<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>kurtculuk &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/kurtculuk/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "kurtculuk"</description>
	<pubDate>Fri, 05 Sep 2008 07:51:59 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Bediüzzaman’a göre kürtlük davası]]></title>
<link>http://sanatsever.wordpress.com/?p=473</link>
<pubDate>Wed, 28 May 2008 08:44:45 +0000</pubDate>
<dc:creator>barbarosseferde</dc:creator>
<guid>http://sanatsever.wordpress.com/?p=473</guid>
<description><![CDATA[Sebilür Reşad mecmuası’nın 7 Mart 1920 miladi tarihli 461. sayısında Bitlisli Bediüzzamanla]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sebilür Reşad mecmuası’nın 7 Mart 1920 miladi tarihli 461. sayısında Bitlisli Bediüzzamanla yaptığı röportaj yazısından:</p>
<p>“Kürdlük davası pek manasız bir iddiadır. Çünkü her şeyden evvel Müslüman’dırlar. Hem de salabet-i diniyeyi taassub derecesine îsaleden hakiki Müslümanlardan. Binaenaleyh, Ermenilerle aynı ırktan bulunup bulunmadıkları meselesi, onları bir dakika bile işgal etmez. İslam, uhuvvet-i islamiyeye  münafî  olan kavmiyet da’vasını men eder. Esasen bu, tarihe aid bir şeydir. Kürdlerin asıl ve nesebleri ne olursa olsun, İslamdan iftiraka vicdan-ı millileri asla müsaid değildir. Bununla beraber, Kürdlerin arab kavm-i necibiyle irkan alakadar bulunduğu hakaik-i tarihiyedendir.</p>
<p>İslamiyet, herhangi bir ırkın, diğer bir unsur-u İslam aleyhine olarak menfi surette intibah hasıl etmesini kabul edemez. Binaenaleyh, Kürdleri Müslümanlıktan ayırmak isteyenler, esasat-ı islamiyeye muhalif hareket ediyorlar. Fakat bunlar da kimlerdir? Bir iki kulüpte toplanan beş on kişiden ibaret!.. Hakiki Kürdler, kimseyi kendilerine vekil-i müdafi’ olarak kabul etmiyorlar. Onların vekili ve Kürdlük namına söz söyleyecek ancak meclis-i mebusan-ı Osmanîdeki mebuslar olabilir.</p>
<p>Kürdistana verilecek muhtariyetten bahsediliyor! Kürdler, ecnebî himayesinde bir muhtariyeti kabul etmektense, ölümü tercih ederler.”</p>
<p>(www.cevaplar.org)</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Said Nursi Kürt Teali Cemiyeti’ne üye miydi?]]></title>
<link>http://sanatsever.wordpress.com/?p=463</link>
<pubDate>Mon, 26 May 2008 16:36:19 +0000</pubDate>
<dc:creator>barbarosseferde</dc:creator>
<guid>http://sanatsever.wordpress.com/?p=463</guid>
<description><![CDATA[Son birkaç senedir, müfterilerin ürettiği yeni bir iftira var: Güyâ, Bediüzzaman Said Nursî ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Son birkaç senedir, müfterilerin ürettiği yeni bir iftira var: Güyâ, Bediüzzaman Said Nursî 19171918 yıllarında kurulan Kürt Teali Cemiyetinin aktif bir üyesi imiş.</p>
<p>Bu katmerli iftiranın başını çeken, Selçuk Üniversitesinde öğretim görevlisi olan birkaç “Kemalist Türkçü” akademisyendir.</p>
<p>Bunlar, 1998′de kitap çıkardılar. Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi isimli bu kitapta, onu Kürt (Kürdistan) Teali Cemiyetinin kurucusu üyesi diye ilân ettiler.</p>
<p>Biz, 1999 yılı Temmuz’unda bu akademisyen gruba gereken cevapları verdik. Attıkları iftirayı madde madde çürüterek yanlışlarını yüzlerine vurduk.</p>
<p>Hazırladığımız yazı dizisi tam on gün sürdü. Bunlar ise, cesaret gösterip karşımıza çıkmadılar. Bize cevap verme ve yalanlarını savunma cihetine de gitmediler. Dönüp dolaşarak, sanal âlemde sallama kolaylığını tercih ettiler.</p>
<p>Yine de, bu vesileyle birkaç noktayı nazara vermek icap ediyor.</p>
<p>- Kürt Teali, İngilizlerin desteğiyle kurulan ve faaliyet gösteren siyasî, ideolojik ve ayrılıkçı bir cemiyettir. Üstad Bediüzzaman ise, hayatı boyunca bu tür teşekküllere müsbet değil, daima menfi bakmış ve onlardan uzak durmuştur. Nitekim, eserlerinde de aynı tavrı takınmış, zararlı cemiyetlere hiçbir surette iltifat etmemiştir. Hatta, esarette iken bu cemiyetlerle teması olan bir talebesi (Müküslü Hamza Efendi) için de “Eyvah! Ne kadar bozulmuşsun” diyerek, bir hafta uğraşıp onu “eski hamiyetine” döndürmüş.</p>
<p>- Üstad Bediüzzaman’ı o cemiyetin kurucusu gösterenler, bu harp gazisi hamiyetli zâtın o tarihte (6 Kasım 1917) Rusya’da esarette olduğundan bile bihaberdirler.</p>
<p>- Said Nursî, iki buçuk yıllık esaretten kurtulduktan sonra, 1918 yılı ortalarında (HaziranTemmuz) ancak İstanbul’a vasıl olabilmiş ve zihnen, bedenen, ruhen yıprandığını söyleyerek, uzun süre sosyal hayattan uzak durmuş, Eyüpsultan Kabristanı ve Yuşa Tepesi gibi sakin yerlere gitmiş, buralarda yalnızlık içinde istirahate çekilmiştir. Öyle ki, aradan aylar geçtikten sonra kendisini tanıyanlar ona şu suâli yöneltmişlerdir: “Neden geldin geleli siyasete karışmıyorsun?”</p>
<p>Esaretten sonra siyasete hiç karışmayan, şeytandan kaçar gibi siyasetten kaçarak Allah’a sığındığını söyleyen Üstad Bediüzzaman gibi bir şahsiyet, nasıl olur da “Kürt Teali” gibi ayrılıkçı siyaset fışkırtan bir cemiyete dahil olur. Hiç mümkün mü?</p>
<p>- Bir zamanlar, yine bir iftira furyası başlatılarak Bediüzzaman Hazretlerinin “zararlı cemiyetler”le irtibatlı olduğu yalanı uyduruldu. Öyle ki, bu konu Meclis’in gündemine dahi taşındı. Konunun muhatabı olan dönemin Adalet Bakanı Fuat Sirmen, çıkıp Said Nursî’nin geçmişte zararlı hiçbir cemiyetle ilişkisi olmadığını resmen ilân etmek durumunda kaldı. (1950 öncesi iki kez Adalet Bakanlığı yapan Sirmen hakkında “komünistlik” iddiasında bulunanlar dahi olmuştur. İşte, bu derece menfi birisi bile, Said Nursî’nin zararlı cemiyetle bağlantısı olmadığını açıklamak zorunda kalmış.)</p>
<p>- Üstad Bediüzzaman’ı zararlı cemiyetler içinde gösterenler, akademisyen de olsalar, eğer müfteri değilse hiç tereddütsüz cahildir. Yıllar önce ortaya attığımız bu iddiayı bugün de aynen tekrarlıyor ve aykırı düşünmeye devam edenleri bir kez daha fikir meydanına dâvet ettiğimizi hatırlatarak yazımızı noktalıyoruz.</p>
<p>(M. Lâtif Salihoğlu, Yeni Asya Gazetesi, 2006)</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Risale-i Nur tahrif mi edildi? [Mason Abduh Said Nursi'nin Üstadı mı?]]]></title>
<link>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=157</link>
<pubDate>Thu, 08 May 2008 00:17:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>diyalog</dc:creator>
<guid>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=157</guid>
<description><![CDATA[
&#8220;Siz nasıl kalem karıştırırsınız!”
Mustafa Kaplan Bey, geçen haftaki bir yazısınd]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><a href="http://diyalogcu.files.wordpress.com/2008/05/said-nursi_bediuzzaman_.jpg"><img class="size-full wp-image-158" src="http://diyalogcu.wordpress.com/files/2008/05/said-nursi_bediuzzaman_.jpg" alt="said nursi" width="287" height="396" /></a></p>
<p style="text-align:center;"><strong><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:medium;">"Siz nasıl kalem karıştırırsınız!”</span></strong></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Mustafa Kaplan Bey, geçen haftaki bir yazısında <strong>“Risale-i Nurlara el atıldığını ve bazı değişiklikler yapıldığını”</strong> yazıyor ve haklı olarak sert bir şekilde de tenkit ediyordu.<br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Sakarya Üniversitesi hocalarından Sayın <strong>Dr. Alaaddin Yalçınkaya</strong> da Cemaleddin Efgani isimli eserinde bu değişikliklerden birine dikkat çekiyor. Alaaddin Bey’in ifadeleri şöyle:<br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> “İttihad-ı İslâm (İslâm birliği) ve Cemaleddin Efgani ile alâkalı, Said Nursi’nin de bazı görüşleri vardır. Said Nursi şöyle demektedir:<br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> “… Ben bu ittihadın efradındanım (bireylerindenim) ve bu ittihadın tezahürüne (meydana gelmesine) teşebbüs edenlerdenim. Yoksa, sebebi iftirak (ayrılık sebebi) olan fırkalardan değilim. Elhasıl: Sultan Selim’e biat etmişim. Onun ittihad-ı İslâm’daki fikrini kabul ettim. Zira o <strong>Kürtleri</strong> ikaz etti. Onlar da ona biat etti. <strong>Şimdiki Kürtler o zamanki Kürtlerdir.</strong> Bu meselede seleflerim (benden önce aynı düşüncede olanlar) <strong>Cemaleddin Efgani, Mısır Müftüsü merhum Muhammed Abduh, Ali Süavi, Hoca Tahsin Efendilerle Kemal Bey</strong> (Namık Kemal) ve <strong>Sultan Selim</strong>’dir.”<br />
<em><strong></strong></em></span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><em><strong> (Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, Tenvir Neşriyat, 1987, İstanbul, Yedinci Cinayet.)</strong></em><br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Alaaddin Yalçınkaya devam ediyor:<br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> “Said Nursi’nin bu konudaki görüşleri, arada küçük olmakla beraber farklı yorumlara sebep olabilecek diğer bir kaynakta şöyle nakledilmektedir:<br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> “İşte ben bu ittihadın efradındanım ve bu ittihadın tezahürüne teşebbüs edenlerdenim. Yoksa sebeb-i iftirak olan fırkalardan, partilerden değilim. Elhasıl: Sultan Selim’e biat etmişim, onun ittihad-ı İslâm’daki fikrini kabul ettim. Zira o, vilayat-ı şarkıyeyi ikaz etti, onlar da ona biat ettiler. Şimdiki şarklılar, o zamandaki şarklılardır. Bu meselede seleflerim; <strong>Şeyh Cemaleddin Efgani, allamelerden Mısır Müftüsü merhum Muhammed Abduh, müfrit âlimlerden Ali Süavi, Hoca Tahsin ve ittihad-ı İslâm’ı hedef tutan Namık Kemal ve Sultan Selim’dir ki…</strong>”<br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><em><strong> (Bediüzzaman Said Nursi, İki Mekteb-i Musibet’in Şehadetnamesi, Risale-i Nur Külliyatı’ndan, Aksi Seda Matbaası, Samsun, 1957, s 14-15)</strong></em><br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Fark ortada. Birindeki “Kürt” kelimesi diğerinde “vilayat-ı şarkiye” olmuş. Bu durumda, insan “Yoksa Risale-i Nurlarda benzer şeyler yapıldı mı?” diye düşünmez mi? Demek ki, Mustafa Kaplan Bey feveranında yerden göğe kadar haklı…<br />
Bir kelimenin değiştirilmesine bile bizzat Risale-i Nur’un yazarı şiddetle karşı. Bakın:<br />
Mana daha güzelleşiyor diye Fihrist Risalesi’ne yapılan çok küçük bir ilaveye itiraz eden Said Nursi, şiddetli bir tokat aşkettikten sonra, “Titremeliydiniz. Ben dahi (Risale-i Nur’a) kalem karıştıramıyorum. Siz nasıl kalem karıştırırsınız!” demiştir. (ittihad.com.tr sitesindeki 14 sahifelik metnin 6. sahifesi. Aynı cümle Sikke-i Tasdik-i Gaybi’de de mevcut.)<br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> 1996 veya 97’de Aksaray Akgün Otel’de Risale-i Nur toplantısı yapılmıştı. Galiba Filistin’den gelen hatipdi; konuşması içinde <strong>“Said Nursi, üstadlarım Cemaleddin Efgani, Muhammed Abduh, Ali Süavi diyor” dedi. </strong>Konuşmaları anında tercüme eden Suat Yıldırım Hoca, hatibin bu cümlesini tercüme etmedi. Arkasından, Suriyeli Ramazan el Buti konuştu. İşe bakın ki, bir önceki hatibin söylediğini o da söylemesin mi… Suat Hocamız, Buti’nin o cümlesini de es geçti. Bendeniz, tercümede bazı yerleri niçin atladığını yazıp kâğıdı masaya bıraktım. Suat Hocamız cevap vermek mecburiyetinde kaldı ve “Efendim biz polemik olmasını istemiyoruz” dedi. Hoca kendine göre bu iki ismi yani <strong>Abduh ve Cemaleddin Afgani’yi Said Nursi’nin üstadı olarak göstermek istemiyordu.</strong> İyi de, Said Nursi kendisi bu isimleri vermekten çekinmemişse bize ne oluyor!..<br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Sizin anlayacağınız değerli okuyucular, böyle şeylere şahit oldukça, Mustafa Bey’e bir defa daha ‘haklısın’ demekten kendimizi alıkoyamıyoruz.<br />
<strong></strong></span></span></p>
<p style="text-align:right;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong> 16 Mart 2006 Perşembe<br />
(Ali Eren, Vakit)</strong></span></span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#600000;font-size:small;"><strong> Ali Eren Bey'in ifade ettiği gibi; her ne kadar Suat Yıldırım polemik çıkmasın diye saklamaya çalışsa da Said Nursi'nin Masonluğu tescillenmiş sapık Abduh'un ve Cemalettin Efgani'nin izinden gittiğini çok iyi biliyoruz. Bu konu ile ilgili makaleleri de yayınlayacağız inşallah.</strong> </span></p>
]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
