<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>medya-tenkitleri &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/medya-tenkitleri/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "medya-tenkitleri"</description>
	<pubDate>Tue, 13 May 2008 20:56:32 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Hüseyin Üzmez'in "susma hakkı"]]></title>
<link>http://bekirlyildirim.wordpress.com/?p=887</link>
<pubDate>Tue, 29 Apr 2008 03:26:01 +0000</pubDate>
<dc:creator>Bekir L. Yildirim</dc:creator>
<guid>http://bekirlyildirim.wordpress.com/?p=887</guid>
<description><![CDATA[Vakit Gazetesi’ni nerdeyse hiç okumam; kendilerinden öğreneceğim fazla şey olmadığı için.]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Vakit Gazetesi’ni nerdeyse hiç okumam; kendilerinden öğreneceğim fazla şey olmadığı için. Hakları gasp edilen başörtülülerin haklarını savunduğunu, mağdur mazlum İslami entitelerin sesi olmaya çalıştığını biliyorum. Ama beni daha fazla “bileme” dışında bir işlevinin olmadığını da düşünüyorum bu “siyah Müslümanların” gazetesinin. Ne feraset, ne basiret ne bilgi olarak bu gazetenin bana verebileceği fazla bir şey olmadığı kanaatindeyim.  Abdurrahman Dilipak’in birikimine saygımı da ifade edeyim bu vesile ile de hakki kalmasın.</p>
<p>Bu Hüseyin Üzmez karakterini 30 kusur yıldır bilirim. 1952 senesinde Ahmet Emin Yalman’a suikast teşebbüsü ile hapse giren “ilk sağ eylemci”’nin  “fikir adamı” olduğunu duyardık ama bu eylem dışında herhangi bir fikri ile müşerref olduğumu hatırlamıyorum.  Ahmet Emin Yalman gibi faşizan, Cumhuriyet seçkincisi, laikçi bir karakterden nefret etmiş olması anlaşılması zor değildi; hatta sempati duyma sebebi idi o zamanlar.  Birçok arkadaş için bu rüştünü ispatlamaya “mücahit ağabey” olması için yeterli idi, her ne kadar onun ismini duyduğum 70’lerde bizler “milli görüşçü” gençlik olarak şiddetin hiçbir türlüsüne bulaşmamış olsak da.<br />
<!--more--><br />
25 yıllık ayrılıktan sonra ülkeye döndüğümde Akit Vakit olmuş idi ve bu<br />
zat Vakit yazarı idi. Bir iki yazısını tamamen veya kısmen okudum.  Fikir adına fazla sunacak bir şeyi olmadığını; serseri kurşun gibi sağa sola rikoşe yaptığı yargısına vardım. </p>
<p>Bir  iki yıl öncesinde Kartel Medyası’nın TV’lerine “İslami kanattan” en sık  davet edilen şahsiyetlerden olmasının da tesadüf olduğunu düşünecek kadar naif değildim. Atalarımız boşuna buyurmamış “din adamı Zekeriya Beyaz olanın dincisi Hüseyin Üzmez olur” diye. </p>
<p>Bir defasında bu programlardan birinde “<strong>Ben Şeriatçıyım; bununla gurur duyuyorum</strong>” demesi ve Bedri Baykam’a “<strong>ne o senin saçın öyle leylek yuvası gibi</strong>” türü ifadeleri dışında “dindar kesimlerin” fikriyatını, argümanlarını yansıtır bir şey duymayınca <strong>Vakit gazetesinin yönetimine ve tüm yazarlarına birer e-posta yazdım ve “etmeyin tutmayın, bu adamın gazetenizde ne işi var; TV’lerde dindarların haklarını savunacak bu adamdan daha uygun biri yok mu” dedim. Gazetenin yönetiminden  cevap gelmedi. Sadece Abdurrahman Dilipak kanalların davet edecekleri kimseleri kendilerinin seçtiklerini söyleyen, ”ne yapalım bu işler böyle işte.“ türü, aslında benden fazlaca farklı düşünmediğini, fakat gazetesinin bir yazarı hakkında menfi şeyler söylemekten kaçındığı mealinde kısa bir cevap yazdı.  Bir iki  yazar da “hissiyatınızı anlıyorum; Hüseyin ağabey biraz fazla dobra dobra ama o bir Allah aşığı“ türü cevaplar verdiler</strong>.</p>
<p>Sakalımız olmadığı ve dahi bu zat gibi ”ağır ağabey“ olmadığımız için sözümüzü dinlemedi bu gazetenin yönetimi. Oysa dinleseler idi kendilerini de inandıkları davayı da bu en ağır darbeden korumuş olurlar idi. </p>
<p>Hasıl-i kelam, adamı hiçbir zaman gözüm tutmamıştı. Eylemcilik geleneğinden olacak benim "tertip" Muhsin’in (Yazıcıoğlu) muhibbi olduğunu da saklamazdı. Bununla bir problemim yoktu, lakin dediğim gibi az fikir, çok heyecan ve tam da İslam düşmanlarının ellerine malzeme verecek söylemleri vardı.</p>
<p>Artik bu söylemlere belki de “dindar kesime“ 70’lerden beri en büyük manevi darbeyi vurmaya namzet bir eylem eklenmiş durumda. Evet, şaka yapmıyorum.  Ne Apturaman’in iddianamesi ne Ergenekon çapulcuları, ne de “islami Holdingler”  dindar kesime bu adam kadar zarar verdi veya verebilir. </p>
<p><a href="http://yenisafak.com.tr/gundem/?t=28.04.2008&#38;c=1&#38;i=113896">Haberi</a> duymayan kalmamıştır. </p>
<p>Biliyorum, “<strong>henüz dava ilk adımında ve bir şalgam gibi götürmüyorlar kellesini ipe adamın</strong>“ ama neresinde dursam  pis kokular geliyor burnuma. Bu ne Ali  Kalkancı-Fadime Şahin meselesine benziyor ne Çarşamba Cemaati asparagaslarına ne de Danıştay komplosuna. Yazılanların yüzde doksanı imalat olsa dahi, bu tamamı ile şer cephesinin imalatı değildir.  </p>
<p>Kendisinden  50 yaş küçük bir hanımla evlendiğini (yeni öğrendim) geçelim hadi. Fazlaca “şık” durmuyor“ bir İslami davası olan ve dindarların özel hayatlarının mercek altında olduğu bir dönemde ama “şıklık “ kriteri ile insanları yargılayamayız. ”ben şeriatçıyım; bununla gurur duyarım“ diyen adamın İslami kesimin dışarıya yansıttığı imaj, mesajı gibi bir hassasiyetinin olmasını bekleyemeyiz.</p>
<p>Ama bu son vakıanın masumane tevili zor iş nereden bakarsanız bakin. “Komplo“ demiş kendisi ve  “susma hakkımı kullanacağım“ diye ilave etmiş. Nitekim kendi gazetesi dahil birçok ”dindar medya” mensubu ya olayı yorumsuz verdi ya da “Müslüm-Gündüz, Kalkancı-Fadime Şahin“ vb vakıalarla benzerlikleri hatırlattı. Evet, benzerlik söz konusu. Son olarak sahnelenen Danıştay Saldırısı-Ergenekon-Cumhuriyet bombası vb vakıalar hakkında medyayı takip edenler komplo kokusu almıyorlarsa akıllarından şüphe etmek gerekir. Şundan da şüpheniz olmasın ki bundan sonra olayı kar maksimizasyonu muvacehesinde son damlasına kadar sömürülecek, başkalarının isimleri karıştırılacak adı geçen kız, aile mensupları maddi çıkar karşılığında muhtelif rollerde kullanılacaktır, Danıştay tiyatrosunda olduğu gibi. </p>
<p>Amma ve lakin Kalkancı-Fadime Şahin türü tiyatro benzetmeleri yapsak dahi burada Hüseyin Uzmez’e masum rolü kesmek mümkün mu akil izan sahibi insanlar için?</p>
<p>Velev ki iddia edilen ”14 yaşındaki kıza tecavüz” tamamı ile uydurma veya kızın ailesi bizlere Müslüm Gündüz, Aczimdendi, Ali Kalkancıları hediye edenler tarafından imal edildi. Ama gerek kendi gazetesi gerek diğer dindar medya ”tamamı ile düzmece; adamcaaz tanımaz etmez bu kadını da kızını da,  babasını da“ diyemiyor. Adam “bizden“ olduğuna göre Alparslan Arslan veya Ali Kalkancı rolü de kesemeyiz. Nereye koyacağız bunu?</p>
<p>Nasıl bir ”meşru özel ilişkisi“ olabilir evli barklı bir Müslüman’ın bir diğer evli barklı kadın ve kızı ile muhtelif kapalı mekânlarda bir araya gelmesini mazur gösterecek? Ali Kırca’dan bahsetmiyoruz “şeriatçı olmaktan gurur duyduğunu“ ilan eden bir ağabeyden bahsediyoruz. İlginç değil midir bildiğim kadari ile ”dindar ünlülerden“ şeriatçı olduğunu ilan eden tek kişi bu zat. Acaba diyorum adam da mahkemede “<strong>Sayın Erdoğan ve Abdullah Gül’e saygılarımı sunarım En kısa zamanda şeriatı ilan etsinler</strong>“ diyen Alparslan Arslan gibi bir aktör mü idi? </p>
<p>Ama öyle olduğunu farz etsek bu o zata 50 yıldır ”bizden“ kabul edip bağrına basan “İslami medya ve cemaatlerin“ basireti konusunda ne söyler?</p>
<p>Dediğim gibi pis kokular geliyor burnuma neresinde durursam durayım.</p>
<p>Bu vakıayı sadece güncel haber olduğu için ele alıp bir takim genel yargılar cıkarmamak tarzım değildir her ne kadar bunu yapmak acı gelse de.</p>
<p>Fakirin gerek  bu blogdaki yazılarında, gerek başka yerlerdeki konuşmalarında ”İslami kimlik“ yerine demokrat, doğrucu, vicdani kaygılarla hareket eden sıradan insan kimliği ile konuşmasının rasyoneli  de bu örnekten biraz anlaşılır sanıyorum. </p>
<p>Dindarlık, şeriatçılık, mücahitlik, alimlik, mütefekkirlik  iddiaları her sikletin kaldıramayacağı kadar büyük mesuliyet gerektiren iddialardır; buna hak kazanmak lazım, fiyatını da vergisini de ödemeye hazır olmak lazım. </p>
<p>Camdan köşklerde otururuz zira. </p>
<p>Ama geriye ne kalıyor? </p>
<p>Geriye doğruculuk kalıyor; ahlaki, vicdani sorumluluk kalıyor. Bir dindar olarak dindarın hakkını savunmadan daha erdemlisi  “dindar“ olmadan veya olduğunu ilan etmeden dindarın hakkını insan hakkı olduğu için, demokratlık gereği, doğruculuk gereği savunmaktır. Daha şerefli bir duruştur  kendinize hiçbir menfaat getirmeyecek bir davayı sadece hak, hukuk, vicdani kaygılar ile savunmak.</p>
<p>Dünyanın Hüseyin Üzmezlerine sözüm:</p>
<p>Eğer bilinçli aktör değilseniz ve düştüğünüz durum sadece güçlü testosteron ve/veya zayıf kontrol mekanizmaları gibi zafiyetler  ise ve fakat samimi olarak İslami kaygılarınız varsa  “davanıza“  yapabileceğiniz en büyük hizmet ortalıktan kaybolmak “susma hakkınızı" sadece kendinizi korumanın ötesinde sorumluluk, ahlaki kaygılar saikleri ile de kullanmaktır. Zira sizin zafiyetlerini davanıza mal ediliyor.</p>
<p>İslami medya, STK ve diğer teşekküllere de bir çift sözüm olacak:</p>
<p>İyi bilirim dindar kesimde  “bizdenlik“ kriterinin ne olduğunu. Bazıları sadece ”aramızda“ bulunduğu için ”bizdendir. Meclislerimizde pek görünmeyen, kendine ait fikirler ve duruş sergileyen omurgalılara ise pek güvenilmez; özellikle de "ağır ağabeyler" tarafından.  Bazıları sadece “bizi” alkışladığı için, bizim ağabeylerimize yalakalık yaptığı için, söz dinlediği için, “bizdendir”. Bazıları stratejik davranır, kimin meclisinde bulunacağını kimin elini öpeceğini hangi camide görüneceğini iyi bilir. Woody Allen’ in sözü ile "hayatın yüzde doksanı görünmekten ibarettir". </p>
<p>Özal –Erdoğan ikilisi ve arkadaşları bir evrimi önayak oldular  “İslam üzerinden siyaset yapmama; Türkiye’yi kucaklama” siyaseti ile.</p>
<p>Şimdi maneviyatçı kesim sadece misyonunu değil ama gayeye dönük araçlarını ve aktörlerini değerlendirmekte kullandığı kıstasları sorgulayarak ikinci ve daha kalıcı evrimi yapmak için “içeriye yolculuk” yapmak zorundadır. Zira “en büyük yolculuk içeriye yapılandır”. </p>
<p>***************************************<br />
Konu ile biraz ilgili:<br />
<a href="http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/14/bir-%e2%80%9cislami-medya%e2%80%9d-analizi-i/">Bir “İslami Medya” Analizi (I)</a></p>
<p><a href="http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/16/bir-%e2%80%9cislami-medya%e2%80%9d-analizi-ii/">Bir “Ýslami Medya” Analizi (II)</a> </p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Spor ve inanç hürriyeti: Yahudi Balili, Müslüman Olajuwon ve laik Hakan Şükür ]]></title>
<link>http://bekirlyildirim.wordpress.com/2008/04/25/spor-ve-inanc-hurriyeti-yahudi-balili-musluman-olajuwon-ve-laik-hakan-sukur-%c2%ab-bir-munzevi%e2%80%99nin-notlarindan%e2%80%a6-%c2%ab-bir-munzevi%e2%80%99nin-notlarindan%e2%80%a6/</link>
<pubDate>Fri, 25 Apr 2008 13:30:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>Bekir L. Yildirim</dc:creator>
<guid>http://bekirlyildirim.wordpress.com/2008/04/25/spor-ve-inanc-hurriyeti-yahudi-balili-musluman-olajuwon-ve-laik-hakan-sukur-%c2%ab-bir-munzevi%e2%80%99nin-notlarindan%e2%80%a6-%c2%ab-bir-munzevi%e2%80%99nin-notlarindan%e2%80%a6/</guid>
<description><![CDATA[İki yıl kadar önce yazılmış ama güncelliğini koruyan bir diğer yazı:
Spor ve inanç hürri]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>İki yıl kadar önce yazılmış ama güncelliğini koruyan bir diğer yazı:</p>
<p><a href="http://bekirlyildirim.wordpress.com/2006/09/30/spor-ve-inanc-hurriyeti-yahudi-balili-musluman-ollajuwon-ve-laik-hakan-sukur/">Spor ve inanç hürriyeti: Yahudi Balili, Müslüman Olajuwon ve laik Hakan Şükür</a></p>
<p>Konu ile alakalı diğer yazılar:<br />
<a href="http://bekirlyildirim.wordpress.com/2008/04/23/kemalistler-kutlu-dogumu-nasil-tartisir/">Kemalistler Kutlu Doğum’u nasıl tartışır?</a></p>
<p><a href="http://bekirlyildirim.wordpress.com/2008/02/08/fotbol-formasinda-mesaj-vermek-caizmidir-deniz-hocam/">Fotbol formasında mesaj vermek caizmidir Deniz Hocam?</a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kemalistler Kutlu Doğum'u nasıl tartışır?]]></title>
<link>http://bekirlyildirim.wordpress.com/?p=870</link>
<pubDate>Wed, 23 Apr 2008 00:46:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>Bekir L. Yildirim</dc:creator>
<guid>http://bekirlyildirim.wordpress.com/?p=870</guid>
<description><![CDATA[Nasil olacak, diger konuları tartışıtıkları gibi.
Yani şöyle: 
Peygamber&#8217;e hakaret ett]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Nasil olacak, diger konuları tartışıtıkları gibi.</p>
<p>Yani şöyle: </p>
<p><a href="http://www.habervaktim.com/haberoku.php?id=17308">Peygamber'e hakaret ettirdiler</a></p>
<p>Galatasaray'ın milli futbolcularından Hakan Şükür'ün Pazar günü oynanacak Fenerbahçe-Galatasaray maçı için ''Kutlu Doğum Haftasına yakışan bir derbi olsun'' ifadelerini internet sayfasına taşıyan Vatan gazetesi büyük bir skandala imza attı. </p>
<p>Fenerbahçe ile oynayacakları derbinin Kutlu Doğum Haftası'na denk geldiğini hatırlatan Galatasaray kaptanı Milli Futbolcu Hakan Şükür’ün, sokaklara hakim olan bayram havasının tribünlere de sirayet etmesini istemesini ve “Taraftarlar stada kesici aletlerle değil, güllerle gelsin” şeklindeki çağrısını internet sayfasına taşıyan kartel gazetesi Vatan, Peygamber efendimize yönelik ağır hakaret içeren yorumları kabul ederek bir skandala imza attı. Yorumlarda, Peygamber efendimizin yanı sıra Fethullah Gülen ve futbolcu Hakan Şükür’e yönelik ağır hakaretler de dikkat çekti. <!--more--></p>
<p>İşte Vatan’ın internet sayfasında yayınlanan habere yapılan ve Peygamber Efendimize, Fethullah Gülen ve Kutlu Doğum haftasına yakışır bir derbi maçı isteyen, stada çakı yerine gül getirilmesi çağrısında bulunan Hakan Şükür’e yönelik ağır hakaretler içeren yorumlardan bir kaçı: </p>
<p>ALİ GERER<br />
Elin arabı düşünmüyo da sana mı kaldı kutlu doğum falan</p>
<p>METE OR<br />
Pislik arapın doğum günü haftasından bize ne? Onu arap olanlar kutlasın. Burası Atatürk''ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti. </p>
<p>ENGİN ASA<br />
Neden bu yobazı irana göndermiyorsunuz. Bu gibiler ülkeden temizlenmeli.</p>
<p>ERKAN IŞIK<br />
Sahtekar sonunda futbolada siyaseti bulaştırdı.</p>
<p>AHMET CENGİZ<br />
Ulan şimdi ne alakası var maçla bunun. İllaki tarikatçılığını heryerde göstercen. Bir de bunu haber yapan gazeteye bakın. Bunun şeyhinin gazetesi!!!</p>
<p>HAKKİ HUKUK<br />
Bizde öküzlerin cook ise yaradığını biliyordum. Çift sürmek, kağnı çekmek gibi görevlerini olduğunu bilirdim; Fakat, iyi top oynadığını hiçbir zaman düşünmemiştim!!!</p>
<p>EYLüL TANSEL<br />
Bu Hakan Şükür denen adamın Galatasaray'da oynamasından nefret ediyorum. Gitsin artık bu F Tipi işbirlikçi yalaka. Tarikat yalakalığını git Fetoşun dizlerinin dibinde yap. Senin ve Okan'ın veya Emre'nin Galatasaray gibi bir takımda yer alması utanç verici. Defol git memleketin ABD''ye...</p>
<p>COŞKUN SABUNCULAR<br />
Utanmaz yobaz maça da haşemayla çık, din tüccarı seni kazandıkların az mı geldi de dinimizi pazarlıyorsun fetoşun uşağı.</p>
<p>Vatan'ın bazı yorumları gelen tepkiler üzerine geri çektiği de gözlendi.</p>
<p>2008-04-22 22:46:27<br />
------------------------------<br />
Konu ile ilgili:</p>
<p><a href="http://bekirlyildirim.wordpress.com/2006/09/30/spor-ve-inanc-hurriyeti-yahudi-balili-musluman-ollajuwon-ve-laik-hakan-sukur/">Spor ve inanç hürriyeti: Yahudi Balili, Müslüman Olajuwon, ve laik Hakan Şükür</a> </p>
<p><a href="http://bekirlyildirim.wordpress.com/2008/02/08/fotbol-formasinda-mesaj-vermek-caizmidir-deniz-hocam/">Fotbol formasında mesaj vermek caizmidir Deniz Hocam?</a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kanunlara saygılıyız, yani terörist değiliz]]></title>
<link>http://bekirlyildirim.wordpress.com/?p=839</link>
<pubDate>Fri, 04 Apr 2008 11:50:47 +0000</pubDate>
<dc:creator>Bekir L. Yildirim</dc:creator>
<guid>http://bekirlyildirim.wordpress.com/?p=839</guid>
<description><![CDATA[Bu Gökhan Özgün karakteri benim yazılarımı okuyor mu bilmiyorum, her ne kadar Malezya –Deniz]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bu Gökhan Özgün karakteri benim yazılarımı okuyor mu bilmiyorum, her ne kadar Malezya –Denizli bağlantısından tutun “hukuk mukuk tartışması abestir; gayrimeşru olanı meşrulaştırmaktan başka işlev görmez; artik demokratik direniş zamanıdır” fikrine kadar birçok yazıları benim yazdıklarım veya düşündüklerimden intihal koksa da elimde delil olmadığı için günahını almayayım. Hem benim de isime geliyor; beni iki saat tek parmak ile daktilo yazmak yetmiyormuş gibi bir de gavurca klavye ile yazdığım yazıları Türkçeleştirme zahmetinden kurtarıyor. Buyurun:</p>
<p><a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=252131">Kanunlara saygılıyız, yani terörist değiliz</a></p>
<p>H. Gökhan Özgün</p>
<p>04/04/2008 (2050 kişi okudu) </p>
<p>Günlerce Türkiye'yi Malezya çarşafına dolayan medyanın Malezya'yla az da olsa ilgili olduğunu sanıyordunuz, değil mi? Hayır, onlar Türk siyasetine dolanacak bir çarşaf olarak Malezya'yla ilgileniyorlar.<br />
Ama çarşaftan daha iyisi de var. Kefen.<br />
Denizli pamuklusundan dokunmuş, Yargıtay tarafından özenle işlenmiş bir kefen bulduğunda, medya hemen Malezya çarşaflarını toplayıp Türk malı kefen satıyor. Umudunuzu kesmeyin.<br />
Yargının vereceği kararı bekleyin. Belki tabuttaki hâlâ canlıdır. Gömülene kadar bekleyin.<br />
Belki tabut açılır. Tayyip Erdoğan kendi cenazesinden yürüyerek ayrılır. <!--more-->Demokrasi budur arkadaşlar. Bekleyin ve görün. Allah'tan umut kesilmez. Çıkmayan candan umut kesilmez. Hatta, çıkan candan da umut kesilmez. Umut kesen, marjinaldir, anarşisttir, jakobendir, ihtilal komiseridir. Bekleyin ve görün.<br />
40 yıldır bekleyip görüyoruz. Aynı filmi görüyoruz. Ne senaryo değişti, ne yönetmen, ne de artistler. </p>
<p>Prodüksiyon biraz daha modernleşti, o kadar.<br />
Demokratın 'devrimcisi' mi olur diye soruluyor? Oluyor. Mesela Çin'de oluyor. Rusya'da oluyor.<br />
Evet, bir demokrat devrim yapmak için yola çıkmaz. Devrim demokratın aklında değildir. Ama devrim korkusu demokrat olmayan birilerinin hep aklındadır. Ve onlar, her siyasi hamleyi 'devrim' gibi görür. Bazı rejimlerin en büyük mahareti, en dizginlenemez hırsı, sıradan demokratları, hatta sıradan insanları majinalleştirebilmek, hedef gösterebilmektir. </p>
<p>Demokrat kendini marjinalleştirmez, rejimler demokratı marjinalleştirir. Bu çok mahir rejimlerin adını siz koyun. Ne diyorsanız, isimleri o olsun.<br />
Burada, bir doktorun yapacağı en basit hile yapılıyor. Semptom, teşhis olarak sunuluyor. Semptom tamamıyla doğrudur. Türkiye'de demokratlık artık 'devrimci', hatta anarşizan bir portre çizmektedir. Bu semptoma bakarak hastalığı teşhis edebilirsiniz. Semptom çok tipik, dolayısıyla teşhis basit. Teşhis, Türkiye'de demokrasi yoktur. Bu dünyanın en basit deneyidir. Aynı demokratı al, 'özgür dünyaya' koy, söylediklerine kimse kafasını çevirip bakmaz bile. Çünkü söyledikleri sıradan şeylerdir.<br />
Ama birileri, semptomun hastalığın kendisi olduğunu söylüyor. Böylece, Türkiye'nin hastalığı, demokratların 'devrimciliği' oluveriyor.<br />
Adımız gözü karaya çıkıyor. Birileri yanaşıp soruyor. Abi, bunları yazıyorsun da, korkmuyor musun? Sade bir demokrata böyle bir sorunun büyük içtenlikle sorulduğu rejimin adı nedir? Bu rejimin adını siz koyun. Ne diyorsanız, ismi o olsun. </p>
<p>Şimdi haberler. Malezya'da seçimleri Müslümanlar kaybetti. Seçimleri multi-etnik demokrat parti kazandı(Adalet Partisi). Partinin içinde, Müslümanlar, Çinliler, Hintliler birlikte yer alıyor. </p>
<p>Gazetelerimizde çarşaf çarşaf yer alan Malezya, seçim sonuçlarına sıra gelince medyamızda kıldan sütuna tüyden santim büyüklüğünde yer aldı. Okuduklarınızdan Müslümanların seçimi kaybettiğini anlamanız da pek zor. Ben seçimi Müslümanların kaybettiğini dış basını okuyunca anlayabildim. Nedense, orada bu haber, başlıkta göze batıyor. </p>
<p>Demek Malezya'da Müslümanlar seçim kaybedebiliyormuş. Henüz bir darbe, bir muhtıra, bir iddianame de yok ortada. Aa yoksa Malezya'da demokrasi mi var? Ayşe Arman'ı göreve çağırıyorum. Buz mavisi gözlerden ilham alma zamanı gelmedi mi?<br />
Öyle sefil bir hale geldik ki, artık kanunlarımızın varlığıyla övünüyoruz. Kimse endişe etmesin. Evet, Türkiye'de kanun var. Butan'dan Paraguay'a, dünyanın istisnasız her ülkesinde kanun var. </p>
<p>Hukukun üstünlüğü diye bize kanunların varlığı ve kanunların gücü anlatılıyor.<br />
Kanunun gücünü reddeden mi oldu ? Türkiye'de hukuk yoktur, o halde kanunlara uymayacağım diyen tek bir demokrat gördünüz mü? Eline silah alıp demokrasi mücadelesi veren bir demokrata mı rastladınız? </p>
<p>O halde, ne demek istiyorsunuz? Daha da önemlisi, ne demeye getiriyorsunuz?<br />
Kanuna uyun çağrısı yapıyorsanız, kanunlara zaten herkes uyuyor. Kanunlara uymamayı öneren, hatta ima eden tek bir demokrat bilmiyorum ben. Kanunlara bile uymamayı hak görenler, Ergenekon'da yaşıyor.<br />
O halde, niye bu ısrar?<br />
Hayır, terörist değiliz. Bunu mu öğrenmek istiyorsunuz?<br />
Biz hukuku protesto ediyoruz. Protesto beyler, protesto.<br />
Sıradan bir demokratik hak. Protesto.<br />
Çoluk çocuğun bile sahip olması gereken bir hak.<br />
Ha, bu arada unutmadan. Protestolar tabiyatıyla makûl değildir. 'Makûl protesto' diye bir şey iletişim kurallarına aykırıdır.<br />
'Makûl protesto' bir 'oximoron'dur. 'Oximoronlar' da birilerini moronlaştırmak için uyanık kişiler tarafından imal edilir.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Siz bizim Malez.. pardon Denizlileştiremediklerimizdenmisiniz? ]]></title>
<link>http://bekirlyildirim.wordpress.com/?p=834</link>
<pubDate>Tue, 25 Mar 2008 12:18:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>Bekir L. Yildirim</dc:creator>
<guid>http://bekirlyildirim.wordpress.com/?p=834</guid>
<description><![CDATA[Tabiat kanunudur. Her etki bir tepki üretir, bilinçli ya da bilinçsiz. Fiziksel hayatta da tefekk]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Tabiat kanunudur. Her etki bir tepki üretir, bilinçli ya da bilinçsiz. Fiziksel hayatta da tefekkür hayatında da bu böyledir, “kunfe yekun” (Ol dedi oldu) dan beri. Akilli stratejist etkiyi üretmeden onun üreteceği tepkiyi, hatta ondan sonra üretilecek etki tepki silsilesini hesaplar. Esasen feraset dediğimiz meleke de bundan ibarettir.</p>
<p>Fazla derine dalmadan girizgâhımın nedenine geleyim.</p>
<p>Daha önce de bu blogdaki yazılarda sıkça yaptığım bir strateji değerlendirmesine güzel bir örnek daha sundu, etkiyi üreten laikçi medya ve tepkiyi üreten İslami medya. Her ikisi de beklediğim gibi hareket ettiler.</p>
<p>Dün Aydın Doğan’ın medya imparatorluğunun küçük elemanı, İsmet Berkan’ın utanıp sıkılmadan “orijinal demokrasi” , “birey hakları”, “farklılığa saygı” ifadeleri ile TV reklâm spotları yayınladığı “Haberde Radikalizm Demokrasi Gereğidir” sloganını kullanan demokrat kılığına bürünmüş faşist, ispiyoncu, radikalliği köşe yazdırdığı 2-3 faşist olmayan kalemden menkul paçavrası. </p>
<p>Etki “haberinin” başlığı şöyle idi:  <a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=250979">Bu gidişata dikkat! Türkiye Denizli olmasın!</a> (Ben 'haber yapmayız veririz' medya etiği diye buna derim!).<br />
<!--more--><br />
 “Afganistan, Iran, Arabistan ve Malezya’dan sonra şimdi de bir Ege şehrine benzeme tehlikesinin farkında mısınız ey ehil-i vatan?”  diye uyarıyor Ergenekon’un “demokratik takılan” yedek oyuncusu.   </p>
<p>“Denizli’ye benzeme” nin neyi ihtiva ettiği konusunu son günlerde kendisini <a href="http://bekirlyildirim.wordpress.com/2008/03/23/uzgunum-ama-gene-iskaladiniz-kursat-bey/">taktiğim</a> Kürşat Bumin yazmış .  Türkiye’nin tekstil-hazır giyim ihracatının yüzde 35’ini sağladığından tutun, mermerden şaraba kaç endüstriyel alanda faaliyet gösterdiğine,  birçok ekonomik, sosyal veriler sunmuş, devletin yardımı ile değil halkın gayreti ile gerçek gelişmenin mümkün olduğu, hatta devlete “gölge etme başka ihsan istemez” deme bilgeliğinin şehrin eşrafı tarafından da paylaşıldığını <a href="http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=25.03.2008&#38;y=KursatBumin.">anlatmış</a>. </p>
<p>Her ne kadar askeriliğimi orada yapmış olsam da zamanımın neredeyse tamamı kışlada geçtiği için Denizli’nin ne kızını, ne horozunu bilirim.  Sadece tozu kaldı hafızamda; ha bir de Pamukkale tabii ki. Zaten mevzuumuz da değil.</p>
<p>Bu TC’nin bir şehrini bilmem hangi yerde çalışan iki memur varmış ta bunların biri başörtülü imiş “ dehşet verici haberini”  sunan laikçi soytarılar tabii ki biliyorlar bununla hangi tepki üreteceklerini. Son 60 yıllık medya tarihimiz bu tur etki tepki diyalektiğinin uygulamasıdır. “Üniversiteli gençleri kıyma makinesine gönderdiler “haberi” 60 darbesi için zemin hazırlığında kullanılmış idi. Bu gün “mini etekli kızı diri diri yaktılar” haberine ödül veriyorlar. Gördük bu asparagaslardan iddianame dâhil yapıldığını 1960’ta da bu gün de. Ha Savcı Altay Egesel ha Savcı Abdurrahman Yalçınkaya. , Egesel Menderes’e “ben senin ne yaptığını biliyorum” dedi. Onun bilmesi yeterli idi. Hâkim Salim Basol’da biliyordu savcının bildiğini.  Apturaman da Altay’ın izinden yürüyor. Oyuncular değişir, senaryo aynidir.  </p>
<p>Bir o kadar, hatta daha önemli olan tepki ise İslami kesimin ürettiği tepkidir. Sağ olsun İslami kesimimizin akil adamları da medyadaki ferasetli ağabeyler de hep kışkırtıcının beklediği refleksi vermekte kusur etmediler. Bu,  psikolojik savaşta Müslüman’ı, dindar, ahlaklı insanları hep sanık sandalyesinde tutma stratejisidir. “Çamur at izi kalsın” in çok ötesinde fayda üretir bu strateji. İslami kesim tepkisi, bazı “radikaller” dışında hemen hiçbir zaman “velev ki Etnografya Müzesi’nde çalışan iki hanımdan biri bas örtülü facia bunun neresinde? İkisi de bas örtülü olsa ne yazar? Burası Müslüman ülke değil mi? Velev ki bilmem hangi lisede öğrenciler toplu namaz kılıyordu ve velev ki bilmem hangi hastanede bas örtülü doktor var.. Bunun neresi suç ey hayat suren leş!”  deyip bunları suç addeden zihinleri sanık sandalyesine koymak tarzında tezahür etmemiştir.  Değişmez olarak tepki ister sorumlulardan ister medyadan “bahsedilen hanım doktor değil özel şirketin temizlik işçisi… Müzede çalışan hanim hakeza, tuvaletleri temizliyor; yok canim küratör falan diil,. Delimiyiz biz başörtülü memur çalıştıracağız TC’nde? Baksana daha çok ve daha büyük Atatürk resimleri astık. Bu defa da kural bozulmamış <a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=668644.">gözüküyor.</a> </p>
<p>Bu tür savunmalar etkiyi üreten için tadından yenmeyecek cinstendir. Kopeklerinden istediği tepkiyi alan Pavlov edası ile ellerini oğuştururken devam ederler etki üretmeye.  Çünkü bu “savunma ile yapılan şudur:</p>
<p>1. “Başörtülü doktor, başörtülü memur, namaz kılan çocuklar, bilmem hangi kamusal alanda mescit, bacaklarını teshir etmekten hayâ eden hanımlar, Kuran dağıtma, okuma, Kutlu Doğum Haftası kutlama, yani isnat edilen suçların hepsinin suç tanımına girdiğini kabul ediyoruz ama “şüpheliler” bu suçları islemediler, isledilerse de iki tane çocuk, temizlikçi kadın, üç tane esnaf bunda büyütecek ne var canim sayın sahipler, yargıçlar?” demek seklinde tecelli eder Müslüman tepkisi.  </p>
<p>Siz etkiyi üreten olsanız bu başarılı stratejiden vaz mi geçersiniz daha kuvvetle uygular mısınız? </p>
<p>2. Siyasi aktörlerin, dini hassasiyet taşıyan bürokratların tepkisi de medyanınkinden fazla farklı değildir.  Onlar da devamlı sanık sandalyesinde oturan olarak bir daha bu tur suçlamalara malzeme vermemek için Allah kelimesini kullanırken dahi etrafa bakacak, kamusal alanı Tezic’in standardına göre (Tezic evin içinin de polis geldiğinde kamusal alan olabileceğini söylemişti ya) tanzim etme yolunda adımlar atacaklar,  laikçilerin “tehlike algılarını”  bertaraf etmek için hummalı faaliyetlere gireceklerdir. Örneğin MEB Hüseyin Çelik’in Ankara’da bir ödül töreninde bir ortaokul öğrencisinin başörtülü olması üzerine “sorumlular” hakkında niyet soruşturması <a href="http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/12/13/torende-basortusune-sorusturma/">açtırması</a> gibi. </p>
<p>3. Bu tepkilerini aggregate ürününün ne olduğunu ortalama zekâ sahibi insanlara açıklamak dahi gereksizdir. Dindar kesim için devamlı geri adim atma ve etkiyi üreten saldırgan laikçi kesim için yeni saldırılar için cesaretlendirici zıvanadan çıkarıcı etki. </p>
<p>4. Her ne kadar bu tur toplumun en kutsal değerlerine örf ananesine küfür içeren saldırılar ne laikçi medyayı ne siyaseti onlar üzerine kurulu CHP ve türevlerini halka yar yapacaktır ama “aptal halkı“ kazanmak isteyen kim ki? Arzu edilen halkın kimin patron olduğunu ve matah kültürün hangisi olduğunu bilmesidir. Zaten bu laikçi seçkinlerin en korktukları olgu halk ile beraber gruplanmaktır. Cumhuriyetin kurulusundan beri Atatürk’ün „koylu memleketin efendisidir“ sözü dahi bu seçkinlerin ağzında "fasa fiso vatandaşlar“ ve "hassolar memolar" ile dalga geçmek için kullanılmıştır. Onlar "efendi" kelimesini sadece hizmetçileri için kullanırlar; "bacı“  ise temizlikçi kadındır. Onların yaşam stilinin de değerlerinin de kendisininkinden farklı olmasından rahatsız değildir. Yoksa seçkin olmanın tadı mı kalır? Problem efendi ile bacının haddini bilmeden okuma ekonomide yer almaya, siyasete modern olmaya kalkmasıdır. Laikçilerin en insani olanı Ecevit’in başörtülü vekil için "bu kadına haddini bildirin“ sözünün herhalde bizim tevilimize ihtiyacı yoktur.</p>
<p>Hal böyle olunca, bu tur "haberciliğin“ bir önemli işlevi de mevcut kast sistemin korumaktır. Brahma Brahma kalacaktır,  Dalit Dalit.</p>
<p>Tekrar ediyorum. Coşkun Özarı stratejisi iflas etmiştir (<em>bilmeyenler için Özarı taktiği: 70’lerde milli takim calistiriciligi yapan Coşkun Özarı’nin Avrupa takımları ile karşılaşıldığında tek stratejisi vardı. Kapanma. Nerede ise takimin tamamını kale ve ceza sahası önüne dizer, saha kenarında zincirleme sigara içerken, beraberlik veya az farklı yenilgi için dua ederdi. Beraberlik aldığında zafer olurdu</em>).</p>
<p>İslami kesimin 80 yıldır uyguladığı defansif strateji iflas etmiştir. Laikçiler deha değil ama korkarım dindar kesimin akil adamlar da fazla akil değiller. Artik  "dun dünde kaldı cancaaazım; bu gün yeni şeyler söylemek lazım“ demenin zamanıdır. </p>
<p>Not: Daha önce Milli Şef’in “arkadaşlar bir memlekette namuslu insanlar en az namussuzular kadar cesur olmadıkça o memlekette felah yoktur” sözünü nakletmiş ve namuslu insanların da Mille Şef kadar cesur olması gerektiğini söylemiştim.</p>
<p>Ayni mealde bir haykırış da yukarıdaki hezeyanların yayınlandığı Radikal Gazetesi’nde (“bak bizde muhalif sesler de var” demek için bulundurulanlar kontenjanından yazan) Gökhan Özgün’den gelmiş:<br />
"Bu tuzağa düşmeyin. AKP'nin kapatılma davasını bir münazara mevzuu haline getirmeyin. Bunun 'hukuki' olduğunu söyleyenlerle tartışma programlarında aynı masada oturarak, olanı biteni 'meşru'laştırmayın. Gayrimeşru olanı meşru bir zemine çekmeyin. Demokrasiyle uzlaşamayanlarla aynı masaya oturarak bir uzlaşma zemini mümkünmüş intibaı yaratmayın. Bütün bunlar, maalesef bir 'savaş' olarak tasarlanmış. Bu savaşı açanlar maalesef hiçbir bedel gözetmiyor. Bunu artık anlayın. Bunu artık görün. Tarafınızı seçin ve orada durun. 'Empati devri' ebediyen bitmiştir…"<br />
Alıntı yaptığım yazının tamamı:<br />
http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=21.03.2008&#38;y=AliBayramoglu</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Elif Şafak kaç kere darbeye teşebbüs etti?]]></title>
<link>http://bekirlyildirim.wordpress.com/?p=832</link>
<pubDate>Mon, 24 Mar 2008 19:45:54 +0000</pubDate>
<dc:creator>Bekir L. Yildirim</dc:creator>
<guid>http://bekirlyildirim.wordpress.com/?p=832</guid>
<description><![CDATA[
Birazcık önce kanalları zaplarken entelliğinin kerameti fular, gözlük ve keçi sakal durumund]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href='http://bekirlyildirim.wordpress.com/files/2008/03/elif-safak.jpg' title='elif-safak.jpg'><img src='http://bekirlyildirim.wordpress.com/files/2008/03/elif-safak.thumbnail.jpg' alt='elif-safak.jpg' /></a><a href='http://bekirlyildirim.wordpress.com/files/2008/03/25540-ilhan-selcuk.jpg' title='25540-ilhan-selcuk.jpg'><img src='http://bekirlyildirim.wordpress.com/files/2008/03/25540-ilhan-selcuk.thumbnail.jpg' alt='25540-ilhan-selcuk.jpg' /></a></p>
<p>Birazcık önce kanalları zaplarken entelliğinin kerameti fular, gözlük ve keçi sakal durumundan menkul Emre Kongar ile kendisine ancak 1 yıl tahammül edebilen sabır küpü Mehmet Barlas’ın yerine geçen Cengiz Çandar’in “yorum farkı” na takıldım.</p>
<p>Biraz mazoşistliğim vardır ama fazla sadist sayılmayacağım için Emre’nin incilerinin sadece birkaç tanesini nakledeceğim, aklımda kaldığı kadar ile.</p>
<p>“Bir yazar (Orhan Pamuk) yargılanıyor diye dünyayı ayağa kaldıran AB, Joost Lagendikmidir Lagediykmidir ne dik ise, şimdi 83 yaşındaki, 30 kitabi olan bir yazar yargılanırken nerde? Elif Şafak, Orhan Pamuk blah, blah,  blah...İlhan Bey blah blah blah…” (kelime yanlışı olabilir ama mana çarpıtması zerre kadar yoktur –blahlar mussesemizin ikramıdır).<br />
<!--more--><br />
Cengiz Çandar’in cevabı: Ama onlar fikir suçundan yargılandılar. İlhan Selçuk Ergenekon kapsamında ön sorgulamaya tabi tutuluyor. Yârin konuşacağız bunları. </p>
<p>Gene ayni programdan Emre’nin incilerinden bir kaç tane bonus:</p>
<p>“Esas trajik olan 83. yaşındakı dostum İlhan Bey…. blah blah blah..</p>
<p>—Esas vahim olan <strong>güya </strong>savcının kendisine yönelttiği suçlamaların, <strong>güya </strong>eldeki delillerin gazetelerde yayınlanması”...Danıştay’a saldıran, Cumhuriyet’e bomba atan “<strong>türban için yaptım</strong>” dedi, babası da öyle dedi, dayısı da öyle dedi… Onun “güya” Ümraniye’deki güya cephanelik ile <strong>güya</strong> ilişkilendirilmesi, ortada somut bir suç varken <strong>şeriat, türban</strong>, <strong>türban şeriat laiklik</strong>, ortaya <strong>güya</strong> Ergenekon bağlantısı bulunmaya çalışılması…</p>
<p>Hâsıl-i kelam “biz güzel güzel şeriat türban, laiklik lak lak  diyerek darbe yapıyor iken Ergenekon bilmem ne soruşturması diyerek revanşizm ve pişmiş aşa soğuk su katmaktır “<strong>esas trajik olan</strong>” diyor Emre Kongar. </p>
<p>Esas trajik olan sensin Emre. Fazla ağır mı kaçtı? Hafifleteyim:Trajikomiksin. </p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Üzgünüm ama gene ıskaladınız Kürşat Bey]]></title>
<link>http://bekirlyildirim.wordpress.com/?p=827</link>
<pubDate>Sun, 23 Mar 2008 12:17:48 +0000</pubDate>
<dc:creator>Bekir L. Yildirim</dc:creator>
<guid>http://bekirlyildirim.wordpress.com/?p=827</guid>
<description><![CDATA[Daha önce de söyledim Kürşat Bumin’i severim aslında. Bildiği doğruları yazar. O doğrular]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Daha önce de <a href="http://bekirlyildirim.wordpress.com/2008/03/22/kursat-bumin%e2%80%99in-derdine-bakin-allah-askina/">söyledim </a>Kürşat Bumin’i severim aslında. Bildiği doğruları yazar. O doğruların mevcut ortamın gerçekleri,  olanların önem veya vahamet öncelikleri gibi şartlardan etkilenmesine müsade etmemesi ve mantık örgüsüdür fakir için problemli olan.  Öyle görünüyor ki bu sadece fakirin değil kendi gazetesi dâhil, medyada birçoklarından da direkt veya gruplama yolu ile eleştiriler üreten bir tutum. </p>
<p>Tartışma konusu ne olursa olsun, nifakların,  tefrikanın kökeninde nefsin oynadığı rol insanlık tarihi boyunca en az zikredilmiş en önemli motiflerdendir. İslam’da mezhep ayrılıklarından tutun günümüzdeki ilkesel ayrılıklar gibi gözüken ateşli husumetlerin kökenine inerseniz nefsin oynadığı büyük rolü keşfedersiniz. Ama her zaman bu bir ahlaki, ilkesel duruş, hakikat arayışı kisvesi ile kamufle edilmiştir.<!--more--></p>
<p>Konuya tekrar dönecek olursak Kürşat Bumin’in “durusunda” da ben ilkesel tutarlılık gayretinden çok nefsi güdülerin hâkim olduğu kanaatindeyim. Dun de dediğim gibi ülkede kan isteriz, 1960 gibi” ifadesini açık seçik kullananlar, Tuncay Özkan tiradları gibi iddianame yazanlar, “bizim istemediğimiz olmaz” diyenler kol gezerken Kürşat Bey’in derdi bakıyorsunuz bir gün 80’ kusur yaşındaki darbecilik kariyerli İlhan Selçuk’un “polis devleti” tarafından <a href="http://bekirlyildirim.wordpress.com/2008/03/22/kursat-bumin%e2%80%99in-derdine-bakin-allah-askina/">nezarete alınış tarzı </a>ve ertesi günün meselesi de Gazi Üniversitesi’ndeki “ülkücü öğrencilerin” Mevlid Kandili’nde içki servisini protesto etmelerini laiklik bazında ele alan Mümtazer Türköne ’yi sigaya çekme.</p>
<p>Ana fikir olarak Kürşat Bey, Mümtazer Türköne’yi aslında laiklikle ilgili olmayan bir konuyu, kavramını eğip bükerek laiklik meselesi yapmaya çalışmakla suçluyor. Mevzubahis Türköne  yazısına bir göz atmıştım; fazla ilginç gelmediği için sonuna kadar dahi okumamıştım. Simdi tekrar okudum. Bumin’in argümanları tamamı ile temelsiz sayılmaz. Türköne Gazi Üniversitesi yönetiminin tavrında bir çirkinlik, bir garabet bulmuş ama bunu bir anti-laik uygulama argümanı sekline sokmak için biraz fazla uğraşmış görüntüsü veriyor. </p>
<p>AMA evet AMA gene ben sözü Kürşat Bumin’in “anal retentive” konu secim ve hatalı mantığına getirmek zorundayım. Bir kere neden bu kadar önemli ki Gazi Üniversitesi’nin yönetiminin tavrının “laiklik” ihlali olup olmadığı?  Nihai gaye hakikat arayışı ise Türköne de buradaki fahiş derecede problemli tavra işaret etti ise “yok o dediğin den laiklik teorisi çıkmaz” demekle ne yapmış oluyoruz? </p>
<p>Bumin, Türköne ’nin yazısını nasıl söylesem ki resmen çarpıtıyor. İçinden içki, mevlit, toplumsal barış gecen bazı cümleleri cımbızlayıp Türköne’ye onun yapmadığı bir laiklik tanımı yaptırıyor. Oysa Türköne’nin olayı laiklik bağlamında el alması Bumin’in ifade ettiği gibi birkaç alakasız öğeden bir laiklik kavramı çıkarma gayreti değil. Yazarın mesajı tam da Bumin’in “güya savcı ile dalga geçiyor” diyerek dalga geçtiği ifadeler.</p>
<p>Kürşat Bumin’in ütopyasında içki, Mevlit, toplumsal barış, özel hayat, kamu mekânı, kamu kaynakları gibi kavramlardan laiklik teorisi çıkmayabilir ama Türkiye’de bal gibi çıkar. Türköne’nin yazısı da zaten bir cevap niteliği taşıyor. Türköne’nin ve benim yaşadığım ülkede şunlar oluyor:</p>
<p>—Ülkenin CB’nin da katıldığı bir baloya 100 kusur kiloluk bir şarkici hanim şeffaf elbise ile gelir. Gene kendi mahallesinden onu “gross” olduğunu söyleyenlere cevabi “ben laik, çağdaş, Atatürkçü…. Türk kadınıyım” dır.<br />
-Ayni ülkede darbeciler Cumhuriyeti gazetesinin yazarları Üsküdar’da meyhanelerin, tüm “uygar Batı’da olduğu gibi” okullar, ibadethanelerden belli mesafede olması ve ortalıkta ayyaşlık yapılmaması düzenlemesini gene “laiklik” adına protesto eylemi yaparlar. Eylem: Deniz Som, ailesi ve diğer laiklerin şaraplarını halkın ortasında boca ederken “Türkiye laiktir laik kalacak” sloganları atmak, </p>
<p>Aklıma benzeri yüzlerce örnek geliyor, ama uzatmaya gerek yok. Zaten bizim örneklerden teori çıkarmamıza gerek de yok.  Türköne de referans olarak bu “laiklik göstergelerini” özetleyen Savcı Abdurrahman Yalçınkaya’nin kriterini baz almış. Okuyalım:<br />
“Başsavcı'nın iddianamesini, doğru ile yanlışı ayırt etmek için bir ölçü olarak alırsak varacağımız sonuç şu olacak: Mevlid Kandili'nde bir açılış kokteylinde içki içmek "laik yaşam biçimi"nin gereğidir. Aksi takdirde toplumsal hayatta dinî kuralların egemen olduğu sonucu çıkar ki, bu durum laikliğe aykırıdır. Nitekim iddianamede; "Halk sağlığı ve gençliğin korunması bahane edilerek, adeta şer'i nizam uygulanırcasına alkollü içki satış ve tüketim alanlarının daraltılması ve giderek yasaklanması" suçu kapatma gerekçeleri arasında zikredilmektedir.<br />
Peki, kamu kaynaklarını kullanarak kamusal bir mekânda dindar insanların rencide edilmesi laikliğin gereği ise, Gazi Üniversitesi'nde yaşanan olayın benzeri gerginliklerden toplum nasıl korunacak?<br />
Karşımızda bir anayasal prensibin var oluş gerekçesi ile, amacından çok uzak kullanılması arasındaki derin uçurum duruyor. Neyin laikliğe uygun, neyin laiklik karşıtı bir durum olduğunu anlayabilmek için gerçek hayata bakmamız yeterli. Ne kadar iddia edilirse edilsin laiklik dendiğinde karşımızda kutsal bir prensip değil, akla uygun bir toplum düzeni gelmeli. Akıl, toplumu barış içinde yaşatacak bir genel çerçeve oluşturmaya çalışıyor. Devleti dinler karşısında tarafsızlaştırarak, dinî inanç farklılıklarından kaynaklanan çatışmaları önlüyor ve bu prensibe laiklik adını veriyor.<br />
Başsavcı ise iddianamede sayfalar boyu farklı bir muhakemeyi yürüterek laikliği "modernleşme felsefesi, insanca yaşama yöntemi ve insanlık ideali" gibi ne anlama geldiği konusunda yüzlerce farklı görüşün birbiriyle cenk edeceği bir alana taşıyor. Kısaca laikliği, toplumsal barışı sağlayan bir prensip olmaktan çıkartıp, bir kavga vesilesine dönüştürüyor.<br />
İddianameden bir başka laiklik tanımı: "Çağdaşlaşmayı hızlandıran ve Türk Devrimi'nin kaynağı olan laiklik ilkesi toplumun akıl ve bilim dışı düşüncelerle yargılardan uzak kalmasını amaçlar". Vahye dayanan bütün dinler "akıl ve bilim dışı düşünceler" olduğuna göre bu cümleden çıkacak tek sonuç, laikliğin amacının toplumu dinden uzak tutmak olduğudur. “<br />
Laikçilerin laiklik tanımları AYM’ ne sunulan bir iddianame de dahi bu hal almış iken, laiklik adına kullanılan her laikçi kıstas ya cinsellik, ya ayyaşlık ama mutlaka hazcılık, maddi tatmini yüceltme referansı ve daha kötüsü bunun devlet eli ile "İnsanların özel hayatını onlar (öğrenciler) düzenleyemez" diyenler tarafından insanlar için örnek yasam sekli olarak sunulması, hatta dikte ettirilmesi gerçeği ile karşı karşıya olduğumuz bir ortamda Türköne bu gerçeği göz ardı edip laiklik teorisinin kökeni üzerine tebliğ mi üretmeli idi?  Bu bir karşı argümandır, kapsamlı bir monografi değil. Herkes “anal retentive” olmak zorunda değil ki Sayın Bumin?<br />
Sezar’ın hakkini Sezar’a vermek adına Bumin’in kısmen olsun hakli olduğu bir noktayı da işaret edelim. O da Türköne’nin “toplumsal barış” vurgusunun laiklik (demokratik laiklikten bahsediyoruz tabii ki) “tanımından” çok esbab-i mucibesi ve gayesi ile alakalı olduğu. Laiklik tanımında,  per se,   toplumsal barış yoktur ama laiklik uygulamasının gayesi toplumsal barıştır. Kökeninde kilise ile kral arasındaki barış idi, günümüzde ise farklı inanış, felsefeler, yasam biçimlerini benimseyenler arasındaki bir uzlaşma metnidir laiklik tanımı. Türköne burada da hedefi şaşırmış değil. Laikliğin demokrasilerde bir ideolojiyi temsil etmediğini demokrasinin bir çerçevesi olduğunu vurguluyor. Bana kalırsa mütekâmil bir demokraside “laiklik” diye ayrı bir kavramdan bahsetmek dahi lüzumsuzdur çünkü din-devlet ilişkilerini zaten demokratik kurallar tanzim eder. İleri demokrasilerde zaten böyle bir kavram tartışılmaz dahi<br />
.</p>
<p>Devlet Üniversitesi’nde Mevlid Kandili’nde “en hakiki mürşit ne zevkli şeymiş; hele hele milletin kesesindense “ diyerek kadeh tokuşturmanın uygunluğu mevzuuna gelince,   Bumin araştırdı mı bilmem ama benim bildiğim gördüğüm Bati Üniversitelerinde akademik üniteler, araştırma merkezleri, bilmem hangi proje, bilimsel faaliyetin hayata geçirilişinde, üniversitelerde –özel veya kamu- kafa çekerek açılış, kutlama pek rastlanılan bir durum değildir. </p>
<p>Olayın toplumun değerlerine saygı gibi ahlaki boyutu kadar bir bilimsel faaliyetin konuşulup tartışıldığı, zinde beyinlerin ürünlerinin sergilendiği bir ortamda mutlaka iradeyi dumura uğratıcı etkisi olan “içki servisi” olması geleneği herhalde ancak Türk usulü laik, halkı Müslüman ülkenin “bilimi en hakiki mürşit” edinmiş “devrimci bilim” yuvalarında olur;  emin değilim Özbekistan ve Tunus’un güzide bilim kuruluşlarını araştırmadım (Demokratik laiklik ve çağdaş bilimin yuvası üniversitelerden konuşurken Bati’yi baz almam herhalde yadırganmaz). </p>
<p>Demek ki neymiş Sayın Bumin? </p>
<p>Kafa çekerek Deprem Araştırma Merkezi açılışı çirkindir, onlara bu kaynakları sunan toluma küfürdür, bilime,  hem de bir tabii felaket üzerine olanına- katkıda bulunmak iddiasındaki bir eğitim, araştırma kurumu için utanç vericidir ve Türk laikçilerinin, Apturaman’in iddianamesinde özetlenen yobazlığının göstergesidir. Bu beyinleri alkol sulanmış ve anatomik pozisyonu bellerinin altına inmiş ayyaş lümpenlerdir konuyu “laiklik” eksenine oturtan, Türköne değil. </p>
<p>Gene ıskaladınız. </p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kürşat Bumin’in derdine bakın Allah aşkına!]]></title>
<link>http://bekirlyildirim.wordpress.com/?p=826</link>
<pubDate>Sat, 22 Mar 2008 12:25:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>Bekir L. Yildirim</dc:creator>
<guid>http://bekirlyildirim.wordpress.com/?p=826</guid>
<description><![CDATA[Kürşat Bumin bağımsız düşüncesi ile takdir ettiğim bir entellektüeldir. Yazılarında zama]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kürşat Bumin bağımsız düşüncesi ile takdir ettiğim bir entellektüeldir. Yazılarında zaman zaman "İslami kesimi“,  hatta direkt olarak kendi gazetesini sigaya çekmişliği de vardır, her ne kadar bunun kredisinin kendisinden çok ona bu demokratik platformu sunan gazetesine gitmesi gerektiğini düşünsem de. Kendisi ile problemim ahlaki omurga eksikliği değil çoğunlukla muhakeme çarpıklığıdır. Diğer köşe yazarlarına olduğu gibi ona da,  yazılarına olumlu olumsuz eleştiriler getiren birkaç e-posta gönderdim geçmişte. Önceleri cevap yazardı kısaca da olsa. Bir defasında eleştiri dozum biraz ağır kaçmış olacak ki "artik sizinle yazışmayacagim“ dedi ve sözünde de durdu. </p>
<p>Kendisine eleştirilerim bir ahlaki sorgulamadan çok bir rasyonel sorgulaması idi çoğunlukla. Bunlardan en önemlisi kendisinde gördüğüm "odada fil var iken pervazlardaki tozlarla meşgul olma“  problemi. Benzeri bir gözlemimi ben kendisine gavurların "anal retentive“ terimi ile ifade ettim (bizim lisanımızda tam karşılığı varsa bilmiyorum  "lafı kıçından anlama“ ile detaylara odaklanma arasında bir vakıa).<br />
<!--more--><br />
Bomba patlamıştır; ortalık toz dumandır. Kürşat Bumin, yerdeki izmaritlere odaklanıp bunları oraya atılmasındaki sosyal problemi inceler veya ne bileyim patlama mekânındaki güvenlik görevlisinin sert tavrını mercek altına alır (teşbihte hata olmaz). Ali Bayramoğlu ne kadar büyük resimci ise Kürşat Bumin o kadar küçük resimcidir. Küçük karelere odaklanıp onun içindeki yanlışları bulur; bunun jig-saw puzzle’in bir parçası olduğunu unutur. </p>
<p>Bumin’in bu günkü derdi de İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu, Doğu Perincek’in Eregenekon sorusturmasi kapsaminda tutuklanması imiş. "<a href="http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=22.03.2008&#38;y=KursatBumin">İyi gelişmeler değil bunlar</a>" diyor ama  neyin yanlış olduğuna dair tutarlı bir ilke veya rasyonel ortaya koyabilmiş değil. Bu tutuklamaların olumlu gelişmeler olduğunu söyleyen Şamil Tayyar’a ateş püskürüyor,  lakin nedenini yeteri kadar açıklayamamış. Yazısında Şamil Tayyar’ın ne münasebetsiz, lüzumsuz diye tavsif ettiği sözleri dışında ancak şu rasyoneli sunabiliyor:</p>
<blockquote><p>"Ergenekon soruşturması" adı verilen operasyon muhakkak ki çok ciddi biçimde soruşturulması gereken ve kanıtlara ulaşıldığında yine çok ciddi olarak üzerine gidilmesi gereken bir gelişmedir. Ancak söyler misiniz; 80'li yaşlarını süren İlhan Selçuk ya da Prof. Kemal Alemdaroğlu'nun apar topar gözaltına alınarak sorgulanması işin ciddiyetine uygun düşmekte midir?</p></blockquote>
<p>Bilmem. Hangi "işin ciddiyetinden" bahsettiğinize bağlı. </p>
<p>Anlaşılan Bumin’in problemi 80’li yaşlarındakileri (aslına bakarsanız sadece Ilhan Selcuk bu yaş grubunda ama detay) "apar topar gözaltına almak“ imiş. Güzel de Sayın Bumin bu "apar topar gözaltılar“ ya o arzu ettiğiniz "çok ciddi olarak soruşturma“ ve "çok ciddi olarak üzerine gitme“ nın gereği ise? Örneğin Selçuk’un ya bahsetmekten kaçındığı ya failini bizzat savunduğu Cumhuriyet Gazetesi'ne bomba olayının kendi bilgisi dâhilinde cereyan eden,  Danıştay Komplosuna benzer bir olay olduğuna dair delil varsa savcının elinde? Eminim Madanoğlu cuntası mensubu İlhan Selçuk’un sicilini Kürşat Bumin en az benim kadar biliyordur. Cunta arkadaşlarından birinin bir diğerine "ben çocuklara mısır patlattırır gibi bomba patlattırıyorum, sen boş duruyorsun" şeklinde cıkıştığını da okumuştur Bumin.</p>
<p>Kendisine bu mealde düşüncelerimi gene bir e-posta ile ifade ettim.</p>
<p>Yazdıklarım aynen şöyle:</p>
<p>Sn. Bumin,</p>
<p>Şamil Tayyar’ın sözleri ile ilgili eleştirinize ancak şu şartlarda katılabilirim:</p>
<p>Bu eşhasın nezarete alınmaları sadece serdettikleri fikirlerden dolayı;  bunları gözaltına alan savcının elinde onların herhangi bir illegal faaliyete karıştığına dair delil yok. </p>
<p>Siz bu bilgiye haizmisiniz? </p>
<p>Şamil Tayyar bu bilgilere haiz mi değil mi onu da bilmiyoruz; polisiye deliller tabiatı gereği şeffaf olarak ortada değil. Bilmiyorum hiçbir tereddüde mahal vermeyecek kadar açık seçik darbe çığırtkanlığı başlı başına insanların tutuklu olarak sorgulanması için yeterlimidir.  Bu sorunun cevabını vermek için "bir demokratik ülkede bunlar olsa idi savcılar ne yapardı" sorusuna cevap vermek gerekir ama "bir demokratik ülkede" böyle abes sorular sorulmayacağı için tahayyül dahi imkânsızdır.</p>
<p>Geriye ne kalıyor? Yaşını başını almış adamlar tutuklu olarak sorgulanamazlar" kuralı(!).</p>
<p>Bilmiyorum bu "kural" hangi ilkeye dayanıyor. Belli ki Pinochet'i sorgulayanlar bu kuralı bilmiyorlar idi.</p>
<p>Ben de size sorayım, iddia sahibi siz olduğunuza göre:</p>
<p>-Yaşını  başını almış adamlar hiçbir halükarda mı tutuklu olarak sorgulanamaz?<br />
-Siz bu tutuklu sorgulananların sadece "fikir beyan etme" ötesinde suç işlemediklerin dair delilleriniz mi var? </p>
<p>Cevap için nefesimi tutmuyorum. Zaten bir zaman önce "artik sizin e-postalarınıza cevap yazmayacağım" demiştiniz. Olsun canınız sağ olsun. </p>
<p>Selamlar, saygılar</p>
<p>Bekir L. Yıldırım</p>
<p>Ona e-postama dâhil olmayan bir ifadesi daha var Bumin’in, şimdi dikkatimi çekti:</p>
<blockquote><p>"Asker'in demokrasinin emrettiği yerde kalması gerektiğini her gün tekrarlarken, bir de başımıza, aynı öneriyi tekrarlamamız gereken "polis" mi çıktı yoksa?”</p></blockquote>
<p> diye soruyor Bumin. </p>
<p>Ama askerin demokrasi sicili konusunda kütüphaneler dolduracak delil var,  darbeler, darbe teşebbüsleri, Ergenekoncu generaller, başbakana küfreden, ortaokul çocuğunu ödül töreninde kürsüden indiren paşalara kadar. Lakin Bumin şu anda polisin ya da onun ima ettiği, Deniz Baykal’ın açık seçik ifade ettiği Hükümet’in “kendi derin devletini” kurarak karşı devrim işine giriştiğine dair bir delil olması gerekir. Bu zevatın sadece “fikirlerinden” dolayı tutuklandıkları, savcının elinde suç delili bulunmadığı bilgisi olan bir kimse ancak bu tur bir ithamda bulunabilir. Bunun delillerini ne Baykal ortaya koydu ne Bumin. Ben Baykal’dan beklemiyorum ama Bumin gibi bir entellektüel, hangi gazetede yazdığı önemli değil-  böylesine vahim bir gelişmeden haberdar ise delillerini ortaya koymalıdır. (Ayrica Bumin burada oklari  Eregenekon sorusturmasini yuruten savci Zekeriya Oz yerine “polise” cevirmis ama simdi bu yanlisligi mesele yaparsam Bumin’e yaptigim “anal retentive” olma durumuna kendim dusmus olurum, neme lazim ). Aksi takdirde kendisi için yaptığım çarpık muhakeme tavsifine bir de desteksiz atmayı eklemek zorunda kalacağım. Üzgünüm Kürşat Bey. Eminim “medya kritik” yaparken kimsenin gözünün yaşına bakmayan bir objektif, ilkeli gazeteciden çuvaldızı biraz da kendisine çevirmesini beklemek hakkimizdir.</p>
<p>Not: Ben bu yaziyi tamamladiktan sonra,yani  bir dakika once Star Gazetesi'nin internet versiyonunda Start-Tv'de verilen bir haberden alinti yapiliyor:<br />
 <a href="http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=148689">İlhan Selçuk'un gözaltı gerekçesi </a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hürriyet’ten “türbana çözüm”!]]></title>
<link>http://bekirlyildirim.wordpress.com/?p=791</link>
<pubDate>Tue, 04 Mar 2008 08:23:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>Bekir L. Yildirim</dc:creator>
<guid>http://bekirlyildirim.wordpress.com/?p=791</guid>
<description><![CDATA[Haber başlığında  “Baykal’dan turbana çözüm sinyali” ni  görünce ümitlendim. Demek k]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href='http://bekirlyildirim.wordpress.com/files/2008/03/baykal-disgusting.jpg' title='baykal-disgusting.jpg'><img src='http://bekirlyildirim.wordpress.com/files/2008/03/baykal-disgusting.jpg' alt='baykal-disgusting.jpg' /></a>Haber başlığında  “Baykal’dan turbana çözüm sinyali” ni  görünce ümitlendim. Demek ki “çatışma” dan vaz geçmiş. Herhalde onun da sinirleri yoruldu. Nihayetinde o da insan. Bakalım ne imiş çözümü diye tıkladım. </p>
<p>Tıklamaz olaydım. Haber’in muhtevasında Baykal’ın çözümünü <a href="“http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8367354.asp?gid=229&#38;sz=97112">okudum</a>.</p>
<blockquote><p>“Baykal NTV’de katıldığı canlı yayında şöyle konuştu: </p>
<p>Saygıyla bekliyoruz: Bu konu (türban) bireysel özgürlük sorunu değildir, temelinde belli bir inanç yorumunun dayatılmasının yatmaktadır. Türkiye’de birileri genç kuşakların türbanlı olmasını istiyor. Bu, Türkiye’nin çekilmek istendiği ortamın bir başlangıcıdır. Anayasa Mahkemesi, tarihi bir karar alacak. Tam bir saygı içinde bunu ifade ediyorum, Anayasa Mahkemesi’nin alacağı karar ne olursa olsun, saygıyla karşılayacağız.<!--more--> Ama bilin ki, Türkiye’nin rotasıyla ilgili bir kırılmayı karara bağlayacaktır. Bu kadar önemli bir olaydır. Anayasa Mahkemesi kararının, konuya ilişkin tartışmaları bitirmesi gerekmektedir. Son merci bu. Anayasa Mahkemesi’nin kararını saygıyla bekliyoruz. Anayasa Mahkemesi’nin tarihi bir sorumlulukla kararını alması gerekir. Türkiye’nin tarihi yolculuğuna tanık olacağız hepimiz. Anayasa Mahkemesi’nin kararından sonra bu kavga devam eder mi, eder. Yıllardan beri devam ediyor. Eğer Anayasa Mahkemesi bunun anayasamıza aykırı olduğuna karar verirse, bir mevziyi elde edememiş olacaklar, mücadelelerine devam edecekler tabii.</p>
<p>Temiz iktidar: Türban sorununu ancak laiklik konusunda sicili temiz bir iktidar çözebilir. Bu konu, hiçbir zaman dini istismar konusu olarak görülmez, Türkiye’nin gidişatının dini yaşam tarzına yönelmediği güvencesi toplumda paylaşılırsa, türban takılması da sorun olarak algılanmaz.”</p></blockquote>
<p>Bu kadar basit!</p>
<p>Ben  "<strong>çözüm sinyali</strong>" diye buna derim!  </p>
<p>Önce Anayasa Mahkemesi Anayasa’yı çiğneyerek Meclis’in çıkardığı Anayasa değişikliğini esastan inceleyecek ve “hizmet alan eşitliği” ve “eğitim hakki kanunda yazmayan nedenlerle engellenemez”  diyen değişiklik Anayasa’nın 2. maddesindeki “laik, sosyal demokratik hukuk devleti” ilkesine aykırıdır diyecek. "Usulmüş esasmış bilmem ben; söz konusu vatansa Anayasa hak, hukuk teferruattır” diye bir de gerekçe yazacak.  Böylece “çatışma” önlenecek 367 meselesinde yapıldığı gibi. </p>
<p>Sonra?</p>
<p>Sonra hükümet indirilip yerine “sicili temiz” bir partinin sicili temiz başkanının liderliğinde yeni bir hükümet kurulacak. Hangi metotla indirilecek ve hangi “sicili temiz “ şahsiyet başbakan olacak bilmiyoruz. Darbe ve Baykal olabilir mi acep?</p>
<p>Pek sonra ne olacak?</p>
<p>Eh o zaman zaten “Türkiye’nin gidişatının dini yaşam tarzına yönelmediği güvencesi toplumda paylaşılacak”.</p>
<p>Nasıl paylaşılacak?</p>
<p>O ne biçim soru? AYM eli ile bir darbe yapılacak, asker eli ile bir darbe daha, ondan sonra toplum erkekse “paylaşmasın” Baykal ile Ertuğrul Kahverengiburun beyazkaptan’in paylaştığını. Yani buharlaşacak başörtülüler. Ve ortada mesele kalmayacak.</p>
<p>Sonra da Baykal ile Ertuğrul Özkok, Türkan Saylan ve Erdoğan Tezic, Aydın Doğan ve kızları cehennemin buz tutmuş denizlerine bakarak “gene biz çözdük di mi ama? Demedik mi bu memlekette bizim istemediğimiz olmaz” diyerek kadehlerini kaldıracaklar.  </p>
<p>PS: Ayni konu Taraf'in da dikkatini <a href="http://www2.internethaber.com/news_detail.php?id=131236&#38;interstitial=true">cekmis.</a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[“Rejim tehlikesi var” desen ne yazar hâkim efendi?]]></title>
<link>http://bekirlyildirim.wordpress.com/?p=767</link>
<pubDate>Wed, 27 Feb 2008 00:05:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>Bekir L. Yildirim</dc:creator>
<guid>http://bekirlyildirim.wordpress.com/?p=767</guid>
<description><![CDATA[Haber’e göre “Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Türkiye&#8217;de bir rejim tehlikesi görd]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href='http://bekirlyildirim.wordpress.com/files/2008/02/prej0c6fb9910c47b222by.jpg' title='prej0c6fb9910c47b222by.jpg'><img src='http://bekirlyildirim.wordpress.com/files/2008/02/prej0c6fb9910c47b222by.jpg' alt='prej0c6fb9910c47b222by.jpg' /></a><a href="http://www.yenisafak.com.tr/politika/?t=21.02.2008&#38;c=2&#38;i=101134">Haber’e </a>göre “<strong>Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Türkiye'de bir rejim tehlikesi gördüğünü söyleyemeyeceğini </strong>“ belirtme lütfunda bulunmuş ve bu da tabiatı ile  “bizim medyayı” bahtiyar eylemiş.</p>
<p>Muhafazakar meydanin bu laikçilerden onların kaleleri olarak bilinen kurumların ağzından çıkan en küçük bir laikçi olmayan söylemin üzerine mal bulmuş mağribi gibi atlama alışkanlıklarına bayılırım. Yüzlerce örneğini bulabilirsiniz gazeteleri taradığınızda. Yok, bilmem hangi açık saçık artiz kadın “başörtülüleri rahat bırakmak lazım” demiş;  yok Aziz Nesin’in ateist oğlu özgürlük bildirisine imza atmakla kalmamış Aziz Nesin’in kendisi sağlığında “başörtüsü yasağı aptallıktır” diyesi imiş. Baykal’ın çocukları yasakçı bildiriyi imzalamamış, 367-Sabih’in damadı da ..İki gün önce DSP Başkanı Sezer "işimiz gücümüz yok, yatıp kalkıp laiklik konuşuyoruz, millet aç, ekmek bekliyor..” mealinde  Ecevitvari bir demeç patlatmış. Ayni konuşmada Cumhuriyet’in kazanımlarını korumak için CHP ile birlikte AYM’ne gideceklerini de söylemiş ama o kısım “bizim meydanîn” dikkatini çekmemiş. <!--more--></p>
<p>Simdi sadece son bir yılın İslami gazetelerini tarasam bunlar gibi yüzlerce örnek bulurum eminim.</p>
<p>Bir de dindar olmayan liberaller, demokratlar, yabancıların destek mahiyetinde sözleri duruşlarını yüceltme örnekleri var ki onlara girmeyeceğim dahi.</p>
<p><strong>Nedir bu tür başlıklarda tezahür eden psikoloji? </strong></p>
<p>Tabii ki bu bir tek dindar medyaya özgü bir habercilik stili değil. Hatta sadece Türk medyasına özgü de değil. Belirli bir siyasi çizgide olan, bulunduğu çizgiyi güçlendirme saikı ile o çizginin kendileri dışındaki merkezlerden de kabul gördüğüne dair deliller sunmak ister. Bu objektif olarak ve haber değeri süzgecinden geçirilerek yapıldığında makuldür de.<br />
Ama bunu adeta bir meşruiyet zarureti mertebesine yükseltmek, problemli. Sanki başörtülüye de diğer insanların haiz olduğu hakları bahsetmek ancak ve ancak dindar olmayan, hatta laikçi elitin içinde yer alan bazılarının icazeti ile mümkün olabilirmiş. Bu ülkede meşruiyet merkezlerinin dindar kesim dışında olduğu gibi bir zımni kabulün tezahürüdür. </p>
<p>Bunun son örneği iki gun onceki  TV ve yazılı medyada  gözume takilan yukardaki haber. Gerek Yeni Şafak gerek Zaman yeni seçilen Yargıtay Başkanı’nın “rejim krizi var diyemem” ifadesini baş haber yapmışlar. Yaw kimmiş Yargıtay Başkanı? Neden ona sorulmuş ki ülkede rejim krizi olup olmadığı? Ben Yargıtay’ın görevini düzenleyen kanunu okumadım, ama bildiğim Yargıtay’ın en yüksek temyiz mahkemesi olduğu; yani davalara baktığı. Bu vasfi ile, kim ipler Yargıtay Başkanı’nın, Danıştay Başkanı’nın, bilmem hangi baro başkanı’nın rejim hakkındaki tahminini? Niye onun düşüncesi benimkinden önemli ki? Benim kapımı calip soran olmadı son günlerde “rejim krizi var mı abi” diye.</p>
<p>Cevabi biliyorsunuz tabii. Yargıtay,  Danıştay başkanları, GK Başkanı, YÖK’çüler emekli generallerin Allah’ın günü tehditvari açıklamalar yaptığı bir ülkede yaşadığımız için bu başlıklarla bizim medya "Allah razı olsun bu günkü demecinde tehdit yoktu” demiş oluyor. İşte bunu aklim almıyor sayın okurlar. Burada artık İslam düşmanı, hükümet karşıtı, baskıcı kesimlerin güç kaybettiği iması var ama kanaatimce tam tersi bir ekti gözden kaçırılıyor. O da şudur: Bir kere Yargıtay, Danıştay, bilmem hangi seçkin, artist, ünlünün “olumlu” veya olumsuzluk içermeyen söylemini bas tacı yaparsanız onların ebediyyen güç odağı, meşruiyet dağıtıcı, icazet makamı olarak tayin edersiniz.</p>
<p>Ve bu gün “rejim krizi yok” dediği için baş tacı yaptığınız adam yârin kalkıp “rejim krizi var” veya daha kötüsünü derse ne yapacaksınız? Nitekim bu adam daha gecen hafta görevi devr aldığında mutat muhtırasını patlatmış idi. Bir kere onları icazet mercii yaptığınızda hoşunuza gitmeyen şeyler söylediklerinde -ki söylemlerinin çoğu öyledir ve öyle kalacaktır – “onun görevi mi; kendi işine baksın” deme hakkini kaybedersiniz. Her durumda bir devlet görevlisi üzerine ait olmaysan hatta ilişkilenmesi yasak olan konuda racon kestiğinde söylenecek şey “otur oturduğun yerde ukala şey, sana ne rejimden” demektir, “söylediği bizde yana mı değil mi” sorusunu sormadan. </p>
<p>Medyadaki basiretli, ferasetli ağabeyler bunu nasıl göremezler? </p>
]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
