<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>siirlerle-menkibeler &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/siirlerle-menkibeler/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "siirlerle-menkibeler"</description>
	<pubDate>Mon, 13 Oct 2008 22:04:22 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[MİNDERİN ALTINDA]]></title>
<link>http://ismailkorpe.wordpress.com/2007/07/10/minderin-altinda/</link>
<pubDate>Tue, 10 Jul 2007 11:03:06 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailkorpe</dc:creator>
<guid>http://ismailkorpe.tr.wordpress.com/2007/07/10/minderin-altinda/</guid>
<description><![CDATA[Bir zamanlar birinin, bir zâta borcu vardı,
O devrin parasıyla, beş yüz akçe kadardı. 
Bunu ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir zamanlar birinin, bir zâta borcu vardı,<br />
O devrin parasıyla, beş yüz akçe kadardı. </p>
<p>Bunu ödemek için, çok çalıştığı hâlde,<br />
Bir türlü biriktirip, veremedi yine de.</p>
<p>Alacaklı o adam, zaman zaman gelerek,<br />
İsterdi parasını, hem de sitem ederek.</p>
<p>"Biraz mühlet ver diye yalvardıysa da ona,<br />
O mühlet vermeyince, çok üzüldü o buna.</p>
<p>Bir velînin kabrine, gitmeye karar verdi,<br />
Onu vâsıta edip, şöyle duâ eyledi:</p>
<p>"Mâlumdur elbet sana, yâ Rabbî, benim hâlim,<br />
Bu velî, hürmetine, yardımcım ol sen benim.</p>
<p>Ödeyebilmem için, beş yüz akçeyi buna,<br />
Bu borcum miktarınca, parayı gönder bana."</p>
<p>O velî hürmetine, duâ edip dönerken,<br />
Şâbân-ı Velî geldi, aklına onun birden.</p>
<p>Huzûruna vardı ki, kimse yoktu evinde,<br />
Diz çökmüş otururdu, ibâdet mahallinde.</p>
<p>O içeri girince, gösterip minderini,<br />
Buyurdu: "Gel al bunun, altındakilerini."</p>
<p>Hâlbuki henüz ona, bir şey söylememişti,<br />
Ondan başka kimse de, yanına gitmemişti.</p>
<p>Çekinerek oradan, bir miktar para aldı,<br />
Ve lâkin utancından, hepsini alamadı.</p>
<p>Allah'ın velî kulu, buyurdu ki o zaman:<br />
"Rabbimin ihsânıdır, al hepsini oradan."</p>
<p>"Peki" deyip o dahi, alıverdi hepsini,<br />
Şâbân-ı Velî ise, kaldırdı ellerini,</p>
<p>Acıyıp onun için, duâ etti Allah'a:</p>
<p>"Yâ Rabbi, bu kulunu, darda koyma bir daha."</p>
<p>Bu kişi hem parayı, hem duâyı aldı ve,<br />
Sevinç ve huzûr ile, döndü ve geldi eve.</p>
<p>Oradan getirdiği, paraları çıkardı,<br />
Saydığında gördü ki, tam da borcu kadardı.</p>
<p>Gitti hemen koşarak, o alacaklısına,<br />
Borcunu ödeyerek şükretti Mevlâsına.</p>
<p>Yâ Rabbî, kul borcundan bizi de eyle halâs,<br />
İhsân et kalbimize, kavî îmân ve ihlâs.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[TERZİ BABA]]></title>
<link>http://ismailkorpe.wordpress.com/2007/07/01/terzi-baba/</link>
<pubDate>Sun, 01 Jul 2007 15:25:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailkorpe</dc:creator>
<guid>http://ismailkorpe.tr.wordpress.com/2007/07/01/terzi-baba/</guid>
<description><![CDATA[Erzincan’da yetişen, bir büyük evliyâdır,
Ledünnî ilimlerde, o, geniş bir deryâdır.
Anne]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Erzincan’da yetişen, bir büyük evliyâdır,<br />
Ledünnî ilimlerde, o, geniş bir deryâdır.</p>
<p>Anne ve babasının, isteği üzerine,<br />
Küçükten başlamıştı, terzilik mesleğine.</p>
<p>Dünyâya zerre kadar, hiç etmezdi muhabbet,<br />
Âhiret ahvâline, ediyordu hep rağbet.</p>
<p>Her iğne batırışta, zikrederdi Rabbini,<br />
Zîrâ Allah sevgisi, doldurmuştu kalbini.</p>
<p>İğneyi çekerken de, Allah derdi o yine,<br />
Zîrâ O’ndan gayrisi, hiç gelmezdi kalbine.</p>
<p>Halîm ve selîm olup, mütevâzi idi pek,<br />
Hâlini, insanlardan, gizler idi Mübârek.</p>
<p>Fakîrleri çok sever, bunu belli ederdi,<br />
Onlar ile oturmak, çok hoşuna giderdi.</p>
<p>Bir fakîr seyyah geldi, Erzincan’a bir zaman,<br />
Üstündeki paltosu, görünmezdi yamadan.</p>
<p>Kirli ve yırtık idi, sökülmüştü her yeri,<br />
Onu diktirmek için, gezdi hep terzileri.</p>
<p>Ve lâkin hiç birisi, dikmedi paltosunu,<br />
Hattâ eline bile, almadı kimse onu.</p>
<p>O zavallı fakîre, hiç kıymet vermiyerek,<br />
Savdılar başlarından, istihzâ eyleyerek.</p>
<p>Dediler ki: “Şurada, git bul Terzi Baba’yı,<br />
O diker üstündeki, bu pejmürde abayı,</p>
<p>Böyle âdi işleri, vaktimiz yok yapmaya,<br />
Götür bunu, o yapsın, gelme artık buraya.”</p>
<p>Zavallı fakîr yolcu, buldu Terzi Baba’yı,<br />
Dedi: “Diker misiniz, üstümdeki abayı?”</p>
<p>Buyurdu ki: “Tabiî, bırak onu sen bana,<br />
İnşallah hemen başlar, bitiririm yarına.”</p>
<p>Aldı onu, yıkadı, temizledi ilk önce,<br />
Söküklerini dikip, tâmir etti güzelce.</p>
<p>Ertesi gün o fakîr, geldiğinde dükkâna,<br />
“Paltonuz hazır” deyip, kalktı ve verdi ona.</p>
<p>Lâkin öyle bir hâle, getirmişti ki onu,<br />
Fakîr tanıyamadı, kendinin paltosunu.</p>
<p>Zîrâ baktı, yıkanmış, temizlenmiş, dikilmiş,<br />
Yepyeni gördü onu, sanki hiç giyilmemiş.</p>
<p>Çok sevinip şükretti, Allahü teâlâya,<br />
“Borcum ne kadar?” diye, sordu Terzi Baba’ya.</p>
<p>Buyurdu ki: “Borcun yok, âfiyetle giy onu,<br />
Zîrâ ben, Allah için, diktim senin paltonu.”</p>
<p>Fakîr açtı elini, dedi ki: “Yâ İlâhî!<br />
Evliyâ kullarından, eyle sen, bunu dahî.”</p>
<p>O günlerde Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî de,<br />
Talebesinden olan, Abdullah-ı Mekkî’ye,</p>
<p>Bir icâzet vererek, demişti ki kendine:<br />
“Sen de bu emâneti, verirsin bir ehline.”</p>
<p>Gönderdi sonra onu, hemen Anadolu’ya,<br />
Ki aldığı feyzleri, saçıversin oraya.</p>
<p>Buyurdu: “Oralarda, bulunca bir ehlini,<br />
O nasipli kimseye, ver bu emânetini.”</p>
<p>“Peki efendim!” deyip, bir grup insanlarla<br />
Anadolu’ya doğru, Bağdat’tan çıktı yola.</p>
<p>Mesâfeler katedip, Erzurum’a geldiler,<br />
Oradan da Erzincan, şehrine yöneldiler.</p>
<p>Erzincan sınırına, yaklaşınca mübârek,<br />
Bir an yoldaşlarına, yüzünü döndürerek,</p>
<p>Dedi ki: “Hocamızdan, aldığım emâneti,<br />
Vereceğim o şahsın, yakındır vilâyeti.</p>
<p>Zîrâ bana bir koku, geliyor ki bu yerde,<br />
O zât, bu yakınlarda, bir yerdedir belki de.”</p>
<p>Erzincan sınırına, doğru ilerledikçe,<br />
O kokunun şiddeti, artıyordu gittikçe.</p>
<p>Ne zaman ki az sonra, Erzincan’a geldiler,<br />
Gökyüzünden o yere, nûr yağıyor gördüler.</p>
<p>Hem Abdullah-ı Mekki, hem dahî diğerleri,<br />
Gördüler gökten inen, o nûr-u illâhîyi.</p>
<p>“Aradığım şehir, burasıdır” diyerek,<br />
Kenar bir mahâllede, ikâmet eylediler.</p>
<p>Onlar teşrîf edince, bu beldeye nihâyet,<br />
İnsanlar akın akın, eylediler ziyâret.</p>
<p>Her gelen hayran kaldı, onun sohbetlerine,<br />
Ziyâretçi sayısı, çoğaldı günden güne.</p>
<p>Lâkin o, gelenlere, tek tek dikkat ederek,<br />
Birini arıyordu, emâneti verecek.</p>
<p>Nihâyet Terzi Baba, teşrîf etti oraya.<br />
O içeri girince, hemen kalktı ayağa.</p>
<p>Çağırıp, tam yanında, oturttu kendisini.<br />
Şaşırttı bu iltifat, cemâatin hepsini.</p>
<p>Ona olan ilgiden, hayrete düştüler hep,<br />
Dediler: “Bir terziye, bu iltifat ne acep?”</p>
<p>Lâkin o, görüyordu, onun temiz kalbini,<br />
Zîrâ erbâbı anlar, mücevherin kadrini.</p>
<p>Sonra Terzi Baba’ya, buyurdu ki: “Kardeşim!<br />
Bende bir emânet var, hocamdan almış idim.</p>
<p>Seni lâyık görürüm, emâneti vermeye,<br />
Sen buna müstehaksın, vermem onu gayriye,</p>
<p>Bu, sana çok menfaat, çok nîmet sağlayacak,<br />
İnsanlar akın akın, sana doğru koşacak.</p>
<p>Bunun için sâdece, sen Allah diyeceksin,<br />
Onun karşılığında, çok şeye ereceksin.”</p>
<p>Dedi ki: “Ey efendim, nedir aslı bu işin?<br />
Ben aslâ Allah demem, dünyalık bir şey için.”</p>
<p>Buyurdu ki: “Kardeşim, bu sözün ne güzeldir,<br />
Benim dahî murâdım, bunu temin etmektir.</p>
<p>Benim bu teklîfime, evet dersen sen hemen,<br />
Dünyâ muhabbetinden, kurtulursun tamâmen.</p>
<p>Bu, öyle bir nîmet ki, benzeri yoktur daha,<br />
Dünyâdan uzaklaşıp, yaklaşırsın Allah'a.</p>
<p>Sen bu güzel sözünle, isbat ettin kendini.<br />
Mübârek olsun sana, uzat şimdi elini.”</p>
<p>Sonra bir himmet ile, baktı Terzi Baba’ya,<br />
Yükseltti tasavvufta, çok yüksek bir noktaya.</p>
<p>Değişti, olgunlaştı, o anda birden bire,<br />
Kavuştu çok kıymetli, mânevî nîmetlere.</p>
<p>Abdullah-ı Mekkî’nin, bir himmetli nazarı,<br />
Bir anda yükseklere, çekti o bahtiyârı.</p>
<p>Birkaç gün daha kalıp, yanında, en nihâyet,<br />
Verdi Terzi Baba’ya, o gün mutlak icâzet.</p>
<p>O günden îtibâren, girdi başka bir hâle,<br />
Zîrâ o, tasavvufta, ermişti tam kemâle.</p>
<p>Mânevî ilimlerin, deryâsına dalmıştı,<br />
Artık o, büyük âlim, yüksek velî olmuştu.</p>
<p>Her konuştuğu hikmet, ibretti her bakışı,<br />
Değişmişti bir anda, onun hayat akışı.</p>
<p>İnsanlar da bu hâli, başladı fark etmeye,<br />
Gelmeye başladılar, ondan istifadeye.</p>
<p>Sohbetini dinleyen, kendinden geçiyordu,<br />
Bu dünyâdan soğuyup, Hakk’a yaklaşıyordu.</p>
<p>Gelen hayran olurdu, onun yüksek hâline,<br />
Zîrâ nûr saçıyordu, o herkesin kalbine.</p>
<p>Ziyâretçi sayısı, gün be gün artıyordu,<br />
Bâzıları bu işe, mânâ veremiyordu,</p>
<p>Hakkında dedi-kodu, başladı en nihâyet,<br />
Zîrâ kötü insanlar, eksik değildi elbet.</p>
<p>Derlerdi: “Bildiğimiz, şu câhil Terzi Baba,<br />
Halk niçin akın akın, ona gider acabâ?”</p>
<p>Önce, yalnız câhiller, söylerdi böyle, ancak,<br />
Sonra okumuşlar da, etti buna iştirak.</p>
<p>Bâzı ilim ehli de, katılınca onlara,<br />
Erzincan’ın müftisi, şöyle dedi o ara:</p>
<p>“İmtihana çekelim, çağırarak kendini,<br />
Cevap veremeyince, o da bilsin haddini.</p>
<p>Deriz ki: “Terzi Baba, habersizdir ilimden,<br />
Gitmesin kimse ona, bu günden îtibâren”</p>
<p>Dâvetiye gönderdi, sonra Terzi Baba’ya;<br />
“Filan gün, filan sâat, lütfen gelin buraya!”</p>
<p>O imtihan günü de, gelmiş idi nihâyet,<br />
Terzi Baba dâvete, etti o gün icâbet.</p>
<p>Gördü ki Erzincan’da, ne kadar hoca, hâfız,<br />
Kim varsa din adamı, müezzin, imâm, vâiz.</p>
<p>Toplanmışlar bir yere, bu zevâtın cümlesi,<br />
Teşekkül ettirmişler, bir imtihan meclisi.</p>
<p>İçeri girer girmez, sual etti müftîye:<br />
“Beni, ne maksat ile, dâvet ettiniz?” diye.</p>
<p>Dedi: “Seni buraya, çağırdık imtihana,<br />
Bâzı dînî suâller, soracağız biz sana.”</p>
<p>Sordu Terzi Baba’ya, fıkıhtan birkaç suâl,<br />
Lâkin o, doyurucu, cevaplar verdi derhâl.</p>
<p>Gâyeleri zor sorup, susturmaktı kendini.<br />
O ise cevap verip, mahcup etti hepsini.</p>
<p>Son olarak sordu ki: “Peki ey Terzi Baba!<br />
Sıfât-ı sübûtiyye, kaç tanedir acaba?”</p>
<p>Buyurdu ki: “Sekizdir, sıfât-ı sübûtiyye,<br />
Ve lâkin size göre, sanki inmiş yediye.</p>
<p>Hayat, ilim, irâdet, kelâm, tekvîn, sem’, basar<br />
Sıfat-ı sübûtiyye, size göre bu kadar.”</p>
<p>Şaşırdı müfti birden, dedi: “Ey Terzi Baba!<br />
Ne demek istiyorsun, bu sözünle acaba?”</p>
<p>Buyurdu ki: “Ey müftî, sözüm açıktır gâyet,<br />
Sıfât-ı sübûtiyye, sekizdir hepsi elbet,</p>
<p>Lâkin bu, Erzincan’da, sanki inmiş yediye<br />
Yok mudur size göre, kudret-i ilâhiyye?</p>
<p>Mâlesef Erzincan’da, yaşayan bu ahâli,<br />
İnkâr mı ederler ki, kudret-i ilâhîyi.</p>
<p>Allah'ın kudretine, inansalardı eğer,<br />
Bu dedi-kodulara, vermezlerdi bir değer.</p>
<p>Derlerdi ki, “Bu terzi, ümmîdir gerçi, fakat,<br />
Onu âlim yapmaya, kâdirdir cenâb-ı Hak.</p>
<p>Zîrâ her an, her şeye, kâdirdir Hak teâlâ,<br />
Bir ümmîyi, bir anda, yapabilir evliyâ.”</p>
<p>Böyle bilseler idi, Allahü teâlâyı,<br />
İmtihan etmezlerdi, şimdi Terzi Baba’yı.”</p>
<p>Mahcup oldu bu sefer, müftî ile o hey’et,<br />
Dediler ki: “Siz büyük, bir velîsiniz elbet.”</p>
<p>Ellerine kapanıp, özürler dilediler,<br />
“Bilmeden sizi üzdük, bizi affet” dediler.</p>
<p>O, Erzincan halkını, yıllarca etti tenvîr,<br />
Kararmış gönüllere, verdi çok feyiz ve nûr</p>
<p>Bin sekiz yüz kırk yedi, yılında bu velî zât,<br />
Yine bu memlekette, eyledi Hakk’a vuslat.</p>
<p>Hayattayken feyz ve nûr, saçıyorken kalbinden,<br />
Şimdi aynı feyzleri, saçmaktadır kabrinden.</p>
<p>Erzincan halkı onun, kıymetini bilirler,<br />
Onu her vesîleyle, ziyârete giderler.</p>
<p>Zîrâ o, o beldenin, feyz ve bereketidir,<br />
Onun vesîlesiyle, çok murâda erilir.</p>
<p>Erzincan, onun ile, olmaktadır Erzincan,<br />
Zîrâ onunla gelir, bu beldeye rûh ve can.</p>
<p>Yâ Rab, Terzi Baba’nın, hatır ve hürmetine,<br />
Rahmet eyle bizlere ve hemşehrilerine.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[SEYYİDLERİ ÜZMEK]]></title>
<link>http://ismailkorpe.wordpress.com/2007/06/22/seyyidleri-uzmek/</link>
<pubDate>Fri, 22 Jun 2007 11:40:16 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailkorpe</dc:creator>
<guid>http://ismailkorpe.tr.wordpress.com/2007/06/22/seyyidleri-uzmek/</guid>
<description><![CDATA[Bir zamanlar Irak&#8217;ta, Berzencî ve Hayderî,
Nâmında iki büyük, kabîle var idi ki,
Bunlar]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir zamanlar Irak'ta, Berzencî ve Hayderî,<br />
Nâmında iki büyük, kabîle var idi ki,</p>
<p>Bunların arasına, girerek bir husûmet,<br />
İlerleyip savaşa, döndü bu en nihâyet.</p>
<p>Ne kadar sözü geçen, îtibârlı adamlar,<br />
Araya girdiyse de, mâni olamadılar.</p>
<p>Çâresizlik içinde, dedi ki bir çokları;<br />
"Nehri'de Seyyid Tâhâ, barıştırır bunları."</p>
<p>Bir heyet tertîb edip, yollandılar Nehri'ye,<br />
Ve bunu arz ettiler, Tâhâ-i Hakkârî'ye.</p>
<p>Dediler: "İşte böyle, çok müşkîldir vaziyyet,<br />
Bunu hâlletmek için, buyursanız bir himmet.</p>
<p>Şu an iki kabîle, savaşmak üzeredir,<br />
Kalmadı başka çâre, bütün ümit sizdedir."</p>
<p>Hem dînî, hem insânî, vazîfe olduğundan,<br />
Kabûl edip, onlarla, Irak'a oldu revan.</p>
<p>Hâdise mahalline, gelirken yavaş yavaş,<br />
Başlamak üzereydi, neredeyse bir savaş.</p>
<p>Lâkin teşrîf edince, oraya bu velî zât,<br />
Ânında sona erdi, bu büyük fitne fesat.</p>
<p>Zîrâ iki taraf da, görüp Seyyid Tâhâ'yı,<br />
Ânında bıraktılar, bu döğüş ve kavgayı.</p>
<p>Ve çok büyük hürmetle, onu karşıladılar,<br />
Sonra birbirleriyle, barışıp anlaştılar.</p>
<p>Bu mahalden Nehri'ye, dönerken bu büyük zât,<br />
Bir çeşmenin başında, eyledi istirahat.</p>
<p>Yanlarında bin kişi, vardı ki o zamanlar,<br />
Buyurdu herbirine bir teveccüh ve nazar.</p>
<p>Bu, öyle bir teveccüh ve öyle nazardı ki,<br />
Çok az vâki olmuştu, târihte bunun gibi.</p>
<p>Zîrâ o teveccühte, vardı ki bir bereket,<br />
Beşyüz kişi bir anda, oldu ehl-i kerâmet.</p>
<p>Bir gün de seyyidlerden, iki kişi, bir ara,<br />
Bir hayli hediyeler, yükleyip katırlara,</p>
<p>Hediye etmek için, Tâhâ-i Hakkârî'ye,<br />
Irak'tan yola çıkıp, gelirlerdi Nehri'ye.</p>
<p>Lâkin Mûsâ Bey diye, bir münâfık, onları,<br />
Durdurup, yükleriyle, gasbetti katırları.</p>
<p>O iki seyyid ise, üzülüp bu vak'aya,<br />
Gelip haber verdiler, bunu Seyyid Tâhâ'ya.</p>
<p>O da bu münâfığa, gönderdi ki bir haber:<br />
"Peygamber evlâdıdır, üzdüğün bu kimseler</p>
<p>Bunun için onlara, gösterip saygı hürmet,<br />
Derhâl katırlarını, onlara iâde et.</p>
<p>Yükler bana âitti, olsunlar onlar senin,<br />
Ve lâkin kalplerini, kırma bu seyyidlerin."</p>
<p>Mûsâ Bey, bu haberi, aldı ise de, fakat,<br />
Onun bu ricâsına, etmedi hiç iltifat.</p>
<p>Onun bu tutumunu, öğrenip Seyyid Tâhâ,<br />
Ona, başka biriyle, saldı bir haber daha.</p>
<p>Yine dinlemeyince, çok üzüldü bu hâle,<br />
Artık Hak teâlâya, etti onu havâle.</p>
<p>Günlerden Cumâ idi, evinde o münâfık,<br />
Gece yatmak üzere, yapıyorken hazırlık.</p>
<p>Midesine şiddetli, bir ağrı saplanarak,<br />
Ölüp gitti o gece, durmadan bağırarak.</p>
<p>Kapkara, kömür gibi, olmuştu cenâzesi,<br />
Seyyidleri üzmenin, bu oldu netîcesi.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[BİR BARDAK SU]]></title>
<link>http://ismailkorpe.wordpress.com/2007/06/08/bir-bardak-su/</link>
<pubDate>Fri, 08 Jun 2007 20:28:31 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailkorpe</dc:creator>
<guid>http://ismailkorpe.tr.wordpress.com/2007/06/08/bir-bardak-su/</guid>
<description><![CDATA[Sultan, Ebü&#8217;l-Vefâ&#8217;dan, etti ki bir gün niyâz:
&#8220;Efendim benim için, nasîhat ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sultan, Ebü'l-Vefâ'dan, etti ki bir gün niyâz:<br />
"Efendim benim için, nasîhat edin biraz."</p>
<p>Buyurdu ki: "Ey sultan, sen bu halka "Çoban"sın,<br />
Onun için teb'ana, zulmetme aman sakın!</p>
<p>İnsâf ve adâletle, hükmedersen sen eğer,<br />
Allah saltanatını, uzun ömürlü eder.</p>
<p>Ve eğer milletine, yaparsan ezâ cefâ,<br />
Hak teâlâ bu mülkü, senden alır bu defâ.</p>
<p>Ey emîrel müminîn, düşün ve aç gözünü,<br />
Beyhûde şeyler ile, geçirme şu ömrünü.</p>
<p>Hiç şüphen olmasın ki, bir gün sen de ölürsün,<br />
Yaptığın her amele, bir karşılık görürsün!</p>
<p>Öyleyse öyle amel, icrâ et ki bu günde,<br />
Göresin faydasını, yârın mahşer gününde.</p>
<p>Bu gün her ne yaparsan, yârın çıkar karşına,<br />
Allah'a gizli yoktur, O, her şeye âşinâ.</p>
<p>Sonra hiç unutma ki, bir damla sudur aslın,<br />
Sonra ölüp bir avuç, toz toprak olacaksın!</p>
<p>İstifâde ettiğin, şu güzelim âzâlar,<br />
Allahü teâlânın, sana ihsânıdırlar.</p>
<p>Akıl, şuur ve idrâk, el ayak, göz ve kulak,<br />
Hepsini senin için, bahşetti cenâb-ı Hak.</p>
<p>Hepsi âhenk içinde, çalışır muntazaman,<br />
Bu nîmetin şükrünü, yapabilir mi insan?</p>
<p>Hak teâlâ sana hem, ayrıca da bir nîmet,<br />
Verdi ki, senin emrin, altındadır şu millet.</p>
<p>Lâkin bu insanların, hesâbı âhirette,<br />
Tek be tek hepsi senden, sorulacak elbette.</p>
<p>Başladı ağlamaya, sultan duygulanarak,<br />
İçi yanıp birinden, su istedi bir bardak.</p>
<p>Getirilen o suyu, tam içerken bu defâ,<br />
"Dur, hemen içme" dedi, sultana Ebü'l-Vefâ.</p>
<p>Buyurdu: "Bir sahrâda, farz et bulunuyorsun,<br />
İçmeğe bir damla su, bile bulamıyorsun.</p>
<p>Susuzluğun o kadar, çoğalsa ki, sonra da,<br />
Ölecek gibi olsan, nihâyet o sahrâda.</p>
<p>Son anda biri gelse ve elinde şu bardak,<br />
Geçip senin karşına, o bardağı tutarak,</p>
<p>Dese ki: "Servetinin, yarısını verirsen,<br />
Suyu sana veririm", ne cevap verirsin sen?"</p>
<p>Dedi: "İstediğini, veririm hemen elbet,<br />
Zîrâ ben ölüyorken, neye yarar o servet?"</p>
<p>Buyurdu ki: "Pekâlâ, verdin istediğini,<br />
Suyu içip ölümden, halâs ettin kendini.</p>
<p>Ve lâkin bu sefer de, idrâr yapamıyorsun,<br />
Öyle ki sancısından, bir an duramıyorsun.</p>
<p>O zaman da o kimse, dese ki sana yine,<br />
"Kavuşturabilirim, seni ben sıhhatine.</p>
<p>Ve lâkin servetinin, öbür yarısını da,<br />
Vermelisin" der ise, verir misin onu da?"</p>
<p>Sultan hiç tereddütsüz, dedi: "Elbet veririm,<br />
Zîrâ ben kıvranırken, neye yarar servetim?" </p>
<p>Buyurdu ki: "Öyleyse, şu bir bardak su kadar,<br />
Değeri bulunmayan, bir servet neye yarar?</p>
<p>Ârif olan, bu mala, verir mi değer kıymet?<br />
Kalbinde hiç besler mi, ona sevgi, muhabbet?"</p>
<p>Sultan, Ebü'l-Vefâ'nın, öperek ellerini,<br />
Dedi: "Çok haklısınız, affedin lütfen beni."</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[BÜYÜKLERE DANIŞIN]]></title>
<link>http://ismailkorpe.wordpress.com/2007/05/20/buyuklere-danisin/</link>
<pubDate>Sun, 20 May 2007 08:08:22 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailkorpe</dc:creator>
<guid>http://ismailkorpe.tr.wordpress.com/2007/05/20/buyuklere-danisin/</guid>
<description><![CDATA[Ubeydullah-ı Ahrâr, Hak âşığı bir velî,
Sohbeti, insanlara, olurdu fâideli.
Şefkat ve merh]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ubeydullah-ı Ahrâr, Hak âşığı bir velî,<br />
Sohbeti, insanlara, olurdu fâideli.</p>
<p>Şefkat ve merhameti, pekçoktu yârânına,<br />
Her kimin derdi olsa, koşup gelirdi ona.</p>
<p>Kim düşse sıkıntıya, dünyâ ve âhiretlik,<br />
O işin hâlli için, ona gelirlerdi ilk.</p>
<p>Yanına giren herkes, kederli olsa da pek,<br />
Çıkıyordu mutlaka, neş'eli ve gülerek.</p>
<p>Öyle emir almıştı, çünkü o, üstâdından,<br />
Girenler, sevinç ile, çıkıyordu yanından.</p>
<p>Buyurdu: "İnsanların, rızkını cenâb-ı Hak,<br />
Kullarının eliyle, verir âdet olarak.</p>
<p>Her kim bol bol verirse muhtâçlara malını,<br />
Çoğaltır Rabbimiz de, ona ihsânlarını.</p>
<p>O kısarsa, Allah da, ona kısar şüphesiz,<br />
Yâni ihsân edene, ihsân eder Rabbimiz."</p>
<p>Bir gün de buyurdu ki: "Allah adamlarının,<br />
Yalnız zâhirlerine, bakmayın aman, sakın!</p>
<p>Aldanır büyüklerin, dış hâline bakanlar,<br />
İstifâde yerine, görürler büyük zarar.</p>
<p>Zîrâ cenâb-ı Allah, "İnsanlık sıfatları",<br />
Altında gizlemiştir, dünyâda bu zâtları.</p>
<p>Kureyş kâfirleri de, Allah'ın Resûlünün,<br />
Zâhirine bakarak, aldanmışlardı o gün.</p>
<p>Derlerdi ki: "Bu nasıl peygamberdir, şaşılır,<br />
Bizim gibi yer içer, sokaklarda dolaşır."</p>
<p>Lâkin îmân edenler, O'na, peygamber diye,<br />
Bakarak kavuştular, rızâ-i İlâhîye."</p>
<p>Buyurdu ki: "Îmânın, sûret ve aslı vardır,<br />
Bu bâbda, bir büyük zât, şöyle buyurmuşlardır:</p>
<p>"Senelerdir îmânı, anlattım zaman zaman,<br />
Ve lâkin üçü beşi, geçmedi tam anlayan."</p>
<p>Bu sözün hikmetini, hocamdan suâl ettim:<br />
"İmânı tam anlamak, niçin zordur efendim?</p>
<p>Âmentü'nün îzâhı, var din kitaplarında,<br />
Onu da her müslüman, ezber eder ânında."</p>
<p>Buyurdu: "Âmentü'yü, bilip ezberlemekle,<br />
Îmânın hakîkati, kolayca geçmez ele.</p>
<p>Asıl îmân şudur ki, Allah'tan korkusundan,<br />
Bir küçük günah bile, geçirmez hâtırından.</p>
<p>Meselâ kul hakkını, düşündüğünde o zât,<br />
Ayağını uzatıp, yatamaz rahat rahat."</p>
<p>Bir gün de buyurdu ki: "Kardeşim aman sakın,<br />
Büyüklere sormadan, bir işe kalkışmayın!</p>
<p>Yanılır ekseriyâ, çünkü sizin aklınız,<br />
Sonu pişmanlık olur, sormadan yaparsanız.</p>
<p>Hâlbuki akl-ı selîm, sâhibidir büyükler,<br />
Her kararda, doğruyu, isâbet ettirirler.</p>
<p>Kendi aklını atıp, kim uysa bu zâtlara,<br />
Dünyâ ve âhirette, uğramaz bir zarara.</p>
<p>Her kim de beğenirse, yalnız kendi aklını,<br />
Kabûllenmiş demektir, o kendi zararını.</p>
<p>Hâlbuki bir müslüman, bir iş yapmadan önce,<br />
Bir Allah adamına, danışırsa güzelce,</p>
<p>Hayırsız olsa bile, netîcesi o işin,<br />
Hayra tebdîl olunur, ona sorduğu için."</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[OĞLUM HORASAN'A GİT!]]></title>
<link>http://ismailkorpe.wordpress.com/2007/05/15/oglum-horasana-git/</link>
<pubDate>Tue, 15 May 2007 14:58:44 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailkorpe</dc:creator>
<guid>http://ismailkorpe.tr.wordpress.com/2007/05/15/oglum-horasana-git/</guid>
<description><![CDATA[Bir talebesi vardı, Ubeydullah Ahrâr&#8217;ın,
Yıllarca sohbetinde, bulunmuştu bu zâtın.
Hora]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir talebesi vardı, Ubeydullah Ahrâr'ın,<br />
Yıllarca sohbetinde, bulunmuştu bu zâtın.</p>
<p>Horasan'dan gelerek, girmişti hizmetine,<br />
Kavuşmuştu böylece, yüksek himmetlerine.</p>
<p>Yanına çağırarak, bir gün bu talebeyi,<br />
Sordu: "Düşünmez misin, memlekete gitmeği?"</p>
<p>Arz etti ki: "Efendim, bir mecbûriyet hâriç,<br />
Yanınızdan ayrılıp, gitmeği istemem hiç."</p>
<p>Buyurdu ki:"Evlâdım, Horasan'a git hemen,<br />
Sıkıntı veriyorlar bana, baban ve annen."</p>
<p>Peki efendim deyip, gitti o Horasan'a,<br />
Söyledi bunu aynen, anne ve babasına.</p>
<p>Onlar bunu duyunca, ağladılar bir nice,<br />
Zîrâ hatâlarını, anladılar iyice.</p>
<p>Dediler: "Biz beş vakit, namazı müteâkip,<br />
Ubeydullah Ahrâr'a, biraz teveccüh edip,</p>
<p>Ve duâ ederdik ki, peşinden Rabbimize,<br />
Artık izin versin de, göndersin seni bize."</p>
<p>O dahî çok ağlayıp, gitmeğe aldı izin,<br />
Kavuştu üstâdına, bir daha dönmeksizin.</p>
<p>Ubeydullah Ahrâr'ı, sevenlerden birinin,<br />
Bir hizmetçi kölesi, var idi gâyet emîn.</p>
<p>Bir gün nasıl olduysa, kaybetti kölesini,<br />
Aradı Semerkand'ın, her ücrâ köşesini.</p>
<p>Lâkin bulamayınca, oldu çok müteessir,<br />
Bunun ızdırâbiyle, dünyâsı oldu zehir.</p>
<p>Çünkü her bir işini, yapardı o hizmetçi,<br />
Bunun üzüntüsüyle, kavrulup yandı içi.</p>
<p>Gezerken yine onu, aramak gâyesiyle,<br />
Ubeydullah Ahrâr'ı, gördü talebesiyle.</p>
<p>Atının dizginini, tutarak gidip derhâl,<br />
Ağlayıp arz etti ki, "Böyledir işte ahvâl.</p>
<p>O benim her şeyimdi, artık siz bilirsiniz,<br />
Bu derdimi ancak siz, hâlledebilirsiniz."</p>
<p>O, eliyle gösterip, köylerden birisini,<br />
Buyurdu: "Aradın mı, şu köyde kendisini."</p>
<p>Dedi: Evet aradım, lâkin hepsi nâfile.<br />
Buyurdu: "Yine ara, ordadır belki köle."</p>
<p>"Peki" deyip doğruca, o köye vardı hemen,<br />
Ve buldu kölesini, o köyde hakîkaten.</p>
<p>Su dolu bir testiyle, şaşkın oturuyordu,<br />
Yaklaşıp, neredeydin?, diyerek ona sordu.</p>
<p>Dedi: "Evden dışarı, çıkmıştım ki bir ara,<br />
Bir atlı beni tutup, kaçırdı uzaklara.</p>
<p>Sonra da Köle diye, birine sattı beni,<br />
Günlerdir görüyordum, o zâtın hizmetini.</p>
<p>Bu gün de göndermişti, ırmaktan su almağa,<br />
Şu testiyi alarak, gitmiştim o ırmağa.</p>
<p>Doldurup tam geriye, dönecektim ki, birden,<br />
Kendimi burda buldum, şaşırdım hayretimden.</p>
<p>"Rüyâ mı görüyorum, uyanık mıyım" diye,<br />
Hayret içerisinde, dalmıştım düşünceye.</p>
<p>İşte bu şaşkınlıkla, bu yerde otururken,<br />
Sizin geldiğinizi, farkettim tâ ilerden."</p>
<p>O kişi öğrenince, işin hakîkatini,<br />
Anladı o velînin, büyük kerâmetini.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ELİMDE BERAT YOKTUR]]></title>
<link>http://ismailkorpe.wordpress.com/2007/05/04/elimde-berat-yoktur/</link>
<pubDate>Fri, 04 May 2007 13:18:47 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailkorpe</dc:creator>
<guid>http://ismailkorpe.tr.wordpress.com/2007/05/04/elimde-berat-yoktur/</guid>
<description><![CDATA[Allah korkusu ile ağlardı çoğu zaman,
Günah şüphesi ile, kaçardı çok mübahtan.
Hanımı d]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Allah korkusu ile ağlardı çoğu zaman,<br />
Günah şüphesi ile, kaçardı çok mübahtan.</p>
<p>Hanımı demiştir ki: “Vüheyb’in her bir günü,<br />
Ağlamakla geçerdi, görmedik güldüğünü.”</p>
<p>Sordular ki: “Ne için, ağlarsınız her sâat?”<br />
Buyurdu: “Yok elimde, Cehennem'den bir berât.</p>
<p>Ben ve siz, bütün kullar, o kıyâmet gününde,<br />
Geliriz hesap için, başlarımız önünde.</p>
<p>Allah'ın huzûrunda, hesâba çekiliriz,<br />
Biz bunu bile bile, nasıl gülebiliriz?”</p>
<p>Günah işlememeye ediyordu çok gayret,<br />
Devam üzre nefsine, ederdi muhâlefet.</p>
<p>Gece herkes uyurken, o ibâdet ederdi,<br />
Âhiret derdi ile, ağlayıp yaş dökerdi.</p>
<p>Dediler ki: “Ne için, rağbetin yok yatmaya?”<br />
Buyurdu ki: “Cehennem, insan bekler yakmaya.</p>
<p>Bir kul ki, bu ateşten, henüz emîn değildir,<br />
O, nasıl râhat olur, nasıl uyuyabilir?”</p>
<p>Bir gece de ibâdet, ediyordu evinde,<br />
Ağladı uzun süre, secdeye gittiğinde.</p>
<p>Gözlerinin yaşıyla, ıslandı seccâdesi,<br />
Onun, umûmiyetle, böyleydi her gecesi.</p>
<p>Derdi ki: “Ne kadar çok, muhtaç isen Rabbine,<br />
Sen dahî o kadar çok, kulluk yap kendisine.</p>
<p>Kudreti de ne kadar çok ise seninkinden,<br />
Sen dahî o kadar çok, kork, titre kendisinden.</p>
<p>Ve rabbin ne kadar çok yakınsa sana şayet<br />
Sen dahî o nisbette kendisinden hayâ et”</p>
<p>Tevekkülü o kadar, çok idi ki Rabbine,<br />
Bakıp hayret ederdi, herkes onun hâline.</p>
<p>Derdi ki: “Yerler kalay, bakır olsa gök dahî,<br />
Kapılmam endîşeye, rızık için vallahî</p>
<p>Zîrâ Rabbim kefildir, rızıkları vermeye,<br />
O hâde ne lüzum var, bunu dert edinmeye?”</p>
<p>Annesi, içsin diye, süt verdi kendisine,<br />
İçmeden sordu şunu, hemence annesine:</p>
<p>“Bu sütü sağdığınız, o koyun, bu arada,<br />
Acep otlamış mıdır, bir yabancı mer’ada?”</p>
<p>Annesi söyleyince, otladığı yerleri,<br />
İçmekten vaz geçerek, bardağı verdi geri.</p>
<p>Zîrâ öyle bir yerde, otlamıştı ki koyun,<br />
O yerde hakkı vardı, insanların çoğunun.</p>
<p>Vâlidesi dedi ki: “Evlâdım, al iç bunu,<br />
Affeder Hak teâlâ, hatâ eden kulunu.”</p>
<p>Buyurdu: “İşleyip de, bir günahı bilerek,<br />
Sonra uygun olur mu, affolmayı beklemek?</p>
<p>Günah ateş gibidir, diye bilen bir insan,<br />
Rabbine, bile bile, eder mi günah, isyân?”</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[EY GAFİL İNSAN!]]></title>
<link>http://huzurdamlalari.wordpress.com/2007/05/01/ey-gafil-insan/</link>
<pubDate>Tue, 01 May 2007 12:03:06 +0000</pubDate>
<dc:creator>muradu</dc:creator>
<guid>http://huzurdamlalari.tr.wordpress.com/2007/05/01/ey-gafil-insan/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;Sa&#8217;düddîn-i    Kaşgârî&#8220;, ilim ehli bir zâttı.
   İşi,    müslümânlara]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Verdana;"></span><span style="font-family:Verdana;"><font>"<strong>Sa'düddîn-i    Kaşgârî</strong>", ilim ehli bir zâttı.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>İşi,    müslümânlara öğüt ve nasîhattı.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font> </font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Bir vâzında    dedi ki: (Ey insan, ol ki âgâh,</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Hiç ummadığın    anda, ecelin gelir nâgâh.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font> </font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>İyi bil ki bu    dünyâ, bir "<strong>rüyâ</strong>"dır nihâyet.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Bu rüyâdan, "<strong>ölüm</strong>"le    uyanırsın sen elbet.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font> </font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Bir yere    girersin ki, karanlık, dar bir kabir.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Ve suâle    çekerler seni �<strong>Münker</strong>� ve �<strong>Nekîr</strong>�.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font> </font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Ebedî    kalacağın, iki yer vardır ki hem,</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>O, ya �<strong>Cennet</strong>�    olacak, ya mâlesef �<strong>Cehennem</strong>�.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font> </font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Bunlara çok    yakında olacaksın âşinâ.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Öyleyse uyan    çabuk, al aklını başına.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font> </font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Bunları    düşünmekten, var mı daha mühim iş?</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Gafletten    uyanmazsan, fecî olur bu gidiş.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font> </font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Ey dünyâ    lezzetine aldanan gâfil insan!</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>"<strong>Ölüm</strong>"e    hazırlan ki, elinde fırsat şu an.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font> </font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>İnsanları    bekliyor, Cehennemin ateşi.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Öyle    şiddetlidir ki, bulunmaz aslâ eşi.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font> </font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Bilse idi    bunları, koyun ile sığırlar,</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Yemeğe, bir    lokma et bulamazdı insanlar.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font> </font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Zîrâ    kederlerinden, hiç yemezlerdi, hattâ.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Bu yüzden,    deri kemik kalırlardı âdetâ.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font> </font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>"<strong>Kıyâmet    günü</strong>" için şimdiden yap ki azık,</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Yanarsın aksi    hâlde, kendine etme yazık.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font> </font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Hazırlıklı    olanın, aslâ olmaz zararı.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Cennet    bahçelerinden, bahçe olur mezârı.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font> </font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Bir kul ki,    hazırlanmaz ve etmezse hiç esef,</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Mezârı,    Cehennemden çukur olur mâlesef.)</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font> </font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Bir gün eshâbı    kirâm, Resûlden etti suâl:</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>(<strong>Kim,    insanlar içinde bulur izzet ve kemâl?</strong>)</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font> </font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Buyurdu ki:    (Ölümü en fazla yâd edendir.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Ve ona    hazırlıkta, acele eyliyendir.)</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font> </font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Sordular ki:   </font>   <strong><font>(Günâhtan etmek için ictinâb,</font></strong></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify"><strong>   <span style="font-family:Verdana;"><font>Ne gibi    tedbîrleri almamız eder îcâb?)</font></span></strong></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font> </font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Buyurdu:    (Çıkarmayın ölümü yâdınızdan.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Zîrâ ecel,    sür�atle geliyor ardınızdan.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font> </font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Bir de hiç    unutmayın ve bilin ki muhakkak,</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Sizin her    işinizi, görüyor cenâb-ı Hak.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font> </font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>"<strong>Ölüm</strong>",    müslümânlara hediyedir, nîmettir.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Günâhı    olanlara, acı bir musîbettir.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font> </font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Hazırlıklı    olursa ölüme bir müslümân,</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Sevinir,    ferahlanır eceli geldiği an.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font> </font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>"<strong>Îmân ile</strong>"    gidince hele o âhirete,</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Bayramdır onun    için, erer büyük devlete.</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font> </font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Melek-ül mevt    gelerek, söyler ki o mü'mine:</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>(</font><strong><font>Hiç    korkma, gidiyorsun Erhamürrâhimîne.</font></strong></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font> </font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify"><strong>   <span style="font-family:Verdana;"><font>Cennet seni    bekliyor, çok sevin, gülsün yüzün.</font></span></strong></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify"><strong>   <span style="font-family:Verdana;"><font>Artık hiç    olmıyacak sana keder ve hüzün.)</font></span></strong></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font> </font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>O kişi, bu    hitâbla olduğunda müşerref,</font></span></p>
<p dir="ltr" style="text-indent:5px;margin:7px;" align="justify">   <span style="font-family:Verdana;"><font>Erer büyük    devlete, bu, ne büyük bir şeref.</font></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[RABBİNİ BİLİR MİSİN?]]></title>
<link>http://ismailkorpe.wordpress.com/2007/04/26/rabbini-bilir-misin/</link>
<pubDate>Thu, 26 Apr 2007 17:24:45 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailkorpe</dc:creator>
<guid>http://ismailkorpe.tr.wordpress.com/2007/04/26/rabbini-bilir-misin/</guid>
<description><![CDATA[Üç gün üstü üstüne, hiç yemek yememişti,
Dördüncü gün evinden, bir çıkayım demişti.]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Üç gün üstü üstüne, hiç yemek yememişti,<br />
Dördüncü gün evinden, bir çıkayım demişti.</p>
<p>Yolda altın bir para, ilişti gözlerine,<br />
(Birinden düşmüş) diye, almadı onu yine.</p>
<p>Sonra baktı bir koyun, geliyordu ilerden,<br />
Ağzında altın para, gelip durdu âniden.</p>
<p>“Başkasınındır” diye, ona ilişmemişti,<br />
Koyun dile gelerek, ona şöyle demişti:</p>
<p>“Senin kulu olduğun, Allahın kuluyum ben,<br />
Rabbinin gönderdiği, bu rızkını al hemen.”</p>
<p>Aldı Veysel Karânî, o altını mecbûren,<br />
Sonra baktı o koyun, kayboldu göz önünden.</p>
<p>Buyurdu ki: “Allah'ı, tanırsa biri şâyet,<br />
Gizli kalmaz dünyâda, hiçbir şey ona elbet.</p>
<p>Yüksekliği aradım, baktım tevâzûdadır,<br />
Başkanlığı aradım, gördüm nasîhattedir.</p>
<p>Kim ki şeref ararsa, sarılsın ibâdete,<br />
Kim zenginlik ararsa, tutunsun kanâate.”</p>
<p>Geldi Veysel Karânî, Medîne beldesine,<br />
Girdi Resûlullah'ın, mübârek türbesine.</p>
<p>Görünce o türbeyi, bayılıp düştü yere,<br />
Kendine geldiğinde, dedi ordakilere;</p>
<p>“Götürün burdan beni, bu yerde yaşıyamam,<br />
Ben bu yerde olursam, hayattan tad alamam.</p>
<p>Allah'ın Resûlünün, medfun olduğu yerde,<br />
Benim hayatta olmam, yakışır mı edebe?”</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[GİZLERDİ KENDİSİNİ]]></title>
<link>http://ismailkorpe.wordpress.com/2007/04/15/gizlerdi-kendisini/</link>
<pubDate>Sun, 15 Apr 2007 08:07:32 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailkorpe</dc:creator>
<guid>http://ismailkorpe.tr.wordpress.com/2007/04/15/gizlerdi-kendisini/</guid>
<description><![CDATA[Bir an geri durmazdı, Rabbine ibâdetten,
Buna rağmen kendini, gizler idi herkesten.
Kalbi Resûlu]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir an geri durmazdı, Rabbine ibâdetten,<br />
Buna rağmen kendini, gizler idi herkesten.</p>
<p>Kalbi Resûlullah'ın, dolu idi aşkıyle,<br />
Aslâ unutmuyordu, Rabbini bir an bile.</p>
<p>Kimseyi incitmedi, incinmedi kimseden,<br />
Her hâli insanlara, ibret oldu tamamen.</p>
<p>Resûlullah, vasiyet, etmişti sahâbeye,<br />
(Bu hırkamı götürüp, verin Veysel Karânî’ye.)</p>
<p>Alî bin Ebî Tâlip, bir de hazret-i Ömer,<br />
Bu mübârek hırkayı, Kûfe’ye götürdüler.</p>
<p>Sorup araştırdılar, onu Kûfelilerden,<br />
Lâkin tanımadılar, Üveys’i târiflerden.</p>
<p>Dediler: “Üveys diye, biri var bu beldede,<br />
Lâkin aradığınız, o değildir herhâlde.</p>
<p>Zîrâ divânedir o, çok tuhaftır hâlleri,<br />
Arne denen vâdide, deve güder ekserî.</p>
<p>Kaçar hep insanlardan, hiç gelmez aramıza,<br />
Çok zaman yalnız olur, sokulmaz yanımıza.</p>
<p>Halk ağlasa o güler, herkes gülse o ağlar,<br />
Böyle garip biriyle, sizin ne işiniz var?”</p>
<p>Hazret-i Ömer Fârûk, buyurdu ki cevâben:<br />
“Odur aradığımız, gösterin bize hemen.”</p>
<p>Sonra târif edilen, mahâle yürüdüler,<br />
Yaklaşınca, Üveys'i, namaz kılar gördüler.</p>
<p>Bekledi Ömer Fârûk, bitirdi namâzını,<br />
İletti hemen sonra, Resûl’ün selâmını.</p>
<p>Dedi: “Resûlullah'ın, size selâmları var,<br />
Şu kendi hırkasını, size etti yâdigâr.”</p>
<p>Ve buyurdu ki: “Üveys, giysin de bu hırkayı,<br />
Günahkâr ümmetime, bol eylesin duâyı.”</p>
<p>Veysel Karânî sevinçten, şaşkına döndü birden,<br />
Resûl’ün hırkasını, alarak ellerinden,</p>
<p>Sevgi ve saygı ile, öpüp sürdü yüzüne,<br />
Üzerine kapanıp, duâ etti Rabbine:</p>
<p>“Yâ Rabbî, bu mübârek, hırkanın hürmetine,<br />
Merhamet et günahkâr, Muhammed ümmetine.”</p>
<p>Lâkin Veysel Karânî, kalkmadı yerden heman,<br />
Onlar başı ucunda, beklediler çok zaman.</p>
<p>Öyle uzun sürdü ki, pekçok merak ettiler,<br />
“Acabâ emr-i Hak mı, vâki oldu?” dediler.</p>
<p>Hatta endîşeleri, çoğaldı beklemekten,<br />
Seslendi Ömer Fârûk, “Yâ Üveys!” diyerekten.</p>
<p>Başını kaldırarak, buyurdu ki: “Yâ Ömer,<br />
Az daha bekleyip de, çağırsaydınız eğer,</p>
<p>Rabbim affediyordu, bu ümmeti tamâmen,<br />
Çağırdınız, bir kısmı, kaldı affedilmeden.”</p>
<p>Bu Üveys-i Karânî’nin, hürmetine İlâhî,<br />
Bu sevgiden bir nebze, ihsân et bize dahî</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ÂŞIKTI PEYGAMBERE]]></title>
<link>http://ismailkorpe.wordpress.com/2007/03/25/asikti-peygambere/</link>
<pubDate>Sun, 25 Mar 2007 09:26:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailkorpe</dc:creator>
<guid>http://ismailkorpe.tr.wordpress.com/2007/03/25/asikti-peygambere/</guid>
<description><![CDATA[Tâbi’în-i kirâmdan, âşıktı Peygambere,
Her hâli, bir ibret ve nasîhatti bizlere.
İhtiyar]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Tâbi’în-i kirâmdan, âşıktı Peygambere,<br />
Her hâli, bir ibret ve nasîhatti bizlere.</p>
<p>İhtiyar, gözü görmez, vardı ki bir annesi,<br />
Yok idi ondan başka, dünyâda bir kimsesi.</p>
<p>Yemen’de deve güder, ne verilse alırdı,<br />
Yarısını fakîre, sadaka dağıtırdı.</p>
<p>Yanıp tutuşuyordu, Resûl’ün aşkı ile,<br />
Hâtırdan çıkarmazdı, Rabbini, bir an bile.</p>
<p>O yaşlı annesine, yaparak her gün hizmet,<br />
Çok hayır duâsını, almıştı uzun müddet.</p>
<p>İzin istediyse de, Resûlü görmek için,<br />
Kimsesi olmayınca, vermedi ona izin.</p>
<p>Peygamber Efendimiz, o mübârek yüzünü,<br />
Yemen’e çevirerek, buyurdu ki bir günü:</p>
<p>“Rahmet yeli esiyor, şu Yemen tarafından,<br />
Orada, Üveys diye, vardır ki bir müslüman,</p>
<p>Kıyâmette o kişi, Allah'ın izni ile,<br />
Şefâat edecektir, milyonlarca kişiye.”</p>
<p>Harem bin Hayyân der ki, merak ettim Üveys’i,<br />
Bir gün onu gördüm ki, çok zâifti bünyesi.</p>
<p>Sordu bana: “Ey Harem, niçin geldin buraya?”<br />
Dedim ki: “Zâtınızı, görüp de tanımaya.”</p>
<p>Buyurdu ki: “Bir mümin, tanıyınca Rabbini,<br />
Lüzum yok tanımaya, O’ndan gayri birini.”</p>
<p>“Yine söyle!” deyince, buyurdu: “Yattığında,<br />
Bil ki ölüm bekliyor, yastığının altında.</p>
<p>Günahın küçüğü de, çok büyüktür muhakkak,<br />
Zîrâ o günahı da, nehyetti Cenâb-ı Hak.”</p>
<p>“Az daha söyle” dedim, buyurdu ki: “Vallahî,<br />
Baban ve deden gibi, öleceksin sen dahî.”</p>
<p>Rebî’ der ki, ben Onu, gittiğimde görmeye,<br />
Sabahı kılıyordu, başladım beklemeye.</p>
<p>Tesbîhini bitirip, kuşluğa kalktı hemen,<br />
Sonra kıldı öğleyi, hiç aralık vermeden.</p>
<p>Bir namazı bitirip, kalkardı diğerine,<br />
Görüşmek ümîdiyle, bekliyordum ben yine.</p>
<p>Böyle, üç gün üç gece, uyumadı, yemedi,<br />
Sonunda el kaldırıp, şöyle duâ eyledi:</p>
<p>“Sana sığınıyorum, yâ Rabbî, şu şeylerden;<br />
Çok yiyen karın ile, çok uyuyan gözlerden.”</p>
<p>Ben bunu işitince, dedim: “Yeter bu bana.<br />
Bundan ibret almazsam, lüzum yok gayrısına.”</p>
<p>Bir dostu kendisini, ziyârete gelmişti,<br />
“Nasılsınız?” deyince, şöyle cevap vermişti:</p>
<p>“Bir insan ki, yârına, bilmez çıkacağını,<br />
Tahmin et, sen o kulun, nasıl olacağını.”</p>
<p>Dedi: “Nasîhatınla, tenvîr et biraz beni.”<br />
Buyurdu ki: “Ey kişi, bilir misin Rabbini?”</p>
<p>“Biliyorum” deyince, buyurdu: “Öyle ise,<br />
Bilme başka birini, O kâfi gelir size.”</p>
<p>“Bir nasîhat daha et”, deyince de Üveys’e,<br />
Sordu ki: “Rabbin seni, biliyor mu ey kimse?”</p>
<p>“Elbet bilir” deyince, buyurdu ki bu sefer:<br />
“Öyleyse başkaları, seni hiç bilmesinler.</p>
<p>Bir kulu ki, Allah'ı, bilirse onu şâyet,<br />
O’ndan gayri birinin, bilmesine yok hâcet.”</p>
<p>Buyurdu ki: “Yükseklik, istiyorsa bir insan,<br />
Tevâzû etmelidir, her kişiye, her zaman.</p>
<p>Şerefli olmak için, takvâ ehli olunuz,<br />
Râhatlık ararsanız, tevekkülde bulunuz.”</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ÂLİMİN KIYMETİ]]></title>
<link>http://ismailkorpe.wordpress.com/2007/03/19/alimin-kiymeti/</link>
<pubDate>Mon, 19 Mar 2007 07:23:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailkorpe</dc:creator>
<guid>http://ismailkorpe.tr.wordpress.com/2007/03/19/alimin-kiymeti/</guid>
<description><![CDATA[Vehb bin Münebbih ki, Tâbiîn-i kirâmdan,
Şiddetle kaçıyordu, her günah ve haramdan.
Buyurdu ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Vehb bin Münebbih ki, Tâbiîn-i kirâmdan,<br />
Şiddetle kaçıyordu, her günah ve haramdan.</p>
<p>Buyurdu ki: “Aklı ve ilmi varsa bir zâtın,<br />
Onu aldatmak için, gücü yetmez şeytanın.</p>
<p>O, binlerce câhili, parmağında oynatır,<br />
Âlimin karşısına gelince, âciz kalır.</p>
<p>Dağları parçalamak, kolay gelir şeytana<br />
Ve lâkin yaklaşamaz, böyle olgun insana.</p>
<p>Bir çâresini bulup, kaçar onun yanından,<br />
Câhillere yanaşıp, saptırır yollarından.”</p>
<p>Dâvûd aleyhisselâm, buyurdu ki: “Ey Rabbim,<br />
Seni aradığımda, nerde bulabilirim?”</p>
<p>Buyurdu: “Şu kulların, yanındayım ki her an,<br />
Ürperir kalbleri hep, benden korkularından</p>
<p>Ey Dâvûd, şu kimsedir, en çok sevdiğim kişi,<br />
Bir günah karşısında, ürperir, titrer içi.”</p>
<p>Dediler ki: “Ey Vehb, çok ibâdet eyleyen,<br />
İki zâttan hangisi, üstündür diğerinden?”</p>
<p>Buyurdu: “Kimin çoksa, insanlara hizmeti,<br />
Hak teâlâ indinde, onun çoktur kıymeti.</p>
<p>Hele uğraşıyorsa, âhiretleri için,<br />
Daha da kıymetlidir, indinde Rabbimizin.”</p>
<p>Buyurdu: “Belâlara, uğrarsa insan eğer,<br />
Bilsin ki sıkıntıyla, yaşadı her peygamber.</p>
<p>Aksine rahatlığa, kavuşursa o şâyet,<br />
Bilsin ki o büyükler, etmedi buna rağbet.”</p>
<p>Buyurdu: “Çok uyuyan, çok yiyen, çok konuşan,<br />
Kimseleri çok kolay, aldatır la’în şeytan.</p>
<p>Bir kimse ki, dînini, bilir ve korur onu,<br />
Şeytan onu görünce, değiştirir yolunu.”</p>
<p>Îsâ aleyhisselâm, bir köye geldi bir gün,<br />
Gördü ki insanların, hepsi ölmüş topyekün,</p>
<p>Dönüp havârilere, buyurdu: “Bakın, bu halk,<br />
Allah'ın gazâbına, uğramışlar muhakkak.</p>
<p>Dağınık ölmemişler, gösterir ki bu dahî,<br />
Birden gelmiş onlara, bu azâb-ı İlâhî.</p>
<p>Îsâ aleyhisselâm, nidâ etti o zaman,<br />
Bir tânesi dirilip, ayağa kalktı heman.</p>
<p>Buyurdu ki: “Suçunuz, ne idi ki acabâ,<br />
Böyle, toplu olarak, uğradınız azâba?”</p>
<p>Dedi ki: “Biz dünyâyı, fazla benimsemiştik,<br />
Çocuğun annesini, sever gibi sevmiştik.</p>
<p>Girince kalbimize, dünyanın muhabbeti,<br />
Gâfil olduk Allah’tan, unuttuk âhireti.</p>
<p>Îkâz da etmediler, bizi âlimlerimiz,<br />
Ve bir sabah âniden, böyle oldu hâlimiz.”</p>
<p>Buyurdu: “Suâl ettim, tam yedi yüz âlime,<br />
Kime denir akıllı, zekî ve zengin diye?</p>
<p>Öğrendim ki akıllı, soğumuştur dünyadan,<br />
Âhiret hazırlığı, içindedir durmadan.</p>
<p>Zekî de rağbet etmez, dünya mâl-ü mülküne,<br />
Aldanmaz bu geçici ve yalan zevklerine.</p>
<p>Zengin ise rızkına, kanâat eyliyendir,<br />
Başkasının malına, aslâ göz dikmeyendir.”</p>
<p>Bu mübârek zâtların, hürmetine İlâhî,<br />
Akıllı olanlardan, eyle sen bizi dahî.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ŞAŞARIM KİBİRLİYE]]></title>
<link>http://ismailkorpe.wordpress.com/2007/03/11/sasarim-kibirliye/</link>
<pubDate>Sat, 10 Mar 2007 23:00:58 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailkorpe</dc:creator>
<guid>http://ismailkorpe.tr.wordpress.com/2007/03/11/sasarim-kibirliye/</guid>
<description><![CDATA[Hazret-i Hüseyin&#8217;in, bir mübârek oğludur,
Ve hazret-i Ali&#8217;nin, kıymetli torunudur.
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hazret-i Hüseyin'in, bir mübârek oğludur,<br />
Ve hazret-i Ali'nin, kıymetli torunudur.</p>
<p>Muhakkak kılar idi, her gecede bin rek'at,<br />
Ölünceye kadar da, devâm etti bu tâat.</p>
<p>Çok korkardı Rabbinden, ömrünün her ânında,<br />
Bilhassa titrer idi, abdeste kalktığında,</p>
<p>Sebebini sordular, buyurdu ki o zaman:<br />
"Ben kimin huzûruna, çıkacağım birazdan?"</p>
<p>Bir kimse arkasından, onu gıybet etmişti.<br />
Öğrenice, o zâta, gidip şöyle demişti:</p>
<p>"Affetsin Rabbim beni, doğruysa sözün şâyet,<br />
Yok eğer yanlış ise, seni etsin magfiret."</p>
<p>Bir gün hasta olmuştu, ziyârete gittiler,<br />
Sordu ki: "Ne maksatla, geldiniz bana sizler?"</p>
<p>Dediler ki: "Efendim, seviyoruz sizi biz."<br />
Sordu yine onlara: "Ne için seversiniz?"</p>
<p>Dediler: "Allah için, severiz biz sizi hep,<br />
Hâlistir niyetimiz, yoktur gayri bir sebep."</p>
<p>Buyurdu: "Allah için, ederseniz muhabbet,<br />
Cennet nîmetlerine, erersiniz nihâyet.</p>
<p>Eğer dünyâlık için, sevseniz de siz yine,<br />
Bolca kavuşursunuz, Dünyâ nîmetlerine."</p>
<p>Ziyârete geldiler, bir zaman kendisini,<br />
Emretti kölesine, yemek getirmesini.</p>
<p>Köle, sofra elinde, çıkarken merdivenden,<br />
Yemek dolu o sofra, kayıverdi elinden.</p>
<p>Altta küçük çocuğunun, üstüne düştü hem de,<br />
Mübâreğin çocuğu, vefât etti o demde.</p>
<p>Köle bunu görünce, korkudan titredi hep,<br />
Düşündü ki: "Efendim, ne cezâ verir acep?"</p>
<p>Buyurdu ki: "Hiç korkma, affeyledim vallahi,<br />
Ve seni Allah için, âzâd ettim hem dahi."</p>
<p>Buyurdu ki: "Şaşarım, kibreden kullara hep,<br />
Zîrâ kibirlenecek, neleri vardır acep?</p>
<p>Bir damlacık su idi, sonra bir leş olacak,<br />
Bundan gayri neleri, vardır gururlanacak?"</p>
<p>Buyurdu ki: "Mahşerde nidâ eder bir melek:<br />
"Fazîlet sâhipleri, kalkıversin!" diyerek.</p>
<p>Bir grup kalktığında, suâl eder melekler:<br />
"Sizin fazîletiniz, dünyâda neydi?" derler.</p>
<p>Onlar der: "Sıkıntıya, katlanırdık durmadan,<br />
Kötülük yapanı da, affederdik her zaman."</p>
<p>Melek der ki onlara: "Haydi girin Cennet'e."<br />
Sonra nidâ eder ki:"Sabredenler nerede?"</p>
<p>Bir grup kalkar yine, suâl eder o melek:<br />
"Siz dünyâda nelere, sabrettiniz?" diyerek.</p>
<p>Derler ki: Rabbimize, ibâdet ederken biz,<br />
Her türlü zorluklara, sabrederdik hepimiz.</p>
<p>Günahlardan sakınmak, çok zor gelse de bize,<br />
Sabreder, işlemezdik, uymazdık nefsimize."</p>
<p>Onlar dahi gidince, şöyle denir bu defâ:<br />
"Allah'ın komşuları, gelsinler şu tarafa!"</p>
<p>Kalkar başka bir grup, nidâ eder münâdî:<br />
"Ey insanlar, sizlerin, ameliniz ne idi?"</p>
<p>Derler:"Biz Allah için, sevdik birbirimizi,<br />
Allah için ziyâret, ettik diğerimizi,</p>
<p>Allah için oturup, ederdik dînî sohbet,<br />
Allah için fakîre verirdik mal ve servet.</p>
<p>Allah için giderdik, hep birbirlerimize,<br />
Dünyâ karıştırmazdık, hâlis niyetimize."</p>
<p>Melek der ki:"Siz dahi, sonsuz kalın Cennet'te,<br />
Bu ihlâsın meyvesi, Cennet olur elbette."</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[BİR NAZAR]]></title>
<link>http://ismailkorpe.wordpress.com/2007/03/01/bir-nazar/</link>
<pubDate>Thu, 01 Mar 2007 13:56:27 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailkorpe</dc:creator>
<guid>http://ismailkorpe.tr.wordpress.com/2007/03/01/bir-nazar/</guid>
<description><![CDATA[Vaktiyle dört arkadaş, gelerek bir araya,
Tahsîl-i ilim için, geldiler Buhârâ&#8217;ya.
Zâhir]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Vaktiyle dört arkadaş, gelerek bir araya,<br />
Tahsîl-i ilim için, geldiler Buhârâ'ya.</p>
<p>Zâhirî ilimleri, öğrenip bir âlimden,<br />
İçlerine bir ateş, düşüverdi âniden.</p>
<p>Dediler ki: "Öğrendik, zâhirî ilimleri,<br />
Lâkin ihlâs olmazsa, gidemeyiz ileri.</p>
<p>Bu ihlâsı kazanmak, mümkün olmaz bu yerde,<br />
Yükselmemiz gerekir, bâtınî ilimlerde.</p>
<p>Bâtın ilmini dahi, öğrenemezsek eğer,<br />
Bu tahsîl ettiğimiz, ilimler boşa gider."</p>
<p>Bir kâmil-i mükemmil, kişi bulmak üzere,<br />
Medreseden ayrılıp, koyuldular sefere.</p>
<p>Bu dört gençten birinin, ismi Seyyid Atâ'dır,<br />
Yâni Resûlullah'ın, evlâdından bir zâttır.</p>
<p>Semerkant yakınından, geçer iken bu gençler,<br />
Bir ihtiyar kimseyi görür ve eyleşirler.</p>
<p>O kişi, çalılıktan, yakmak için evinde,<br />
Odun topluyor idi, onların geldiğinde.</p>
<p>Dediler: "Şunun için, seferdeyiz şimdi biz,<br />
Bir kâmil rehber bulup, bağlanmaktır gâyemiz."</p>
<p>Meğerse o ihtiyar, Zengî Atâ nâmında,<br />
Bir kâmil kişi imiş, Semerkant diyârında.</p>
<p>Zengî Atâ cevâben, şöyle dedi gençlere:<br />
"Aradığınız benim, gitmeyin başka yere."</p>
<p>Onlardan iki tanesi, ona tam inandılar,<br />
Velâkin Seyyid Atâ, hiç etmedi îtibâr.</p>
<p>Düşündü: "Ben seyyidim, ilmim var, bu bir gerçek,<br />
Bu siyâhî kişi mi, beni irşâd edecek?"</p>
<p>Kalben geçirdiyse de, bir an için bu fikri,<br />
Yine de yapıyordu, günlük vazifeleri.</p>
<p>Yaptı o da yıllarca, riyâzet, mücâhede,<br />
Lâkin bir ilerleme, pek olmadı yine de.</p>
<p>En son Anber Ana'ya, gelip arz eyledi ki:<br />
"Anacığım, üstâda, şunu haber verin ki,</p>
<p>Seyyid Atâ soruyor: "Ne olacak benim hâlim?<br />
Yıllarca buradayım, açılmadı bu kalbim.</p>
<p>Diğer arkadaşlarım, yükseklere çıktılar,<br />
Bendeyse ilerleme, olmadı zerre kadar."</p>
<p>Dedi ki: "Sen bu gece, bir keçenin içine,<br />
Sarılıp, tevâzuyla yat kapı eşiğine.</p>
<p>Seni böyle görürse, şefkat ile bir bakar,<br />
Onun bir tek nazarı, sana yeter ve artar."</p>
<p>Seyyid Atâ o gece, girdi keçe içine,<br />
Uzandı üstâdının, kapısı eşiğine.</p>
<p>O gece Zengî Atâ, namaza kalktığında,<br />
Gördü ki biri yatar, eşiğinin altında.</p>
<p>Tam basacak idi ki, göğsünün üzerine,<br />
O tutup ayağını, öpüp sürdü yüzüne.</p>
<p>Buyurdu ki: "Kimdir o, yatmış eşik önüne?"<br />
Dedi: "Seyyid Atâ'yım, muhtâcım himmetine."</p>
<p>Buyurdu ki: "Kalk yerden, düzeldi şimdi hâlin,<br />
Üzülme, bundan sonra, açılır artık kalbin."</p>
<p>O anda bir teveccüh, etti Seyyid Atâ'ya,<br />
Çıkardı tasavvufta, en üstteki noktaya.</p>
<p>Onların bir nazarı, bulunmaz ganîmettir,<br />
İnsanı en alçaktan, bâlâlara yükseltir.</p>
<p>Onların hürmetine, yâ Rabbî, affet bizi!<br />
Onların sevgisiyle, tenvîr et kalbimizi.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İŞ HİZMETTE]]></title>
<link>http://ismailkorpe.wordpress.com/2006/11/23/is-hizmette/</link>
<pubDate>Thu, 23 Nov 2006 17:53:29 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailkorpe</dc:creator>
<guid>http://ismailkorpe.tr.wordpress.com/2006/11/23/is-hizmette/</guid>
<description><![CDATA[Yûnus Emre, mânevî, bir işâret alarak,
Vardı Tapduk Emre&#8217;nin hizmetine koşarak.
Otuz y]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yûnus Emre, mânevî, bir işâret alarak,<br />
Vardı Tapduk Emre'nin hizmetine koşarak.</p>
<p>Otuz yıl hizmet edip, zannetti ki, kendinde,<br />
İlerleme olmadı, mânevî âleminde.</p>
<p>Üzüntüden kendini, atıverdi dağlara,<br />
Baş açık, yalın ayak, dolaşırken bir ara,</p>
<p>Bir gün iki kişiye, rastladı birden bire,<br />
Onları çok severek, dost oldu onlar ile.</p>
<p>Yemek vakti gelince, duâ etti birisi,<br />
O anda indi gökten, yemek dolu bir tepsi.</p>
<p>Üçü de yiyip içip, şükrettiler Allah'a,<br />
Akşam vakti öbürü, duâ etti bir daha.</p>
<p>Yine aynı şekilde, bir tepsi indi gökten,<br />
Öyle ki bu yemekler, nefisti ötekinden.</p>
<p>Üçüncüde Yûnus'a dönerek o müminler;<br />
"Sıra sende, şimdi de, sen duâ et." dediler.</p>
<p>O zaman Yûnus Emre, kaldırdı ellerini,<br />
Dedi ki: "Yâ İlâhî, mahcup eyleme beni.</p>
<p>Onlar kimin ismiyle, duâ ettiler ise,<br />
O zâtın hürmetine, bir sofra gönder bize."</p>
<p>Duâsı biter bitmez, baktılar biraz sonra,<br />
İndi gökten bu sefer, daha büyük bir sofra.</p>
<p>Dediler: "Ey arkadaş, nasıl oldu bu öyle,<br />
Sen kimin hürmetine, duâ ettin ki böyle?"</p>
<p>Dedi ki: "Siz söyleyin, siz nasıl ederdiniz?<br />
Siz kimin yüzü suyu, hürmetine derdiniz?"</p>
<p>Dediler: "Taptuk Emre, yanında hizmet yapan,<br />
Yûnus'un hürmetine, istiyorduk her zaman."</p>
<p>Yûnus bunu duyunca, dergâha döndü yine,<br />
Yattı Taptuk Emre'nin, kapısının önüne.</p>
<p>O zaman hocasının, görmüyordu gözleri,<br />
Evde, el yordamıyla, yürüyordu ekseri.</p>
<p>Çıkıyorken, ayağı, takılınca bir şeye,<br />
Dedi: "Bizim Yûnus mu, gelip yatmış eşiğe."</p>
<p>Ve elinden tutarak, kaldırdı onu yerden,<br />
Yûnus, Yûnusluğunu, kazanmıştı o günden.</p>
<p>Dağdan odun taşırdı, yıllarca o dergâha,<br />
O mânevî kapıdan, ayrılmadı bir daha.</p>
<p>Yûnus unutulmadı, yüzyıllar geçse bile,<br />
Zîrâ hizmet etmişti, üstâdına zevk ile.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[YA'KÛB-İ ÇERHÎ]]></title>
<link>http://ismailkorpe.wordpress.com/2006/11/23/yakub-i-cerhi/</link>
<pubDate>Thu, 23 Nov 2006 17:52:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailkorpe</dc:creator>
<guid>http://ismailkorpe.tr.wordpress.com/2006/11/23/yakub-i-cerhi/</guid>
<description><![CDATA[Allah adamlarından, çok büyük bir evliyâ,
Gazne&#8217;nin Çerh köyünde, teşrif etti dünyâ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Allah adamlarından, çok büyük bir evliyâ,<br />
Gazne'nin Çerh köyünde, teşrif etti dünyâya</p>
<p>İlim tahsil etmeye, Herat'a gitti ilkin,<br />
Mısır ve Buhârâ'da bulundu tahsil için.</p>
<p>Çeşitli âlimlerden, okuyup en nihâyet,<br />
Zâhirî ilimlerde, aldı mutlak icâzet.</p>
<p>Dönmek üzereydi ki, sonra memleketine,<br />
Behâeddîn Buhârî'nin, tutuldu sevgisine.</p>
<p>Onu görmek arzusu, öyle kuvvetlendi ki,<br />
Görünmez bir bağ ile, çekildi ona sanki.</p>
<p>Tehir etti dönmeyi, bir hikmet vardır diye,<br />
Gitti büyük şevk ile, Behâeddîn Buhârî'ye.</p>
<p>İçeriye girince, buyurdu ki bâhusus:<br />
"Tam dönecek zaman mı, bize geliyorsunuz?"</p>
<p>Dedi ki: "Ey efendim, seviyorum sizi ben,<br />
Ve çok büyük zâtsınız, biliyorum yakînen."</p>
<p>Buyurdu ki: "Yanılma, olabilir teşhiste,"<br />
Dedi ki:"Resûlullah, buyurdu ki hadîste:</p>
<p>"Hak teâlâ sever ve seçerse birisini,<br />
Kulların kalbine de, düşürür sevgisini."</p>
<p>Behâeddîn Buhârî, tebessüm eyledi ve,<br />
Sonra "Biz azîzânız" buyurdu kendisine.</p>
<p>Bu Azîzân sözünü, işitince o zâttan,<br />
Gördüğü bir rüyâyı, hatırladı o zaman.</p>
<p>Şöyle ki rüyâsında, denilmişti ki ona:<br />
"Ey Ya'kûb, sen de gidip, tâbi ol Azîzân'a."</p>
<p>Ona karşı sevgisi, oldu daha ziyâde,<br />
Sonra da gitmek için, istedi müsâade.</p>
<p>Dedi ki: "Ey efendim, gidiyorum ve lâkin,<br />
Çâre nedir, sizleri, çok hatırlamam için?"</p>
<p>Çıkarıp verdi ona mübârek takkesini,<br />
Buyurdu: "Kullandıkça hatırlarsın hep beni."</p>
<p>Ellerini öperek, ayrıldı huzurundan,<br />
Lâkin memleketine, henüz vâsıl olmadan.</p>
<p>O zâtın muhabbeti, set oldu gitmesine,<br />
Yarı yoldan dönerek, huzura geldi yine.</p>
<p>Dedi: "Yoldan çevirdi, beni muhabbetiniz,<br />
Lütfen kabul edin de, olayım talebeniz."</p>
<p>Buyurdu ki: "Bu işe, büyükler verir karar,<br />
Bakalım ki bu gece, bize ne buyururlar?</p>
<p>Onlar kalb câsusudur, girerler kalbinize,<br />
Bakıp vâkıf olurlar, sizin himmetinize.</p>
<p>Eğer kabul ederse, sizi büyüklerimiz,<br />
Bu gece belli olur, biz de kabul ederiz."</p>
<p>Ya'kûb-i Çerhî der ki: "Çıktım başım önümde,<br />
Böyle çetin bir gece geçirmedim ömrümde.</p>
<p>"Kabul edecekler mi, acep bu bîçâreyi?"<br />
Diye düşünerekten, zor geçirdim geceyi.</p>
<p>O sabah namazını, kılar kılmaz beraber,<br />
Buyurdu ki: "Ey Ya'kûb, müjde, kabul ettiler."</p>
<p>Böylece hizmetine girdim bu büyük zâtın,<br />
Çıkardı zirvesine, beni her kemâlâtın."</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[HAKÎKÎ SEVGİ NASILDIR?]]></title>
<link>http://ismailkorpe.wordpress.com/2006/11/23/hakiki-sevgi-nasildir/</link>
<pubDate>Thu, 23 Nov 2006 17:51:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailkorpe</dc:creator>
<guid>http://ismailkorpe.tr.wordpress.com/2006/11/23/hakiki-sevgi-nasildir/</guid>
<description><![CDATA[Yahyâ bin Muâz ki, evliyânın büyüğü,
Verâ ile takvâda, vardı çok üstünlüğü.
Meşhur]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yahyâ bin Muâz ki, evliyânın büyüğü,<br />
Verâ ile takvâda, vardı çok üstünlüğü.</p>
<p>Meşhurdu insanlara, vâz ile nasîhati,<br />
Çok insan o sâyede, buldular hidâyeti.</p>
<p>Buyurdu:"Ey insanlar, gafleti atın artık,<br />
Dünyâ uyku gibidir, âhiret uyanıklık.</p>
<p>Uyuyup rüyâsında, ağlarsa biri şâyet,<br />
Uyanınca sevinir, ferâhlanır o gâyet."</p>
<p>Öyleyse Allah için, ağlayın ki bu demde,<br />
Rahata eresiniz o ebedî âlemde.</p>
<p>Buyurdu ki: "Bir sevgi, hakîkî ise şâyet,<br />
Bir iyilik görmekle, hiç artmaz o muhabbet,</p>
<p>Ve yine bir kötülük, görse de sevdiğinden,<br />
Ona olan sevgisi, azalmaz eskisinden."</p>
<p>Buyurdu: "Sen ne kadar, edersen Hakk'a tâat,<br />
İnsanlar da o kadar, sana eder itâat.</p>
<p>Sen Allah'a ne kadar, eylersen günah, isyân,<br />
Sana dahi o kadar, karşı gelir çok insan."</p>
<p>Ve yine buyurdu ki: "Doğru, hâlis âlimler,<br />
Sana, ebeveyninden, daha şefkatlidirler.</p>
<p>Zîrâ onlar katarak, gündüze gecesini,<br />
Cehennem ateşinden, kurtarır en son seni,</p>
<p>Ve lâkin ebeveynin, sana merhametinden,<br />
Kurtarır ancak seni, dünyâ felâketinden."</p>
<p>Buyurdu ki: "Dünyâya, aldanma, iyi tanı,<br />
O hep dolup boşalır, sanki bir yolcu hanı.</p>
<p>Bugün dünyâda isen, olmazsın belki yarın,<br />
Hazırla azığını, gaflete gelme sakın!</p>
<p>Elini çabuk tut da, hazırlan bir an evvel,<br />
Zîrâ yaşayanlara, âni gelir hep ecel.</p>
<p>Eğlenmeyi bırak da, ibâdet yapmaya bak,<br />
Zevk ü safâ sürmeyi, gel âhirete bırak."</p>
<p>Buyurdu:"Bir âlimde, varsa dünyâ sevgisi,<br />
Onun, hiçbir kimseye, olmaz bir fâidesi.</p>
<p>Zîrâ kendine bile, hayrı olmaz ki zâten,<br />
Nerde kaldı gayriyi, kurtarsın felâketten."</p>
<p>Buyurdu:"Şâyet ölüm, konsa idi pazara,<br />
Ehlullah, başka şeye, vermezlerdi hiç para.</p>
<p>Cehennem'e götüren, amelleri işleyip,<br />
Sonra kalkıp Cennet'e, tâlip olmak ne garip.</p>
<p>Ahmak şu kimsedir ki, çok günah işlerde hep,<br />
Sonra Hak teâlânın, affını eder talep.</p>
<p>Akıllı da şudur ki, dünyâyı terk etmeden,<br />
Âhiret azığını, hazır eder gitmeden.</p>
<p>Bilir ki âhiretin, tarlasıdır bu dünyâ,<br />
Eker tohumlarını çalışır ekseriyâ.</p>
<p>Kabire girmeden önce oraya hazırlanır,<br />
Bilir ki her mümine, orada suâl vardır.</p>
<p>O, ölmeden öğrenir, cevabını onların,<br />
Bilir ki kendisine, sorulur bunlar yarın."</p>
<p>Buyurdu ki: "Îmânın, tam doğruysa Allah'a,<br />
Sana, bundan kıymetli, bir nîmet olmaz daha.</p>
<p>Öyleyse kork ve titre îmânın gitmesinden,<br />
Zîrâ bir kelimeyle, gidebilir o senden."</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[GÖRDÜĞÜN HIZIR İDİ]]></title>
<link>http://ismailkorpe.wordpress.com/2006/11/23/gordugun-hizir-idi/</link>
<pubDate>Thu, 23 Nov 2006 17:46:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailkorpe</dc:creator>
<guid>http://ismailkorpe.tr.wordpress.com/2006/11/23/gordugun-hizir-idi/</guid>
<description><![CDATA[Osmanlı pâdişâhı, Kânûnî zamanında,
Yahyâ Efendi diye, vardı ki bir evliyâ.
Sultan, Ağa]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı pâdişâhı, Kânûnî zamanında,<br />
Yahyâ Efendi diye, vardı ki bir evliyâ.</p>
<p>Sultan, Ağabey diye, ona hitab ederdi,<br />
Büyük zât olduğunu, bilir ve çok severdi.</p>
<p>Velî Yahyâ Efendi, hazret-i Hızır ile,<br />
Sık sık görüşür idi, Allah'ın izni ile.</p>
<p>Pâdişâh bu durumu, çok iyi biliyordu,<br />
Kendisi de Hızır’la, görüşmek istiyordu.</p>
<p>Çıktı sultan bir gece, kayıkla gezintiye,<br />
Yanaştırıp kayığı, bir ara Ortaköy’e.</p>
<p>Yahyâ Efendiye de, gönderdi ki bir haber;<br />
O da gelip bulunsun, kendisiyle beraber.</p>
<p>Yahya Efendi dahi, onun ricâsı ile,<br />
Gelip bindi kayığa, yanında birisiyle.</p>
<p>Sultanın parmağında kıymetli yüzük vardı.<br />
O kişi, dikkatlice o yüzüğe bakardı.</p>
<p>İyice farkedince, bunu Sultan Süleymân,<br />
O kıymetli yüzüğü, çıkarıp parmağından,</p>
<p>Dedi ki: “Siz gâliba, bunu merak ettiniz,<br />
Alıp daha yakından, bakıp inceleyiniz.”</p>
<p>O zât aldı yüzüğü, evirip çevirerek,<br />
Atıverdi denize, hem de gülümseyerek.</p>
<p>Yahyâ Efendi hariç, kayıkta bulunanlar,<br />
Çok hayret ettiler ki, acabâ bu ne yapar?</p>
<p>Biraz sonra o kişi inmeği arzu etti<br />
Pâdişâh kayıkçıya; “Kıyıya yanaş” dedi.</p>
<p>O kişi tam inerken bir avuç su alarak,<br />
Uzattı pâdişâha, göz altından bakarak.</p>
<p>Avcundaki o suda attığı yüzük vardı,<br />
Pâdişah bunu görüp, hayretten dona kaldı.</p>
<p>Tutmak istediyse de, o kişinin elinden,<br />
Lâkin o zât bir anda, kayboldu göz önünden.</p>
<p>Sordu Sultan Süleymân, Yahyâ Efendiye ki<br />
“Ağabey, ne oluyor, bu olanlar nedir ki?”</p>
<p>“Efendim gördüğünüz, Hızır idi” deyince,<br />
Dedi: “Bunu ne için, demedin daha önce.”</p>
<p>Buyurdu: “O kendini, tanıttı hükümdârım,<br />
Lâkin siz tanımakta, geç kaldınız hünkârım.”</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[KARTAL VE BOHÇA]]></title>
<link>http://ismailkorpe.wordpress.com/2006/11/23/kartal-ve-bohca/</link>
<pubDate>Thu, 23 Nov 2006 17:44:43 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailkorpe</dc:creator>
<guid>http://ismailkorpe.tr.wordpress.com/2006/11/23/kartal-ve-bohca/</guid>
<description><![CDATA[Seyyidet Nefîse ki, bir evliyâ hâtundur,
Aliyyül Mürtezâ’nın, dördüncü torunudur.
Hak te]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Seyyidet Nefîse ki, bir evliyâ hâtundur,<br />
Aliyyül Mürtezâ’nın, dördüncü torunudur.</p>
<p>Hak teâlâ indinde, çok makbûldü duâsı,<br />
Meşhûrdu zühdü ile, ibâdeti, takvâsı.</p>
<p>Ümmî idi ve lâkin, İslâm ilimlerinde,<br />
Âlim olup, bilgisi, pek çoktu her birinde.</p>
<p>O devirde bir kadın, vardı fakir, ihtiyar,<br />
Dört kızıyla, bir evde, otururlardı bunlar.</p>
<p>Bu kızlar hafta boyu, iplik eğirirlerdi,<br />
Anneleri pazarda, satıp geçinirlerdi.</p>
<p>Yine bir gün bu hâtun, ipleri aldı evden,<br />
Satmak için çarşıya, giderken sabah erken,</p>
<p>Bohçası da başında, gidiyorken pazara,<br />
Bir kartal onu kapıp, kaçırdı uzaklara.</p>
<p>Bütün sermâyeleri, o bohçadaydı zâten.<br />
Bayılıp düştü yere, kadın üzüntüsünden.</p>
<p>Kendine geldiğinde, gördü ki çok insanlar,<br />
Etrafına toplanmış, soruyor: “N’oldu, ne var?”</p>
<p>Anlattı hâdiseyi, dediler ki: “Ey hâtun,<br />
Ne için üzülürsün, ne kıymeti var bunun?”</p>
<p>Dedi: “Onu satarak, geçinirdik hepimiz,<br />
Onu da kuş kaçırdı, ne yaparız şimdi biz?”</p>
<p>Dediler ki: “Ey hâtun, bak Seyyidet Nefîse,<br />
Vardır ki, git derdini, ona söyle ne ise.</p>
<p>Ricâ et, duâ etsin, o sana bu iş için,<br />
Onun duâsı ile, hâllolur elbet işin.”</p>
<p>O hâtun geldi hemen, Seyyidet Nefîse’ye,<br />
Yalvarıp ricâ etti: “Bana duâ et” diye.</p>
<p>Buyurdu ki: “Ey hâtun, edeyim pekâlâ,<br />
Elbette ki her şeye, kâdirdir Hak teâlâ</p>
<p>Her mahlûkun rızkına, kefildir cenâb-ı Hak,<br />
Sen rızkı hiç düşünme, O gönderir muhakkak.</p>
<p>Sen şimdi müsterih ol, râhatça evine git,<br />
O, rezzâk-ı âlemdir, O’ndan hiç kesme ümit.”</p>
<p>Az sonra birileri, gelerek Seyyide’ye,<br />
Dediler: “Üç gün önce, binmiştik bir gemiye.</p>
<p>Ve lâkin su almağa, başlayınca gemimiz,<br />
Batma tehlikesiyle, karşılaştık hepimiz.</p>
<p>Sizi vesîle edip, duâ ettik Allah'a,<br />
Çok şükür bu duâmız, bitmemişti ki daha,</p>
<p>Bir kartal, hızla indi, geminin üzerine,<br />
Ağzındaki bohçayı bırakıp gitti yine.</p>
<p>Onu açıp gördük ki, iplik dolu hep içi,<br />
O iplerle bağlayıp, hâllettik hemen işi.</p>
<p>Duânızla kurtulduk, hamd olsun Rabbimize,<br />
Şu beş yüz dirhem dahî, hîbedir bizden size.</p>
<p>Gerçi Hak teâlâdır, bunları yaptıran hep,<br />
Ve lâkin bu iş için, O sizi kıldı sebep.”</p>
<p>Gözleri yaşararak, aldı onu eline,<br />
O ihtiyar hâtunu, dâvet etti evine.</p>
<p>Gelince kendisine, buyurdu ki: “Ey hâtun,<br />
O ipleri pazarda, sen kaça satıyordun?”</p>
<p>Yirmi dirhem deyince, buyurdu ki: “Pekâlâ,<br />
Bak sana daha fazla, gönderdi Hak teâlâ.</p>
<p>O Allah ki kefildir, rızkına mahlûkatın,<br />
Rızık için boş yere, kendini üzme sakın.”</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[TAYY-I ZAMAN, TAYY-I MEKÂN]]></title>
<link>http://ismailkorpe.wordpress.com/2006/11/23/tayy-i-zaman-tayy-i-mekan/</link>
<pubDate>Thu, 23 Nov 2006 17:43:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailkorpe</dc:creator>
<guid>http://ismailkorpe.tr.wordpress.com/2006/11/23/tayy-i-zaman-tayy-i-mekan/</guid>
<description><![CDATA[Hazret-i Mevlânâ&#8217;nın, mübârek hanımları,
Diyor ki, bir gün evde, görmedik Mevlânâ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hazret-i Mevlânâ'nın, mübârek hanımları,<br />
Diyor ki, bir gün evde, görmedik Mevlânâ'yı.</p>
<p>Halbuki biraz önce, otururdu odada,<br />
Biraz sonra baktık ki, görünmüyor ortada.</p>
<p>Biz böyle konuşurken, akşam oldu nihâyet,<br />
Sonra kapı açılıp, içeri etti avdet.</p>
<p>Çevirmek isteyince, ayakkabılarını,<br />
Gördüm kenarında, Mekke'nin kumlarını.</p>
<p>Nereden geldiğini, ondan suâl edince,<br />
Buyurdu ki: "Mekke'de, bir dostum vardı önce.</p>
<p>Onun ziyâretine, gitmiştim biraz evvel,<br />
O kumlar da Hicaz'ın, kumlarıdır muhtemel."</p>
<p>Düşündüm ki "Bu kadar, kısacık bir zamanda,<br />
Hicaz'a gidip gelmek, nasıl olur acaba?"</p>
<p>O bunu anlayarak, buyurdu ki: "Velîler,<br />
Kerâmet ehli olup, sanki rûh gibidirler.</p>
<p>Kısaltır Hak teâlâ, onlar için bu yeri,<br />
Bir adımda giderler, uzun mesâfeleri."</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[EVLİYÂ ŞEFKATİ]]></title>
<link>http://ismailkorpe.wordpress.com/2006/11/22/evliya-sefkati/</link>
<pubDate>Tue, 21 Nov 2006 23:35:44 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailkorpe</dc:creator>
<guid>http://ismailkorpe.tr.wordpress.com/2006/11/22/evliya-sefkati/</guid>
<description><![CDATA[Mevlânâ hazretleri, merhamet sâhibiydi,
Hayvanlara bile o, gâyet şefkatli idi.
Bir gün sevdikl]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Mevlânâ hazretleri, merhamet sâhibiydi,<br />
Hayvanlara bile o, gâyet şefkatli idi.</p>
<p>Bir gün sevdiklerinden, para verip birine,<br />
Bir ekmek aldırarak, aldı onu eline.</p>
<p>Sonra bir virâneye, gidiverip o saat,<br />
Yedirdi bir köpeğe, eliyle onu bizzat.</p>
<p>Tâkib etti o kimse, nereye gittiğini,<br />
Ve gördü bir köpeğe, ekmek yedirdiğini.</p>
<p>Mevlânâ ona gelip, buyurdu ki: "Ey filân,<br />
Bilirim, yedi gündür, aç duruyor bu hayvan.</p>
<p>Yeni yavrulamıştır, hem de şu virânede,<br />
Onları bırakıp da, ayrılmıyor yine de.</p>
<p>Bir anne şefkatiyle, yavrulara bakıyor,<br />
Yanlarında bekleyip, bir yere ayrılmıyor.</p>
<p>Resûlullah hadîste, buyuruyor ki zîrâ;<br />
"Allah da rahmet eder, merhametli kullara.</p>
<p>Ey Eshâbım, siz dahi olun ki merhametli,<br />
Merhamet eylesinler size de semâ ehli."</p>
<p>O kişi ağlayarak, dedi ki Mevlânâ'ya:<br />
"Efendim, hamd olsun ki, Allahü teâlâya,</p>
<p>Sizleri tanımakla, şereflendirdi bizi,<br />
Himâye edersiniz, dünyâda hepimizi.</p>
<p>Âhiret için dahi, ümitliyim şimdiden,<br />
Bizi kurtarırsınız, Cehennem ateşinden."</p>
<p>Buyurdu: "Velîlerin, pek fazladır şefkati,<br />
Kurtarır dostlarını onların şefâati."</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[HEPSİ ÎMÂN ETTİLER]]></title>
<link>http://ismailkorpe.wordpress.com/2006/11/22/hepsi-iman-ettiler/</link>
<pubDate>Tue, 21 Nov 2006 23:34:56 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailkorpe</dc:creator>
<guid>http://ismailkorpe.tr.wordpress.com/2006/11/22/hepsi-iman-ettiler/</guid>
<description><![CDATA[Mevlânâ, tahsil için, Konya&#8217;dan bir gün yine,
Şam&#8217;a gidiyordu ki, uğradı Nusaybin]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Mevlânâ, tahsil için, Konya'dan bir gün yine,<br />
Şam'a gidiyordu ki, uğradı Nusaybin'e.</p>
<p>Hıristiyan papazlar, bir yere gelmişlerdi,<br />
Acâyip istidraçlar, halka gösterirlerdi.</p>
<p>Gösteriş yapmak için, hazret-i Mevlânâ'ya,<br />
Bir oğlan çocuğunu, uçurdular havaya.</p>
<p>Celâleddîn-i Rûmî, bir duâ etti o an,<br />
Havada kala kalıp, düşmedi yere oğlan.</p>
<p>Feryâd ediyordu ki, korkusundan o çocuk;<br />
"Düşüp de öleceğim, indirin beni çabuk!</p>
<p>Çok uğraştılarsa da, papazların birçoğu,<br />
Hiç indiremediler, havadan o çocuğu.</p>
<p>Oğlan bağırdı ki: "Sizin yanınızdaki,<br />
O zâtın duâsıyla, işbu hâl oldu vâki.</p>
<p>Ancak onun duâsı, kurtarır beni bundan,<br />
Yoksa helâk olurum, yere düşüp buradan."</p>
<p>Papazlar bil-mecbûri, ona gelip bu kere,<br />
Dediler: "Duâ et de, o çocuk düşsün yere."</p>
<p>Buyurdu ki: "Hiçbir şey kurtarmaz o çocuğu,<br />
Kelime-i şehâdet, kurtarır yalnız onu."</p>
<p>Oğlan bunu duyunca, sevinip bu habere,<br />
Kelime-i şehâdet, söyleyip indi yere.</p>
<p>Papazlar bunu görüp, hayrette kaldı hepsi<br />
Ve insâfa gelerek, îmân etti cümlesi.</p>
<p>"ALLAH, ALLAH" NİDÂLARIYLA</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[BİR ANDA KIRK YERDE]]></title>
<link>http://ismailkorpe.wordpress.com/2006/11/22/bir-anda-kirk-yerde/</link>
<pubDate>Tue, 21 Nov 2006 23:33:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailkorpe</dc:creator>
<guid>http://ismailkorpe.tr.wordpress.com/2006/11/22/bir-anda-kirk-yerde/</guid>
<description><![CDATA[Birbirinden habersiz, kırk kişi, ayrı ayrı,
Eve dâvet ettiler, bir gece Mevlânâ&#8217;yı.
Hi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Birbirinden habersiz, kırk kişi, ayrı ayrı,<br />
Eve dâvet ettiler, bir gece Mevlânâ'yı.</p>
<p>Hiçbirini kırmayıp, eylediler icâbet,<br />
Hepsi ile oturup, ettiler gece sohbet.</p>
<p>Ertesi gün onlardan; birbirini görenler,<br />
Hemen birbirlerine, verdiler bunu haber.</p>
<p>Ve lâkin diğerleri, şaşırarak bir nice,<br />
Dediler ki: "Mevlânâ, bizde idi dün gece."</p>
<p>Halbuki hiçbirinde, değildi o büyük zât,<br />
Kendi hânelerinde, yalnız idi o saat.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ölüm acısı zordur]]></title>
<link>http://ismailkorpe.wordpress.com/2006/11/22/olum-acisi-zordur/</link>
<pubDate>Tue, 21 Nov 2006 23:31:20 +0000</pubDate>
<dc:creator>ismailkorpe</dc:creator>
<guid>http://ismailkorpe.tr.wordpress.com/2006/11/22/olum-acisi-zordur/</guid>
<description><![CDATA[“Ahmet Mekkî Efendi”, bir günki vaazında,
Konuşurken, “Ölüm”den açılmıştı mevzû ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>“Ahmet Mekkî Efendi”, bir günki vaazında,<br />
Konuşurken, “Ölüm”den açılmıştı mevzû da.<br />
Biri ona sordu ki: (Efendim, bu insanlar,<br />
Acaba can verirken, ne kadar acı duyar?)<br />
Cevaben buyurdu ki: (“Ölüm”ün en hafifi,<br />
Öyle şiddetlidir ki, mümkün olmaz târifi.<br />
Ne zaman ki bir kişi, gelse ölüm hâline,<br />
Sanki konur “İki dağ” omuzu üzerine.<br />
İğnenin deliğinden çıkacak rûhu sanır,<br />
Yerle gök birleşir de, o arasında kalır.<br />
Sanki onun içinde, bir “Dikenli çalı” var,<br />
Onu tutup, ağzından, kuvvetle çekiyorlar.<br />
Bütün hücrelerine, takılmış dikenleri,<br />
Çektikçe parçalıyor, takıldığı yerleri.<br />
“Can verme”nin acısı, fazladır hattâ şundan,<br />
İnsana “Yetmiş” defa kılıç vuruluşundan.<br />
Fakat “Mü’min”, görerek hûri ve melekleri,<br />
Onların zevki ile, duymaz bu elemleri.<br />
Daha da şiddetlidir lâkin “Kabir azabı”,<br />
Hiç kalır buna göre, can verme ıstırabı.<br />
Çünki kabir, yakındır âhiret hayatına,<br />
Benzer azabları da, âhiret azabına.<br />
Bu kabir azabı da, böyle çok şiddetliyken,<br />
Hiç kalır “Mahşer”deki azablara nisbeten.<br />
Bir damlanın, deryaya nisbeti nasıl ise,<br />
Bunlar da birbiriyle, edilmez mukayese.<br />
O meydanda “Bin sene” bekleşirken insanlar,<br />
Güneş, bir mızrak boyu yaklaşıp halkı yakar.<br />
Bir ayağın üstünde bulunur binbir ayak,<br />
Günahlarına göre, tere batar cümle halk.<br />
Öyle çok sıkışır ki, kâfirler izdihamdan,<br />
Temennî ederler ki, kurulsa hemen “Mîzan”.<br />
Derler ki: “Hesabımız görülse de hemence,<br />
Şu sıkıntılı hâlden, kurtulsak bir an önce.”<br />
Halbuki bilmezler ki, bitince sual hesap,<br />
Başlıyacak bu sefer, daha elîm bir azap.<br />
Çünki girecekleri “Cehennem”in ateşi,<br />
Öyle şiddetlidir ki, bulunmaz aslâ eşi.<br />
“Mahşer” meydanındaki acı ve sıkıntılar,<br />
“Cehennem azabı”nın yanında hiç kalırlar.<br />
Bir kum taneciğinin, kâinata nisbeti,<br />
Ne ise, öyle çoktur Cehennemin şiddeti.<br />
Oradan bir kıvılcım, dünyaya düşse eğer,<br />
Onun hararetinden, bu dünya erir, biter.<br />
Hem kalmaz bir kararda, azablar Cehennemde,<br />
Gün geçtikçe şiddeti, durmadan artar hem de.<br />
Kalbinde zerre kadar “Doğru îmân”ı olan,<br />
Cehenneme girse de, çıkarılır sonradan.</p>
]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
