<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>islami-yazilar &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/islami-yazilar/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "islami-yazilar"</description>
	<pubDate>Wed, 14 May 2008 13:00:47 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Allah c.c nun Meleklerine inanmak]]></title>
<link>http://islamichat.wordpress.com/?p=108</link>
<pubDate>Mon, 12 May 2008 20:55:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>islamisohbet</dc:creator>
<guid>http://islamichat.wordpress.com/?p=108</guid>
<description><![CDATA[ 
İSLÂM İLMİHALİ
ALLAH-U TEÂLÂ’NIN
MELEKLERİNE İNANMAK


 

 


• Melekler Allah-u T]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:large;color:#008080;font-family:Arial;"> </span></p>
<p align="center"><strong><em>İSLÂM İLMİHALİ</em><strong><span style="font-size:medium;color:#000080;font-family:Arial;"><strong></p>
<p align="center">ALLAH-U TEÂLÂ’NIN<br />
MELEKLERİNE İNANMAK</p>
<p></strong></span></strong></p>
<p><span style="font-size:medium;color:#000080;font-family:Arial;"></p>
<p align="center"> </p>
<p></span></p>
<p align="justify"> </p>
<p><span style="font-size:x-small;font-family:Arial;"></p>
<p align="justify"><span style="font-size:x-small;font-family:Arial;"></p>
<p align="justify">• Melekler Allah-u Teâlâ’nın yarattığı, mümin, mükerrem, masum, ruhâni ve nûrâni kullarıdır.</p>
<p align="justify">Meleklere iman etmek, iman esasları arasında mühim bir yer tutar. Bütün peygamberlere dini hükümler vahiy yoluyla ve melek vasıtası ile ulaştırıldığı için; meleklere inanmamak, peygamberleri, getirdikleri kitapları ve tebliğ ettikleri dini inkâr etmek demektir.</p>
<p align="justify">Âyet-i kerime’de:</p>
<p align="justify"><strong>“Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, uzak bir sapıklığa düşmüştür.” </strong>(Nisâ: 136)</p>
<p align="justify">• Kur’an-ı kerim’de meleklere inanmanın farz olduğunu gösteren Âyet-i kerime’ler vardır:</p>
<p align="justify"><strong>“Müminlerden her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı.”</strong> (Bakara: 285)</p>
<p align="justify"><strong>“Asıl iyilik o kimsenin iyiliğidir ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, peygamberlere inanır.” </strong>(Bakara: 177)</p>
<p align="justify">• Melekler ve özellikleri hakkında en sağlam bilgiler Kur’an-ı kerim’den ve Hadis-i şerif’lerden alınmaktadır. Melekler hakkında doksan kadar Âyet-i kerime mevcuttur.</p>
<p align="justify"> </p>
<p></span><strong><span style="font-size:x-small;color:#000080;font-family:Arial;"></p>
<p align="justify">Meleklerin Özellikleri:</p>
<p></span><span style="font-size:x-small;font-family:Arial;"><strong></p>
<p align="justify"> </p>
<p></strong></span></strong>İnsanlardan önce yaratılmışlardır. Çünkü Allah-u Teâlâ insanı yaratacağını ve insanı yeryüzünde halife kılacağını onlara haber vermiştir.</p>
<p align="justify">Allah-u Teâlâ’ya asla isyan etmezler, emrinden çıkmazlar. Hangi iş için yaratılmış iseler yorulmadan usanmadan o işi yaparlar. Daima ibadet ve taat ile meşgul oldukları için mânevî bir haz içindedirler, haşyet ve korku içinde bulunurlar.</p>
<p align="justify">Nitekim Âyet-i kerime’lerde:</p>
<p align="justify"><strong>“Onlar Allah’ın kendilerine verdiği emirlerine isyan edip karşı gelmezler ve emrolundukları buyrukları yerine getirirler.” </strong>(Tahrim: 6)</p>
<p align="justify"><strong>“O’nun huzurunda bulunanlar, O’na kulluk etmekten büyüklenmezler ve usanmazlar. Hiç ara vermeksizin, bıkıp usanmaksızın gece gündüz tesbih ederler.” </strong>(Enbiyâ: 19-20)</p>
<p align="justify"><strong>“Üstlerinde olan Rabb’lerinden korkarlar ve emredildikleri şeyleri yaparlar.” </strong>buyurulmaktadır. (Nahl: 50)</p>
<p align="justify">Onların şerre kabiliyetleri yoktur, yaratılışlarında itaat vardır.</p>
<p align="justify">Kur’an-ı kerim’de insanların topraktan, cinlerin ve şeytanın ateşten yaratıldıkları beyan buyurulmakta ise de, meleklerin neden yaratıldıkları açık olarak bildirilmemiş; Hadis-i şerif’te nurdan yaratıldıkları haber verilmiştir.</p>
<p align="justify">Ağırlıkları yoktur, bulundukları yerde bir mekân işgal etmezler.</p>
<p align="justify"><strong></p>
<p align="justify"> </p>
<p>• Nûrdan yaratıldıkları için gözle görülmezler. Görünmüş olsalar insanlar dayanamazlardı.</strong></p>
<p align="justify">Nitekim Âyet-i kerime’de:</p>
<p align="justify"><strong></p>
<p align="justify">“Eğer peygamberleri melekten gönderseydik, insan şeklinde gönderirdik.”</p>
<p>buyuruluyor. (En’âm: 9)</strong></p>
<p align="justify">Yaratıldıkları hâl üzere ancak peygamberler görebilir. Aslî şekillerinden çıkıp insan şekline girerlerse diğer insanlar tarafından görülmeleri mümkün olabilir.</p>
<p align="justify">Cebrâil Aleyhisselâm’ın Mescid-i nebevi’ye insan şeklinde gelerek iman, İslâm ve ihsanın tariflerinin yapıldığı, başta Hazret-i Ömer -radiyallahu anh- olmak üzere orada hazır olan diğer Sahabe-i kiram tarafından görülmesi buna delildir.</p>
<p align="justify">• Melekler Allah-u Teâlâ’nın emir ve izni ile çeşitli kılık ve şekillere bürünebilirler. Peygamberler melekleri bazen hakiki suretiyle bazen de muhtelif şekillerde görmüşlerdir.</p>
<p align="justify">Cebrâil Aleyhisselâm Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e bazen Ashâb-ı kiram’dan Dıhye’tül-Kelbî -radiyallahu anh- şeklinde görünmüş, bazen de kimsenin tanımadığı bir insan şeklinde gelmiştir. Ufku kaplamış olduğu halde göründüğü de olurdu.</p>
<p align="justify">Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm’a bir oğlu olacağını müjdelemek için gelen melekler insan şeklinde gelmişlerdi. Hatta onları misafir sanarak, kendilerine yemek hazırlamıştı.</p>
<p align="justify">Hazret-i Lut Aleyhisselâm’a ise genç ve güzel delikanlı suretinde gelmişlerdi.</p>
<p align="justify">Cebrâil Aleyhisselâm, Hazret-i Meryem vâlidemize bir insan şeklinde görünmüştür.</p>
<p align="justify">• Melekler son derece süratli, güçlü ve kuvvetli varlıklardır. Bir an içinde yerleri gökleri dolaşabilirler, çok kısa zamanda çok uzak mesafelere gidebilirler.</p>
<p align="justify">Bir Âyet-i kerime’de:</p>
<p align="justify"><strong>“Melekler ve Ruh (Cebrâil) oraya miktarı (dünya senesi ile) elli bin yıl olan bir günde yükselip çıkarlar.” </strong>buyuruluyor. (Meâric: 4)</p>
<p align="justify">Onların gelip gitmesi ve inip çıkması insanlarınkine benzemez. Allah-u Teâlâ dilediği zaman dilediği şekilde onları dolaştırır.</p>
<p align="justify">• Arş-ı âzam dört melek tarafından taşınmaktadır, kıyamet gününde ise bu meleklerin sayısı sekiz olacaktır.</p>
<p align="justify">Âyet-i kerime’de şöyle buyurulur:</p>
<p align="justify"><strong>“O gün Rabb’inin arşını onlardan başka sekiz melek yüklenir.” </strong>(Hakkâ: 17)</p>
<p align="justify">Arş-ı âzam Allah-u Teâlâ’nın yarattıklarının en büyüğüdür, Kürsî’yi de kaplamıştır.</p>
<p align="justify">Bir kısım melekler de arşı tavaf ederler.</p>
<p align="justify">Bir Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:</p>
<p align="justify"><strong>“Melekleri görürsün ki Rabb’lerini hamd ile tesbih ederek Arş’ın etrafını kuşatmışlardır.” </strong>(Zümer: 75)</p>
<p align="justify">• Meleklerin kanatları vardır. Hayatları da kanatları da ruhânidir, kendilerine göredir. Kanat sayısı vazife ve işlerine göre değişmektedir.</p>
<p align="justify">Âyet-i kerime’de:</p>
<p align="justify"><strong>“Hamd gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı olmak üzere elçiler yapan Allah’a mahsustur. Yaratmada dilediği kadar fazlalaştırır. Şüphesiz ki Allah her şeye kâdirdir.” </strong>buyuruluyor. (Fâtır: 1)</p>
<p align="justify">Bu kanatların mahiyetini ancak Allah-u Teâlâ ve onları gören peygamberler bilebilir. Bizim tasavvurumuzun haricindedir.</p>
<p align="justify">• Melekler sayılamayacak kadar çoktur. Semâ, meleklerin çokluğundan gıcırdamaktadır. Göklerde ayak basacak bir yer yoktur ki; orada secdeye kapanmamış veya rükûya varmamış bir melek bulunmasın.</p>
<p align="justify">• Melekler yemezler içmezler, uyumazlar, erkeklik ve dişilikleri yoktur. Kıyamete kadar Allah-u Teâlâ’nın müsadesi ile hayatta olurlar, kıyametin kopmasıyla insanlar gibi onlar da ölürler. İkinci surdan sonra vazifelerini yapmaları için tekrar dirilirler.</p>
<p></span></p>
<p></strong></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[istemek,neyi isteyeceğini bilmeyenlerin elinde şaşkın!‏ ]]></title>
<link>http://islamisite.wordpress.com/?p=79</link>
<pubDate>Sun, 11 May 2008 08:16:51 +0000</pubDate>
<dc:creator>gulayozturk</dc:creator>
<guid>http://islamisite.wordpress.com/?p=79</guid>
<description><![CDATA[İstek ve Gayret Çerçevesindeki HAYAT MANZARALARI
 
İstemek, neyi isteyeceğini bilmeyenlerin el]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstek ve Gayret Çerçevesindeki HAYAT MANZARALARI<br />
 </p>
<p>İstemek, neyi isteyeceğini bilmeyenlerin elinde şaşkın. Gayret, mevcuda razı olanların elinde çaresiz. Amaçlar ve araçlar tahteravallide, araçlar yukarıda, amaçlar aşağıda kalmış.</p>
<p>Kulağa ve gönle yanlış şeyler fısıldayan müzik, dizi ve sıradanlık rüzgârları, hedefi olmayan ve günü birlik yaşayan kitleleri savurmaya devam ediyor.<br />
İdealler, oltaya takılmış balık gibi sancıda.<br />
“Ben” lerin ön safta yer almasından dolayı, “Biz” ler geride kalmış.<br />
İnsanlar, istemesi telkin edilen şeyleri ister olmuş.<br />
İnsanın kumandası televizyonun elinde.<br />
Ana okulu çağındaki çocuk psikolojisi hakim sahneye, “Hazza koş, elemden kaç” .</p>
<p>Duanın ipekten kanatlarını hangi rüyanın hayalleri süslüyor? İstemeye itici güç olan gayret, neyin heyecanı ile cümleleri şekillendiriyor? İnanç, iyi anlaşılmak ve hayata rengini katmak için, Azrail’in ayak seslerini beklemekten ne zaman kurtulacak? Ve hakikati görerek yaşamaya sevk edecek ve belki de can simidi olacak gayret, istemekle buluşmayı daha ne kadar bekleyecek?</p>
<p>Çocuklarımıza para kazandıran itibarlı bir meslek ve zengin bir eşten öte, hangi fiili dua ile zihinlerine hayatın anlamını kazıdık ve neyin gayreti kuşattı beklenti ile bize bakan minicik yürekleri? Biz devreden çekiliversek, hangi davranışımız konuşmaya ve önlerine yön ve yol işareti koymaya devam eder? Bizi tanımlayacak olsalar ne derlerdi, nasıl anlatırlardı? Gözleri, en derine kodlanan nelerin giriş kapısı olmuştu ve gönlünde neler misafirdi kalıcı olmak niyetiyle bağdaş kurmuş oturan?</p>
<p>Sahi bizim dinimizde, kimi hazları erteleme, kimilerini de iptal, başka din kardeşlerini de düşünmek vb gibi, insanın organik kalıbının içini insan olabilme iksiriyle dolduran değer ve anlamlar vardı. Her secdede yerçekimine inat beyni zenginleştiren kan dolaşımı, negatif enerjiyi boşaltıp pozitifi yüklerken, el ve bel bağladığımız Rab’bimizle gönül ve akıl bağımız güçleniyordu. Manzara daha bir netleşiyor ve farkındalıklar su yüzüne çıkmaya başlıyordu. Arayanların bulduğu öncelikler, insanı sıradan ve ilkel hazlar düzeyinde yaşamaktan vinçle çıkarıp alıyor ve istemeyi istetiyordu insana ve gayret ekliyordu hayatına gün ışığı niyetine. Yüce bir idealle, özgül ağırlığı yüksek insan profiliyle, hayatı nitelikli kılan saygınlığı, ideal bir çerçevedeki şahesere dönüştürebiliyordu. Yaradan’ına teslim olma ve verilene razı olabilme makamı, daha iyisi için gayret etmeyi engellemezken, gözlerimizin kilitlendiği yan ve yönler, bizi bazı zamanlarda yaptığımız ibadetlerle rahatlatıp ve dini de bu günlere hapsetme ritüel’ini getirdi. Ve bu günlerin canhıraş sesleri ayyuka yükseldi. Camiler, daha çok kabire yaklaştığını fark edenlerin seyrek ayak sesleriyle şenlenir oldu. Cuma ve bayram namazlarındaki ibadetin coşkusu ise, çoğunun cami kapısından çıkana kadar kuşatıyor gönüllerini.</p>
<p>İstediklerimiz istememiz gerekenlerle yer değiştirmişse, bu sistemde bir arıza var demektir hanımefendi ve beyefendiler! Yaşadıklarımızla yaşamamız gerekenler yer değiştirmişse bu gidiş iyiye değil demektir. Namaz kılanlar, elini, dilini, gözünü ve özünü düzeltme konusunda yana yakıla yardım dilemiyorsa, karşısında kendilerine göz kırpan haram fırsatlardan ateşten kaçar gibi kaçılmıyorsa, insanlar dışarıda herkesin hayran kaldığı bir melek, içeride zehir zemberek ise, zihinler sadece konuşulanları taşıyor olmanın, hayat ise bunları yaşayamıyor olmanın cenderesinden kurtulmayı bekliyorsa, bu sistem raydan çıkmış ve nereye gittiği belli olmayan bir istikamete dolu dizgin ilerliyor demektir.</p>
<p>Bir insan, eşini ve çocuklarını adam yerine koymayı, kendi adamlığının bir gereği ve olmazsa olmazı bilmiyorsa, masa başında konuşurken hâzâ Müslüman kesilip, hayatının içine bir bakılsa büyüteçle aranırsa ancak bulunabilecek izler taşıyorsa, inandığını söylediği halde, örnek alınacak peygamber davranışlarını, siyerin satırları arasına ve sohbet konularına hapsetmişse ve podyumda, kaçmamız gerekenler salınıyorsa boy boy ve biz gafletin gözlerimizin arkasına yerleştirdiği serapla avunmaya alışmışsak, burada birden fazla kaybettiren dinamiğin hızla işlediğinin korkunç gerçeğinin farkında mıyız?</p>
<p>Lisedeki kızlara prezervatif dağıtılıyorsa, uyuşturucu ilköğretim kapılarına kadar inmişse, bu akıl ve sorumluluk taşıdığını söyleyen bizlerin akıl gözlerimize mil mi çekildi? Televizyonda dizi izlemekten, internette onun bunun kızı kadını yada erkeği ile çetleşmekten, eşinin yada çocuklarının sevgi ve ilgi ihtiyacını gideremediği için evden soğutup sokağa yönelttiğinin farkında olmayacak kadar beyni uyuşmuş anne babalar varsa, bu toplum çöküyor demektir.<br />
</strong></p>
<p><strong><!--more--> <br />
Ne oluyor bize? Hesap endişesi ve cennet ümidi, sökülüp alındı mı gönüllerden? Ve halâ evlerimizi en büyük korunma, sığınma, gelişme ve denge merkezi ve kurtuluşumuzun tek adresi olarak görmüyorsak, bu durumun bizi tükettiğinin farkında olmamız için ve geri dönüşü fiilen ve kavlen istemek için daha ne kadar düşmemiz lâzım ve başkalarına bakmaktan başımızı kaldırıp da ne zaman kendimize ayna olacağız?</p>
<p>Ellerimiz ne zaman sebebe yönelik bir talep için açılacak Yaradan’ımıza?<br />
Rab’bimiz “İsteyin vereyim” diyor, verilenler buysa, istenenler nedir sizce? Marka giyinecek, iyi arabalara binilip gezilecek, iyi yaşatacak parayı isterken, “Helâlinden” demezsek, her şeyden önce hayâ, duyarlılık, dürüstlük, ahlâklılık, iman ve amel gücü ile bilinç istememişsek, o zaman bizler ne için açıyoruz ellerimizi? Gayretimiz ancak rahatımız ve kısa vadeli çıkarlarımız için olursa ve bunların arasında insan merkezde olmalı iken detaya inmişse, evet efendim evet, bu sistemde bir arıza var bence, ya sizce?<br />
Saliha Erdim<br />
Yeni Dünya<br />
</strong></p>
<p><strong>(değerli Saliha hocama aynı katiliyorum.düşüncelerini anlatmiş sanki..Allah ondan razi olsun)</strong></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Fehmi Koru Yazısı]]></title>
<link>http://islamichat.wordpress.com/?p=88</link>
<pubDate>Sat, 10 May 2008 19:40:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>27mustafa</dc:creator>
<guid>http://islamichat.wordpress.com/?p=88</guid>
<description><![CDATA[






Org. Büyükanıt &#8216;Yanlış&#8217; dedi, ama&#8230;
10 Mayıs 2008 Cumartesi

Org. Büy]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<table class="author_table" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" align="left">
<tbody>
<tr>
<td style="padding-bottom:15px;"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div class="title">Org. Büyükanıt 'Yanlış' dedi, ama...</div>
<div class="date">10 Mayıs 2008 Cumartesi</div>
<div id="author_content" class="content content_12">
<p><strong><em><span style="color:#ff0000;">Org. Büyükanıt 'Yanlış' dedi, ama... </span></em></strong><br />
Herhalde isteği dışında olmuştur; bir soruya verdiği cevapla, Ak Parti davasıyla ilgili dışarıdan yükselen tepkileri tartışmaya Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt da katıldı. İsrail Milli Günü'nde, bir gazeteci, Avrupalıların 'aşırı laikler' sıfatını kulllanmaya başladıklarını hatırlatıp 'Buna siz ne diyorsunuz?' diye sormuş. Genelkurmay Başkanı'nın cevabı şu: 'Bu yanlış. Türk insanı kendi kendini tanımlama gücüne sahiptir; başkasının tanımlamasına ihtiyaç yok.'</p>
<p>Org. Büyükanıt'ın giderek büyüyen tartışmayı yakından izleyemediği anlaşılıyor.</p>
<p>Türkiye, özellikle kapatma davası sonrasında, Avrupalı siyasiler tarafından yakın takibe alındı. Bunun sebebi yalnızca Avrupa Birliği'ne (AB) üyelik arzumuz değil. Ülkemizde son yıllarda meydana gelen siyasi gelişmeler, yabancıların başka bir sebeple daha fazla ilgisini çekiyor: Türkiye'nin hemen her alanda -özellikle demokrasi açısından- İslam Dünyası'na örnek olması bekleniyor.</p>
<p>İddianamenin Anayasa Mahkemesi tarafından kabulüyle başlayan süreç, yalnız Ak Parti'yi kapatılma tehdidi altına düşürmekle kalmadı, Türkiye'nin örnek olma özelliğini de tehlikeye attı. Amerika'daki Neo-Çılgınların etkisindeki Bush yönetimi fazla umursamasa bile, AB için, 'örnek ülke Türkiye' büyük önem taşıyor.</p>
<p>Bu gerçeğe 'Bize ne?' kaygısızlığıyla yaklaşmak mümkün elbette. Bazı çevreler 'örnek ülke' kavramından hoşlanmıyorlar. Hele bu örneğin İslam Dünyası'na dönük oluşu onları daha da rahatsız ediyor. Ancak onların rahatsızlığı ve hoşnutsuzluğu bu ülkede yaşayanların dini kimliğini değiştiremiyor. Biz, hoşumuza gitmese de, daha büyük halka olarak İslam Dünyası'nın da bir parçasıyız. Türkiye'deki demokratik deneyim Saraybosna'dan Kuala Lumpur'a kadar dikkatle izleniyor. Bunu da Batılılar biliyorlar.</p>
<p>'Aşırı laik' sıfatı bir başka gerçeğin daha dışa vurumu aslında: Türkiye'de beş yılı geride bırakmış olan siyasi iktidar Müslüman nüfusunun ağırlıklı olduğu bir ülkede demokrasinin yaşayabileceğini gösterdi; demokratik açıdan sorunlu olanlar bu iktidarı 'yeterince laik' bulmayanlar... Geride bırakılan beş yıl boyunca Türkiye'de daha önce çizilmiş felaket senaryolarının hiçbiri gerçekleşmedi; tersine laikliği takviye edecek bir dizi yasal düzenleme bu dönemde yapıldı.</p>
<p>Türk Ceza Yasası'nı bütünüyle elden geçirip Avrupa normlarıyla barışık hale getiren bir iktidarın 'Şeriat düzeni' ile irtibatlandırılarak suçlanmasını Batılı zihin elbette anlamaz. Batılı göz için Ak Parti 'yeterince laik' bir çizgidedir; bu sebeple de 'laikliğe aykırı eylemler' iddiasıyla demokratik sistemin zedelenmesine, aynı Batılı zihin bir sıfat bulmak zorunda.</p>
<p>Tıpkı geçmişteki benzer tartışmalar ortamında bizde bulunan 'laikçi' kavramı gibi, Batılılar da Ak Parti'ye laiklik adına itiraz edenlere 'aşırı laik' sıfatını yakıştırıyorlar artık.</p>
<p>Bereket daha kötü sıfatlar kullanmıyorlar.</p>
<p>Bazı medya kuruluşlarının yıllar içerisinde kimbilir kaç kez kullandıkları bayat malzemeleri yeniden pişirerek servise sunmaları, köhne başyazarların köşelerini Avrupalı politikacılarla polemiğe ayırmaları hep aynı sebepten: 'Sizin bildiğiniz gibi değil bunlar' demeye çalışıyorlar, 'Bunların temelleri kötü'.</p>
<p>Batılıların anlayamayacağı türden bir itiraz bu da...</p>
<p>Her coğrafyada, her kültür alanında farklı unsurlar bulunur. Hıristiyanlar arasında da, Musevilerde de 'köklere dönüş' akımı her dönemde olmuştur, bugün de vardır. O akımların temsilcileri kılık kıyafetleri, adetleri ve hatta kullandıkları kendilerine özel dilleriyle toplumun içinde yer alırlar. Fatih'teki çarşaflı/cüppeli görüntülere, bu yüzden, bizdeki tiplerden daha aşinadır Batı'nın kültür ve siyaset adamları... O fotoğraflar, Türkiye'ye Batı gözlüğüyle bakanlar için, Ak Parti'nin kapatılmasının yanlışlığını teyide yarıyorsa şaşırmam.</p>
<p>Madem tartışmaya kıyısından karıştı, Org. Büyükanıt da bu konu üzerinde düşünse iyi olur.</p>
<p> </p>
<div class="author_name"><strong>Fehmi Koru</strong></div>
<p>yenişafak</p>
</div>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yusuf-u Devran]]></title>
<link>http://dostsever.wordpress.com/?p=138</link>
<pubDate>Sat, 10 May 2008 14:12:23 +0000</pubDate>
<dc:creator>dostsever</dc:creator>
<guid>http://dostsever.wordpress.com/?p=138</guid>
<description><![CDATA[
Çağınızın Yusuf&#8217;uysanız, bir sağanak gibi inen iptilalara hazır olacaksınız. Yusuf]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://img510.imageshack.us/img510/8245/kuransj5.jpg" alt="www.dostsever.com" /><br />
Çağınızın Yusuf'uysanız, bir sağanak gibi inen iptilalara hazır olacaksınız. Yusuf'luğun şanındandır acılarla sınanmak. 'Kardeşlerinizin' bile hışmını üzerinize çekecek güzelliğiniz. Yakub'un umudu olmanızı içlerine sindiremeyecekler.</p>
<p>Hırçınlaşacak, gaddarlaşacaklar; kendilerinin alternatifi olarak gördükleri sizi yok etmek için her biri bir hile düşünecek. En acımasızı varlığınızı ortadan kaldırmayı deneyecek; bunu ağır bulan kimileri görüntünüzün ortadan kaybolmasını yeterli bulacak, kimi de asıl olanın sizin değil imajınızın ölümü olduğunu, bunun da gözden ırak kalmanız ve size ait tüm mezahirlerin yok edilmesiyle gerçekleşeceğini düşünecek. </p>
<p>Sonunda sizi getirip kuyuya atacaklar, köle diye satacaklar, elbisenizi yırtacaklar.. ve iffetinizi tartacaklar... Mikro plandan bakanlar, size acıyacaklar. Vah diyecekler, zavallıya yazık ettiler! Ömrünün baharında, gonca gülü soldurdular! Eğer 'içkin' pencereden bakıyorsanız, siz bile acıyacaksınız kendi kendinize. </p>
<p>Her şeyin kötü gittiğini, hatta bittiğini sanacaksınız. Her şeyin, ihanet çetesinin kontrolüne geçtiğini sanacak, sonunuzun geldiğini düşüneceksiniz. Makro plandan bakanlar ise, hain kardeşlerinizin, farkında olmadan sizin bilge krallığınızın önünü açtığını görüp sizin adınıza sevinecek, onların düştükleri traji-komik durumu tebessümle karşılayacaklar. Eğer, Yusuf gibi, 'aşkın' pencereden bakıyorsanız, kendi kendinize acımak şöyle dursun 'öz-güveniniz' artacak, 'öz-saygınız' güçlenecek, kuyunun dibinde veya Mısır'ın zındanında da olsanız, 'öz-gürlüğünüzün' tadını çıkaracaksınız. </p>
<p>Çünkü, acının özünüzü gürleştirdiğini, Mısır'a sultan olmanın kuyudan geçtiğini biliyorsunuz. Dahası, sizi kuyuya atanların, köle diye satanların, gün gelip önünüzde kapanabileceğini, "Biz ettik, siz etmeyin!" diyebileceğini biliyorsunuz. Ne ki, bilmeniz gereken bir şey daha var: Züleyha'nın sizi baştan çıkarıcı ve ayartıcı teklifine karşı direnmenin, kuyuda olmanın verdiği acıya direnmekten çok daha zor olduğu gerçeği. </p>
<p>Siz Züleyha'nın yerine, her hangi bir kadını-erkeği, serveti, makamı, şöhreti; özetle tüm dünyalıkları koyabilirsiniz. Her Yusuf'a musallat olan bir ya da birkaç Züleyha' vardır. Siz, kendi Züleyha'nızı herkesten iyi bilirsiniz. </p>
<p>Her Yusuf'un atıldığı kuyudan çıkamadığı ya da başkalaşarak çıktığı, daha kuyudayken pes ettiği düşünülünce, zamanın Yusuf'larının atıldıkları kuyudan çıkıp çıkmayacakları endişe konusu; fakat daha da endişe verici olan, hain kardeşlerinin attığı kuyudan, direncini ve inancını artırarak çıkan bir nice Yusuf'un, Züleyha'nın yatak odasından nasıl çıkacakları: Gömlekleri arkadan yırtılmış olarak mı, önden yırtılmış olarak mı? Siz, çağının Yusuf'ları! Hain kardeşlerinizi kendi ihanetleri yer bitirir. Unutmayın "Zalim Allah'ın kılıcıdır; onunla intikam alır, döner ondan da intikam alır!" İnsan-Allah ilişkileri statik değil dinamik ilişkidir; aşkın irade içkin iradeden bağımsız karar vermez. İnsan olarak, Allah tarafından konulan kaderimizin "seçmek" olduğunu biliyoruz.</p>
<p> Benim 350 sayfalık bir kitapla açıklamaya çalıştığım Kur'anî kader anlayışını Anadolu irfanı basit iki dizeye sığdırıvermiş: "Kula bela gelmez Hak yazmayınca/Hak belasın yazmaz kul azmayınca." Hain kardeşlerinizi, Yusuf'ların bilge krallığına giden yolda kullanılıp atılan birer 'kötü rol' figüranı konumuna indirgemek, onları "kendi vicdanlarının azabında yakmak" sizin elinizde. Bunun için de aklınız fikriniz kuyuda takılıp kalmamalı.</p>
<p>Züleyha, sizin için kuyudan daha çetin bir sınav. Hain kardeşlerinizin ihanetini en ağır bir biçimde cezalandırmak istiyorsanız gömleğinizin önden yırtılmasına izin vermemelisin. Eğer buna izin verirseniz, işte asıl o zaman ihaneti ödüllendirmiş olursunuz. Çünkü, asıl o zaman alternatif olmaktan çıkar, siz de "ihanetler çetesine" aday olmuş olursunuz; çünkü başkalarına ihanet, önce insanın kendi kendisine ihanetiyle başlar.</p>
<p>Fakat, vakarınız, direnişiniz, iffetiniz ve ahlakınızla örnek bir şahsiyet olmayı başarırsanız, Aşkın İrade, size zından olan Mısır'ınızı size cinan eder; onun geleceğini sizin ellerinize emanet eder. Bir zaman size ihanet etmek için sıraya giren 'hain kardeşlerinizi' size muhtaç eder. Yusuf suresi, bir tek kişinin inancı, ahlakı, yeteneği ve direnciyle bir ülkeyi teslim almasının hikayesidir.</p>
<p> Bu sureyi okumalarını, sadece "Yusuf" rolünü oynayanlara değil, "hain kardeşler" rolünü oynayanlara da tavsiye ederim. Her iki tarafın da alacağı çok ders olmalı.  Aynı zamanda bir şair olan Sinan Paşa, bir şiirinde "Hangi Yusuf-u devran ki Züleyha-yı zaman dâmenin çak etmemiş ola?" diye soruyor. Evet, evet! Hiçbir çağın Yusuf'u yoktur ki, çağının Züleyha'sı eteğini yırtmamış olsun. Fakat önemli olan eteğinizin ya da gömleğinizin yırtılıp-yırtılmadığı değil, nereden yırtıldığı. Herkes gömleğine dikkat etsin.</p>
<p>Mustafa İslamoğlu</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ümeyyeler Bilal Sevmez - Ehad Ehad Ehad]]></title>
<link>http://dostsever.wordpress.com/?p=137</link>
<pubDate>Sat, 10 May 2008 14:05:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>dostsever</dc:creator>
<guid>http://dostsever.wordpress.com/?p=137</guid>
<description><![CDATA[
Saadet asrında, iman ile küfrün en keskin biçimde yüzleştiği denklemlerden biri, Bilâl-Üme]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.vahdet.com.tr/filistin/foto/foto8/foto2967.jpg" alt="www.dostsever.com" /><br />
Saadet asrında, iman ile küfrün en keskin biçimde yüzleştiği denklemlerden biri, Bilâl-Ümeyye denklemidir.<br />
Ümeyye b. Halef, Kureyş’in reislerinden ve zenginlerindendir. Bilâl b. Rebah ise, onun Habeş asıllı siyahî kölesi...</p>
<p>Hz. Peygamber Rabbinden gelen “Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve uyar! emrine binaen hakkı tebliğe başladığında, ona en sert ve en kaba tepkiyi verenlerden biridir Ümeyye. Kendisi gibi Mekke’nin zenginleri ve reisleri varken, henüz genç denilebilecek yaştaki ‘yetîm-i Ebu Talib’in vahiyle kazandığı ayrıcalık, onun da kanına dokunmaktadır. </p>
<p>Dahası, gelen vahiy dolayısıyla, bundan böyle hayatlarını istedikleri gibi yaşayamayacaklarını, istedikleri gibi kural koyamayacaklarını, koydukları kuralı istedikleri gibi eğip bükemeyeceklerini hissetmektedir.</p>
<p>Bu durum, onun durumundaki hemen her Kureyşli gibi, onu da gelen vahye karşı şedit bir düşmanlığa yöneltir.<br />
Bu düşmanlığa gelecek en büyük cevap ise, bizatihî kendi evi içindendir. Ümeyye’nin yetenekli kölesi Bilâl, efendisinin tam aksine, İslâm’ın çağrısına ilk olumlu cevap verenler arasındadır ve Bilâl’in bu durumu Kureyş içerisinde Ümeyye’nin deyim yerindeyse ‘karizmasını çizmekte’dir. ‘Yetîm-i Ebu Talib’ diyerek, anasız babasızlığından ve yoksulluğundan küçümseme devşirdikleri Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem’in getirdiği mesaj, Ümeyye’nin kalbine giremese de evine girmiş, kölesi Bilâl’in kalbine çıkmamacasına yerleşmiştir.</p>
<p>Bu, hayatını üstünlük, efendilik, seçilmişlik, önde oluş, zenginlik ve büyüklük kavramları içerisinde kurmuş Ümeyye için tahammül edilemez bir meydan okuma niteliğindedir. Bilâl’in efendisinin verdiği işleri aksattığı filan yoktur. Bilâl aynı yetenekli Bilâl’dir. Ama Ümeyye’nin gözünde, köle Bilâl, herşeyiyle köle olma durumundadır. Sadece kol ve kas gücünü değil, ruhunu ve kalbini de Ümeyye’nin mülkiyetinde saymalıdır. </p>
<p>Aklı Ümeyye’nin düşündüğünü onaylamak üzere çalışmalı, kalbi Ümeyye’nin inandığı üzere inanmalı; cüz’î iradesini Ümeyye’nin mutlaklaştırdığı iradesine tâbi kılmalıdır.<br />
Ama böyle yapmamıştır Bilâl. </p>
<p>O günün şartlarında bir köle olarak kol ve kas gücünü efendisinin hizmetinden esirgememiş; ama ‘köle’liğin ‘beden’le ilgili bir durum olduğunu, köle olmanın aklını, kalbini, iradesini ve ruhunu da efendisine teslim anlamına gelmediğini idrak edegelmiş biri olarak, Hz. Peygamberin getirdiği davet karşısında kendi tercih hakkını kullanmıştır. Ümeyye’yi rahatsız eden “Lâ ilâhe illallah,” Bilâl’in dünyasında gerçeğin ta kendisidir.<br />
İşte bu kabul, Ümeyye’yi çılgına çevirir.</p>
<p>Bilâl’in bu haliyle sergilediği örneklik, nitekim Âmir b. Füheyre gibi başkaca kölelerin de Bilâl gibi imanlarını açıkça ikrar cesareti göstermeleri, Mekke’nin reislerini kaybedilmiş bir mücadeleyi kazanmaya hırslandırır.</p>
<p>Başvurulan tedbir, tam bir zavallılık göstergesidir. Bedeninin köleliğine karşı ruhunu özgürleştirebildikleri için imanı tercih edebilmiş mü’min köleleri, bedenlerine eziyet ederek ‘yola getirmeye’ çalışırlar. Mekke’nin kızgın kayalıklarında üzerine kızgın taş konularak aç susuz güneşin altında bırakılan Bilâl, bu halde iken söylemeyi vird edindiği “Ehad! Ehad!” nidalarıyla, Ümeyye’yi ve ‘halef’lerini daha bir çılgına çevirmektedir.<br />
Bilâl’in bu halinde “Ehad! Ehad!” diyerek Rabbini anıyor olmasında ise, tam da onun ruhunu özgürleştiren sırra işaret eden bir mânâ vardır.</p>
<p>Allah Vâhid’dir ve O’nun vâhidiyeti Kureyş müşriklerince de kabul edilmektedir. Onlar, bir ilahlar hiyerarşisi içeren şirkleriyle, Allah’ı hiyerarşide onun ayarında bir başka ilah bulunmayan en üstün ilah olarak görmektedirler.</p>
<p>Ama Ehad, onların ‘vâhidiyet’e yükledikleri bu kirli mânâyı silip süpürmekte, bu sözümona ilahlar hiyerarşisini tastamam bertaraf etmekte, âlemler Rabbinin başka hiçbir şeyin ve hiç kimsenin uluhiyetinde O’na ortak olamayacağı Tek Bir olduğunu bildirmektedir. Ehad ismi, Rabbimizi eşyanın varoluşunda işgören bütün sıfatların mevsufu ve bütün isimlerin müsemması olarak bildirir bize. Böylece, yaratma fiilinde şirke hiçbir mahal bırakmaz.</p>
<p>Yine Ehad ismi, Allah’ı ‘herşeyi yaratan’ olarak tarif eden Vahid ismine kıyasla, ‘her bir şeyi yaratan’ olarak tanıtır bize. Her bir şeyin onu başka herşeyden ayıran bir kimliği, teşahhusu, ferdiyeti, biricikliği vardır ve bu keyfiyet Ehad isminin bir cilvesidir. Her insanın bir ferdiyetinin olması, onu diğer insanlardan ayıran bir sûretinin, simasının, sîretinin ve şahsiyetinin olması da işte bu sırdandır.</p>
<p>Dolayısıyla, onu ‘nesne’leştiren ve efendisinin iradesine tâbiiyete, aklına teslimiyete mecbur bilen Ümeyye’ye karşı Bilâl elbette “Ehad! Ehad!” diyecektir. Her bir “Ehad!” nidasıyla, şirki âleminden büsbütün tardederken, efendisine “Ehadiyet sırrının cilvesi olarak, benim seninkinden ayrı bir şahsiyetim, aklım, iradem, tercih yeteneğim var. Ben bedenimle sana esir kılınmış olsam bile, irademi sana teslime mecbur ve mahkum değilim” mesajını da verecektir.<br />
Bilâl’in tarifiyle ‘küfrün başı Ümeyye’yi en ziyade fitil eden sözün “Ehad! Ehad!” olması, bu açıdan bakılırsa, elbette tesadüf değildir.</p>
<p>Bu Asr-ı Saadet tablosundan hâzır zamana dair bir hisse devşirecek olursak; bugün ‘elinin altında’ gördüğü insanların iman tercihinden rahatsız olan, bize tepeden bakan, kendilerini üstün gören ve biz efendiniz böyle düşünür, böyle inanır, böyle yaşar iken siz nasıl öyle düşünüp inanır ve yaşarsınız öfkesiyle elindeki güce, imkâna, iktidara başvuran günümüz müstekbirlerinin bu tavrının gerisinde de Ümeyye-misal bir ruh hali vardır. Onların gözünde, bizler hizmetçi kölelerizdir; bizim onlardan ayrı bir ferdiyetimiz ve şahsiyetimiz yoktur; cüz’î iradelerimiz ise onların ‘mutlak’lık izafe ettikleri iradelerine teslimiyet için vardır.</p>
<p>İmanı hatıra getiren her emare, gündelik hayatta imanı tezahür ettiren her sembol, birilerini işte bu yüzden öfke ve tehevvüre sevketmektedir.<br />
Kapanan kimi kapılar, konulan kimi yasaklar, ikna odaları, medyatik infazlar... hepsinin ardında Ümeyye-misal bir ruh-u habis bulunmaktadır.<br />
Ümeyye’ler Bilâl’leri sevmez.<br />
O halde, Ümeyye’lere inat, Ehad! Ehad!...</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hatırla Yaradanını]]></title>
<link>http://dostsever.wordpress.com/?p=136</link>
<pubDate>Sat, 10 May 2008 14:01:58 +0000</pubDate>
<dc:creator>dostsever</dc:creator>
<guid>http://dostsever.wordpress.com/?p=136</guid>
<description><![CDATA[
“Seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah kimi dalalete düşürürse, artık onun için]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.kanbankasi.com/images/Allah.jpg" alt="www.dostsever.com" /><br />
“Seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah kimi dalalete düşürürse, artık onun için hidayet edecek yoktur.”(Zümer, 36)</p>
<p>Ey nefsim;<br />
Bir an olsun unutma Yaradanını…</p>
<p>Sadece başına bir felaket geldiğinde değil, bir musibet ya da hastalığa maruz kaldığında değil, daima hatırla O’nu. Zira O’ndan uzak olunmaz, O bize her şeyden, herkesten yakın. Bizi O’ndan başka her an gözeten, ihtiyaçlarımızı karşılayan var mı? Bize karşı sonsuz bir merhamet, kerem sahibi var mı? O bizi herkesten çok seviyor, bir an bile bizi yalnız bırakmıyor. Öyle ise sen de her an hatırla Yaradanını…</p>
<p>Bil ki, seni senden daha iyi tanıyan, daha iyi anlayan biri var. En gizli sırlarını bilen, halini gören biri var. Seni kendisine muhatap kabul eden, huzuruna davet eden yüceler yücesi biri var. Senin bütün dualarına cevap veren sonsuz kudret sahibi biri var. Öyle ise sadece başın derde girdiğinde değil, her zaman hatırla Yaradanını. Gecelerde başını seccadene koyduğunda, içini O’na dök sessizce… Bırak damlasın gözyaşların, söndürsün kendi elinle yaktığın ateşleri… Nerede ve hangi şartta olursan ol, unutma Yaradanını.</p>
<p>Başını kaldırıp gökyüzüne baktığında, bir yağmur damlasında, güneşin doğuşunda, gecenin karanlığında, kâinatın her sayfasında, her satırında hatırla O’nu hatırla. Her şeyde O’nun taklit edilmez imzasını, O’nun mührünü gör ve hatırla Yaradanını.</p>
<p>Şu çalkantılı dünyada kendini balığın karnındaki Yunus gibi hissettiğin zamanlar değil, her zaman hatırla Yaradanını. Çünkü her an öyle dehşetli bir haldesin unutma. O varsa her şey var, O yoksa hiçbir şey yok. O’nunla her şey anlamlı, aydınlık, güzel. O’nsuz her şey karanlık, manasız, hiçliğe gider. Onu hiç unutma ki, saraylara dönsün zindanların. O’nu hiç unutma ki, nur’a gark olsun karanlıkların. O’nu hiç unutma ki şifa bulsun yaraların.</p>
<p>Anadan, babadan, yardan ayrı kalınır da, O’ndan ayrı kalınmaz. O bizi hiç bırakmaz. Öyle ise Sen de O’nun adını düşürme dilinden. Sevgisini eksik etme kalbinden. O senin her türlü ihtiyacına kâfi değil midir? O’ndan gayrisi fani değil midir? Öyle ise her an hatırla Yaradanını…</p>
<p>Bak her şey ve herkes yavaş yavaş terk ediyor seni. En yakınlarının dostluğu bile kabir kapısına kadar sürüyor. O’ndan başka var mı sana baki bir dost? Seni kâinatın en şereflisi kabul eden, cennete namzet şerefli bir misafiri olarak ağırlayan, sana böyle paha biçilmez bir kıymet veren, sayısız ikramlarıyla sana kendini tanıtmaya ve sevdirmeye çalışan o Zât’ı sen de unutma. Tefekkür pencerelerinden O’nun esmasının nakışlarını seyret. O’nu hatırlamak için başına bir musibet gelmesini bekleyecek kadar nankör ve kör olma. Nereye baksan O’nu gör, O’nu düşün, O’nu hatırla.</p>
<p>Ve hatırla Yaradanını… Hatırlanmaya en çok layık olan O değil midir? Söyle ey nefsim! Allah sana kâfi değil midir?</p>
<p>“Yalnız biri iste; başkaları istenmeye değmiyor.</p>
<p>Biri çağır; başkaları imdada gelmiyor.</p>
<p>Biri talep et; başkaları lâyık değiller.</p>
<p>Biri gör; başkalar her vakit görünmüyorlar, zeval perdesinde saklanıyorlar.</p>
<p>Biri bil; marifetine yardım etmeyen başka bilmekler faydasızdır.</p>
<p>Biri söyle; Ona ait olmayan sözler, mâlâyânî sayılabilir</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bir Medeniyetimiz Vardı-İslam Medeniyeti]]></title>
<link>http://dostsever.wordpress.com/?p=135</link>
<pubDate>Sat, 10 May 2008 13:58:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>dostsever</dc:creator>
<guid>http://dostsever.wordpress.com/?p=135</guid>
<description><![CDATA[
BİR MEDENİYETİMİZ VARDI
“Ben müslümanım kadim güneşin arkadaşıyım. Her şeyi kazandı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.sendika.org/resimler/harita.jpg-2006-11-23.gif" alt="www.dostsever.com" /></p>
<p>BİR MEDENİYETİMİZ VARDI</p>
<p>“Ben müslümanım kadim güneşin arkadaşıyım. Her şeyi kazandım sonra hepsi elden gitti.” ( Endülüs lü bir göçmenin mağara duvarına yazdıklarından)</p>
<p>İstekler denizinde boğulmadan önceydi.<br />
Heva ve heves selinde çerçöp, şehvet dehlizlerinde sürünmeden önceydi.<br />
Taklit etmeden, hakkı ve hakikati de tenkitten önceydi<br />
Süte su katmadan<br />
Arıya şeker vermeden<br />
Daha küfür/kötülük; bilimi gasp etmeden önceydi<br />
İşte o vakit;<br />
Bir medeniyetimiz vardı.<br />
Çok eskiden, insanlık bebeklik çağını yaşarken,<br />
Zaman durgun vahşet kol gezerken,<br />
Aztek tanrısına yılda 20.000 mahsum kız çocuğu diye adanırken,<br />
Roma/Bizans kodamanları yeniden et yemek için parmakları ile kusup tekrar yemeye otururken, insanlık denizi bulanmış vicdan bir köşeye sinmişken,<br />
Hintli; 360 milyon tanrıya, yunan; teslis masalına taparken,<br />
Bir medeniyetimiz vardı.<br />
Avrupa temizlik, taharet bilmezken<br />
Kadının insanlığı tartışılıp daha insan olup olmadığına, karar verilmemişken,<br />
Fransa din konseyi; “kadın insandır ama sadece erkeğe hizmet etmek için yaratılmıştır” derken, insanlık merhametten kutuplar gibi soğuk, taşlar gibi katı ve sert<br />
İnsan kafatasından içki içecek kadar da öfke seline kapılmışken,<br />
Bir medeniyetimiz vardı.<br />
Daha kıblemiz batı değil, Kâbe iken<br />
Zihinler bulanmış, kalpler kirlenmiş, vicdan paslanmış değilken,<br />
Kürtaj adı altında çocuklarımızı katl,<br />
Fikir cambazları, caka satmamışken,<br />
Tarihini ve fikrini gâvura hibe<br />
Kızını kumar masasında kaybetmemişken<br />
Bir medeniyetimiz vardı.<br />
Bir vakit mimsiz medeniyet kendine mim harfini ararken biz hakikaten üstündük,<br />
Kâşiftik meraklıydık, okuyorduk<br />
Cehaleti boş verin,<br />
Düşünsel eserlerimizin üstünlüğünden biz dahi şaşar belki korkuyorduk<br />
Avrupalılar bizim okullarımızda tahsildeydi, bizim âlimlerimizin kitapları vardı üniversitelerinde.<br />
Yunan ve Helen, uygarlıklarını bizim tercümelerimizden okuyorlardı. Onların en üstün bilgiç krallarının ancak 1.000’i bulan kitabı varken;<br />
Bizde milyon tane kitap için;<br />
Saray ayıranlar vardı.<br />
Yeryüzünün en büyük kütüphanesi olan “Bey’tül hikme” bize aitti.<br />
Nereden bakarsanız bakın<br />
Bir medeniyetimiz vardı.<br />
Biz postacı değildik<br />
Bilim eserlerini onlara ulaştırmakla işimiz bitmiyordu.<br />
Teorik değil, şu çokça savunulan deneysel bilimi ve onun metodolojisini biz yaptık, bulduk.<br />
Onların değil, bizim kitabımız “oku” (ikra: 1) emriyle başlıyordu.<br />
Kitaplı kâfiri, kitapsız kâfirden üstün tutan kitap, bizde vardı.<br />
Hem; “ehli kitap “ diye onları üstün tutanda bizdik.<br />
Esir aldığı düşmanını; “10 Müslüman’a okuma yazma öğretsin sonra bırakırım” diyen bizim ümmi peygamberimizdi. Dünya’nın incisi “kurtuba şehri” bizimdi.<br />
ABD kıtasını dünyanın yuvarlaklığını biz bulduk, yani<br />
Bir medeniyetimiz vardı.<br />
Irkımıza/soyumuza âşık olmadan<br />
Hak ve hakikat bizden kaçmadan<br />
Sıktın ve mertliğin üstü, çamurlu ellerle sıvanmadan önceydi.<br />
Kadınlar gözleriyle balkonlarda<br />
Kız ve oğlanlar, sokak ve çarşıda birbirlerini avlamadan önce<br />
Bir medeniyetimiz vardı.<br />
Başımızda yular<br />
Elimizde Kuran ve bir diğerinde içki ya da viski,<br />
Bilmem ki ne desem yalan;<br />
Ama hakikaten<br />
Bir medeniyetimiz vardı.<br />
Papaz mateus, adlı gâvurun ölüm gününü sevgililer günü olarak kutladığımızı;<br />
Hıristiyanların yozlaşma devrinde “mukaddes ekmeği yiyen bir fareye İsa’nın ruhu girer mi?” tartışmasına benzer tartışmalar yaptığımız,<br />
Selam yerine el ayak kaldırdığımızı, görmememize rağmen<br />
Bir medeniyetimiz vardı.<br />
1095 birinci haçlı seferinde papa “kâfirlerin (Müslümanların)kanıyla yıkanın” diye halkı coşturduğu ve halk da “tanrı bunu istiyor” diye kutsal kan talep ettiği<br />
“askerlerimiz, maarra’da putperest(Müslüman)yetişkinleri kaynar suda haşladılar, çocukları şişlere geçirip pişirdiler ve yiyorlar(frank tarihçi Rudolp) diye yazdığı,<br />
Ve bu bilgi Arap tarihçiler tarafından da doğrulanmıştı.<br />
Onlar öyleydi; ama bizim<br />
Bir medeniyetimiz vardı.</p>
<p>NİÇİN İSLAM MEDENİYETİ?<br />
“fikir kuması”na girerek, hayatlarından hikmet ve irfanı kovmuş nesilleri kurtarmak için,<br />
“lekelenmiş tarih malzemesini ayıklayıp,<br />
Yeniden dirilmek için,<br />
İyi bir niyet ve sağlıklı bir nazarla hayatı; hak ve hakikate hadim kılmak için,<br />
Tarih adlı ölüler malzemesinden dirilere ders vermek için,<br />
Zalim olmamak,<br />
mazlumlara yar olmak,<br />
Düşüne el uzatmak için,</p>
<p>Saklı gerçekleri,<br />
Büyük ümitleri,<br />
Karanlık beyinleri,<br />
Aydınlatmak için,</p>
<p>Geliyorum diyen kazayı işitmek,<br />
Gidiyorum diyen hakkı çevirmek,<br />
Küsen tarafları barıştırmak için.</p>
<p>Hayatı bilmekten,<br />
Geçmişi ezberden öte,<br />
Ötekileştirilmiş,<br />
Berikileştirilmiş,<br />
Sersemleştirilmiş<br />
Bezmiş ve bezdirilmiş halka,<br />
Bir tas su olmak, egemenlerin/müstekbirlerin elinden, bu hayatı kurtarmak için… Tüm bunlar ve daha fazlası için, İSLAM MEDENİYETİ diyoruz.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Susuşum Sözümü Esirgediğimden Değil]]></title>
<link>http://dostsever.wordpress.com/?p=134</link>
<pubDate>Sat, 10 May 2008 13:43:06 +0000</pubDate>
<dc:creator>dostsever</dc:creator>
<guid>http://dostsever.wordpress.com/?p=134</guid>
<description><![CDATA[
Ey yâr, susuşum sözümü esirgemekten değil. Sana değen sözleri çoktan yitirdim; dudağım a]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter" src="http://www.medyumadem.net/images/islam.jpg" alt="www.dostsever.com" /></p>
<p>Ey yâr, susuşum sözümü esirgemekten değil. Sana değen sözleri çoktan yitirdim; dudağım avare, dilim perişan.</p>
<p>Aklım ermiyor ki, sustuğumu bileyim. Kalbim ayılmıyor ki sana hitap edeyim. Kelimelerin sıcağı kaçmış, hece hece küllenmişler; sükût lehçesinde aç susuz bir mülteciyim şimdi. Seni taşa benzettiler. Öyle dilsiz, öyle hayatsız, öyle duygusuz diye. Değirmende konuşan taş değil midir peki? Acıyı öğütüp ekmek eyleyen senin dönüşün değil mi? Sen değil misin kabrimi bekleyen sadık yâr? Dillerin sustuğu yerde sen değil miydin ısrarla adını söyleyen unutulanların? Sen değil misin nice dertlinin derdini hiç itirazsız dinleyen?</p>
<p>Sahiden taş mı kesildin? Oysa, sen sözlere efsûn bağışlayan dudaksın. Nefesi boşluğun hapsinden kurtarırsın. (Belki de her ses bir mahpusun kırılmış zincirlerinin şakırtısıdır.) Sana değdiği yerde dirilir sessizlik. Sana vuruldukça hece hece kanatlanır suskunluk; şiirlerin ufkuna yükselir söz, öykülerin kuytularında giyinir. Sen, dağı delen Ferhat’sın; söz ki dağı kar gibi eritir de Şirin yâri sımsıcak kucaklar. Sen Aslı’ya Kerem’sin; ses ki çatlak dudaklardan sızan kevserdir. Sen Kerem’in Aslı’sın; söz ki tek bir hecesi bizi varlığın koynuna saklar; “Ol!”sözü hatırına yokluk varlığa yüz bulur.</p>
<p>Taşın sözü yok mudur ey yâr? Taş dediğin konuşur. Zamanın dudağıdır. Çatlaklarından acılar sızar; kuytularında çocuk gülüşleri gibi neşeler saklar. Taş dediğin susar. Zamanın dilidir; bir bakışında nice gürültüyü susturur; anlamsız telaşları dağıtır, hoyrat koşturmaları durdurur. Kadîm zamanlar içinden sızıp gelen bir kan gibidir taş; nabzımızı doldurur.</p>
<p>Taş zamanla eskimez mi? Sen zamansın, ey yâr, gelir ve gidersin. Saatlerin kadranında uslu uslu gezinirsin amma saçlarımı değil sadece kemiklerimi dağıtırsın. Usulca sokulursun odama; “tik-tak”, sadece “tik-tak”, eşyalarımı değil sadece beni de benden çalarsın; elbisemi değil sadece tenimi de soyarsın. sevdiğimle arama ayrılıklar koyansın. Sen çoğaldıkça ben azaldım; seni tükettim derken ben tükendim. Sen zamansın, ey yâr, pek kıskançsın.</p>
<p>Taş kesilmişsin ki sana vefasız dediler. Tanımazmışsın beni. Adımı bile anmazmışsın. Güzellikten hiç anlamazmışsın. Mehtabı kucaklayan sen değil misin her defasında? Günün ilk ışıkları sana koşmadı mı her sabah? Nice surlarda masum bebekleri bekleyen sendin. Nice sütunlarda fısıltılı dualara fısıltını ekleyen sensin. Köprülerde kemerlerde yâri yâre kavuşturan senin metanetin değil mi? Çeşmelerden serin sulara yol veren senin serinliğin değil mi? Dereler boyu suların elinden tutup şarkılar söyleyen sen değil misin?</p>
<p>Aslında kendi taşını dikiyor değil mi insan? Her gün bir önceki günde bırakırız bedenimizi. Her yeni günün sabahında eskimiş bedenlerini yüklenir gibi insan. Sanki yakamızda çocukluk fotoğrafımızı taşır gibi yürürüz yeni zamanlara. Kendi cenazesini kaldırır gibidir insan. Baktığımız her yüzün ardında eskimiş yüzler saklıdır. Şimdiki bedenimiz daha öncekilerin başını bekleyen konuşkan bir taştır. Ölmüş yanlarımızı hatırlatır. Bir taş gibi ağırlaşır gözlerimizin karası. Var-yok arası bir titreyişe dönüşür nefesimiz. İki nefes ortasında dikilir taşımız. Taştan taşa koşar bakışımız. Hatıralarda saklı, solgun fotoğraflara nakışlı yüzler üzerine uzanır gölgesi.</p>
<p>Sen değilsin; taş benim ey yâr. Kendimi taşımaya mecâlim yok. Kendime söyleyecek sözüm yok. Kabrimden kalbine taşınıyorum ey yâr. Suskunluğum taş olmaklığımdan. Sözsüzlüğüm sözümü taşa devrettiğim için.</p>
<p>Bağrımda ağır ve soğuk bir suskunluk... / Taşıdığım sensin ey yâr. / Söze sığdıramadığım. / Ve hiç susturamadığım. / Ne oldu kalbime? / Katılaştı, katılaştı. / Taştan da katılaştı. / Ağlarsa, taşlar ağlar. / Ben ağlayamadım; sen ağla... / Taş değil misin ey yâr?</p>
<p>Senai Demirci</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gençliğin gidecek, sıhhatin gidecek, lezzetlerin gidecek...]]></title>
<link>http://islamisite.wordpress.com/?p=77</link>
<pubDate>Sat, 10 May 2008 11:53:24 +0000</pubDate>
<dc:creator>gulayozturk</dc:creator>
<guid>http://islamisite.wordpress.com/?p=77</guid>
<description><![CDATA[Bir aslanın pençesine bakınca anlıyoruz ki bu pençe parçalamak için
yaratılmış.
Bir kavun ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bir aslanın pençesine bakınca anlıyoruz ki bu pençe parçalamak için<br />
yaratılmış.</p>
<p>Bir kavun ise adeta “ben yenmek için yaratıldım” diyor.</p>
<p>Ya insan? Daha annesinin karnında iken onun bambaşka bir dünya için<br />
yaratıldığı belliydi. O daracık yerde yürüyemiyordu ama ayakları vardı.<br />
Orada hiçbir şeyi göremiyordu ama gözleri vardı. Mahiyetine bakıldığında<br />
anlaşılıyordu ki; insan o daracık mekanın balığı değildi. Organları orada<br />
inkişaf edecek, daha sonra da geniş bir aleme yani dünyaya gidecekti.</p>
<p>Şimdi o, mükemmel cihazlarla donatılmış dünyada bulunuyor ve türlü türlü<br />
zevkler, türlü türlü lezzetler cismaniyet ve ruhaniyetinin hizmetine<br />
koşuyor. Fakat görülüyor ki; onun bütün duyguları burada tatmin olmuyor.</p>
<p>“Lezzetlerim zeval bulmasın... ihtiyarlık semtime sokulmasın... ölümün soğuk<br />
soluğunu hiç ensemde hissetmeyeyim” istiyor. Oysaki insan ebediliğin sırrını<br />
çözemezse, ebedi alemin anahtarını bulamazsa burada nasıl tatmin olacak? Şu<br />
dünyanın fena ve zevaline karşı nasıl ayakta duracak? Çürümüş kemikler<br />
gözünün önünde tüllenirken, yılanlar, akrepler cesetler üstünde cirit<br />
atarken, hayat sönerken, ümitler, emeller kararırken nasıl teselli olacak?<br />
Bunların yerini ne ile dolduracak?<br />
</strong></p>
<p><strong><!--more--><br />
Bu noktada bakınız Fethullah Gülen Hocaefendi, düşünce ufkunda havanın<br />
iyiden iyiye karardığı, yokluk inancının paslı bir kama gibi kalbe<br />
saplandığı bir anda ebed düşüncesinin ışıktan bir gamze çakacağını ve<br />
inancın aydınlık iklimine davet edeceğini şu enfes ifadelerle anlatıyor:</p>
<p>“Zevklerinin acılaşacağı bir gün gelecek. Bütün güzelliklerin bir bir yok<br />
olduğunu göreceksin. Gençliğin gidecek, sıhhatin gidecek, lezzetlerin gençlik,<br />
gidecek. Bütün bunlar peşi peşine giderken sen, arkada bir karanlık<br />
bırakarak tıpkı akşamüstü batan bir güneş gibi sönüp gideceksin. Halet-i<br />
ruhiyenin böyle olduğu bir anda ebed düşüncesinin sana göz kırptığını...<br />
ebede uzanan yolun sana pırıl pırıl parladığını göreceksin.”</p>
<p>İnsanda öyle arzular, öyle ihtiyaçlar var ki, onların yerini, kulluk ve onun<br />
ilk basamağı olan imandan başka hiçbir şeyle doldurmak mümkün değildir<br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kör bir insan, göz nurundan mahrumdur....]]></title>
<link>http://islamisite.wordpress.com/?p=72</link>
<pubDate>Thu, 08 May 2008 12:19:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>gulayozturk</dc:creator>
<guid>http://islamisite.wordpress.com/?p=72</guid>
<description><![CDATA[Nur zulmetin ziddidir. Genellikle, nur denilince hayâlimizde parlak bir
isik, zulmet denilince de k]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nur zulmetin ziddidir. Genellikle, nur denilince hayâlimizde parlak bir<br />
isik, zulmet denilince de koyu bir karanlik canlanir. Bu mânâ yanlis degil,<br />
ama eksik. Madde âlemini aydinlatan isiga “nur” ve bu âlemi seyretmemize<br />
engel olan karanliga “zulmet” dedigimiz gibi, mânâ âleminin de nur ve<br />
zulmetlerini ayni sekilde degerlendirebiliriz. O âlemi de aydinlatan nurlar<br />
ve gizleyen zulmetler var.</p>
<p>Iman bir nurdur; göz nuru insani madde âlemiyle bulusturdugu gibi, iman nuru<br />
da insan kalbini iman hakikatlerine muhatap kilar.</p>
<p>Kör bir insan, göz nurundan mahrumdur; esyaya bakar ama bir sey göremez.<br />
Imansiz bir insan da küfür karanligindadir, kâinati seyreder ama onun<br />
yaraticisini bilemez.</p>
<p>Cehalet de ayri bir körlük, ayri bir zulmettir. Câhil insan, gözü önüne<br />
konulan ilmî bir eserin sadece maddesini görür, onun içindeki mânâya nüfuz<br />
edemez. Ilim ise nurdur, insani o eserdeki hikmetlerle tanistirir.</p>
<p>Cenâb-i Hakk’in bir ismi Nur oldugu gibi bütün isimleri de nuranîdir. Her<br />
birinden, farkli güzellikler, degisik inayetler ve merhametler tezahür eder.</p>
<p>Vücut (varlik) nur, adem (yokluk) ise zulmettir. Her bir Ilâhî isim, varlik<br />
âleminin bir bölümünü, bir subesini aydinlatir; insanlarin, meleklerin ve<br />
cinlerin tefekkürüne yahut istifadesine sunar.</p>
<p>Hâlik isminin tecellisiyle varliga ayak basan her mahlûk, yokluk zulmetinden<br />
kurtulmus, vücut nuruna kavusmus olur.</p>
<p>Hayat sahibi olmak vücuttur, olmamak ise adem. O halde bir varlikta “Muhyî”<br />
isminin tecellisiyle hayat nuru parlar.</p>
<p>Adalet nurdur, zulüm ise zulmet. Âdil isminin tecellisiyle zulümler ortadan<br />
kalkar, hikmet ve rahmet nurlari her tarafi kaplar.</p>
<p>Zâlim insanlarda merhametten bir isik huzmesi bile göremezsiniz.Ruhlari<br />
karanliktir; o ruhlarda inayet, ihsan, ikram gibi faziletleri bulamazsiniz.<br />
Iste, Kahhar isminin tecellisiyle bu zâlim insanlar cezalandirilirlar;<br />
adalet nuru böylece parlar ve zulmün zulmeti de yok olur gider. Bediüzzaman<br />
Hazretleri, cehennemi anlatirken onun önemli bir vazifesinin de “âlem-i<br />
vücut kâinatini âlem-i adem pisliklerinden temizlemek” oldugunu ifade eder.<br />
Cehennemi inkâr eden bir kâfir cehennemde yandiginda küfürden temizlenir.<br />
Artik o, cehenneme yakînen iman etmistir. Ama bu geç kalmis iman, onu<br />
cennete götürmeye yetmeyecektir.</p>
<p>Bir sekle sahip olmak vücuttur, sahip olmamak ise adem. Musavvir isminin<br />
tecellisiyle sekiller âlemi varlik sahasinda boy gösterir.</p>
<p>Hikmet de bir nurdur; abesiyet, yâni faydasiz ve mânâsiz olmak ise zulmet.<br />
Her Ilâhî eser, Hakîm ismine mazhardir ve abesiyetten uzaktir.<br />
</strong></p>
<p><strong><!--more--></strong></p>
<p><strong>Diger Ilâhî isimleri de ayni sekilde düsündügümüzde her birinin<br />
tecellisinden ayri bir nur dogdugunu ve tecelli etmemesinin de ayri bir<br />
zulmet oldugunu görürüz.</p>
<p>Iste bütün isimleri ve sifatlari nuranî olan Allah’a iman etmek de ayri bir<br />
nurdur. Insan bu nur ile, küfür zulmetinden kurtulur. Kendi varligini ve<br />
çevresindeki esyayi Ilâhî isimlerin tecellileri olarak görür. Onun için<br />
artik her taraf nur ile doludur. Her mahlûk bir tefekkür hazinesi, her nimet<br />
bir sükür davetçisidir.</p>
<p>Kalbi imanla nurlanan bu bahtiyar insanin bütün his dünyasi da Kur’an<br />
ahlâkiyla nurlanir. Güzel ahlâkin herbir subesinden ayri bir nur alir, ayri<br />
bir zevk duyar.</p>
<p>Imanin diger rükünleri de insan için ayri birer nurdur ve her biri bir baska<br />
zulmeti ortadan kaldirir.</p>
<p>Âhirete iman ile istikbali nurlanir; kabri “âlem-i nura açilan bir kapi”<br />
olarak görmeye baslar. Bir dakika sonrasi hakkinda hiçbir bilgisi olmayan<br />
insan, bu iman sayesinde kabri görür, mahseri görür, cennet ve cehennemi<br />
görür; küfür zulmetinin dogurdugu ruhî sikintilar onun ruh dünyasina<br />
yanasamazlar. Ufku genislendikçe genislenir; huzuru arttikça artar.<br />
“Fikrin sönük ise Kur’an’in günesi altina gir. Imanin nuriyle bak ki, yildiz<br />
böcegi olan fikrin yerine herbir âyet-i Kur’an birer yildiz misüllü sana<br />
isik verir.” Sözler</p>
<p>Kadere iman ile, hâdiseler nurlanir. Mü’min, kahri da lütfu da birer imtihan<br />
sorusu olarak degerlendirir ve her ikisinde de kendisinden beklenen kulluk<br />
tavrini en güzel biçimde ortaya koymaya çalisir. “Kadere iman eden kederden<br />
emin olur” sirri onda tahakkuk eder. Artik onun kalp dünyasi daima aydin ve<br />
ruh iklimi her zaman sakindir.</p>
<p>"Kar kis demez, irkilmez, üzülmez, aci duymaz,Mevsim bütün ömrünce ilik<br />
gölgeli bir yaz. Ali Ulvî Kurucu""</p>
<p>Insan, peygamberlere ve kitaplara iman etmekle, rehbersizlik zulmetinden<br />
kurtuldugu gibi, meleklere imanla da yalnizlik zindanindan halâs olur.</p>
<p>... Iman nur oldugu gibi kuvvettir de.</p>
<p>Kör insan, yürüme gücünü de büyük ölçüde kaybeder, rahatlikla yol alamaz.<br />
Adimlari endise yüklüdür; sür’at yapamaz.</p>
<p>Bilgisiz insan da bir eseri anlamaya güç yetiremez. Çünkü, ilim nurundan<br />
mahrumdur. Görme ve bilme hem nur, hem kuvvet olduklari gibi, iman da essiz<br />
bir nurdur ve en büyük bir kuvvettir.</p>
<p>“Sultan-i Ezelî’ye iman ile intisab eden ve amel-i salih ile itaat eden bir<br />
insan” (Sözler) artik hiçbir seyden çekinmez ve korkmaz. Semâvat ve arzi ve<br />
onlardaki bütün mahlûkati Rabbinin askerleri bilir; o âciz ve mahkûm<br />
varliklarin korkusu kalbinde yer tutamaz. Onun korkusu da, sevgisi de<br />
Sultan-i Ezelî içindir.</strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p>(sevdiğim alıntı bir yazi)</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Nur suresinde; “Mü’min erkeklere söyle!Yabancı kadınlara bakmasınlar ve zina etmesinler!]]></title>
<link>http://islamisite.wordpress.com/?p=71</link>
<pubDate>Wed, 07 May 2008 11:39:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>gulayozturk</dc:creator>
<guid>http://islamisite.wordpress.com/?p=71</guid>
<description><![CDATA[Zinaya yaklaşmayın&#8230;.!
Zina
Dinen ve kanunen cezayı gerektiren,meşru olmayan cinsi münaseb]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Zinaya yaklaşmayın....!<br />
Zina<br />
Dinen ve kanunen cezayı gerektiren,meşru olmayan cinsi münasebet.Aralarında bir nikah bağı bulunmayan mükellef yani cezâî ehliyete sahip bir erkekle,kadın arasındaki gayri meşru ilişki.</p>
<p>Zina,bütün dinlerde yasak edilmiş olup,çirkin bir fiildir.İnsanlara zarar verir.Cemiyetin ahlâki ve aile düzenini yıkar.Haya,utanma ve iffet duyguları zedelenir.Akrabalar ve arkadaşlar arasındaki işlenen zina fiili,dostlukların yıkılmasına,sevgi bağlarının kopmasına sebep olur.</p>
<p>Nesebin,soyun bozulması,zinanın yayılması ile olur.Zinanın haram ve suç olduğunu Allahü Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de çeşitli ayetlerinde bildirmiştir.</p>
<p>İsra suresinde; “Zinaya yaklaşmayın,çünkü o,şüphesiz bir hayasızlıktır,kötü bir yoldur.” buyurdu.</p>
<p>Nur suresinde; “Mü’min erkeklere söyle!Yabancı kadınlara bakmasınlar ve zina etmesinler!<br />
Ve mü’min kadınlara söyle!Onlar da yabancı erkeklere bakmasınlar ve zina etmesinler.” buyrulmaktadır.</p>
<p>Hz.Peygamber Salllallahu Aleyhi Wesellem buyurdu ki;<br />
“Zinanın dünyada üç fenâlığı vardır:Biri,güzelliği ve parlaklığı giderir.</p>
<p>İkincisi,fakirliğe sebep olur.Üçüncüsü,ömrün kısalmasına sebep olur.<br />
Ahiretteki üç zararına gelince,Allahü Teâlânın gazabına sebep olur.İkinci suâlin,hesabın fenâ geçmesine sebep olur.Üçüncüsü,cehennem ateşinde azap çekmeye sebep olur.”(1)</p>
<p>Diğer birkaç hadis mealleri şöyledir: Üç şey,göze cila verir:Yeşilliğe bakmak ve güzel yüze bakmak.Üç şey gözü kuvvetlendirir.Sürme çekmek,yeşilliğe ve güzel yüze bakmak.<br />
Bu hadisler,bakması helal olan kimselere bakmanın faydasını bildirmektedir.Yoksa yabancı kadınlara,kızlara bakma,gözü zayıflatır ve kalbi karartır.<br />
</strong></p>
<p><strong><!--more--><br />
Hakim,Beyhaki ve Ebu Davud bildiriyorlar ki; Ebû Ümame’nin (radıyallahu anhu) bildirdiği hadiste : Yabancı bir kızı görüp de,Allahü Teâlâ’nın azabından korkarak,başını ondan çeviren kimseye Allahü Teâlâ ibadetlerin tadını duyurur,”buyrulur.İlk bakması da affedilir.<br />
Bir hadis-i şerifte, “Allah için yapılan cihada düşman gözleyen veya Allah korkusundan ağlayan veya harama bakmayan gözler,kıyamette Cehennem ateşini görmeyeceklerdir.” buyruldu.<br />
Nur Suresinde “Mü’minlere erkeklere söyle!Yabancı kadınlara bakmasınlar ve zina etmesinler!<br />
Ve mü’min kadınlara söyle!Onlar da yabancı erkeklere bakmasınlar ve zina etmesinler.” buyrulmaktadır.</p>
<p>Kalb,göze tâbidir.Gözler haramdan sakınmazsa,kalbi korumak güç olur.Kalb,harama dalarsa,zinadan sakınmak güç olur.O halde,imanı olanların,Allah’tan korkanların harama bakmaması gerekmektedir.Ancak bu şekilde,kendini korumak,dünya ve ahirette zarardan kurtulmak mümkündür.(2)</p>
<p>Hz.Peygamber Sallallahu Aleyhi Wesellem şöyle buyurmaktadır:</p>
<p>“Sakın yollarda oturmayın.” “Ya Resulullah,oturmamız kaçınılmaz.Çünkü konuşuyoruz.” dediler. “Oturmaktan başka çareniz yoksa,o zaman yolun hakkını verin!” buyurdu.</p>
<p>“Yolun hakkı nedir ya Resulullah?” dediler.</p>
<p>“Gözünüzü haramdan sakınmak,sıkıntı vermemek,yolu kesmemek,geçişi zorlaştırmamak,selam almak ve iyiliği emredip,kötülükten vaz geçirmektir.” buyurdu.</p>
<p>Hz.Ali(radıyallahu anhu) de: “Israrla bir daha bakma!İlk bakışın elinde olmayarak kazara bakışındır.İkinciye hakkın yoktur.”</p>
<p>Veda Hutbesinde Hz.Peygamber Salllahu Aleyhi Wesellem şöyle buyurmuştur:<br />
Dikkat ediniz! Su dört seyi kesinlikle yapmaycaksiniz:<br />
Allah'a hicbir seyi ortak kosmayacaksiniz.<br />
Allah'in haram ve dokunulmaz kildigi cani, haksiz yere öldürmeyeceksiniz.<br />
Zina etmeyeceksiniz.<br />
Hirsizlik yapmayacaksiniiz..</p>
<p>"Ey insanlar!</p>
<p>"Cenab-i Hakk her hak sahibine hakkini vermistir. Her insanin mirastan hissesini ayirmistir. Mirasciya vasiyetetmeye lüzüm yoktur. Cocuk kimin döseginde dogmussa ona aittir. Zina eden kimse icin mahrumiyet vardir.</p>
<p>Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:</p>
<p>"Âdemoğluna zinadan nasibi takdir olunmuştur. O buna mutlaka erişir. Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayakların zinası yürümektir. Kalbe gelince o, arzu eder, ister. Üreme organı ise, bunu ya gerçekleştirir, ya da boşa çıkarır."</p>
<p>Buhârî, İsti'zân 12, Kader 9; Müslim, Kader 20-21. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Nikâh 43</p>
<p>Hadisten Öğrendiklerimiz</p>
<p>1. Zina büyük günahlardandır.<br />
2. Fiiller, sebep oldukları sonuçlara göre hüküm alırlar. Harama aracı olan her fiil haram, vâcibe vesile olan fiiller de vâciptir.<br />
3. Nâmahreme bakma, dokunma, tutma, öpme ve haram işlemek için bir yere gitme gibi gayr-i meşrû fiillerin hepsi yasaklanmıştır ve bunların her birine mecâzen zina denilebilir.<br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kalem Suresi]]></title>
<link>http://islamasevgi.wordpress.com/?p=364</link>
<pubDate>Mon, 05 May 2008 05:54:38 +0000</pubDate>
<dc:creator>islamasevgi</dc:creator>
<guid>http://islamasevgi.wordpress.com/?p=364</guid>
<description><![CDATA[
Mekke&#8217;de nâzil olmuştur, 52 (elliiki) âyettir. &#8220;Nûn&#8221; sûresi diye de anılır]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/-20BwpPemaE'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/-20BwpPemaE&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">Mekke'de nâzil olmuştur, 52 (elliiki) âyettir. "Nûn" sûresi diye de anılır. Adını ilk âyetindeki "kalem" kelimesinden alır.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">Turkçe meali<!--more--></span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.</span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="1"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">1. Nûn. Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki,</span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="2"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">2. Sen -Rabbinin nimeti sayesinde- mecnun değilsin. </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="3"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">3. Hiç şüphesiz senin için bitip tükenmeyen bir mükâfat vardır.</span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="4"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">4. Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin. </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="5"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">5. (Sen de) göreceksin, onlar da görecekler,</span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="6"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">6. Hanginizde delilik olduğunu yakında . </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="7"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">7. Doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi en iyi bilendir, hidayete erenleri de en iyi bilen O'dur</span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="8"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">8. O halde, (hakikati) yalan sayanlara boyun eğme!</span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="9"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">9. Onlar isterler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar. </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="10"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">10. Şunların hiçbirine itâat etme :yemin edip duran,aşağılık, </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="11"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">11. (Herkesi) kötüleğen,söz götürüp getiren, </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="12"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">12. Hayra engel olan, mütecâviz ve saldırgan günahkar,</span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="13"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">13. Kaba ve kötülükle damgalı, </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="14"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">14. Mal ve oğullar sahibi olmuş diye (böyle yolunu şaşırmış)</span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="15"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">15. Ona âyetlerimiz okunduğu zaman o, "Öncekilerin masalları!" der. </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="16"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">16. Biz yakında onun burnuna damga vuracağız (kibirini kırıp rezil edeceğiz). </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="17"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">17. Biz, vaktiyle "bahçe sahipleri" ne belâ verdiğimiz gibi, onlara da belâ verdik. Hani onlar (bahçe sahipleri), sabah olurken (kimse görmeden) onu (mahsullerini) devşireceklerine yemin etmişlerdi. </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="18"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">18. Onlar istisna da etmiyorlardı. </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="19"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">19. Fakat onlar daha uykudayken Rabbinin katından (gönderilen) kuşatıcı bir âfet (ateş) bahçeyi sarıverdi de, </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="20"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">20. Bahçe kapkara kesildi. </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="21"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">21. Sabah olurken birbirlerine seslendiler.</span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="22"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">22. "Madem devşireceksiniz, hadi erkenden mahsülünüzün başına gidin!" diye. </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="23"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">23. Derken yürüyorlardı; fısıldaşıyorlardı. </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="24"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">24. "Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın"diye.</span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="25"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">25. (Evet yoksullara yardıma) güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve azmi ile erkenden yola düştüler. </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="26"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">26. Fakat bahçeyi gördüklerinde: Mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız! dediler. </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="27"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">27. Yok yok, doğrusu biz mahrum bırakılmışız! </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="28"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">28. İçlerinden en makul olanı şöyle dedi: Ben size "Rabbinizi tesbih etsenize" dememiş miydim? </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="29"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">29. Rabbimizi tesbih ederiz; doğrusu biz (kendi kendimize) yazık etmişiz, dediler.</span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="30"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">30. Ardından, kabahati birbirlerine yüklemeye başladılar.</span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="31"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">31. (Nihayet) şöyle dediler: Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz. </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="32"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">32. Belki Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz (artık) Rabbimizi(O'nun hoşnutluğunu) arzuluyoruz. </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="33"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">33. İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi! </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="34"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">34. Şu da muhakkak ki, takvâ sahipleri için Rableri katında nimetleri bol cennetler vardır. </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="35"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">35. Öyle ya, (Allah'a) teslimiyet gösterenleri, (o) günahkârlar gibi tutar mıyız hiç? </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="36"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">36. Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz? </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="37"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">37. Yoksa size ait bir kitap var da, (bu bâtıl inanışları) onda mı okuyorsunuz? </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="38"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">38. Onda, beğendiğiniz her şey sizin için mutlaka vardır (diye mi yazılı)?</span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="39"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">39. Yoksa, "Ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var? </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="40"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">40. Sor onlara: Bu iddiayı onların hangisi savunacak? </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="41"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">41. Yoksa ortakları mı var onların? Sözlerinde doğru iseler, hadi getirsinler ortaklarını!</span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="42"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">42. O gün incikten açılır ve secdeye davet edilirler; fakat güç getiremezler. </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="43"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">43. Gözleri horluktan aşağı düşmüş bir halde kendilerini zillet bürür. Halbuki onlar, sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı (fakat yine secde etmiyorlardı). </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="44"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">44. (Resûlüm!) Sen bu sözü (Kur'an'ı) yalan sayanı bana bırak (kendini üzme). Biz onları, bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş azaba yaklaştırıyoruz.</span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="45"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">45. Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim fendim çok sağlamdır! </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="46"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">46. Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?</span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="47"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">47. Yahut gaybın bilgisi onların nezdinde de, onlar mı (istedikleri gibi) yazıyorlar? </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="48"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">48. Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o, dertli dertli Rabbine niyaz etmişti. </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="49"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">49. Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı o, mutlaka, kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı.</span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="50"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">50. Fakat ardından, Rabbi onu seçti (vahiy verdi) ve onu sâlihlerden kıldı.</span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="51"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">51. O inkâr edenler Zikr'i (Kur'an'ı) işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi. Hâla da (kin ve hasetlerinden:) "Hiç şüphe yok o bir delidir" derler.</span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p><a name="52"></a><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;">52. Oysa o (Kur'an), âlemler için ancak bir öğüttür. </span><span style="font-size:10pt;color:olive;font-family:Arial;"></span></p>
<p style="text-align:left;">
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Herkesi kucaklayan İslam ahlakından sevgi saygı örnekleri]]></title>
<link>http://pirlanta.wordpress.com/?p=146</link>
<pubDate>Sun, 04 May 2008 22:39:46 +0000</pubDate>
<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
<guid>http://pirlanta.wordpress.com/?p=146</guid>
<description><![CDATA[
Başka türlü fikir ve felsefeye yönelen kimseler toplum içinde her türlü itici ve kaçırıc]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://medya.zaman.com.tr/zamantryeni/pics/yazarlar-detay/ahmedsahin.jpg" border="0" alt="" width="87" height="60" /></p>
<p>Başka türlü fikir ve felsefeye yönelen kimseler toplum içinde her türlü itici ve kaçırıcı tavrı tercih edebilirler. Bir kesimi başka bir kesim aleyhine yöneltecek sözleri çekinmeden söyleyebilirler. Ama İslam'ı temsil eden Müslümanlar toplumu cepheleştirecek üsluba yönelemezler, itici ve incitici tavrı tercih edemezler.<!--more--></p>
<p>Çünkü Müslüman itici değil çekici olur. Kaçırıcı değil kucaklaştırıcı olur. Toplumla kucaklaşan, kaynaşan yapıcı insan olmayı hayatının vazgeçilmez vazifesi bilir.</p>
<p>Zira örnek aldığı Peygamber'i Müslüman'a, iticiliği değil çekiciliği, bölücülüğü değil birleştiriciliği, uzaklaştırıcılığı değil kucaklaştırıcılığı telkin ve tembih ediyor bizzat verdiği birlik beraberlik örnekleri, sevgi saygı misalleriyle...</p>
<p>Nitekim Efendimiz (sas)'in sevgi, saygı örneğine şahit olan sahabeler diyorlar ki:</p>
<p>- Resulüllah (sas) Hazretleri çevresine öylesine sevecen ve tebessümlü şekilde muhatap olurdu ki, kendisiyle bir defa görüşen adam, sanırdı ki, Peygamber kendisini herkesten çok seviyor!..</p>
<p>Evet, Peygamberimiz çevresine hep böyle tebessümle muhatap oluyor, "Müminin mümine karşı en güzel ikramı tebessümüdür." buyuruyordu.</p>
<p>Nitekim bazı ziyaretlerimde beni de aynı tebessümle karşılayan dostlarımın:</p>
<p>-Hocam ne emredersiniz, çay mı kahve mi ikram edelim? Tekliflerine cevabım aynı oluyordu:</p>
<p>-Beni tebessümle, tatlı sözlerle karşılıyorsunuz. Bundan daha güzel ikram olur mu? Müminin mümine karşı ikramı tebessümüdür, buyuran Peygamber'in sünnetini uyguluyorsunuz, bu da ikram olarak yetip de artıyor bile.. dememize rağmen dostlarımız yine de düşündükleri ikramdan geri kalmıyorlardı...</p>
<p>Sözü buraya getirmişken Peygamberimiz'den aldıkları tebessümlü sevgi, saygı ahlakını herkese uygulayan alimlerimizden bazı misaller vereyim isterseniz.</p>
<p>Merhum Şeyh Muzaffer Ozak'ın İstanbul-Beyazıt'taki kitapçı dükkanına bir papaz gelir. Hemen ayağa kalkan Şeyh efendi, misafire önce tebessümle muhatap olur, saygı ile yer gösterir. Çay-kahve ne emredersiniz, der. Müşterilerden biri bu tebessümlü, hürmetli tavrı pek yerinde bulmaz da papaz çıktıktan sonra:</p>
<p>-Hocaefendi, der, bir din adamının papaza karşı ayağa kalkıp tebessüm ve hürmetle muhatap olması uygun mu?</p>
<p>Tereddüt etmeden cevap verir Şeyh efendi:</p>
<p>-Uygun mu ne demek, şarttır şart!.. Adam itirazını sürdürünce o da cevabını sürdürür.</p>
<p>-Efendi dikkat et! der, Müslüman nezaketin, saygının, sevginin, tebessümün mirasçısıdır; kabalığın, hamlığın ve nefretin değil!..Bundan sonra da şu tarihî saygı örneğini anlatır:</p>
<p>Hazreti Mevlânâ der, Konya çarşısında giderken papazın biri yol kenarında kendisine karşı ayağa kalkıp aşağıya eğilerek saygı gösterir. Bunu gören Mevlânâ ise papazdan daha aşağıya eğilerek karşılık verir. Niçin papazdan daha aşağı eğildiğini soranlara ise şöyle cevap verir:</p>
<p>-Ben İslam'ın temsilcisiyim, tüm faziletlerde olduğu gibi tevazuda da papazı geçmem gerekirdi. Elhamdülillah tevazuda da papazı geçtim... Şöyle bağlar sözünü:</p>
<p>-Müslüman tevazuun, sevginin, saygının mirasçısıdır; kabalığın, hamlığın ve tekebbürün değil.</p>
<p>Ne dersiniz, birlik beraberliğe, kucaklaşıp kaynaşmaya en çok muhtaç olduğumuz şu devrede mizaçlarımızı bir gözden geçirsek mi? Çevremize karşı tevazuun mu temsilcisi oluyoruz, yoksa tekebbürün mü, bir düşünsek mi? Yani çekici Müslüman örneği mi veriyoruz, yoksa itici insan misali mi?..</p>
<p>Vefatının 48. yılında rahmetle ve minnetle andığımız Hazreti Bediüzzaman da bunu mu söylemek istiyor tüm Müslümanlara şu hatırlatmalarıyla:</p>
<p>-Eğer bizler yaşayışımızla İslam'ın güzelliğini gösterebilsek sair dinlerin tabileri gruplar halinde İslam'a girerler, bizde gördükleri özellik ve güzellikler karşısında daha fazla direnemezler. Yeter ki biz yaşayışımızla İslam'ın bu sevgi, saygı dolu güzelliklerini göstermeyi başaralım çevremize...</p>
<p>-Ne dersiniz?.. Düşünmeye değer mi?..</p>
<p><a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=675165" target="_blank">http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=675165</a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İmanın Yüceliği (Seyyid Kutup)]]></title>
<link>http://dostsever.wordpress.com/?p=103</link>
<pubDate>Sun, 04 May 2008 22:04:19 +0000</pubDate>
<dc:creator>dostsever</dc:creator>
<guid>http://dostsever.wordpress.com/?p=103</guid>
<description><![CDATA[
Allah:
“Gevşemeyin, üzülmeyin, en üstünsünüz, eğer inanıyorsanız? Buyuruyor. (Al-i İmr]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.enfal.de/calig44.jpg" alt="www.dostsever.com" /><br />
Allah:</p>
<p>“Gevşemeyin, üzülmeyin, en üstünsünüz, eğer inanıyorsanız? Buyuruyor. (Al-i İmran, 3:139)</p>
<p>Bu uyarı, inanan bir bilincin, bir düşüncenin ve ölçünün şeyler, olaylar, değerler ve kişiler karşısında sürekli takınması gereken tavrı belirlemektedir.</p>
<p>Bu uyarı, mü’min bir benliğin her şey, her konum, her değer ve herkes karşısında sürekli takınması gereken üstünlük durumunu ifade eder. İmanı ve imandan kaynaklanan bütün değerleri, iman temelinden başka temellere dayanan düşüncelerden ve onlardan kaynaklanan değerlerden yüce tutma durumunu...</p>
<p>Varlığın hakikati hakkında düşünce ve kavramam açısından en yüce mevkide olan gene mü’mindir. Çünkü İslam’ın getirdiği ölçüler içerisinde bir olan Allah’a iman etmek, bu büyük hakikati en kamil manada kavramam şeklidir. Bu kavrama biçimi ideolojiler, inanç biçimleri ve düşünce yığınları ile karşılaştırıldığında ; ister bu düşünce yapıları, inanç biçimleri ve ideolojiler eski ve yeni büyük felsefi ekollerin ürünü olarak gelsin, ister putperestlerin ve tahrife uğramış kitaplıların inançlarına dayandırılsın; isterse de karanlık maddecilik ideolojileri ile saptırılmış ideolojiler olsun... bu aydınlık, açık seçik, estetik ve uyumlu kavrayış biçimi, bu düşünce yığınları ve bu saçma sapan ideolojilerle karşılaştırıldığında, İslam inancının azameti, daha önce hiç böylesine ortaya çıkmamış bir biçimde tecelli eder. Bu bağlamda, bu bilgiye sahip olanların, elbette o bilgiye sahip olmayanlardan daha yüce bir konumda olduklarında şüphe yoktur.</p>
<p>Vicdan, bilinç, ahlak ve yaşama biçimi açısından en üstün konumda olan gene müslümandır. Çünkü en güzel ve örnek isimleri sahibi olan Allah’a imanı, bizatihi yüceliği, temizliği, kibarlığı, namusluluğu, takvayı, salih ameli ve raşid halifeliği ona ilham eder; yanı sıra dünyanın acıları, kederleri, hayal kırıklıkları karşısında ahirette alacağı ödülü ona telkin eden akidesi, şu fani dünya hayatından kam alamadan ayrılsa bile, ahirette alacağı karşılığı kesin bir bilgi ile bilmesinden ötürü onun kalbini dingin kılar.</p>
<p>Mü’min ‘dünya düzeni’ ve yönetim biçimi (şeri’at) açısından da en yüce yere sahiptir. Çünkü mü’min insanlığın tanıdığı eski ve yeni rejimleri ve yasama düzenlerine başvurup kendi ‘dünya düzeni’ ve kendi şeri’atı ile kıyasladığında öteki rejimlerin (dünya düzenlerinin) ve yaşama biçimlerinin tümünün, kendi sahip olduğu yetkin, en olgun ‘dünya düzeninin’ ve şeri’atının yanında, birer çocuk oyununa ve amaların el yordamıyla, düşe kalka yürümelerine benzediğini görecektir. Dalalete düşüp yerini ve yolunu şaşırmış, insanlığın gerilim ve acılar içinde kıvrandığına tanık olacak, bu yüzden bu insanlara tedaviye muhtaç hasta insanlar gözü ile bakacak ve onların bu haline acıyacaktır. Neticede kötülük ve dalalete karşı kendi üstünlüğü, kendi yerinin yüceliğinden başka bir duygu ile karşılaşmayacaktır.</p>
<p>İlk müslümanlar içi boş gösteriler, şişirilmiş güçler ve cahiliyye düzeni içerisinde insanları kul sayan genel kabullerin karşısına bu duygu ve düşünceler ile dikililerdi, cahiliyye, tarihi süreç içerisinde kirli bir dönem verilen ad değildir.</p>
<p>Pozisyonlar değişti. Müslüman, soyut maddi güçler karşısında yenik duruma düştü</p>
<p>Ama herşeye rağmen en üstün olanın yine mü’minin bizzat kendisi olduğu bilincinden vazgeçmemeli, mü’min imanını koruduğu müddetçe, kendisini yenilgiye uğraymış olanlara yukarıdan bakmalıdır. Bu pozisyonun geçici bir dönem olduğunu, imanın eninde sonunda geri geleceğini, bundan kaçışın olmadığını kesinlikle bilmelidir. Evet, o böylesi olumsuz bir pozisyonla karşılaşmıştır fakat onun karşısında kesinlikle baş eğmez. İnsanların tümü ölür. Ama o, ‘şehid olur!’ O; bu dünyadan ayrılıp gidince ‘cennet’e girer; ona galip olanlar ise ‘cehennem’e... İkisi çok farklı şeyler bunların... O hep Rabb’inin şu fermanını duyar: </p>
<p>“Küfredenlerin, öyle şehirlerde gezip dolaşması seni aldatmasın”</p>
<p>“Bu az bir geçimdir. Sonra gidecekleri yer cehennemdir”</p>
<p>“Fakat Rab’lerinden korkanlar için, altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Orada ebedi kalacaklar; Allah tarafından ağırlanacaklardır. İyiler için Allah yanında bulunan ödüller ise daha hayırlıdır.” Al-i İmran, 3:196-198</p>
<p><!--more--></p>
<p>Mü’min onların gırgıra almalarına, gülmelerine karşı metanetini yitirmez, </p>
<p>güçsüz olduğu gibi bu durumda da o gibi kimselere tepeden bakar. O da onları alaya alır, onların rezaletlerine güler. Bu durum karşısında mümin, daha önce uzun iman serüveninde yürümüş iman kadrosunun öncü kahramanlarından birisi olan Nuh’un (as) söylediğini söyler:</p>
<p>“Siz bizimle alay ederseniz, sizin alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz.” Hud, 11:38</p>
<p>Mü’min şu ayette de, iman ordusunun aydınlık, küfür kadrosunu karanlık akibetlerini görür:</p>
<p>“Suç işleyenler, mü’minlerin haline gülerlerdi.”</p>
<p>“Onların yanından geçerken birbirlerine kaş göz işaretleri ederek onları küçümserlerdi. </p>
<p>“Ailelerine döndükleri zaman da yaptıklarıyla övünüp eğlenmeye başlarlardı.”</p>
<p>“Mü’minleri gördüklerinde.”şunlar sapık insanlar derlerdi.</p>
<p>“Halbuki kendileri, onların üzerine bekçi gönderilmemişlerdi.”</p>
<p>“İşte bugün de mü’minler kafirlerin haline gülerler.”</p>
<p>“Divanlar üzerine oturup bakarlar.”</p>
<p>“Kafirler, yaptıklarıyla cezalandırıldılar mı? Diye” (Mutaffifin, 83: 29-36)</p>
<p>Kur’an, çok eskiden, kafirlerin mü’minler hakkında ne söylediklerini bize anlatmaktadır. Buyuruyor ki:</p>
<p>“Açık ayetlerimiz onlara okunduğunda küfredenler, mü’minlere şöyle derler: “iki topluluktan hangisinin yeri daha hayırlı, yer bakımından daha güzeldir?” (Meryem, 19:73). </p>
<p>Evet, hangi grup?... Allah Elçisi Hz. Muhammed’einanmamış mütekebbirler mi, yoksa O’nun çevresinde kenetlenen fakirler (müstaz’aflar) mı? Hangisi? Nadr b Haris, Amr b, Hişam. Velid b. Mugire ve Ebu Süfyan’ın tarafı mı? Yoksa Bilal, Suheyb, Ammar ve Habbab’ın tarafı mı? Hangisinim tarafı?... Hz:Muhammed’in onları çağırdığı ilkeler en hayırlı ise O’na uyanlar, Kureyş içerisinde hiçbir saygınlığa sahip olmayan, Erkam’ın oldukça alçak gönüllü evinde bir araya gelenler mi olurdu, yoksa şatafatlı ‘Dar’ün-Nedve’de toplanan şan, şöhret ve iktidar sahibi olan öteki karşıtları mı?</p>
<p>İnanan kimse değerlerini, düşüncelerini, ölçülerini insana dayandırmaz. Bu nedenle insanların kendisini yanlış anlamaları karşısında üzüntüye kapılmaz. Aksine o bütün söz konusu kavramlarını insanların Rabb’i olan Allah’a dayandırır.</p>
<p>Mü’min “hak” üzeredir... Haktan ötesi ise sapıklıktan başka nedir? Varsın sapıklığın saltanatı olsun, varsın toplulukları, yığınları olsun, sempatizanları, sevdalıları olsun... bütün bunlar “hak”tan kesinlikle bir şeyi değiştirmez. Mü’min “hak” üzeredir... Hak’tan ötesi ise sapıklıktan başka nedir? İnanan kimse kesinlikle sapıklığı (dalalet) seçemez. “Hak’la “dalaleti” eşit tutamaz. Mümin olduğu sürece ahval ve şeriat ne olursa olsun kesinlikle ‘hak’tan sapıklığa dönemez. Allah’ın öğrettiği dua ile konuyu bitirelim:</p>
<p>“Rabbimiz, bizi doğru yola hidayet ettikten sonra kalplerimizi eğriltme; bize katından bir rahmet ver. Kuşkusuz sen çok bağış verensin.” </p>
<p>“Rabbimiz, sen mutlaka insanları, asla kuşku olmayan bir günde toplayacaksın.” “Kesinlikle Allah Sözünden dönmez.” (Al-i İmran, 3: 8-9) </p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[YOL BU YOLDUR!(Seyyid Kutup)]]></title>
<link>http://dostsever.wordpress.com/?p=102</link>
<pubDate>Sun, 04 May 2008 22:00:34 +0000</pubDate>
<dc:creator>dostsever</dc:creator>
<guid>http://dostsever.wordpress.com/?p=102</guid>
<description><![CDATA[
Büruc suresinde anlatıldığı gibi Ashab-ı Uhdud olayı, her yerde ve her kuşakta insanları A]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.gullergulu.com/resimler/58.jpg" alt="www.dostsever.com" /></p>
<p>Büruc suresinde anlatıldığı gibi Ashab-ı Uhdud olayı, her yerde ve her kuşakta insanları Allah’a davet eden mü’minlerin üzerinde durup düşünmesi gereken önemli bir hakikattir. </p>
<p>Kur’an mü’minler için yol işaretleri çizmekte ve gayb aleminde, örtüler altında Allah’â gizlediği, yol boyunca karşılaşmaları olası ihtimallere onların benliklerini hazırlamaktadır.</p>
<p>Uhdud ashabı, Rab’lerine inanmış ve imanlarını herşeyden yüce tutmuş bir cemaatin öyküsüdür. Bu mü’minler, ‘hakk’a ve aziz, hamid olan Allah’a inanma özgürlüklerini insanların kendi onurları ile yaşama haklarını gaspeden; insanın Allah katındaki üstünlüğünü alaya alan, insanlara ettikleri dayanılmaz işkencelerle eğlenen, insanlar alevler içerisinde kıvrandığı sırada onların bu durumuna bakıp zevk alan sadist zalim, hain düşmanların baskıları ve işkenceleri ile karşılaştılar.</p>
<p>Bu kalplerdeki iman, o işkence ve baskılar üzerine yükseldi, kalplerdeki iman yaşamaya karşı zafer kazandı. Tağuti diktatörlerin tehditlerine aldırmadı, dinlerinden dönmeye yanaşmadılar. İmanları uğruna ateşte yandı ve öldüler...</p>
<p>Bu Ashab’ı Uhdud olayında mü’minlerin ruhu bütün korkulara, bütün tüm dünyevi acılara karşı; dünyanın ve dünya hayatının bütün albenilerine karşı; imtihana, işkencelere karşı, bütün çağlarda, topyekün insanlığın şeref duyacağı türden bir zafer kazanmışlardır. İşte asıl zafer budur.</p>
<p>Nedenler farklı da olsa insanların tümü eninde sonunda ölür. Fakat insanların hepsi böylesi bir zafer kazanamaz; böylesi bir yüceliğe ulaşamaz.; böylesi bütün dünyevi bağlardan tamamen kurtulup mutlak özgürlüğü kazanamaz; böylesi yücelere, doruklara kanatlanamaz. </p>
<p>Yüce Allah iman,itaat karşılığı, belalara sabretme, yaşamın dayanılması zor deneylerine, acılarına karşı sabretmenin bedeli olarak mü’minlere kalp dinginliğini vaadetmiştir:</p>
<p>“Onlar inanan ve Allah’ı zikretmekle kalpleri dinginliğe kavuşan kimselerdir. İyi bilin ki, kalpler ancak Allah’ı zikretmekle dinginliğe ulaşır.” Ra’d, 13:28</p>
<p>bu ödül “Rahman” sıfatını taşıyan yüce Zat’ın sevgisinin ve hoşnutluğunun bir göstergesidir. Kur’an şöyle bildirmekte:</p>
<p>“İnanıp salih amel işleyenler için Rahman gönüllerde bir sevgi yaratacaktır.”</p>
<p>Bu ödül, ayrıca “Mele-i Ala” da anılmaktadır.</p>
<p>Resulullah şöyle buyuruyor:</p>
<p>“Bir kulun çocuğu öldüğünde Cenab-Hak meleklere: Kulumun yavrusunun canını aldınız mı? Diye sorar. Onlar da evet derler Cenab-ı Hak: Onun canının biricik meyvesini kopardınız mı? Diye sorar. Onlar da: evet cevabını verirler Bunun üzerine devamla Cenab-ı Hak: Bütün bu yaptıklarınız karşısında kulum ne söyledi.? Diye sorar. Onlar da şu cevabı verir: sadece hamdetti ve İnna lillahi ve inna ileyhi Raciun (yani, Allah’tan geldik, ve yine O’na döneceğiz.) dediler. Bunun üzerine Cenab-ı Hak şu emri verir meleklere: Bu kulum adına cennette bir köşk yapın ve adını “Hamd Köşkü” olarak koyun.” (Hadisi Tirmizi kaydetmiş)</p>
<p>Mücadele boyunca mü’minler kurtulamadığı, yaptıklarından ötürü kafirlerin cezalandırılmadığı bu tür olayların vukuu kaçınılmazdır. Bu tür olayların ve örneklerin Kur’an tarafından anlatılmasının başlıca amacı, Allah’a davet yoluna baş koyan mü’minlerin benliklerine, Allah’a gitme yollarında bazen böylesi trajik bir sonuca insanları davet edebileceklerini, bu konuda kendilerinin yapacak hiçbir şeylerinin olmadığı; kendi durumlarının ve akide ile ilgili durumunun tamamen Allah’a ait olduğu düşüncesini yerleştirmektedir.</p>
<p>Mü’minlerin emeklerinin karşılığı olarak aldıkları birinci derecede önemli ücretler kalpte dinginlik, bilinçte yükseklik, düşüncede estetik, dünyevi bütün albeni ve engellerden kurtulma, bütün durumlarda korku ve sıkıntılardan kurtulup tam bir özgürlüğe kavuşmaktadır.</p>
<p>İkinci aşamada alacakları ücret ise “Mele-i Ala” da anılmak, övülmek, onurlandırılmak ve bundan sonra bu küçük dünya ve onunla ilgili basit değerlerden, nesnelerden uzaklaşmak; bunlardan daha büyük ücret olarak ahirette kolay bir hesap verme ve büyük nimetlere ulaşmak; son tahlille de bunların tümünden çok daha önemli, çok daha değerli olan Allah’ın rızasını kazanmak; yeryüzünde Allah’ın kader ve kudretini yerine getirme hususunda bizatihi Allah tarafından seçilmiş olmaktadır; yüce Allah yeryüzünde dilediğini onlar aracılığı ile yapmaktadır.<br />
<!--more--><br />
Resülullah’ın eğitim etkinlikleri, Kur’ani direktiflerle paralel yürümüştü. Yürekleri ve bakışları cennete yöneltmiş, Allah’ın dünya da ve ahirette dilediğinin yapmalarına izin verdiği işleri icra etmekle görevlendirildikleri için , başlarına gelecek olaylar karşısında sabırlı olmaya çağırmıştır.</p>
<p>Nitekim Rasülullah, Mekke’de Ammar’ın anasını-babasını dayanılmaz işkenceler altında gördüğünde onlara sadece şunu söylemişti:</p>
<p>“Ey Yasir ailesi! sabır!.. Bu çektikleriniz karşılığında size vaad edilen ödül cennettir...” </p>
<p>Kur’an, ilahi emaneti yükleyeceği yürekleri, bu emaneti taşıyacak nitelikte yetiştirip hazırlar. Bu kalpler öylesine zinde, öylesine güçlü ve öylesine bilmediği şeylerden kendisini soyutlamalıydı, öylesine özverili ve kendisini vermiş olmalıydı ki, yeryüzünde başına gelebilecek her türlü belaya katlanabilsin, ahiretten başka bir amacı olmasın, Allah’ın rızasını kazanmaktan başka bir ücret beklemesin. Bu yürekler öylesine eğitilmiş, öylesine hazırlanmış olmalıydılar ki, dünyadan pay alma , kötülük görme, dünyevi nimetlerden mahrum kalkma işkence görme... ta ki ölüme varıncaya dek dünyasal olan her şeyden ilgilerini kessinler. Dünyevi olan yakın erimli ödüllendirmelerden bile... velev ki bu ödül davet etkinliklerinin zafere ulaşması İslam’ın ve müslümanların kafirler karşısında üstünlük sağlaması biçiminde olsun... Ya da aziz olan takdirin önceki hak yalanlayıcılarına (Ad, Semud, Nuh kavimleri gibi örneğin...) yaptığı gibi, şimdi de zalimleri yaptıklarından ötürü hemen yakalarından yapışılıp, cezalandırılmaları şeklinde olsun bu ödüllendirme olayı... Bunların hiçbirisinin kıymeti harbiyesi olmamalıdır o eğitilmiş yüreklerin katında...</p>
<p>Kesinlikle hiçbir aldanmaya uğramadan bu yolun işaretlerini onlara gösterecek; sonuç ne olursa olsun bu yolda sonuna kadar yürümeye azmetmiş kimselerin adımlarını sağlam basmalarını (emin adımlarla yürümelerini) sağlayacaktır. Bu aşamadan sonra artık, Cenab- Hak davet ve onlar hakkında neyin olmasını takdir etmişse o olur. Kanla, kesik başla parçalanmış bedenlerle ve alın terleri ile döşenmiş yollarında yürürken kesinlikle dünyasal bir zafere, galibiyete ya da “hak” la “batıl” ın arasının bu dünyada kesin olarak ayrılmasına iltifat etmezler.</p>
<p>Bu savaş ne siyasi, ne iktisadi, ne de ırksal bir savaştır şayet bu öğelerden birisine dayalı savaş olsaydı, sorun kolaylıkla çözümlenebilirdi. Fakat savaş herşeyden önce bir “iman” savaşıdır; ya küfür veya iman; ya İslam ya da cahiliyye... bunların üçüncü alternatifi yok...</p>
<p>Evet bu bir akide sorunudur, bir inanç savaşıdır... Mü’minler düşmanları ile karşı karşıya geldikleri her yerde ve her zamanda bu hakikatin kesinlikle bilincinde olmalıdırlar. Çünkü düşmanlarının onlara saldırmaları sadece “Aziz” ve “Hamid” olan Allah’a iman etmeleri, sadece O’na ihlasla itaat etmeleri ve boyun eğmeleri yüzündendir.</p>
<p>Mü’minlerle, onların düşmanları arasındaki ezeli ve ebedi savaşın şeklini değiştirme girişimine günümüzde, hristiyan dünyasının, savaşın hakikatı hakkında bizi kandırmalarında tanık olmaktayız. Tarihe yalan söyleterek, Haçlı Savaşları’nın sadece sömürgeciliğin önüne set çekmek için yapılan savaşlar olduğuna bizi inandırmaya çalışmaktadırlar. Hayır kesinlikle böyle bir şey söz konusu değildir. Aksine daha sonraları ortaya çıkan sömürgecilik olgusu, ortaçağda vuku bulan haçlı seferlerinin benzerlerini gerçekleştiremedikleri haçlı ruhunun bir maskesinden öteye bir şey değildir. Bu haçlı ruhu, tarihi süreç içerisinde, çeşitli etnik kökenli müslümanların komutasında teşekkül eden iman kayasına çarparak paramparça olmuştur. Bu komutanlar arasında “Kürt Selahaddin” “Memlüklu Turan Şah” gibi çeşitli etnik kökenlere bağlı komutanlar vardı. Ne var ki bunların hepsi etnik kökenini unutarak akidesini ön plana çıkarmış ve akide sancağı altında zafere erişmiştir!</p>
<p>O halde: “Mü’minler sırf aziz ve hamid olan Allah’a inandıkları için o zalimler onlardan öc aldılar...” Büruc, 85:8</p>
<p>Yüce Allah doğru, tuzakcı ve hilekarlar ise yalancıdır.</p>
<p>Seyyid Kutup - Yoldaki işaretler</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İnsan Allah'a Muhtaçtır]]></title>
<link>http://ateizmincokusu.wordpress.com/?p=10</link>
<pubDate>Sun, 04 May 2008 10:50:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>ateizmincokusu</dc:creator>
<guid>http://ateizmincokusu.wordpress.com/?p=10</guid>
<description><![CDATA[Ey Llbarotuvarları ile hava atan Akıl
Yoktan bir Şey Mi Buldun????

 
Her şeyin insanın emeği]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:8pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Ey Llbarotuvarları ile hava atan Akıl</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:8pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Yoktan bir Şey Mi Buldun????</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:8pt;color:#0e4981;font-family:Verdana;"><img src="http://www.netevren.com/resimler/kategoriler/buyuk/doga/firtina/4.jpg" alt="" width="335" height="260" /></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:8pt;color:#0e4981;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:8pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Her şeyin insanın emeği insanın akılının ürünü olduğunu söyleyen arkadaşlar şimdiye kadar bilim ne yapmıştır ne kadar ilerlemiştir ki böyle konuşabiliyorsunuz.Hanginiz Şu an bu satırları yazarken kendi iradesi çerçevesinde nefesini alabiliyor???Yılardır bir saat gibi durmadan çalışan kalbinizin çalışmasına etkiniz nedir acaba???Bir gün bu kalp size yamuk yapıcak olur da duracak olursa kendi iradenizle yaşamnızı devam ettirebiirmisiniz acaba???</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:8pt;color:#0e4981;font-family:Verdana;"><span style="color:#000000;">Peki niye ölüyoruz hiç düşündünüz mü her şeyin insan emeği olduğunu düşünen akıl niye kendini bu ölümden kurtaramıyor neden doğal afetlere karşı çaresiz???Peki ya hastalıklara ne demeli gözümüzün bile göremediği mikroplar virüsler nasıl oluyorda dünyaya hakim olduğu sanan insanı bir anda yatalak bıakabiliyor hatta canını alabiliyor???İnsanı bu acizliği ve fakirliğini düşündüğümüzde aslında allaha ne denli muhtaç olduğumuzu göreceğiz..</span><!--more--></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:8pt;color:#0e4981;font-family:Verdana;">İlimde en ilerleri de olan japonya </span><span style="font-size:8pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Kobe şehrindeki depremi hatırlayın Birinci derecede deprem kuşağında yer alan Japonyada, özellikle Kobe şehri baştan sona deprem şartlarına göre inşa edilmekle beraber, farklı bir depremin olması bütün teknolojik hesapları alt üst etmiş, şehir bir enkaz yığını haline gelmiştir.Peki ya amerikada her yıl meydana gelen kasırgalara ne demeli????</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:8pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Kuran bu düşüncede olan insanlara cevabını en güzel şekilde verir</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:8pt;color:#000000;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Kara tarafında sizi yerin dibine geçirmeyeceğinden veya üzerinize taş yığınları yüklü bir kasırga göndermeyeceğinden emin misiniz? Sonra kendinize bir vekil bulamazsınız. (İsra Suresi, 68)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:8pt;color:#000000;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Eğer O, rızkını tutsa (vermese), rızkınızı verecek olan kimmiş? Hayır; onlar, bir azgınlık ve nefret içinde inatla direniyorlar. (Mülk Suresi, 21)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;">De ki: “Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir? (Yunus Suresi, 31)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:8pt;color:#000000;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;">De ki: “Gördünüz mü söyleyin; Allah, kıyamet gününe kadar geceyi sizin üzerinizde kesintisizce sürdürecek olsa, Allah’ın dışında size aydınlık verecek ilah kimdir? Yine de dinlemeyecek misiniz?” (Kasas Suresi, 71)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:8pt;color:#000000;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;">İnsan, bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Şimdi o, apaçık bir düşman kesilmiştir. (Yasin Suresi, 77)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Yoksa onlar, hiç bir şey olmaksızın mı yaratıldılar? Yoksa yaratıcılar kendileri mi? Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır; onlar, kesin bir bilgiyle inanmıyorlar. (Tur Suresi, 35-36)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü? Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcı Biz miyiz? (Vakıa Suresi, 58-59)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:8pt;color:#000000;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Şimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü? Onu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız. (Vakıa Suresi, 63-65)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü? Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi? (Vakıa Suresi, 68-70)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Şimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü? Onun ağacını sizler mi inşa ettiniz (yarattınız), yoksa onu inşa eden Biz miyiz? (Vakıa Suresi, 71-72)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Eğer O, rızkını tutsa (vermese), rızkınızı verecek olan kimmiş? Hayır; onlar, bir azgınlık ve nefret içinde inatla direniyorlar. (Mülk Suresi, 21)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;">
<div class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;">İnsan önceden, hiç bir şey değilken, gerçekten bizim onu yaratmış bulunduğumuzu (hiç) düşünmüyor mu? (Meryem Suresi, 67)<span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;">De ki: “Haber verin; eğer suyunuz yerin dibine göçüverecek olsa, bu durumda kim size bir akar su kaynağı getirebilir? (Mülk Suresi, 30)</span></span></div>
<div><span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;"><span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;"> </span></span></div>
<p><span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;"><span style="font-size:9pt;color:#000000;font-family:Verdana;"> </p>
<p></span></span> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:8pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Evet km getirebilir?? Kim yapabiir bun sorular arttırılabilir ama sonucunda sonsuz galaksi içerisinde bir nokta olan insanın akıl ve irasesi olmasına rağmen ne derece aciz olduğuna ve İnsanoğlunun ne derece allaha muhtaç olduğuna sonunda ulaşacağız evet herkesin yaratıcısını bulması ve tanıması gerekir.Alah kuranda bu durumu şöyle açıklar</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:8pt;color:#000000;font-family:Verdana;">“Hala Akletmiyormusunuz” evet hala akıl edip ibret almıyacakmısınız?????</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:8pt;color:#000000;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:7.5pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Birileri seni günaha davet ederse, de onlara: “Benim sonsuza uzanan arzularım var, sen tatmin edebilir misin? Manevi yaralarıma deva bulabilir misin? Ölümü öldürebilir misin? Kabir kapısını kapatabilir misin? Uzun bir yola gitmek zorundayım, durdurabilir misin? Elinde bir çare varsa, söyle... Yoksa sus! Bak, Kuran kâinatı okuyor... Ben, onu dinlemek, o nur ile nurlanmak, bu dünyada huzur bulmak, öbür dünyada kurtuluşa ermek istiyorum...”</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:8pt;color:#000000;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:8pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Evet bu arzularıma çare bulabilirseniz buyrun hodri meydan eğer bulamıyorsanız susunda kuranı dinleyelim</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:8pt;color:#000000;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:8pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Selametle</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:8pt;color:#000000;font-family:Verdana;">Ceyhun K.</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Peygamberlik liyakate dayalı ilahi bir ihsandır  ]]></title>
<link>http://pirlanta.wordpress.com/?p=137</link>
<pubDate>Fri, 02 May 2008 15:37:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>gerçekler</dc:creator>
<guid>http://pirlanta.wordpress.com/?p=137</guid>
<description><![CDATA[






Peygamberlik liyakate dayalı ilahi bir ihsandır
 














Bir arı kovanının ana a]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2">
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td class="metin"><span style="font-weight:bold;font-size:16px;">Peygamberlik liyakate dayalı ilahi bir ihsandır</span></td>
<td align="right"> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td class="spot-haber" colspan="2" valign="top">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" align="right">
<tbody>
<tr>
<td><img class="haberresim" src="http://medya.zaman.com.tr/2008/05/02/fethullahgulen.jpg" alt="" align="right" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bir arı kovanının ana arıya ihtiyacı olduğu gibi beşer de peygambere muhtaçtır. Peygamber olmadan beşer ne ferdî, ne ailevî ne de içtimâî hayatını anlamlı kılamaz. Zira peygamber özel donanımlı bir insan olarak insanların Allah yolunda rehberi, Allah'ın da insanlara karşı elçisidir.</p>
<table style="height:16px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td class="metin" style="padding-right:10px;" colspan="2" valign="top">Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bizim önümüzde Hakk'a götüren bir rehberdir. O, bize Hakk'a vasıl olma âdap ve erkânını göstererek yürüdüğü yolu,</p>
<p> yürüyeceğimiz şehrah haline getirdiği gibi aynı zamanda, murad-ı ilahiyi bize</p>
<p>intikal ettirmek üzere de Allah'ın bir Resûlü'dür. Kulluğu itibarıyla içimizden çıkar Hakk'a gider, elçiliği itibarıyla da Hak'tan döner, Hak ile halkı bir eder. Halkın içinde bulunur fakat Hak'la beraber olur. <!--more--></p>
<p>Her fıtrat, ancak çok safî ruhlarda olabilecek bu durumu ihraz edemez. Ayet-i kerimenin ifadesiyle Allah, meleklerden de insanlardan da bir kısım pak ve nezih kimseler ıstıfa eder, seçer ve onları önemli bir misyon için ihtiyar buyurur. (Bkz. Hac Suresi, 22/75) Nübüvvet iktisab (kazanılarak elde) edilmez, o Allah tarafından bir mevhibe olarak verilir. Bazılarının düşünmeden seslendirdikleri "Feylesof peygamberden büyüktür. Çünkü feylesof meseleleri çalışarak bulur. Peygamber ise çalışmadan yapar. Allah'tan alır." görüşü bir aldanmışlıktan ve hezeyandan başka bir şey değildir.</p>
<p>Her peygamber, tertemiz ve nezih bir fıtrattır. Mesela Efendimiz'i ele alalım. Kendisine kırk yaşında peygamberlik gelmiştir. Fakat O'nun kırk yaşına kadar yaşadığı nezih hayatı adeta peygamberliğin temel taşları ve altyapısı gibidir. Ravi, O'nun yirmi beş yaşında iken Hz. Hatice'nin karşısındaki durumunu bize naklederken şöyle der: "Meysere kendisine Hz. Hatice'nin talebini ilettiğinde Resûl-i Ekrem buram buram ter dökmüştü." Evet, Allah Resûlü, iffetsizliğin hükümferma olduğu bir devirde kaşını kaldırıp da bir kadının yüzüne bakmamıştı. Evvel ve ahir sorgulanabilecek olumsuz hiçbir davranışı olmamıştı. Keza O'nun hiç mi hiç yalanı duyulmamıştı. Bu istikamet abidesiyle alakalı Muğîre İbn Şu'be Müslüman olmadan önce başından geçen şöyle bir hatırasını anlatır: Ebu Cehil ile beraber bir yolda yürüyorduk. Bir aralık Peygamberimiz karşımıza çıktı. Biz çakırkeyf bir laubalilik içindeydik. O ciddi bir sekine ve vakarla bize yaklaştı. Kendisine yakışır bir eda ile bize Hakk'ı anlattı. Bunun üzerine Ebu Cehil, "Senin peygamber olduğunu kabul etsek zaten dinine girer arkandan yürürdük. Seni kabul etmiyoruz." dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü ayrıldı ve gitti. Sonra benimle baş başa kalan Ebu Cehil bana şöyle dedi: "O'nun getirdiği haberlerin hepsi doğru. O yalan söylemez. Çünkü şimdiye kadar hiç yalanına şahit olmadık. Fakat Abdülmüttalipoğulları, 'Sikâye bizden, sidâne bizden, rifâde bizden, bir de kalkıp nübüvvet de bizden' derlerse ben buna dayanamam."</p>
<p>İlhama açık ruhların Efendimiz'le irtibatı vardır</p>
<p>Evet, Resûl-i Ekrem (aleyhi ekmelüt'tehaya), nübüvvetten evvel de paha biçilmez bir elmastı. Nübüvvet, O'na (sallallahu aleyhi ve sellem) semavi ayrı bir derinlik ilave ederek adeta O'nu bir kez daha saykıllamıştır. Yani bu muhteşem varlığa, vahiy gelmiş, O bu sayede mahbit-i vahy-i ilahi (vahyin odak noktası) olmuştur. Mertebelerine göre diğer nebilerin durumu da aynıdır. İşte bu tertemiz âli ruhlar Allah ile münasebet kurmuş, Allah da onları büyük bir vazife ile şereflendirmiştir.</p>
<p>Bu mevzuda sübjektif bir şey arz etmek istiyorum: Sizin içinizde de kalbi ilhama mazhar olanlar vardır. Mesela bunlar, yarın başına gelecek şeyleri, gelme sırasına göre Allah'ın izniyle keşfen veya müşahedeten veya uyku ile uyanıklık arasında keşfederler. (Ben öyle hüsn-ü zan ediyorum. Bu tür Hak dostları daima olmuştur ve olacaktır.) Ancak bu, herkes için söz konusu değildir. Bu, saf kalan ve saflaştırılanlara has bir mazhariyettir. Bunlar dün olduğu gibi bugün de vardırlar ve mazhar oldukları şeylerde nübüvvet ve mucizenin bir gölgesidir ve bunun adı velayet, ondan zuhur eden de keramettir. Bunlar birer ihsan-ı ilahidir ama hep liyakate terettüp etmektedir. Kişinin liyakati olur, tezkiye-i nefs eder, kalbini daima berrak ve duru tutar, günahlardan olabildiğine kaçınırsa, Cenab-ı Hakk da onu özel mevhibelerle serfiraz kılar.</p>
<p>Şimdi içimizde böylesi bir terakkiye mazhar olmayan kimseler, "Niçin bunlar seçilmiş?" diyemezler. Çünkü bu, liyakate terettüp eden bir mazhariyettir. Evet, Nebi, gölgesiz doğrudan doğruya semadan gelen vahye sinesini açar, ona mazhar olur ve her şeyi apaçık görür. İşte nübüvvet mazhariyeti! Herkes bu durumu ihraz edemediği için bir adı da Mustafa (seçilmiş, ihtiyar edilmiş) olan Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve diğer seçkinler, insanlarla Allah arasında birer vesile ve vasıta olarak vazife görmektedirler. Allah dostlarının menkıbelerinde insanın nefsini terbiye ettiği takdirde Resûl-i Ekrem'le doğrudan doğruya münasebet kurabileceği söylenir. Nitekim Allâme Suyuti, Efendimiz'le yetmişten fazla yakazaten görüştüğünü dile getirmektedir. Hatta Ehlullahtan öyleleri vardır ki, "Ben bir an Allah Resûlü'nün huzurunda bulunduğumu hissetmezsem ölürüm. Ben, O'ndan her an hayat alıyor, hayatımı O'nun işaretlerine göre tanzim ediyorum." demektedirler. Vâkıa, Allah Resûlü, "Size iki şey bırakıyorum onlara sımsıkı tutunduğunuz zaman dalalete gitmezsiniz. Bunlar Kitabullah ve Sünnetimdir." buyurarak işaretini verip gitmiştir. Ancak bununla beraber o büyük kâmetler, öyle bir yakınlıkla müşerref olmuşlardır ki, bir lahza orada bulunmadıklarını hissettiklerinde mahvolacaklarını zannetmektedirler. Bazıları ise bu huzurda olmadıklarını hissettiklerinde, "Huzuru ihlal ettik. Ters düştük." diyerek kalkıp boy abdesti almaktadırlar.</p>
<p>Evet, işte böylesine Resûl-i Ekrem (aleyhisselatü vesselam)la münasebettar kimseler de vardır. Bunlar olmazsa âlem başka âlem olur. Bu bir hal, keyfiyet, çap ve ağırlık meselesidir ve bunu madeni bakır olanlar değil, bîhemta elmas olanlar anlar.</p>
<p><strong></strong>Bir arı kovanının ana arıya ihtiyacı olduğu gibi beşer de peygambere muhtaçtır. Zira peygamber özel donanımlı bir insan olarak insanların Allah yolunda rehberi, Allah'ın da insanlara karşı elçisidir. <strong></strong>Resul-i Ekrem, nübüvvetten evvel de paha biçilmez bir elmastı. Nübüvvet, O'na (sallallahu aleyhi ve sellem) semavi ayrı bir derinlik ilave ederek adeta O'nu bir kez daha saykıllamıştır. <strong></strong>Peygamberlik, liyakate terettüp eden bir mazhariyettir. Evet, Nebi, gölgesiz doğrudan doğruya semadan gelen vahye sinesini açar, ona mazhar olur ve her şeyi apaçık görür. İşte Nübüvvet mazhariyeti!</p>
<p>ÖZETLE</p>
<p>1-</p>
<p>2-</p>
<p>3-</td>
</tr>
<tr>
<td class="haberbilgi" style="padding-right:10px;" colspan="2" align="right"><a href="http://pirlanta.wordpress.com/wp-admin/ara.do?author="></a></td>
</tr>
<tr>
<td class="haberbilgi" style="padding-right:10px;" colspan="2" align="right">02 Mayıs 2008, Cumazaman gazetesi</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Başımıza gelen musibetler, Allah'ın Rahman ve Rahim sıfatına ters düşmüyor mu?‏]]></title>
<link>http://islamisite.wordpress.com/?p=60</link>
<pubDate>Fri, 02 May 2008 10:27:52 +0000</pubDate>
<dc:creator>gulayozturk</dc:creator>
<guid>http://islamisite.wordpress.com/?p=60</guid>
<description><![CDATA[Başımıza gelen her hadisenin bir gördüğümüz, bir de bizim için meçhul olan
yani görünmey]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Başımıza gelen her hadisenin bir gördüğümüz, bir de bizim için meçhul olan<br />
yani görünmeyen yönü vardır. Başımıza gelen hastalıklar ve felaketler de<br />
böyledir. Allah, Rahman ve Rahim olduğu halde insanlara felaket ve<br />
musibetler gönderiyor; onları sıkıntıya sokuyor.<br />
Böyle bir bakış açısı, insanın aklına "Allah, Rahman ve Rahim olduğu halde<br />
neden zulmediyor?" gibi sorular getiriyor.</p>
<p>Hâlbuki dikkatle incelendiği zaman, Allah'ın her işi hikmetle gördüğü<br />
anlaşılır.</p>
<p>Eğer insan elindeki çekirdeği toprağa itse, bu küçücük gayretine karşılık<br />
Allah ona kocaman bir ağaç verecektir.</p>
<p>Çiftçi, fasulye tanesini eline alıyor, toprağa gömüyor. Tohum, lisan-ı<br />
haliyle diyor ki: "Sen ne zalim bir adamsın! Ben çuvalda ne güzel rahat<br />
rahat yatıyordum. Sen beni aldın, çamurun içine, karanlıklara gömdün. Şimdi<br />
çürüyorum, parçalanıyorum. Lütfen beni buradan çıkar."</p>
<p>Bu hallerden sonra fasulye kök saldı, filiz verdi, yaprak açtı, çiçek açtı.</p>
<p>Sonra da çiftçiye teşekkür etmeye başladı. "Allah senden razı olsun, eğer<br />
çuvalda kalsaydım, güneş ışığına çıkamayacaktım. Bir iken yüzlerce<br />
olamayacaktım."<br />
</strong></p>
<p><strong><!--more--> <br />
Tohumların, çekirdeklerin toprağa gömülmesi musibet gibi görünse de, neşv ü<br />
nema bulmaları için bir vesiledir. Yani onlar için rahmettir. Fasulye<br />
toprağa gömülerek, bitki makamından, insan makamına çıkıyor. Böylece<br />
toprağın derinliklerindeki musibet, insanlık makamına, en yüksek makama<br />
ulaştı.</p>
<p>Şu âlemde Allah'ın tecelli etmeyen sıfatı yok. Bütün sıfatları tecelli<br />
ediyor. Bizim gibi kimseler, yaratıklara bakıp, Allah'ın sıfatlarını<br />
sayabilir. Şu elimde tuttuğum kitap bana neyi anlatıyor? Demek bir matbaacı<br />
var, mürekkep var, bir yazar var... Sadece şu kitapta neler okuduk neler...<br />
Fakültede hoca sormuş: "Şu kurşunkalemde neler var?" Öğrenciler saymaya<br />
başlamış: "Ağaç var, karbon var..." Hoca sormuş: "Bir de sanatkârın sanatı<br />
var. Onu görmediniz mi?"</p>
<p>Allah'ın da her işinde bir hikmet bir sanat vardır. Bunları görmek, düşünmek<br />
lazım.</p>
<p>İnsanın ölümü bile hikmetlidir. Her insan, vazifesi kadar yaşar. Vazifesi<br />
bitti mi gider. Vazife bitecek, rızık bitecek, hayat bitecek ki insan<br />
ölecek. Mesela Bediüzzaman Hazretleri'ni zehirlediler, kurşun attılar... Ama<br />
o yaşadı. Allah vazife vermiş, ömür de vermiş. Vazifesi biteni Allah alır<br />
dünyadan.</p>
<p>İnsan dünyayı çok seviyor. Bunları severken ölmesi, ona zor gelir. Bu sefer<br />
yaşlılıkla, hastalıkla Allah, o kuluna tiksinme verir, nefret verir.</p>
<p>Ölmek istemiyor insan. Çünkü ahiretteki ebedi hayatı anlamıyor. Allah, o<br />
kadar merhametli ki, hastalıklarla, musibetlerle ahiretteki ebedi hayatı<br />
arattırıyor.</p>
<p>Başımıza gelen musibet ve felaketler Allah'ın Rahman ve Rahim sıfatına ters<br />
düşmüyor mu?</p>
<p>Ahireti anlamayan, ters düştüğünü düşünebilir...</p>
<p>Ahireti anlayan için, musibetler, felaketler bir lütuftur, inayettir.<br />
Sıkıntıda olanın, hasta olanın her saatine Allah bin tane sevap yazıyor. O<br />
zaman ben niye musibet diyeyim ona?</p>
<p>Zehir, adamı öldürür. Fakat her ilaçta belli dozda zehir bulunur. Demek ki<br />
zehir, bulunduğu yere göre değer alır. Felaketler ve musibetler de böyledir.<br />
Kimisine rahmet olur, kimisine zahmet olur.</p>
<p>22 Eylül 2007, Cumartesi</p>
<p>hekimoğlu ismail<br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Cumanız Mubarek Olsun...]]></title>
<link>http://islamasevgi.wordpress.com/?p=362</link>
<pubDate>Fri, 02 May 2008 06:22:46 +0000</pubDate>
<dc:creator>islamasevgi</dc:creator>
<guid>http://islamasevgi.wordpress.com/?p=362</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://img337.imageshack.us/img337/4517/cumamsjrh2.jpg" alt="" width="496" height="357" /></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Dost neylesin senin ile...]]></title>
<link>http://islamasevgi.wordpress.com/?p=358</link>
<pubDate>Thu, 01 May 2008 07:47:53 +0000</pubDate>
<dc:creator>islamasevgi</dc:creator>
<guid>http://islamasevgi.wordpress.com/?p=358</guid>
<description><![CDATA[

İçin dışın mundar iken ; dost neylesin senin ile
gözün gönlün nefsi hava Aşk neylesin se]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align:center;"><span style="font-size:14pt;color:#808000;"><span style="font-size:10pt;color:#808000;font-family:Arial;"><span style="font-size:10pt;color:#808000;font-family:Arial;"><img src="http://i159.photobucket.com/albums/t153/kosedekigolge/yunusemre-kalpkirdiysan-kosedekigol.gif" alt="" width="483" height="348" /></span></span></span></div>
<p style="text-align:center;">
<div style="text-align:center;"><span style="font-size:14pt;color:#808000;"><span style="font-size:10pt;color:#808000;font-family:Arial;"><span style="font-size:10pt;color:#808000;font-family:Arial;">İçin dışın mundar iken ; dost neylesin senin ile<br />
gözün gönlün nefsi hava Aşk neylesin senin ile</span></span></span></div>
<p><span style="font-size:14pt;color:#808000;"><span style="font-size:10pt;color:#808000;font-family:Arial;"><span style="color:#808000;"><span style="color:#808000;font-family:Arial;"></p>
<div class="MsoNormal" style="text-align:left;margin:0;">
<div style="text-align:center;"><span style="font-size:10pt;color:#808000;font-family:Arial;">Zakir ile yoldaş olup ; sadıklara yar olmadın<br />
olmaz yere verdin gönül ; Dost neylesin senin ile</span></div>
<p><span style="font-size:10pt;color:#808000;font-family:Arial;"></p>
<p style="text-align:center;">Dünya gözün ruşen edip ;Gönül gözün kör eyledin<br />
Zulmet dolucak gönlüne ;Nur neylesin senin ile</p>
<p style="text-align:center;">Gerçek ere derviş gerek ;Doldu cihan dava ile<br />
Duydun ise aslın işi ;Kal neylesin senin ile</p>
<p style="text-align:center;">Dostlugu sanma hemen olur suret dizmek ile<br />
Dilde ise senin işin ;Hal neylesin senin ile</p>
<p style="text-align:center;">Dostun hoş derdi ile merdana sür devranını<br />
dost değilsen dost yolunda ;Ar neylesin senin ile!</p>
<p> </p>
<p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;margin:0;" align="center"><span style="font-size:10pt;color:#808000;font-family:Arial;">Yunus Emre</span></p>
</div>
<p><font face="Arial" color="#808000"><font color="#808000"><font face="Arial" color="#808000"><span style="font-size:10pt;color:#808000;font-family:Arial;">Sevgi ile kalınız inşaAllah…</span></p>
<p></font></font></font></span><font face="Arial" color="#808000"><font color="#808000"> </p>
<p></font></font></span><font face="Arial" color="#808000"> </p>
<p></font></span> </p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Vakar ve Kar...]]></title>
<link>http://islamasevgi.wordpress.com/?p=357</link>
<pubDate>Thu, 01 May 2008 06:38:12 +0000</pubDate>
<dc:creator>islamasevgi</dc:creator>
<guid>http://islamasevgi.wordpress.com/?p=357</guid>
<description><![CDATA[
Ağır ağır yağar kar,
Vakarlı vakarlı..
Yakar bürûdetiyle.
Minnettardır ona bahar,
Yeryüz]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><a href="http://islamasevgi.files.wordpress.com/2008/05/1584.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-356 aligncenter" src="http://islamasevgi.wordpress.com/files/2008/05/1584.jpg" alt="" width="470" height="366" /></a></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;margin:0;" align="center"><strong><span style="font-size:10pt;color:#808000;font-family:Arial;">Ağır ağır yağar kar,<br />
Vakarlı vakarlı..<br />
Yakar bürûdetiyle.<br />
Minnettardır ona bahar,<br />
Yeryüzünü beyaz bir kefen gibi örtmese,<br />
Nasıl dirilir eşcar?<br />
Hiçbiri benzemez birbirine bilirsin,<br />
Her birinde ayrı bir tuğra var.<br />
Yağmur gibi onların da,<br />
Ellerinden melekler tutar.<br />
Yağmur Rahîm isminin tecellisi,<br />
Kar; Gaffâr...<br />
Rahmeti görüp de,<br />
Rahîm’i görmemek,<br />
Neye yarar?<br />
Beyaz beyaz semadan,<br />
Sanki nur yağar…</span></strong></p>
