<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>islaqm &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/islaqm/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "islaqm"</description>
	<pubDate>Mon, 07 Jul 2008 12:23:28 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Şeyh Muhsinin Dünya da ceza Ahirette Mükafat getiren duası]]></title>
<link>http://islamihayat.wordpress.com/2007/08/12/seyh-muhsinin-dunya-da-ceza-ahirette-mukafat-getiren-duasi/</link>
<pubDate>Sun, 12 Aug 2007 14:35:34 +0000</pubDate>
<dc:creator>marifetullah</dc:creator>
<guid>http://islamihayat.wordpress.com/2007/08/12/seyh-muhsinin-dunya-da-ceza-ahirette-mukafat-getiren-duasi/</guid>
<description><![CDATA[
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/G60zmKekKtM'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/G60zmKekKtM&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Atasoy Müftüoğlu "Sorunlu Yorumlar, Sorunlu Yaklaşımlar"]]></title>
<link>http://islamihayat.wordpress.com/2007/08/10/atasoy-muftuoglu-sorunlu-yorumlar-sorunlu-yaklasimlar/</link>
<pubDate>Fri, 10 Aug 2007 11:35:33 +0000</pubDate>
<dc:creator>marifetullah</dc:creator>
<guid>http://islamihayat.wordpress.com/2007/08/10/atasoy-muftuoglu-sorunlu-yorumlar-sorunlu-yaklasimlar/</guid>
<description><![CDATA[Atasoy Müftüoğlu

 Emperyalist dünya, jeopolitik/jeo-stratejik çıkarmalarını güvence altı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><font color="#6699ff" face="Verdana" size="5">A</font><font face="Verdana" size="2"><font color="#6699ff" size="5">tasoy Müftüoğlu</font></font></p>
<p><font face="Verdana" size="2"><font color="#6699ff" size="5"><br />
</font> Emperyalist dünya, jeopolitik/jeo-stratejik çıkarmalarını güvence altına alabilmek için, kötülüğe dayalı, felaket kaynağı olan şeytani politikalar üretiyor. Bu politikalar daha çok Ortadoğu’ya yönelik olarak geliştiriliyor. Ortadoğu yeni bir trajediler dönemine daha giriyor. Nüfuz alanları savaşları, kaynak ve pazar savaşları büyüyor. İçerisinde yaşadığımız dönem deha çok enerji kaynaklarıyla ilgili çalışmalar/rekabetler dönemi olacak.</font></p>
<p style="margin-top:0;margin-bottom:0;" class="MsoNormal">İslam dünyası toplumlarında umutlarla gerçeklikler sürekli olarak birbirine karışıyor. Toplumlarımızda kimi kesimler hayatı/dünyayı kavramsal bir çerçeve içerisinde yaşarken, kimi kesimler hayatın bütün renkleriyle, sorunlarıyla, acıları ve hüzünleriyle birlikte yaşıyor. İslam dünyası toplumları, günümüzdeki gelişmeler karşısında siyasal bir iradesizlik ve siyasal bir sessizlik içerisinde bulunuyor.Kişisel ihtiraslar, ırkçı ve mezhepçi ihtiraslar toplumsal çöküşlere neden oluyor.Bu çöküş sebebiyle, İslam toplumlarının, kültürel ve uygarlığının bütün mukaddeslerinin dokunulmazlıkları hayasızca çiğnenebiliyor. Toplumlarımızda ruh karatıcı olaylar yaşanıyor. Ben merkezcil yanılsamalar bireyleri olduğu kadar, toplumlarda yalnızlaştırıyor.</p>
<p style="margin-top:0;margin-bottom:0;" class="MsoNormal">&#160;</p>
<p style="margin-top:0;margin-bottom:0;" class="MsoNormal">   Modern mitlerin ve yapıların baskılarında bağımsızlaşmadığımız için, yeteri kadar açık olmayan, edilgen ve bulanık bir dini söyleme yaslanıyoruz. İslam’ı yalnızca bir kalp/gönül ilgisine, indirgeyen bu bulanık söylem, temel İslami kuralları, çerçeveleri hafife alıyor, temel tevhidi sınırlara kayıtsız kalıyor. Deruni hayatla, gerçek hayatı; deruni düşünceyle gerçek düşünceyi bütünleştirmek gerekiyor. Sezgi, duygu, akıl ve bilinç dünyalarını birlikte algılamak ve yaşamak geliyor. İman’la bütünleşen bir akla sahip olmak geliyor. Kişilik, karakter, ruh ve takva soyluluğunu birlikte teslim etmek gerekiyor. İslam’ı yalnızca ruhsal bir tatmin, arınma aracı olarak görmeyiz, güzel ahlakla ve uhrevi sorumlulukla sınırlandıramayız.</p>
<p style="margin-top:0;margin-bottom:0;" class="MsoNormal">&#160;</p>
<p style="margin-top:0;margin-bottom:0;" class="MsoNormal">   Dünyevi, toplumsal, tarihi sorumlulukları üstlenmekten vaz geçen bir İslam algısı düşünülemez.</p>
<p style="margin-top:0;margin-bottom:0;" class="MsoNormal">&#160;</p>
<p style="margin-top:0;margin-bottom:0;" class="MsoNormal">   Müslüman olmak demek büyüm bir ilahi lütfe mazhar olmak demektir. Ne pahasına olursa olsun İslam’ın hakkını bütünüyle vermemiz gerekir.</p>
<p style="margin-top:0;margin-bottom:0;" class="MsoNormal">&#160;</p>
<p style="margin-top:0;margin-bottom:0;" class="MsoNormal">   Günümüzde hem yerel anlamda, hem de küresel anlamda Müslümanlar olarak faşist bir ortamın, İklimin baskısı altındayız. Sürekli olarak, yoğun bir biçimde, ideolojik ırkçılıklara, şiddete, dışlanmalara maruz bırakılıyoruz. İdeolojik ırkçılık, ayrımcılık karşısında İslami kesimler derin travmalar yaşıyor. İslam’a karşı, Müslümanlara karşı ciddi bir bilgi kirliliği, yakalamış kirliliği var. Müslümanlara karşı sistematik bir biçimde sürdürülen ideolojik ırkçılık karşısında, Türkiye’de her zaman yaşadığımız üzere “ifade özgürlüğü” , “hak özgürlüğü” savunucularının utanç verici  bir sessizlik içinde bulunduğunu görüyoruz. Sözünü ettiğim “ifade ve hak özgürlüğü” savunucuları, İslam ve Müslümanlar karşısında militarist ve faşist kişiliklere dönüşüyor. Her tür bilgeliği bütünüyle yok eden müdahalelere tanık oluyoruz. Müslümanlar pek çok vesileyle oryantalist bir mantıkla, ya da sömürgeci bir mantıkla yargılanabiliyor, aşağılanabiliyor. Hepimiz, her zaman sorumlu ve hastalıklı bir tavırla, karşılaşabiliyoruz, sorunlu yorumlara, yaklaşımlara muhtaç olabiliyoruz.</p>
<p style="margin-top:0;margin-bottom:0;" class="MsoNormal">&#160;</p>
<p style="margin-top:0;margin-bottom:0;" class="MsoNormal">   İdeolojik şiddetin, ırkçılığın baskısında bulunan, bu baskılarla başa çıkamayacaklarını düşünen kimi İslami unsurlar; kendilerini baskılayan unsurlarla ve statüko ile uzlaşmayı, diyalogu, statükonun dilini/yaklaşımlarını kullanmayı seçiyor. Bu cemaatler, İslama, Ümmete ve Müslümanlara yabancılaşmak pahasına çirkin bir realpolitik pragmatizme yaslanıyor, çirkin bir samimiyetsizlik içerisinde hemen bir kesim için “hoşgörü” telkin edebiliyor. Kimi İslami cemaatler, içerisinde yaşadığımız küresel koşulları mazeret olarak değerlendirmek suretiyle ölçüsüz bir idare-i maslahatçılığı yöntem haline getiriyor. Şu ya da bu cemaate katılan gençler eleştiri bilinci olmayan, kendi kendilerine soru sorma sorumluluğu taşıyan, etraflarında olan bitenleri sorgulama yeteneği kazanmayan robotlar haline getiriliyor. Bu cemaatler, cemaatten bağımsız var olmayı başaramayan, cemaatten bağımsız düşünmeyi başaramayan gençler yetiştiriyor. Bu tür cemaatlerde gençler hiç bir düşüncelerini somutlaştırma özgürlüğüne sahip değiller. Bu gençler, kendilerini tehlikede koşullandırıldıkları cemaat Liderlerinin ufukları dışında ufuk tanımıyor. Bu gençlerin entelektüel merakları yok. Bu gençler kendilerine koşullandırıldıkları Liderin düşünceleri dışında düşünce tanımıyor, daha ufuklu düşünce alanlarını seçemiyor.</p>
<p style="margin-top:0;margin-bottom:0;" class="MsoNormal">&#160;</p>
<p style="margin-top:0;margin-bottom:0;" class="MsoNormal">   Müslüman gençler, şu ya da bu kişiye ait olma bilinciyle, şu ya da bu hizbe ait olma bilinciyle değil, düşünsel ve ahlaki bir tutarlılık içerisinde, Allah’a ve Ümmete ait olma bilinciyle yetiştirilmelidir. Başkalarının, başka yorumların, düşüncelerin, hizmetlerin ve ufukların farkına varamayacak kadar kendilerini önemli bulanlar, ahlaki bir körlük içerisindedirler. Kendi arzularıyla, tutkularıyla, gündemleriyle sınırlı bir hayat ve hizmet tarzını seçenler, diğerlerini hiçbir şekilde fark etmezler, hatırlamazlar, bunlara saygı duymazlar. Müslüman gençler, hizip, cemaat, mezhep partizanlığı yapmadan, kamuoyunu dönüştürebilecek, sorumlu kılabilecek çerçeveler üretmeye cesaret etmeli ve ulusal bencillikleri/fanatizmleri aşarak, bir bütün olarak insanlığı içerisine alan düşünceleri, erdemleri temsil eden bütüncül ufuklar üzerinde derinleşmeli; günümüzün, tarihin, çağın sorunlarına nüfuz yeteneği kazanmalıdır.</p>
<p style="margin-top:0;margin-bottom:0;" class="MsoNormal">&#160;</p>
<p style="margin-top:0;margin-bottom:0;" class="MsoNormal">   Kendilerini katı, donmuş ideolojik ve ırkçı sınırlar içerisine hapsedenler gibi, kendilerini katı ve bağnaz hizip ve mezhep partizanlığı içerisine hapsedenler için de, başka seçenekler olmadığı gibi, başka düşünme biçimleri ve değer yaklaşımları da yoktur. İdeolojik bağnazlıkların, hizip ve mezhep bağnazlıklarının, nesnel gerçekleri görmemizi engelleyen bir yanı vardır. Gerek bireysel düzlemde, gerekse toplumsal düzlemde hiçbir bencil ve narsist, hiçbir muhteris asla adil olamaz, her türlü kibirlilik ahlaksızlık ve ufuksuzlukla sonuçlanır.</p>
<p style="margin-top:0;margin-bottom:0;" class="MsoNormal">&#160;</p>
<p style="margin-top:0;margin-bottom:0;" class="MsoNormal">   İdeolojik bencillikler ve rekabetler, hizip bencillikleri ve rekabetleri, mezhep bencillikleri ve rekabetleri gelecek umutlarını yok ediyor.</p>
<p style="margin-top:0;margin-bottom:0;" class="MsoNormal">&#160;</p>
<p style="margin-top:0;margin-bottom:0;" class="MsoNormal">   Erdemli bir varoluş, ötekini değersizleştirmeye çalışmaksızın gerçekleştirilen bir varoluştur.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mustafa İslamoğlu "Mirac" 1999]]></title>
<link>http://islamihayat.wordpress.com/2007/08/10/mustafa-islamoglu-mirac-1999/</link>
<pubDate>Fri, 10 Aug 2007 07:57:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>marifetullah</dc:creator>
<guid>http://islamihayat.wordpress.com/2007/08/10/mustafa-islamoglu-mirac-1999/</guid>
<description><![CDATA[

     Mirac	 	


     5/11/1999	 	


 	    


 		Sorumluluğunun bilincinde olan &#8216;insan]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellpadding="4" cellspacing="0" width="100%">
<tr>
<td class="bod" align="center"><font face="Arial">     <strong>Mirac</strong>	 	</font></td>
</tr>
<tr>
<td class="bod" align="center"><font face="Arial">     <strong>5/11/1999</strong>	 	</font></td>
</tr>
<tr>
<td class="bod" align="center" height="15"><font face="Arial"> 	    </font></td>
</tr>
<tr>
<td class="bod" align="20" height="15"><font face="Tahoma"><span style="font-size:9pt;"> 		<font face="Arial" size="2">Sorumluluğunun bilincinde olan 'insan'ın, yüreğinin çeperlerine tutunarak, ruhunun imkanlarıyla manevi yücelişini sembolize eder "Mirac". </font><font face="Arial" size="2">Mirac, "yükselmek, yukarı çıkmak, yücelmek" anlamına gelen uruc kökünden gelir. Tarihsel olarak ne zaman gerçekleştiği, kaç kez vuku bulduğu ve mahiyeti bizce meçhul olsa da, amacı net ve açıktır: "Linuriyehu min âyâtina: Hakikate atıf olan sembollerimizden bazılarını göstermek için.." (17:1)</font><font face="Arial" size="2">Çünkü insan idraki, Mutlak Hakikati, semboller ve atıflar (ayetler) aracılığıyla kavramaya daha elverişlidir. Ne ki, bu sembol ve atıfları 'okumak' için bir uruc, bir çıkış, bir derinliğine ve dikeyine hicret gereklidir.</font></p>
<p><font face="Arial" size="2">Hz. Peygamber'in miracı, onun şahsında, insanın 'imkanlarının' insana gösterilmesinden başka bir şey değildi. Ruhani yetenekler yardımıyla bu imkanların kullanılması halinde, eşyanın, zamanın ve mekanın kısıtlayıcı ve baskıcı ortamından ruhun özgür iklimine kanat çırpışın yolları gösteriliyordu. İşte bunun için Hz. Peygamber, bir "esas duruş dinamiği" olan namazı "mü'minin miracı" olarak niteliyordu.</font></p>
<p><font face="Arial" size="2">Öyle ya, tüm namazlar, bir namazı bulmak için değil miydi; miraç olan namazı? Bunun anlamı, miracın sembolize ettiği hakikatle namazın sembolize ettiği hakikatin aynı olmasıydı: İnsanın, kendisini çepeçevre kuşatan zindanlardan kendi kendisini azad etmesi.</font></p>
<p><font face="Arial" size="2">Huruç istikametini ruhunun özgür ufuklarından yana yapan insan, imkanlarının bittiğini sandığı en dar ve zor zamanlarında, hiç kullanmadığı yedek ama bitimsiz imkanlarının olduğunu farkediverecektir. Organizmanın, olayların, zamanın ve mekanın kıskacında kıpırdayamaz hale geldiğinde, kuşatılamaz ve tutuklanamaz olan aşkın boyutunu kullanması halinde "imkansız" dediği bir çok şeyin "mümkün" olduğunu, "olabilemez" dediği birçok şeyin "olabilirliğini" keşfedecektir.</font></p>
<p><font face="Arial" size="2">Her mirac bir sınavdır. Tıpkı Hz. Peygamber'in Mirac'ının hem kendisi hem de etrafındakiler için bir sınav olduğu gibi. Mirac, sınav özelliği sayesinde kazandırır "sıddîkları". Her mirac bir 'insan eleği'dir; sadıkı kâzipten, dostu düşmandan ayırır.</font></p>
<p><font face="Arial" size="2">Mirac, bir görev tekmilidir. Sorumluluğunun bilincinde olanlar ve onu yerine getirenler sorumlu oldukları makama 'tekmil/hesap vermek' için can atarlar. Sorumsuzların hesap vermeye can attığı nerede görülmüş? Onların adetidir hesaptan kaçmak. Çünkü, sorumluluklarını yerine getirmemiş, hak ve yükümlülüklerine sahip çıkmamıştır.</font></p>
<p><font face="Arial" size="2">Bütün bu özellikleriyle, her miraç bir "ödül töreni" bir "teselli mükafatı"dır. "Sevgi" eksenine oturtulmuş bir insan-Allah ilişkisi, aşk ehlinin "gülden terazi yaparlar/gül ile gülü tartarlar/gül alırlar gül satarlar/çarşı pazarı güldür gül" dediği gibi; zahmeti aşk, sorumluluğu aşk, hakkı aşk, görevi aşk, ödülü aşk, teşekkürü aşk olan bir 'muhabbet kaynağı' olur.</font></p>
<p><font face="Arial" size="2">Mirac'a ilişkin tarihsel bilgilerimizden bir çoğu, daha sahabe tarafından tartışılmıştır.</font></p>
<p><font face="Arial" size="2">Hz. Aişe, ünlü "üç şeyi söyleyen Allah'a iftira etmiş olur" hadisinde, "kim Muhammed Rabbini gördü derse Allah'a iftira etmiş olur" der. Ona ve sahabi İbn Mes'ud'a göre Hz. Peygamber'in Necm suresinde gördüğü aktarılan Melek Cebrail'dir. Necm Suresi dikkatle incelendiğinde, Hz. Aişe'nin ve onun gibi düşünenlerin yaklaşımı doğruya daha yakın görünmektedir. Kaldı ki, Necm suresinde aktarılan gaybi müşahade olayının, İsra ve Miraç'tan ayrı ve daha önce olması da muhtemeldir.</font></p>
<p><font face="Arial" size="2">İsra Suresi'nde yer alan "el-Mescidu'l-Aksa"nın, Hz. Peygamber'in dilinde genellikle "îliyâ" (İbranice Eliya) olarak anılan kudüs'te yer alan "Mescidu'l-Aksa" mı, yoksa 'Kâbe'nin Arş'taki aslı olan' ve bir rivayette meleklerin tavaf ettiği "el-Mescidu'l-Aksa" mı olduğu tartışması, Muhammed Hamidullah'ın parantez açıp da kapatmadığı bir tefsir problemi olarak durmaktadır.</font></p>
<p><font face="Arial" size="2">Bakara suresinin son ayetlerinin Mirac gecesi verildiğini söyleyen rivayetin, adı geçen surenin Medine'de indiğinde kimsenin ihtilaf etmediği gözönüne alınırsa, sorunlu bir rivayet olduğu ve paranteze alınması gerektiği anlaşılacaktır.</font></p>
<p><font face="Arial" size="2">Tarihsel Mirac'ın yeri ve zamanı gibi "nasıl gerçekleştiği" de tartışılmıştır. Başta Hz. Aişe olmak üzere bazı seçkin sahabilerin de söyledikleri gibi bu Hz. Peygamber'e teselli olarak verilen "ruhani bir müşahade" olayıdır. Bu müşahadenin Hz. Peygamber'in hayatında bir kez değil birkaç kez yaşanmış olması kuvvetle muhtemeldir.</font></p>
<p><font face="Arial" size="2">Aslolan, Mirac'ın tarihsel olarak zaman, mekan ve mahiyetinin sırrına ermek değil, Mirac'ın bu ümmete verdiği engin mesajı her bir mü'minin ruhunda hissetmesi ve kendi miracının zeminini hazırlayarak onu gerçekleştirmesidir.</font></p>
<p><font face="Arial" size="2">Bir Miraç gecesine daha esaret altında bir Kudüs'le girmek... İşte İsra suresinde, neden İsra ve Miraç'la ilgili ilk ve tek ayetin hemen ardından Müslüman İsrailoğulları'nın Yahudileşme sürecine dikkat çeken ayetlerin geldiğinin ipuçlarını arayacağımız nokta.</font></p>
<p><font face="Arial" size="2">Bu acı gözbebeklerimize oturmuşken, bu yazıyı tebrikle bitirmek gelmedi içimden. Fakat, bir Kudüs aşığının Mirac'ının tebrik etmeme izin verin; Nureddin Şirin'in:</font></p>
<p><font face="Arial" size="2">Miracın kutlu olsun zindanı miracına basamak kılan Sevgili Nureddin!</font></p>
<p><font face="Arial" size="2">( 5 Kasım 1999 )</font></p>
<p></span></font></td>
</tr>
</table>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mustafa İslamoğlu "Miraç: 'ilerleme' mitine karşı 'yücelme' hakikati"]]></title>
<link>http://islamihayat.wordpress.com/2007/08/10/mustafa-islamoglu-mirac-ilerleme-mitine-karsi-yucelme-hakikati/</link>
<pubDate>Fri, 10 Aug 2007 07:54:44 +0000</pubDate>
<dc:creator>marifetullah</dc:creator>
<guid>http://islamihayat.wordpress.com/2007/08/10/mustafa-islamoglu-mirac-ilerleme-mitine-karsi-yucelme-hakikati/</guid>
<description><![CDATA[

     Miraç: &#8216;ilerleme&#8217; mitine karşı &#8216;yücelme&#8217; hakikati 	 	


     03/0]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellpadding="4" cellspacing="0" width="100%">
<tr>
<td class="bod" align="center"><font face="Arial">     <strong>Miraç: 'ilerleme' mitine karşı 'yücelme' hakikati </strong>	 	</font></td>
</tr>
<tr>
<td class="bod" align="center"><font face="Arial">     <strong>03/09/2005</strong>	 	</font></td>
</tr>
<tr>
<td class="bod" align="center" height="15"><font face="Arial"> 	    </font></td>
</tr>
<tr>
<td class="bod" align="20" height="15"><font face="Tahoma"><span style="font-size:9pt;"></p>
<p class="yazar">Her peygamberin miracı var. Her peygamber, hayatlarının "bittim" noktasında miraçla teselli edilmiştir. Peygamberlerin "bittim" niyazı "abduhu: O'nun kulu" gerçeğinin, Allah'ın "yettim" mesajı "rasuluhu: O'nun elçisi" gerçeğinin ifadesidir. Aslında miraç, peygamber gayretine sunulmuş ilahi bir teselli armağanı, manevi bir hediyedir.</p>
<p class="yazar">Ademoğlu'nun sembol atası Adem'in miracı Allah'a karşı hatasından dolayı yaşadığı hüznün zirvesinde gerçekleşti. Af müjdesini işte böyle bir miracın sonunda almıştı. Kur'an'ın ifadesiyle "Adem Rabbinden kelimeler almış/Adem'e Rabbinden kelimeler ulaşmıştı" (ayet iki anlama da açıktır). Tevatüre göre bunun mekanı Arafat idi. Arafat, yani marifet, yani kendini/haddini/kadrini bilme mekanı. Zaten insan ucunda marifet yoksa, niçin "yükselir", nice yücelir, nasıl miraç eder ki?</p>
<p class="yazar">Nuh Peygamber'in miracı hüznünün zirvesinde gerçekleşmişti. Bir insanın şu dünyada yaşayabileceği en uzun ömrü tasavvur edin. İşte o, çocukluk süresi hariç, böyle bir ömrü davet yolunda harcamış, fakat li-hikmetin, ancak bir avuç insana ulaşabilmişti. Onlar arasına onca çabasına rağmen bazı yakınlarını katamamıştı. Karada gemi yapma emri, onun miraç hediyesiydi. Tufan, tuğyan ehli için bir felaket haberi, iman ehli için bir kurtuluş müjdesi oldu.</p>
<p class="yazar">İbrahim Peygamber'in miracı ateşin içinde gerçekleşti. O, kendisine yardım için gelen vahiy meleğine, işte bu ruhi yüceliş sayesinde "Rabbim bana yeter" diyebilmişti. Hiçbir ateşin böylesine saf bir aşk ve imanı yakamayacağının örneğini ortaya koydu.</p>
<p class="yazar">Oğlu İsmail peygamber kurban edilirken, Yusuf peygamber kuyuya atılırken, Yunus peygamber denizden kurtulurken, Musa peygamber büyütüldüğü saraya peygamber olarak atanırken, İsa peygamber düşmanları kendisini astıklarını sanırken miraçlarını yaşadılar.</p>
<p class="yazar">Peygamberimiz de davet sürecinin en zor yıllarında miracla ödüllendirildi. Bedenin bittiği an, ruhun önünde ufuklar açılırdı. Miraçla bu gerçek gösterildi. Onun son miracı, çevrenin baskısının en şiddetli anında yaşanmıştı. Allah Rasulünün miracı hakkında sorular sorup, cevaplarını Kur'an'dan alalım:</p>
<p class="yazar">-Rasulullah bir kez mi miraç etti?<br />
-Necm suresi bu soruya, birden fazla diyor (13).<br />
-Rasulullah miracta ne gördü?</p>
<p class="yazar">-"Rabbinin ayetlerinden bir kısmını" gördü (17:1). Gördüğü ayetlerin en büyüğü vahiy meleği idi (53:18). Onu, asli suretinde gördüğünü Allah Rasulü ifade etti. Yine miraçta müminlere vaat edilen cennet bir biçimde gösterildi (53:15).</p>
<p class="yazar">-Mirac beden ve ruhla mı, sadece ruhla mı, yoksa rüya yoluyla mı gerçekleşti?</p>
<p class="yazar">-İsra 60. ayet: "Sana gösterdiğimiz bu rü'yayı (görme olayı) insanlar için bir imtihan/fitne kıldık" diyor. Hz. Aişe Allah Rasulü'nün miracını ruhun bir müşahedesi olarak niteliyor. İsra 1. ayet bu konuda fitneye düşmememiz için, isra ve miraçla ilgili tüm yorumların kırmızı çizgilerini çiziyor. Bu çizgiler, ayette üç noktada somutlaşıyor: 1) Ayet, "sübhan" gibi Allah'a ilişkin tüm tasavvurların her tür beşerileştirmenin uzağında olması gerektiğini ifade eden tenzih kelimesiyle başlıyor. 2) "Kulunu" ifadesiyle, her tür yorumun Allah Rasulü'nün beşerliği temelinde yapılması gerektiğine işaret ediyor. 3) Ayetin sonunda yer alan "..zira O, evet sadece O'dur her şeyi işitip gören" cümlesi, Rasulullah'a neden "Rabbinin ayetlerinin bir bölümünün gösterildiğini" açıklıyor. Bu üç sınır, miraç hakikatini yorumlarken, aşmamamız gereken ilahi sınırlar olarak ortaya konuyor.</p>
<p class="yazar">Gelelim, miracın aktüel değerine: Miraç, yücelmeyi ifade eder. Miracın tam karşı kutbunda "dünyevileşme" yer alır. Dünyevileşmek, "edna olana/en alçak olana" çakılıp kalmaktır. Dünyevileşme, "değerle" değil, "fiyatla" ilgilenenlerin derdidir. Onlar kendi sahte miraclarının adını "ilerleme" koydular. Ruhlarını sattılar, cesetlerine yedirdiler. Neticede, bir avuç dünyevileşmişin ilerleme miti, insanlığa çok pahalıya patladı, azgın bir azınlık dışında kalan bütün insanlığı mutsuzluğa boğdu. Dünyanın geldiği nokta bunun göstergesidir.</p>
<p class="yazar">Onları ilerleme mitleriyle baş başa bırakıp, biz miracımıza sahip çıkalım? Bunu nasıl mı yapalım? Salatı ikame ederek, namazı/duayı/desteği ayaklandırarak, Allah'a karşı esas duruşumuzu/klas duruşumuzu bozmayarak…</p>
<p><!----------------------- imza -------------------------></p>
<p><a href="mailto:shocaoglu@yenisafak.com.tr" class="email"><strong><font color="#ff6633" face="Arial" size="2">shocaoglu@yenisafak.com.tr</font></strong></a></span></font></td>
</tr>
</table>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Miraç Kandili]]></title>
<link>http://islamihayat.wordpress.com/2007/08/10/mirac-kandili/</link>
<pubDate>Fri, 10 Aug 2007 06:56:41 +0000</pubDate>
<dc:creator>marifetullah</dc:creator>
<guid>http://islamihayat.wordpress.com/2007/08/10/mirac-kandili/</guid>
<description><![CDATA[Miraç, Efendimiz (aleyhisselatü vesselam)’ın ifa ettiği eşiz kulluğuna mükafat olarak kullu]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Miraç, Efendimiz (aleyhisselatü vesselam)’ın ifa ettiği eşiz kulluğuna mükafat olarak kulluk yoluyla kazandığı velayetin bir ifadesinden barettir. Allah, yerde eserleriyle kendisini beşere gösterdiği Peygamberimiz’i, gökler âleminin sakinlerine de göstermek için O’nu o yüce meclislerde dolaştırmış ve her yer üzerinde hükmünün geçtiğini bütün âleme göstermiştir.Peygamberliğinin değil, kulluğunun bir semeresi ve neticesi olan Miraç yolculuğunda Efendimiz (sas), kendisini çepeçevre saran kanun ve sebepleri aşarak, beşeriyete ait perdeleri geçip uzun mesâfeleri bir hamlede kat etmiş, yıldızları, sistemleri birer merdiven, birer basamak, birer atlama taşı gibi kullanıp, Rabb’ini görmeye mâni buudları geride bırakmış, cismen ve rûhen vardığı makamdan Cenâb-ı Hakk’ı müşahede etmiştir. Peygamberlerle selâmlaşmış, melekleri görmüş, Cennet’i ve güzelliklerini, Cehennem’i ve azâmetini temâşâ etmiştir. Melekler O’na teşrifatçılık yapmış, huriler perdedar olmuştur. Yıldızlar kaldırım taşı gibi ayaklarının altına serilmiş, bineğiyle berk gibi bütün mekanı kat edip tekrar insanlık içine dönmüştür. İşte Miraç bu yüce yolculuğun adıdır.</p>
<p><strong>ALLAH, NEBİ’SİNE SAHİP ÇIKIYOR</strong></p>
<p>Efendimiz (sas), bütün zorluklara rağmen, kulluğunda öyle olgunluğa ve dolgunluğa ermişti ki, kendisine açılan o kapıdan içeriye girerken, kulluğun zirvelerine çıkmıştır. Miraç, bir yönüyle bunun ifadesidir. Miraç, en zor şartlar altında dahi kulluğundan fedakârlıkta bulunmayan Efendimiz’in (sas), insanların kendisine bütün bütün sırtlarını döndüğü, bütün sebeplerin kapandığı, “Bunlarla kız alıp vermeyeceksiniz. Çarşıda pazarda bir şey satmayacaksınız. Onlara hiçbir şekilde yardımda bulunmayacaksınız. Her türlü ilişkinizi keseceksiniz.” dedikleri dönemde ve zâhiren hiçbir çıkış yolunun görünmediği anda, Allahu Teala, Efendimiz’in (sas) kalbini taltif etmek ve kırılan gururunu, onurunu hoşnut etmek için O’nu katına almıştı. Hatta böylesi olumsuzlukların yaşandığı bir dönemde Efendimiz (sas) bir de iki büyük yara almıştı. Hâmisi Ebû Talib’i ve biricik zevcesi Hz. Hatice annemizi kaybetmişti. Cenab-ı Hak, bu yaralarını tedavisi için de, “Herkese ve her şeye, bütün dünyalara bedel Ben varım!” diyerek Efendimiz’i miraca almıştır.</p>
<p><strong>MİRAÇ, GAYBI İSPAT EDER</strong></p>
<p>Ümmetine anlatacağı meseleleri ciddi iki kere iki dört eder katiyetinde anlatsın; gıyâben inandığımız şeyleri müşahedesi olarak bize intikâl ettirsin; hatta Allah’ı görsün ve görmeye dayalı olarak da “vardır” desin; melekleri, Cennet’i, Cehennem’i görsün ve bildirsin diye çıktığı Huzûr (cc)’dan bir saatine bin yıllık dünya hayatının kâfi gelmediği Cennet’i temâşâ edip ve bir anlığına bin yıllık Cennet hayatının kâfî gelmeyeceği Cemâlullah’la müşerref olduktan sonra; Kur’ân’a ait bütün meselelerinin hakikatlerini, bütün ibâdetlerin mana ve hikmetlerini anlamak, anlatmak ve Risâlet vazifesini tamamlayıp, ümmetini karanlıklardan kurtarıp nûra çıkarma yolunda, kendisine her türlü işkencenin yapıldığı bir anda, yeniden yeryüzüne dönmüştür.</p>
<p>***</p>
<p><font size="+1"><strong>Miraç Peygamberimiz’e hastır</strong></font></p>
<p>Bütün namazlar, niyazlar, oruçlar ve çileler; namazın, niyazın, orucun manasını halka anlatmalar ve bütün bunları birer merdiven yapmalar, Efendimiz’in (sas) miraca yükselmesine vesile olmuştur. Böyle bir şeref, Efendimiz’den (sas) başka ikinci bir peygambere nasip olmamış, sadece O’na has bir keyfiyettir. Her Nebi, kendi ruhunda Allah’ın huzuruna çıkarak, iltifat görmüştür. Fakat bütün gökleri ve cennetleri bilemediğimiz keyfiyet içinde yapılan böyle bir miraç sadece Allah Resulü’ne hastır. İşte bizler de böyle kadri yüce, civanmert bir Nebi’nin arkasında bulunmanın hazzı içinde doya doya bir namaz kılıyoruz.</p>
<hr /><font size="+1"><strong>MİRAÇ NEDİR?</strong></font></p>
<p>Miraç, kelime manası itibariyle “merdiven”, “yükselecek yer”, “en yüksek makam” manalarına gelmektedir. Bu gecede İnsanlığın İftihar Tablosu (sas) bir mucize olarak Mekke’deki Mescid-i Haram’dan, Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya ve oradan da göklerin İlâhî derinliklerine doğru pervaz edip ruhen ve bedenen Cenab-ı Hakk’ın huzuruna çıkmıştır. Kur’an-ı Kerim (İsrâ, 17/1; Necm, 53/8-11) ve hadis-i şeriflerle (Buhari, Salat 1; Müslim, İman, 259) hakikati sabit olan Miraç hadisesi, beşer idrakinin üstünde ve zaman ve mekan hudutları dışında cereyan etmiş ulvî bir tecellidir.</p>
<p><strong>MİRAÇ, EFENDİMİZ’E MORAL KAYNAĞI OLMUŞTUR</strong></p>
<p>Miraç hadisesinden önce Allah Resulü (sas) ve Müslümanlar akla hayale gelmedik zulüm ve işkencelere maruz kalmışlar, hatta bu işkencelerden korunmak için bazı müslümanlar Habeşistan’a hicret etmişlerdir. Ayrıca bütün bu dayanılmaz zulümlerin üstüne müslümanlar bir de Ebu Talib mahallesinde müşriklerin iktisâdî, ailevî her yönden müşriklerin boykotuyla karşı karşıya kalmışlardır. Daha sonra ise bu sıkıntıları Efendimiz’in dört yaşındaki en büyük oğlu Kasım’ın, ardından diğer oğlu Abdullah’ın, müteakiben maddi ve manevi destekleriyle Nebiler Serveri’nin her zaman yanında olan amcası Ebu Talib ve hakkında “Kendi zamanındaki kadınların hayırlısı İmran’ın kızı Meryem’di. Bu ümmetin kadınlarının hayırlısı da Hatice’dir.” buyurduğu biricik hayat arkadaşı Hz. Hatice validemizin vefatları takip etmiştir.</p>
<p>Peş peşe gelen bu hadiseler Allah Resulü’nü ziyadesiyle mahzun etmiştir. İşte tam böylesi bir atmosferde Nebiler Serveri’nin beşeriyete ait perdeleri bir bir geçerek hem cismen hem de bedenen Cenab-ı Hakk’ı müşahede etmesi, İnsanlığın İftihar Tablosu ve ardından sahabiler için büyük bir moral kaynağı olmuştur. Allahu Teala, Efendimiz’i huzuruna alarak O’nu taltif etmiştir.</p>
<p><img src="http://www.canekart.com/mirac/kart/003.JPG" /></p>
<p><strong>ALLAH, EŞSİZ SANATINI EFENDİMİZ’E GÖSTERMİŞTİR</strong></p>
<p>Her sanat sahibi sanatını teşhir etmek ister. Allahu Teala yaratmış olduğu bütün alemleri, bu alemlerdeki eşsiz sanatı ve akıllara durgunluk verecek nizamı, güzel isimlerinin hakikat ve tecellilerini bütün mahlukat namına onlar arasından seçtiği kulu ve resulü Hz. Muhammed’i katına alarak O’na göstermiştir. Allah Resulü keyfiyeti bizce meçhul bir binek vesilesiyle Cenab-ı Hakk’ın yaratmış olduğu eşsiz sanat harikalarını bir bir görmüş ve en sonunda da bu sanatın kaynağı Cemalullah’la müşerref olmuştur.</p>
<p><strong>...VE NAMAZ</strong></p>
<p>Allah Resulü, miraçla beşerin ulaşamadığı noktalara ulaşmış, kurbetin hazzını tadıp geriye dönmüş ve sonra da orada duyup tattığı hakikatleri diğer insanlara da anlatıp o zümrüt tepelere onları da götürmek istemiştir. Cenab-ı Hak da Miraç’taki manevi atmosferi teneffüs edebilmeleri için adeta bir armağan olarak namazı Efendimiz vesilesiyle insanlara hediye olarak göndermiştir. Zira namaz, Allah Resulü’nün ifadesiyle her mü’minin miracı olarak, onları da miraca götürebilecek nurdan bir binektir. Bu sayede her mü’min, kılacağı namazın keyfiyeti ölçüsünde miraç ufuklarında pervaz edebilecektir.</p>
<p><strong>Kaynak: Zaman / Ailem</strong></p>
<p>Miraç, Efendimiz (aleyhisselatü vesselam)’ın ifa ettiği eşiz kulluğuna mükafat olarak kulluk yoluyla kazandığı velayetin bir ifadesinden barettir. Allah, yerde eserleriyle kendisini beşere gösterdiği Peygamberimiz’i, gökler âleminin sakinlerine de göstermek için O’nu o yüce meclislerde dolaştırmış ve her yer üzerinde hükmünün geçtiğini bütün âleme göstermiştir.Peygamberliğinin değil, kulluğunun bir semeresi ve neticesi olan Miraç yolculuğunda Efendimiz (sas), kendisini çepeçevre saran kanun ve sebepleri aşarak, beşeriyete ait perdeleri geçip uzun mesâfeleri bir hamlede kat etmiş, yıldızları, sistemleri birer merdiven, birer basamak, birer atlama taşı gibi kullanıp, Rabb’ini görmeye mâni buudları geride bırakmış, cismen ve rûhen vardığı makamdan Cenâb-ı Hakk’ı müşahede etmiştir. Peygamberlerle selâmlaşmış, melekleri görmüş, Cennet’i ve güzelliklerini, Cehennem’i ve azâmetini temâşâ etmiştir. Melekler O’na teşrifatçılık yapmış, huriler perdedar olmuştur. Yıldızlar kaldırım taşı gibi ayaklarının altına serilmiş, bineğiyle berk gibi bütün mekanı kat edip tekrar insanlık içine dönmüştür. İşte Miraç bu yüce yolculuğun adıdır.</p>
<p><strong>ALLAH, NEBİ’SİNE SAHİP ÇIKIYOR</strong></p>
<p>Efendimiz (sas), bütün zorluklara rağmen, kulluğunda öyle olgunluğa ve dolgunluğa ermişti ki, kendisine açılan o kapıdan içeriye girerken, kulluğun zirvelerine çıkmıştır. Miraç, bir yönüyle bunun ifadesidir. Miraç, en zor şartlar altında dahi kulluğundan fedakârlıkta bulunmayan Efendimiz’in (sas), insanların kendisine bütün bütün sırtlarını döndüğü, bütün sebeplerin kapandığı, “Bunlarla kız alıp vermeyeceksiniz. Çarşıda pazarda bir şey satmayacaksınız. Onlara hiçbir şekilde yardımda bulunmayacaksınız. Her türlü ilişkinizi keseceksiniz.” dedikleri dönemde ve zâhiren hiçbir çıkış yolunun görünmediği anda, Allahu Teala, Efendimiz’in (sas) kalbini taltif etmek ve kırılan gururunu, onurunu hoşnut etmek için O’nu katına almıştı. Hatta böylesi olumsuzlukların yaşandığı bir dönemde Efendimiz (sas) bir de iki büyük yara almıştı. Hâmisi Ebû Talib’i ve biricik zevcesi Hz. Hatice annemizi kaybetmişti. Cenab-ı Hak, bu yaralarını tedavisi için de, “Herkese ve her şeye, bütün dünyalara bedel Ben varım!” diyerek Efendimiz’i miraca almıştır.</p>
<p><strong>MİRAÇ, GAYBI İSPAT EDER</strong></p>
<p>Ümmetine anlatacağı meseleleri ciddi iki kere iki dört eder katiyetinde anlatsın; gıyâben inandığımız şeyleri müşahedesi olarak bize intikâl ettirsin; hatta Allah’ı görsün ve görmeye dayalı olarak da “vardır” desin; melekleri, Cennet’i, Cehennem’i görsün ve bildirsin diye çıktığı Huzûr (cc)’dan bir saatine bin yıllık dünya hayatının kâfi gelmediği Cennet’i temâşâ edip ve bir anlığına bin yıllık Cennet hayatının kâfî gelmeyeceği Cemâlullah’la müşerref olduktan sonra; Kur’ân’a ait bütün meselelerinin hakikatlerini, bütün ibâdetlerin mana ve hikmetlerini anlamak, anlatmak ve Risâlet vazifesini tamamlayıp, ümmetini karanlıklardan kurtarıp nûra çıkarma yolunda, kendisine her türlü işkencenin yapıldığı bir anda, yeniden yeryüzüne dönmüştür.</p>
<p>***</p>
<p><font size="+1"><strong>Miraç Peygamberimiz’e hastır</strong></font></p>
<p>Bütün namazlar, niyazlar, oruçlar ve çileler; namazın, niyazın, orucun manasını halka anlatmalar ve bütün bunları birer merdiven yapmalar, Efendimiz’in (sas) miraca yükselmesine vesile olmuştur. Böyle bir şeref, Efendimiz’den (sas) başka ikinci bir peygambere nasip olmamış, sadece O’na has bir keyfiyettir. Her Nebi, kendi ruhunda Allah’ın huzuruna çıkarak, iltifat görmüştür. Fakat bütün gökleri ve cennetleri bilemediğimiz keyfiyet içinde yapılan böyle bir miraç sadece Allah Resulü’ne hastır. İşte bizler de böyle kadri yüce, civanmert bir Nebi’nin arkasında bulunmanın hazzı içinde doya doya bir namaz kılıyoruz.</p>
<hr /><font size="+1"><strong>MİRAÇ NEDİR?</strong></font></p>
<p>Miraç, kelime manası itibariyle “merdiven”, “yükselecek yer”, “en yüksek makam” manalarına gelmektedir. Bu gecede İnsanlığın İftihar Tablosu (sas) bir mucize olarak Mekke’deki Mescid-i Haram’dan, Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya ve oradan da göklerin İlâhî derinliklerine doğru pervaz edip ruhen ve bedenen Cenab-ı Hakk’ın huzuruna çıkmıştır. Kur’an-ı Kerim (İsrâ, 17/1; Necm, 53/8-11) ve hadis-i şeriflerle (Buhari, Salat 1; Müslim, İman, 259) hakikati sabit olan Miraç hadisesi, beşer idrakinin üstünde ve zaman ve mekan hudutları dışında cereyan etmiş ulvî bir tecellidir.</p>
<p><strong>MİRAÇ, EFENDİMİZ’E MORAL KAYNAĞI OLMUŞTUR</strong></p>
<p>Miraç hadisesinden önce Allah Resulü (sas) ve Müslümanlar akla hayale gelmedik zulüm ve işkencelere maruz kalmışlar, hatta bu işkencelerden korunmak için bazı müslümanlar Habeşistan’a hicret etmişlerdir. Ayrıca bütün bu dayanılmaz zulümlerin üstüne müslümanlar bir de Ebu Talib mahallesinde müşriklerin iktisâdî, ailevî her yönden müşriklerin boykotuyla karşı karşıya kalmışlardır. Daha sonra ise bu sıkıntıları Efendimiz’in dört yaşındaki en büyük oğlu Kasım’ın, ardından diğer oğlu Abdullah’ın, müteakiben maddi ve manevi destekleriyle Nebiler Serveri’nin her zaman yanında olan amcası Ebu Talib ve hakkında “Kendi zamanındaki kadınların hayırlısı İmran’ın kızı Meryem’di. Bu ümmetin kadınlarının hayırlısı da Hatice’dir.” buyurduğu biricik hayat arkadaşı Hz. Hatice validemizin vefatları takip etmiştir.</p>
<p>Peş peşe gelen bu hadiseler Allah Resulü’nü ziyadesiyle mahzun etmiştir. İşte tam böylesi bir atmosferde Nebiler Serveri’nin beşeriyete ait perdeleri bir bir geçerek hem cismen hem de bedenen Cenab-ı Hakk’ı müşahede etmesi, İnsanlığın İftihar Tablosu ve ardından sahabiler için büyük bir moral kaynağı olmuştur. Allahu Teala, Efendimiz’i huzuruna alarak O’nu taltif etmiştir.</p>
<p><img src="http://www.canekart.com/mirac/kart/003.JPG" /></p>
<p><strong>ALLAH, EŞSİZ SANATINI EFENDİMİZ’E GÖSTERMİŞTİR</strong></p>
<p>Her sanat sahibi sanatını teşhir etmek ister. Allahu Teala yaratmış olduğu bütün alemleri, bu alemlerdeki eşsiz sanatı ve akıllara durgunluk verecek nizamı, güzel isimlerinin hakikat ve tecellilerini bütün mahlukat namına onlar arasından seçtiği kulu ve resulü Hz. Muhammed’i katına alarak O’na göstermiştir. Allah Resulü keyfiyeti bizce meçhul bir binek vesilesiyle Cenab-ı Hakk’ın yaratmış olduğu eşsiz sanat harikalarını bir bir görmüş ve en sonunda da bu sanatın kaynağı Cemalullah’la müşerref olmuştur.</p>
<p><strong>...VE NAMAZ</strong></p>
<p>Allah Resulü, miraçla beşerin ulaşamadığı noktalara ulaşmış, kurbetin hazzını tadıp geriye dönmüş ve sonra da orada duyup tattığı hakikatleri diğer insanlara da anlatıp o zümrüt tepelere onları da götürmek istemiştir. Cenab-ı Hak da Miraç’taki manevi atmosferi teneffüs edebilmeleri için adeta bir armağan olarak namazı Efendimiz vesilesiyle insanlara hediye olarak göndermiştir. Zira namaz, Allah Resulü’nün ifadesiyle her mü’minin miracı olarak, onları da miraca götürebilecek nurdan bir binektir. Bu sayede her mü’min, kılacağı namazın keyfiyeti ölçüsünde miraç ufuklarında pervaz edebilecektir.</p>
<p><strong>Kaynak: Zaman / Ailem</strong></p>
]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
