<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>mektubat &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/mektubat/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "mektubat"</description>
	<pubDate>Tue, 07 Oct 2008 02:10:14 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[MEKTÛBÂT-I İMÂM-I RABBÂNÎ]]></title>
<link>http://clpvid.wordpress.com/?p=347</link>
<pubDate>Fri, 12 Sep 2008 19:27:35 +0000</pubDate>
<dc:creator>clpvid</dc:creator>
<guid>http://clpvid.tr.wordpress.com/2008/09/12/mektubat-i-imam-i-rabbani/</guid>
<description><![CDATA[Âlemlerin rabbi olan Allahü teâlâya hamd olsun. Rabbimizin seveceği ve beğeneceği şeklde ve ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#008000;">Âlemlerin rabbi olan Allahü teâlâya hamd olsun. Rabbimizin seveceği ve beğeneceği şeklde ve bütün mahlûkların yapdıkları hamd ve şükrlerin katlarından dahâ çok hamd olsun. Onun âlemlere rahmet olarak gönderdiği en sevgili kulu Muhammed Mustafâya salât ve selâm olsun. Onun mubârek ismini söyliyenlerin her söyleyişinde ve gaflet uykusuna dalarak ismini söylemeyenlerin sayısınca ve Ona lâyık ve yakışık düâlar ve selâmlar olsun ve Onun günâhsız, her dürlü aybdan, kusûrdan uzak Âline ve Eshâbına da düâlar ve selâmlar olsun!</span></p>
<p><a href="http://kitap.hakikatkitabevi.com/cgi-bin/cgi.exe/mjdmktb/query=*/doc/{t0,16504}?" target="_blank"><span style="color:#ff0000;"><strong>MEKTÛBÂT-I İMÂM-I RABBÂNÎ</strong></span></a> <a href="http://kitap.hakikatkitabevi.com/cgi-bin/cgi.exe/Mjdmktb/query=*/doc/{@1}?firsthit" target="_blank"><span style="color:#008000;">tıklayınız</span><span style="color:#ff0000;"><strong>Bu kıymetli eseri okumayı ihmal etmeyiniz.</strong></span></a></p>
<div><span style="color:#008000;">İslam âleminde imam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat'ı kadar kıymetli bir kitap daha yazılmamıştır. Mektubat, üç cild olup, beş yüz yirmi altı mektubunun toplanmasından meydana gelmiştir. Kelâm ve fıkıh bilgilerini, tasavvufun marifetlerini açıklayan uçsuz bir derya gibi eşsiz bir eserdir.</span></div>
<div><span style="color:#008000;">Mektubat'ın birinci cildi 1616 senesinde talebelerinin meşhurlarından Yar Muhammed Cedid-i Bedahşi Talkani tarafından toplanmıştır. Birinci cildde 313 mektup vardır. Bu cildin son mektubu, Muhammed Haşim-i Keşmi'ye yazılmıştır. İmam-ı Rabbani hazretleri birinci cildin son mektubunu yazınca, (Muhammed Haşim'e gönderilen bu mektupla resullerin, din sahibi peygamberlerin ve Eshab-ı Bedr'in sayısına uygun olduğundan, üç yüz on üç mektupla birinci cildi burada bitirelim) buyurmuştur.</span></div>
<div><span style="color:#008000;">İkinci cildi ise 1619 senesinde yine talebelerinden, Abdülhay Pütni tarafından toplanmıştır. Bu cildde Esma-i hüsna yani Allahü teâlânın hadis-i şerifte geçen doksan dokuz ismi sayısınca doksan dokuz (99) mektup vardır.</span></div>
<div><span style="color:#008000;">Üçüncü cild de imam-ı Rabbani hazretlerinin vefatından sonra 1630 senesinde talebelerinden Muhammed Haşim-i Keşmi tarafından toplanmış olup, bu cildde de Kur'an-ı kerimdeki surelerin sayısınca yüz on dört (114) mektup vardır. Her üç cildde toplam beş yüz yirmi altı (526) mektup vardı. İmam-ı Rabbani hazretlerinin vefatından sonra on mektubu daha üçüncü cilde ilave edilmiştir. Böylece toplam mektup adedi (536) olmuştur.</span></div>
<p><span style="color:#008000;">Mektubat'daki mektupların birkaçı Arabi, geri kalanların hepsi Farisi’dir. Çeşitli zamanlarda basılmıştır. Mektubat’ın birinci cildi <strong>Mektubat Tercemesi</strong> ismiyle Hakikat Kitabevi tarafından yayınlanmıştır. İkinci ve Üçüncü cildlerdeki mektuplardan da gerekli olanları Hakikat Kitabevi yayınlarından olan Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabında yayınlanmıştır. Bu kıymetli eserler, <a href="http://www.hakikatkitabevi.com/"><span style="color:#008000;">www.hakikatkitabevi.com</span></a><span style="color:#008000;"> adresinden okunabilir ve temin edilebilir.</span></p>
<p><font color="#008000"> </p>
<p></font></span> </p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="560" align="center">
<tbody>
<tr>
<td class="baslik" height="30"><strong><span style="color:#008000;">İmam-ı Ahmed Rabbani</span></strong></td>
</tr>
<tr>
<td>
<div class="metin"><span style="color:#008000;">İmam-ı Ahmed Rabbani hazretleri, Hindistan'da yetişen en büyük veli ve âlim. </span></div>
<div class="metin"><span style="color:#008000;">Ariflerin ışığı, velilerin önderi, İslam’ın bekçisi, müslümanların baş tacı, müceddid, </span></div>
<div class="metin"><span style="color:#008000;">müctehid ve İslam âlimlerinin gözbebeğidir. Silsile-i aliyyenin yirmi üçüncüsüdür.</span></div>
<div class="metin"><span style="color:#008000;">1563 yılında Hindistan'ın Serhend (Sihrind) şehrinde doğdu. İmam-ı Rabbani</span></div>
<div class="metin"><span style="color:#008000;"> ismiyle tanınmıştır. İmam-ı Rabbani, Rabbani âlim demek olup, kendisine ilim </span></div>
<div class="metin"><span style="color:#008000;">ve hikmet verilmiş, ilmi ile amel eden, ilim ve amel bakımından eksiksiz ve </span></div>
<div class="metin"><span style="color:#008000;">kâmil, olgun âlim demektir. Hicri ikinci bin yılının müceddidi (yenileyicisi) </span></div>
<div class="metin"><span style="color:#008000;">olmasından dolayı <strong>Müceddid-i elf-i sani</strong>, ahkam-ı İslamiye ile tasavvufu </span></div>
<div class="metin"><span style="color:#008000;">birleştirmesi sebebiyle, <strong>Sıla</strong> ismi verilmiştir. Hazret-i Ömer'in soyundan</span></div>
<div class="metin"><span style="color:#008000;"> olduğu için, <strong>Faruki</strong> nesebiyle anılmış, Serhend şehrinden olduğu için de </span></div>
<div class="metin"><span style="color:#008000;">oraya nisbetle, <strong>Serhendi</strong> denilmiştir.Bütün bu vasıflarıyla birlikte ismi,</span></div>
<div class="metin"><span style="color:#008000;"> imam-ı Rabbani Müceddid-i elf-i sani Şeyh Ahmed-i Faruki Serhendi'dir.</span></div>
<div class="metin"><span style="color:#008000;">Babası ve dedelerinin hepsi, zamanlarının büyük âlimleri, salih ve faziletli </span></div>
<div class="metin"><span style="color:#008000;">kimseleri idiler. Babası Abdülehad Efendi din ve fen ilimlerinde yetişmiş, </span></div>
<div class="metin"><span style="color:#008000;">tasavvufta da en son mertebeye ulaşmıştı.</p>
<p class="metin">İlk tahsiline, babasından ders alarak başladı. Babasından okuyup Arapçayı</p>
<p class="metin">öğrendi. Küçük yaşta Kur'an-ı kerimi ezberledi. İlminin çoğunu babasından,</p>
<p class="metin">bir kısmını da zamanının meşhur âlimlerinden öğrendi. Babasından ders</p>
<p class="metin"> aldığı sırada, çeşitli ilimlere ait küçük kitapları ezberledi. Babasından aldığı</p>
<p class="metin">dersleri tamamlayınca, Siyalkut şehrine gidip orada, Mevlana Kemaleddin</p>
<p class="metin">Keşmiri'den ilim öğrendi. Mevlana Kemaleddin meşhur âlim Abdülhakim-i</p>
<p class="metin">Siyalkuti'nin de hocası olup, zamanının en yüksek âlimi idi. Bazı hadis</p>
<p class="metin"> kitaplarını da Şeyh Yakub-ı Keşmiri'den okudu.</p>
<p class="metin">Kadı Behlul-i Bedahşani'den; hadis, tefsir ve bazı usul ilimlerinde icazet,</p>
<p class="metin"> diploma aldı. On yedi yaşında iken tahsilini tamamlayıp, bütün ilimlerden</p>
<p class="metin"> icazet aldı. Tahsili sırasında, Kadiri ve Çeşti büyüklerinin kalblerindeki feyz</p>
<p class="metin">ve lezzeti babasından aldı. Babası hayatta iken, talebelere ilim öğretmeye başladı.</p>
<p class="metin">Bu sırada; Risalet-üt-Tehliliyye, Redd-i Revafid, İsbat-ün-Nübüvve adlı eserlerini</p>
<p class="metin"> yazdı. Edebiyata çok meraklı olup, fesahatı ve belagatı, sürat-i intikali, zekasının</p>
<p class="metin">şiddeti herkesi hayrette bırakıyordu.</p>
<p class="metin">Bu kadar ilmi ve herkesin üstünde olgunluğu, tevazusu ile birlikte kalbi,</p>
<p class="metin"> Ahrariyye, Nakşibendiye büyüklerinin aşkı ile yanıyor, bu yolda yazılmış</p>
<p class="metin">kitapları okuyordu. Babasının vefatından bir sene sonra, hacca gitmek üzere</p>
<p class="metin"> Serhend'den yola çıktı. Bu yolculuğunda Delhi'ye varınca, orada tanıdıklarından</p>
<p class="metin"> ve Muhammed Bakibillah hazretlerinin talebelerinden olan Mevlana Hasan</p>
<p class="metin">Keşmiri ile görüştü. Mevlana Hasan Keşmiri, onu hocasının huzuruna götürüp,</p>
<p class="metin"> tanıştırmak istedi ve; "Bugün Ahrariyye yolunda bu ülkede başka böyle büyük</p>
<p class="metin"> bir zat yoktur. Taliblerin onun bir nazarıyla bakışıyla kavuştukları manevi</p>
<p class="metin">derecelere günlerce çekilen çileler ve çeşitli riyazetlerle nefsin istediklerini</p>
<p class="metin">yapmamakla kavuşmak mümkün değildir" dedi.</p>
<p class="metin">İmam-ı Rabbani hazretleri, daha önce mübarek babasından da Ahrariyye</p>
<p class="metin">yolunun ve bu yolda bulunanların üstünlüklerini ve kıymetini duymuştu.</p>
<p class="metin"> Bu yolun büyüklerinin kitaplarını okuyup onların güzel hallerini bildiği için;</p>
<p class="metin"> "Bu Hicaz yolunda, böyle büyük bir âlimden, bu büyükler yolunun zikir ve</p>
<p class="metin">usullerini almaktan daha iyi ne olur?" diyerek Muhammed Bakibillah</p>
<p class="metin">hazretlerinin huzuruna gitti. Huzuruna girince kalbinde bir nur parladı.</p>
<p class="metin">Mıknatıs iğneyi çeker gibi çekildi. Kalbi şimdiye kadar hiç duymadığı,</p>
<p class="metin">bilmediği şeylerle doldu. Hacdan sonra uğrayıp istifade etmeyi niyet etti</p>
<p class="metin"> ise de, kalbindeki sevgi ve arzu, kendisini bırakmadı. Ertesi gün huzuruna</p>
<p class="metin"> gelip, Ahrariyye feyzine kavuşmak şevkini arzusunu bildirdi ve hizmetinde</p>
<p class="metin">kaldı. Edeple ve can kulağı ile sözlerine ve hallerine bağlandı. Üstadının da</p>
<p class="metin"> lütuf ve himmeti ile iki ay içinde kimsede görülmeyen hallere kavuştu.</p>
<p class="metin">İmam-ı Rabbani hazretleri, Muhammed Bakibillah hazretlerini tanıdıktan</p>
<p class="metin">sonra, edeple ve can kulağı ile bu hocasının sözlerine ve hallerine bağlandı.</p>
<p class="metin"> Birkaç ay sonra, hocası ona icazet verdi. Böylece tasavvuf ilminde ve hallerinde</p>
<p class="metin"> de yüksek dereceye kavuştuktan sonra, memleketi olan Serhend'e dönmesi</p>
<p class="metin">emrolundu. Hocası, talebesinden çoğunun yetiştirilmesini de ona bırakıp, onları</p>
<p class="metin">da arkasından Serhend'e gönderdi. Hocası onun için şöyle buyurdu:</p>
<p class="metin">"Kalblere deva, ruhlara şifa olan bu tohumu, Semerkand ve Buhara'dan</p>
<p class="metin">getirip Hindistan'ın bereketli toprağına ektim. Taliblerin yetişip kemale</p>
<p class="metin">gelmesi için uğraştım. O, her dereceyi aşıp, üstünlüklerin sonuna varınca,</p>
<p class="metin">kendimi aradan çekip, talebeyi ona bıraktım."</p>
<p class="metin">İmam-ı Rabbani hazretleri, memleketine gelince ilim ve edep öğretmeye i</p>
<p class="metin">steklileri yetiştirmeye ve yükseltmeye başladı. Şöhreti her yere yayılıp, her</p>
<p class="metin"> taraftan aşıkları, onun ilminden ve feyzinden faydalanmaya geliyordu.</p>
<p class="metin"> Talebelerine Beydavi Tefsiri, Sahih-i Buhari, Mişkat-i Mesabih, Avarif-ül-</p>
<p class="metin">Me'arif, Üsul-i Pezdevi, Hidaye ve Şerh-i Mevakıf gibi bazı din kitaplarını</p>
<p class="metin">ders olarak mükemmel bir şekilde okuturdu. Ömrünün son zamanlarında</p>
<p class="metin">dahi talebelerine ilim tahsilini sıkı sıkı emreder, buna çok önem verirdi.</p>
<p class="metin">Herkesin kalbini ilim ve nur ile dolduruyor, Muhammed aleyhisselamın</p>
<p class="metin">dinini canlandırıyor ve kuvvetlendiriyordu. Zamanının padişahlarını, vali,</p>
<p class="metin"> kumandan, âlim ve hakimlerini, çok tesirli mektupları ile, dine, sünnet-i</p>
<p class="metin">seniyyeye teşvik ediyor, çok âlim ve veli yetiştiriyordu.</p>
<p class="metin">İmam-ı Rabbani hazretleri bir müddet Serhend'de talebe yetiştirmekle</p>
<p class="metin"> meşgul olup, insanlara doğru yolu anlattıktan sonra, hocasını ziyaret için</p>
<p class="metin"> Delhi'ye gitti. Bir müddet hizmetinde kaldı ve hocası ile çok hoş sohbetleri</p>
<p class="metin"> oldu. Hallerini bulunduklarından daha yukarıya götürdüler. Bütün bu</p>
<p class="metin"> lütufları ile çok yüksek hallere, faziletlere kavuşmasına rağmen, hocasına</p>
<p class="metin"> yapılması mümkün olmayan bir edeple davranıyordu. Muhammed Haşim-i</p>
<p class="metin"> Keşmi şöyle anlatmıştır: "Hace Hüsameddin Ahmed'den işittim. Hocam</p>
<p class="metin">imam-ı Rabbani'yi methedip övdükten sonra; "Mertebesi yüksek, fazilet</p>
<p class="metin">i çok olmakla beraber, edebe riayette, hocamız Muhammed Bakibillah</p>
<p class="metin"> hazretlerinin talebelerinden hiçbiri, İmam-ı Rabbani gibi değildi. Bunun</p>
<p class="metin">İçin bereketler herkesten önce ona nasip oldu" buyurdu.</p>
<p class="metin">İmam-ı Rabbani hazretleri şöyle buyurmuştur.<br />
"Biz dört kişi, hocamız Muhammed Bakibillah hazretlerine hizmette
</p>
<p class="metin">diğerlerinden ilerdeydik. Hepimizin ayrı bir bağlılığı, ayrı bir düşüncesi vardı.</p>
<p class="metin"> Bu fakir yakînen biliyorum ki, böyle bir sohbet ve cemiyyet, terbiye ve irşad</p>
<p class="metin">kaynağı, Peygamber efendimizin zamanından sonra dünyada çok az görülmüştür.</p>
<p class="metin">Gerçi insanların en hayırlısı olan Resulullah efendimiz zamanında bulunamadık,</p>
<p class="metin">sohbetine kavuşamadık ama, Muhammed Bakibillah hazretlerinin saadetli</p>
<p class="metin"> sohbetinden de mahrum kalmadık. Bunun için bu büyük nimetin şükrünü</p>
<p class="metin">yerine getirmek lazımdır. Onun huzurunda herkes kendi bağlılığına,</p>
<p class="metin">muhabbetine göre bir şeylere kavuştu."</p>
<p class="metin">İmam-ı Rabbani hazretleri, hocası Muhammed Bakibillah hazretlerinin</p>
<p class="metin">ikinci defa huzuruna gidip bir müddet kaldıktan sonra, tekrar memleketine</p>
<p class="metin">döndü. Bir müddet daha taliblere, isteklilere feyz vermekle meşgul oldu.</p>
<p class="metin">Bu sırada pek yüksek derecelere kavuştu. Bu hallerini hocasına mektuplar</p>
<p class="metin">yazarak bildirdi. Bundan sonra üçüncü defa hocasını ziyarete gitti. Bu</p>
<p class="metin">ziyaretinden sonra Delhi'den Serhend'e dönüp birkaç gün kaldı ve Lahor'a</p>
<p class="metin">gitti. Lahor şehrinde herkes, imam-ı Rabbani hazretlerinin teşrifini büyük</p>
<p class="metin">bir ganimet bildi. Talebelerinin en meşhurlarından olan; Mevlana Muhammed</p>
<p class="metin">Tahir, Hace Muhammed, Mevlana Esgar Ahmed ve Mevlana Ravh Hüseyin</p>
<p class="metin">gibi zatlar bu sırada talebesi olup, sohbetinde pişip yüksek derecelere</p>
<p class="metin">kavuştular. İmam-ı Rabbani hazretleri Lahor'da bulunduğu sırada, oranın</p>
<p class="metin">meşhur âlimleri kendisine çok hürmet ve edep gösterdiler. Nice bilinmeyen</p>
<p class="metin">ve çözülmesi zor meseleleri ondan sorup doyurucu cevaplar aldılar.</p>
<p class="metin">İmam-ı Rabbani hazretlerinin Lahor'daki sohbetleri devam ederken, hocası</p>
<p class="metin">Muhammed Bakibillah hazretlerinin vefat haberi geldi. Kalblerdeki huzur ve</p>
<p class="metin">ferahlığın yerini, elem ve keder aldı. Bu haber üzerine, hemen Delhi'ye gidip</p>
<p class="metin"> mübarek kabrini ziyaret etti. Oğullarına ve talebelerinin büyüklerine taziyede</p>
<p class="metin"> bulundu. Muhammed Bakibillah hazretlerinin talebeleri, üzüntülerini ve</p>
<p class="metin">kalblerindeki elemi, onun terbiyelerinin ve sohbetlerinin bereketleriyle</p>
<p class="metin">gidermek için, huzurlarına gelip, Muhammed Bakibillah hazretlerine</p>
<p class="metin">gösterdikleri gibi, imam-ı Rabbani hazretlerine de; muhabbet, hürmet</p>
<p class="metin">ve teslimiyet gösterdiler. Küçük büyük hepsi onu kabul edip bağlandılar.</p>
<p class="metin">İmam-ı Rabbani hazretleri, Serhend'e döndükten sonra, Kadiri tarikatının</p>
<p class="metin">büyüklerinden olan Şah Kemal Kadiri'nin ruhaniyetinden de icazet almakla</p>
<p class="metin"> </p>
<p class="metin">şereflendi. Bu icazeti şöyle olmuştur: Bir sabah İmam-ı Rabbani hazretleri</p>
<p class="metin">talebeleri ile murakabe halinde iken, Şah Kemal'in torunu ve onun bütün</p>
<p class="metin">kemalatının vekili olan Şah İskender, Kehtel'den gelip, Şah Kemal'in</p>
<p class="metin">bereketli hırkasını İmam-ı Rabbani hazretlerinin mübarek omzuna koydu.</p>
<p class="metin"> İmam-ı Rabbani gözlerini açınca, Şah İskender'i gördü. Tam bir tevazu ile</p>
<p class="metin">boyunlarına sarıldı. Şah şöyle dedi: "Birkaç zamandır, hal ve rüyamda dedem</p>
<p class="metin"> Şah Kemal'i görüyorum. Bana, hırkasını size vermemi emrediyordu. Fakat,</p>
<p class="metin"> onların bu bereketli hırkasını evden çıkarıp, bir başkasına vermek bana çok</p>
<p class="metin">ağır geliyordu. Ama tekrar tekrar emredince, emirlerine uymak lazım oldu."</p>
<p class="metin"> İmam-ı Rabbani, o hırkayı giyip hususi odasına gitti. Bir müddet sonra</p>
<p class="metin">odasından çıkınca, en yakın sırdaşlarına, mahremlerine şöyle söyledi:</p>
<p class="metin">"Hazret-i Şah Kemal'in hırkasını giydikten sonra, şaşılacak çok garip hal</p>
<p class="metin">zahir oldu. Şöyle ki, hırkayı giydiğim zaman, insanların ve cinlerin seyyidi</p>
<p class="metin"> Abdülkadir-i Geylani'yi, hazret-i Şah Kemal'e kadar devam eden bütün</p>
<p class="metin">halifeleriyle yanımda gördüm. Hazret-i Gavs-i Rabbani Abdülkadir-i Geylani</p>
<p class="metin"> kalbimi kendi tasarruflarına aldı ve hususi nisbetlerinin ve yollarının nurları</p>
<p class="metin"> ve esrarı beni kapladı. Bense, o hallerin ve nurların denizine gömülüp o</p>
<p class="metin">denizin dalgıcı oldum. Bir müddet bu halde kaldım. O hallerin beni kapladığı</p>
<p class="metin">zamanda kalbime; "Beni Ahrariyye büyükleri terbiye ettiler ve işimin esası</p>
<p class="metin"> bu büyüklerin yolunda olmaktır, şimdi başka oluyor" diye geldi. Böyle</p>
<p class="metin">düşünürken, Ahrariyye yolunun büyüklerinin, hace-i cihan Hace Abdülhalık-ı</p>
<p class="metin">Goncdüvani'den hocam Hace Bakibillah'a kadar bütün halifelerinin geldiğini</p>
<p class="metin">gördüm. Benim işim ve icraatım hakkında konuşmaya başladılar. Ahrariyye</p>
<p class="metin">büyükleri; "Bunu biz terbiye ettik. Bizim terbiyemizle zevke, hale ve kemale</p>
<p class="metin"> erişti" dediler. Kadiri büyükleri (Rahimehümüllah) da; "Daha çocukluğunda</p>
<p class="metin">bizim ona teveccühümüz vardır. Bizim nimet soframızdan tad almıştır. Şimdi</p>
<p class="metin">de bizim hırkamızı giymektedir" dediler.</p>
<p class="metin">Onlar böyle konuşurken Kübreviyye, Çeştiyye yollarından da birer cemaat</p>
<p class="metin">geldi. Böylece anlaşmaya vardılar, bundan sonra bu iki şerefli nisbetten de</p>
<p class="metin"> kalbimde, büyük pay, tam bir şevk buldum." İmam-ı Rabbani hazretleri</p>
<p class="metin"> tasavvufta, bu yolların hepsinde talebe yetiştirip feyz verdi.</p>
<p class="metin">İmam-ı Rabbani hazretleri, benzeri az yetişen, müstesna bir İslam âlimi</p>
<p class="metin">ve büyük bir mürşid-i kâmildir. Peygamber efendimizin vefatından bin</p>
<p class="metin">sene sonra da İslam düşmanları dine, imana insafsızca saldırmışlardı.</p>
<p class="metin">Allahü teâlâ kullarına acıyarak, imam-ı Rabbani gibi bir müceddid yarattı.</p>
<p class="metin">Ona derin ilimler ihsan eyledi. Onun vasıtasıyla din düşmanlarının korkunç</p>
<p class="metin">saldırısını durdurdu. Hakkı bâtıldan ayırıp, çok kalblerden bâtılı kaldırdı. Bu</p>
<p class="metin">yüce İmamın mektup ve kitapları, insanları gafletten uyandırdı. Dünyaya ışık</p>
<p class="metin">saldı. Yani Allahü teâlâ onu, Peygamber efendimizden bin sene sonra, din-i</p>
<p class="metin">İslamı yenilemek ve kuvvetlendirmek için göndermişti.</p>
<p class="metin">İmam-ı Rabbani hazretlerinin dine yıllarca yaptığı bu büyük hizmetleri, sağlam,</p>
<p class="metin">ikna edici delillerle sapık fikirlerinin çürütüldüklerini, Ehl-i sünnet itikadının ve</p>
<p class="metin">doğru din bilgilerinin yayıldığını, bid’atlerin kalktığını gören bazı sapık kimseler,</p>
<p class="metin">ona cephe aldılar haset ve iftira etmeye başladılar.</p>
<p class="metin">Bunun için bazı kimselerin cefa oklarına, eziyet ve iftiralarına hedef oldu. Nice</p>
<p class="metin"> âlimlerin, fadılların, kâmillerin kendi yollarından ayrılıp, rehberlerini bırakıp,</p>
<p class="metin">etrafına ve hizmetine koşuşmaları ise, hasetlerini daha da artırdı. İmamı</p>
<p class="metin">tehlikeye düşürmek için, hilelere başladılar. Mesela, Cüneyd-i Bağdadi,</p>
<p class="metin">Bayezid-i Bistami gibi büyük meşayihi aşağı görüyor diyerek, cahil tabakayı</p>
<p class="metin">aldattılar. Yüksek meşayihin bildirdiği vahdet-i vücudu inkâr ediyor, diyerek,</p>
<p class="metin">görüşü kısa kimseleri İmam'dan soğutmaya başladılar. Onu sevenlere de;</p>
<p class="metin">"Meşayih-i izamı inkâr ediyor, Allahü teâlânın marifetine vasıtasız olarak</p>
<p class="metin">kavuştum diyor" dediler. Çeşit çeşit iftiralarda bulundular.</p>
<p class="metin">O zamanın sultanı Selim Cihangir Hanın devlet adamları, hatta büyük veziri,</p>
<p class="metin">baş müftüsü ve etrafındakiler Ehli sünnet düşmanı idiler. Halbuki imam-ı</p>
<p class="metin">Rabbani hazretlerinin birçok mektupları ve bilhassa ayrıca yazdığı Redd-i</p>
<p class="metin"> Revafıd Risalesi, Eshab-ı kiram düşmanlarını red etmekte, böylelerinin</p>
<p class="metin"> cahil, ahmak ve alçak olduklarını anlatmaktaydı. İmam-ı Rabbani bu</p>
<p class="metin"> risalesini Buhara'da bulunan en büyük Özbek hanı Abdullah Hana yollamıştı.</p>
<p class="metin">"Bunu İran'da, Şah Abbas-ı Safevi'ye gösterin! Kabul ederse ne iyi, etmezse</p>
<p class="metin"> onunla harb caiz olur" demişti. Kabul etmedi. Harb oldu. Abdullah Han,</p>
<p class="metin"> Herat'ı ve Horasan'daki şehirleri aldı. Buralarını daha evvel Safeviler almıştı.</p>
<p class="metin"> İşte bundan sonra, Hindistan'daki bozuk fırkalar, Eshab-ı kiram düşmanları</p>
<p class="metin">elele verdiler. Sultana gidip imam-ı Rabbani hazretleri hakkında çeşitli iftiralarda</p>
<p class="metin"> bulunarak şikayet ettiler. Sultan, oğlu Şah Cihanı gönderip, imam-ı Rabbani</p>
<p class="metin"> hazretlerini, evlatlarını ve yetiştirdiği talebelerini çağırıp, hepsini öldürmeye</p>
<p class="metin">karar verdi. Bunun üzerine Şah Cihan, bir müftü ile yanına gitti. Sultana secde</p>
<p class="metin"> caiz olduğunu gösteren bir fetvayı da götürdü. İmam-ı Rabbani'nin üstünlüğünü</p>
<p class="metin">biliyordu. "Babama secde edersen seni kurtarabilirim" deyince, imam-ı Rabbani</p>
<p class="metin">hazretleri bu fetvanın zaruret zamanında izin olduğunu, azimet ve din</p>
<p class="metin">bütünlüğünün secde etmemek olduğunu, ecel gelince, ölümden hiçbir şeyin</p>
<p class="metin"> kurtaramayacağını söyledi ve secde etmeyi kabul etmedi.</p>
<p class="metin">Çocuklarını ve talebelerini bırakıp sultana yalnız gitti. Kendisine yapılan</p>
<p class="metin"> iftiralara karşı sultana güzel ve doyurucu cevaplar verdi. Sultan yüksek</p>
<p class="metin">hakikatleri anlayabilecek birisi olmadığı halde, neşelendi ve serbest bırakıp</p>
<p class="metin"> özür diledi. Hatta, sultana kendisine yapılan iftiraların asılsız olduğunu açık</p>
<p class="metin"> delillerle anlatırken, orada bulunan ateşe tapıcı Hinduların büyük bir kumandanı,</p>
<p class="metin">imam-ı Rabbani hazretlerinin dinde olan kuvvetini, sözlerini, lezzet ve kıymetini görerek müslüman oldu.</p>
<p class="metin">Sultanın ikna olduğunu gören iftiracı sapıklar; "Bunun adamları çoktur. Sözleri</p>
<p class="metin">bütün memlekette yürürlüktedir. Bunu serbest bırakırsak bir karışıklık çıkabilir"</p>
<p class="metin"> diyerek, uzun konuşmalardan sonra sultanı aldattılar. Sultan, imam-ı Rabbani</p>
<p class="metin">hazretlerinin, memleketin en sağlam ve korkunç kalesi olan Guwalyar Kalesi'ne</p>
<p class="metin">hapsedilmesini emretti ve hapsedildi. Bu hadiseye çok üzülen talebeleri sultana</p>
<p class="metin"> isyan etmek istediler. Bunu yapabilecek güçte idiler. Fakat imam-ı Rabbani</p>
<p class="metin">hazretleri onları rüyalarında ve uyanık iken bundan men etti. Sultana hayır</p>
<p class="metin">dua etmelerini emredip; "Sultanı incitmek bütün insanlara zarar verir" buyurdu.</p>
<p class="metin">Kendisi de sultana hep hayır dua ediyordu. Sultanın veziri, koyu bir muhalif</p>
<p class="metin">olduğundan, zindanda, imam-ı Rabbani hazretlerinin başına kardeşini tayin</p>
<p class="metin"> etmiş ve çok şiddetli davranmasını emretmişti. Bu görevli ise ondan çeşitli</p>
<p class="metin">kerametler, üzülmek yerine heybet, sabır ve hatta neşe görerek tevbe etti.</p>
<p class="metin"> Bozuk itikadını terk edip Ehl-i sünneti seçti ve halis talebelerinden oldu.</p>
<p class="metin">Kalede hapis bulunan binlerce kâfir, onun bereketi ve sohbetleri ile müslüman</p>
<p class="metin">olmakla şereflendi. Birçok günahkâr tevbe etti. Hatta bazıları yüksek âlim oldu.</p>
<p class="metin">İmam-ı Rabbani hazretleri hapiste üç sene kaldıktan sonra, sultan yaptığına</p>
<p class="metin">pişman oldu. Hapisten çıkarıp ikram ve ihsan eyledi. Hatta halis talebesinden</p>
<p class="metin"> ve sadık dostlarından oldu. Bir müddet, asker arasında kalmasını istedi. Sonra</p>
<p class="metin"> serbest bırakıp, hürmetle vatanına gönderdi. Hapisteki bu sıkıntılardan ve</p>
<p class="metin">uğradığı dertlerden sonra, evvelce bulundukları hallerin ve makamların binlerce</p>
<p class="metin"> üstünde derecelere yükselmiş olarak memleketine döndü. İmam-ı Rabbani</p>
<p class="metin">hazretleri önceleri; "Yetiştiğim derecelerin üstünde, daha çok makamlar vardır.</p>
<p class="metin"> Onlara yükselmek celal sıfatı ile, sert terbiye edilmekle olabilir. Şimdiye kadar</p>
<p class="metin">cemal sıfatı ile okşanarak terbiye edildim" buyurmuştu. Talebesinden bir</p>
<p class="metin">kısmına; "Elli ile altmış arasında üzerime dertler, belalar yağacak" buyurmuştu.</p>
<p class="metin"> Buyurduğu gibi oldu. O makamlara da yükselmek nasip oldu.</p>
<p class="metin">Müslümanların zayıf düştüğü, küfrün, sapıklığın, zulmetin, felsefecilerin ve</p>
<p class="metin">sapık kimselerin her tarafı kapladığı bir zamanda, binlerce kâfir, çok sayıda</p>
<p class="metin"> fasık ve facir onun güzel hallerini görüp, sohbetini işitip tevbe ederek salih</p>
<p class="metin">müslüman oldu. Uzaktan yakından pek çok kimse, rüyada ve uyanık iken</p>
<p class="metin">onu görerek yanına koşmuş, huzuruna geldiklerinde gördüklerini aynen</p>
<p class="metin">bulmuşlardır. Âlim, salih, genç, ihtiyar binlerce kimse onu görüp, sohbetinde</p>
<p class="metin"> bulununca, feyz alarak kalbleri zikreder olmuştur. Huzurundaki pek çok</p>
<p class="metin">talebeyi hallere, yüksek derecelere kavuşturmuştur. Her an kerametleri</p>
<p class="metin"> görülür feyz ve bereket yayardı. Kerametlerinin altı binden fazla olduğu</p>
<p class="metin">bildirilmiştir.</p>
<p class="metin">Zamanının âlimleri, imam-ı Rabbani hazretlerine <strong>Sıla</strong> ismi ile hitap ettiler.</p>
<p class="metin">Sıla, birleştirici demektir. Çünkü, o, tasavvufun İslamiyet’ten ayrı bir şey</p>
<p class="metin">olmadığını İslamiyet’e uygun bir şey olduğunu ispat ederek, ahkam-ı</p>
<p class="metin">İslamiye ile tasavvufu vasl etmiş, birleştirmiştir. Bir hadis-i şerifte;</p>
<p class="metin"><strong>"Ümmetimden Sıla isminde biri gelir. Onun şefaati ile çok kimseler </strong></p>
<p class="metin"><strong>Cennete girer"</strong> buyurularak onun geleceği haber verilmiştir. Bu hadis-i</p>
<p class="metin">şerif, imam-ı Süyuti'nin Cem'ül-Cevami kitabında vardır. İmam-ı Rabbani</p>
<p class="metin">hazretleri bir mektubunda; "Beni iki derya arasında "Sıla" yapan Allahü</p>
<p class="metin">teâlâya hamd olsun" diye dua etmiştir. Eshabı, talebeleri ve sevenleri</p>
<p class="metin">arasında "Sıla" ismiyle meşhur olmuştur. Hadis-i şerifte müjdelenen "Sıla"</p>
<p class="metin">ismini ondan evvel hiç kimse almamıştır.</p>
<p class="metin">İmam-ı Rabbani hazretleri, Müceddid-i elf-i sanidir. Yani hicri ikinci binin</p>
<p class="metin">müceddididir. Eski ümmetler zamanında, her bin senede yeni din getiren</p>
<p class="metin"> bir resul gönderilirdi, yeni din öncekini değiştirip, bazı hükümleri kaldırırdı.</p>
<p class="metin"> Her yüz senede de bir Nebi gelir, din sahibi peygamberin dinini değiştirmez,</p>
<p class="metin">kuvvetlendirirdi. Hadis-i şerifte, bu ümmete ise, her yüz yıl başında İslam dinini</p>
<p class="metin"> kuvvetlendire</p>
<p class="metin">n bir âlim geleceği haber verilmektedir. Peygamber efendimizden sonra</p>
<p class="metin">peygamber gelmeyeceğine göre, kendisinden bin sene sonra, İslam dinini her</p>
<p class="metin">bakımdan ihya edecek, dine sokulan bid’atleri temizleyip, asr-ı seadetteki</p>
<p class="metin">temiz haline getirecek, zahiri ve batıni ilimlerde tam vâris, âlim ve arif bir</p>
<p class="metin">zatın olması lazımdı. Hadis-i şerifler bunu bildirmektedir. Bu mühim hizmeti</p>
<p class="metin"> imam-ı Rabbani hazretleri yapmıştır.</p>
<p class="metin">Bütün İslam âlimleri, bu zatın imam-ı Rabbani hazretleri olduğunda ittifak</p>
<p class="metin">etmişlerdir. Peygamberimizden tam bin sene sonra ilim ve irşad kürsüsüne</p>
<p class="metin">mutlak olarak oturup, cihanı Resulullahın nurları ile aydınlattı. Bid’atleri</p>
<p class="metin">temizleyip İslam dinini ihya etti. Onun zamanında Hindistan'da ve hatta bütün</p>
<p class="metin"> İslam âleminde baş gösteren sapık fikirler, bozuk inanışlar yayılmaya başlayıp,</p>
<p class="metin"> büyük fitneler çıkm</p>
<p class="metin">ıştı. Ayrıca tasavvufta vahdet-i vücudu anlatan sözler, müslümanlar arasında</p>
<p class="metin"> çeşit çeşit şekillere sokuldu. Bu yüksek ve kıymetli bilgi anlaşılamadı. Birçok</p>
<p class="metin">cahil, büyüklerin sözlerinin manalarını anlamayarak zamanla dinden çıktı.</p>
<p class="metin">İslamiyet’e karşı olanlar da bunu fırsat bilip, müslümanları doğru yoldan</p>
<p class="metin">ayırmak için çalıştılar. Böylece tasavvuf bilgileri ile İslamiyet’in hükümleri</p>
<p class="metin">arasında ayrılık ve çatışma varmış gibi, ikisi birbirinden ayrıymış gibi gösterilerek,</p>
<p class="metin"> müslümanlar çeşitli isimler altında birbirlerinden ayrılmaya ve birbirlerine</p>
<p class="metin"> düşman edilmeye çalışıldı. İmam-ı Rabbani hazretleri başta vahdet-i vücud</p>
<p class="metin">bilgileri olmak üzere, yanlış anlaşılan daha birçok meseleyi gayet açık bir</p>
<p class="metin">şekilde izah ederek, insanların zihinlerini ve kalblerini, yanlış ve bozuk</p>
<p class="metin">inanışlardan, bid’atlerden temizledi. Hakkı bâtıldan ayırıp, Peygamberimizin</p>
<p class="metin">hak ve doğru yol olduğunu haber verdiği Ehli sünnet itikadını her yere yaydı.</p>
<p class="metin">Genç-ihtiyar herkes ve birçok âlim onun etrafında toplandı. Kendisine ilk defa</p>
<p class="metin">(Müceddid-i elf-i sani) ismini veren, zamanının en büyük âlimlerinden</p>
<p class="metin">Abdülhakim-i Siyalkuti'dir. O zamanın diğer büyük âlimleri de onu methedip</p>
<p class="metin">övmüşlerdir.</p>
<p class="metin">Hace Muhammed Bakibillahın talebesinin en büyüklerinden ve en yüksek âli</p>
<p class="metin">mlerden olan Seyyid Mir Muhammed Numan diyor ki: "İmam-ı Rabbani'ye tâbi</p>
<p class="metin">olmayı hocam bana söyleyince, buna lüzum olmadığını anlatmak için; "Kalbimin</p>
<p class="metin">aynası ancak sizin parlak kalbinizin nuruna karşı duruyor" dedim. Hocam sert</p>
<p class="metin">bir sesle; "Sen, Ahmedi ne sanıyorsun? Onun, güneş olan nuru, bizler gibi</p>
<p class="metin"> binlerce yıldızı örtmektedir" buyurdu.</p>
<p class="metin">İmam-ı Rabbani hazretlerinin talebelerinin meşhurlarından olan Muhammed</p>
<p class="metin"> Haşim-i Keşmi şöyle anlatmıştır: "Bir gün Hazret-i İmamın huzurunda</p>
<p class="metin">oturuyordum. Onlar marifetleri yazıyordu. Aniden bevl sıkıştırması sebebiyle</p>
<p class="metin"> kalkıp helaya gitti. Fakat hemen süratle dışarı çıktı. Böyle süratle helaya girip,</p>
<p class="metin"> hemen aceleyle dışarı çıkmalarına hayret ettim. "Bunun sebebi nedir?"</p>
<p class="metin">dedim. Heladan çıkar çıkmaz su ibriğini istedi ve sol elinin baş parmağının</p>
<p class="metin"> tırnağını yıkadı ve ovaladı. Sonra tekrar helaya girdi. Bir müddet sonra</p>
<p class="metin">çıkınca buyurdu ki: "Bevl sıkıştırdı, acele ile helaya girdim ve oturdum.</p>
<p class="metin">Gözüm tırnağımın üzerine gitti. Üzerinde siyah bir nokta vardı. Kalem</p>
<p class="metin">yazıyor mu diye kontrol etmek için bunu yapmıştım. Halbuki, o nokta</p>
<p class="metin">Kur'an-ı kerimin harflerini yazarken kullanılırdı. Orada oturmayı doğru</p>
<p class="metin">görmedim ve edep dışı buldum. Bevl sıkıştırmasından dolayı sıkıntı</p>
<p class="metin">çektimse de, bu sıkıntı bir edebi terk etmenin vereceği sıkıntının yanında</p>
<p class="metin">çok az geldi. Dışarı çıktım. O siyah noktayı yıkadım ve tekrar içeri girdim."</p>
<p class="metin">Bir gün, hafızlardan biri, kendi minderlerinden aşağı bir minder koyup</p>
<p class="metin">üzerine oturarak, Kur'an-ı kerim okumaya başladı. İmam-ı Rabbani hazretleri</p>
<p class="metin">bu durumun farkına varıp, hemen üzerinde oturduğu yüksek minderi bir kenara</p>
<p class="metin">çekip yere oturdu. Hiçbir zaman Kur'an-ı kerim okumakta olan hafızdan</p>
<p class="metin">yüksekte oturmazdı."</p>
<p class="metin">İmam-ı Rabbani hazretlerinin fıkıh meselelerinde ilmi çoktu ve her meseleye</p>
<p class="metin"> anında cevap verebilecek bir derecedeydi. Usul-i fıkıhta da tam bir maharet</p>
<p class="metin">sahibiydi. Fakat ihtiyatının çokluğundan, çoğu zaman kıymetli fıkıh kitaplarına</p>
<p class="metin"> başvururdu. Seferde ve hazarda bazı kıymetli fıkıh kitaplarını yanında</p>
<p class="metin"> bulundururdu. Onların bütün gayreti, müftabih yani fıkıh âlimlerinin</p>
<p class="metin">üzerinde ittifak ettikleri fetvalara, daima uymaktı. Bazı fıkıh âlimlerinin caiz</p>
<p class="metin"> dediği, bazılarının mekruh dediği bir işte, o kerahet tarafını tercih eder ve o</p>
<p class="metin">işi yapmazdı. "Bir meselenin yapılmasında ve yapılmamasında, helal ve haram</p>
<p class="metin">olmasında ihtilaf olursa, yapılmaması ve haram tarafını tercih etmeyi mümkün</p>
<p class="metin">olduğu kadar elden kaçırmamalıdır" buyururdu.</p>
<p class="metin">Muhammed Haşim-i Keşmi şöyle anlatmıştır:<br />
"Seyyidlerden bir genç, medresede talebe idi. Onunla arkadaşlık ederdik.
</p>
<p class="metin"> Bir gün ağlayarak yanıma geldi ve başından geçen bir hadiseyi anlattı.</p>
<p class="metin">İmam-ı Rabbani hazretlerinin büyük bir kerametini görmüştü. Dedi ki:</p>
<p class="metin">"Hazret-i Ali'ye karşı savaşanları, hele Hazret-i Muaviye'yi sevmezdim.</p>
<p class="metin">Bir gece senin üstadın İmam-ı Rabbani'nin Mektubat'ını okuyordum.</p>
<p class="metin">Okuduğum yerde; "İmam-ı Enes bin Malik buyurdu ki: "Hazret-i Muaviye'yi,</p>
<p class="metin">sevmemek onu kötülemek, Hazret-i Ebu Bekri ve Hazret-i Ömeri sevmemek</p>
<p class="metin">bunları kötülemek gibidir. Ona sövene, bunlara sövene verilen cezayı vermek</p>
<p class="metin"> lazımdır" yazılı idi. Bunu okuyunca, canım sıkıldı ve yerinde olmayan bir yazıyı</p>
<p class="metin">buraya yazmış dedim. Mektubat'ı yere attım. Yatağıma uzandım. Uyudum.</p>
<p class="metin">Rüyamda, senin o büyük üstadın öfkeli ve kızgın bir halde yanıma geldi. İki</p>
<p class="metin">mübarek elleri ile kulaklarımı çekti ve; "Ey cahil çocuk! Sen bizim yazdığımızı</p>
<p class="metin">beğenmiyorsun ve kitabımızı fırlatıp, yere atıyorsun. Benim yazımı okuyunca</p>
<p class="metin">şaşaladın ve inanmadın. Ama gel, seni bir zata götüreyim de gör! Resulullah</p>
<p class="metin"> efendimizin eshabını sevmediğin için, aldandığını ondan işit" buyurdu. Beni</p>
<p class="metin">Çekerek, bir bahçeye götürdü ve kapısında bırakıp kendisi yalnızca ilerledi.</p>
<p class="metin">Uzakta görünen büyük bir odaya doğru yürüdü. Orada nur yüzlü, büyük bir</p>
<p class="metin"> zat oturuyordu. Çekinerek ve saygı ile o zata selam verdi. Önünde diz çöküp</p>
<p class="metin">oturdu. Ona bir şeyler söylüyor, beni gösteriyordu. Uzaktan bana bakışlarından</p>
<p class="metin"> benden bahsettiği anlaşılıyordu.</p>
<p class="metin">Biraz sonra senin o yüksek üstadın imam-ı Rabbani, kalktı. Beni çağırdı. "Bu</p>
<p class="metin">oturan zat, Hazret-i Ali'dir. İyi dinle! Bak ne buyuruyor" dedi. Yanlarına gidip,</p>
<p class="metin">selam verdim. "Sakın, sakın! Resulullah efendimizin eshabına karşı, kalbinde</p>
<p class="metin"> bir dargınlık bulundurma! O büyüklerden hiçbirini, asla kötüleme. Aramızda</p>
<p class="metin">muharebe şeklinde görünen işlerimizin, hangi iyi niyetlerle yapıldığını, biz ve</p>
<p class="metin">o kardeşlerimiz biliriz!" dedi. Senin yüksek hocanın adını söyleyerek; "Bu zatın</p>
<p class="metin">yazılarına da sakın karşı gelme!" buyurdu. Bu nasihati dinledikten sonra,</p>
<p class="metin">kalbimi yokladım. Bu husustaki tereddüdün ve soğukluğun, kalbimden</p>
<p class="metin">çıkmadığını gördüm. Bu hâlimi hemen anladı. Öfkelendi. Senin yüksek hocana</p>
<p class="metin">bakarak; "Bunun</p>
<p class="metin"> gönlü daha temizlenmedi. İyi bir tokat vur!" dedi. Şeyh hazretleri, kuvvetli bir</p>
<p class="metin"> tokat vurdu. Tokadı yiyince, kendi kendime; "Bunu sevdiğim için onlara</p>
<p class="metin">düşmanlık etmiştim. Halbuki kendisi onlara düşmanlığımdan bu kadar çok</p>
<p class="metin"> incinmektedir. Bu halden vazgeçmeliyim!" dedim. Kalbimi yokladım.</p>
<p class="metin">Düşmanlık, kırgınlık kalmamış, tertemiz buldum. O anda uyandım. Şimdi de</p>
<p class="metin"> kalbim o kinden temizlenmiştir. O rüyanın, o sözlerin tadı, beni başka hale</p>
<p class="metin">soktu. Kalbimde Allah’tan başka hiçbir şeyin sevgisi kalmadı. Senin yüksek</p>
<p class="metin">hocan imam-ı Rabbani'ye ve onun yazdıklarındaki marifete inancım iyice arttı."</p>
<p class="metin">İmam-ı Rabbani hazretleri 1615 senesinde, elli üç yaşlarında iken, talebelerinden</p>
<p class="metin"> çok sevdiklerine; "Benim ömrüm ve hayatım hakkındaki kaza-yı mübremin altmış</p>
<p class="metin"> üç sene olduğunu ilham ile bana bildirdiler" buyurdu. Ve buna çok sevindi.</p>
<p class="metin"> Çünkü Peygamber efendimize tâbi olmasının çokluğu, yaş bakımından da</p>
<p class="metin">uymakla belli oluyordu. Aynı zamanda bu hususta Hazret-i Ebu Bekir'e,</p>
<p class="metin">Hazret-i Ömer'e ve Hazret-i Ali'ye de uymuş oluyordu.</p>
<p class="metin">1623 senesinde Ecmir'de iken; "Vefat etmemin yakın olduğuna dair</p>
<p class="metin"> işaretler, alametler görülmeye başladı" buyurdu. Serhend'de bulunan kıymetli</p>
<p class="metin">oğullarına mektup yazıp; "Ömrümüzün sona ermesi yakındır" buyurdu.</p>
<p class="metin"> Babalarının hasreti ve ayrılığı ile yanan, evliyanın gözlerinin nuru kıymetli</p>
<p class="metin">oğulları, bu mektub</p>
<p class="metin">u alınca, babalarının bulunduğu yere hareket ettiler. Huzuruna kavuşunca,</p>
<p class="metin">bir gün, bu yüksek oğullarını hususi odaya çağırdı. Buyurdu ki: "Kıymetli</p>
<p class="metin">oğullarım, bu dünyaya hiçbir şekilde nazarım ve bağlılığım kalmadı. Öbür</p>
<p class="metin"> dünyaya gitmek icap ediyor, gitme ve yolculuk alametleri görünmeye başladı."</p>
<p class="metin">İmam-ı Rabbani hazretleri Ecmir seferinden Serhend'e dönünce, artık evinde</p>
<p class="metin">inzivaya çekildi. Bir müddet, beş vakit namaz ve Cuma namazı hariç, evden</p>
<p class="metin">dışarı çıkmadı. Nur ve esrar menbaı olan hususi odasına; Muhammed Haşim-i</p>
<p class="metin"> Keşmi'den, yüksek oğullarından, talebelerinden ve hizmetçilerinden iki üç kişi</p>
<p class="metin"> hariç, başkalarının girmesi çok nadir oluyordu. Halveti seçtiği günlerden bir gün,</p>
<p class="metin">soğuk bir nefes çekip; "Şeyh-ül-islam'ın (Ebu Ali Dekkak'ın) meşrebi çok</p>
<p class="metin">yükselince, meclisinde insan kalmadı" sözünü söyledi. Burada olduğu gibi,</p>
<p class="metin">ömrünün sonuna doğru, imam-ı Rabbani hazretlerinin meşrebi de o kadar</p>
<p class="metin">yüksek oldu ki, talebelerinin en yüksekleri bile onun yanında mektebe yeni</p>
<p class="metin">başlayan küçük çocuklar gibi kalıyorlardı.</p>
<p class="metin">İmam-ı Rabbani hazretlerinin talebelerinden biri şöyle anlatmıştır:<br />
"İmam-ı Rabbani hazretlerinin ömrünün son günlerinde, hasta olduğu sırada
</p>
<p class="metin">huzuruna çıkıp, birkaç günlüğüne memleketime gidip gelmek için izin istedim.</p>
<p class="metin"> "Birkaç gün dur!" buyurdu. Sonra tekrar arzedip; "Hemen gidip, döneceğim"</p>
<p class="metin"> dedim. "Birkaç gün sabret!" buyurdu. Fakat; "Gidip en kısa zamanda</p>
<p class="metin">huzurunuza döneceğim" deyince, izin verdi ve: "Sen nerede, biz nerede,</p>
<p class="metin">ilkbahar nerede?" mısraını okudu. Bu sözünden birkaç gün sonra vefat etti.</p>
<p class="metin">Bu arada çok sadaka verdi ve büyük hayırlar yaptı. Esrar mahremlerinden,</p>
<p class="metin">yakınlarından biri, bu sadaka ve hayratlarının çokluğunu görünce; "Bütün bu</p>
<p class="metin">hayratlar, belaların giderilmesi için midir?" diye sordu. Buyurdu ki: "Hayır, belki</p>
<p class="metin">de kavuşmak şevki ile bunları yapıyorum. Ve şu beyti okuyup gözlerinden</p>
<p class="metin">sevinç gözyaşları döküldü:</p>
<p class="metin">"Vuslat günüdür sırdaşım âleme kucak açayım,<br />
Bu devletin, bu nimetin sevinçlerini saçayım."
</p>
<p class="metin">Muharrem ayının on ikinci günü buyurdu ki: "Bana bu dünyadan öbür dünyaya</p>
<p class="metin">gitmeme kırk veya elli gün kaldığını bildirdiler. Mezarımı da gösterdiler." Bu</p>
<p class="metin">sözleri dinleyenler üzüldüler ve şaşa kaldılar. Ciğerlerindeki yara yeniden</p>
<p class="metin"> tazelendi. O günlerde, oğlu Muhammed Said bir gün, imam-ı Rabbani hazretlerini</p>
<p class="metin"> ağlarken gördü. Sebebini sordu. Cevabında; "Allahü teâlâya kavuşmanın sevinci</p>
<p class="metin">ile ağlıyorum" buyurdu. Yine oğlu; "Allahü teâlâ, bu işi, bu dünyada çok</p>
<p class="metin">sevdiklerinin isteğine bırakır. Madem ki, siz bu kadar çok istiyorsunuz,</p>
<p class="metin">elbette gidersiniz" diye arz etti. Bu sözü söyleyen oğullarında bir değişme</p>
<p class="metin"> gördü ve buyurdu ki: "Muhammed Said! Allahü teâlânın gayretine dokunuyorsun.</p>
<p class="metin">" Oğlu; "Kendi hâlime üzülüyorum" dedi ve gayet samimi bir beyanla, dert ve</p>
<p class="metin"> elem dolu kalbini dışarı vururcasına; "Ey gönlümün süruru babacığım! Bize</p>
<p class="metin"> yaptığınız bu şefkatsizlik ve acımasızlık nedendir?" diye arz etti. Bunun üzerine;</p>
<p class="metin"> "Allahü teâlâ sizden sevgilidir. Ayrıca bizim size şefkat ve yardımlarımız, vefat</p>
<p class="metin"> ettikten sonra, b</p>
<p class="metin">u dünyadakinden daha çok olacaktır. Çünkü bu dünyada, insanlık icabı bazen ister</p>
<p class="metin"> istemez yardım ve teveccüh tam olmuyor. Halbuki öldükten sonra, beşeri</p>
<p class="metin">sıfatlardan tamamen ayrılma vardır" buyurdu. Bunu söylediği günden itibaren,</p>
<p class="metin"> o günleri saymaya başladılar. Şöyle ki, Safer ayının yirmi ikinci gecesi kalbleri</p>
<p class="metin">hasta eshabına; "Bugün söylediğim günlerin kırkıncı günü geçmiş oluyor.</p>
<p class="metin">Bakalım bu yedi-sekiz günde ne zuhur eder" buyurdu. Yine oğullarına buyurdu</p>
<p class="metin">ki: "Şu arada hasıl olan birkaç günlük sıhhatte, Allahü teâlâ, Habibine tâbi olan</p>
<p class="metin"> bir insanda bulunabilecek bütün kemalatı bana ihsan eyledi." Oğullarının bu</p>
<p class="metin">sözlerden kalbleri parçalandı. Çünkü, bu sözlerde Hazret-i Ebu Bekri Sıddıkın;</p>
<p class="metin"><strong>"Bu gün dininizi tamam eyledim"</strong> âyet-i kerimesi gelince kalblerine gelen,</p>
<p class="metin">yani Peygamber efendimiz vefat edecektir, ilhamından bir işaret bulunduğunu</p>
<p class="metin"> anladılar.</p>
<p class="metin">Safer ayının yirmi üçü Perşembe günü, dervişlere, kendi mübarek elleriyle</p>
<p class="metin">elbiselerini taksim etti. Kendi üzerinde pamuklu, sıcak tutan bir elbise</p>
<p class="metin"> bulunmadığı için, havanın soğukluğu tesir edip, tekrar sıtma hastalığına</p>
<p class="metin"> tutuldu ve tekrar yatağa düştü. Peygamber efendimiz hastalıktan kurtulup,</p>
<p class="metin"> </p>
<p class="metin">az bir zaman sonra tekrar hasta olmuşlar ve vefat eylemişlerdi. İmam-ı Rabbani</p>
<p class="metin"> hazretleri, bu hususta da ittiba'ı (uymayı) kaçırmadı. Bu hastalıktan evvel</p>
<p class="metin"> hizmetçilerinden birine; "Mangal için şu kadar liralık kömür al!" buyurdu.</p>
<p class="metin">Biraz sonra tekrar yanına çağırarak; "Söylediğimin yarısı tutarında kömür al,</p>
<p class="metin">çünkü bir ses kalbime, o kömürleri yakacak kadar zaman kalmadı diyor" buyurdu.</p>
<p class="metin"> Kömürün bir kısmını kendisi için ayırtıp, diğerini çocuklarına gönderdi. Kendisine</p>
<p class="metin">ayrılmış olan miktar, vefat ettiği gün tamamen bitmişti. Bu hastalık zamanında,</p>
<p class="metin"> yüksek ilimleri, çok fazla olarak kendi yüksek oğullarına anlattı. Bir gün ince</p>
<p class="metin">hakikatleri beyanda o kadar uğraşıyor ve bunun için o kadar konuşuyordu ki,</p>
<p class="metin">kıymetli oğulları Hace Muhammed Said; "Hazretinizin hastalığı bu kadar</p>
<p class="metin">konuşmanıza elverişli değildir, bu marifetlerin beyanını bir başka zamana</p>
<p class="metin">bıraksanız nasıl olur babacığım?" diye arz etti. Bunun üzerine: "Ey oğlum!</p>
<p class="metin">Daha zaman ve fırsat var mı? Biliyorum ki, bir başka vakit, bu kadarını</p>
<p class="metin">söylemeye de kuvvet ve kudret bulamıyacağım" buyurdular.</p>
<p class="metin">Bu günlerde hastalığı şiddetli olmasına rağmen cemaatle namaz kılmayı terk</p>
<p class="metin">etmedi. Ancak son dört-beş gün, yalnız başına namaz kıldı. Duaları, tesbihleri,</p>
<p class="metin"> salevatları, zikri ve murakabeyi, hiçbir eksiklik olmadan yapıyordu. Dinimizin</p>
<p class="metin">ve hocalarının yollarının inceliklerinden hiçbirini terk etmiyordu. Bir gece, gecenin</p>
<p class="metin">üçüncü yarısında kalkıp abdest aldı. Teheccüd namazını ayakta kıldı ve;</p>
<p class="metin">"Bu bizim son teheccüdümüzdür" buyurdu.</p>
<p class="metin">Vefatından biraz önce, kendinden geçme hali görüldü. Büyük oğlu, bu</p>
<p class="metin"> </p>
<p class="metin">kendinden geçme halinin çokluğu, hastalığın şiddetinden mi, yoksa istiğrak</p>
<p class="metin"> (nurlara gömülme) sebebi ile midir, diye arz etti. Cevabında; "İstiğrak sebebi i</p>
<p class="metin">ledir. Çünkü, bazı çok yüksek haller görünüyor. Bunun için onlara teveccüh ediyorum,</p>
<p class="metin"> tâ ki hepsini oldukları gibi görebileyim ve bunlarla her şeyim tamam ve kâmil olsun</p>
<p class="metin">" buyurdu. Bu derin sırlardan kısaca yüksek oğullarının kulaklarına fısıldadı. Bu</p>
<p class="metin">kendinden geçme halinden kurtulunca, ciğeri yaralı, kalbi yanık talebelerine elveda</p>
<p class="metin">sözünü hatırlatan, vasiyetlerini söylemeye başladı. Bu vasiyetlerin çoğu; mutabeata, Peygamberimize tâbi olmaya teşvik, sünnete yapışma, bid’atten kaçınma, zikir ve</p>
<p class="metin">murakabeye devam etme hakkında idi.</p>
<p class="metin">Buyurdu ki: "Sünnete çok sıkı sarılmak lazımdır." Bu sözleriyle de Peygamber</p>
<p class="metin">efendimize uymak istemişlerdi. Çünkü, Peygamber efendimiz vefat edecekleri</p>
<p class="metin">zaman böyle nasihat eylemişlerdi. Abbad bin Sariye'den, Tirmizi ve Ebu Davud</p>
<p class="metin">şöyle rivayet eder: "Resulullah efendimiz bize vaaz ediyordu. Bu vaazdan kalbler</p>
<p class="metin">ürperiyor. Gözler yaşarıyordu. Dedik ki: "Ya Resulallah! Bu sözleriniz veda vaazına</p>
<p class="metin">benziyor, bize vasiyet ediniz." Resulullah aleyhisselam buyurdular ki:</p>
<div class="metin"><span style="color:#008000;"><strong>"Size vasiyetim olsun: Allah’tan korkunuz, bir köle bile emr-i ilahiyi bildirse </strong></span></div>
<div class="metin"><span style="color:#008000;"><strong>dinleyiniz ve yapınız. Yaşayanlarınız çok şeyler görecek. O zaman benim ve </strong></span></div>
<div class="metin"><span style="color:#008000;"><strong>Hulefa-i raşidinin sünnetine gayet sıkı sarılınız, onu elden kaçırmayınız. </strong></span></div>
<div class="metin"><span style="color:#008000;"><strong>Dinde bid’atten çok sakınınız. Çünkü bütün bid’atler dalalettir, sapıklıktır."<br />
</strong><br />
İmam-ı Rabbani hazretleri vasiyetine devamla şöyle buyurdu: "Dinimizin sahibi </span></div>
<div class="metin"><span style="color:#008000;">Resulullah efendimiz, nasihatlerin en incelerini bile; <strong>"Din nasihattır"</strong> hadis-i şerifi </span></div>
<div class="metin"><span style="color:#008000;">gereğince ihmal etmediler. Dinimizin kıymetli kitaplarından, tam tâbi olmak yolunu </span></div>
<div class="metin"><span style="color:#008000;">öğreniniz ve bununla amel ediniz.</span></div>
<p><font color="#008000"></p>
<p class="metin">  </p>
<p></font></span></div>
<p class="metin"><span style="color:#008000;">Vefat ettiği Safer ayının yirmi dokuzuncu Salı günü, gece kendine hizmet eden</span></p>
<p class="metin"><span style="color:#008000;"> hizmetçilerine; "Çok zahmet çektiniz, bu sizin son zahmetinizdir" buyurdu.</span></p>
<div><span style="color:#008000;">Sedirin üzerine yatınca, sünnet üzere sağ elini sağ yanağının altına koyup, zikirle </span></div>
<div><span style="color:#008000;">meşgul oldu. Büyük oğlu Muhammed Said, babasının sık sık nefes aldığını </span></div>
<div><span style="color:#008000;">görünce; "Hâl-i şerifiniz nasıldır babacığım?" diye arzetti. "İyiyim ve kıldığım o </span></div>
<div><span style="color:#008000;">iki rekat namaz kâfidir" buyurdu. Bundan sonra bir daha konuşmadı. Yalnız </span></div>
<div><span style="color:#008000;">Allahü teâlânın ismini söyledi ve biraz sonra da vefat etti. Peygamberlerin </span></div>
<div><span style="color:#008000;">büyüklerinin çoğunun son sözleri namaz olmuştur. Bu hususta da Peygamberlerin </span></div>
<div><span style="color:#008000;">Serverine tâbi oldu. Vefatı 1624 senesi, Safer ayının yirmi sekizi, güneş hesabı ile</span></div>
<div><span style="color:#008000;"> yirmi dokuzu, Salı günü kuşluk vakti vaki oldu.</span></div>
<div><span style="color:#008000;">O ay yirmi dokuz gün idi. Peygamber efendimizin vefat ayı olan Rebiül-evvel ayının i</span></div>
<div><span style="color:#008000;">lk gecesi, Peygamber efendimizin huzuruna kavuştu. Hastalık ve humma çektiği günler,</span></div>
<div><span style="color:#008000;"> yaşının sene adedi kadar olup, altmış üç gün idi. Hadis-i şerifte; <strong>"Bir günlük humma, </strong></span></div>
<div><span style="color:#008000;"><strong>bir senenin kefaretidir"</strong> buyuruldu. Çektikleri hastalık, bu hadis-i şerifin manasına </span></div>
<div><span style="color:#008000;">uygun oldu.</span></div>
<div></div>
<p><span style="color:#008000;">İmam-ı Rabbani hazretlerinin nurlu bedeni yıkama tahtasının üzerine konulup,</p>
<p>elbiseleri soyulunca, orada bulunanlar hazret-i İmamın namazda olduğu gibi ellerini</p>
<p>bağladığını gördüler. Sağ elinin baş parmağı ve küçük parmağını, sol elin bileğinde</p>
<p>halka yaptı. Halbuki, oğulları vefatından sonra, kollarını düzeltip uzatmışlardı.</p>
<p>Yıkama tahtasına yatırırken, tebessüm etti ve bir müddet bu şekilde kaldı.</p>
<p>Yıkayıcı, mübarek ellerini açıp düzeltti. Sol tarafa yatırdı, sağ tarafını yıkadı. Sağ</p>
<p> tarafa yatırıp sol tarafını yıkayacağı zaman, orada bulunanlar, velilik kuvvetinin</p>
<p>bir alameti olarak, zayıf bir hareketle ellerinin hareket ettiğini, bir araya geldiğini</p>
<p>ve eskisi gibi tekrar sağ elinin baş ve küçük parmaklarının, sol elinin bileğinde</p>
<p>halka yaptığını gördüler. Halbuki sağ tarafa yatınca, sağ elin sol el üzerine</p>
<p>Gelmemesi icap ederdi. Bununla beraber öyle bir kuvvetle sol elini tutmuştu</p>
<p>ki, ayırmak ve çözmek mümkün değildi. Kefene sardıkları zaman, yine</p>
<p>ellerinin bağlandığı görüldü. Bu hal iki-üç defa vaki oldu. Nihayet oradakiler,</p>
<p>bunda derin bir mana ve gizli bir sır olduğunu anlayıp, bir daha ellerini açmaya</p>
<p> uğraşmadılar ve oğulları Hace Muhammed Said; "Madem ki, muhterem babam</p>
<p>böyle istiyor, böyle bırakalım" buyurdu. Peygamber efendimiz hadis-i şerifte;</p>
<p><strong>"Yaşadıkları gibi ölürler"</strong> buyurdu. Bu, Allahü teâlânın büyük bir ihsanıdır.</p>
<p> Dilediğine ihsan eyler. Onun ihsanı boldur.</p>
<p>İmam-ı Rabbani hazretlerinin cenaze namazını, oğlu Hace Muhammed Said</p>
<p>kıldırdı. Vefatında 63 yaşında idi. Serhend'de evinin yanında defnedildi. Daha</p>
<p>sonra Afganistan padişahı Şah-i Zaman, kabri üzerine büyük ve çok sanatlı</p>
<p> bir türbe yaptırdı.</p>
<p>Büyük oğlu Muhammed Said buyurdu ki:<br />
"Yüksek babamı, vefatından sonra rüyada gördüm. Allahü teâlânın kendisine</p>
<p> verdiği büyük nimetlerden tam neşe ve sevinçle anlatıyordu ve bununla iftihar</p>
<p>ediyordu. Kendisine; "Canım babacığım, şükür makamından hiç kimseye bir nasip</p>
<p> verdiler mi?" diye arzettim. "Evet, beni de şükredenlerden eylediler" buyurdu.</p>
<p>Arzettim ki, Kur'an-ı kerimde mealen; <strong>"Şükreden kullar azdır" </strong>buyuruluyor.</p>
<p> (Sebe' suresi: 13) Bu âyet-i kerimeden anlaşılan, bu cemaatin, Peygamberler</p>
<p>olduğudur. Yahut da Peygamberlerin en büyük eshablarıdır. Hazret-i Ebu Bekri</p>
<p>Sıddık gibi deyince; "Evet, öyledir. Fakat beni hususi bir ihsan ve inayetle, o</p>
<p>cemaate dahil eylediler" buyurdu.</p>
<p> </p>
<div><span style="color:#008000;"><strong>Eserleri:<br />
1) Mektubat:</strong> İslam âleminde imam-ı Rabbani'nin Mektubat'ı kadar kıymetli </span></div>
<div><span style="color:#008000;">bir kitap daha yazılmamıştır. Mektubat, üç cild olup, beş yüz yirmi altı </span></div>
<div><span style="color:#008000;">mektubunun toplanmasından meydana gelmiştir. Kelâm ve fıkıh bilgilerini,</span></div>
<div><span style="color:#008000;"> tasavvufun marifetlerini açıklayan uçsuz bir derya gibi eşsiz bir eserdir.</span></div>
<div><span style="color:#008000;">Mektubat'ın birinci cildi 1616 senesinde talebelerinin meşhurlarından Yar </span></div>
<div><span style="color:#008000;">Muhammed Cedid-i Bedahşi Talkani tarafından toplanmıştır. Birinci cildde </span></div>
<div><span style="color:#008000;">313 mektup vardır. Bu cildin son mektubu, Muhammed Haşim-i Keşmi'ye </span></div>
<div><span style="color:#008000;">yazılmıştır. İmam-ı Rabbani hazretleri birinci cildin son mektubunu yazınca;</span></div>
<div><span style="color:#008000;"> "Muhammed Haşim'e gönderilen bu mektupla resullerin, din sahibi </span></div>
<div><span style="color:#008000;">peygamberlerin ve Eshab-ı Bedr'in sayısına uygun olduğundan, üç yüz on </span></div>
<div><span style="color:#008000;">üç mektupla birinci cildi burada bitirelim" buyurmuştur.</span></div>
<div><span style="color:#008000;">İkinci cildi ise 1619 senesinde yine talebelerinden, Abdülhay Pütni tarafından </span></div>
<div><span style="color:#008000;">toplanmıştır. Bu cildde Esma-i hüsna yani Allahü teâlânın hadis-i şerifte geçen </span></div>
<div><span style="color:#008000;">doksan dokuz ismi sayısınca doksan dokuz (99) mektup vardır.</span></div>
<div><span style="color:#008000;">Üçüncü cild de imam-ı Rabbani hazretlerinin vefatından sonra 1630 senesinde </span></div>
<div><span style="color:#008000;">talebelerinden Muhammed Haşim-i Keşmi tarafından toplanmış olup, bu cildde </span></div>
<div><span style="color:#008000;">de Kur'an-ı kerimdeki surelerin sayısınca yüz on dört (114) mektup vardır. Her</span></div>
<div><span style="color:#008000;"> üç cildde toplam beş yüz yirmi altı (526) mektup vardı. İmam-ı Rabbani </span></div>
<div><span style="color:#008000;">hazretlerinin vefatından sonra on mektubu daha üçüncü cilde ilave edilmiştir. </span></div>
<div><span style="color:#008000;">Böylece toplam mektup adedi (536) olmuştur.</span></div>
<p></span><span style="color:#008000;">Mektubat'daki mektupların birkaçı Arabi, geri kalanların hepsi Farisidir.</p>
<p>Çeşitli zamanlarda basılmıştır. [Mektubatın birinci cildi Müjdeci Mektuplar adı</p>
<p> altında Hakikat Kitabevi tarafından yayınlanmıştır. İkinci ve Üçüncü cildlerdeki</p>
<p> mektuplardan da bir kısmı Hakikat Kitabevi yayınlarından olan Tam İlmihal</p>
<p>Seadet-i Ebediyye kitabında yayınlanmıştır. Bu kıymetli eserler,</p>
<p>www.hakikatkitabevi.com adresinden okunabilir ve temin edilebilir.]<br />
<strong><br />
<span style="color:#008000;">2) Redd-i Revafıd: </span></strong><span style="color:#008000;">Farisi olup, Rafızileri reddeden bu kitabın Türkçesi,</span></p>
<p><span style="color:#008000;"> (Hak Sözün Vesikaları) kitabında, bir bölüm olarak, Hakikat Kitabevi </span></p>
<p><span style="color:#008000;">tarafından yayınlanmıştır. Arapça'ya da tercüme edilmiştir.<br />
</span><strong><br />
<span style="color:#008000;">3) İsbatün-Nübüvve:</span></strong><span style="color:#008000;"> "Peygamberlik nedir?" adı ile Türkçeye tercüme </span></p>
<p><span style="color:#008000;">edilmiştir. Hak sözün Vesikaları kitabı içinde bir bölüm olarak yayınlanmıştır. </span></p>
<p><span style="color:#008000;">Ayrıca Arapçası, İngilizceye ve Fransızcaya da tercüme edilmiştir.<br />
</span><strong><span style="color:#008000;">4) Mebde' ve Me'ad<br />
5) Adab-ül-Müridin<br />
6) Ta'likat-ül-Avarif<br />
7) Risale-i Tehliliyye<br />
8) Şerh-i Ruba'ıyyat-ı Abd-il-Baki<br />
9) Mearif-i Ledünniye<br />
10) Mükaşefat-ı Gaybiyye<br />
11) Cezbe ve Süluk Risalesi</span></strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kıyamet Alametleri]]></title>
<link>http://silsile.wordpress.com/?p=14</link>
<pubDate>Fri, 01 Aug 2008 08:58:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>silsile</dc:creator>
<guid>http://silsile.tr.wordpress.com/2008/08/01/kiyamet-alametleri/</guid>
<description><![CDATA[











KIYAMET ALAMETLERİ











Deccal










Kıyametin Büyük Alametleri










]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<table style="width:206px;height:330px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="206" align="center">
<tbody>
<tr>
<td style="font-size:1px;" align="left">
<p align="center"><img style="width:208px;height:4px;" src="http://silsiletrgg.ourtoolbar.com/Images/mailboxtop.gif" border="0" alt="" width="248" height="4" /></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td style="border-right:#47859c 1px solid;border-left:#47859c 1px solid;width:248px;" valign="top" bgcolor="#fcffff">
<table style="font-size:12px;width:161px;height:289px;" border="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2" bgcolor="#ffcc33"><strong><span style="color:#ff0000;">KIYAMET ALAMETLERİ</span></strong></td>
</tr>
<tr>
<td style="padding-top:5px;">
<div style="font-size:11px;"><span style="color:#000000;"></p>
<table id="ctl00_cpAna_dlBolumIcerik" style="width:100%;border-collapse:collapse;" border="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td bgcolor="#ffffcc">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="3" width="90%" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="100%" align="center"><a href="http://silsile.tr.gg/Deccal-.htm"><strong><span style="color:#808000;">Deccal</span></strong></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#ffffcc">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="3" width="90%" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="100%" align="center"><a href="http://silsile.tr.gg/Kiyametin-Buyuk-Alametleri.htm"><strong><span style="color:#808000;">Kıyametin Büyük Alametleri</span></strong></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#ffffcc">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="3" width="90%" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="100%" align="center"><a href="http://silsile.tr.gg/Dabbetul_Arzin-Zuhuru-.htm"><strong><span style="color:#808000;">Dabbetül-Arz´ın Zuhuru</span></strong></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#ffffcc">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="3" width="90%" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="100%" align="center"><a href="http://silsile.tr.gg/Gunesin-Batidan-Dogusundan-Kiyamete-Kadar-Olacak-Haller.htm"><strong><span style="color:#808000;">Güneşin Batıdan Doğuşundan Kıyamete Kadar Olacak Haller</span></strong></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#ffffcc">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="3" width="90%" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="100%" align="center"><a href="http://silsile.tr.gg/hz-isanin-zuhuru.htm"><strong><span style="color:#808000;">HZ.İSÂ (A.S)´ın Zuhuru</span></strong></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#ffffcc">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="3" width="90%" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="100%" align="center"><a href="http://silsile.tr.gg/Kiyametin-Kopmasindan-Once-Zuhur-Edecek-Kucuk-Alametler-.htm"><strong><span style="color:#808000;">Kıyametin Kopmasından Önce Zuhur Edecek Küçük Alametler</span></strong></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#ffffcc">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="3" width="90%" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="100%" align="center"><a href="http://silsile.tr.gg/Peygamber-Efendimizin-Tavsiyeleri.htm"><strong><span style="color:#808000;">Peygamber Efendimiz (S.A.S)´in Tavsiyeleri</span></strong></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#ffffcc">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="3" width="90%" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="100%" align="center"><a href="http://silsile.tr.gg/Yecuc-Ve-Mecuc-.htm"><strong><span style="color:#808000;">Ye´cüc Ve Me´cüc</span></strong></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p></span></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td style="font-size:1px;" align="left" valign="top"><img style="width:209px;height:5px;" src="http://silsiletrgg.ourtoolbar.com/Images/mailboxbottom.gif" border="0" alt="" width="223" height="5" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[üç aylarda edilen dualar, makbul dualardır]]></title>
<link>http://kendimibuldum.wordpress.com/?p=99</link>
<pubDate>Sun, 29 Jun 2008 10:05:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>tubayolcu</dc:creator>
<guid>http://kendimibuldum.tr.wordpress.com/2008/06/29/99/</guid>
<description><![CDATA[
Mü&#8217;minin mü&#8217;mine en iyi duası nasıl olmalıdır? 



Elcevap: Esbab-ı kabul daires]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-size:8.5pt;color:#58595a;font-family:Verdana;"><img class="alignnone" src="http://farm1.static.flickr.com/208/476061252_bd08226401.jpg" alt="" /></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><strong><span style="font-size:8.5pt;color:#58595a;font-family:Verdana;">Mü'minin mü'mine en iyi duası nasıl olmalıdır?</span></strong><span style="font-size:8.5pt;color:#58595a;font-family:Verdana;"> </span></p>
<div class="MsoNormal" style="text-align:center;margin:0;"><span style="font-size:10pt;color:#58595a;font-family:Verdana;"></p>
<hr size="1" noshade="noshade" /></span></div>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;">
<div class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;color:#58595a;font-family:Verdana;">Elcevap: Esbab-ı kabul dairesinde olmalı. Çünkü bazı şerâit dahilinde dua makbul olur. Şerâit-i kabulün içtimaı nisbetinde makbuliyeti ziyadeleşir.Ezcümle, dua edileceği vakit, istiğfar ile mânevî temizlenmeli; sonra, makbul bir dua olan salâvat-ı şerifeyi şefaatçi gibi zikretmeli ve âhirde yine salâvat getirmeli. Çünkü, iki makbul duanın ortasında bir dua makbul olur.</span></div>
<div><span style="font-size:10pt;color:#58595a;font-family:Verdana;">Hem bizahri'l-gayb, yani gıyaben ona dua etmek,<br />
Hem hadiste ve Kur'ân'da gelen me'sur dualarla dua etmek; meselâ,<br />
Allahım, Senden kendim ve onun için dünyada ve âhirette af ve âfiyet istiyorum. en-Nevevî, el-Ezkâr, 74; el-Hâkim, el-Müstedrek, 1:517.</span></div>
<p><span style="font-size:10pt;color:#58595a;font-family:Verdana;">"Ey Rabbimiz, bize dünyada da güzellik ver, âhirette de güzellik ver. Ve bizi Cehennem ateşinin azâbından koru." Bakara Sûresi, 2:201<br />
gibi câmi dualarla dua etmek</p>
<p>Hem hulûs ve huşû ve huzur-u kalble dua etmek,<br />
Hem namazın sonunda, bilhassa sabah namazından sonra,<br />
Hem mevâki-i mübarekede, hususan mescidlerde,<br />
Hem Cumada, hususan saat-i icabede,<br />
Hem şuhur-u selâsede, hususan leyâli-i meşhurede,<br />
Hem Ramazan'da, hususan Leyle-i Kadirde dua etmek, kabule karin olması rahmet-i İlâhiyeden kaviyen me'muldür.<br />
O makbul duanın ya aynen dünyada eseri görünür; veyahut dua olunanın âhiretine ve hayat-ı ebediyesi cihetinde makbul olur. Demek, aynı maksat yerine gelmezse, dua kabul olmadı denilmez, belki daha iyi bir surette kabul edilmiş denilir.Elcevap: Esbab-ı kabul dairesinde olmalı. Çünkü bazı şerâit dahilinde dua makbul olur. Şerâit-i kabulün içtimaı nisbetinde makbuliyeti ziyadeleşir.</p>
<p>Ezcümle, dua edileceği vakit, istiğfar ile mânevî temizlenmeli; sonra, makbul bir dua olan salâvat-ı şerifeyi şefaatçi gibi zikretmeli ve âhirde yine salâvat getirmeli. Çünkü, iki makbul duanın ortasında bir dua makbul olur.</p>
<p>Hem bizahri'l-gayb, yani gıyaben ona dua etmek,<br />
Hem hadiste ve Kur'ân'da gelen me'sur dualarla dua etmek; meselâ,<br />
Allahım, Senden kendim ve onun için dünyada ve âhirette af ve âfiyet istiyorum. en-Nevevî, el-Ezkâr, 74; el-Hâkim, el-Müstedrek, 1:517.</p>
<p>"Ey Rabbimiz, bize dünyada da güzellik ver, âhirette de güzellik ver. Ve bizi Cehennem ateşinin azâbından koru." Bakara Sûresi, 2:201<br />
gibi câmi dualarla dua etmek</p>
<div><span style="font-size:10pt;color:#58595a;font-family:Verdana;">Hem hulûs ve huşû ve huzur-u kalble dua etmek,<br />
Hem namazın sonunda, bilhassa sabah namazından sonra,<br />
Hem mevâki-i mübarekede, hususan mescidlerde,<br />
Hem Cumada, hususan saat-i icabede,<br />
Hem şuhur-u selâsede, hususan leyâli-i meşhurede,<br />
Hem Ramazan'da, hususan Leyle-i Kadirde dua etmek, kabule karin olması rahmet-i İlâhiyeden kaviyen me'muldür.<br />
O makbul duanın ya aynen dünyada eseri görünür; veyahut dua olunanın âhiretine ve hayat-ı ebediyesi cihetinde makbul olur. Demek, aynı maksat yerine gelmezse, dua kabul olmadı denilmez, belki daha iyi bir surette kabul edilmiş denilir.</span></div>
<div><span style="font-size:10pt;color:#58595a;font-family:Verdana;"> </span></div>
<p><span style="font-size:10pt;color:#58595a;font-family:Verdana;"> </p>
<p></span></span> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;color:#58595a;font-family:Verdana;">mektubat,s 270</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mektubatı Rabbani Serisi - 1]]></title>
<link>http://ilahi.wordpress.com/?p=257</link>
<pubDate>Fri, 09 May 2008 00:34:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>Admin</dc:creator>
<guid>http://ilahi.tr.wordpress.com/2008/05/09/mektubati-rabbani-serisi-1/</guid>
<description><![CDATA[Mektubatı Rabbani Serisi - 1

]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<h2><span style="color:#ff00ff;">Mektubatı Rabbani Serisi - 1</span></h2>
<p>[googlevideo=http://video.google.com/videoplay?docid=6368251023814760935]</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Risale-i Nur tahrif mi edildi? [Mason Abduh Said Nursi'nin Üstadı mı?]]]></title>
<link>http://diyalogcu.wordpress.com/?p=157</link>
<pubDate>Thu, 08 May 2008 00:17:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>diyalog</dc:creator>
<guid>http://diyalogcu.tr.wordpress.com/2008/05/08/risale-i-nur-tahrif-mi-edildi-said-nursi-gercekleri/</guid>
<description><![CDATA[
&#8220;Siz nasıl kalem karıştırırsınız!”
Mustafa Kaplan Bey, geçen haftaki bir yazısınd]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><a href="http://diyalogcu.files.wordpress.com/2008/05/said-nursi_bediuzzaman_.jpg"><img class="size-full wp-image-158" src="http://diyalogcu.wordpress.com/files/2008/05/said-nursi_bediuzzaman_.jpg" alt="said nursi" width="287" height="396" /></a></p>
<p style="text-align:center;"><strong><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:medium;">"Siz nasıl kalem karıştırırsınız!”</span></strong></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;">Mustafa Kaplan Bey, geçen haftaki bir yazısında <strong>“Risale-i Nurlara el atıldığını ve bazı değişiklikler yapıldığını”</strong> yazıyor ve haklı olarak sert bir şekilde de tenkit ediyordu.<br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Sakarya Üniversitesi hocalarından Sayın <strong>Dr. Alaaddin Yalçınkaya</strong> da Cemaleddin Efgani isimli eserinde bu değişikliklerden birine dikkat çekiyor. Alaaddin Bey’in ifadeleri şöyle:<br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> “İttihad-ı İslâm (İslâm birliği) ve Cemaleddin Efgani ile alâkalı, Said Nursi’nin de bazı görüşleri vardır. Said Nursi şöyle demektedir:<br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> “… Ben bu ittihadın efradındanım (bireylerindenim) ve bu ittihadın tezahürüne (meydana gelmesine) teşebbüs edenlerdenim. Yoksa, sebebi iftirak (ayrılık sebebi) olan fırkalardan değilim. Elhasıl: Sultan Selim’e biat etmişim. Onun ittihad-ı İslâm’daki fikrini kabul ettim. Zira o <strong>Kürtleri</strong> ikaz etti. Onlar da ona biat etti. <strong>Şimdiki Kürtler o zamanki Kürtlerdir.</strong> Bu meselede seleflerim (benden önce aynı düşüncede olanlar) <strong>Cemaleddin Efgani, Mısır Müftüsü merhum Muhammed Abduh, Ali Süavi, Hoca Tahsin Efendilerle Kemal Bey</strong> (Namık Kemal) ve <strong>Sultan Selim</strong>’dir.”<br />
<em><strong></strong></em></span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><em><strong> (Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, Tenvir Neşriyat, 1987, İstanbul, Yedinci Cinayet.)</strong></em><br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Alaaddin Yalçınkaya devam ediyor:<br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> “Said Nursi’nin bu konudaki görüşleri, arada küçük olmakla beraber farklı yorumlara sebep olabilecek diğer bir kaynakta şöyle nakledilmektedir:<br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> “İşte ben bu ittihadın efradındanım ve bu ittihadın tezahürüne teşebbüs edenlerdenim. Yoksa sebeb-i iftirak olan fırkalardan, partilerden değilim. Elhasıl: Sultan Selim’e biat etmişim, onun ittihad-ı İslâm’daki fikrini kabul ettim. Zira o, vilayat-ı şarkıyeyi ikaz etti, onlar da ona biat ettiler. Şimdiki şarklılar, o zamandaki şarklılardır. Bu meselede seleflerim; <strong>Şeyh Cemaleddin Efgani, allamelerden Mısır Müftüsü merhum Muhammed Abduh, müfrit âlimlerden Ali Süavi, Hoca Tahsin ve ittihad-ı İslâm’ı hedef tutan Namık Kemal ve Sultan Selim’dir ki…</strong>”<br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><em><strong> (Bediüzzaman Said Nursi, İki Mekteb-i Musibet’in Şehadetnamesi, Risale-i Nur Külliyatı’ndan, Aksi Seda Matbaası, Samsun, 1957, s 14-15)</strong></em><br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Fark ortada. Birindeki “Kürt” kelimesi diğerinde “vilayat-ı şarkiye” olmuş. Bu durumda, insan “Yoksa Risale-i Nurlarda benzer şeyler yapıldı mı?” diye düşünmez mi? Demek ki, Mustafa Kaplan Bey feveranında yerden göğe kadar haklı…<br />
Bir kelimenin değiştirilmesine bile bizzat Risale-i Nur’un yazarı şiddetle karşı. Bakın:<br />
Mana daha güzelleşiyor diye Fihrist Risalesi’ne yapılan çok küçük bir ilaveye itiraz eden Said Nursi, şiddetli bir tokat aşkettikten sonra, “Titremeliydiniz. Ben dahi (Risale-i Nur’a) kalem karıştıramıyorum. Siz nasıl kalem karıştırırsınız!” demiştir. (ittihad.com.tr sitesindeki 14 sahifelik metnin 6. sahifesi. Aynı cümle Sikke-i Tasdik-i Gaybi’de de mevcut.)<br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> 1996 veya 97’de Aksaray Akgün Otel’de Risale-i Nur toplantısı yapılmıştı. Galiba Filistin’den gelen hatipdi; konuşması içinde <strong>“Said Nursi, üstadlarım Cemaleddin Efgani, Muhammed Abduh, Ali Süavi diyor” dedi. </strong>Konuşmaları anında tercüme eden Suat Yıldırım Hoca, hatibin bu cümlesini tercüme etmedi. Arkasından, Suriyeli Ramazan el Buti konuştu. İşe bakın ki, bir önceki hatibin söylediğini o da söylemesin mi… Suat Hocamız, Buti’nin o cümlesini de es geçti. Bendeniz, tercümede bazı yerleri niçin atladığını yazıp kâğıdı masaya bıraktım. Suat Hocamız cevap vermek mecburiyetinde kaldı ve “Efendim biz polemik olmasını istemiyoruz” dedi. Hoca kendine göre bu iki ismi yani <strong>Abduh ve Cemaleddin Afgani’yi Said Nursi’nin üstadı olarak göstermek istemiyordu.</strong> İyi de, Said Nursi kendisi bu isimleri vermekten çekinmemişse bize ne oluyor!..<br />
</span></span></p>
<p style="text-align:left;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"> Sizin anlayacağınız değerli okuyucular, böyle şeylere şahit oldukça, Mustafa Bey’e bir defa daha ‘haklısın’ demekten kendimizi alıkoyamıyoruz.<br />
<strong></strong></span></span></p>
<p style="text-align:right;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><span style="font-family:verdana;color:#325a78;font-size:small;"><strong> 16 Mart 2006 Perşembe<br />
(Ali Eren, Vakit)</strong></span></span></p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#600000;font-size:small;"><strong> Ali Eren Bey'in ifade ettiği gibi; her ne kadar Suat Yıldırım polemik çıkmasın diye saklamaya çalışsa da Said Nursi'nin Masonluğu tescillenmiş sapık Abduh'un ve Cemalettin Efgani'nin izinden gittiğini çok iyi biliyoruz. Bu konu ile ilgili makaleleri de yayınlayacağız inşallah.</strong> </span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[MEKTUBAT VE MÜELLİFİ]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/mektubat-ve-muellifi/</link>
<pubDate>Thu, 24 May 2007 12:56:46 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.tr.wordpress.com/2007/05/24/mektubat-ve-muellifi/</guid>
<description><![CDATA[&nbsp;
&nbsp;
MUHAMMED ESAD ERBİLİ

MEKTUBAT VE MÜELLİFİ
  Mektupla yapılan tebliğ ve irşad ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="color:#333333;text-align:center;background-color:#ffffff;margin:0;">&#160;</p>
<p style="color:#333333;text-align:center;background-color:#ffffff;margin:0;">&#160;</p>
<p style="color:#333333;text-align:center;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="3"><font size="5"><span style="color:#000066;"><span style="color:#006600;">MUHAMMED ESAD ERBİLİ</span></span></font></font></p>
<p style="color:#333333;text-align:center;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="3"><font size="5"><span style="color:#000066;"><span style="color:#006600;"></span><br />
<font size="4">MEKTUBAT VE MÜELLİFİ</font></span></font></p>
<p> <span style="color:#000066;"> Mektupla yapılan tebliğ ve irşad faaliyetinin tarihi, Hazret-i Peygamber - sallallahu aleyhi ve sellem- 'e kadar uzanır. Nitekim Peygamberimiz, komşu ülkelerin devlet baskanlarına gönderdigi elçi ve mektuplarla onları İslama davet etmiştir. Mutasavvıf ve mürşidler de bu usülden çokça istifade etmişlerdir. Sufiler içinde ilk def'a mektupla irşadlarda bulunan Hasan Basri Hazretleridir. O'nun Ömer ibn Abdülaziz'e mektuplar yazdığı bilinmektedir. Daha sonraki devirlerde de mutasavvıfların bu usulle tebliğ ve irşadda bulundukları İmam Rabbani gibi Mektubat'ıyla meşhur olan büyük mürşidlerin mevcudiyetinden anlaşılmaktadır. </span></p>
<p> <span style="color:#000066;"> Mektubatda M. Es'ad Erbili tarafından muhibb ve müntesiblerine yazılan mektuplarin tek tek sahiplerinden toplanarak bir araya getirilmesinden meydana gelmiş bir eserdir. Eserdeki birinciden altıncıya kadar olan mektuplarla 36. Mektup, «Tasavvuf» mecmuasında makale olarak da neşredilmistir. (bk. Tasavvuf Mecmuasi, Sene: 1327). Mektübat; Osmanlıca olarak iki defa neşrediImiştir. İlk neşri 1338/1922 yılında Seyyid Ali Kadri tarafından yapılmış olup 147 mektuptan müteşekkildir, 1341/1925'deki ikinci tab'ında ise 154 mektup yer almaktadır. </span></p>
<p> <span style="color:#000066;">Yeni baskıda eserin ikinci tab 'i esas alınmış ve eserden azami istifadeyi sağlamak maksadıyla her mektubun)atin harfleriyle okunuşu verildikten sonra karşısındaki sahifeye de günümüz türkçesiyle sadelestirilmiş şekli konulmuştur. Ayrıca bu nesirde öncekilerde bulunmayan iki mektuba da son kısımda yer verilmiştir. (bk. 155 ve 156. Mektup). </span></p>
<p> <span style="color:#000066;">Müellif M. Es'ad Efendi, son devir mutasavvıflarından olup 1246/ 1847'de memleketi Erbil'de doğmuş ve ilk tahsilini orada ikmal etmiştir. Mürşidi Seyh Taha'l-Hariri'nin vefatı üzerine 1293/1878 yıllarında İstanbul'a gelen Es'ad Efendi, İstanbul'da bulunduğu sırada Kelami Dergahı seyhliğiyle Meclis-i meşayih aza ve reisliği de yapmış 1931 yilinda vefat etmiştir. </span></p>
<p> <span style="color:#000066;">Tasavvuf terbiye usulünde isti'dad, tabiat ve fıtratların farklılığının büyük önemi vardır. Bu yüzden «Allah'a giden yollar, mahlukatın nefesleri sayısıncadır». buyurulmustur. Fıtrat ve tabiat farklı olunca onlarin irşad usullerinin de farkIı olmasi tabiidir. Bu itibarla herbiri ayri bir şahsa yazılmış bulunan bu mektupların bazan sadece muhatabına düstur olarak şeref-sadır olan kısımlarını okuyucularımızın kendilerine tesmil etmemeleri gerekir. Mektupların asıl herkese faydalı tarafı nasihat ve telkin tarzindaki öğütleri, ruh-nüvaz mana ve mefhumIarıdır. Eserin neşrinden gaye de okuyucularımızı bu yüksek manalara ve medll-i pür-i'tinalara ulastırmaktır. </span></p>
<p> <span style="color:#000066;">Ve minallahi't-tevfik. </span></p>
<p> <span style="color:#ff0000;">ERKAM YAYINLARI</span></p>
<p> <font size="4"><span style="color:#ff0000;">Bu mektublardan Bazılarını Okumak İçin Linklere Tıklayınız..</span></font></font></p>
<p align="center">&#160;</p>
<ul>
<li>
<p align="center"><font size="3"><font size="4"><a href="http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/tasavvuf-ve-nefs-tezkiyesi/" title="TASAVVUF VE NEFS TEZKİYESİ">TASAVVUF VE NEFS TEZKİYESİ</a></font></font></p>
</li>
<li>
<p align="center"><font size="3"><font size="4"><a href="http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/alim-ve-mursidlerin-vazifeleri/" title="ALİM VE MÜRŞİDLERİN VAZİFELERİ">ALİM VE MÜRŞİDLERİN VAZİFELERİ</a></font></font></p>
</li>
<li>
<p align="center"><font size="3"><font size="4"><a href="http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/manevi-yol-ve-manevi-rehber/" title="MA’NEVi YOL VE MA’NEVi REHBER">MA’NEVi YOL VE MA’NEVi REHBER</a></font></font></p>
</li>
<li>
<p align="center"><font size="3"><font size="4"><a href="http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/suallere-cevaplar/" title="SUALLERE CEVAPLAR">SUALLERE CEVAPLAR</a></font></font></p>
</li>
<li>
<p align="center"><font size="3"><font size="4"><a href="http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/hakk-yolcusunun-vazifeleri/" title="HAKK YOLCUSUNUN VAZİFELERİ">HAKK YOLCUSUNUN VAZİFELERİ</a></font></font></p>
</li>
<li>
<p align="center"><font size="3"><font size="4"><a href="http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/rabita-muhabbettir/" title="RABITA MUHABBETTİR">RABITA MUHABBETTİR</a></font></font></p>
</li>
<li>
<p align="center"><font size="3"><font size="4"><a href="http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/velayet-ve-cesitleri/" title="VELAYET VE ÇEŞİTLERİ">VELAYET VE ÇEŞİTLERİ</a></font></font></p>
</li>
<li>
<p align="center"><font size="3"><font size="4"><a href="http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/murakabe/" title="MURAKABE">MURAKABE</a></font></font></p>
</li>
<li>
<p align="center"><font size="3"><font size="4"><a href="http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/zikir-ve-rabita/" title="ZiKİR VE RABITA">ZiKİR VE RABITA</a></font></font></p>
</li>
<li>
<p align="center"><font size="3"><font size="4"><a href="http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/sohbette-muhabbet-vardir/" title="SOHBETTE MUHABBET VARDIR">SOHBETTE MUHABBET VARDIR</a></font></font></p>
</li>
<li>
<p align="center"><font size="3"><font size="4"><a href="http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/cismani-sohbet-manevi-sohbet/" title="CİSMANİ SOHBET-MANEVİ SOHBET">CİSMANİ SOHBET-MANEVİ SOHBET</a></font></font></p>
</li>
<li>
<p align="center"><font size="3"><font size="4"><a href="http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/gercek-sevgi-allah-sevgisi/" title="GERÇEK SEVGİ ALLAH SEVGİSİ">GERÇEK SEVGİ ALLAH SEVGİSİ</a></font></font></p>
</li>
<li>
<p align="center"><font size="3"><font size="4"><a href="http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/insanlar-olunce-uyanirlar/" title="İNSANLAR ÖLÜNCE UYANIRLAR">İNSANLAR ÖLÜNCE UYANIRLAR</a></font></font></p>
</li>
<li>
<p align="center"><font size="3"><font size="4"><a href="http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/ilim-ve-husu/" title="İLİM VE HUŞU">İLİM VE HUŞU</a></font></font></p>
</li>
<li>
<p align="center"><font size="3"><font size="4"><a href="http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/zuhdun-hakikati/" title="ZÜHDÜN HAKİKATI">ZÜHDÜN HAKİKATI</a></font></font></p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[TASAVVUF VE NEFS TEZKİYESİ ]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/tasavvuf-ve-nefs-tezkiyesi/</link>
<pubDate>Thu, 24 May 2007 12:43:10 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.tr.wordpress.com/2007/05/24/tasavvuf-ve-nefs-tezkiyesi/</guid>
<description><![CDATA[

TASAVVUF VE NEFS TEZKİYESİ     Rahman ve Rahim Allah&#8217;ın adıyla

«İyilik ve takva üzer]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="color:#333333;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="4"><font size="6"><br />
</font></font></p>
<p style="text-align:center;background-color:#ffffff;"><font size="4"><font size="6">TASAVVUF VE NEFS TEZKİYESİ </font></font><br /> <font size="4"> </font><br /> <font size="4"> Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla</font></p>
<p style="color:#333333;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="4"><br />
«İyilik ve takva üzere yardımlaşınız.» 1 ayet-i celilesine uyarak mensubu bulunduğumuz İslam ümmetine ve Osmanlı milletine dünyevi saadet ve uhrevi selameti gösteren ve daha birçok ilahi hakikatleri dile getiren, basılıp yayınlanmış olduğunu gördüğüm gazete ve mecmualar gerçekten tebrik, teşekkür ve iftihara layık bir hizmettir. Cenab-ı Halik-ı Azimüşşan Hazretleri ucundan tatlı sözler dökülen kaleminizi şeker saçan dudu dilli bir kalem, ifade gücünüzü de belağat deryasıeylesin, amin.</p>
<p>«Tasavvuf» başlığı altında beyan olunan güzel bahislerin ve şerefli menka,belerin İslam cemaatlarından sadece sufiyeye mahsus olduğunu zanneden kısır görüşlülerin çarpık zihniyetlerini düzeltmek üzere müsaadelerinize sığınarak birkaç söz söylemek isterim:</p>
<p>Bildiğiniz gibi bütün beşeriyyetin süfli nefsin his ve meyillerinden arındırılarak kurtuluşlarını sağlayacak ulvi emellerle yüceltilmesi; ma'nevi kemal ile bezenmesi ve ruhani ma2rifetlerle donanması fazilete bağlıdır. Allah Teala:</p>
<p>«Nefsini tezkiye eden, kurtuluşa ermiştir. Nefsinin sapıklığına, aldanan ise ziyandadır.2 buyurmaktadır. Nice asır, devir ve zamanlarda tevhid erbabının kalplerine ma'rifet nurlarını,tevdi' etmek ve irşada talip olanların gönüllerine hakikat sırlarını yerleştirmek için hürmet ve hizmet hissiyle çalışanların sufiyye, yani ilahi ahkamı özüyle yaşayanlar olduğunda şüphe yoktur.</p>
<p>Bu mukaddimeyi arz ve beyandan sonra şunu da ifade etmek isterim ki, akıl ve irfanıyla hayvan cinsinden ayrılan insan nev' i arasında bir fert varmıdır ki, mutlu olmayı arzu etmesin? İstikbalini te'mine gayret eylemesin? Elbette yoktur. Fakat istikbal çenberini sınırlayanlar yani, ilk adımı kabre olan ahiret yolculuğunu göz önüne almayanlarda da şüphesiz çoktur. Bu gibi din kardeşlerimden istirhamım şudur:</p>
<p>1 - A'zami haddi çoğu zaman yüz sene yi bile geçmeyen dünya hayatı ile sının ve nihayeti tasavvur olunamayan, ahiret hayatını karşılaştırarak ehemmiyet derecelerini mukayese buyursunlar.</p>
<p>2 - Dünya asayişi ve cismani ihtiyaçların te'mininin. ancak mal ve nefes tüketerek elde edildiği nasıl herkesçe kabul edilmiş bir gerçek ise, aynı şekilde:</p>
<p>- Allah Teala, mü'minlerden nefislerini ve mallarını; cennet mukabili satın almıştır.3 ayet-i kerimesi gibi kaı'i ve açık delillerle sabit olduğu şekilde, uhrevi saadet ve ebedi selamete de Cemab-ı Peygamber (s.a) in tebliğ buyurduğu adalet kanunu demek olan ali şeriat ve yüce tarikat ölçülerine itina ile uyup, nefis ve mallara ait bütün emir ve tekliflerine kulak vermekle erilebileceğini düşünsünler.</p>
<p>3 - Yalnız ehl-i imana hitaben şeref-sadır olan:</p>
<p>- Ey mü 'min kullanm! Siz Yüce yaratıcımızın emir ve yasaklarma itaat ve inkıyad suretiyle (önce) kendinizj ve (sonra da) terbiye sayesinde ailenizi kurtarınız.4 ayet-i kerimesinin ehemmiyetini tasvir ve o surette hareket tarzlarını takdir eylesinler.</p>
<p>Şüphesiz Alim ve Hakim Hakk-celle ve ala- Hazretleri: - Bugün sizin dininizi tamamladım.5 ayet-i keri¬mesiyle tamamlandığını beyan buyurduğu Kelam-ı Kadim'inde asla fazla bir söz söylemez. Kat'iyyen lüzumu olmayan bir emri verilmez. Herkes bilir ki, edebiyat ile meşhur ilim ve irfan ile mevsuf olanlardan bile lüzumsuz bir konuşmanın vaki olcağına pek ihtimal verilmez.</p>
<p>Hak --celle ve ala-Hazretleri, şiddetli kış gelmeden önce kömürün lüzumunu hisseden dünya aklını vermiş olduğu gibi kabrin karanlığını görmezden evvel onu nurlandırmanın lüzumunu anlayıp kavrayabilecek bir ahiret aklını da cümleye ihsan buyursun. Ölümden sonraya mahsus olan faydasız pişmanlıklardan muhafaza eylesin, amin ... 1. el-Maide, 2.</p>
<p>2. eş-Şems, 9-10.</p>
<p>3. et-Tevbe, 111.</p>
<p>4. et-Tahrim, 6.</p>
<p>5. el-Maide, 3.</p>
<p>Kaynak: MEKTUBAT Muhammed Esad Erbili (2. mektup) Erkam yayınları</font></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[MA'NEVi YOL VE MA'NEVi REHBER ]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/manevi-yol-ve-manevi-rehber/</link>
<pubDate>Thu, 24 May 2007 12:36:12 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.tr.wordpress.com/2007/05/24/manevi-yol-ve-manevi-rehber/</guid>
<description><![CDATA[

MA&#8217;NEVi YOL VE MA&#8217;NEVi REHBER 

Cenab-ı Hakk&#8217;ın emrine itaat, yasaklarından s]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="color:#333333;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="4"><font size="5"><span style="color:#006600;"><br />
</span></font></font></p>
<p style="text-align:center;background-color:#ffffff;"><font size="4"><font size="5"><span style="color:#006600;">MA'NEVi YOL VE MA'NEVi REHBER </span></font></font></p>
<p style="color:#333333;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="4"><br />
Cenab-ı Hakk'ın emrine itaat, yasaklarından sakınmak, her mü'min için mümkinattan olduğu halde bir tarikata intisabtan gaye ve maksadın neden ibaret olduğunu sormuştunuz. Cevap olarak derim ki:</p>
<p><span>Kutb-i1 Rabbani ve gavs-i2 Samedani Abdülkadir Gilani Hazretleri gibi birçok şeriat ve tarikat ulusunun eserlerinde, </span></p>
<p><span>- Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır hükmü, hadis-i şerif olarak ifade ve beyan buyrulmuş ve bunun manası nın doğruluğu pek çok ayet-i kerime ile sabit olmuştur. Bu cümleden olarak Hakk -celle ve ala- Hazretleri, </span></p>
<p><span>- Ey Ademoğulları! Size, akli ve nakli delillerde şeytanın emirlerine itaat suretiyle ona ibadet etmeyiniz, diye emretmedim mi?3 </span></p>
<p><span>Demek ki, şeytan savunma gücünden aciz bulunan bir mü'mine karşı amirIik sıfatı takınarak ve bozuk fikirleri onun gönlüne düşürerek Mevla'ya itaatten alıkoymak hususlannı kendisi için önemli vazife edinmiş ve tesirini de müşahede etmiştir. Binaenaleyh, </span></p>
<p><span>- Sadıklarla beraber olun4 şeklindeki ilahi emre uyarak ma'nevi bir yola girmek ve o tarikatta mevcud olan ümmetin büyüklerinin ruhani yardımlanyla kuvvet kazanmak gereklidir. Zira, </span></p>
<p><span>- Kim bir kavmin arasına girerse o kavimden olur5 buyrulmuştur. Şüphesiz bir insan sufiler cemaatına muhabbetle iltihak eder; zikir ve fikirlerine katılırsa onlardan sayılacağı gibi mahşerde himayeleri altında bulunacaktır. Nitekim Peygamber - aleyhisselam -:</span></p>
<p><span>- Kişi sevdiği kimselerle haşrolunur, buyurmuştur. </span></p>
<p><span>Bu fikrin: daha fazla açıklanıp aydınlanması arzu olunursa: </span></p>
<p><span>Hannas, insan gönlüne vesvese verendir.7 ayet-i kerImesini gösterebiliriz. Cena,b-ı Hakk, Kur'an'da Hannas'dan. kendisine sığınmamızı emrediyor. Hannas, şeytandır. Bu şeytan müminleri gözetmekte ve kalbin zikirle meşgül olduğunu anlayınca geri çekilip savuşmakta olduğu gibi zikirden ğafil bulunanların gönlüne de bozucu vesveseler atmaktadır. İşte bunun için dünyada iken bir tarikata intisab etmek ve mürşidin öğretip telkin edeceği zikir ile kalbiIili ihya etmek her mü'min için önemli ve lüzümludur. </span></p>
<p><span> Şunu da ilave edelim ki, mel'ün şeytanın şeyh'e bağlı tarikat' mensüblarına karşı zafer kazanamayacağı yukarıdaki geniş . açıklamalardan anlaşılıyorsa da, görülen ve duyulanlarla bu fikri isbat etmek kabil alamıyor. Zira tarikat mensublan arasında ilahi kanun manasına gelen şeriatın ahkamına riayet ve bilhassa imanın alameti demek olan namazın edasına hakkıyla dikkat göstermeyen kimseler de mevcut olduğu şüphesizdir. Buna cevap olarak diyebiliriz ki, hadis-i şerifte olan şeyhten maksat bu ismi taşıyan bir şahıs olmayıp belki, Allah'ı sıfatlarıyla tanıyan bir kimse olmakla beraber kalpten bir niyet ile ibadet ve taatlara müdavim, günahlardan kendini koruyan, nefsin istekleriyle zevklere düşkünlükten yüz çeviren şeriat ve tarikata hizmet eden bir zattır. Bu böyle olduğu gibi şeyh'e mensüb olanlara da mürşidin şeriat ve tarikat dairesinde bulunan emirlerine itaat etmesi vazifeleridir. </span></p>
<p><span> Netice olarak hadis-i şerifin mana ve mefhumundan gerçekten istifade edebilmek bu saydığımız şartların bulunmasına bağlıdır. Fakir, bu görüşü isbat için misal olarak diyebilirim ki, bir hastanın hastalığından kurtulması elbette ki hazik bir doktorun vermiş olduğu ilaçların güzelce kullanılmasına bağlıdır. Doktor hazik yani işinin ehli ve mütehassıs olmaz, yahut hasta da aldığı ilacı güzelce kullanmazsa beklenen şifa gerçekleşmez. </span></p>
<p><span>Cenab-ı Hakk - celle ve ala. - Hazretleri, bütün tevhid ehli mü'minleri kıyamete kadar ma'nevi doktordan ümitsiz eylemesin. Daimi kalp hastalık ve rahatsızlıklarıyla a,hiret sağlığımızı tehdid buyurmasın, amin. </span></p>
<p><span>1. Kutup: Lügatte değirmen taşının mili veya birşeyin merkezi demektir. Değirmen taşı milinin etrafında döndüğü gibi alem de onun etrafında döner. Her işin, her ülkenin bir kutbu vardır. Burada Cenab-ı Hakk'ın manevi yardımlarına mazhar, mürşid manasınadır. <span>2. Gavs: Kendisinden yardım isteyenlere yardım elini manen uzatan mana eri, demektir. Kutbu'l-aktab manasına da gelir. Gavs, Muhammedi hakikatin varisidir. </span></p>
<p><span>3. Yasin, 60. </span></p>
<p><span>4. etTevbe, 119. </span></p>
<p><span>5. Ahmed b. Hanbel, Ebu Davud, Taberani, Keşfil'l-hafa, II1240. </span></p>
<p><span>6. Keşfu'l-hafa, II/202.</span></p>
<p><span>7. en-Nas, 4. </span></p>
<p>Kaynak: MEKTUBAT Muhammed Esad Erbili (9. mektup) Erkam yayınları</p>
<p></span></font></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[SUALLERE CEVAPLAR ]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/suallere-cevaplar/</link>
<pubDate>Thu, 24 May 2007 12:30:54 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.tr.wordpress.com/2007/05/24/suallere-cevaplar/</guid>
<description><![CDATA[

SUALLERE CEVAPLAR 

Sual: 1 - Bir tarikata mensub olan kimse bir başka tarikata intisab edebilir ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="4"><font size="5"><span><br />
</span></font></font></p>
<p style="text-align:center;background-color:#ffffff;"><font size="4"><font size="5"><span><span style="color:#009900;">SUALLERE CEVAPLAR </span></span></font></font></p>
<p style="background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="4"><br />
<span>Sual: 1 - Bir tarikata mensub olan kimse bir başka tarikata intisab edebilir mi?</span></p>
<p><span>Cevap: 1 - Eğer bu şahıs şeyhi vefat etmiş ise, herhangi bir tarikattan kamil bir zata ulaşırsa tereddütsüz ona intisab etmeli ve tarikattaki noksanlarınını ikmal etmelidir. Şayet şeyhi vefat etmemiş ise yine teberrüken intisab edebilir. Çünkü tarikatta tekamül etmiş olan bir zat bütün tarikat kaynaklarından feyz almış ve hepsine aşina olmuş demektir. <span>Sual: 2 - Teberrüken tabirinden maksad nedir?</span></p>
<p><span>Cevap: 2 - Bir salikin, kemal sahibi şeyhi hayatta olduğu halde diğer bir şeyhe rabıta etmesi veya terbiyesi altına girmesi edebe muhalif olduğundan başka bir şeyhin sohbetiyle şerefyab olmak ve ondan feyz ve bereket almak maksadıyla intisab etmesi ise caizdir. Ancak bu ikinci şeyhine rabıta edemez. </span></p>
<p><span>Sual: 3 - Bir salik ne zamana kadar rabıta etmelidir?</span></p>
<p><span>Cevap: 3 - Ey mü'minler! Allah Teala'yı çok çok zikredin1 Ayet-i celilesindeki mü'min şüphesiz iç ve dış dünyasıyla tam bir mü'mindir. Zikir ile emrolunan da bu zahir ve batın; iç ve dış a'zalardır. Yani yalnız dil veya kalb gibi bir cüz' değildir. Binaenaleyh insanın batınında bulunan kalp, ruh, sır, hafiy, ahfa ve nefs latifelerinin zikreder hale gelmesi lazımdır. Bu zikre erişmek ise yol gösterici ve gönül doktoru mürşidin, zahir ve batınından feyz ve yardım almasıyla mümkün olabileceğinden bir salik bu zikirleri te'minedince ve murakabe2 derslerine varıncaya kadar rabıtadan uzak kalamaz. Murakabelere muvaffak olduktan sonra ihtiyaç duyarsa rabıta yapar, duymazsa yapmaz. </span></p>
<p><span>Sual: 4 - Bir şeyhin kamil olup olmadığının alameti nedir? </span></p>
<p><span>Cevap: 4 -., Söz ve davranışlarıyla şeriat ve sünnet çizgisinden ayrılmayan, sohbetlerine devam eden salikte Allah'ın zikir ve sevgisinin husüle gelmesini sağlayabilen şeyh, kamil bir mürşid sayılır. Şu kadar var ki, temyiz kuvveti olmayan bir kimsenin, şeyhinin veliliği hakkında şayet bir tevatür3 varsa, şer'an bu tevatüre uyarak onun kemalini kabül etmesi gerekir. </span></p>
<p><span>Sual: 5 - Bir salik şeyhinin irşad ve terbiyesinden istifade edemediği takdirde ne yapmalıdır? </span></p>
<p><span>Cevap: 5 - İlim ikidir. Biri bedenlere müteiillik olanı diğeri de dinlere ait olanıdır.4 Mealindeki hadis-i şerife göre tababet ilmi ile diyanet ilmi arasında bir hayli alaka vardır. Binaenaleyh hasta olan bir kimse önce bir doktora başvurur. İlacını, perhizini ve diğer malzemesini öğrenir ve doktorun söylediklerini tamamiyle yerine getirir. Fakat hasta istenilen şifaya ulaşamazsa, şüphesiz başka bir doktora müracaat der. Bundan dolayı da ayıplanamaz. Şu kadar var ki, aldığı emirlere riayet etmediği takdirde kusür ve ayıp kendisine aittir. </span></p>
<p>Bir salik ile mürşidi arasındaki hal vedurum bu minval üzeredir. Salik mürşidin emir ve yasaklarını titizlikle ta'kib ettiği halde neticeye ulaşamazsa başka bir mürşid aramakta ma'zürdur. Hatta araması gerekir. <span>Sual: 6 - Bir salik kalp, ruh, sırr, hafiy veya ahfadan herhangi birinin zikri ile meşgül iken fazla hararet hisseder ve bu sebeble rahat ve huzurunu kaybedecek olursa ne yapmalıdır? </span></p>
<p><span>Cevap: 6 -Hararetin şiddeti ortadan kalkıp normal hale dönünceye kadar o latifenin zikrini terkeder. Şu kadar var ki, hararetin izalesi mümkün olmazsa bazan rabıta, bazan da salat ü selam ile meşgül olabilir. <span>1. el-Ahzilb, 41. </span></p>
<p><span>2. Murakabe için bk. 17. Mektup.</span></p>
<p><span>3. Tevatür: Yalan üzere birleşip anlaşmaları mümkün olmayan bir topluluğun verdiği haber. </span></p>
<p><span>4. bk. Keşfü'l-hafa, II/89. </span></p>
<p>Kaynak: MEKTUBAT Muhammed Esad Erbili (11. mektup) Erkam yayınları</p>
<p></span></span></font></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[HAKK YOLCUSUNUN VAZİFELERİ ]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/hakk-yolcusunun-vazifeleri/</link>
<pubDate>Thu, 24 May 2007 12:28:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.tr.wordpress.com/2007/05/24/hakk-yolcusunun-vazifeleri/</guid>
<description><![CDATA[                  

HAKK YOLCUSUNUN VAZİFELERİ 

«Tarikat-i aliyyemizin feyz nur]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="color:#333333;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="3">                  <font size="5"><br />
</font></font></p>
<p style="text-align:center;background-color:#ffffff;"><font size="3"><font size="5">HAKK YOLCUSUNUN VAZİFELERİ </font></font></p>
<p style="color:#333333;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="3"><br />
«Tarikat-i aliyyemizin feyz nurIarından hakkıyla faydalanabilmek için sadık bir müridin ne yapması lazım geleceği» seklindeki sorunuza cevaptır.</p>
<p>Bir salikin ma'nen yükselip ilerlemesi diğer bir ifade ile makamları geçebilmesinin şüphesiz sülukü esnasında yapmakla yükümlü bulunduğu evrad ve ezkara sımsıkı sarılmak ve devam etmekle- mümkün olacağı tabii olmakla beraber esas i'tibariyle iki hakikatten ayrılmaması da gereklidir.</p>
<p>Bunlardan birincisi:</p>
<p>- Peygamber size neyi verirse alınız. Neyi yasaklarsa ondan da- uzaklaşınız.! Ayet-i celilesine uyarak şeriat-i mutahhatada gösterilmiş ve Aleyhi's-salatü ve's-selam Efendimiz Hazretleri'nin söz ve fiillerinden anlaşılmış olan emir ve yasaklardan kıl kadar sapmaması lazım geldiği gibi ikincisi de,</p>
<p>- Sadıklarla yani salih kimselerle beraber olunuz.2 ilahi emrine imtisal ederek salikin itikadınca emniyet ve sadakati gerçeklesmiş, şeriat ve tarikata sarılmak gibi iki adil şahidin sehadetiyle ehliyeti sabit olmus bir mürşidin rabıtasina devam etmekten ibarettir. Şunu da ilave edelim ki, şeriatin emir ve nehiy itibarıyle başlıca iki kısmı vardır. Emirlerden maksad bütün farz ve nafileler olduğu gibi nehiylerden maksad da Cenab-i Hakk'ın haram kılmış olduğu söz ve fiillerden ibarettir.</p>
<p>Peygamberimiz (a.s):</p>
<p>- İman-ı kamil iki yarımdan müteşekkil bir bütündür ki, bir yanını yasak olan şeylerden ictinab manasına sabırdır. Diğeri ise Cenab-i Hakk'ın emirlerine itaat ve sarılmak demek olan şükürdür, buyuruyor.</p>
<p>Bilindiği gibi hadis-i şerifte yasaklardan sakınmanın emirlere sarılmaktan önce zikredilmiş olmasında iki nükteye işaret vardır. Bunlardan birincisi "Def -i mefsedetin ceIb-i maslahattan önce" bulunduğu gibi ikincisi ise, ibadet ve taatların tamamını yerine yerine getirmenin insan gücünün üstünde olup yasaklardan sakınmanın ise her ferdin imkanı dahilinde bulunduğundan faydalarının daha şümullü olduğudur.</p>
<p>Hatta diyebilirim ki, İslam alemi için tasavvur olunan yükselme ve ilerlemenin en mühim sebebi günahları terketmektir. Fitratan günahlardan uzak ve masiyeti terk sevabından mahrum olan meleklerin tabii makamlarından terakki edememeleri de bu manayi te'yid eder. Netice olarak nehiy ve yasaklardan korunup sakınmanın ma'nevi terakkilere hizmet ettiği kadar maddi menfaat ve cismani faydalari da gözden uzak tutulmamalıdır. Yasakların, İnsanların mal ve canına şeref ve şanına verdiği zarar ve ziyanin telafisinin mümkün olmadığı basiret sahiplerince bilinip kabul edilmektedir.</p>
<p>Mevlam Hazretleri, gözlerimizi Hakk'ı görmekten, kulaklarımızı da Hakk'i işitmekten mahrum buyurmasın, amin.</p>
<p>1. el-Haşr. 7.</p>
<p>2. el-Tevbe, 119.</p>
<p>Kaynak: Muhammed Esad Erbili Mektubat 12. Mektup Erkam Yayınları</p>
<p></font></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[RABITA MUHABBETTİR]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/rabita-muhabbettir/</link>
<pubDate>Thu, 24 May 2007 12:26:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.tr.wordpress.com/2007/05/24/rabita-muhabbettir/</guid>
<description><![CDATA[                          

RABITA MUHABBETTİR

Rabıta anında kardeşini]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="color:#333333;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="3">                          <font size="5"><br />
</font></font></p>
<p style="text-align:center;background-color:#ffffff;"><font size="3"><font size="5">RABITA MUHABBETTİR</font></font></p>
<p style="color:#333333;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="3"><br />
Rabıta anında kardeşinizin göğsünden yukarısının Zat-ı-Muhammedi olduğu ve onun nuruyla kusatıldığını ver bazan Zat-i Muhammedi gibi üzerinde hırka bulunduğunu müşahade etmekte olduğunuz, bu defaki iltifat dolu mektubunuzda beyan edilmekteydi.</p>
<p>Bunun için Hakk - celle ve ala - Hazretleri'ne bilhassa şükürlerimi arzettim. Bildiğimiz gibi rabıtadan maksad feyz almaktır. Gerçek feyz kaynağı, feyzi yaratan ise Cenab-ı Hakk'tan başkası olmadığı şüphesiz bir gerçektir. şu kadar varki, Allah'ın sevgilisi Muhammed Mustafa Efendimiz Hazretleri de Cenab-ı Hakk'in zat ve sıfatının tecelli mahalli ve mazhari bulunduğundan,</p>
<p>- Ben onu sevince onun, duyan kulağı, gören gözü ve konusan dili olurum.1 hadis-i kudsi'sine göre Peygamberimizden feyz almak Cenab-ı Hakk'tan feyz almak demektir.</p>
<p>- Allah'ın ve Rasülünün ahlaki ile ahlaklanınız, şeklindeki Peygamber emrine uyarak beşeri sıfatlardan çıkıp arzulanan güzel ahlak ile ahlaklananları yani tam bir fena2 duygusu ile «Fena fi'r-rasüi" ve daha doğrusu «Fena fillah» in üstün şerefine nail bulunanların da rabıtası</p>
<p>- Ona yaklaşmaya vesile yani yol arayın,3 ayet-i kerimesiyle bütün mü'minlere emir ve ferman buyrulmuştur.</p>
<p>Rabıta olunacak mürşidin tavır ve ahlakı Hazreti Peygamber (s.a.v) in ahlakına uymadıkça rabıtadan beklenen feyzin meydana gelmesi mümkün degildir. Rabıta yapan salikin de şeyhinin ahlak-i Muhammedi sahibi olup olmadığını şeriat ve tarikat çerçevesi içinde tahkik edip araştırması boynuna borçtur. Sizde meydana gelen bu zuhurat rabıtanızın sıhhatini müjdelediği gibi benim hakkımda da büyük bir iltifat ve teveccühat muştusudur. Binaenaleyh bir taraftan tebrik, bir taraftan da teşekkürlerimi arz ve beyana bu yüzden acele ettim. Ve's-selamü aleyküm.</p>
<p>1. Buhari, Rikak, 38.</p>
<p>2. Fena: Maddi varlıktan sıyrılıp Hakk'a ulaşmadır.</p>
<p>3. el-Maide, 35. Kaynak: Muhammed Esad Erbili Mektubat 13. Mektup Erkam Yayınları</p>
<p></font></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[VELAYET VE ÇEŞİTLERİ ]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/velayet-ve-cesitleri/</link>
<pubDate>Thu, 24 May 2007 12:25:46 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.tr.wordpress.com/2007/05/24/velayet-ve-cesitleri/</guid>
<description><![CDATA[                            

VELAYET VE ÇEŞİTLERİ 

Maddi ve ma]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="color:#333333;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="3">                            <font size="5"><br />
</font></font></p>
<p style="text-align:center;background-color:#ffffff;"><font size="3"><font size="5">VELAYET VE ÇEŞİTLERİ </font></font></p>
<p style="color:#333333;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="3"><br />
Maddi ve ma'nevi fetihlerle süslenmis, ruhani delillerin uğurlu feyizleriyle bezenmiş olan iltifat dolu mektubunuzu aldım. Sevinçle okudum. Nasıl sevinç ve sürur ile okunmasın ki? Mektubunuz;</p>
<p>- Sen olmasaydın ben felekleri yaratmazdım1 ve</p>
<p>- Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik 2 mealindeki ilahi hitaba mazhar bulunan kainatin medar-i iftiharı sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz HazretIeri tarafından velayet-i nübüvvete3 işaret olan;</p>
<p>- Biz seni yeryüzüne halife ta'yin ettik, dilediğin şekilde hükmet4 ve velayet-i risalete delil olan:</p>
<p>- Allah Teala emaneti ehillerine vermenizi emreder6 ve velayet-i ulu'l-azm? ile münasebeti açık bulunan:</p>
<p>- Allah hakkında gerçekten başkasını söylemeyin8, ilahi emriyle muhatab olmak suretiyle müşerref olduğumu müjdeliyordu.</p>
<p>Bu şekilde nail olduğum cihan-değer iltifat, kıyamet gününde günahkarlann şefaatçisi Peygamberimizin ma'nen izafe etmiş oldugu feyz ve gönül ferahlığını vicdan aleminde tefsir ve izaha gelmez bir vecd hali ile karşıladım. İlerleme vesilesi ve yükselme alameti diye yordum.</p>
<p>Cenab-i Hakk sizi en iyi mükafatlarla mükafatlandirsin. Kiyamet günü Mevla, sizi tebsir buyursun, amin. Salat ü selam, Peygamberimiz'e onun ehl-i beyt ve ashabının hepsine olsun. 1. Keşfu'l-hafa. II/214.</p>
<p>2. el-Enbiya, 107.</p>
<p>3. Velayet-i nübüvvet: Nebilik makamına kaim Allah dostluğu.</p>
<p>4. Sad, 26.</p>
<p>5. Velayet-i risalet: Rasüllük makamına kaim Allah dostluğu.,</p>
<p>6. en-Nisa, 58.</p>
<p>7. Velayet-i ulu 'I-azin: Büyük peygamberlerin makamına kaim Allah dostluğu.</p>
<p>8. en-Nisa, 171.</p>
<p>Kaynak: Muhammed Esad Erbili Mektubat 15. Mektup Erkam Yayınları</p>
<p></font></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[MURAKABE ]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/murakabe/</link>
<pubDate>Thu, 24 May 2007 12:12:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.tr.wordpress.com/2007/05/24/murakabe/</guid>
<description><![CDATA[                                 

MURAKABE 

Maddi ve ma&#8217;nevi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="color:#333333;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="3"><font size="5">                                 <span style="color:#006600;"><br />
</span></font></font></p>
<p style="text-align:center;background-color:#ffffff;"><font size="3"><font size="5"><span style="color:#006600;">MURAKABE </span></font></font></p>
<p style="color:#333333;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="3"><br />
Maddi ve ma'nevi olgunluklarla tezyin edilmiş buduğunuzu göstermeye kafi, sonsuz ilahi inayetlerle nurlandığınızı isbata delil olan misk kokulu kaleminizin incileştirdigi kıymetli sözleriniz ile iftihar vesilesi ifadelerinizi değerli cevher gibi, gururla gördüm. Murakabeden dolayı birkaç kelime sarfetmiş olduğunuz için bilmünasebe sunları söylemek isterim:</p>
<p>Asil yüce makamından ayrılıp süfli ten-kefenine inen ve tekrar yüksek burçlara yükselmeye kaabiliyetli bulunan ruhani latifelerimiz ancak peşpese yapılacak murakabelerle yükselebilir. Fazla olarak salik, murakabe-i ahadiyetten 1, ma'iyyete2, ma'iyyetten akrabiyyete3 akrabiyyetten muhabbete4 muhabbetten vahidiyyete5 kadar uzanan hakikat yoluna da nail olabilir. Allah Teala hadis-i kudside:</p>
<p>- Kulum bana nafilelerle yaklaşır. O kadar ki, ben onu severim ve ben onu sevince işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum,6 buyuruyor. Çünkü farzların edasi ile mükellef olan beden oldugu gibi nafilelerle me'mür olan da ruhaniyyettir.</p>
<p>- Rabbini kendi içinde yalvararak gizlice ve sözle bağrıp çağırmadan sabah ve akşam zikret. Sakın gafillerden olma ayet-i kerimesine göre devamli murakabe ve tam bir ihlas ile Cenab-i Hakk'a yakınlaşmayı arzulayan bahtiyar bir kul için yükselme ve feyz kapılarının açılarak başarı sebebIerinin hazır bulunduğu açık bir gerçektir. Cenab-i Hakk, zat-i alinizi bu gibilerin arasına dahil buyursun. Zahiri, halk ile batını Hakk ile olan kimselerden ayırmasın. Hür kimse , nefsini esir edip ona kumandan olabilendir, hükmünce nefsi emmareye amir, nefs-i mutmainiye de nail buyurarak;</p>
<p>- Gerçek kullarım arasına katıl ve cennetime gir,8 şeklinde güzel latif ilahi hitaba layık buyursun.</p>
<p>Fakiriniz hayir duadan gafil olmam, inşaallah Teala muvaffak olursunuz. Fakat kabulü için Yüce Mevlaya çok muhabbet beslemek gerekli ve şarttır.</p>
<p>V'e's-Selamün aleyküm.</p>
<p>1. Murakaba-i Ahadiyyet: İhlas Suresi'nin ma'nası düşünülerek yapilan murakabe.</p>
<p>2. Maiyyet: «Nerede olursanız Allah sizinle beraberdir.» el Hadid, 4. ayetinin manası düşünülerek yapılan murakabe.</p>
<p>3. Akrabiyyet: «Allah size şah damarınızdan yakındır.» Kaf,16, ayeti düsünülerek yapilr. 4. Muhabbet: «Allah onları sever. Onlar da Allah'ı severler el-Maide, 54. ayetinin meali düsünülerek yapılır.</p>
<p>6. Buhari, Rikak, 38.</p>
<p>7. el-A'raf, 205.</p>
<p>8. el-Fecr, 28.</p>
<p>Kaynak: Muhammed Esad Erbili Mektubat 17. Mektup Erkam Yayınları</p>
<p></font></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ZiKİR VE RABITA ]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/zikir-ve-rabita/</link>
<pubDate>Thu, 24 May 2007 12:07:08 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.tr.wordpress.com/2007/05/24/zikir-ve-rabita/</guid>
<description><![CDATA[

ZiKİR VE RABITA 
 

Hakir bir zerre mesabesinde olan bu kusurlu fakirin, sevincine sebeb ve bekle]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="color:#333333;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="3"><font size="5"><br />
</font></font></p>
<p style="text-align:center;background-color:#ffffff;"><font size="3"><font size="5">ZiKİR VE RABITA </font></font><br />
<font size="3"> </font></p>
<p style="color:#333333;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="3"><br />
Hakir bir zerre mesabesinde olan bu kusurlu fakirin, sevincine sebeb ve bekleyişimin iftihar ve nurIanmasına vesile olan iltifat dolu arifane mektubunuzu alınca başarı dualarımı riyasızca Cenab-i Hakk'a arzettim. ",Hazineyi harabede arayan» saadeti de tarikatte bulan ariflerden olduğunuz apaşikar olduğundan, Hakk Teala Hazretlerine şükrettim.</p>
<p>Daha önce gönderdiğim mektubuma cevab olarak yazdığınız mektupta evrad ve zikirlerle çokça meşgul olup feyz ve sevap kazanma hususunda kendinize isnad ettiğiniz tenbeIlik ve bilhassa kusurunuzu itiraf şeklini gösteren edibane maazeretiniz süphesiz Cenab-i Hakk'a hos gelmiş olmalı ki, beni de son derece sevindirdi. Hakk Teala Hazretleri güzel tabiatinizi ma'rifet denizi, kaleminizi de lütuf ve ihsan ırmağı yapsın, amin.</p>
<p>Bildiğiniz gibi tarikatımız «in'ikas» yani karşılıklı hallerin birbirine te'siri esasına mebni bulunduğundan beşer tabi'atini teşkil eden on letaifin zikrullah ile uyanması ve bütün cesedin şeriat adabıyla nurlandırıması ancak Cenab-ı Hakk'a teslim olmuş fena-fillah'a ermiş bir mürşidin feyz ve bereketi sayesinde mümkün olabilir. Bu gibi kimseler ise zamanimizda kibrit-i ahmer2 gibi ender bulunduğundan,</p>
<p>- Kim taşa inanır, güvenirse ondan fayda görür. hadis-i serifine uyarak şeriat ve tarikat yolcusuna ihlas, muhabbet ve cismani musahabe mümkün olmadigi takdirde,</p>
<p>- Sadıklarla beraber olun,3 ayet-i celilesine imtisal ile giyaben ruhaniyete sarılmak zaruridir. Zira böyle bir ihlas ve muhabbete malik olan akıllı bir mü'min, dünyada salih ve zakir kullar arasına dahil, ahirette de evliya-i kiramin yanında bulunma şerefine nail olabileceği açıktır. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.)</p>
<p>Kişi sevdiği ile haşrolunur,4 buyuruyor. Allahım, bize Hakkı hakk olatrak gösterip ona tabi olmayı, batılı batıl olarak gösterip ondan sakınmayı nasip et.</p>
<p>Rabıta anında şahsımla mülakat ve diğer zamanlarda nasip olan yüksek zuhurat ma'lumum oldu. Cenab'ı Hakk'a hamd edildi. Bu gibi lütuf ve ihsanların hepsi rabıta ve zikir sayesinde kalpte hasıl olan safiyetin müjdeleyicisidir. Hazreti Allah arif zatınızı,</p>
<p>- Eğer şükrederseniz nimetimi arttırım,5 ayet-i celilesinin sırrına mazhar buyurarak irfanınızın gereklerini nefsin vesveselerine galib ve muzaffer buyursun, amin.</p>
<p>Evrad ve zikirler bildiğiniz gibidir. Evvelki mektubuzda öyle güzel ta'rif buyurmuştunuz ki hayran kaldım. Bir şey ilave etmek lazım gelirse yalnız rabıtanın çoğaltılmasıdır. Tarikata ilk girenlere herşeyden daha faydalı olan şey rabıtadır.Hace Muhammed Ma'sum - kuddise sirruh-Hazretleri saliklerine baslangıçta yalnız rabıta emrederlermiş.Zira fena-fi'ş-seyh olmayan, fena-fi'r-resul, fena-fi'resul olmayan fena-fillah olamaz. Terakki merdiveninin ilk basamağı fena-fi's-şeyh olmaktir. Ya Rab sen kolay kil, zorlaştırma! Ve hayirla tamamlat! Saadetli Haci Mes'ud Bey kardeşimiz dönmüş ise duamın tebliğine vekilsiniz, Baki selam.</p>
<p>1. Fena-fillah: Allah'ın varlığında fani varlığın yok olması.</p>
<p>2. Kibrit-i ahmer: Kırmızı yakut, manasına olup değerli ve ender zat demektir.</p>
<p>3. et- Tevbe, 119</p>
<p>4. Keşfü'l-hafa, 2/265.</p>
<p>5- İbrahim, 7.</p>
<p>Kaynak: Muhammed Esad Erbili Mektubat 21. Mektup Erkam Yayınları</p>
<p></font></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[SOHBETTE MUHABBET VARDIR ]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/sohbette-muhabbet-vardir/</link>
<pubDate>Thu, 24 May 2007 12:06:45 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.tr.wordpress.com/2007/05/24/sohbette-muhabbet-vardir/</guid>
<description><![CDATA[

SOHBETTE MUHABBET VARDIR 

 Hatıralar gülistanınızdan bir deste gül ve ilham sünbülistanın]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="color:#333333;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="5"><br />
</font></p>
<p style="text-align:center;background-color:#ffffff;"><font size="5">SOHBETTE MUHABBET VARDIR </font></p>
<p style="color:#333333;background-color:#ffffff;margin:0;">
<font size="3"> Hatıralar gülistanınızdan bir deste gül ve ilham sünbülistanınızdan bir paket sünbül mesabesinde telakki ettiğim, Ya'kup için Yusuf'un gömleği ne ise benim için o demek olan kıymetli mektubunuz manevi hazlarımı sevinçle doldurdu. Güzel ve latif sözleriniz bülbül şakıması gibi kulaklarıma küpe oldu. Tatli dilinizden damlayan belagat damlacıkları ve misk kokulu kaleminizden dökülen fesahat katreleri öteden beri beğendiğim kalem ve ifade gücünüz ile fikri derinliğinizi isbat için kesin kanaat hasıl eden birer delil oldu. Binaenaleyh son derece sevindim.</p>
<p>Gösterilen tevazu ve mahviyetinize bayılmamış olduğumdan Allah'a hamdettim.</p>
<p>Gönüle ferahlik veren mektubunuzun eseri olan sevk ve neş'e ile maneviyatıma katmış bulunduğu lezzet, tefsir ve izaha gelmez bir minnet borcu meydana getirdi. Cenab-i Rabbu'l-izzet - celle ve ala - Hazretleri, sizi ve bütün aile efradınızı zamanin sıkıntılarından koruyarak türlü türlü lütuflarla yüceltsin, amin.</p>
<p>Muhterem evladım,</p>
<p>Arzu ve özleyişim, sabır ve tahammül çenberini çok fazla zorlamakta olduğundan kışın siddetine mukavemet edemeyen bu ihtiyar pederinizi o güzel yüzünüzIe bahtiyar etmenizi arzu etsem ve davetimize icabet etmemiş bulunan babanızın izinde gitmemenizi söylemek cesaretinde bulunsam ne lazim gelir? «Hiç!»O halde gelmenizi beklemek tabiidir.</p>
<p>Şah-ı Nakşibend Hazretlerinin: - Bizim tarikimiz sohbetledir şeklindeki hikmetli sözünü şüphesiz duymuşsunuzdur. Gençliğinizin zindeliği ihtiyarlik hazani ile perişan olmadan yüce tarikatin feyiz çiçekieriyle, maneviyatin güzel kokularıyla gönlünüzü zinde kılmak bendenizin biricik emelidir.</p>
<p>Allah muvaffak buyursun. Gayretlerinize köstek olabilecek masiva bağ ve alakasından azade olasiniz. Bihurmeti Taha ve Yasin.</p>
<p>Kaynak: Muhammed Esad Erbili Mektubat 25. Mektup Erkam Yayınları<br />
</font></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[CİSMANİ SOHBET-MANEVİ SOHBET]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/cismani-sohbet-manevi-sohbet/</link>
<pubDate>Thu, 24 May 2007 11:59:20 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.tr.wordpress.com/2007/05/24/cismani-sohbet-manevi-sohbet/</guid>
<description><![CDATA[

CİSMANİ SOHBET-MANEVİ SOHBET 

Muhterem Ziya Bey&#8217;e arz ve takdim ettigim mektubumun bir m]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="color:#333333;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="3"><font size="5"><br />
</font></font></p>
<p style="text-align:center;background-color:#ffffff;"><font size="3"><font size="5">CİSMANİ SOHBET-MANEVİ SOHBET </font></font></p>
<p style="color:#333333;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="3"><br />
Muhterem Ziya Bey'e arz ve takdim ettigim mektubumun bir mislini de size takdim ettikten sonra ifade etmek istererim ki, yüzyüze görüşmek hakkındaki sadık arzunuz beni çok memnun etti. Çünkü bu arzunuzun büyük kısmı beni de mecalsiz bırakmaktadir. Evet asılda mevcut olan arzunun,o aslın cüz'ünde olandan üstün bulunduğu açıktır. Cenab-ı Allah bu yüksek noktaya yönelik arzuları gerestirip isteklerine nail eylesin, amin.</p>
<p>Başınızı ağrıtmaz inancıyla bu hususta şunları arzedebilirim: Arşu'r-Rahman olan ve bu meziyetle güneş aydınlığının üstünde bir ziyaya sahip olan mü'min kalbi için mesafenin uzaklık ve yakınlığının önemli olmadığı her mahalde sadık ihvan nezdinde sabit ise de cismani sohbetin üstünlügü de ashab-i kiram ve tabiinin hal ve durumlarıyla aşikardır. Bendenizi ihvanın feyzleri besbelli olan teveccühlerine layık gören Cenab-ı Mevla sizlere kavusmanınlezzetiyle kana kana doyuracağından kat'iyyen ümidimi kesmem.</p>
<p>«Allah için bir kaç zaman bir iki dostum kendisinde oturdu diye gökyüzü yeryüzünü kıskandi.»</p>
<p>mealindeki Farsça beyit, cismani sohbet ve görüşmenin yücelik ve meziyetini layıkyla takdir ediyor.</p>
<p>Bütün evliyaullah'in hatta gavs ve kutupluk makamlarına yükselen mukarrabin1'in bas-tacı makamında bulunan Üveys el-Karam Hazretlerinin bir saat olsun Hazret-i Peygamber'in sohbetine nail olan ashab-i kiramin derecesine varamıyacağı bu söylediklerimizi isbata kafidir.</p>
<p>Baki, es-Selamu aleyküm.</p>
<p>1. Mukarrabin: Allah'a yakinlik peyda etmis evliya ve suleha. Kaynak: Muhammed Esad Erbili Mektubat 25. Mektup Erkam Yayınları</p>
<p></font></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ GERÇEK SEVGİ ALLAH SEVGİSİ]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/gercek-sevgi-allah-sevgisi/</link>
<pubDate>Thu, 24 May 2007 11:49:11 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.tr.wordpress.com/2007/05/24/gercek-sevgi-allah-sevgisi/</guid>
<description><![CDATA[
GERÇEK SEVGİ ALLAH SEVGİSİ

Tarikat kardeşlerimin, hakk etmediğim halde hakkım­ da beslemi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;background-color:#ffffff;"><font size="3"><font size="5"><br />
GERÇEK SEVGİ ALLAH SEVGİSİ</font></font></p>
<p style="background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="3"><br />
Tarikat kardeşlerimin, hakk etmediğim halde hakkım­ da beslemiş oldukları merhamet hissine ne kadar teşekkür etsem azdır.</p>
<p>Ayrılık yarası ile yaralanmış bulunan derviş gönlümüze, teselli olmak üzere tam bir zevke layık, gerçek bir heyecanla ihsan buyurmuş olduğunuz kavuşmanın yarısı demek olan mektuplarınızı şükranla elime alıp minnet gözüyle okuyarak hakkınızdaki dervişane duamı Cenaboı Hakk'ın kabul dergahına arzettim. Cenab-ı Allah - celle celalüh - Hazretleri kalp evinizi kendi muhabbet ve zikirleriyle nurlandırsın. Masiva sevgisinden halis kılıp temiz eylesin, amin.</p>
<p>Hakk Teala ve Tebareke şöyle buyurdu:</p>
<p>- Allah Teala bir adamın göğsünde iki kalp yaratmamıştır,1 Yani Cenab-ı Allah insana biri Allah sevgisine, diğeri masiva sevgisine mahsus olmak üzere iki kalp vermemiştir. Sevgi yuvası olan kalp evi birdir. Kalb hangisine raptedilirse diğeri ehemmiyetten sakıt olacaktır. Binaenaleyh tarikatla amil olan kamil bir müminin fazlaca meşgüliyyetinin arasında bile kalben Cenab-ı Hakk'ın zikriyle meşgul bulunması icab eder. Allah Teala, rızasını kazanmak, kaza ve kaderimize rıza göstermek hususunda sizleri ve bizleri muvaffak buyursun, amin.</p>
<p>Bildiğiniz gibi hakikat daima zahir ise de dünyanın muhabbeti ve aşırı meşguliyeti sebebi ile kalb üzerine vaki olan perde, insanı hakkani müşahededen bir derece mahrum ediyor. Yoksa Mani', men edici; Mu'ti, verici; Nafi, faydalı; Zarr zarara mukabele eden; Muhyi, diriItici; Mümit, hayata son verici; Settaru'l-uyub, ayıpları örten; Gaffaru'z-zünub, günahları bağışlayan yalnız Cenab-ı Halık olduğu halde başka bir şeye sevgi beslemek ve kalbi ona bağlamak asla caiz olamaz.</p>
<p>Büyük peygamberler, kerametli veliler mal ve çocuk gibi bir şeye sevgi göstermişlerse malı Allah'ın rızasını kazanmak yolunda sarf, evladı da ümmet-i Muhammed'den bir kişinin artması ve «Sadaka-i cariye,,2 olmak maksadı üzere göstermişlerdir. Bildiğimiz gibi masivaya can u gönülden muhabbet etmemişler, kalplerini yalnız Allah zikir ve sevgisiyle nurlandırarak süküna erdirmişlerdir. Şimdi de bir insan zahiri halk ile, batını Hakk ile olursa aynı muvaffakiyyete ulaşacağı tabiidir.</p>
<p>Mevlam bizi ve sizi zikrin yapıldığı meclise kabül buyursun. Muhabbet-i masivaya mübtela olanlar gibi yakınlık kapısından uzaklaştırmasın, amin.</p>
<p>Ve's-selamü aleyküm.</p>
<p>1. el-Ahzab, 4.</p>
<p>2. Sadaka-i cariye: Devamlı hayır, kişinin öldükten sonra da sevabından istifade edebileceği bir hayır müessesesini kurması. Mesela: cami, köprü, çeşme v.s. gibi şeyler yaptırması.</p>
<p>Kaynak: Muhammed Esad Erbili Mektubat 41. Mektup Erkam Yayınları</p>
<p></font></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ İNSANLAR ÖLÜNCE UYANIRLAR]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/05/24/insanlar-olunce-uyanirlar/</link>
<pubDate>Thu, 24 May 2007 11:42:58 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.tr.wordpress.com/2007/05/24/insanlar-olunce-uyanirlar/</guid>
<description><![CDATA[
İNSANLAR ÖLÜNCE UYANIRLAR
 
 İki gece önce sizi rüya gördüm.

- Yüce taifenizi rü&#8217;y]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;background-color:#ffffff;"><font size="3"><font size="5"><br />
İNSANLAR ÖLÜNCE UYANIRLAR</font></font><br />
<font size="3"> </font><br />
<font size="3"> İki gece önce sizi rüya gördüm.</font></p>
<p style="color:#333333;background-color:#ffffff;margin:0;"><font size="3"><br />
- Yüce taifenizi rü'yada gören hayra nail olur güzel cümlelerinin darb-ı mesel hükmünü almış olduğunu bilirsiniz. Duacınız da hamdolsun ertesi gün uzak bir ihtimalle muhtemelolan bir hayra mazhar oldum, teşekkür ederim.</p>
<p>Mu'teriza cümlesi kabilinden olarak şu hakikat ifade olunduysa da mektup göndermekten acizane maksadım bu' değil, belki gördüğüm rü'yanın bir dereceye kadar beyanıdır. Şöyle ki; rü'yada vaki' olan ma'nevi kavuşmada hissettiğim sevinci, nail olduğum mahzüziyyeti on-onbeş sene müddetle sevgilisinden ayrılmış, mahbübundan uzak düşmüş, yanık bir aşıkın, vuslat zamanındaki hal ve durumuna, hislerine benzetsem mübalağa etmemiş olurum. Zira damarlar ve sinirlerimizde Allah nezdinden emanet bulunan sevgi, yakınlık, dostluk ve münasebet, zamanın geçmesi; gündüz ve gecenin birbirini ta'kib etmesiyle bulutlar içinde bir güneş gibi gizlendiği halde gece yarısında böyle bir güneşin doğması ve batıni kuvvetlerimizi aydınlatmasıyla husüle gelen sevincimizin tasviri için bu gibi benzetmelere hakikat nazarı ile bakmak gerekir. Size kavuşmakla aydınlanan gecemiz, karanlık bir sabaha tebdil olunduysa da hayal hazinemize akseden gerçek güzelliği· nizin te'siriyle uzun müddet sevinçle doldu. Ve belki bir­ kaç saat gönlüm ve gözüm aydınlandı. Hayır dualarınızı Rabb-ı Müteal'in sarayının perdesine ulaştırdım. Cenab-ı Hakk'a emanet olunuz Efendim.</p>
<p>Rü'yayı yazarken İnsanlar uykudadırIar, öldükleri zaman uyanırlar,1 hadis-i şerifi hatırıma geldi. Yani insanlar gaflet uykusundadırlar. Ölümden sonra uyanırlar. Filvaki' dünyanın uyku ve hayal olduğunu, itimada layık olmadığını insana 