<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>renkli-hayat &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/renkli-hayat/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "renkli-hayat"</description>
	<pubDate>Mon, 07 Jul 2008 11:44:31 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[insanın tüm tanrıları aklındadır. boşa gider verilen kurbanlar]]></title>
<link>http://thesaint.wordpress.com/?p=741</link>
<pubDate>Sat, 05 Jul 2008 01:46:38 +0000</pubDate>
<dc:creator>Simon Templar</dc:creator>
<guid>http://thesaint.wordpress.com/?p=741</guid>
<description><![CDATA[Bu bir lanet olmalı. Ne zaman Fefesus&#8217;ta bir konsere çok tok, hatta çıkmadan alelacele yed]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#4a4ab5;">Bu bir lanet olmalı. Ne zaman Fefesus'ta bir konsere çok tok, hatta çıkmadan alelacele yediğimden tıkabasa dolulukta gitsem konser öncesi mükellef bir açık büfeli kokteyl oluyor. Başka zaman belki o kadar ilgi göstermeyeceğim et yemekleri, bir sos doldurulmuş domatesler, biberler veya çeşit çeşit içkiler gözümde büyüyor. Hatta 3 yıl önce Celcius'taki kokteylden bir uzo yürütmüşlüğüm de var. Ama ne zaman belki kokteyl vardır diye aç gitsem hiçbirşey olmuyor.</span></p>
<p><span style="color:#4a4ab5;">Dün konser Celcius'taydı, kokteyl de Liman Yolu'nda. Davetli misiniz, konsere mi geldiniz? Gazeteci. Yalan da değil. Şu an bu yazıda yaptığım gazetecilik diil mi?</span></p>
<p><span style="color:#4a4ab5;">Bir içki sonrasında Büyük Tiyatro'dan Kütüphaneye giden yolda tek başına yürüyen çiçekli elbiseli genç bir kadın vardı. Kimse yalnız gitmiyor bu gösterilere. Hele oradakilere. Ne şans ki içeride de yanyana oturduk. Numarasız sırada bir biz vardık. Sohbet ettik biraz. Yunan protokol konuşmalarından sonra gösteri başladı. Genel tanımla gösteri, çünkü gelenlerin hemen hiçbirinin neye geldiğini bilmediğine eminim. Mario Frangulis Söylüyor'du gösterinin ismi. Ünlü (yani yakışıklı) bir tenormuş. Ama açıklamasında Öripides'in kayıp trajedisi Feydon (Phaethon diyenler olabilir ama biz Yunancanın okunuşunu İngilizce yazımıyla yazmayacağız herhalde) dünyada ilk defa sergilenecek diyordu. (100 yıl kadar önce oyunun bazı bölümleri Mısır'da mumyalara sarılı papirüslerde bulunmuş). Ben de lirik bir oyun bekliyordum.</span></p>
<p><span style="color:#4a4ab5;">Arada koronun tiradlarını şarkı halinde söylemesi dışında klasik bir tragedyaydı. Hikaye bilindik. Artemis'le evlenmek üzere olan Feydon, babasının güneş tanrısı, Artemis'in de erkek kardeşi olan Apollon olduğunu öğrenir annesinden. Fedon düğünden vazgeçmek isterse de gerçeği bilmeyen babası Artemis'le düğünde ısrar eder. Feydon gerçek babasına gider ve onu ikna etmek için ne isterse yapacağını söyleyen Apollon'dan arabasının (güneşin) dizginlerini ister. Böylece gerçek babasını herkes anlayacak, babası da düğün ısrarından vazgeçecektir. Apollon bunu istemese de mecburen kabul eder. Ama güneşi yönetmeyi bilemeyen Feydon önce çok yukarıdan gider, dünya soğur. Sonra çok yakından gider, yerler kurur, (Etiyopya) çöl olur, Etiyopyalılar'ın tenleri de siyah olur. Bu felaketi durdurmak isteyen Zeus da bir yıldırımla arabayı parçalar, Feydon feci şekilde can verir. Annesi ve babası ağıtlar yakar.</span></p>
<p><span style="color:#4a4ab5;">Altyazı vardı neyse ki, ama biz biraz uzaktaydık ve ben küçük fontu ucu ucuna görüyordum. Bayağı da kaçırdığım oldu. Oysa tragedyaların en güçlü tarafı pat pat güçlü sözleridir. Bakınız başlık, veya "insan başkalarına çok iyi akıl verir. Ama görmez kendi hatalarını", "Erkek gizemli olanı ister".</span></p>
<p><span style="color:#4a4ab5;">İki perde denmişti ama selam verdi oyuncular, arkada korodaki kızlar birbirine sarıldı. Zaten Feydon ölmüştü, daha ne olsun. Gidenler oldu. Ama bekledik biz. Önlere geçtik hatta. Meğer 2. kısım apayrıymış, tarih boyunca Apollon için söylenen ilahiler. Fena değildi şarkılar. Ama artık isimlenen Bayan C'nin telefonu çaldı. Bir süre titreşimde bıraktıktan sonra çıktı konuşmak için. Geldikten sonra tekrar çaldı telefonu. Açtı, konuştu, 2 dk. kadar. Öndekiler biraz lafetti. Yine fazla birşey demediler. Durum kötü dedi Bayan C. Abisi arıyormuş, kötü şeyler olmuş. Biraz sonra tekrar çaldı telefonu, yine açtı, birkaç dakika konuştu. Bu sefer yandan, önlerden daha fazla lafeden oldu. Bana da söylediler, Yunanca söyleyin kapatsın diye (yani herhalde öyle birşeyler). Ben olsam çantamdan bir penny'lerden bulup kafasına atardım. Gitmem lazım, belki bir otobüs bulurum dedi. Bulamazsın, bitmeden gitmez otobüsler dedim. Sonra çıkıp tekrar konuştu. Geldiğinde iyice endişeliydi. Gitmeliyim, belki birşey bulurum dedi. İyi, ben götüreyim dedim. Çıktık şarkının ortasında. Oysa bitirmeyi isterdim tabi ilahileri.</span></p>
<p><span style="color:#4a4ab5;">Gereksiz bir durummuş oysa. Abisi başka bir şehirden arıyormuş. Annesi arkadaşında demiş. Arkadaşını aramış o da. Arkadaşı da açmadan onu arayıp napayım diyormuş. O da açma, ben gelince senin telefondan ararım demiş. O yüzden de bir an önce gitmek istemiş. Bu durumun bu kadar endişelendirici boyutunu anlamak zor tabi. Hatta o kadar ki:<br />
- Yola çıkmadan ben bir tuvalete gideyim, bir dakikamız vardır herhalde.<br />
- Olur, ama oyalanma.<br />
...<br />
- Bir saniye şu koltuğu birazcık toplayayım.<br />
- 30 saniye vaktin var. Artık yolda hızlı gidip telafi edersin.</span></p>
<p><span style="color:#4a4ab5;">Skör'ün koyduğu ve çok beğendiğim <a href="http://www.skoer.com/?p=687" target="_blank"><span style="color:#46b8b8;">hedikedi albümü</span></a> bile gerilimi çok azaltamadı. Oysa gece yolculuğu ne müthiş şeydir. 1 saat 5 dk. sonra arkadaşının evine gelmiştik.<br />
Sonrasında eve giderken biz bu maceradan ne anladık Templar, dedim. Yalnızlık/Bekarlık... öz.gür.lük, sul.tan.lık'tır. En azından %99. Sorun zaten kalan %1'i bulmakta.</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Whole Foods'un Peynirci Güzeli]]></title>
<link>http://thesaint.wordpress.com/2008/06/20/whole-foodsun-peynirci-guzeli/</link>
<pubDate>Fri, 20 Jun 2008 15:09:37 +0000</pubDate>
<dc:creator>Simon Templar</dc:creator>
<guid>http://thesaint.wordpress.com/2008/06/20/whole-foodsun-peynirci-guzeli/</guid>
<description><![CDATA[Geçenlerde Whole Foods&#8217;u anlatmaya boşuna başlamamıştım. Şimdi bitirmesem ayıp olur.
W]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#0d2063;">Geçenlerde Whole Foods'u anlatmaya boşuna başlamamıştım. Şimdi bitirmesem ayıp olur.</span></p>
<p><span style="color:#0d2063;">Whole Foods'un peynirci güzeliyle münasebetimiz tam ne zaman başladı, emin değilim. Bundan yaklaşık 1 yıl önce (ama 1.5 kadar da olabilir, veya başka birşeyde, hiç emin değilim) bir gün peynir kısmında Oynama Şıkıdım çalıyordu. Orada her zaman olan latin güzel bir kızla aslında kasiyerlik yapan başka bir kız konuşuyorlardı. Çalan Şıkıdım olunca ben de katıldım. Sonra işte, Tarkan, göbek atmak, tüm Türkler göbek atmayı bilir mi, hemen her kadın bilir, erkeklerin de bazıları, a, erkekler de oynar mı, gibi neşeli bir konuşma yaptık. Diğer kız biliyordu göbek atmayı, onu da latin sanıyordum da değildi de Lübnanlı mıydı, tam hatırlamıyorum. Çalan cd de onundu zaten.</span></p>
<p><span style="color:#0d2063;">Ondan sonra 2-3 görüşmede o muhabbeti sürdürdük. Bazılarında müzik vardı peynir kısmında, birisinde yönetim tüm mağazada tek müzik istemişti. Sonra birkaç karşılaşmada selamlaştık. Ama, zamanla o selamlaşmalar da kayboldu. Benim marketi tekrar tekrar dolanıyor oluşum da pek yardımcı olmadı. Ben bir bölmeden bir kere geçip kısa zamanda marketten çıkan biri değilimdir. Özellikle de böyle hem ekmeklerin, hem tatlıların, hem peynirlerin, hem de şarapların olduğu bir bölüm olunca o. Ama bu yüzden sanki biraz etrafında ısrarla dolaşıyormuş gibi dikkat çektim birden fazla kere. Sonrasında sanki beraber çalıştıklarına bahsedilmiş, onlar tarafından bakılıyor gibi hissettim. Zamanla yanyana bile selamlaşmadan geçer olduk. Nadiren ben selam dedim, o cevap verdi. Ama hafif gerilimli bir ortam.</span></p>
<p><span style="color:#0d2063;">Sürekli de birilerine yardımcı olurken, birileriyle sesi çıkarken görüyordum. Markette eğlenen, birilerine takılan biri varsa hep o oluyordu. Yakın zamanlara gelince ben biraz laflayalım artık, dedim. Bahane olarak bir Yunan peynirini seçtim. Çökelek benzeri, keçi-inek karışımı müthiş bir tat. Ona anlattım, işte böyle böyle, yok mu bugün, göremedim dedim. Manouri dedi, buldu bir parça. Denemelisin, çok güzel dedim. Bir sonraki görüşümde sordum, denedi mi diye, hayır. Birkaç gün sonra tam marketten çıktım ki biri arkamdan seslendi hey diye. O durumda bugün yanlış birşey yaptık mı, üstümüz aranırsa temiz miyiz diye düşünürüm, meslek gereği. Yok, temizim, iyi. Oymuş meğer. Denemiş bir parça, tortillaya koyup. Harika dedi. Ben tavukgöğsü kızartınca üzerine sürüyorum dedim. Vejateryenmiş.</span></p>
<p><span style="color:#0d2063;">Neyse, sonraki bir gün peynirleri yerleştiriyordu bir bölmede. Yanına gittim, konuştuk biraz. Birgün görüşelim dedim. Tamam, numaramı vereyim dedi, verdi. Nuiva'ymış ismi. Meksikalı olduğuna emindim nedense. Salvadorluymuş (El Salv. demedi, Salv. dedi). Gündüz de bir İtalyan restoranında çalışıyormuş. Haftada 50-60 saat. Tek boş günü Cumartesi kalıyordu. Ben de haftaya gideceğim dedim. Sanki biraz değişti yüzü.</span></p>
<p><span style="color:#0d2063;">O Cuma otobüste rastladım. Haftasonu için denize gidiyormuş. Ben de Çarş. dönüyordum. Görüşemedik. Ama Pt. markette gördüğümde ne zaman döneceğimi biliyordu. Ki ev arkadaşlarım dahil, orada gideceğim günü bilen-hatırlayan başka yoktu. Üniv.ye başlayacakmış sonbaharda. Sarılalım deyip sarıldı (amerikan tarzı sarılma, pek sarılmaya benzemez ya, neyse). Öyle işte.</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[anna karina’nın gözleri futbol topu gibi (metroda aynı koltuktaydık, oradan biliyorum)]]></title>
<link>http://thesaint.wordpress.com/?p=709</link>
<pubDate>Sat, 31 May 2008 07:09:51 +0000</pubDate>
<dc:creator>Simon Templar</dc:creator>
<guid>http://thesaint.wordpress.com/?p=709</guid>
<description><![CDATA[
Anna Karina&#8217;nın bir gözleri var, şöyle bir açıp bana baksa ne dese inanırım. Mesela, ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://thesaint.files.wordpress.com/2008/05/img_1771.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-710" src="http://thesaint.wordpress.com/files/2008/05/img_1771.jpg?w=128" alt="" width="128" height="96" /></a><a href="http://thesaint.files.wordpress.com/2008/05/img_1772.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-711" src="http://thesaint.wordpress.com/files/2008/05/img_1772.jpg?w=128" alt="" width="128" height="96" /></a></p>
<p>Anna Karina'nın bir gözleri var, şöyle bir açıp bana baksa ne dese inanırım. Mesela, dese ki Gök çek'ten daha iyi belediye başkanı olmaz, ne doğru söyledin der, başımı sallarım.</p>
<p>Anna Karina, beyazperdenin en güzel kadını değil. Ama rahatlıkla en Fransız kadını olduğu iddia edilebilir. [O Fransız sineması ki ne kadınlar çıkarmıştır (belki en güzellerini); Bardot, Seberg, Deneuve, Adjani, Beart, Binoche, Tautou, Depardieu...]</p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=CReii9rlXDg" target="_blank">Anna Belmondo'ya bozukluğun var mı der. Bir şarkı mı çalayım istiyorsun der Belmondo. Evet diye gülümser Anna. Tamam, ne istiyorsun, itsi bitsi, diye sorar. Hayır, Şaarl, der Anna. Aznavur? Evet, başını sallar sevimlice. Belmondo bozukluğu atmaya giderken de Anna'nın önüne dana gibi bir resim bırakır. Sevgilisi başka bir kadınla. Fair playe uymayan bir hareket. Hiç dayanamadığı şarkıda Şarl 'sen kendini bırakıyorsun' derken Anna gözlerini resimden alamaz.</a></p>
<p>Film biter (sonra tabi). Ben çıkmadan, ilk girdiğimde vitamin aramak için boşalttığım çantamı yerine yerleştirirken bir kız beni bekler geçmek için. Pardon deyip çekilirim. Geçerken farkederim, kızın gözleri Anna Karina gözleri. Sonra ben biraz oyalanırım. Şehirde en sevdiğim salona veda etmek için. Sonra otobüse giderken önümde ışıkta durur -otobüs-. Adama el etsem mi, ama bu o mu, hem zaten almaz, derken sonradan kaçırdığımı anlarım. İşin yoksa şimdi şehri boydan boya katet metroylan. Neyse, istasyonda merdivenin başındayken tepesinde Anna Karina gözleri. Tren gelirken yakınız. Sonra kapı açılırken merhaba. Merhaba der o da. -Aynı sıradaydık. -Öyle mi? -Ona benziyorsunuz. -Yok canım. -Gerçekten. Aynı gözler. -Yok, yok. -Ama ne kadın, di mi? -Gerçekten. Sonra aynı sırada oturup konuşuruz. Sert bir aksanı var. Amerikalı, ama değil bir aksan. Yarım saat sonra o iner. Ben yine çekilirim yol vermek için, 1 saatte 2. kere. -Güzel bir sohbet oldu. -Gerçekten gözleriniz aynı. Güler, iner.</p>
<p><a href="http://thesaint.files.wordpress.com/2008/05/img_1774.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-712" src="http://thesaint.wordpress.com/files/2008/05/img_1774.jpg?w=128" alt="" width="128" height="96" /></a><a href="http://thesaint.files.wordpress.com/2008/05/img_1775.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-715" src="http://thesaint.wordpress.com/files/2008/05/img_1775.jpg?w=128" alt="" width="128" height="96" /></a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Amnezya Anestezya]]></title>
<link>http://thesaint.wordpress.com/?p=661</link>
<pubDate>Sat, 19 Apr 2008 08:18:01 +0000</pubDate>
<dc:creator>Simon Templar</dc:creator>
<guid>http://thesaint.wordpress.com/?p=661</guid>
<description><![CDATA[Dün çok uzun bir süre sonra ilk defa yaşadığımı hissettim. Önce film festivalim kapsamında]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000080;">Dün çok uzun bir süre sonra ilk defa yaşadığımı hissettim. Önce film festivalim kapsamında gündüz Rivette'in Langeais Düşesi'ne gittim. Bir Balzac uyarlaması, hoştu. Ama tabi İstanbul'da oynamadığından (festivalde var sanırım ama farketmez) muhteşemdi ve olağanüstüydü ve büyüleciydi. Neyse, sonra tiyatroya gidecektim. Kabul edeyim, film festivali yalan oldu. Ama minik bir tiyatro festivali ışığı göründü gözüme, çünkü 3 oyunuyla Rainpan 43 diye bir grup gelmiş birkaç günlüğüne. Kısacası deli bir ikili.</span></p>
<p><span style="color:#000080;">1 saatten fazla vardı. Yakındaki sevdiğim bir mağazaya girdim. Daha önce aldığım, boyu kısa mı ki dediğim pantolonun uzununu buldum. Sonra kasada tuvalete gitmiş kasiyeri 10 dakika, sonra 10 dakikada bir gelmesi gereken otobüsü 20 dakika bekleyince küçük bir festival koşturmacası bile oldu.<br />
Tam oyun saatinde tiyatroda oldum, biletim de yoktu oysa. Ama gişedeki oğlan sağolsun, toplu bilet kesti, yoksa 3'ü birden astronomik olacağından hangisini elesem diyordum. Oyun (<a href="http://amnesiacuriosa.com/" target="_blank">Amnesia Curiosa</a>), festival bitince anlatırım, tam kafama göreydi. Bitince biraz oyalandım. Çıkarken oyuncular da fuayede sohbetteydiler. Küçük tiyatroların özelliği.</span></p>
<p><span style="color:#000080;">Oradan metroya doğru giderken karşıma pek sevdiğim süpermarketim çıktı. Şehirde tek gitmediğim şubesi. İçerisi benim güvenli ama diğer yandan fazla seçkinci ve sıkıcı muhitime göre çok daha kaotik, hareketli (vibrant diyelim en iyisi) ve mülti-kültürel birşeyler barındırıyordu. Çilek parçalarını tattığın kasenin başında iki siyah oğlan -biri feminen görünümlü- onlardan önceki asyalı kızlara güzel miydi diye laf attılar, kızlar kıkırdadı, uzaklaştı. Sonra ben de başında ağzımıza bir yerine birsürü atarken aşık oluyorum buna dedi biri, ama unutma tek taraflı olacak dedim ben. Genç, yaşayan bir kitle vardı içeride.<br />
</span><span style="color:#000080;"> Metroya kadar sokak genel olarak hareketliydi zaten. Cafeler, restoranlar, barlar. Sokakta yürüyenler vardı bir defa. Ve benim oradan olsa olsa 2. geçişim filan.<br />
</span></p>
<p><span style="color:#000080;"> (<a href="http://www.daniellesradio.com/Blister_In_The_Sun.mp3" target="_blank"><span style="color:#0011ff;">Şu tarzda</span></a>) Çok güzel bir gündü. Ama bir yandan da acıklı. Anlatabiliyor muyum?</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[the awakening gitmiş, ben de gideyim]]></title>
<link>http://thesaint.wordpress.com/?p=626</link>
<pubDate>Sat, 23 Feb 2008 08:42:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>Simon Templar</dc:creator>
<guid>http://thesaint.wordpress.com/?p=626</guid>
<description><![CDATA[The Awakening taşındı deyince Wash. Post manşeti, bunun Robin Williams&#8217;lı film olmadığ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>The Awakening taşındı deyince <a href="http://blog.washingtonpost.com/washbizblog/2008/02/moving_day_for_the_awakening.html" target="_blank">Wash. Post manşeti</a>, bunun Robin Williams'lı film olmadığını anlamıştım da resmi olmasa hiçbirşey ifade etmezdi.</p>
<p><a href="http://thesaint.wordpress.com/files/2008/02/awakening-sculpture.jpg" title="awakening-sculpture.jpg"><img src="http://thesaint.wordpress.com/files/2008/02/awakening-sculpture.jpg" alt="awakening-sculpture.jpg" height="322" width="429" /></a></p>
<p>Bu.. 'şekli' bir filmde görmüştüm ben. Burada geçtiği belliydi. Hatta film değil de X-Files'tı sanırım. Fox Mulder'la agent Skully (kendilerini en sadık okurlar -ki onlardan pek kalmadı-<a href="http://iwasonmars.blogspot.com/2005/12/x.html" target="_blank"> bizim eve yaptıkları sürpriz ziyaretten</a> hatırlar) şu biraz ilerideki FBI'daki ofislerinden çıkıp pek gizli bilgiler verecek biriyle buluşuyorlardı devasa kolun orada. Ben de aaa, burası DC ise ben niye bunu hiç görmedim demiştim. Tatildi herhalde, dönünce göreyim.</p>
<p>Sonra da dün gazetede görene dek aradaki yıllarda bir daha aklıma gelmedi. Meğer satılmış ve şehir dışında yeni bir bina kompleksinin önüne konacakmış.</p>
<p>Bu kadar yılda değil görmek nerede olduğunu bile bilmiyordum. Buna nasıl bakmalı ki? Bu şehrin önemli bir bölümünün güvensizlik nedeni ile görme sahasının dışında kaldığı şeklinde mi? Çevremde hadi şuraya gidelim birilerinin hiçbir zaman olmayışıyla mı? Burada birşey yapmadan iyice ölü yaşayışımla mı? Yoksa arabasız bir yere gitmenin zorluğuyla mı? (eski yerine bayağı yürümek gerekiyormuş ama gidilmeyecek kadar da değilmiş).<br />
Diğer faktörler ne olursa olsun, önemli olan benim yaşantımı sergilemesi bunun.</p>
<p>Başka resimlerini de isterseniz <a href="http://www.pbase.com/april_sims/the_awakening" target="_blank">şurada</a>. Yorumlardan anladığım kadarıyla üzülmüş buralarda yaşayanlar. Yeri güzelmiş, nehir kıyısında, parkta. Bir çocuk olarak onla oynayanlar için fena tabi.</p>
<p>Ben de artık demir alma zamanı gelmişse bu limandan desem..</p>
<p>Bir de bu bahaneyle -aktörleri bitirince- bir DC filmleri listesi yapayım bari. Mr. Smith Goes to Washington'la başlar böyle bir liste, Başkanın Bütün Adamları ile zirveye ulaşır, arada Forrest Gump meclisin önündeki havuza dalar, American President'ta Annette Bening Michael Douglas'a demecini dinlediğimde Dupont Circle'daydım der, French Connection'da Fransız kaçakçı Coğrafya müzesinin merdivenlerinde buluşur adamıyla, Tom Clancy'nin Jack Ryan'ının, başkanlı tüm filmlerin ve Indiana Jones'un yolları bir şekilde buradan geçer.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[una chica mexicana]]></title>
<link>http://thesaint.wordpress.com/?p=625</link>
<pubDate>Tue, 19 Feb 2008 06:32:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>Simon Templar</dc:creator>
<guid>http://thesaint.wordpress.com/?p=625</guid>
<description><![CDATA[Ben bu adamlar chica chica derken hani bu ülkede chick mik diyip duruyorlar ya, sizin anlayacağın]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ben bu adamlar chica chica derken hani bu ülkede chick mik diyip duruyorlar ya, sizin anlayacağınız piliç yani, öyle diyorlar sanıyordum. Niye sürekli piliç yukarı piliç aşağı, ne ayıp, dümdüz kız desenize diyordum. Meğer dümdüz kız demekmiş zaten chica. Peki bu durumda chick de chicken'dan değil de chica'dan, hatta piliç de bu benzerlikten türemiş olmasın mıydı'yı size bırakıyorum ve günün hikayesine atlıyorum.</p>
<p><a href="http://thesaint.wordpress.com/2006/11/23/kalipso-tadinda/" target="_blank">Daha önce de bahsettiğim</a>, gece yolculuğu yapılırmış gibi gidilen alışveriş merkezi dönüşü otobüsünden inmek üzereyken gördüm ki ön tarafta bir muhabbet bir muhabbet. İspanyolca coşmuş şoför ve etrafındaki birkaç kişi. Son durağa gelince durduk. Ben arkadan geldiğimden önde, bu muhabbetin içindeki kızlara yer verdim. Biri gülümseyerek gözümün içine baktı. Nasıl yani, kimse benim gözümün içine bakmaz burada. Burada kimse kimsenin gözünün içine bakmaz. Sonra, bu grubun hepsi soförle öpüşüp sarılıp vedalaştı. Bir tür sen de mi Türksün hemşerim muhabbeti döndü sanki gurbette.</p>
<p>Metroda tren kalkmak üzereydi ama acele edersem tek başıma binecektim, olmazdı. Platformda beklerken geçerken yine gülümseyerek baktı gözlerime. Tren gelince onların grubu, yani bir çift ve bir kız daha ve ben bindik koca vagona. Onlar hep beraber yer değiştirdiler az sonra. Birkaç dk. sonra tekrar değiştirdiler. Kız geçerken gülüştük karşılıklı. O anda sonrasının nasıl gelişeceği belli olmuştu -ya da ben öyle sandım.</p>
<p>Yan tarafta ters tarafa bakan koltuklardaydılar. Uzak sayılırdı. Bu durumda ben de yan taraftaki koltuklara geçtim. Arka arkayaydık şimdi. Hiçbir işe yaramadı ama. Öyle özel, dönüp bakmak gerekiyordu ki garip olacaktı. Ben de midemde bir baskıyla ödev okurmuş gibi yapmaya başladım. Kız da başını arkadaşının omzuna koyup uyumaya başladı. 5-10 dk. geçti, esneyerek uyandı, o anda döndüm. Güldü, uyumuşum dedi. Ondan sonra konuşmaya başladık. 2. trenimiz de aynıydı, o yüzden bayağı konuştuk. Neler yaptığından, nereden geldiğinden (mex. city yakınlarında hoş bir kasaba), neler aldığından, neler aldığımdan, şundan bundan. İşin kötüsü olabilecek en bakımsız hallerimden birindeydim. Uzamış saç sakal. Ama neyse ki karşımızda bir amerikalı yok. (acaip sıkıcı bir biçimde düzen yanlısı bu ülke -uzun saçlı erkek en azından başkentte yok).</p>
<p>Arada yanındaki arkadaşıyla da, diğer kadınla da konuştuk. İyice latin duran abi ile bir muhabbetimiz olmadı. Sonra çok doğal bir şekilde hiç özel uğraşmadan mailini, telefonunu verdi (Anayatzin), ben de verdim. Dedim ya, karşımızda bir amerikalı yok işte. Benim durağım gelince biraz ani ayrıldık. Hepsiyle hoşçakalınlaştık. Ama bir sarılma, öpüşme olmadı. Ben inerken hepsi ona eğilmiş birşeyler diyordu.</p>
<p>_________</p>
<p>Biraz, son zamanlarda çok sevdiğim şu şarkı gibi oldu tüm hepsi: <a href="http://youtube.com/v/IWEfmCvu8R8" target="_blank"><font color="#3366ff">Roam around the world</font></a>. Neşeli, hafif. Bu bahaneyle rock tarihinin en iyi saç kabartan ve en boş ve hoş şarkılarını yapan grubu B52s geri dönüyormuş da deyivereyim.</p>
<p>Neşeli ve hafiflik demişken: "<font face="'PrimaSans BT,Verdana,sans-serif'">Ben Gokce ***, cok ozur dileyerek size yarin ki dersinize gelemeyecegimi bildirmek istiyorum. Hocam size karsi durust olmak istedim, ben cok iyi bir Fenerbahce taraftariyim, yarinki sampiyonlar ligi macinin sizin ders saatinizle cakismasindan dolayi dersinize gelemeyecegim."</font></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yol Hikayeleri - Havaşşş]]></title>
<link>http://thesaint.wordpress.com/2008/01/17/yol-hikayeleri-havasss/</link>
<pubDate>Thu, 17 Jan 2008 03:56:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>Simon Templar</dc:creator>
<guid>http://thesaint.wordpress.com/2008/01/17/yol-hikayeleri-havasss/</guid>
<description><![CDATA[Gece yolculuk edip üstelik sabahın uykusuzluğunu çekmemek, yani gece çıkıp gece varmak ne gü]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Gece yolculuk edip üstelik sabahın uykusuzluğunu çekmemek, yani gece çıkıp gece varmak ne güzelmiş.</p>
<p class="MsoNormal">Varışta bavulunu bekleyen topu topu 3-4 kişiyiz. Sevimli bir çift var ileride, benden biraz büyük, 3-4 çantaları var. Aynı çift dışarıda ne yapacaklarını bilemez gibi duruyor. Havaş önersem mi, ama bilir herkes zaten, diye düşünürken geliyorlar. Kırık bir İngilizce ile anlaşıyorlar adamla durakları konusunda. Türk sanmıştım ben. Otobüste de yan tarafımdalar. İtalyanlar. Gaziemir yolu kapalı, aralardan, arkalardan dolaşıyoruz. Dar dar sokaklar. Adam endişeli yola bakıyor, önündeki koltukların üstünden. Kadın nispeten rahat gibi. Yabancı, hele bir batılı için tam yabancı bir ülkeye geliyorsunuz, dilini, yolunu yordamını bilmediğiniz; ineceğiniz durağın yerini de bilmiyorsunuz, ve bindiğiniz otobüs daracık sokaklardan, kenar mahalle atölyelerinin, depoların arasından ilerliyor.</p>
<p class="MsoNormal">Gördükleri manzara pek gelişmişliğimizin manzarası da değil. Normalde iyidir yollarımız manasında ‘bu asıl yol değil, o kapalı, o yüzden arkalardan dolaşıyoruz’ demek istiyorum. Bunları değil de güzel birşeyleri görseler. Buralarda da güzel bir tek, kentin girişindeki su kemeri var. Bakın bakın. Bu Romalılardan kalmış, sizlerden yani. Hayır, görmüyorlar, karanlık oralar. Sonra, Basmane’de fuarın önünde zevksizce ışıklandırılmış palmiyeleri görünce ‘bella’ diyor kadın.</p>
<p class="MsoNormal">Efes durağında (o Efes değil, eski otelden gelen bir durak ünvanı -2. kere yazıyorum, öğrenin artık-) soru işaretleri belli ki artıyor. Ben de dayanamayıp nereye gidiyorsunuz diyorum. Kadın benim tarafımda. Bana bakıp gülümsüyor. Yabancı bir ülkedesiniz. Dilini, yolunu, yordamını bilmediğiniz, size göre gelişmemiş yabancı bir ülkede. İngilizce zor anlaşıyorsunuz. Ve biri size dilinizde yardım teklif ediyor. Ben olsam boynuna atlardım be! Gülümsüyor kadın. Adama bakıyor, bak anlamında. Sonra ikisi birden Egepark diyorlar. Zor anlıyorum. Son durak diyorum. Yarım saat sonra. Daha mı diyor adam. Uzun gelmiş belli. E, burası büyük kent, ne sandın. Evet, 20-30 dk. diyorum. Rahat yolun gerisinde.</p>
<p class="MsoNormal">Altınyol’da giderken denizi görseler bari diyorum, ama yok, yanlış taraftalar.</p>
<p class="MsoNormal">Onlardan bir durak önce iniyorum. Sizinki bundan sonra, diyorum ayağa kalktığımda, muhtemelen yanlış bir ifade ile. Teşekkür ediyorlar, iyi yolculuklar. Aşağıda bavulumu alırken el sallıyor adam. Ne sosyal yaratıklar bu İtalyanlar. Çok seviyorum ben onları.</p>
<p class="MsoNormal">* * * * * * * * * *</p>
<p class="MsoNormal"><a href="http://thesaint.wordpress.com/files/2008/01/img_0527-2.jpg" title="img_0527-2.jpg"><img src="http://thesaint.wordpress.com/files/2008/01/img_0527-2.thumbnail.jpg" alt="img_0527-2.jpg" /></a>  {-havaalanı önünde komutanını bekleyen- arkadaşın elindekine dikkat}<a href="http://thesaint.wordpress.com/files/2008/01/img_0527-2.jpg" title="img_0527-2.jpg"> </a></p>
<p class="MsoNormal">Aynı havaalanına 3 hafta önce indiğimde gündüz saati olmasına rağmen ayaz var. İzmir’in de ayazı fena. Havaş ne zaman gelecek, koydunsa bul. Biliyorsan söyle. Neyse, o tip bir ifade işte. Havaalanından da bir çıktın mı bir daha giremiyorsun. “Ya, soğuk işte, içeride bekleyeceğim”. “Olmaz, yasak, iki kapı arası bekleyemezsin.”</p>
<p class="MsoNormal">Uçaktan 100’den fazla kişi inmemize rağmen bu otobüsü bekleyen 3-5 kişiyiz. Herkesi birileri alıyor. Tam bir yardımlaşma toplumu. Havaalanlarına evden alan, dolmuş gibi çalışan bir şirket kurulsa diye düşünmüştüm bir aralar. Yok, bu yüzden anında batar.</p>
<p>O noktada taksicilerin, önceki gelişlerden bildiğim bir değnekçisi var. Sürekli musallat bir tip. “Karşıyaka mı? Bak, bu arkadaş gidiyor, sen de bin, 20’şere gidersiniz”. “Hayır, istemiyorum” kısa piyesini oynamıştık geçen sefer. O yüzden hiç yaklaşmıyorum. Ama diğer bekleyenlerin kanına giriyor adam. “Bugün arife, trafik tıkalı. Yolda kalmıştır Havaş.” 2 kişiyi kandırıyor ama birinde pek TL yok, birini daha arıyorlar. Bana soruyor değnekçi. Karşıyaka ama gitmeyeceğim diyorum.</p>
<p>- Gel, bak, şu fiyata.  - Hayır.<br />
- Havaş şimdi gelse bile yolda kalır. - E, siz de kalırsınız.<br />
- Bizimki küçük araba, aralardan kaçar.  - Hayır.<br />
- Bizimki küçük taksi, aralardan kaçar.  - Hayır.<br />
- O daha Efes’e girecek, biz Altınyol’dan kaçacağız.</p>
<p>Sonra bunu duyan yolcu ısrara başlıyor.<br />
- Hadi, sen de bi hocam.  - Yok, sağolun.<br />
- Bak, o kadar yoldan geldik.  - Olsun, ben de geldim, kusura bakmayın.<br />
- Sen 15 ver, ben artık bozuk mozuk ne varsa toparlayayım.  - Yok, parasından değil, istemiyorum.<br />
- Hadi bir iyilik yap hocam bize arife günü.<br />
A, bi durun yahu! Zaten kimsenin kimseye ilişmediği bir ülkeden gelen birine ne kültür şokudur bu, ne toplum baskısıdır. Bi rahat verin.</p>
<p class="MsoNormal">Sonra, neyse, birini buldular. Zaten benim bavullarımla sığmayacağımı anladılar. Onlar gittikten 2 dk. sonra Havaş geldi. Yollar tıkalı değildi. Efes’e de uğramadı. Paşa paşa geldi KSK’ye. Yolda da şoförle değnekçiyi çekiştirdik.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[mellow is the man who knows what he's missing]]></title>
<link>http://thesaint.wordpress.com/2007/12/18/mellow-is-the-man-who-knows-what-hes-missing/</link>
<pubDate>Tue, 18 Dec 2007 10:48:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>Simon Templar</dc:creator>
<guid>http://thesaint.wordpress.com/2007/12/18/mellow-is-the-man-who-knows-what-hes-missing/</guid>
<description><![CDATA[Dünyanın en sevmediğim ülkesinde (peki, tam doğru değil, düzeltiyorum: 2. sevmediğim ülkesi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><font color="#112255">Dünyanın en sevmediğim ülkesinde (peki, tam doğru değil, düzeltiyorum: 2. sevmediğim ülkesi, başa bae'yi koymalıyım, zaten sevmezdim, üstelik nasıl üzmüşler dünya tatlısı kızı), ne diyordum, işte orada oturup sorunlu öğrencilerin sınavlarını okurken yaşasam en seveceğim şehirlerden birinde (barrrçelona'da) tam anlamıyla hayatını yaşayan bir grup erasmus'lu öğrenciyi, dostane ev ortamlarını, bir süredir görmediği arkadaşına sarılanları, birşeyleri paylaşmalarını, beraber içmelerini, sokağa işemelerini, yolun ortasında sızıp kalmalarını, aşk ilişkilerini, sevgilisi ziyarete gelen kız odasında bir başkasıyla yakalanmasın diye 6 kişi eve koşturup sevgiliyi oyalamaya çalışmalarını, şunu, bunu, ve özellikle de yabancı bir yerde en güzel biçimde kabul görüp varolmalarını seyredebildiğim için ödülü hakettiğimi düşünüyorum.</font></p>
<p><font color="#112255">Bu arada sorunlu derken tüm sınıfı kastettim. Ne biçim şeymiş şu lisans öğrencisi denen şey. Hep master'larla muhatap olan biri için tam kültür şoku oldu. Sırf final sınavında arıza çıkaranların listesi:</font></p>
<p><font color="#112255">Biri (Steve Amerikalı), tam sınavı yaparken bilgisayarı bozulmuş. Ama resmini çekmiş o durumdayken, istersem gösterebilirmiş. Birkaç gün sonra gönderebilir miymiş... Apple store'da çalışıyormuş, o yüzden hemen yaparlarmış.</font></p>
<p><font color="#112255">Biri (WooHyuk, Koreli), Georgia'daymış, ablasının düğünü için, o yüzden sınavı getiremeyecekmiş. Aslında mail atabilirsin, zaten bilgisayarda yapmış olman gerekiyordu; ama sanırım senin derdin daha çok bu aktivite dedim. 2 gün sonra eliyle yazıp getirdi.</font></p>
<p><font color="#112255">Biri (Angela, Koreli-Amerikalı),vaktinde bitirdim -heey diye mail atmış, ama mailde herhangi birşey iliştirilmemiş. O gün hemen haber vermek için yazdım, 3 gün sonra görmüş. "Bitirince beni strese soktuğu için sildim dosyayı, hemen tekrar yapayım" diyordu, o gün bu yana da 3 gün geçti, haber yok.</font></p>
<p><font color="#112255">Biri (Mustafa, malum), hocam, yarın şuyum, 2 gün sonraya buyum var, şimdi yapsam birşeye benzemeyecek. En iyisi ben Pazar'a (4 gün sonra) vereyim dedi. Hayyy, dedim, iyi ver.</font></p>
<p><font color="#112255">Biri (Alex, Amerikalı), tam sınavı getirmesi gereken saatte, sınavın bugüne olduğunu yeni anladım. Ben 17'sine sanıyordum. Hemen yapıyorum diye yazmış. 2 gün sonra eee? dedim, gönderdim o gün diye cevap verdi. Yoktu ortada öyle bir mail, tekrar gönderdi.</font></p>
<p><font color="#112255">Biri (Bryan, Amerikalı), üzgünüm, yapamadım, işle beraber olmadı bu ders dedi. Son sınavda bıraktı.</font></p>
<p><font color="#112255">Biri (Allen, Koreli), dönem boyu başı mahkemeyle, bir sosyal hizmetler mecburiyetiyle dertteydi. Önceki, iyi, geç verebilirsin dediğim quizi de vermedi. Sınavdan da haber yok. Hoop? dedim, cevap çıkmadı.</font></p>
<p><font color="#112255">Biri (Katherine, abd), posta kutunuza bıraktım dedi. Yoktu, bugün aramalar sonucu bir başkasının sınavları arasından çıktı. Bu sekreter hatası ama.</font></p>
<p><font color="#112255">Ay, sıkıldım. Daha listenin ortasındayız halbuki. Dönem bitti, notları verdim, hala sınavından haber alamadığım kişiler var. Dönem boyunca da sürekli hastanelik olanlar, sevgilisi hastanelik olanlar, kişisel sorunları olanlar, psikolojik sorunları olanlar, ailevi sorunları olanlar, ne kadar sorunlu ülkeymiş. Hiç uzaktan zengin, ferah gözüktüğüne bakmayın dedirtiyor insana. Bunların çoğu doğruysa -ki ben hep inanma yanlısıyım, ama hepsinde küçük bir olasılık kalıyor- normalde 40 kişide 1-2 kişide olacak sorun oranı bunlarda neredeyse yarısında.</font></p>
<p><font color="#112255">Ah, bunlarla uğraşmak yerine nasıl bir hayat yaşıyor olabilirdim kısmına pek de geri dönmeden birazdan bu yazının şarkısını söyleyecek olan adama zıplayayım. Yazın ortasında Efes'te tuvaletteyken yanımdan kumral, kıvırcık uzun saçlı bir adam geçti. Ben de bir süre kendisine bakakaldım. Aynı saçlar, benzer bir yüz. Afedersiniz ama, şu ileride işeyen adam Robert Plant mi şimdi diye düşündüm. Daha bir hafta kadar önce İstanbul'da konserdeydi. Kalıp Theodorakis konserine bu antik şehre gelmiş olabilir miydi? Röportajlarında iki kere GS maçı için kalkıp İstanbul'a geldiğini söyleyen bir adam bu. Bayağı bir baktıktan sonra değil diye karar verdim (emin miyim, ya yüzü yaşlanınca hafif değiştiyse, saçların gerisindekini biliyor muyum?). Robert Plant'e çok benziyorsunuz demekten de vazgeçtim.</font></p>
<p><font color="#112255">İşte o adamın sesinden <a href="http://youtube.com/watch?v=_swFHp-0_sY" target="_blank">mellow is the man who knows what he's missing</a>. Ve geçen hafta bugünki <a href="http://youtube.com/watch?v=kxFuqyH2AAk" target="_blank">tarihi Londra konserleri</a> öncesinde Trafalgar Meydanı'nda buluştuklarında kimbilir nasıl heyecanlıydı zeplin üyeleri.</font></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ne Türkü diyorsun ya, benim ruhum Latin]]></title>
<link>http://thesaint.wordpress.com/2007/11/05/ne-turku-diyorsun-ya-benim-ruhum-latin/</link>
<pubDate>Mon, 05 Nov 2007 07:10:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>Simon Templar</dc:creator>
<guid>http://thesaint.wordpress.com/2007/11/05/ne-turku-diyorsun-ya-benim-ruhum-latin/</guid>
<description><![CDATA[Ekim sonu, Kasım başı planları yılan hikayesine (kuyruklu yılana da denir miydi) döndü. Geç]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><font color="#222255">Ekim sonu, Kasım başı planları yılan hikayesine (kuyruklu yılana da denir miydi) döndü. <a href="http://cgi.din.or.jp/~hagi3/cgi/nph-proxy.cgi/000000A/http/thesaint.wordpress.com/2006/11/11/simon-latin-amerika%e2%80%99ya-gitmek-istiyor/">Geçen yıl Meksika'ya gidememiştim ya</a>, o sıralarda Kasım başındaki Ölüler Günü törenlerini öğrenmiştim, iyi ben de seneye o zaman giderim demiştim teselli niyetine.</font></p>
<p><font color="#223355">Bu sefer 1 ay önceden Meks. elçiliğine gidildi.<br />
- Vize?<br />
- Artık 2 günde veriyoruz.<br />
- Hayyy, geçen sene niye öyle acı çektirdiniz peki?<br />
- Prosedür değişti, artık Meksika'ya gitmiyor pasaportlar.</font></p>
<p><font color="#223355">Neyse, bilet ayarlandı:</font></p>
<p><font color="#223355">- Hep sizinle uçuyorum, servisiniz berbat, hep aç kalıyorum, koltuk aralarınız çok dar,...<br />
- Tamam tamam, sizi hatırladım, alın biletinizi.</font></p>
<p><font color="#333355">Ama hepsi hepsi 4 gün. Üstelik hemen sonrasında Seattle'da önemli bir konferansımız varmış. Hiç içimden gelmiyordu ama benim için çok yararlı olabilirdi. Seattle? Meksika? Meksika, Seattle? İkisi birden? Üstelik aynı günlerde Bayan Ç. gelecekti ve bir de Caetano Veloso konseri vardı. Herşey karıştı kısacası bir süre.</font></p>
<p><font color="#223355">4 gün çok kısa geldi. Sonra birsürü şey kaçırılacak, ayarlaması sorunlu. Üstelik, madem önemli, gideceksek ona değil, Seattle'a gidelim. Vazgeçtim. Bir süre planlanan Seattle'ın da 'gelişmeler ışığında' bana fazla yararlı olmayacağı anlaşıldı. Zaten içimden gelmiyordu, rahatladım. Hem orada da 2 gün birşeye benzemeyecekti, ne gezmeye ne konferansa. O da kaldı. </font><font color="#223355">Böylece dün Bayan Ç. günü oldu. Sürekli yoldan şundan bundan şikayet etse, Amerikan hallerini pek güzel aşağılasa da (ben burada yaşıyorum, acı çektirme bana) hoş oldu onu görmesi.</font></p>
<p><font color="#223355">Bugün de Caetano Veloso. Bu adam birkaç yıl önce de gelmişti bizim salona, o zaman ben de orada çalışıyordum. Biletleri birkaç hafta önceden bitmişti. Ama dikkatimi bilet almaya gelenler çekmişti. Şehirdeki her türlü Brezilyalı. Ama toplumun aklınıza gelebilecek her kesiminden. Bizde böyle her kesimin bayıldığı biri var mı diye düşünmüştüm. Biraz Sezen ama o da bu kadar değil. Sonra sonra anladım ki adama G. Amerika'nın yaşayan aktif en önemli müzik efsanesi demememiz için tek geçerli sebep, onun yanında 'eski yol arkada<font color="#222255">ş</font>ı', şu anki Brez. kültür bakanı Gilberto Gil'in de ismini anmanın gerekmesi olabilir.</font></p>
<p><font color="#223355">Ama o konsere gidememiştim, <a href="http://cgi.din.or.jp/~hagi3/cgi/nph-proxy.cgi/000000A/http/thesaint.wordpress.com/2006/11/20/dr-z-dr-who-ve-kavuklu-ile-pisekar/">nalet Dr. Z. derslerinden</a> birinin akşamına geldiğinden (istesem de zor olurdu bilet meselesinden). O zamandan beri de birçok yerde karşıma çıktı. Konuş Onunla'da dışarıda verdiği minik konserde, Lila Downs'la söylediği Frida şarkısında...</font></p>
<p><font color="#223355">Bugün için de plan karışıklığından bilet almamıştım önceden, tükenmişti. Ama orada konserden 1-2 saat önceden satarlar bir miktar. Erkenden gidecektim ama birşeylere daldım, olmadı. Bn. Ç. de gelmedi. Gittim, 8'e az kala.</font></p>
<p><font color="#223355">Salonun önünde değil beklenen sıra, kimse yok. Ne bilet gişesinde ışık var ne rezervasyon. İçeride, fuayede bir iki kişi görünüyor, ışıklar var ama o kadar. Kapıdaki bilet kesen genç siyah görevliye sordum. Bu akşam konser yok muydu? Var. Caetano Veloso? Evet. 8'de değil miydi? Hayır, 7. Hay Allah (ama 7'de olmaz ki hiç konser). Peki, bilet var mı veya boş koltuk? Sen burada çalışmıyor muydun? Evet, ben de seni hatırlıyorum. Ee? Ama artık çalışmıyorum. Olsun ya, sen çaktırmadan geç. Allah ne muradın varsa versin.</font></p>
<p><font color="#223355">Girdim, hiç olmadığı üzere hiç boş koltuk görünmüyor. Sakin bir şarkı bitti. En hoş şarkılarından 'kukkurukku' başladı. <a href="http://pserve.club.fr/Cucurrucucu_Paloma_Caetano.mp3">Ayayayay Paloma</a>. Aynen <a href="http://www.youtube.com/v/a9kRUY4WLFI">şu sahnede</a> Marco'nun dediği gibi 'bu Caetano tüylerimi diken diken etti'.</font></p>
<p><font color="#222244">Hepsi usul usul yerinde oturan kocaman salonda bir köşede kenarda dikilen tek kişiydim. Sonra daha hareketli ve deneysel şarkılarına geçti Caetano. Sanırım hayranlarının ülkenin tüm kesimlerini kapsamasının nedeni de bu. Sezen gibi toplumsal gönül dünyamıza telaffuz olması yanında daha hareketli ve rock'a uzanan yönleri de. Tabi ayrıca, 40 yıldır üretmesi ve ülkenin de kadir bilir olması.</font></p>
<p><font color="#223355">Seyirciler genelde bu şehirde olduğu gibi iyice uyuzdu ama. Böyle bir adamın şarkılarının marş olmasını, herkesin beraber söylemesini beklerdim mesela. Ama hareket yok gibiydi, çok az ses çıkıyordu. Koltuklu sandalyedeki 90'lık bir dede ve ondan ayrı, yine koltuklu sandalyedeki 90'lık bir nine simgeliyordu sanki seyirciyi.</font></p>
<p><font color="#113355">Daha ben geleli 1 saat olmadan bitirdi Caetano. Ve konser havasını bis'te buldu. En uyuzlar çıkmıştı sanırım. 65 yaşında ama oradan oraya koşturan adam 1-2 derken 4 tane söyledi, ve o sırada herkes söylüyordu şarkılarını. Bu sırada adamla aramda 9 metre 15 santim olduğundan foto. makinesini evde unutmuş olmam pek yaz<font color="#223355">ı</font>k oldu. </font></p>
<p><font color="#223355"><a href="http://iwasonmars.blogspot.com/search?q=caetano" target="_blank">Daha önce çaldığım</a> ve sanırım en sevdiğim şarkısı Cajuina'yı duyamadım. Ama <a href="http://www.youtube.com/watch?v=ZaxDlDbMppE" target="_blank">burada dinleyelim bari</a> hepimiz. Onun yanında bir de <a href="http://www.youtube.com/watch?v=ijCwWsG_IBg" target="_blank">Carolina</a>.</font></p>
<p><font color="#365763">Ve keşke Portekizce anlayarak dinleyebilseydim konseri.Veya anlayan <a href="http://bagimsizdenklem.com" target="_blank">biriyle</a>.</font></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[sıradan bir seçim günü macerası - veya: bir chp'liye arkadan çarptım]]></title>
<link>http://thesaint.wordpress.com/2007/07/26/siradan-bir-secim-gunu-macerasi-veya-bir-chpliye-arkadan-carptim/</link>
<pubDate>Thu, 26 Jul 2007 12:57:28 +0000</pubDate>
<dc:creator>Simon Templar</dc:creator>
<guid>http://thesaint.wordpress.com/2007/07/26/siradan-bir-secim-gunu-macerasi-veya-bir-chpliye-arkadan-carptim/</guid>
<description><![CDATA[Düğün macerasından sonra ne maceralı hayatın denmişti ya, pazar günü bol bol onu hatırlad]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Düğün macerasından sonra ne maceralı hayatın denmişti ya, pazar günü bol bol onu hatırladım. Yıllar önce bir kısa film seyretmiştim, Avusturya'dandı sanırım. Seçim günü oy vermemiş bir adam barda çeşitli muhabbetler ediyor, en çok da ırkçılarla, sonra son anda oy vermeye karar veriyor, bindiği taksinin yabancı şoförü de ters davranıyor, arabadan atıyor, koştur koştur bir durum oluyordu. Okuyunca anlayacaksınız ki hayat sanatı geçiyor.</p>
<p>Cmt. akşamı kötü bir akşamdı. O durum Pz. sabahı da devam etti. Yapılması gereken bir iş ve kısacası kötü bir durum. Eve geldim öğlene doğru, çok uykusuzdum, yattım. Saati 4'e kurmuştum. Derin birsürü rüyadan sonra saat çalınca uyandım. Zorla kalkıp duş, sonra ntv'deki ünlü yönetmenlerden kısa filmlere takıldı gözüm. Bir tanesini hiç beğenmediğimden kalkamadım hemen başından. Neredeyse 4:30 olmuştu. Oy temiz kullanılır diye eve gidip üstümü değiştireyim dedim. Ev, üst değiş, çıkmadan bir de seçmen kartım olmadığından sandık no.suna bakayım dedim ysk'nın sitesinden. Önce nete giremedim, sonra girince direk şifre soran bir sayfa çıkıyordu ysk'da. Annemin kartını alayım dedim, nasılsa aynı yerdedir. Sonra kapıdan çıkarken şu ilköğretim okulu nerede diye sordum ona. Yerini bildiğimi sanıyordum, bize yürüyerek 5-6 dk filan. Mavişehrin karşısında dedi. Mavişehir kocaman bir yer, nasıl karşısı olur ki diyemedim, telefondaydı. Ama sandığım yer değil.</p>
<p>11 dk. vardı, bu durumda arabaya atladım, hızla gittim oralarda bildiğim okula, önüne parkettim. Ortada şekilsiz duran arabalara çıkarken dikkat edeyim dedim. Kapıdan girerken baktım, Sülü Demirel lisesi. Hayyy.. Birilerine sordum, şu ilkokul nerede, şuralarda mıydı, evet, anayol var ya. Bu da nasıl bir tarifse. 6-7 dk. var. Hemen atlayıp geri çıkarken kütt! hoppala. İn, bak. Ezilmiş karşı taraf, hafifçe olsa da. Bende de aynı durum. Napalım? Gidelim mi? Yok, canım, polis. Ama oy? 1-2 dk. içinde atla yine arabaya, diğer okula hemen. Bu arada radyoda 5 haberleri henüz başlamıştı ben okul önüne geldiğimde. Koştum. İsim doğru ama bu lise. Hayyy. Dön. Aynı yere park et. Polisi ara. Bekle. Sahip? İçeri girdim. Oy vermeye mi geldin dediler kapıda. Hayır, kaza yaptım da sahibini arıyorum. Ara 2. ve 3. katta dediler. Ondan fazla sandık var. Tek tek soramadım. Zaten polis gelse geri dönerdi. Dışarıda bekledim. Sıcakta, güneşin altında. Oturamam da böyle durumlarda. Ayakta dolandım. Arada bahçeye girip durdum. Oy veren biri olmadığı belli oldu. Sandık görevlisi herhalde sahip.</p>
<p>Arada gelenler oluyor. Oy veremeyeceklerine göre partililer herhalde. Ama farklı farklı insanlar. Bir baba oğul. Esnaf tipli, sarkık bıyıklılar. Bir ana kız. Böyle kolay mı sandık başına girmek? Kapalı değil mi sayım? Ben de girebilir miyim? Kapalı değil demek ki. Doğru ya, gizli oy, açık sayım. Hem izleyip hem de etki ediyorlar belli ki sayıma. Geçerli olup olmadığı açık olmayan birçok oya etki edebiliyor sandık başındakiler.</p>
<p>6'yı az geçe içeriden sonuçlar gelmeye başladı. Elinde kağıt olanların başına gittim. Kimin yanına gitsem sonuçlar benzerdi. Yaklaşık olarak chp 180, mhp 35, akp 30, dp 30, vs. Chp yaklaşık %60-65 her sandıkta. Diğerleri %10 civarı. Tabi burası creme de la creme. Mhp'liler memnun, 2.yiz diyorlar. TR genelinde de 2.lermiş. Akp %50'nin üstündeymiş. Önce doğu açılmadı mı, normaldir.</p>
<p>Hala gelen giden yok. Polisi aradım, tamam, ben aldım kaydınızı dedi adam. Yoğunuz, gelecek aracın plakası şu.</p>
<p>Nasıl biri olacak acaba sahip? Şu sarkık bıyıklılardan olacaksa gitmiş olmayı tercih edicem. Bir yandan sıkıntım artıyor. Çünkü aracın ruhsatıyla ilgili sorunlar çıkabilir, abime sormam gerek. Ama ulaşılmıyor. Bir arkadaşımla konuşayım bari. Ama ona da ulaşılmıyor. Sadece kazaya değil, oy verememiş olmaktan da sıkıntım. O kadar da sevinmiştim, seçim ben buradayken diye. Kendime göre bir aday da bulmuştum. Patladım. Sanki son anda yetişebilsem sandığa, arabaya rağmen, herşey yerli yerine oturacaktı. Trajikomik olacaktı, şimdi sadece trajik oldu.</p>
<p>Okul önünde beklerken kim park yerine gitse ben de peşinden gidiyordum. Herkes de o arabaya doğru gidip arkasındaki durağa doğru devam ediyordu. Birara bir komiser biten sayımdan sonra sandık görevlilerini başka bir okula göndermekle uğraşıyordu, tartışmalar çıkıyordu. Parkyerine çıktım yine, a, çarpık araba hareket etmiş, çıkıyor park yerinden. Önüne çıktım. Pardon, ben size çarptım, söyle çekin isterseniz. Garipsedi kadın, kararsız kaldı, çekti sonra kenara. Nereyi çarptın? Çok afedersiniz, şurası. Önemli değil, olur öyle şeyler, hiç farketmemişim ben. Polisi aradım. 3 saattir bekliyorum. Rapor tutulsun da sizinkini sigorta karşılasın diye. Sağol canım.</p>
<p>Chp'liymiş kadın. O yüzden oy kullanamama da araba kadar üzüldü. Tipe bakıp tahmin ediyorlar sanırım partini. Sabahtan beri ayaktaymış, çok yorulmuş. Eve gidip oradan ilçe merkezine geçecekmiş. Acele ediyordu o yüzden. Arkadaşları geldi partiden. Muhtar dediği bir adam yardımcı gibiydi. Sonra polisi 3. ve 4. kere aradık. Biraz sonra bir ekip geldi, orası otopark, biz bakmayız, karakoldan gelsinler deyip gitti. Birazdan karakoldan da bir ekip geldi. Gayet sert, pis tipler. TV dizilerindeki polis imajı ne kadar yanıltıcı. Aranızda anlaşın dediler. Abim tam o anda aradı, anlaşma, rapor tuttur dedi. Kadın da polis de şimdi alkol muayenesine gideceksin, mahkemeye çıkacaksın, şu kadar ceza yiyeceksin diye ısrar ettiler. Muhtar şu kadar bırak git diye abarık bir miktar söyledi. Karakola giderken tekrar konuştuk abimle, muhtemelen atıyorlar, en iyisi ben yaptırayım de, birşey tutmaz dedi. Karakoldan aldım ruhsatı, nedense biraz bekleyip. Kadın ben seni nereden bulacağım tekrar dedi. Bakın tam şurada oturuyorum. Hem kaybolcak olsam 3 saat beklemezdim. İyi, ayrıldık. 2 gün sonra kocasıyla yaptırdık. İyi bir adamdı. Kızları varmış bizim okuldan. Ne yapıyormuş, sorsaydın dedi annem.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[kulağıma para kaçmış]]></title>
<link>http://thesaint.wordpress.com/2007/06/08/kulagima-para-kacmis/</link>
<pubDate>Thu, 07 Jun 2007 23:55:38 +0000</pubDate>
<dc:creator>Simon Templar</dc:creator>
<guid>http://thesaint.wordpress.com/2007/06/08/kulagima-para-kacmis/</guid>
<description><![CDATA[{gidemeyenler üzülmesin, ben çalarım size:  toi et moi}
||||||||||
Geçen gün kulağım tıkand]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><font color="#808080"><i>{gidemeyenler üzülmesin, ben çalarım size:  <a href="http://youtube.com/v/vImuTsK1DHI" target="_blank">toi et moi</a>}</i></font></p>
<p>&#124;&#124;&#124;&#124;&#124;&#124;&#124;&#124;&#124;&#124;</p>
<p>Geçen gün kulağım tıkandı. Söylüyorum, papix hoş birşey değil. Duymuyorum resmen bir kulağımla. Saat 04:50 civarı iyi olabilir tabi, imam sahneye çıktığında, ama onun dışında çok rahatsızlık. Akşamüstüydü, yakındaki bir polikliniği aradım, bir doktor hanım aldı sekreterden telefonu -o kadar küçük bir yer-, bir ilaç damlatın, birkaç saat sonra gelin. Ben geceyarısına dek buradayım dedi.</p>
<p>Maç vardı, devrearasında gittim. Fatih Terim sevmiyorum. Girdim, kimse yoktu poliklinikte. Sonra bir sekreter, sonra konuştuğum doktor hanım geldi. İçeriden dizi sesi geliyordu, Şehrazat "ben bir tek Onur'u seviyorum" diyordu. Afedersiniz, tam dizi sırasında gelmiş oldum dedim. Yok, ben maç seyrediyordum, tam maç sırasında geldiniz, dedi doktor. O sırada biri diziden maça çevirdi kanalı. Gol var mı, ben çıkarken yoktu dedim. Yok dedi, zaten yeni başlamış olmalı 2. devre. O anda spiker sesini yükseltti, Sabri vuruyor, gol mü, diye, kadın da gitti baktı, değilmiş. Bir de adamın sesi geliyordu içeriden. Sonra hemşire ılık su getirdi çaydanlıkla. Sonra da gayet ilkel mekanik bir alet. Sonra ben bir koltuğa oturdum, kulaklarımı yıkadılar. Kulağım açıldı birara, sonra sudan tıkandı yine.</p>
<p>Sonra giderken sekreter söyleyince anladım, para sıkışmış meğer kulağıma. Verdim, açıldı sonradan. Eğer bir dönem iş ararsanız, veya acil para kazanmak istiyorsanız tavsiye ederim, çok karlı iş. Hemşireyle doktorun tavırlarından anladığım, çok yaygın bu. Uzmanlık gerektirmiyor, yatırım gerektirmiyor (o alet birkaç lira olmalı), işlem 5 dk.-bir güne bissürü iş sığar. Sokak sokak dolaşıp kulakları tıkananların derdine çare olup kısa zamanda köşeyi dönebilirsiniz. İğrenç mi dediniz? Ayıpsınız, diğer işler daha mı az iğrenç? Ben Dr. Z.'nin işlerini yaparken daha çok iğreniyordum.</p>
<p>Kapıdan çıkmadan doktor geldi tekrar. İçine sinmedi sanırım kulağımın hala kapalı olması, şu damladan tekrar damlatın, sonra bir süre yatın, bir gün sonra açılmazsa tekrar gelin, dedi. Benim de içimde kalmıştı, Brezilya 2. takımıyla çıkmış, yani çok ciddi maç değil, çok şey kaçırmadınız dedim. Önemli değil diye güldü. Sonra çıktım gittim. Birilerinin hayatına birden girip sonra usulca çıkmış oldum. Hep öyle yaparım.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Oh, I really miss the queen]]></title>
<link>http://thesaint.wordpress.com/2007/05/12/oh-i-really-miss-the-queen/</link>
<pubDate>Sat, 12 May 2007 07:51:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>Simon Templar</dc:creator>
<guid>http://thesaint.wordpress.com/2007/05/12/oh-i-really-miss-the-queen/</guid>
<description><![CDATA[Kraliçe şehrimizi onurlandırmış. Radyoda &#8216;markette kendisine rastlayabilirsiniz, bu akşa]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kraliçe şehrimizi onurlandırmış. Radyoda 'markette kendisine rastlayabilirsiniz, bu akşam elçilikte başkana yemek verecek' diyordu. Ben de gittim tabi marketime. Herkese sordum, tuvalete bile baktım. Markete gidecekse benim marketimden iyisini mi bulacak diyordum. Dedim dedim, sonra ne yazık ki Dean &#38; deLuca'yı hatırladım. Tabi ya, herşeyin 4 kat pahalı olduğu oraya giderdi. Kahpe kader! Şansa bakın, kadın buraya 10 senede bir geliyor, ben de buradayım ama rastlayamıyorum. Londra'da olsam kesin hergün rastlardım. Harrod's'ta et reyonunda, Kensington Gardens'ın halka kapalı bölümünde ördeklere yem atarken.. Rastlaşmadığımız günlerde de bir şoför gönderirdi bana, 5 çayı için. Biraz daha çay, my love? Teşekkür ederim Liz darling, ama senin kurabiyelere hayır diyemem. Sen mi yaptın? Evet, bizim George'a bizzat ben anlattım ne kadar üzüm koyacağını.</p>
<p>İyi arkadaş olabileceğimizi düşünüyorum.</p>
<p>(sonuçta o, bir önceki gün beyaz saray'daki konuşmasında "kraliçe, bize 200. yıl kutlamalarımızda destek oldunuz, 1776'da, pardon, 1976'da" diyen Bush'a, bahsettiğim yemekteki konuşmasında "sözlerime 1776'da buradaydım diye mi başlamam gerekiyor diye merak ediyorum" şeklinde zarifçe cevap veren biri.)<br />
<a href="http://thesaint.files.wordpress.com/2007/05/queen-wedding.jpg" title="queen-wedding.jpg"><img src="http://thesaint.files.wordpress.com/2007/05/queen-wedding.jpg" alt="queen-wedding.jpg" /></a></p>
<p>Ona rastlayamadım ama metroda treni beklerken arkamdan bir adam 'afedersiniz, panoda Shady Grove 4 dk. ve 17 dk. diyor. Hangisi, yoksa 2 ayrı tren mi? dedi. 2 ayrı tren, biri 4 dk., diğeri 17 dk. sonra dedim. Bana birşey sorulmasını severim. Herşeyi bilirim ben, o takım elbiseli adama sormayın, bana sorun. Ama bu aksan.. Sorsam mı? 2 adım arkada, kasketli, beyaz saçlı yaşlı adam. Afedersiniz (Sir), İrlandalı mısınız? Yess, Sir. Ama gurur dolu bir vurgu. Burada sir deyince hep garipsiyorlar. Gişede çalışırken sir diye seslendiğim müşterilerden bazıları sir, yes, sir derlerdi askeri vurguyla, çünkü sir onlara ancak askeri emirleri çağrıştırıyor. Sir dediğim Amerikalı hocalarım da garipserdi. Bu konuşmanın akşamında düşündüm de sir tamamiyle İngiliz bir ifade. abd'de karşılığı da kendisi de yok.</p>
<p>Neyse, ülkenizi çok seviyorum dedim. Teşekkür etti. Hiç gittiniz mi dedi. Hayır, istiyorum çok dedim. Çok değişti, dedi, şu an İrlanda'da en büyük nüfus Polonyalılar ve Litvanyalılar. AB'den sonra. Evet. Üretimde onlar çalışıyor hep. İrlandalılar öyle işler için fazla eğitimli artık. Hepsi ellerinde pda ve telefonla dolaşıyor. Birçok fabrika da başka ülkelere taşınıyor. Özellikle küçük kasabalar için çok şey farkettiriyor bu. Ama eminim Dublin hala heyecanlı bir yerdir, şehirde 40,000 müzik grubu varmış. Öyledir, zamanında tabi dans salonları vardı. Aynı gelenek, onlara dönüşmüştür zamanla. Öyle.</p>
<p>Tren geliyordu. Konu aradım. K. İrlanda'da da ilginç gelişmeler oluyormuş, Sinn Fein'le muhafazakarların masaya oturması. Evet, onlar anlaştığına göre Filistin-İsrail de anlaşır. Benim geçmemi istedi önden. Bindim. İkili boş koltuk yoktu. Adamın da önde oturacağı bir yer görünce biraz arkaya oturdum. Öne oturdu. Yol boyunca inerken iyi yolculuklar mı dileyeyim (Perşembe gidecekti İrlanda'ya) yoksa burada iyi gezmeler mi diye düşündüm. Ama o benden bir durak önce ayağa kalktı. Ben koridordan uzanıp bakarken o da bana doğru döndü ve kimsenin birbiriyle konuşmadığı yabancılar treninde sağ elini kaldırıp avuç içi bana doğru işaret ve orta parmağını V şeklinde açtı. Ben selam verdim elimle. Çıktı. Ben pencereden bakıyordum. Geriye doğru yani bizim tarafa doğru yürüyordu, yine döndü ve etrafımdakilerin bakışları arasında yine çok göstererek bir barış işareti daha. Gerçekten çok duygulandım.</p>
<p>Kraliçe bana dönüp peace yapsa bu kadar duygulanırdım anca.</p>
<p>========</p>
<p>Sonunda konuşan amcayı duymanız için <a href="http://youtube.com/v/doYNBHE8Yes" target="_blank">an englishman in new york</a>.</p>
<p>bu da sözlerini hep yukarıdaki şarkıyla karıştırdığım (boşuna değil, aynı şeyi anlatıyorlar) başlıktaki <a href="http://youtube.com/v/CpDLQ_Ch1zs" target="_blank">london</a>.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[yine maddeleme zamanı]]></title>
<link>http://thesaint.wordpress.com/2006/12/12/yine-maddeleme-zamani/</link>
<pubDate>Tue, 12 Dec 2006 07:11:26 +0000</pubDate>
<dc:creator>Simon Templar</dc:creator>
<guid>http://thesaint.wordpress.com/2006/12/12/yine-maddeleme-zamani/</guid>
<description><![CDATA[Alta iki madde daha şeyettim (neşrettim).
* Gündüz mutfakta lavabo başındaydım. Yandaki dolab]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><i>Alta iki madde daha şeyettim (neşrettim).</i></p>
<p><font color="#221177">* Gündüz mutfakta lavabo başındaydım. Yandaki dolabtan sesler gelmeye başladı. Suyu kapattım. Dinledim. Evet, resmen birşey vardı dolapta. Ev arkadaşlarımdan birinin dolapta birşey kemiriyor olma ihtimali dolabın raf raf olduğunu hesaba katarak .1 sn.de kafamda uzaklaştı. Yaa hayır, çok kötü birşey bu ses. Şimdi evde paranoyak yaşayacağız, uzun süre uğraşacağız. Süpürgeyi elime aldım. Dolabın kapağını açtım. Ses kesildi. Tek tek rafları kurcalamaya başladım. Birsürü de şey dolu. Ağzı açık şeker gibi şeyleri direk attım. Gerilim yavaş yavaş düştü çünkü hiçbir yerden hiçbirşey çıkmadı. Evet, speedy gonzales tarzı birşeyden bahsediyoruz, ben bir tarafa bakarken fırlamış gitmiş olabilir ama olmadığına inanmak istedim. Belki de duvarın hemen arkasında, dışarıda bir sincap birşey kemiriyordu. Bilemiyorum .. şimdi.</font></p>
<p><font color="#221177">* Metro. Alışverişten geliyorum. Birsürü paketim var. Her yer dolu maalesef. Zar zor idare ettikten sonra boşaldı biraz Dupont'ta. Oturdum geniş, büyük ve yan taraftaki arkadaşlarıyla tiyatroda boks gösterisi olur mu diye tartışan bir siyah adamın yanına. Arada önümdeki paketler yuvarlandı, vs., birara adam bana eğildi, modadan anlar mısın dedi. Paketlerden soruyor herhalde dedim ve ters bir laf bekliyorum nedense. Eh, biraz dedim. Şimdi birazdan çaktırmadan bak, iki sıra arkada abim, yani kan bağıyla gerçekten öz abim oturuyor. Fötr şapkalı, ceketli, altında da yeni aldığı spor ayakkabılarla Wizards maçından dönüyor, çok saçma olmamış mı, dedi. Baktım, geniş ve büyük bir siyah adam, yanında karısı olmalı, şapka, vs, öyle çok da garip değil bence. Fena değil dedim. Hadi ya, bir daha bak dedi. Bu arada yan taraftaki arkadaşı ile gülüyorlar, abi de şüphelendi durumda. Durağıma gelmiştik, kalktım paketlerle. Tekrar baktım, spor ayakkabılar filan, evet anlıyorum ne demek istediğini dedim. Gördün mü dedi, abisine de bahsedip gülüyorlardı ben inerken.</font></p>
<p><font color="#221177">Böyle, normalde hiç ilişkimin olmayacağı kişilerle bir muhabbetim olduğunda seviniyorum.</font></p>
<p><font color="#221177">* Sevgili marketim, kasiyerin arkasında bir adam alınanları pakete dolduruyor. Akşamınız güzel geçti mi dedi. Daha yeni başlıyor dedim. Saat 9, yemek yememişsem akşam başlamamıştır benim için. Haftasonunuz güzel geçecek mi dedi. Bakalım dememe fırsat kalmadı, benimki bu akşamki maçın sonucuna bağlı dedi. Sonra da 5 dk. boyunca konuştu. Alabama'da bir lise takımının milli futbol (a.b.d. futbolu) şampiyonluk maçından bahsediyor. Olursa ilk defa bir takım 5 sene üstüste şampiyon olacakmış. Oğlu da oynuyormuymuş, oynamış mı. Her dediğini anladığını söyleyemem, o da siyah. Sevimli miydi adam, fazla mı rol yapıyordu nazik olma adına, karar veremedim.</font></p>
<p><font color="#221177">* Dönem değerlendirmelerim gayet iyiymiş, öyle dedi hocam. Öğrencilerin formları ben sınıfta yokken doldurulup ona gidiyor da. O sırada pumpkin pie vermem iyi olmuş demek. Aslında, cidden iyi olan, bu finali vermeden yapmış olmam değerlendirmeyi. Şu sırada sınavla cebelleşiyorlar da. Dün bir kız "birazdan kendimi pencereden atacağım" diye başlamış sınav sorusuna. Bana ne kızım, dinleseydin derste kapasite ile talebin farkını. Her ödev ve sınavda 30-40 mail geliyor zaten.</font></p>
<p><font color="#221177">* Kurayla kitabı verdiğim oğlan mail atmış. Subject: <font face="'PrimaSans BT,Verdana,sans-serif'">Pamuk Book - Thank you</font></font></p>
<p><font color="#221177"><font face="'PrimaSans BT,Verdana,sans-serif'">Simon,</font></font></p>
<p><font color="#221177"><font face="'PrimaSans BT,Verdana,sans-serif'">I know it was random selection but I just wanted to thank you again for the Orhan Pamuk book you gave me. I have an insatiable reading appetite, and am looking forward to reading it, as soon as I finish the book I'm currently reading, Ken Follet's <i>Pillars of the Earth</i> - a story about building a cathedral in 1140s-1150s Great Britain. I have a colleague at work who is Iranian born, Norwegian citizen, and he was telling that he was fascinated by Pamuk's book, <i>My Name is Red (Benim Adım Kırmızı</i>) - but you already knew that!</font></font></p>
<p><font color="#221177"><font face="'PrimaSans BT,Verdana,sans-serif'">Thanks again, I look forward to the read,</font></font></p>
<p><font color="#221177">Kurayla kitabı alan oğlan</font></p>
<p><font color="#221177">1. Demiştim, di mi, böyle şeylerde hep bir hayır vardır diye.<br />
2. Bundan sonra hala Pamuk'u tartışanlara güler geçerim.<br />
3. Kitabın isminde Türkçe karakterleri kullanmasına dikkatinizi çekerim. Klavyesinde olmayacağına göre semboller arasında bulmuş olmalı ı'yı. Bir Amerikalı için anlamlı bir hareket. Bir keresinde 2-3 yerde i yerine ı yazmışım da aldığım bir dersin sunuşunda, boş boş bakmıştı suratıma herkes.<br />
4. Böyle birinden böyle kitap meraklısı olmasını hayatta beklemezdim. İnanmazsınız ama çok alaycı bir oğlan bu.</font></p>
<p><font color="#221177">* Cuma günü. Korkunç bir ayaz var. Yılın en soğuk günü. Okulun bir ofisinin olduğu iş merkezine girdim. Acaip sarıp sarmalanmışım, atkılar, bere, eldivenler.. Dönerken bir adam bindi asansöre, ayağında parmakarası vardı. Parmakarası vardı adamın ayağında. Ayağında adamın parmakarası vardı. Erkeklere yakışıp yakışmaması, Japone ayaklı olmayan kimseye yakışıp yakışmaması, ayağını örtmeyi becermeyi yıllar önce kentsoyluluk olarak tanımlamış olmamı filan bir kenara bırakalım, işte bu kadar steril yaşıyor bu insanlar. İş merkezinin bodrumundaki arabasına binecek, evinin garajında inecek. Bu arada değil Irak, bırakınız Türkiye, hatta Almanya bile işgal edilmiş olsa bu steril düzen değişmeyecek.</font></p>
<p><font color="#221177">* Marketim yine. Kasaya gelirken yaşlı bir adam karısına (sanmıyorum ki beraber yaşadığı sevgilisi olsun) tavuk suyu gibi bir kutuyu gösterip birşeyler söyleniyordu. Kadın da "orada işte, git değiştir" dedi. Sonra da aldı adamın elinden "başımın belası" dedi, değiştirmeye gitti. Çevirmiyorum, Türkçe. Geldi, "Are you happy now?" dedi. ıııııııyyyy. Bu atlamalara zaten gelemem. Ama ne işiniz var burada ya, gidin. Gelmişsiniz bencil ve paragöz çocuğunuzun yanına, torun bakıyorsunuz, dilinden anlamayarak. Evin bir köşesine sığınmışsınız. Huyunu bilmezsiniz, suyunu bilmezsiniz. Minik bana gül desem gülmeyi bilmezsin.</font></p>
]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
