ve şerefle vasıflandırılmıştır; kadir ve şanı büyük, kerem ve cömertliği sonsuz olan.</p>
<div><strong>el-Vâhid (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Tek, Zâtı'nda, sıfatlarında, işlerinde, mübarek isimlerinde, hükümlerinde asla ortağı, benzeri ve dengi bulunmayan.</p>
<div><strong>es-Samed (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Zeval bulmayan ve Baki olan, herkesin muhtaç olduğu yegane Merci; hacetlerin, isteklerin, muratların verilmesi, ızdırapların giderilmesi için müracaat edilen TEK MERCİ.</p>
<div><strong>el-Kâdir (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Her istediğini, istediği gibi, sonsuz bir güç ve kudretle yapan; dilerse yapan, dilemezse yapmayan. Allah Teala, dilediği her şeyi yapmaya kadirdir. Zâtı'nda yaratmak ve tekvin kuvveti vardır.</p>
<div><strong>el-Muktedir (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarruf eden; her mevcudu kuvvet ve kudreti altında tutan.</p>
<div><strong>el-Mukaddim (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>İstediğini ileri geçiren, öne alan. Allah Teala, hem yaklaştırır, hem de uzaklaştırır. insanları gerek din bakımından, gerekse dünya hayatları bakımından derecelendirmiş, bazılarını diğerlerinden üstün kılmıştır.</p>
<div><strong>el-Muahhir (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>İstediğini geri bırakan, geciktiren. Allah Teala, kullarının yapmak istediklerini, dilerse geciktirir. Hiç şüphesiz ki, bunda da ilahi bir hikmet vardır.</p>
<div><strong>el-Evvel (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Her şey üzerine kadim olan; ilk, evveli olmayan Evvel, her varlığın Halimi ve Evveli.</p>
<div><strong>el-Âhir (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Her şey yok olduktan sonra Baki olan, varlığı ezeli ve ebedi olan; sonu olmayan son.</p>
<div><strong>ez-Zâhir (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Alametleriyle vücudu aşikar olan; her yerde, her zaman tasarruflarıyla, kudretiyle, kibriyasıyla tecelli eden, görünen. Allah Teala'nın varlığı aşikardır. Alemlerde gördüklerimiz, içimizde hissettiklerimiz; hasılı her şey O'nun Varlığına, Birliğine ve Kemal sıfatlarına şahittir.</p>
<div><strong>el-Bâtın (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Yarattıklarının nazarından gizli olan; gizli, görünmeyen. Allah Teala'nın «VAR» olduğu; her şeyden daha zahir ve apaçık bellidir. Bu hususta birçok deliller vardır. Mesela; bu alemin meydana gelmesi, mümkünattan olması; bu alemin bir bedialar topluluğu olması, hikmetler, gayeler manzumesi halinde görünmesi, bu alemin Kadim, ezeli, Ebedi, Alim, Hakim bir Halik'i Zi'şan'ın varlığına şahittir, parlak bir delildir. Bütün bu hususları güzelce düşünen bir insan, derhal bir Halik'i Zi'şan'ın Varlığına intikal eder ve O'nun Kadim, Ezeli, Ebedi mevcudiyetini tasdik ederek iman şerefine nail olur.</p>
<div><strong>el-Vâli (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Kainatı; her şeyi, mülkünü ve her an olup biten hadiseleri tek başına tedbir ve idare eden.</p>
<div><strong>el-Müteâlî (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Noksanlıklardan yüce ve münezzeh; yaratılmışların, O'nun hakkında akıl ve idraklerinin mümkün gördüğü her şeyden, her hal ve tavırdan pek üstün, Yüceler Yücesi.</p>
<div><strong>el-Berr (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>İyilik ve ihsanı sınırsız olan; yarattıklarına muhtaç oldukları nimetleri ihsan eden. Allah Teala, kulları için daima kolaylık ve rahatlık ister, zorluk istemez. Başkalarına zorluk çıkaranları da sevmez. Yapılan kötülüklerin bir çoğunu bağışlar; yapılan bir iyiliğe karşıda on mükafat verir.</p>
<div><strong>et-Tevvâb (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Tövbeleri kabul buyurup, günahları affeden, kullarına, tekrar tekrar tövbe etmeleri için sebepler hazırlayan.</p>
<div><strong>el-Müntekim (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Suçluları, adaleti ile hak ettikleri cezaya çarptıran; Kendisine isyan edenleri, asileri, canileri, azgınları şiddetle cezalandıran. Allah Teala'nın cezası çok elemli ve pek şiddetlidir. Ancak, cezalandırmadan önce suçluya kendisini düzeltmesi için bir süre tanır, sonra cezalandırır.</p>
<div><strong>el-Afûv (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Çok affedici, çok acıyan, çok şefkatli, merhameti çok olan. Allah Teala, günahları imha eder, masiyetleri cezalandırmaktan vazgeçebilir.</p>
<div><strong>er-Raûf (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Pek esirgeyen, çok merhamet eden; merhamet, rahmet ve şefkatini esirgeyen. Allah Teala, kullarına muhtaç oldukları her şeyi vermiştir. Kainata bak! O, yarattığı hiçbir şeyi merhametinden mahrum bırakmamıştır.</p>
<div><strong>Mâlikü'l-Mülk (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Mülkün mutlak, hakiki, ebedi ve ezeli sahibi; kullarının ve onların malik olduklarının Malik'i, mülkünde dilediği gibi hükmünü tenfiz eden. Allah Teala, hem mülkün sahibi, hem de hükümdarıdır. O'na bir ortak veya denk yoktur. Kulu da, kulunun elindeki de O'nun mülküdür. Lütuf ve ihsan ettikleri birer ariyettir.</p>
<div><strong>Zü'l-Celâl-i ve'l-İkrâm (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Hem yücelik, hem de fazl, şeref ve kerem sahibi, Celal ve Kemal'i mutlak ve hakiki olan. Her nimet Allah Teala'dan gelir; nimeti yaratan da, sevk eden de, dağıtan da ancak O'dur.</p>
<div><strong>el-Muksıt (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Bütün işlerini denk, birbirine uygun ve yerli yerinde yapan; mazlumlara insaf eden; adil, yaratıklarından hiç birine haksızlık, eza, cefa, eziyet, zulüm etmeyen. Allah Teala, zalimden, mazlumun hakkını alır. Bunu yaparken de; hem zalimi, hem mazlumu memnun eder. Çünkü O, en üstün adalet ve çok merhamet sahibidir.</p>
<div><strong>el-Câmi' (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>İstediğini; istediği zaman istediği yerde toplayan; insanlara Kıyamet Günü hesap için toplayan; birbirine benzeyen, benzemeyen veya birbirlerinin zıddı olan varlıkları bir araya toplayan.</p>
<div><strong>el-Ğaniyy (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Zâtı ve sıfatı ile her şeyden müstağni, zenginliğinin hududu ve ölçüsü yok, hiçbir şeye muhtaç olmayan. Allah Teala'nın kulunu ibadetle mükellef tutması, Zâtı'nın ihtiyacından değildir. Sırf kullarının maddi-manevi ihtiyaçları içindir. Allah Teala, abes ve faydasız şeyler yaratmaktan münezzehtir</p>
<div><strong>el-Muğnî (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Kullarından dilediğini keremiyle zengin kılan; istediğini, istediği anda, istediği kadar zengin eden. Allah Teala, her kuluna belli bir rızk takdir etmiştir. Kul, ezelde mukadder olan rızkı ne ise ona nail olur. Ancak, takdir edilen bu rızka sahip olmak için çalışmak şarttır. Fakat, sonunda yine Mukadder olan rızka razı olmak gerekir.</p>
<div><strong>el-Mâni' (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Bir şeyin olmasına mani olan; koruyucu sebepleri yaratmak suretiyle helak ve noksanlık sebeplerini önleyen, def eden. Kulun istedikleri bir takım sebeplere, sebepler de Allah Teala'nın emir ve fermanına bağlıdır. Allah Teala dilerse, istekleri verir; vermezse mutlaka bir ilahi hikmeti vardır.</p>
<div><strong>ed-Dârr (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Elem ve zarar verici şeyleri yaratan; dilediğine felaket, keder ve şiddet veren</p>
<div><strong>el-Nâfi' (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Faydalı şeyleri yaratan; hayır ve menfaat verici şeyler yaratan, dilediğine menfaat veren.</p>
<div><strong>en-Nûr (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Bütün alemleri nuru ile nurlandıran; göklerde ve yerde Hakkı neşreden, bütün varlıklara akıl, izan, idrak veren; istediği simalara, zihinlere ve gönüllere nur yağdıran.</p>
<div><strong>el-Hâdî (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Hidayeti yaratan ve dilediği kulunu Tevhide, hayırlı-kârlı yollara yönelten; her şeye yön veren. Allah Teala, gönüllere imanı sevdiren sebepleri de, küfür yolunu tutturan sebepleri de yaratır. O'ndan başka hidayet ve bahtiyarlığa eriştirecek yahut sapıklık ve hüsrana düşürecek hakiki bir Zâtı ilahi yoktur.</p>
<div><strong>el-Bedî' (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Yarattıklarını örneksiz ve maddesiz icat edip yaratan; hayret verici âlemleri yoktan var eden; Zâtı'nda, sıfatlarında, fiillerinde asla benzeri bulunmayan</p>
<div><strong>el-Bâkî (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Vücudu daim olan, fani olmayan; Varlığının başlangıcı olmadığı gibi sonu da olmayan; bizatihi zaruri (vacib) olan mevcut.</p>
<div><strong>el-Vâris (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Mevcut olan her şeyin netice itibariyle mutlak sahibi ve hakiki maliki.</p>
<div><strong>er-Reşîd (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Kullarını irşat eden, doğru yolu gösteren; bütün işleri ezeli takdirine göre yürütüp, dosdoğru bir nizam ve hikmet üzere akıbetine ulaştıran.</p>
<div><strong>es-Sabûr (c.c)</strong></div>
<p><strong> </p>
<p></strong></p>
<p>Çok sabırlı; şirk ve isyan yolunu seçenleri anında cezalandırmaya kadir iken acele etmeyip tehir eden ve vakti gelince bir lahza dahi geri bırakmadan cezalandıran.</p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ZAMANDA YOLCULUK]]></title>
<link>http://hakkaniyet.wordpress.com/2007/08/05/zamanda-yolculuk/</link>
<pubDate>Sun, 05 Aug 2007 02:14:59 +0000</pubDate>
<dc:creator>yüksel karakuş</dc:creator>
<guid>http://hakkaniyet.wordpress.com/2007/08/05/zamanda-yolculuk/</guid>
<description><![CDATA[GERİDE KALANLAR VE YARINLAR 
 
Ne çok keşkeler var hatırlamak istemediğimiz, hatırladıkça ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>GERİDE KALANLAR VE YARINLAR <br />
 </p>
<p>Ne çok keşkeler var hatırlamak istemediğimiz, hatırladıkça sinirlendiğimiz, belki de geri getirmek istediğimiz ama yapamadığımız,<br />
ne çok keşkeler var hayatımızda… Basit bir alışveriş, biten bir ilişki, kararsız kalıp vazgeçtiğimiz işler vs. Zamanı geri getirmek mümkün mü?<br />
Hangi teknoloji zamanın geri dönüşünü sağlayabilir? Hiçbir şey ya da hiçbir kimse bunu sağlayamaz. O zaman yaşamdan mutluluğu çekip almak için<br />
daha neyi bekliyoruz ki! <br />
 <br />
Yapılan hatalar geride kaldı. Geçmişten bize kalanlar, bu hatalardan almamız gereken derslerdir. Yapılan yanlışlardan ders alınmazsa,<br />
aynı yönden yaklaşan bir hata ile, kalıcı ve yıpratıcı sonuçlarla karşılaşılabilir. Zamanı geri getiremeyeceğimize göre,<br />
“zararın neresinden dönülse kârdır” sözü olmalıdır akıllarda son kalan... <br />
 <br />
Şimdilerde, istediğiniz ya da arzuladığınız bir işle değil de, çok daha farklı bir uğraşıyla mi meşgulsünüz? O zaman adamakıllı düşünmelisiniz.<br />
Acaba, uzun zamandır çalıştığınız ve aklınızın kabullenemediği bu farklı işte ne kadar kalabilecek ya da hedeflediğiniz başarıyı nasıl yakalayacaksınız?<br />
Cevap “başarılı olamam” ise, daha fazla ısrarcı olmanın bir anlamı yok. Çünkü geçmiş dünde kaldı, ama yarınlar yaşamaya devam ediyor. Öyleyse,<br />
yarınlara yönelik neler yapılabileceğimiz konusunda hazırlıklar başlamalı. Tıpkı açlığımızı dindirmek için yemek hazırlığına giriştiğimiz gibi…<br />
Hiç denemediğiniz ama tadını bildiğiniz bir yemeği; bilinçsizce, kimseye danışmadan, neyin gerekli olduğunu tam olarak bilmeden, defalarca<br />
hazırladığınızı düşünün. Her seferinde tadında bir eksiklik oluyor. Bu eksiklik, damak zevkinize uygunsuzluktan mı, yoksa malzemeleri düzgün<br />
kullanamamaktan mı geliyor? Damak zevkinize uygun değilse, farklı türde hazırlayabileceğiniz çeşitleri düşünebilirsiniz. Malzemelerde bir eksiklik varsa,<br />
o zaman işi bilen birine danışmalı ve bu konuda uzmanlaşmış kişilerin oluşturduğu kitapları incelemelisiniz. Hatalarınızı ya da eksikliklerinizi<br />
bulduğunuzda ise, uygulamalarınızda değişiklik yapmanız gerekecektir. <br />
 <br />
Hayatımızın içindeki duygusal yanlışlar da böyledir. İnsanoğlunun, çaresini bulamadığı ya da çözümünde zorlandığı, hayatın akışını belki de kökten<br />
etkileyebilecek en önemli olgusu, Aşk’tır. Yolunda gitmeyen huzursuz bir aşk yaşamı, hem işinize, hem okulunuza, hem arkadaşlıklarınıza, hem de sağlığınıza<br />
etki eder. Hayatınızda aşk haricindeki her şey iyiye doğru gitse bile, aşkın verdiği sancı sizi en aciz noktalardan yakalar, hapseder ve karanlık bir<br />
boşluğa doğru yöneltir. Örneğin, birine duygusal anlamda çok bağlanırsanız, ya onun sizi çok sevdiğini düşünür ya da ona hep şüphe ile bakarsınız.<br />
Özellikle ilk zamanlarda her şey mükemmel görünür. Hiçbir kimse ya da hiçbir olay, size dışarıdan müdahale edemez. Aradan birkaç ay geçer; bazen aşkın<br />
tuzunu fazla kaçırırsınız, bazen de gerekli malzemeleri tam olarak kullanamazsınız. Böyle durumlarda, çoğu zaman bir bataklığın sizi yavaş yavaş içine<br />
doğru çektiği duygusuna kapılırsınız. Telaş içinde kendi özverinizi kaybedip, hayat aracınızın dümenini elinizden bırakıverirsiniz. Aracın uygun<br />
bir yerde durması için dua edersiniz. Ama hakimiyet elden bırakıldığı için genelde hiç istemediğiniz bir yerde duvara toslarsınız. O zaman geçmişi düşünüp<br />
neyin yanlış olduğunu anlamaya çalışırsınız. Hayatın dümenini elden bırakmadan önce, acil olarak önlem alınmalıdır. Belki de karşınızdaki kişi, sizin<br />
ruhunuza hitap etmeyen, karakterinizdeki değişmesi mümkün olmayan şeylerin değişmesini isteyen biri konumundadır. Görüntü sizi etkilemiş, ama<br />
olanları kabullenememiştir. Böyle durumda ısrarcı olmak sizi iyiye götürmez, aksine yıpratır. Kimi zaman düzelir gibi görünen yaşamınız, belli bir<br />
noktadan sonra inişli bir grafik çizmeye başlar. Ruhunuz doymazsa, bedeninizin tokluğu sizi tatmin etmez. İşte her şeyi geride bırakmanın tam sırasıdır o an.<br />
 Hayatınızdaki araçtan inen siz değil, aşık olduğunuzu düşündüğünüz yanlış seçim olmalıdır. Kapıyı açarsınız ve kendisine, uygun aracın bu olmadığını<br />
anlatırsınız. Hayat yolunun uzunluğu ya da kısalığı değildir önemli olan... Evlilik yolundaki en büyük hatadır aslında ruhunu tatmin etmeden birleşme arzusu<br />
… Ama tüm bunların yanında, ruhunuzun doyum sağladığı ve bedeninizin arzuladığı biri çıkarsa karşınıza, ufak tefek hatalarda, duygularınızdaki eksikliği<br />
düşünür, gerekli malzemeleri elde eder, sorunları çözer ve ilişkinize kaldığınız yerden daha bir emin adımla ilerlersiniz. <br />
   <br />
Başka bir örnekle, tasarladığınız bir işte, tüm maddi varlığınızı birtakım hatalar sonucunda kaybetmiş olduğunuzu varsayın. Paranız yok, işiniz yok,<br />
kazancınız yok. Acaba yanlış bir işte mi yol aldınız? Belki de evet, ama sonuçta siz denediniz, planlarınız yürümedi. İstediğiniz gerçekten oysa,<br />
ya bu işi tam öğrenmeden veya piyasayı tam araştırmadan iş girişiminde bulunmuşsunuz, ya da gerçekten size uygun bir işe karar vermeden,<br />
sadece para kazanmak amacıyla bir tutum sergilemişsinizdir. Eğer yanlış bir işte ilerlemeyi seçmişseniz, doğru olanı bulmak için etraflıca düşünmeniz<br />
gerekir. Ama istediğiniz iş gerçekten oysa, o zaman hataların yerlerini tespit etmeli, gerekirse öğrenmeye en baştan başlamalısınız.<br />
Çünkü istediğiniz şeyi yapıyorsanız, zorluklar sizi yıldırmayacak, daha çok hırs ve azim verecektir.   <br />
   <br />
Aslında her şey çok açık, bizler sadece yeteri kadar düşünmüyoruz. İstediğimiz her şey, hemen elimizde olsun istiyor, bunun olmadığı durumlarda<br />
kontrolden çıkıyoruz. Sebebi kendimizde değil, hep başkalarında arıyoruz. İnsan, özgüvenini kaybetmeden kendini kontrol altına alırsa ve yüreğindeki<br />
inancı kaybetmezse, hiçbir dış kuvvetten etkilenmez.   <br />
   <br />
Öyle durumlar vardır ki; yalnızlık duygusu, çözüme ulaşamayan bilmecelerimizle birlikte bizi daha bir kontrol dışı bırakır. Kullanılmış, yıpranmış,<br />
aldatılmış, küflenmişizdir. Bu noktalarda esaslı yardımlar gerekir, tek başına alınan önlemler yeterli olmaz. Gelen yardım ne şekilde ve nasıl olmalıdır ki<br />
bizi çözüme ulaştırabilsin? Geçenlerde bir yazı okumuştum. Hatırladığım kadarıyla, bir işyeri sahibinin kapısını fakir bir adam çalıyordu. Fakir adam<br />
“yardım edin” diyordu. Hikayede, işyeri sahibi cebinden bir miktar para çıkarıp fakir adama uzatmış, ama fakir adam bunu reddetmişti.<br />
“Ben senden yardım istedim, sadaka değil. Para, karnımı bugün doyurur ama, yarın yine aç kalırım.” demişti. Hazıra konan şeyler, anlık tatmin sağlar,<br />
ama devamını getirmez. Yardım isterken, neyi beklediğimizi bilmemiz gerekiyor.   <br />
   <br />
Hayattaki altın başarı; kontrolü elde tutmak, ne gerektiğini bilmek, her şeyin hakkını vererek yapmak ve en önemlisi, çevredeki gerçek dostları<br />
görmekle mümkündür. Keşkeler, tedavisiz ağrılardır. Dünün adı kederse, yarınların adı Umut olmalıdır…</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[PEYGAMBER EFENDİMİZ SİZİ ZİYARET ETSE... ?]]></title>
<link>http://hakkaniyet.wordpress.com/2007/07/07/peygamber-efendimiz-sizi-ziyaret-etse/</link>
<pubDate>Sat, 07 Jul 2007 17:55:48 +0000</pubDate>
<dc:creator>yüksel karakuş</dc:creator>
<guid>http://hakkaniyet.wordpress.com/2007/07/07/peygamber-efendimiz-sizi-ziyaret-etse/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;Bir gün Peygamber ziyaretinize gelse, Yalnızca birkaç günlüğüne çalsa kapınızı, Me]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>"Bir gün Peygamber ziyaretinize gelse, Yalnızca birkaç günlüğüne çalsa kapınızı, Merak ediyorum neler yapacağınızı..."<br />
Bunu okuduğunuz anda, inancı sıkı veya gevşek nasıl biri olursanız olun hafiften sarsılıyorsunuz.<br />
 Gerçekten de ne yaparız Peygamber kapımızı çalıverse! Hele O'nu dilinden düşürmeyen ama bir yandan da hayatın harala gürelesi içine "düşen"ler nasıl bir telaşa kapılırlar acaba?<br />
 Ancak bu şiirimsi metni yazan aslında neler yapacağımızdan emin. Diyor ki...<br />
"Biliyorum. Böylesine şerefli bir konuğa en güzel odanızı açacağınızı, Ona sunacağınız yemeklerin en iyisi olacağını, Ve inandırmaya çalışacağınızı, Onu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı; Fakat söyleyin bana, Evinize doğru gelirken gördüğünüzde, O'nu hemen kapıda mı karşılayacaksınız? Yoksa içeri almadan önce, aceleyle, Bazı dergileri, gazeteleri çarçabuk saklayıp Yerine Kur'an'ı mı koyacaksınız? "</p>
<p> Diyor ki...</p>
<p> "Peki ya dünyalık müziğinizi, kasetlerinizi de saklayacak mısınız?<br />
Ve bunun yerine ortalığa, Kitaplığınızın raflarında tozlanmış, Hadis kitapları mı çıkaracaksınız? Hemence içeriye girmesine izin verecek misiniz? Yoksa telaşla ne yapayım diyerek, Sağa sola mı koşturacaksınız?"</p>
<p> Diyor ki...</p>
<p> "Tanıştırmaktan onur duyacak mısınız en yakın arkadaşınızı onunla? Yoksa hiç karşılaşmamalarını mı umardınız, Peygamberin ziyareti bitene dek birbirleriyle? Şimdi söyleyin açık yüreklilikle, Onun kalmasını ister misiniz sizinle?<br />
Sonsuza dek, hep birlikte... Yoksa rahat bir nefes mi alacaksınız, Ziyareti bitip gittiğinde?"<br />
 Kabul edelim ki çok etkileyici bir sorgulama bu! İnananların kendilerini hep eksik, hep kusurlu görme (ama alttan alta da kendilerini değil de çağı suçlu çıkarma) eğilimini destekleyici mahiyette bir etkisi var.<br />
Ve adım gibi eminim ki, bu metin şimdi Mevlit Kandili ve Kutlu Doğum Haftası nedeniyle yine internette sık sık karşımıza çıkacak, e-mektup yoluyla ondan ona dolaşacaktır.</p>
<p> Yalnız namazında niyazında olanlara değil, belki daha çok da benim çevremden insanlara; yani az çok bu manevi iklimi soluyan ama kafası hep bulanık kalanlara ulaşacaktır.</p>
<p> O yüzden, belki "senin üzerine vazife değil ki" diyeceksiniz bana ama konuyla ilgili bir iki satır not düşmek istiyorum şu köşeye...</p>
<p> Çünkü bu gönül çalan, inananları hemen etkileyen metnin ciddi sorunları var.<br />
 Asrı Saadet, bazılarının uzaktan uzağa sandığının aksine aynı bugün gibi insani ve toplumsal eksikler, kusurlar, hınçlar, nefretler, düşmanlıklar, ayrılıklar, açgözlülükler ve yalan imanların iktidarıyla doluydu. Merak eden açar kitapları okur, okuyunca da şaşkınlıktan küçük dilini yutar. O çağı "saadetli" kılan O'nun varlığıydı. O'nun yaşadığı bir dönemde yaşamak, aynı vakti ve atmosferi solumaktı saadet...</p>
<p> "Peygamber ziyaretimize gelse ne yapardık?" diye dövünmeye kalkışmadan önce bunu bilmek gerekir. O, içerisinde hangi rüzgarlar esiyor olursa olsun, ziyaretinin değerini bilen her evin değerini vermişti!<br />
O'nu yakından tanıyanların deyişiyle "umanı umutsuzluğa düşürmeyen, güleryüzlü, yumuşak huylu, asla bağırıp çağırmayan" Peygamber'in ziyaret ettiği bir eve "bakalım içeride ne kusurlar ne sapkınlıklar göreceğim" fikri ve duygusuyla gireceğini hayal etmek ve ettirmek yanlıştır.</p>
<p> Ziyaret edilenler açısından da asıl olan O'na gönüllerini açmalarıdır. Yoksa yalancıktan çeki düzen verilmiş evlerini değil...<br />
Korkuya, telaşa ne gerek var? Huysuzluğa, karamsarlığa ne gerek var? Gelen Peygamber...<br />
 "Bir an önce gitmesini isteme" konusuna gelince... Kimsenin bu konuda başkası yerine konuşma, bu soruyu siyasal-toplumsal bir sorgulama haline getirme hakkı yok.</p>
<p> Çünkü...</p>
<p> Gelen "sevgili"yse eğer, kim gitmesini ister?</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İNSANLIĞA NASİHAT]]></title>
<link>http://hakkaniyet.wordpress.com/2007/07/07/insanliga-nasihat/</link>
<pubDate>Sat, 07 Jul 2007 17:52:49 +0000</pubDate>
<dc:creator>yüksel karakuş</dc:creator>
<guid>http://hakkaniyet.wordpress.com/2007/07/07/insanliga-nasihat/</guid>
<description><![CDATA[İnsan toplum halinde yaşayan bir varlık. Doğumla başlayan hayatı ailesiyle beraber sürer. Bü]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan toplum halinde yaşayan bir varlık. Doğumla başlayan hayatı ailesiyle beraber sürer. Büyür, eğitim çağına gelir, okula gider, okul arkadaşları edinir, evlenir, çocukları olur...<br />
 Bir değirmen misali dönen hayatta güzel işler yapmak, başarmak, mutluluğu yaşamak, hayırlı insanlardan olmak ister.<br />
Hayatta başarılı olmak elbette kolay değil. Huzur ve mutluluğu yakalamak da. Bu nedenle düşünmek, çalışmak, üretmek, paylaşmak gerek.</p>
<p> Toplum halinde birlikte yaşadığı insanlarla bir araya gelmek, birlik ve beraberlik içerisinde yardımlaşarak hayatın ağır yükünü paylaşmak zorunda insan. İnsan, görev ve sorumluluklarla iç içe yaşadığı hayatı en güzel bir biçimde değerlendirmek durumunda. Edindiği bilgiler, yaşadığı tecrübeler hayatını olumlu açıdan etkiler.<br />
Başarılı olma yolunda edinilen bilgiler, tecrübeler kadar, verilen desteklerin önemi de büyüktür. Pek çok insan; ailesinden, çevresinden gördüğü maddi ve manevi desteklerle başarıyı yakalayabilmiş, iyi bir makam ve mevkie gelmede yine böylesi destekler etkili olagelmiştir. Sırtını güçlü çevrelere dayayan pek çok insanın bu güç nedeniyle önemli makamlara yükseldiği, başarılı ve etkili isimler olduğu da çoğu kez görülmüş ve duyulmuştur.</p>
<p> Zenginliğiyle tanınan kimi insanların zenginlikleri, zengin bir babaya ya da önemli bir mirasa çoğu kez dayandırılmaktadır.</p>
<p> Bu ve benzeri örnekler başarıda, makam ve mevkide ya da zenginlikte maddi ve manevi desteğin önemini elbette belli ölçüde yansıtmaktadır.</p>
<p> Ne var ki işin daha önemli bir yönü bu desteklerin çekilmesi halinde, destek alanın acı durumu. Desteğe güvenen, ona dayanan, onsuz olamayan insanın ani düşüşü...</p>
<p> Atalarımız, “Ağaca dayanma kurur, insana dayanma ölür” sözüyle bu acı hali ne güzel ifade ederler.</p>
<p> İnsan elbette çevresinden güç, kudret ve destek alacak. Ama nereye kadar?<br />
Kendine güvenmeyen, kendi ayakları üzerinde duramayan insanı hiçbir destek ayakta tutamaz. Boş bir çuval dik durur mu? Taşıma suyla değirmen döner mi? Ne zamana kadar? Su bittiğinde hangi güç değirmen taşını çevirecek?</p>
<p> İnsan için asıl sermaye kendi birikimidir. Kalıcı olan; alınteriyle, beyin gücüyle, güven duygusuyla geliştirdiği gerçek sermayedir.</p>
<p> Zenginlik tükenir. Mal yanar, sermaye biter. Bir yangınla her şey kül olur. Destek aldığımız insan ölür. Yalnız ona dayandığı için yapayalnız kalırız.</p>
<p> Ama sermayemiz; kendimiz, beynimiz, emeğimizse... bu tür sıkıntıları aşmak kolay. Kısa bir süre sonra emanet sermaye ile değil gerçek sermayemiz ile yolumuza yürürüz.</p>
<p> Şirin’ine kavuşmak isteyen Ferhat dağları deldi kendi gücüyle. Büyük kahramanlar iradeleriyle, kararlılıklarıyla nice zaferler kazandılar. Sevgili Peygamberimiz, “Sağ elime güneşi, sol elime ay’ı verseler yine de bu ilahi gerçekleri dile getirmekten vazgeçmem” dedi.</p>
<p> Ölene, bitene, eskiyene, çürüyene değil, eskimeyen değerlere bağlanmamız gerek.</p>
<p> Sevgili Peygamberimiz Allah’a kul olmamızı istedi bizden. Ebedi ve ezeli olan Allah’a dayanmamızı, yalnızca ona ibadet edip yalnızca ondan yardım dilememizi öğütledi.<br />
Ecdadımız zilletle yaşamaktansa, izzetle ölmeyi tercih ettiler, kendileri oldular, kendilerine güvendiler, sırtlarını başkalarına dayamadılar. Başkalarına minnet etmediler. Kendi değerleriyle var oldular. İzzete sarıldılar, aziz oldular.</p>
<p> Yaşadığımız sürece yalnızca başkalarının desteğiyle değil, asıl kendi değerlerimizle ayakta durmaya çalışalım.<br />
Ağacın kuruyacağını, insanın öleceğini unutmayalım.</p>
<p> Kendimize güvenelim, kendimizi yetiştirelim, öğrenelim, eğitelim. Birikimlerimizi artıralım. Kendi değerlerimizle; başarıya, mutluluğa, huzura koşalım.</p>
<p> Çünkü:</p>
<p> Kendine güven ki hep bütün işler,<br />
Senin gayretinle büyür, genişler.<br />
Unutma: “Ağaca dayanma kurur,<br />
İnsana dayanma ölür.” demişler.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ÇAĞRI]]></title>
<link>http://hakkaniyet.wordpress.com/2007/04/20/cagri/</link>
<pubDate>Fri, 20 Apr 2007 04:21:37 +0000</pubDate>
<dc:creator>yüksel karakuş</dc:creator>
<guid>http://hakkaniyet.wordpress.com/2007/04/20/cagri/</guid>
<description><![CDATA[SAKIN HA!
Sakın ama sakın başkalarına yaranmak, bilmediğiniz şeyler uğruna savaşmak, tanıma]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><font color="#ff0000">SAKIN HA!</p>
<p></font><font face="Verdana">Sakın ama sakın başkalarına yaranmak, bilmediğiniz şeyler uğruna savaşmak, tanımadığınız kişiler hakkında yorum yapmak, dostunuza veya düşmanınıza kalleşlik yapmak, senden olanı iyi, olmayanı kötü bilmek, kendi düşüncelerinin doğru, başkalarınınkini yanlış bilmek gibi hatalara düşme. Unutma akıl akıldan üstündür. Üstün olan tek ve tek Allah 'tır. O herşeyi bilir. Kalplerde ve akıllarda, aleni veya gizli, geçmiş yada gelecek ne varsa bilir. Sakın bir günah, bir kötülük işlerken başkalarından saklanmaya, başkalarından gizlemeye uğraşmayın. Allahu Teala 'dan gizli yapabiliyorsanız yapın ki buda imkansız yapmayın günaha girmeyin.</p>
<p></font><font color="#ff0000">DUA</p>
<p></font>Hayatınızda olmasını istediğiniz, düşlediğiniz her şey için, kabul olması ve gerçekleşmesi adına en kuvvetli ihtimal olarak kendiniz,en içten, samimiyetle yapacağınız duadan daha tesirli bir ihtimal yoktur. Her hareketinize besmele ile başlayın, emek ve çabanıza dua ile sabrı ekleyin, sonuç ne olursa olsun şükretmeyi unutmayın. Muhakkak ki her şeyde bir hayır vardır.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[NEYİN KAVGASINI YAPIYORUZ (MEZHEPLER)]]></title>
<link>http://hakkaniyet.wordpress.com/2007/04/17/neyin-kavgasini-yapiyoruz/</link>
<pubDate>Tue, 17 Apr 2007 00:59:08 +0000</pubDate>
<dc:creator>yüksel karakuş</dc:creator>
<guid>http://hakkaniyet.wordpress.com/2007/04/17/neyin-kavgasini-yapiyoruz/</guid>
<description><![CDATA[RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH(CC) IN ADIYLA
Bir müslüman olarak hepimiz islamiyet çatısı altında]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#0000ff;font-size:x-small;">RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH(CC) IN ADIYLA</span></p>
<p><span style="font-size:x-small;">Bir müslüman olarak hepimiz islamiyet çatısı altında, kuran'ı kerim rehberliği ışığında bulunuyoruz. Anahedefimiz islamı en iyi şekilde yaşamak ve yaşatmak, ana kaynağımız ise kuran'ı kerim'dir. "Müslüman müslümanın</p>
<p>kardeşidir" hadisi şerifinden yola çıkarak diğer dinlere karşı birlik, beraberlik içerisinde hareket etmemiz</p>
<p>gerekir. Ama biz bunun yerine birbirimizi yiyoruz. Peki ama neden? Bence birbirimizi kandırıyoruz ve boş yere</p>
<p>zaman kaybediyoruz. Aramızdaki bu etnik çatışma bize ve inançlarımıza zarar verirken, diğer dinlerin ekmeğine</p>
<p>yağ sürüyor. Aslında onların istediğide bu değil mi? Lütfen kendimize gelelim ve gerçekçi olalım. Bu sağcılık,</p>
<p>solculuk, alevilik, şiilik, şafilik gb. kavramlarla birlikteliğimizi bölmeyelim. Yüce rabbimizin buyurduğu gibi</p>
<p>"Alemleri Hz Muhamet(s.a.v) yüzüsuyu hürmetine yarattım" ayetinin esasına göre Peygamber efendimizi örnek alarak</p>
<p>hareket edelim. Gerçektente öyle bir rehbere sahibiz ki yüce bir kişilik sahibi mükemmel bir insan. Ona ta^bi</p>
<p>olmayan, karşısındaki düşmanlar bile bu yüce kişiliğe hayran kalmışlar, saygı duymuşlardır.özellikle "el emin"</p>
<p>sıfatına layık görmüşlerdir. O kadar şanslıyızki islamiyet çatısı altında müslüman olarak doğup, kuran aydınlığında</p>
<p>bugünlere geldik çok şükür. Ve en güzeli önümüzde öyle bir rehber var ki dost, düşman herkesin taktirini</p>
<p>kazanmış mükemmel bir kişiliğe sahip Hz Muhammet(s.a.v) Efendimizin izinden gidiyoruz. Böyle bir şahsiyeti örnek</p>
<p>almayacağızda kimi örnek alacağız söylermisiniz? Zaten islamiyetin doğuşu, yayılışı ve bugünlere gelişinde aklımıza</p>
<p>gelen bütüm önemli kişilikler, sahabeler, halifeler, alimler Peygamber efendimize bağlı kalarak, onun izinden</p>
<p>giderek, herşeyi tam manasıyla öğrenerek, gönülden bağlılıkla hiçbir şüphe taşımadan, hiç bir sapma olmadan,</p>
<p>hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze kadar dinimizi getirmedilermi? Öyleyse biz neden bu kadar evrensel dinimizi</p>
<p>farklı boyutlarda yaşayıp düşünce çatışması yaşıyoruzki? Madem bu kadar açık olan gerçekçi bilgiler dahilinde,</p>
<p>güzel insan rehberliğinde, kuran'ı kerim önderliğinde, islamiyet dini içinde, müslüman olarak hep bir aradaysak</p>
<p>bu fikir ayrılığı bu çatışma neden? Çok anlamsız buluyorum. Bugün yahudiler, hristiyanlar bile dinlerine, öz</p>
<p>kaynaklarına o kadar sadık, okadar bağlılarki aralarında etnik çatışma, gruplaşma göremiyoruz. Çünkü onlar</p>
<p>dinlerinin temeline, özüne inip, kaynak bilgiler ışığında yaşayıp, sahipleniyorlar dinlerini. Bizde böyle olmalıyız.</p>
<p>Hep birlikte inançlarımızın özündeki değerlerle hareket etmeliyiz. Yüce rabbimizin kitabi kuran'ı kerim öncülüğünde,</p>
<p>güzel insan Peygamber Efendimiz liderliğinde, ayet ve hadisler ışığında beraberce en küçük bir şüpheye düşmeden</p>
<p>öz kaynaklarımızla elele, kardeşce davamızda yürümeliyiz.</p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[HUZUR İSLAMDA]]></title>
<link>http://hakkaniyet.wordpress.com/2007/04/07/huzur-islamda/</link>
<pubDate>Sat, 07 Apr 2007 20:50:53 +0000</pubDate>
<dc:creator>yüksel karakuş</dc:creator>
<guid>http://hakkaniyet.wordpress.com/2007/04/07/huzur-islamda/</guid>
<description><![CDATA[





İSLAM ALEMi HUZURA GİDEN YOL
KULA KULLUK ETMEK NİYE RABBİM VARKEN,
BAŞKA ÖNDER SEÇMEK N]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-281" href="http://hakkaniyet.wordpress.com/2007/04/07/huzur-islamda/dunyajpg-5/" title="dunya.jpg"></a><a rel="attachment wp-att-276" href="http://hakkaniyet.wordpress.com/2007/04/07/huzur-islamda/bayrakjpg/" title="bayrak.jpg"><img src="http://hakkaniyet.files.wordpress.com/2007/04/bayrak.jpg" alt="bayrak.jpg" /></a></p>
<p><a rel="attachment wp-att-277" href="http://hakkaniyet.wordpress.com/2007/04/07/huzur-islamda/dua4jl5qs18sd1jpg/" title="dua4jl5qs18sd1.jpg"><img src="http://hakkaniyet.files.wordpress.com/2007/04/dua4jl5qs18sd1.jpg" alt="dua4jl5qs18sd1.jpg" /></a></p>
<p><a rel="attachment wp-att-283" href="http://hakkaniyet.wordpress.com/2007/04/07/huzur-islamda/duajpg/" title="dua.jpg"><img src="http://hakkaniyet.files.wordpress.com/2007/04/dua.jpg" alt="dua.jpg" /></a></p>
<p><a rel="attachment wp-att-284" href="http://hakkaniyet.wordpress.com/2007/04/07/huzur-islamda/resimjpg/" title="resim.jpg"><img width="416" src="http://hakkaniyet.files.wordpress.com/2007/04/resim.jpg" alt="resim.jpg" height="444" style="width:416px;height:444px;" /></a></p>
<p><a rel="attachment wp-att-285" href="http://hakkaniyet.wordpress.com/2007/04/07/huzur-islamda/x1piykpqhc_35kxqbjkhlbscf1e7aa3uvatuia7znj1oymxqaxbi85gobuqq5pilhf3hy-a67iy0ta6u7_86lks86x6nvdqa7isv-sa2enyyfbzk7nmlmdoxajpg/" title="x1piykpqhc_35kxqbjkhlbscf1e7aa3uvatuia7znj1oymxqaxbi85gobuqq5pilhf3hy-a67iy0ta6u7_86lks86×6nvdqa7isv-sa2enyyfbzk7nmlmdoxa.jpg"><img width="417" src="http://hakkaniyet.files.wordpress.com/2007/04/x1piykpqhc_35kxqbjkhlbscf1e7aa3uvatuia7znj1oymxqaxbi85gobuqq5pilhf3hy-a67iy0ta6u7_86lks86x6nvdqa7isv-sa2enyyfbzk7nmlmdoxa.jpg" alt="x1piykpqhc_35kxqbjkhlbscf1e7aa3uvatuia7znj1oymxqaxbi85gobuqq5pilhf3hy-a67iy0ta6u7_86lks86×6nvdqa7isv-sa2enyyfbzk7nmlmdoxa.jpg" height="348" style="width:417px;height:348px;" /></a></p>
<p><a rel="attachment wp-att-286" href="http://hakkaniyet.wordpress.com/2007/04/07/huzur-islamda/camijpg/" title="cami.jpg"><img src="http://hakkaniyet.files.wordpress.com/2007/04/cami.jpg" alt="cami.jpg" /></a></p>
<p>İSLAM ALEMi HUZURA GİDEN YOL</p>
<p>KULA KULLUK ETMEK NİYE RABBİM VARKEN,<br />
BAŞKA ÖNDER SEÇMEK NİYE RESULLULLAH ( S.A.V. ) VARKEN,<br />
CEHENNEME GİRMEK NİYE CENNET VARKEN,<br />
SEVME YALAN DÜNYAYI GERÇEĞİ VARKEN</p>
<p><a rel="attachment wp-att-280" href="http://hakkaniyet.wordpress.com/2007/04/07/huzur-islamda/dunyajpg-4/" title="dunya.jpg"></a><u><font color="#0000ff">MEVLANA'DAN YEDİ ÖĞÜT </font></u></p>
<p><u><font color="#0000ff">- Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol, </font></u></p>
<p><u><font color="#0000ff">- Şefkat ve merhmette güneş gibi ol,</font></u></p>
<p><u><font color="#0000ff">- Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol,</font></u></p>
<p><u><font color="#0000ff">- Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,</font></u></p>
<p><u><font color="#0000ff">- Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol,</font></u></p>
<p><u><font color="#0000ff">- Hoşgörüde deniz gibi ol,</font></u></p>
<p><u><font color="#0000ff">YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN YADA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL.</font></u><a rel="attachment wp-att-279" href="http://hakkaniyet.wordpress.com/2007/04/07/huzur-islamda/dunyajpg-3/" title="dunya.jpg"></a></p>
<p><a rel="attachment wp-att-278" href="http://hakkaniyet.wordpress.com/2007/04/07/huzur-islamda/dunyajpg-2/" title="dunya.jpg"></a></p>
]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
