<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>sosyoloji &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/sosyoloji/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "sosyoloji"</description>
	<pubDate>Fri, 05 Sep 2008 04:31:26 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Genel Eğitim Düşmanlığım...]]></title>
<link>http://wineoid.wordpress.com/?p=64</link>
<pubDate>Wed, 27 Aug 2008 23:13:37 +0000</pubDate>
<dc:creator>f4t1h</dc:creator>
<guid>http://wineoid.wordpress.com/?p=64</guid>
<description><![CDATA[Aslında genel psikoloji sosyoloji yada felsefe bölümünde yetişenler limitli bir beyne sahip bir]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Aslında genel psikoloji sosyoloji yada felsefe bölümünde yetişenler limitli bir beyne sahip bir çeşit toplumsal yönlendirme  politikası gibi tüm felsefeciler AYNI konu üzerinde farklı fikirlere sahip farklı konu bulan yok eğitim psikolojisi dersleride adamlar nasıl öğretmen olmamızı istiyorlarsa onu gösteriyorlar farklı yada bilinçli öğretmen yetiştirmek deilki amaç...</p>
<p>Nası bi mantıkki sen adama nasıl eleştireceğini öğretiyorsun...Koyun psikolojisi...Her şekilde sen farklıyım desende senin farklılığını yaşayan bir sınıf eleman...O zaman farklı olan ne ? herkezin farklı fikirleri olmasımı? Sonuçta 3 seçeneğiniz var..ya itiraz edersiniz ya kabul edersiniz yada itiraz edip kabul edersiniz...her şekilde etkisinde kalırsınız...Etkisinde kaldığınız bir durumun dışına nasıl çıkacaksınız?</p>
<p>Ama tabi sonuçta herkez farklı birşey yapsa nolur? Toplum oluşmaz herhalde...İnandırma mevzunda kısaca yazdığım gibi herkez birini bulacak inandıracak...Herkez farklı kim kime inanacak? Sürekli çatışan bireyler...Dedim ya işte genel bir toplumsal yönlendirme politikası...Asıl soru bunun farkında olan kim?</p>
<p>Birilerinin bu işte parmağı olmadığı kesin..Bu insanlığın genel hali olsa gerek...Yani bu insanlığın doğal oluşum halimi? Topluluk halinde yaşamak?Toplumu oluşturmak asli ama gizil amaçlarımı?Yani doğal ortamında yaşayan diğer canlılar gibi...Bulduğumuz geliştirdiğimiz onca şey sadece daha iyisini yada farklısını bulmayımı amaçlar? Yada insanoğlunun kendi kendini tedavi etmesinemi?Kendinde var olanı(İnsan olma özelliklerini) yine kendisi için kullanıyor...Olması gerekende bu değilmi?</p>
<p>Galiba....</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[(28.08.2008) Sporun Anatomisi - Ticaret, Siyaset ve Medyanın Spor ilişkisi]]></title>
<link>http://misawatruth.wordpress.com/?p=234</link>
<pubDate>Wed, 27 Aug 2008 22:01:12 +0000</pubDate>
<dc:creator>misawatruth</dc:creator>
<guid>http://misawatruth.wordpress.com/?p=234</guid>
<description><![CDATA[Sporun Anatomisi
Ticaret, Siyaset ve Medyanın Spor ilişkisi
Spor´un ruhunda musabaka vardır. En ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align:center;"><strong>Sporun Anatomisi</strong></h2>
<h2 style="text-align:center;"><strong>Ticaret, Siyaset ve Medyanın Spor ilişkisi</strong></h2>
<p>Spor´un ruhunda musabaka vardır. En az iki kişi, kendilerini ispat etmek için, rekabet için birbirleriyle her hangi bir şekilde yaışırlar. Kazanan ya fiziksel bir ödül elde eder, yada kendini tatmin etme ödülüyle mükafatlandırılır.</p>
<p>M.Ö. 776´dan MS. 393´e kadar Eski Yunan´lar her dört sene meşhur Olimpiat oyunlarını sergilemişlerdir. Yunan dünyasının en iyi atletleri, daha doğrusu bunu ölçecek kurumlar doğal olarak olmadığı için, kendini en iyi zanneden atletler, Olimpiatlara katılmışlardır.</p>
<p><!--more--></p>
<p>Romalılar ise biraz daha vahşi bir spor anlayışına sahiptiler. Büyük arenalarda gladyatörleri dövüştürürlerdi. At arabası yarışlarıda sevilirdi. Bu musabakaları kazanan atletlerin namları tüm imparatorluğa yayılırdı.</p>
<p>Bunlar ve bunlara benzer spor oyunlarının her zaman farklı gelirleri vardı. Hedef, bazen imparatorluğun ismini yaymak, bazen şehre yeni insan kazanmak, bazende rakip milletleri korkutmaktı. Ama her zaman düzenleyenler için bir çıkarı olurdu.</p>
<p>Bu çıkar yüzyıllar geçtikçe büyümeye başlar. 19. Yüzyıla gelindiğinde artık büyük spor musabakaları yaygın bir şekilde büyük çıkarlara hizmet etmeye başlar. Endüstri devrimi ve özellikle 20. Yüzyılda spor musabakalarıda bir devrim geçirir. Artık spora sadece ticaret değil, siyasette el atar. Özellikle uluslararası musabakalar siyasetin göz bebeği haline gelir. Hitler ve komunist ülkeler Olimpiat oyunlarını kendi emelleri için kullanmaya başlarlar.</p>
<p>Spor sektörüne 20. Yüzyılın yarısında büyük bir pençe saplanır: Ticaret sektörü. Zaten her zaman var olan bu pençe, bundan sonra sporun ruhunu emmeye başlar. Her spor dalında milyonlarca doların saklı olduğu keşfedilir. Büyük şirketler, büyük paralar işin içine girer ve „spor“ yeniden devrim geçirir.</p>
<p>Fakat bu sefer sporun ruhuda değişir. Artık ticaret ve spor kanka olurlar. Et ve tırnak gibi olurlar. En büyük yarayı futbol yer. Futbol klübleri zenginler tarafından satın alınır, takımlara büyük paralar yatırılır, futbolcular milyonlar kazanır, maçlar özel kanallara satılır, ardından şifreli kanallar devreye girer. Sadece „parası“ olan maçı izler… Parası olan takımlar yükselir.</p>
<p>Almanya´nın birinci liginde oynayan Hoffenheim takımını misal olarak verebiliriz. 5000 nüfuslu bir köy takımı olan Hoffenheim Futbol Takımı´nı bir milyoner satın alır. Ardından dünyaca ünlü futbolcuları köy takımına transfer eder. Antreman sahasını lüks bir hale getirir. O kadar ki, köy takımı maçlarını başka bir şehrin stadında oynamaya başlar. Ve “mucize” gerçekleşir: Köy takımı Hoffenheim 1. Lige çıkar ve hatta ilk hafta birinci sıraya oturur. Şimdi sormak lazım: Hoffenheim futbol takımının Hoffenheim köyüyle ne irtibatı var? İsimden başka bir bağlantısı var mı?</p>
<p>Olayın başka bir boyutu daha ortaya çıkar: Ulus ve yabancılar. Daha önce herkes kendi milleti için yarışırken, artık yabancı akımı ve küreselleşen dünya sporuda değiştirir. Futbolda önce takım başı 3 yabancı, ardindan 5, daha sonrada neredeyse sınırsız yabancı taransferlerı mümkün olur.</p>
<p>Özellikle Amerika´da yaşayan siyah kesim için, yani Afro-Amerikan kesimi için, spor ve rap müziği yoksulluk ve sefillikten kurtulmak için bir kaçış yolu haline gelir. Basketbol´da siyaği oran oldukça fazladır. Fakat atletizmde´de aynısı geçerlidir. Acaba Olimpiatlarda altın madalyaları Amerika´ya mı yoksa Nijerya´ya mı vermek lazım?!</p>
<p>Evet spor değişti.. Sporun ruhuda değişti. Ama vahşiliği değişmedi…. Aslında halen vahşi dediğimiz roma gladyatörlüğü devam ediyor. Sadece şekil degiştirmiş. Vahşi olarak nitelendirdiğimiz insanların yaptıklarının aynısını bizlerde yapıyoruz. Fakat biz daha profesyonel yaptığımız için, vahşilik ön plana çıkmıyor. Bizlerde büyük stadlara binlerce insanı tıkıyoruz. Ve bu insanlar iki kişinin birbirini vahşice dövmesinden haz alıyorlar. Acaba bizim stadlarımızda televizyon kameraları, renkli tabelalar, şaşaalı görüntüler, sesli müzikler olduğu için, vahşilik algılanmıyor mu?</p>
<p>Sporcununda ruhu değişti. Onuda Medya Sektörü değiştirdi. 20 sene önce 25-26 yaşında profesyonel bir futbolcuya „genç“ denilirken, bugün „yaşı geçmiş“ deniliyor. Eğer bir futbolcu 17-18 yaşında profesyonel bir anlaşma yapmamış ise, işi zorlaşıyor demektir.</p>
<p>Atletler´de değişti. Eskiden senede bir kaç rekor kırılırken, artık 80den fazla rekor kırılıyor. Rekor kırabilmek için normal insan vücudunun sınırlarını aşmak gerekiyor. Çünkü insanın fiziği sınırlı. Belli bir kapasiteden sonrasını doğal şartlar ile yapabilmesi neredeyse imkansız. Yani doğa dışı imkanlara başvurulur. Sporcu aşırı rekabet hissine kapılır ve kendisinden beklenenleri yerine getirememe ihtimalinden dolayı piskolojik baskı yaşar. Sporcunun ruhu ölür… öldürülür… Bazı devletler radikal metodlar uygulamaya başlarlar. Mesela komunizm altında olan Çin, sporcuları çocuk yaşında ailelerinden alır ve spor kamplarına yerleştirir. Bu şekilde küçük çocuk iken sporcu olarak yetiştirilir. Bu şekilde insan bir robot haline getirilir.</p>
<p>Evet, spor hem iyidir, hem faydalıdır… velev ki ticaret, siyaset ve medya karışmamış ise.</p>
<p>Cemil Şahinöz</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[değişen ve dönüşen gençlik üzerine düşünceler]]></title>
<link>http://paylasilanlar.wordpress.com/?p=340</link>
<pubDate>Fri, 25 Jul 2008 00:08:50 +0000</pubDate>
<dc:creator>paylasilanlar</dc:creator>
<guid>http://paylasilanlar.wordpress.com/?p=340</guid>
<description><![CDATA[ 


Boşalıyor gençlik
gerilimlerle büyüyen bir Türkiye’nin hali bu
bir yandan gelenek,bir ya]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;">
<p class="MsoNormal" style="margin:0;">
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">Boşalıyor gençlik</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">gerilimlerle büyüyen bir Türkiye’nin hali bu</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">bir yandan gelenek,bir yandan modernitenin dayatmaları</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">iki ara bir derede kalmış</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">gergin bir gençlik rahatlıyor</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">ülke genci olarak ortada duruyoruz</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">iki gerilimin arasında büyüdük</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">Bir zamanlar ideolojik bir gençlik vardı bu ülkede</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">bu bitti.Sev genç geldi,romantik bir gençlik geldi</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">bu da bitti.Şimdilerde fantezi gençliği var</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">bu da bitiyor:şimdi gençler bir hiçe inanıyor</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">ama bu da geçecek</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">bundan sonra herkes bilinçli olarak kendi hayat görüşünü oluşturacak</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">bu açıdan ben iyimser bakıyorum</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">geçiş nesli, işleri çok zor,geçiş sürecindeki bunalımı yaşıyor</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">ne yapsalar ellerinde kalıyor, kendi hamurlarıyla oynaşıyorlar</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">hiç bir şey yok</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">değerleri sıfırladılar,nötürleştiler</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">ama bundan sonrası iyi olacak diye düşünüyorum</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">batı ne yaptı,kiliseyi dışladı,tanrıyı rafa kaldırdı</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">sex devrimi yaptı.Ne oldu ?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">bir müddet tarihin getirdiğin gerilim boşaldı</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">ve nihilist bir yapı seyretti.Şimdilerde ise</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">değerlere, dini referanslara dönüyorlar.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">Bizde de  bu olacak kısmen</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">işte bu güzel diyorum ben</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">eskisi gibi saçma tarafgirlik yok</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">gençler kullanılmış,birbirlerini öldürmüşler</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">geçiş olacaktır,yani çok görünene bakmamak lazım</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">insan kolay yetişmiyor,<span class="q">önemli olan</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">sosyal sorumluluklarımıza sahip çıkmak.<br />
</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">"bir bardak su bile boşa gitmiyor"</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">küçümsememek lazım yaptıklarımızı</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">bir şeyler yapmaya gayret etmek gerekiyor kendi adımıza ve insanlık adına</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">mecelle de bir kural vardır:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">"bir şeyin tamamı elde edilmezsse tamamı terkedilmez"</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">ama türk insanı yanlış bir mantık güdüyor</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">"ya hep ya hiç"</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;color:#003366;">Bu mantık çok sakat,yaşamsal alanı/katılımı felç ediyor</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[1.]]></title>
<link>http://paylasilanlar.wordpress.com/?p=73</link>
<pubDate>Wed, 09 Jul 2008 19:42:53 +0000</pubDate>
<dc:creator>paylasilanlar</dc:creator>
<guid>http://paylasilanlar.wordpress.com/?p=73</guid>
<description><![CDATA[ 
İnsanlara özellikle gençlere(beni ilgilendiren kısmıda genç kesim) sunulan normatif olarak ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">İnsanlara özellikle gençlere(beni ilgilendiren kısmıda genç kesim) sunulan normatif olarak (kuralcı olarak), dışarıdan (tümden gelimci), ‘Empoze’ edilen suçluluk duygusu.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Bu anlayışta kendini farkettirme yok.düşünce yok.seçim yok.’insani bağlamlar’ yok Kabul ettirme anlayışı bu.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Normatifliğin(kuralcılığın) ahlaki içeriğini sorgulamak</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Ayrı ayrı sosyal şartlar ve bu şartlara ait kişisel gereksinmeler</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Cümlelerin anlam ve sosyal şartlar bünyesi eksik kaldı mı konuşmak ne de zor ve sevimsiz oluyor</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Bir halkanın içindesin(toplumdasın) ve insan ilişkileri ve gereken insana saygı</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">‘insan’ı eksik bırakarak insanı yargılamak</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Toplumun gereksinmeleri ile varolan kaynakların kullanımı</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">İnsanımızın BİLGİ’ye ihtiyacı</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">insanımız okumadan düşünüyor<br />
Uğur Mumcu’nun bir sözü var<br />
”insanlar fikir sahibi olmadan bilgi sahibi oluyorlar”<br />
bilgisine sahip olmadığın bir şeyin fikrine sahip olup</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">bu verilerle düşünmeye çalışan bir akıl var<br />
şimdi bizim insamızın kafasında sağlıklı veriler yok<br />
daha doğrusu veri çok az<br />
ama bu kafayla bu kadar işte<br />
bundan dolayı okumak önemli<br />
okumak gelişmek demek</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Hurafelerin insan zihnini ve insan ilişkilerini çarpıklaştırması, fıtrattan;yaratılıştan uzaklaştırması</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Türk toplumu kalıpsal temeli düşünüyor.İslami yaşama algısının toplum tarafından arabeskleştirilmesi.Bu bir ters yüz olma değil mi.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">İnsan duygularıyla oynuyorlar</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="color:#003366;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">‘Yanlış bilgi’nin ve ‘Yanlış Anlatım’ların kurbanı mı bu zihinler bu toplumun insanı</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> <span style="color:#003366;"><span style="color:#003366;font-family:&#34;"><span style="font-size:small;">Toplumun yeni ve etkin mühendisi:İnternet</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Esra Erol'la Desti İzdivaç]]></title>
<link>http://ucanbalik.wordpress.com/?p=366</link>
<pubDate>Wed, 25 Jun 2008 14:32:20 +0000</pubDate>
<dc:creator>ucanbalik</dc:creator>
<guid>http://ucanbalik.wordpress.com/?p=366</guid>
<description><![CDATA[Tam olarak nerede duydum hatırlamıyorum, ama &#8216;yabancıların&#8217; kullandığı bir tabir ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ucanbalik.files.wordpress.com/2008/06/9.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-371" src="http://ucanbalik.wordpress.com/files/2008/06/9.jpg?w=300" alt="" width="300" height="225" /></a>Tam olarak nerede duydum hatırlamıyorum, ama 'yabancıların' kullandığı bir tabir varmış,<strong> 'ananı Türk televizyonunda görmüşler'</strong> şeklinde. Sanırım televizyon programlarımızın geldiği noktayı en iyi özetleyen söz bundan başkası olamazdı. Haber programlarından tutun, 'kadın programlarına' kadar televizyonlarda bir çok medya maymunu ile hemen her gün karşılaşıyoruz.</p>
<p>Bunlardan biri de, <strong>'Esra Erol'la Desti İzdivac'</strong> adı program. Daha önce flash TV adlı bir kanalda idi, ama daha sonra aydın doğan'ın kanalı Star'a geçti. Bir süre sonra ise mantar gibi çoğalarak, benzer formatlarda bir çok kanalda gösterilir oldu.</p>
<p>Programa katılanlar arasında, 70 lik dedelerimizin yanında, 21 yaşlarında kızların çıkması da dikkat çekici aslında. 7'den 77'ye evlenmek isteyen bir çok insanın katıldığı bir program. Programın girişinde, evlenmek isteyen adaylarımız, 'format gereği abicim, format gereği' sözüyle birlikte oynamak zorunda bırakılıyor; yani ekran karşısında bir 5-10 dakika oynamak zorunda kalıyor. Sanırım bu şekilde daha eğlenceli oluyor veya adayımızın, kendisini izleyen potansiyel adaylara vucut hareketleriyle 'elektrik vermesi isteniyor' olabilir. Kim bilir. Adayımız halaydı, horondu, rap dansıydı (evet, evet! Denk geldiğim programın birinde 70 lik teyzem rap muziği eşliğinde dans ediyordu. Şaka gibi), bir çok dansı sergilemek zorunda.(yazının devamı için..)</p>
<p><!--more-->Adaylarımız dans ettikten sonra şaşkın bakışlarla etraflarına bakmaya başlıyorlar. Karşılarında ise oradan buradan toplanmış, 'juri' denilen insanlar var. Bu 'juriler', sunucunun kendilerine sorması halinde, bir adayın diğerine uygun olup olmadığını tartışıyorlar. Mesela, birinde seçici bey, kendisini talep eden bir kadına ret cevabı verdiğinde, 'juriden', 'kızım merak etme, sen ortada kalmazsın' sözleri yükselmişti. (Artık 'ortada kalmak' derken, 'evde kalmak kast ediliyor olmalı)</p>
<p>Programa katılan kadın adaylar, erkek adaylara oranla daha maddiyatçı gibi gözüküyor.. Genellikle bayan adayların aradığı özellikler, 'ev, araba, ayda kaç para kazandığı' gibi şeyler. Erkek adaylarımız ise, bir erkekten beklendiği gibi, sadece 'güzellik ve huzur' arıyorlar. Mesela yaşlı bir amcama, sunucu tarafından sorulan 'ne özellikler arıyorsun adaydan' sorusuna, 'valla, kilolu olmasın yeter' gibi bir cevap gelebiliyor.</p>
<p>Programda buna benzer (özellikle iki aday arasında) ilginç diyaloglar skıça yaşanıyor. Birinde, adayımızın, '27 yaşındayım ve artık piyasadayım' dediğini duyduğumda dumur olmuştum. Aynı duyguyu, hoş bir tebessüm ile 60 yaşındaki bir adayın, diğer adaya, 'dişlerin takma mı?' şeklinde sorusu üzerine yaşadığımı hatırlıyorum.</p>
<p>Gelen adaylar arasında, çok geniş bir profil göze çarpıyor. Türban adaylarımızın, 'içkisi, kumarı olmasın' isteklerinden tutun, 'laik ve demokrat bir ülkede yaşıyoruz, demokrasiyim ben (ben demokrasiyim demek, ne demekse!?!)', türbanlı kapalı aday istemem, çağdaş, dekolteli biriyle evlilik istiyorum' diyen adaylara kadar.</p>
<p>Netice itibariyle kadınların geneli, 'ev, araba ve maaş' derdinde iken; erkek adaylar ise, bir erkek adayın belirttiği gibi,<strong> 'solanda hamfendi, mutfakta iyi bir aşçı, yatayta iyi bir dişi panter'</strong> bulma derdindeler..</p>
<p>Bütün bunların ötesinde ise, meyda maymunu sunucumuzun, sosyal bir sorumluluğu yerine getirmişcesine kasılması ve anlık ruhsal orgazmlar yaşaması da sinir bozucu.</p>
<p>Ve/yine bütün bunların ötesinde, bir kadın adayın, 'hangi özellikte bir eş arıyorsun' sorusu üzerine verdiği, 'beni sahiplensin yeter' cevabı aslında kadının konumunu ve bu programların türemesinin altında yatan sosyal realiteyi gözler önüne seriyor.</p>
<p>Kazanan ise medya içine yerleşmiş, insanların duygularını sömüren bu medya maymunları oluyor..</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[(22.03.2008)  Toplumsal Kamplaşma]]></title>
<link>http://misawatruth.wordpress.com/?p=67</link>
<pubDate>Thu, 19 Jun 2008 12:22:48 +0000</pubDate>
<dc:creator>misawatruth</dc:creator>
<guid>http://misawatruth.wordpress.com/?p=67</guid>
<description><![CDATA[Toplumsal  Kamplaşma
 
 
 İlhan Selçuk, Doğu Perinçek ve Kemal Alemdaroğlu´nun Ergenekon soru]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align:center;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;" align="center"><span style="font-size:14pt;font-family:'Times New Roman',serif;">Toplumsal  Kamplaşma</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;" align="center"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;" align="center"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> İlhan Selçuk, Doğu Perinçek ve Kemal Alemdaroğlu´nun Ergenekon soruşturması  kapsamında gözaltına alınmaları toplumu yine böldü. AKP´nin kapatılmasını  isteyen zihniyet, kendi içlerinden birinin gözaltına alınmasına dahi tahammül  edemiyor. Tabiki açık bir şekilde hukuku ve savcıyı eleştiremedikleri için,  “Usul yanlıştı. Saat 4.30da baskın yapmaya gerek yoktu” ile yetinmek zorundalar.  Çünkü savcıyı eleştirdikleri zaman, AKP davasını açan savcıyıda eleştirme hakkı  doğacak.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> Toplumun fikrini kimse sormuyor....</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> Önce Başörtüsü meselesiyle bölünen halk, daha sonra sınır ötesi hareket ile  sarsıldı. Ardından gelen AKP davası milleti bölmüşken, Cumhuriyet Gazetesine  yapılan “darbe” toplumun tekrar kamplaşmasına vesile oldu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> Bu olaydan sonra maalesef herkes fikir beyan etmek mecburiyetinde...</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> Herkes kampını seçmek durumunda...</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> Seçmeyenler üçüncü gruba dahiller. Hiç şüphesiz bu üçüncü grup en büyük grup. Bu  grup “Adalet neyse, o olsun. Hukuk kazansın” diyenlerden oluşuyor. Fakat  bunların sesini kimse duymayacak. Kimse dinlemeyecek ve kimse sormayacak.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> Dogmatik ve ideolojik zihniyetler bu üçüncü grubun temsilcilerini zorla karar  vermeye zorlayacaklar. Herkes safını belli etmek zorunda kalacak...</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> İşte buyurun, tam bir istikrarsızlık. Tam bir toplumsal kaos ve bölünme.. Maddi  kaybımızı hesaplamak mümkün değil. Peki manevi kayıbımız? Topluma açılan bu  yaraları sarmak için sargı bezleri yetecek mi? İki ay sonra tüm bunlar  unutulacak mı, yoksa birbirimize yine “Sen laiksin”, sen “dincisin” mi  diyeceğiz?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> Hayırdır, bu senaryo size tanıdık mı geldi?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> Tabiki tanıdık gelecek. 1980 öncesi sağ-sol kavgaları yeni bir isim ile tekrar  oynatılıyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> Oynayanlar aynı, rejisör aynı, isimler farklı...</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> Cemil Şahinöz</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin-bottom:0.0001pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman',serif;"> 22.03.2008</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[(26.04.2007) Türk Medyası ve Toplum - Popstar, Birgünlük Star ve "Gönlümüze Taht kuran Star: Ajdal Kırmızıses"]]></title>
<link>http://misawatruth.wordpress.com/?p=61</link>
<pubDate>Thu, 19 Jun 2008 12:18:52 +0000</pubDate>
<dc:creator>misawatruth</dc:creator>
<guid>http://misawatruth.wordpress.com/?p=61</guid>
<description><![CDATA[Türk Medyası ve Toplum – Popstar, Birgünlük Star ve
„Gönlümüze Taht kuran Star: Ajdal Kı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0.0001pt;text-align:center;line-height:normal;" align="center"><span style="font-size:14pt;font-family:&#34;">Türk Medyası ve Toplum – Popstar, Birgünlük Star ve<br />
„Gönlümüze Taht kuran Star: Ajdal Kırmızıses“ </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0.0001pt;text-align:center;line-height:normal;" align="center"><span style="font-size:14pt;font-family:&#34;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0.0001pt;text-align:justify;line-height:normal;"><span style="font-size:12pt;font-family:&#34;">Akşam işten eve geliyorsunuz. Yorgunsunuz. Akşam yemeğini yedikten sonra, sıcak ve kan rengi çay ile TV´nin karşısına geçiyorsunuz. Ümitsizce haber arıyorsunuz, fakat karşınıza hep aynı şeyler geliyor: „Magazin Programları“, „Dedikodu Programları“, „Yeteneksiz insanları dahada yeteneksiz yapan yarışma programları“, „Halktan kopuk diziler“, „Evlenme – Ayrılma yarışmaları“ vs. vs. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0.0001pt;text-align:justify;line-height:normal;"><span style="font-size:12pt;font-family:&#34;">Çaresizce, başka bir imkan olmadığı için, bu gereksiz programların birinde takılıp kalıyorsunuz. Programın sunucusu cırtlak sesiyle bağırıyor: „İşte yeni şarkısıyla, yeni klibiyle gönlünüze taht kuran: Ajdal Kırmızıses....“ </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0.0001pt;text-align:justify;line-height:normal;"><span style="font-size:12pt;font-family:&#34;">Kendi kendinize düşünüyorsunuz: „Allah Allah! Bu kim ya? Ben daha sabah evden çıktığımda böyle biri piyasada yoktu. 8 saat çalıştım. 8 saat içinde bu adam ne zaman ünlü oldu, şarkıcı oldu, kaset yaptı, klip çekti ve gönlüme taht kurdu? Kaldı ki benden habersiz nasıl ve niye gönlüme taht kurar? Ne zaman tapusını aldı? Gönlüme taht kurarken benden izin aldımı?“ Çok büyük bir ihtimal ile, dünyada en hızlı „kendini star zanneden star“ üreten ülke bizim ülkemizdir. Ekmek gibi „şarkıcı“ üreten ve tüketen toplumda „Ya popcu, ya topcu“ anlayışı atasözü olmaktan çıkmış, realite olmuş. Sebep? Hızlı bir şekilde para kazanmak. Bir devlet insanlarına dayanacak ve güvenecek bir sistem sunmadığı zaman, kısa vadeli fakat kalitesiz para kazanma mekanizmaları işleme girer. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0.0001pt;text-align:justify;line-height:normal;"><span style="font-size:12pt;font-family:&#34;"> Bir başka örnek: 2-3 sene önce, hepimizin bildiği gibi, televizyon kanallarımızda „evlenme programları“ olurdu. Bu evlenme programları facialarla bitmeseydi, herhalde halen devam ederdi. Herneyse, konuyu başka bir yönden ele almak istiyorum. Bu programı izleyen 6-10 yaş arası bir çocuğu veyahut 14-18 yaş arası bir delikanlıyı farz edin. Bilinç altına yerleştirilen bilgileri hayal etmeye çalışalım: „Evlilik dünyanın en kötü olayı. Baksana, erkek tam duygusuz. Kadınlarda zaten nankör. Hele kayınvalide? Tam bir canavar... Göründüğü gibi evlilik çatışmadan, kavgadan ibaret...“ Birde bu yarışmacıların gerçekten evlenmek için değil de, para ödülünü kazanmak için „kağıt üzerine evlenmeyi“ bile göze aldıklarını düşünürsek, gelecek 10 sene içinde „Aile yapısını“ tahmin etmek hiçde zor değil. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0.0001pt;text-align:justify;line-height:normal;"><span style="font-size:12pt;font-family:&#34;">Son örnek: „Kaybettim – Arıyorum – Bulurmusunuz – Programları“. Her gün, saatlerce, neredeyse her kanalda aynı konu: „Dayimin oğlu kaçtı. Eşim, ben ve halamın yiğeni, onu arıyoruz? Lütfen bize yardımcı olun.“ İnsanların duygularını paraya çevirmeyi ilk keşfeden biz değiliz tabiki. Ortaçağ´da kiliseler bile uygulamış bu metodu. Ama zannederim ki, bizim kadar profesyonel bir şekilde, „duygu sömürüsüyle para kazanan“ toplum tarihde yoktur. Ve bu programlar o kadar büyütülüyor ki, memleket meselesi oluyor. Adeta ülkemizde her dakika birileri kayboluyor... </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0.0001pt;text-align:justify;line-height:normal;"><span style="font-size:12pt;font-family:&#34;">Medya rüzgarı işte böyle eser. <strong>Kabiliyetsiz, hi</strong></span><strong><span style="font-size:12pt;font-family:&#34;" lang="TR">ç</span><span style="font-size:12pt;font-family:&#34;"> bir yeteneği olmayan insanlar topluma örnek olarak gösterilir</span></strong><span style="font-size:12pt;font-family:&#34;">. Bu insanların tek yetenekleri canlı yayında kavga etmektir ve „70 milyon insan bizi izliyor“ veya „Şu dalgalanan ay-yıldızlı bayrak için....“ gibi güya vatansevgisini sembolize eden polemikler yapmaktır. Medya bu kabiliyetsiz insanları, insan olarak değil, kişiliklerini yok edip, ürün olarak kullanırlar. Ürünün vakti bitince onu çöpe atıp yeni bir ürün meydana sürerler. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0.0001pt;text-align:justify;line-height:normal;"><span style="font-size:12pt;font-family:&#34;">Memleket TV´miz tabii ki bunlardan ibaret değil. İyi yanlarıda var. Fakat toplumu dejenere eden, milli ve dini duyguları yok eden, hiç bir kural ve sınır tanımayan, tek malzemesi dedikodu ve insanların duygusu olan programlar devam ettikçe, 10-15 sene içerisinde ciddi bir problem ile karşı karşıya kalacağız. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom:0.0001pt;text-align:justify;line-height:normal;"><span style="font-size:12pt;font-family:&#34;"> </span></p>
<p><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&#34;" lang="EN-US">Cemil Şahinöz</span></p>
<p><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:'Times New Roman',serif;" lang="EN-US">Yayınlandığı Gazete: Anadolu, Nisan 2007</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[(12.11.2006) Halktan Kopuk Aydınlar]]></title>
<link>http://misawatruth.wordpress.com/?p=54</link>
<pubDate>Thu, 19 Jun 2008 12:11:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>misawatruth</dc:creator>
<guid>http://misawatruth.wordpress.com/?p=54</guid>
<description><![CDATA[Halktan Kopuk Aydınlar

Bir milleti sadece siyasetciler yönetmez. Çoğu zaman siyasetcilerin fiki]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoTitle"><strong><span style="font-size:medium;">Halktan Kopuk Aydınlar</span></strong></p>
<p class="MsoTitle">
<p class="MsoTitle" style="text-align:justify;"><span style="font-size:11pt;font-weight:normal;">Bir milleti sadece siyasetciler yönetmez. Çoğu zaman siyasetcilerin fikirbabaları aydınlardır. Toplumun ve medeniyetlerin çok önemli unsurlarıdırlar aydınlar ve yazarlar. Bunların toplumu yöneltmekte çok büyük etkileri vardır. Ünlü Filozof Plato şöyle demiş: „Akıllı konuşur, çünkü onun söylemek istedikleri var. Aptal konuşur, zira kendisinin bir şeyler söylemek mecburiyetinde olduğunu sanır.“ Descartes´te hemen ardına şunu ekler: „Akıllı olmak da bir şey değil, mühim olan o aklı yerinde kullanmaktır.“ Yani aklını doğru yerde, doğru zamanda kullanmak önemlidir. İşte aydınlar bu zamanı ve zemini iyi seçerler. Söyleyecek kelimeleri özenle seçerler, çünkü “Her doğru her yerde söylenmez“ kaidesine uyarlar. </span></p>
<p class="MsoTitle" style="text-align:justify;"><span style="font-size:11pt;font-weight:normal;">Sosyolojik olarak bir toplumun gelişmesi icin aydınların mutlaka bağımsız olmaları şarttır. İfade özgürlüğünü sonuna kadar kullanabilmelidirler. Bunun için bağımsızlık şarttır. Özellikle siyaset ve ticaretten bağımsız olmaları şarttır. Hani Lloyd George´in bir sözü vardır: „Türkler her şeyini feda eder, ama istiklalini asla.“ İşte yazarlar ve aydınlarda istiklalini asla bırakmamalı. Onların herkesten daha fazla kendi ideolojisini, ülkesini, olanları sorgulama sorumluluğu vardır. </span><span style="font-size:11pt;">Yoksa medya imparatorluğunun meydana getirdiği canavarlar haline gelirlerse toplumun çöküşü başlamıştır. </span><span style="font-size:11pt;font-weight:normal;"> </span></p>
<p class="MsoTitle" style="text-align:justify;"><span style="font-size:11pt;font-weight:normal;">Topluma faydalı olabilmek için aydınlar ve yazarlar eleştiri yapabilmeli. Eleştiri düşünceyi geliştirir. Gerekirse kimsenin söyleyemediğini, yazamadığını yazabilmeli. Yazarlar halkın menfaatini düşünenlerdir. </span><span style="font-size:11pt;">Faydalı ve etkili olabilmek için, kimsenin gölgelerinde oturmamalıdırlar, çünkü onların görevi ışık saçmaktır.</span><span style="font-size:11pt;font-weight:normal;"> Her yeri aydınlatmaktır. </span></p>
<p class="MsoTitle" style="text-align:justify;"><span style="font-size:11pt;font-weight:normal;">La Rochefoucauld der ki: „Akıllı görünme çabası, çoğu zaman akıllı olmayı engeller.“ Bu söz de halktan kopuk aydınlar için geçerlidir. Halktan kopuk aydınlar ’mağarada’ yaşarlar. Mağaraları çoğu zaman villalarıdırlar. Villalarında bir çok hizmetci çalışır. </span></p>
<p class="MsoTitle" style="text-align:justify;"><span style="font-size:11pt;font-weight:normal;">Bu aydınlar ekmeğin, peynirin, çayın fiyatını bilmezler. Yaşadıkları toplumun halini bilmezler. Toplum ile içiçe değildirler. Hayatlarında “standart“ insanlara yer yoktur. New York, Paris, Roma gibi şehirlerde alışveriş yaparlar. Halkın arasına girmedikleri halde akşam evde halk üzerine yorum yazarlar ve köşe yazarlığı yaptıkları belli başlı büyük gazetelere yazılarını yollarlar. </span></p>
<p class="MsoTitle" style="text-align:justify;"><span style="font-size:11pt;font-weight:normal;">Bizim memlekette bu türden insan çok vardır. Aydın sıfatını hak etmeyen bu karanlık aydınları konuşmalarından tanırsınız. Kendi milletini küçümsemek için hep batılı olmaya çalışırlar. “Halbuki Avrupada...“ kelimeleriyle başlayan cümleler ağızlarında sakız gibi dolaşır. </span><span style="font-size:11pt;">Sanki Türklükten bir kötülük görmüş gibi, türk olmamaya çalışırlar. </span><span style="font-size:11pt;font-weight:normal;">Onun için bunlara “halkı küçümseyen entel grup“ desek yerindedir. Yazar Alev Alatlı bunları, "Batıcı aydının birinci vasfı ülkesinin temsil ettiği değerlerden iğreniyor olması" olarak tanımlıyor. Bu aydınlar Batı'nın değer yargılarıyla topluma bakarlar ve dışarıdan yorum yapmaya çalışırlar. </span></p>
<p class="MsoTitle" style="text-align:justify;"><span style="font-size:11pt;font-weight:normal;">Tüm toplumu kendileri gibi zannederler. Halbuki kendileri gibi olan ancak toplumun %5idir. Ama bilerek halktan kopuk bir hayatı tercih ederler ve halka yabancıdırlar. Bunlardan bazılarıda memleketimizi kendisinin kolay yaşayabileceği hale getirmeye çalışırlar. Mesela Beyoglu´nda Fransız sokağı yaparlar.</span><span style="font-size:11pt;" lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoTitle" style="text-align:justify;"><span style="font-size:11pt;font-weight:normal;">Bizim entel takılan danteller Anadolu insanını anlamazlar veyahut anlamak istemezler. Anadolu insanının neden hayırsever olduğunu, karşılıksız iyilik yaptığını, rüşvet yemediğini ve almadığını, gösterişten, şan ve şöhretten uzak olduğunu bir türlü akılları almaz. </span><span style="font-size:11pt;">Halkın neden İstanbul´da yıldızsız, kimsenin bilmediği, sadece bilmesi gerekenlerin bildiği, menüsü sadece bir kaç yemekten oluşan bir lokantada, yarım-ekmek arası köfteyi ve yanında tavşan kanı çayı, Dubai´ın 7 yıldızlı hoteline tercih ettiğini anlayamazlar.</span><span style="font-size:11pt;font-weight:normal;"> Kendileri şöhret tutkusuyla, alkış arzusuyla, dalkavukluk ile bir ömür tüketirler. </span></p>
<p class="MsoTitle" style="text-align:justify;"><span style="font-size:11pt;font-weight:normal;">Bu yüzden bizdeki halktan kopuk aydınlar toplumu yönetemez hale gelmişlerdir. Çünkü yukarıda bahsettiğimiz unsurlardan, yani bağımsızlık ve eleştirebilme kabiliyetinden, uzaktırlar. Halk ile aralarındaki bağ koptuğu için, insanlarımız bu aydınlara güvenmezler.</span></p>
<p class="MsoTitle" style="text-align:justify;"><span style="font-size:11pt;font-weight:normal;">Tüm okurlara hayırlı bayramlar dilerim. Hepimize sağlık, huzur ve mutluluk, ülkemizede halkın içinden gelen, halkın dilini konuşan, aydınlar ve yazarlar diliyorum.</span><span style="font-size:11pt;font-weight:normal;" lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoTitle" style="text-align:justify;"><span style="font-size:11pt;font-weight:normal;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:11pt;">Cemil Şahinöz </span></p>
<p><span style="font-size:11pt;">Yayınlandığı gazete: Anadolu Kasım 2006</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[(12.04.2006) Sahte Kahramanlar]]></title>
<link>http://misawatruth.wordpress.com/?p=52</link>
<pubDate>Thu, 19 Jun 2008 12:10:04 +0000</pubDate>
<dc:creator>misawatruth</dc:creator>
<guid>http://misawatruth.wordpress.com/?p=52</guid>
<description><![CDATA[
Sahte Kahramanlar&#8230; 
 
„Bize kalan aziz borç, asırlık zamanlardan;
Tarihi temizlemek sah]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class="Section1">
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;" align="center"><strong><span style="font-size:20pt;">Sahte Kahramanlar... </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;" align="center"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;" align="center">„Bize kalan aziz borç, asırlık zamanlardan;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;" align="center">Tarihi temizlemek sahte kahramanlardan...“</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;" align="center">Necip Fazıl</p>
</div>
<p><span style="font-size:12pt;"><br />
</span></p>
<p class="MsoBodyText" align="left">Her milletin, toplumun kendine göre kahramanları vardır. Hatta her mesleğin dahi kendisine göre kahramanları vardır. Bu kahramanlar milletin ortak geçmişini sembolize eder. Bir nevi geçmişi şimdiki zamana taşırlar ve toplumun ortak hatıralarını, kahramanlıklarını taze tutarlar. Kahraman, „her sahada ve bütün hareket tecellilerinde üstün varlığa, üstün oluşa yol açan, kendisini ve cemiyetini aşan, insani ve cemiyeti yoğuran ve nefslerini aşmaya davet eden, zamanı delen ve mekanı yırtan, hamle örneği üstün insan“´dır (Necip Fazıl, Sahte Kahramanlar, s.13). Kahramanlar aynı zamanda toplumsal edimin temsilcisidirler. İçinden çıktıkları toplumun özlem ve tutkularını dile getirirler.</p>
<p class="MsoBodyText" align="left">Bazı toplumlar da vardır ki kendilerine sahte kahramanlar üretirler. Bu hayal insanlara bir hayat, bir tarih, bir geçmiş giydirirler. Okullarda gerçek olmayan bu insanların hayatları anlatılır. Gençlere bir portre ve örnek çizilir.</p>
<p class="MsoBodyText" align="left">21.asırda sahte kahramanları televizyon ve internet üretir. Dizilerde gerçek dışı karakterler, internette sanal erler vatanı, milleti kurtarma hevesine girerler. Hakiki kahramanları olmayan toplumlar bu sahtelerle yetinirler, onlarla övünürler, çünkü tek dayanak noktaları bunlardır. Böyle hallere hiç gerek duymayan türk halkı son yıllarda aynı hevese takılmış vaziyette.</p>
<p class="MsoBodyText" align="left">Miroğlu, Polat Alemdar gibi aslı olmayan modern fakat sahte kahramanlar üretiliyor ve tüketiliyor. Şarkıcılar, futbolcular, evlilik-yarışmalarına katılanlar toplumun önüne „İşte sizde böyle olun“ diyerek çıkartılıyor ve perde arkasından dejenere olmuş, geçmişini bilmeyen bir gençlik yetiştiriliyor.</p>
<p class="MsoBodyText" align="left">Adeta sahte kahraman türeten bir iklimimiz var bizim. <strong>Kabiliyetsiz, hi<span lang="TR">ç</span> bir yeteneği olmayan insanlar topluma örnek olarak gösterilir</strong>. Bu insanların tek yetenekleri canlı yayında kavga etmektir ve „70 milyon insan bizi izliyor“ veya „Şu dalgalanan ay-yıldızlı bayrak için....“ gibi güya vatansevgisini sembolize eden polemikler yapmaktır. Medya bu kabiliyetsiz insanları, insan olarak değil, kişiliklerini yok edip, ürün olarak kullanırlar. Ürünün vakti bitince onu çöpe atıp yeni bir ürün meydana sürerler.</p>
<p class="MsoBodyText" align="left">Halbukı türk milletini diğer milletlere karşılaştırınca ortaya şanlı ve gurur duyabileceğimiz bir geçmis ortaya çıkıyor. Bugün dünyanın „güçleri“ olan ülkelerin tarihleri ve kültürleri 500 seneyi geçmez. Kültürleri belli bir sınırı asla aşamaz.</p>
<p class="MsoBodyText" align="left"><strong>Türk milleti öyle kahramanlar yeti<span lang="TR">ş</span>tirmiş ki, sahte kahramanlara imtisal etmek, ancak geçmişimizi unutmamızı isteyenlerin ekmeğine bal sürecektir.</strong> Bu millet Mevlana, Gazi Osman Paşa, Tiryaki Hasan Paşa, Ulubatlı Hasan, Özdemiroğlu Osman Paşa, Celaleddin Mengürberti, Yunus Emre, Said Nursi, Cemil Meriç, Zübeyir Gündüzalp, Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram-ı Veli, Abdülhakim Arvasi, Fatih Sultan Mehmed, Yavuz Sultan Selim, Mimar Sinan, Osman Gazi, Kürşat, Oğuz Han, Seyyid Onbaşı, Alişir Neyai, Kaşkarlı Mahmut, Gazdeli Mahmut, Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek ve isimlerini sayıpta bitiremeyeceğim nice büyük insanlar gibi öyle kahramanlar yetiştirmiştir ki, hiç bir tarih hiç bir güç bu geçmişimizi ortadan silemez ve bize unutturamaz.</p>
<p class="MsoBodyText" align="left">Madem, <strong>geçmişini unutanın geleceği yoktur</strong>, bize düşen görev milletimize, gençlerimize bu gurur duyabileceğimiz geçmişten bahsetmek – ki sahte ve sanal hayallerle geleceğimizi süslemeyelim.</p>
<p class="MsoBodyText" align="left">Yazımıza Necip Fazıl ile başladık, Necip Fazıl ile bitirelim. Der ki büyük şairimiz:</p>
<p class="MsoBodyText" align="left">„Ne varsa çöplüğe at, belli başlı zamanlık; Ölümü öldürmekte olanca kahramanlık.”</p>
<p class="MsoBodyText" align="left">
<p class="MsoBodyText" align="left">
<p class="MsoNormal" align="left">Cemil Şahinöz</p>
<p class="MsoNormal" align="left">Yayınlandığı dergi: Ayasofya Nr.16, 2006, S.31</p>
<p class="MsoNormal" align="left">Yayınlandığı gazete: Anadolu Nisan 2006</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[(08.02.2004) Çocuklar Duymasın Dizisinin Sosyolojik Değerlendirmesi]]></title>
<link>http://misawatruth.wordpress.com/?p=43</link>
<pubDate>Mon, 16 Jun 2008 21:40:06 +0000</pubDate>
<dc:creator>misawatruth</dc:creator>
<guid>http://misawatruth.wordpress.com/?p=43</guid>
<description><![CDATA[Millet Duymasın 
Çocuklar Duymasın Dizisinin Sosyolojik Bir Değerlendirmesi 
Üç kanalda birden]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align:center;" align="center"><span style="font-size:26pt;" lang="FR"><strong>Millet Duymasın</strong></span><strong><span lang="FR"> </span></strong></p>
<p class="MsoTitle" align="center"><span style="font-size:26pt;font-family:Monotype Corsiva;">Çocuklar Duymasın Dizisinin </span><span style="font-size:20pt;">Sosyolojik Bir Değerlendirmesi </span></p>
<p class="MsoTitle">Üç kanalda birden oynayan bir dizi. Tüm rating rekorlarını kırmış, herkesin tanıdığı, Hüseyinin „Çaylar“ kelamı, „Light-Erkek“ ve „Taş-Fırın-Erkek“ kavramlarını herkesin diline yerleştiren bir dizi. Herkesin tanıdığı bu dizinin başka dizilerden biraz farkı var. <span lang="IT">Bu dizi bilinçli olarak eğitici bir dizi. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="IT">Esprilerini ve komik yanlarını eleştirmek istemediğim bu dizinin eğitici yönüne biraz deyinmek istiyorum. Senaristin kendi diliyle „Modern, kentli bir aile profili çizdim“ diyor. Dizinin Yazarı Birol Güven „Teke Tek“ programında „Biz gerçeğiz“ diyor. Bende tam tersini iddia ediyorum. Dizideki aile yapımı Türkiye´nin ne modern profiliyle, ne milli kimliğiyle, nede dini aile yapısıyla bağdaşıyor. „Aile dizisi“ olarak karşımıza sunulan bu dizi, Türk ve İslam aile anlayışının tam tersini, ailenin problemli ve zorluklar içinde olduğunu gösteriyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="IT">Evet haklısınız. Dizilerimizin hemen hepsi gerçek Türk Aile Yapımına aykırı. <strong>Ama hiç bir dizi bunu bilinçli ve amaç olarak bu dizideki gibi kullanmıyor. </strong>Herkes Miroğlu´nun ve Zerdanın bir masal ve bir hayel karakterler olduğunu biliyor. Ve kimse diziye baktıkdan sonra, doğu´da bir Asmalı Konak yapmak istemez. Ama „Çocuklar Duymasın“ dizisi özel olarak, bilinçli ve belli amaçlar arkasında gizlenmiş bir eğitim dizisi. Bu diziyi eski bir amerikan dizisi olan „Bill Cosby Show“´a benzetebiliriz. Bill Cosby dizisi Amerikan Siyahi bir aile yapımını temsil etdiğini iddia ediyordu. Halbuki siyahi olan Bill Cosby kendisi doktor ve hanımı avukat idi. <strong>Amerikada yaşayan siyahi eşlerin kaçı sizce doktor ve avukat? Ve ne kadarı geçim sıkıntısı içinde? </strong>Aynısı bu dizi içinde geçerli. Yönetmene ve oyunculara göre güya dizideki aile normal bir Türk Ailesinin bir aynası. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="IT">Dizinin başrol oyuncularından biri, "Bunlar hayatın gerçekleri." diyor. Hic farkına vardınızmı? Her bölümde 2-3 belli sosyal bir problem tartışılır. <strong>Her zaman tartışma kadınlar ve erkekler arasında olur. Tartışmaların hepsi KESİNLİKLE sosyal hayat ile ilgili.</strong> Ve dizinin kadın başrollerinden olan Meltem Hanım iki fikra arasında, çok eğitici bir söz söyler. </span>Bu sözü söylerken, birden kamera sadece Meltem Hanımı çeker. <span lang="FR">Ses tonu değişir. Hatta görüntü bile değişir. </span>Kamera yanlız Meltem Hanımı gösterir. Meltem Hanım eğitici sözünü söylerken kimse konuşmaz. Kamera onu altdan çeker, daha büyük, sanki bir baba gibi, gözüksün diye. <span lang="IT">Ve bu söz, ana mesaj, iki espiri arasına gizlenir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;">Gelelim dizideki karakterlere. Bir dahaki sefere, bu diziyi izlediğinizde iyice bir dikkat edin. <strong>Bütün erkek oyuncular sorunlu, anormal tipler. </strong>Haluk Bey tam post-modern, gerici, çağ dışı bir erkek. Eşi tarafından her bölümde defalarca „iğrenç“ olarak tanımlanan, duygusal ve romantik olmayan bir insan. <strong>En çok kullandığı kelime „Ben anlamadım.“</strong> Ayrıca durmadan bir yerini kaşır. Çaycı Hüseyin karısını döver ve bütün parasını kumar için harcar. Yardımcısı Şükrü tam bir aptal tiplemesinde. Selami güya hiç kimseye güvenmeyen, herkesden korkan, bağımsız ve hür olamayan bir korkak. Selçuk Bey aşırı ve gerçek dışı bir şekilde cimri.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;">İsmail Bey Karadenizli sapık bir insan tipinde ve o kadar gerçek dışıki kendi kadın meslektaşlarını bile, iş esnasında taciz eden, sürekli „Fashion TV“´den bahseden küçük boylu biri. Bazen bürosundan çıkar, ahlak dışı bir espiri yapar ve odasına geri döner. Hem patronuna, hem Yasemin Hanıma asılır. Havuç olarak namlandırılan Emre, bir kız arkadaşı edinmek için, her türlü soytarılığı yapmaya hazır olan bir çocuk rolünde. Engin Bey saçlarını düşünen, yakaladığı her fırsatı, maaşını yükseltmeye, kendi çıkarları için kullanan, her an patronunun arkasından onunla dalga geçen, gerçek anlamda bir egoist. Haluk Beyin kayınpederi Kemal Bey eski müsteşar olmasına rağmen akıl dışı hareket eden bir şahsiyet. Aklına olur olmaz fikirler gelir.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;">Kadınlar ise “çağdaş” ve “medeni”. <strong>Her konuda, dizinin sonunda, kadınlar haklı çıkıyor.</strong> Geri kalmış ve geri zekalı olarak tiplendirilen erkekler her zaman haksız ve olumsuz çıkıyor. Bir anneye yakışmayan kıyafetleriyle, KESİNLİKLE dar giyinen, ya aşırı derece dar bir pantolon yada kolu açık olan, her problemi çözücü ve durmadan “Hallederiz” diyen bir tip. Meltem Hanım kocası hariç herkes ile uyum içinde. <strong>Dizinin Yazarının dediğine göre “Meltem Hanım, her kadının olmak istediği, her erkeğin evlenmek istediği ve her annenin kızının olması istediği bir tip.”</strong> İyi ve eğitici bir anne, sevimli ve yardımsever bir iş arkadaşı. Ama herneyse kocasıyla hiç bir konuda anlaşamıyor. Ve gerçek dışı bir hareket ile, hemen her konuyu, özel hayatını bile, piskoloğuyla paylaşıyor. Piskoloğa gitmek güzel bir şey. Ama her küçük bir meselede, bir uzmana baş vurmak ve aile hayatından en gizli olayları bile anlatmak aşırı derecede, haddinden fazla, gerçek disi ve Türk Aile Yapımıyla hiçmi hiç alakası olmayan bir hareket. Meltem Hanım bazen iş sırasında, bazen işden hemen sonra, <strong>sanki bakkaldan ekmek alırmış gibi, piskoloğa uğruyor.</strong> Dizideki diğer kadınlarda hep positif ve olumlu insanlar. Emine geçim sıkıntısı çekmemek için temizcilik yapan bir eş. Kocası bütün kazancını kumara harcasada, Emine Hanım sadakat ile sabır gösterir. Gönül Hanım kadın haklarını her şeyden üstün tutan ve hiç bir zaman ezilmeyen bir kadın. <strong><span lang="IT">“Modern” kelimesi adeta diline yapışmış.</span></strong><span lang="IT"> Durmadan “modern” kelimesini kullanır. Meltem Hanımın kızı Duygu çalışkan ve çağdaş bir genç kız. Müzeyyen Hanım kocasının akıl dışı hareketlerine sabır ile karşılık veren dominant ve akıllı bir hanım. Halukun iş arkadaşı Yasemin Hanım çalışkan ve yardımsever. Hiç bir sahnede onun çalışmadığını göremessiniz. Her zaman kesinlikle işiyle uğraşır. <strong>İşyerindeki bütün erkekler istediği zaman gelip, gider, gırgır yaparlar, kaytarırlar ama nedense, mini etekden başka kıyafetleri çok nadir giyen, Yasemin Hanim bir saniye bile olsun boş durmaz.</strong> Aynısı işyerinin patronu Mary Hanım için geçerli. Disiplinli, akıllı ve boş iş yapmayan amerikalı Mary Hanım erkek işcilerinin bütün gerçek dışı hareketlerini hoş görüyor. Kendisi amerikan iş sistemini yaşayan bir karakteri canlandırdığı halde, tamamen bu sisteme ters düşen erkek işcilerinin hareketlerine hiç karışmaz. Yani çalışkan, akıllı, hoşgörülü, amerikalı bir patron. Dizideki tek kapalı giyinen Emine Hanım temizcilik yapıyor. Diğer karekterler “iyi maaşlı” işlerde ve evleride büyük ve modern. Emine Hanımın kocası kumarcı ve karısını dövüyor. Tek yapabildiği iş çaycılık. Üstelik evleride çok kücük. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="IT">Bu dizi ile başka diziler arasında çok büyük farklar var. Bu dizi insanımızı bilinçli ve hedef olarak MANİPULE etmek istiyor. Çünkü yönetmenin ve oyuncularının bile iddia etdikleri gibi, bu dizideki aile ortamı, güya Türk Ailesini canlandırıyor. Halbuki burada canlandırılan aile tiplemesi Türkiye´nin 5%. Bu diziyi izleyen Türkiye´de ki bir aile zannediyor ki, “Demek benim komşum, bir problem olunca, bu problemi bu şekilde çözüyor.” Diziyi izleyen insanın bilinç altına bunlar giriyor. Çünkü dizideki canlandırılan mekanlar sosyolojide dediğimiz birinci ve ikinci dünya. Birinci dünya insanın kendi evi. İkinci dünya insanın çalışdığı yer. Bu dizide bilinçli olarak bu mekanlar seçilmiş. Bu mekanlarda geçenler normalde insanın komşusuna gizli. Yani kimse, komşusunun ailevi sorunlarını nasıl tartıştığından haberdar değil. Dikkat edin, yanlış anlaşılmasın. Tartışmanın konusundan bahsetmiyorum. Tartışmanın ve sorunu çözmenin şekilinden bahsediyorum. </span>İşte bu dizide ki en büyük tehlikede bu zaten.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;">Sanki Yönetmen her dizide seyirciye seslenir gibi: „Sayın izleyici! <span lang="IT">Senin evlatlarınla, ailenle bir problemin mi var? O zaman sende problemini komşun gibi çöz. Komşunun nasıl hareket etdiğini bilmiyormusun? Merak etme! Biz dizimizde Türk Aile Yapımını en güzel bir şekilde gösteriyoruz. Sen sosyal ve ailevi problemlerini bizim dizimizdeki Meltem Hanım gibi çözmeye çalış.“ </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="IT">Birol Güvenin hayata bakış açısı bir hayri garip. Katıldığı tartışma programında “Çocuklarımı batılı gibi yetiştirmek istiyorum”, “Türkleri Gözetleme Komisyonu, kurdum.”, “Türklerin çocuklarına anneleri yemek yediriyor, batılıların çocukları kendileri yemek yiyor.” <strong>Adeta “entel” takılan, kendi insanımızı hor gören bir görüntü sunuyor. </strong></span><strong>Sanki Türklükden zarar görmüş!!! </strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;">Dizide sunulan aile resmi berbat. Sanki ailenin temeli çatışma üzerine kurulmuş. Bizim kültürümüzde „Ailede tartışmalar olabilir. Bunlar tadı, tuzudur!“ derler. Ama bu dizi resmen tartışmayı, çatışmayı ailenin kaynağına oturtuyor. Dizideki olaylar öyle bir şekilde anlatılıyor ve gösteriliyorki, küçük bir çocuğun zihnine yerleştiriliyor: “Aile problem, tartışma ve çatışma demekdir!”. Bunu ispat etmek çok kolay. Dizinin başlangıç sözlerine bakın:</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="EN-GB">”Aynı gemide yol alır. Ayrı dümen tutarız bu evde. Sır dolu şu halimiz oynatır bizi. Her gün yeni bir oyun içinde. Her gün yeni kurnazlık peşinde. Aman şşşt sakın. Kimse uyanmasın. Gizlice ayrılalım. Çocuklar duymasın.” </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="EN-GB">Kurnazlık, oyunlar içinde sürülen günler. <strong>Sanki eşler sabahleyin kalkmakdan korkuyorlar.</strong> Devamlı kavga eden eşler ve adeta hiç bir konuda anlaşamayan, uzlaşamayan bir çift (Haluk ve Meltem). </span>Kadınlar hem dürüst, hem olumlu. Erkekler problemli. <strong>Kadınlar kendi aralarında asla tartışmazlar. Erkekler hem birbirleriyle çatışan, hemde eşlerini üzen tipler. <span lang="EN-GB">Adeta bir feministlik havası esiyor her bölümde.</span></strong><span lang="EN-GB"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="EN-GB">Dizinin hayranları beni belki eleştirebilir. Haklarıdır tabiiki. Ama şunu belirtmek istiyorum. Ben bu yazıyı kafamdan estiği için yazmadım. Aylarca araştırmadan sonra vardığım bir sonucu sizinle paylaşmak istedim. Araştırmanın sadece 2 sayfasını bu dergide yayınladım. Her türlü eleştiriye açığım. Tek isteğim, bu diziyi rast gele bir komedi olarak izlemeyin. <strong>Çünkü dizinin amacı</strong> <strong>komedi değil. Bilinçli olarak bazı amaçları manipule etmek.</strong> Benden söylemesi, gerisi size kalmış. Hayırlı izlemeler…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="EN-GB">Cemil Sahinöz</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span lang="EN-GB">Yayınlandığı dergi: Ayasofya Nr.8, 2004, s.10-11</span><span lang="EN-GB"> </span></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[(03.11.2002) Önyargı]]></title>
<link>http://misawatruth.wordpress.com/?p=39</link>
<pubDate>Mon, 16 Jun 2008 21:37:21 +0000</pubDate>
<dc:creator>misawatruth</dc:creator>
<guid>http://misawatruth.wordpress.com/?p=39</guid>
<description><![CDATA[ÖNYARGI 
 
Evinizde ki sözlüğe bakarsanız, &#8220;yargı&#8221; kelimesinin karşılığı ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><strong><span style="font-size:26pt;" lang="TR">ÖNYARGI </span></strong></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;"><strong><span style="font-size:12pt;" lang="TR"> </span></strong></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;"><strong><span style="font-size:12pt;" lang="TR">Evinizde ki sözlüğe bakarsanız, "yargı" kelimesinin karşılığı "Bir şey için şöyle ya da böyledir, ya da değildir" demekdir. </span></strong></p>
<p><strong><span lang="TR">Önyargı kelimesi de, bir şey için, hiç bir araştırma yapmadan, hiç bir bilgi edinmeden, ancak kendi ürettiğimiz düşünceler ile, böyledir, ya da değildir demektir. </span></strong></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;"><strong><span style="font-size:12pt;" lang="TR">Önyargılı bir insan her şeyi bildiğini zanneder. Ve her zaman da çaresiz kalır. Çünkü önyargısı onu bazı şeylerden mahrum bırakır. </span></strong></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;"><strong><span style="font-size:12pt;" lang="TR">Mesela nerede bir küpeli genç görse "Bu bir zibididir! Bunda iş yok!", nerede bir Milli Görüş Hocası görse "Bunun işi gücü politika!", Diyanet Camisi görse "Bunları Türkiye yönetiyor, burda iş yok!", Risale-i Nur okuyucusu görse "Bunlar Bediüzzaman´cı!" vs. der. </span></strong></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;"><strong><span style="font-size:12pt;" lang="TR">Böyle bir durumda, karşıdaki insan ne anlatırsa anlatsın, bizim önyargılı şahsiyet bir duvar gibi olur. İçinden düşünür "Anlattıkları ne kadar güzel olursa olsun, sadece beni kendi gurubuna çekmek için anlatıyor!" Böylece herkesi kendi kafasında guruplaştırır ve o gurupların ya da şahsiyetlerin yaptığı faaliyetleri ALLAH rızası için değil, gurubuna üye kazandırmak için yapıyor der. </span></strong></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;"><strong><span style="font-size:12pt;" lang="TR">Önyargıcı olmanın belki en büyük zararı, başkalarına verilen yanlış bilgidir. Hiç bir bilgi olmadan, hiç bir dayanak olmadan, başkalarına bir konuda bilgi vereyim derken, o kişiye sadece ve sadece ÖNYARGISINI iletir.<span> </span> </span></strong></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;"><strong><span style="font-size:12pt;" lang="TR">Yanılma ve yanıltma, çok kere tek noktaya bakmaktan ve sadece olayın bir boyutuyla hükme varmaktan kaynaklanıyor. </span></strong></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;"><strong><span style="font-size:12pt;" lang="TR">Müslüman cemaatler bile bir birlerine önyargıyla baktıkları zaman, hiç bir yere varılmaz. Unutmayın ki, “Sinek” Meselesini tartışırken, Halife´lik kaldırıldı! </span></strong></p>
<p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;"><strong><span style="font-size:12pt;" lang="TR">Son olarak büyük önder, tek lider, eşsiz komutan, Muhammed Mustafa (sav.)´den bir söz: "Birşeye sebep olan, onu işleyen gibidir.“* </span></strong></p>
<p class="MsoBodyText"><strong><span style="font-size:12pt;" lang="TR"> </span></strong></p>
<p class="MsoBodyText"><strong><span style="font-size:12pt;" lang="TR"> </span></strong></p>
<p class="MsoBodyText"><strong><span style="font-size:12pt;" lang="TR">*“Hayrın yolunu gösteren, onu işleyen gibidir.” Hadisinden alınan bir ölçü; Feyzü´l-Kebir, c.3, s.537, hadis no: 4250; Keşfü´l-Hafa, c.1, s.399) </span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Cemil Sahinöz </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Yayınlandığı dergi: Ayasofya Dergisi Nr.3, S.18</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Toplum nereye gidiyor?]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/?p=6</link>
<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 03:34:39 +0000</pubDate>
<dc:creator>begci</dc:creator>
<guid>http://sefalet.wordpress.com/?p=6</guid>
<description><![CDATA[Beykent Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Güzel Sanatlar Fakültesi İletişim ve Tasarım Bö]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Beykent Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Güzel Sanatlar Fakültesi İletişim ve Tasarım Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ünsal Oskay. "Peki Konuşalım" kitabı ile başlayan sohbetimiz, kültürel farklılaşmadan, toplumun bakış açılarındaki radikal değişime, yenilenen zengin ve fakir tanımlamasına, medyanın işlevi ile toplumsal hayattaki rolüne, "Türkiye'de sosyal patlama olur mu?" ve "Yolumu nasıl bulurum?" sorusuna kadar farklı başlıkları içinde barındırıyor:</p>
<p>"Peki Konuşalım" kitabının hazırlık süreci hakkında bilgi verir misiniz? Kitabın içeriğini belirleyen birçok konu var ve bunlar, popüler kültürle bağlantılı. Bu içerik nasıl belirlendi?<br />
Prof. Dr. Oskay: 1970'li yıllardan beri, Türkiye'de okur yazar birçok insan gibi yeni bir oluşumu fark etmeye başladık. Geleneksel toplum kültüründen zaten çıkıyorduk. Ama bu konuda yoğunlaşmayı, 1970'li yıllarda görüyorum. Bütün dünyanın 20-30 yıl gerisinden, bu değişimi izliyorduk. 70'li yıllarda dünyayı izlemeye ve yaşamaya başladık. Ben bir sosyal bilimciyim ve ben de bu değişimi izlemek zorunda kaldım. Bu kitapta, benim aşağı yukarı 30 yıldan beri uğraştığım bir konuda, Melis Çelebi ile yaptığım röportajlar yer alıyor.<br />
<!--more--><br />
Bir gazetede popüler kültür eki yapılması sözkonusu oldu. Amacımız; okuyucuyu fazla üzmeden, yormadan, düşünsel alanda ona birşeyler katmaktı. Böylece ben de Melis'le sohbetlere başladım. Bu sohbetler yaklaşık 1 yıl sürdü. Ama gazetenin kendi kriterlerine göre fazla başarılı bulunmadı ki; bitti.</p>
<p>Şemsa Yeğin, Türkiye'deki en seçkin mütercimlerden biri. Edebiyattan düşünce eserlerine kadar çok sayıda seçkin kitabın çevirisini yaptı. Ayrıca geçtiğimiz yıldan beri de Epsilon Yayınevi'nde yayınlar konusunda görevli. Kitap konusunda teklif de ondan geldi. Biz de bu öneriyi sevinçle karşıladık ve böylece kitap ortaya çıktı.</p>
<p>GÜLBEN ERGEN SKANDALININ GÖSTERDİKLERİ</p>
<p>İçerikte çok fazla konu var. Ama bu konuların her birinin ortak özelliği, Türk toplumundaki değişime de ışık tutmaları. Bayramlaşma kültüründeki farklılaşma gibi...<br />
Prof. Dr. Oskay: Buradaki en ilgi çekici örnek; Gülben Ergen hakkındaki yazım. Bu yazının sebebi Gülben Ergen'in kendisi değil, ortaya çıkan skandal. Hülya Avşar gibi ünlülerden sıradan insana kadar, dükkanda, çarşıda, pazarda dinlediğim şeylerin etkisiyle, toplumumuzun bu olayı yorumlama ve kabullenme biçimi bana ilginç geldi. Yoksa, benim Ergen'le ilgili olumlu veya olumsuz bir yorum yapmaya merakım yok.</p>
<p>Kitaptaki söyleşinizde de zaten buna vurgu yapıyorsunuz.<br />
Prof. Dr. Oskay: Evet. O röportajın ödevi; toplumun küçük insanlar için ayıp saydığı bazı davranışların; hem para, hem de ün yönünden yeterli bir raddeye geldiğinizde, toplumun bu gibi şeyleri birden bire çok kolay bir şekilde hoşgörebilmesi. Bu durumda, insanların kabullenmesi çok kolay oluyor ve bu çok manidar bir durum. Çünkü toplumun hem paraya ve güce inanan bir toplum haline geldiğini, hem de toplumun giderek zalimleştiğini gösteriyor. Bu gibi durumlarda küçük insanlar arasında ayıplamadan tutun, namus cinayetlerine kadar uzanan şiddetli önlemler alınırken, belli bir para ve ün düzeyine geldiğiniz zaman; toplum aynı durumu hoşgörebiliyor. Benim dikkatimi de bu çekti. Yani toplumun değerlendirmesindeki değişimler.</p>
<p>KÖYDEN KENTE GÖÇ = BASKI VE YALNIZLIK</p>
<p>Bu değişimin sebebi ne olabilir sizce? Köyden kente göç dalgası oldu, gelirler arasındaki uçurum derinleşti, ekonomik krizler yaşandı. Bu faktörlerin değişimde payı var mıdır?<br />
Prof. Dr. Oskay: Bireylerin davranışları tek başlarına, kendileri aldıkları kararlarla, değer yargılarıyla ilgili değildir. Bireylerin davranışları; ekmek parasını kazanması, işinde kalabilmesi, çocuğunun itibarlı bir evlilik yapabilmesi için toplumun hangi kesimleriyle ilişkiliyse veya ilişkili olacaksa, o kesimlerin davranışlarındaki değişimlere göre yön bulur.</p>
<p>Sonuçta birey tek başına sosyal dünyasından tecrit edilerek yaşamıyor, bir toplum içinde yaşıyor. Ve bu toplumun baskısı; bir yandan kente göç dediğimizde anonimleşen sosyal ilişkilerden ötürü görünmez hale gelirken, bir yandan da kentteki yaşam, köydeki yaşama oranla, herkesin kalabalıklar içinde ve aynı anda gözlerden uzakta yaşayabilmesi anlamına geliyor. Böyle bir 'negatif' özgürlükle birlikte, artık kente giren insanın, imece usulü yardımlaşabileceği bir komşusu kalmamıştır. Bahçesinden toplayacağı sebzesi yoktur.</p>
<p>Kente geldiği zaman, piyasa ekonomisi dediğimiz, kentteki hayatın totalitesinin işlediği en can alıcı alan ile tanışır. Bu nedenle kentte hem büyük bir negatif özgürlük var gibi gözüküyor, hem de korkunç bir baskı var.</p>
<p>Bu baskı; toplumsal hayatın değişik bir biçimde örgütlenmesi ile ortaya çıkan, ilk etapta gözle de görülmeyen sosyal bir baskıdır. Bu nedenle kızınızın da Gülben Ergen'in yolunu izleyip izlemeyeceğini 30 yıl önce kasabalı olarak düşünürken, şehre geldiğiniz vakit başka türlü düşünmeye eğilim gösterirsiniz. Daha doğrusu, kasabada yaşayan bir insan, çocuğunun Gülben Ergen'in geçtiği yaşamdan geçmesini istemezdi. Şimdi öyle görünüyor ki, eğer sonuç Gülben Ergen kadar başarılı olacaksa, sıradan insanların çoğu, çocuğunun da aynı serüvenden geçmesini, ama başarılı bir sonuca ulaşmak şartıyla, ister gibi görünüyor.</p>
<p>ZENGİNSENİZ, SİZE BAKIŞ AÇISI HEMEN DEĞİŞİR</p>
<p>Değişimin sebebi nedir?<br />
Prof. Dr. Oskay: Bu 1870'lerde Avrupa'da oluşan modern toplumun, 1950'lerden sonra bizim hayatımızda hissedilir derecede payını artırmasından kaynaklanıyor. Artık iffet, namus, başarı gibi kavramlar, toplumun size vereceği nimetlerden alabileceğiniz payla ölçülüyor. Büyük pay alıyorsanız, kimse size "namussuz" falan demez. Ama az pay alıyorsanız, toplum bütün öfkesini sizden çıkartır. Kızınız için, sizin için kötü laf söylerler, kahvede rahat oturamazsınız. Ama büyük payı alıyorsanız, o zaman zaten mahalle kahvesinde oturmazsınız, kulüplerde oturursunuz. Kulüplerde de herkes birbirini bambaşka şekillerde yargıladığı için sorun yaşamazsınız. Bu da toplumun değişmesini gösteriyor.</p>
<p>Bu değişimde medyanın rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?<br />
Prof. Dr. Oskay: Medya bu değişimi 'olumladığı' için etkili oldu. Medya bu değişimi kendisi yaratmadı. Kişiliğimizin nasıl oluşacağı, nasıl şekilleneceği konusunda medyanın çok etkin bir konumu var. Ama kişiliğimizin değişimesinde zaman bakımından ilk faktör; 'konunun medyadaki yeri', yani yayın politikası değişimi falan değil. Bu, hayatın özündeki değişmedir. Medya, hayatın bütünündeki bu değişmeyi yakaladığı anda, bunu olumlar. Bunu olumlayarak da, hem kendisi yaşamını sürdürür, hem de o olumladığı değişim sürecine katkıda bulunmaya başlar. Yani "Medya masumdur" demiyorum, ama medya, bilinçli olarak yola çıkıp da, "Dur ben insanları böyle yapayım, toplumu şöyle değiştireyim" demez. Sadece toplumsal hayatın kendi totalitesindeki değişmeleri destekler. Bu değişmeler ülke içindeki faktörlere, ülkenin dünya ile etkileşimindeki faktörlere bağlıdır.</p>
<p>Biz eğer bahsettiğim bu süreci gönlümüzün istediği kadar olumlayamasaydık, o zaman medyayı suçlardık. Sonuçta medyanın 'suçlanmaması' gerekmiyor. Ama varolanı da medya yaratmıyor. Medyanın günahı; yaratılan bu birikimin üstüne bir tuğla eklemeyi maharet sanması.</p>
<p>TÜRKİYE ARTIK VERİMSİZ BİR TARLA GİBİ</p>
<p>Medya neden böyle yapıyor?<br />
Prof. Dr. Oskay: Medya bugün eğer sorumsuzsa, 27 Mayıs 1960 devriminden sonra toplumun iyi bir döneme girme ümidi varken, 1965'ten itibaren bu beklentilerin geride kalması, 1972-1973'ten itibaren 12 Mart'ın baskıları, 1980'lerde görünürde Kenan Evren ve arkadaşlarının yaptığı darbe yüzünden. Bütün bunlar, sosyal ve kültürel uyanışın biraz hızlı gittiğinden şikayet eden belirli çevrelerin baskısıyla heveslendirilmiş girişimlerdir. Bu girişimler, Türk toplumunun gelişmesini tıkadı. Sendikal hayatı sona erdirdi, üniversiteleri darmadağın etti, okur-yazarlara ceza verdi, toplumun değişmesini biraz yüksek sesle söyleyen genç insanlar asıldı.</p>
<p>Daha başak vermeden kökünden çiğnenen bir buğday tarlası düşünün. Bu tarla, bugün Türkiye. Hırsızlığı var, işsizliği var, umutsuzluğu var, herşeyi var... Bu tarladan artık bu çıkıyor. Bu yüzden bazı illerde bazı olaylar oluyor, bu olayların arkasında kimlerin olduğuna dair fikirler yürütülüyor. Bu durum bile toplumun ne kadar umutsuz, ne kadar bilinçsiz, ne kadar hırpalanmış olduğunu gösteriyor. Toplumun bu kadar kışkırtılmaya, bu kadar tahrike hazır olması bile kendi başına çok anlamlı. Ama bir tarafta bu durum varken, mesela bir tarafta da Gülben Ergen olayı var.</p>
<p>Yani magazin ön planda.<br />
Prof. Dr. Oskay: Eğer para kazanma yönetiminiz fazla rafine değilse, o zaman aşkın biçimi de fazla rafine olmuyor. Herhangi bir insanı hırpalamak için konuşmuyorum. Adnan Menderes'in sevgilisi vardı. Ne kadar asil bir insan olduğunu hatırlayan hatırlar. Ama bugün bunlar çıkıyor. Neden? Çünkü bu haberleri izleyen insanlar, böyle sevgiden anlayacak adamlar. Hayatında iyi müzik dinlememiş, bir konsere gitmemiş, doğru dürüst kitap okumamış insanların egemen olduğu bir ekonomik düzen içinde, sanat da böyle oluyor, kültür de böyle oluyor, TV de böyle oluyor, medya da böyle oluyor.</p>
<p>Peki hiç mi eleştirmeyeceğiz? Eleştireceğiz tabi. Medya, zamanında bunlardan fazla rahatsız olmadı. 'Magazin' dedi geçti. Ama şimdi medyanın tamamı magazin. "Bütçede açık şu kadar" derken bile; işin magazin tarafı ön plana çıkıyor. Daha da acısı; eskiden bu gibi haberlerin sayfası ayrıydı. Ama artık bu haberleri ekonomi sayfasında, siyaset sayfasında vermek, toplumun en önemli problemlerinin 'görülmemesini' sağlamayı da egemen tutan bir yayın politikası.</p>
<p>TÜRKİYE'DE SOSYAL PATLAMA OLMAZ</p>
<p>Medyanın bu anlayış değişikliğinde toplumsal yapıdaki değişim kadar, ekonomik ve politik baskının da payı var mı?<br />
Prof. Dr. Oskay: Bunların hepsi içiçe. 27 Mayıs devrimi ve planlı kalkınma ile; Türkiye'nin haysiyetli bir yoldan daha çok kendi iç kaynaklarına dayanarak, belli bir zaman sonra İtalya'nın düzeyine erişmesi planlanıyordu. Ama iktisatçıların dediği gibi planlı ekonomi değil, alışveriş listesi tarzında bir ekonomi ön plandaydı, "Şu sektöre bu lazım, bu sektöre de şu gerek" deniliyordu. Ama bu işin maliyeti; yine en verimli yerlere yönlendirilemeyen yatırımlara patladı. Yani efkarından, işsizliğinden, çocuğunu okutamamaktan kendini sigaraya veren fakir fukaraya. Zaten tüm yük onlara biniyor.</p>
<p>Son 10 senede toplum; üretkenliğini artırarak zenginleşmek yerine, üretkenliğini artıramayan, ama kötü çalışma koşullarıyla iş yaparak birşeyler üreten, bunu öğreten insanlar ortaya çıkardı. Böylece Türkiye'de milyonlarca insan çarçur ediliyor.</p>
<p>Hiç anlamadığı halde adam zeytin toptancısıyken, banka kuruyor. Kurduğu banka da yetmiyormuş gibi, bir de Kıbrıs'ta banka açıyor. Rengarenk paraları aklayarak, hayali ihracatla ve vergi kaçırarak hayatını geçiriyor. Benim ödediğim vergiyi, orta büyüklükte bir ticaret erbabı ödemiyor. Kim ödüyor? İşsizler, memurlar ödüyor.</p>
<p>Bir kuruma birkaç eleman alınacağı vakit, başvuran binlerce insan, stadyumlarda imtihana giriyor. Bunları görebilmek için peygamber olmaya gerek yok. Kendi geleceğini düşünen insanın, ülkenin de genel olarak refahının artmasının gerekliliğini bilmesi lazım.</p>
<p>Zenginler şimdi içinde yaşayacakları siteler yapıyorlar, kale gibi duvarları, güvenlik elemanları falan. Bu toplumdan korktuklarına göre, topluma karşı bir suç olduklarını ve bunun da bilincinde olduklarını gösteriyorlar.</p>
<p>Türkiye'de büyüyen bir gelir uçurumu var ve işsizlik sorununa da çözüm bulunamıyor. Bu durum, bir sosyal patlamaya yol açabilir mi?<br />
Prof. Dr. Oskay: Bizim tarihimize baktığımız vakit, patlama çatlama diye birşey yok. Bu tarz patlamaları; düzenli, bilinçli, örgütlü ve daha özgürlükçü bir toplum inşa etmek isteyenler yapar. Bizde ise; bu tarz plan program olmadan fevri, spontan bazı hareketler olur. Ama geçmişe baktığımızda bunlar da, mevcut durumu daha kötüye sürüklemiş. Köylü isyanları, Celali isyanları gibi...</p>
<p>Bugüne baktığımızda, böyle bir isyan olmaz. Bilinçlenmemiş, eğitim görmemiş halk homurdanır. Niye homurdanır? "Sıra ne zaman bana gelecek, ben ne zaman çalacağım, yedi sülalemi nasıl kurtaracağım?" diye homurdanır. Bu nedenle halkın homurdanması hiç de makbul birşey değil.</p>
<p>Homurdanma öncesinde de bir 'haset kültürü' vardır ve bu kültür, çok alçakça bir biçimde yaşanır. Seni soyup soğana çeviren hükümetleri, başbakanları, bakanları eleştirmeyi hiç düşünmezsin. Ama senin 10 tavuğun varsa, 15 tavuğu olan komşunun tavuklarını zehirlersin. Bu nedenle toplumda, daha iyi bir topluma yönelik bir model düşünecek, onu savunacak, ona erişmek için siyasal ve kültürel faaliyetlerde bulunacak bir yapının gelmesi çok zor.</p>
<p>HERKES YOLUNU BULMA DERDİNDE</p>
<p>İçinde yaşadığımız tüketim toplumu bizi nereye götürüyor?<br />
Prof. Dr. Oskay: Bu seyir böyle sürer. Bir bakkal batar, yenisi çıkar. Ama bakkallar birleşip güçlerini artırmazlar. Ya da bin bakkalın 500'ünü kapsayacak daha farklı bir ekonomik yapılanma olmaz. Boy boy marketler olur. Bir de bakarsınız bütün Türkiye'de, bunun kaymağını yiyen birkaç aile vardır. Bakkal da, bakkal olarak veresiye hesapları ile başbaşadır. Bu nedenle herkesi memnun edecek bir toplumsal sistemin, 'farklı' bir toplumsal sistem olması gerekir. Bakkalın da, büyük holdinglerin de vergi kaçırmaması gerekir, haksız yere milletin sırtından himaye görmemesi gerekir. Kapitalist sistemin de kendi içinde dürüstlükle çalışacağı bir yasal çerçeve olması gerek.</p>
<p>Avrupa'da da bankaların hepsi hayırlı kurumlar değil. Zaten bankalar, büyük paraların acımasızlığını temsil eden kurumlardır. Ama bizdeki gibi, hiç bilgisi olmayan bir adam banka alıp, birkaç yıl içinde bir ilin en büyük zengini olmuyor. Türkiye'de bir koruma-kollama zinciri var. Bir bakıyorsunuz adam binbir çeşit yolsuzluk yapmış. Sonra birkaç sene sonra bir bakıyorsunuz, hakkındaki suçlamalardan beraat etmiş. Bu beraati sağlayan; toplumun kendi egemenlik yapısı ve bu yapı, neredeyse sadece kanunların dediği değil, halkın anlayışındaki bu olumsuz değişmeden ötürü halkın çoğunluğunun da tercihi. Ama bunlar, vicdanen ve hukuken beraat etmesi mümkün olmayan insanlar. Halk bunları olumlu buluyorsa, bunun anlamı, "Sıra bana ne zaman gelecek, bir banka da ben hortumlayamaz mıyım?" demektir.</p>
<p>Adam sümüklüböcek toplayıp, kaloriferlerden artan kömür cürufları ile bunları sınırdışına çıkartıyor. Sonra bunları bir çukura döküp, birkaç gün içinde Türkiye'ye geri dönüyor. "Ne yaptın sen?" diye sorulunca da, "Fransa'ya salyangoz sattım" diyor. Namuslu bir toplumda, bu tarz bir olay sonrası kıyamet kopması lazım. Ama çok fazla kıyamet kopmuyor. Çünkü herkes kendi sırasını bekliyor, "Ben ne zaman salyangoz satarım?" diye umut ediyor. Bu iş toplumsal açıdan da çok ayıp yerlere gidiyorn. "Kızım ne zaman şarkı türkü yarışmasını kazanır, bir dizide rol alır" düşünceleri ön plana geliyor.</p>
<p>Handan Aybars</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Tönnies'in Cemaat Teorisi]]></title>
<link>http://rehabasogul.wordpress.com/?p=38</link>
<pubDate>Mon, 03 Mar 2008 18:06:33 +0000</pubDate>
<dc:creator>Reha Başoğul</dc:creator>
<guid>http://rehabasogul.wordpress.com/?p=38</guid>
<description><![CDATA[Mesele itibariyle, &#8216;Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için mi vardır?&#8217; sorusunun çık]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Mesele itibariyle, 'Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için mi vardır?' sorusunun çıkış mantığını irdelemektir, kısa ve öz olarak... Açarsak; sosyolog Ferdinand Tönnies'in topluluk ve toplum başlıklı araştırmasında yer alan teoride, gelenekçi ve modern çizgilerin içinde kollektif bir birlikteliğin ne gibi şeylerden etkilendiği ve buna göre bu birlikteliği bozmamak için, model olarak bir insan figürü(prototip) tasvir etmek istemiştir. Bu tip insanlar arasındaki bağlılığı da kan, mekan, fikir ortaklıkları olmak üzere ayırt etmiş ve aralarındaki ilişkinin esasında, tamamen bütünseli korumak adına gerekli olan çıkar ilişkisini organik ya da psikolojik değil, mekanik bir düzenekle işlediğini savunur.</p>
<p>Araştırma başlığından da anlaşılacağı gibi, ortada bir toplum bir de topluluk vardır ve farklı nüanslardan oluşmuşlardır, topluma baktığında irade; yönetim, bilim, sanayi, ticaret, hukuk, gibi öğelerle varken, topluluklar; hobiler, rütin ev işleri, kendini gerçekleştirme, aile, din gibi öğelerle vardır ve topluluk ile toplumun birbirine zıt olarak davranması sözkonusudur ki sorunlar da bu çatışmadan ileri gelmektedir. Geleneksel ve modern toplumlar arasında ise bu farklar ve çatışmalar daha da barizdir...</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Başörtülüyüz]]></title>
<link>http://yakaza.wordpress.com/2008/02/03/basortuluyuz/</link>
<pubDate>Sun, 03 Feb 2008 08:48:01 +0000</pubDate>
<dc:creator>yakaza</dc:creator>
<guid>http://yakaza.wordpress.com/2008/02/03/basortuluyuz/</guid>
<description><![CDATA[Kardeşinizden, öğrencilerinizden, doktorunuzdan, avukatınızdan, annenizden, dizi izleyicinizden]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;" class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">Kardeşinizden, öğrencilerinizden, doktorunuzdan, avukatınızdan, annenizden, dizi izleyicinizden, köşe okurunuzdan, yardım kampanyası katılanınızdan, köşedeki börekçiden, duvarınızdaki resmin ressamından, başucu kitabınızın yazarından, vapurdaki niyetçiden, trende örgü ören temizlikçiden, sinemada yan koltuk komşunuzdan, konserlerde sizinle eğlenen gençlerden ve daha birçok kadın kimlikten size bir<span>  </span>mesaj var. Şimdi bütün önyargılarınızı bir kenara koyup ya dinlersiniz bizi ya da felaket tellallarına, darbe sevdalılarına, korku kumkumalarına, samimiyetsiz perdeler altında planlar kuranlara can kulak kesilirsiniz. Ama bilesiniz ki bizler kaldığımız yerden devam edeceğiz kimliğimizi yaşatmaya. Sizinle ya da sizsiz… Ve unutmayın ki “Kahredenden ziyade Sevilenden korkulur”. Yüreklerinizi dinleyin bir köşede saklı tuttuğunuz bize ait sevgi tohumlarını farkedeceksiniz. </font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Bizler varlıklarımızı hiçe sayarak, bizlere yapıştırdığınız sanal kimliklerin taşıyıcısı değiliz</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Karşınızda, önünüzde ya da arkanızda değiliz</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Korkularınızın sebebi, faili meçhullerinizin katili değiliz</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Değişmeyen kanun maddelerinin muhalifi değiliz</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Ne dine ne siyasete alet ettikleriniz bizler değiliz</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Demokrasiye, yasalara, ilkelere karşı değiliz.</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Dağlarda evlatlarınıza kurşun sıkan bizler değiliz</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Ödüllü romanlarınıza, filmlerinize, başarılı sanatçılarınıza dil uzatan bizler değiliz</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Bizler Sizin babaanneleriniz anneleriniz nineleriniz değiliz</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Eğitim için onlarca kilometre mesafe katederek anadolunun köylerinden gelenleriz</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* İstanbul da doğup büyümüş, bu ülkenin her toprağını vatan bilenleriz</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">*Dogmalarla, mahalle baskılarıyla, korkularla başını örten bir gençlik değiliz</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">*Bilerek, isteyerek, yaşarak ibadet ve eğitim özgürlüğünü talep eden bireyleriz</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Bütün hemcinslerimiz ve karşı cinslerimiz, akranlarımız ve büyüklerimiz gibi sadece eğitim isteyenleriz</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Kara renkli, kara düşünceli beyinlerin ülkelerinden göç ettirdikleri dahi beyinleriz</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Özgürlük savunucularıyız. Ellerine kelepçe vurulan karşı görüşlerin sesleriyiz kimi zaman </font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Kimi zaman sadece susup bekleyenleriz</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Örtümüzün şekli sizin moda akımlarınızın ya da siyasi simgelerinizin ürünü değil</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Bizler renklerin ve şekillerin imgelerin ve simgelerin taşıyıcısı olmadığımız gibi savunucusu da değiliz</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* İğnelerin, fiyonkların, bonelerin derdinde değiliz.</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Şekillerde takılı kalan, at gözlüklü tasvirlerinizin öznesi değiliz</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Gökkuşağı hayranlarıyız, bazen bahar dalı çiçekler bazen Salvador Dali resimleri taşırız başlarımızda </font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Memleket şiirleri yazarız satır aralarında</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Umut türküleridir dökülen dudaklarda </font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Aynı evde birlikte büyüdüğümüz başı açık kardeşlerimizden farklı değiliz rüyalarımızda </font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Yalnız değiliz, çaresiz değiliz, geride kalmış değiliz.</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Yardıma muhtaç değiliz. Yönlendirilmiş, sindirilmiş baskı altında tutulmuş değiliz.</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* İnançlı yüreklerimiz çağlayanlar gibidir ama bizler sizin setlerinize yenik düşmüş değiliz.</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Öteki değiliz, ötekileştirdiğiniz değiliz.</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Diğerleri değiliz </font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* -Cı</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* -Cu</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* -ist</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* - sist </font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">Eklerinizin tamamlayıcısı değiliz</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">*<span>  </span>Türban, başörtüsü, eşarp kavramları arasına sıkışmış rüzgârla yön bulan yaprak değiliz</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Dersliklerinden kovulan, sınavlarından şekli sebebiyle atılan, okul önlerinde görüntülemek istenenleriz</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Herkesin sesi olmaya odaklanmış ana haber bültenlerinde unutulanlar değiliz, Gazetelerin köşe yazılarında es geçtikleriniz, es geçmeyenleri de susturduğunuz ve görmezden gelmeye çalıştıklarınızdan değiliz. </font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">* Bölgesel, sınıfsal, kitlesel değiliz. Aykırı, sapkın, aşırı değiliz</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3" color="#000000" face="Times New Roman"></font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><font size="3"></font><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">—Tekiliz ,—Bireyiz,—Kişiseliz,—Kadınız,— Genciz</font></b></p>
<p class="EC_MsoNormal"><b><span style="font-size:14pt;"><font color="#000000"></font><font face="Times New Roman">—SİZLERDEN FARKLI DEĞİLİZ</font></span></b></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[-Benimle evlenir misin?]]></title>
<link>http://yorumlayanlar.com/2007/11/25/benimle-evlenir-misin/</link>
<pubDate>Sun, 25 Nov 2007 03:00:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>Ebru</dc:creator>
<guid>http://yorumlayanlar.com/2007/11/25/benimle-evlenir-misin/</guid>
<description><![CDATA[
Yazan: Ebru &#8216;Şebzindedâr&#8216; Akman
Yazıma size bir yalan söyleyerek başlayayım. Ben ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><a href="http://yorumlayanlar.wordpress.com/files/2007/11/22853442.jpg" title="man proposing"><img src="http://yorumlayanlar.wordpress.com/files/2007/11/22853442.jpg" alt="man proposing" /></a></p>
<p class="MsoNormal"><strong>Yazan:</strong> Ebru '<a href="http://yorumlayanlar.com/2007/02/01/ebru-akman-kulliyati/">Şebzindedâr</a>' Akman</p>
<p class="MsoNormal">Yazıma size bir yalan söyleyerek başlayayım. Ben hayatım boyunca evlenmeyi aklımın ucundan bile geçirmedim. Yalanım acaba hangisi, size yalan söyleyeceğimi söylediğim cümle mi, zira yazım o cümle ile başlıyor yoksa yalan olması daha muhtemel gibi görünen ikincisi mi?<!--more--></p>
<p class="MsoNormal">Evde kalmış, daha kurumamış ama büyük ihtimalle kuruyacak bir kızdan okuyorsunuz bu cümleleri desem, istihza ile gülümsersiniz değil mi? Aklınızda hiçbir şey geçmese bile “Kimse almadı mı seni?” diye geçer. Biri beni almalıdır, çünkü ben pazarcı tezgahında birinin beni eve götürmesini bekleyen bir elmayım.</p>
<p class="MsoNormal">Bu satırlar evlilik iyidir ya da kötüdür kararını vermek üzere yazılmıyor. Bu satırlar düğününde giyeceği gelinliği bile 12 – 13 yaşlarında kararlaştırmış, sonra “mecburen” okumak zorunda kalmış, bu okuduklarından zerre kadar bir şey anlamamış, diplomaları olmayan kadınlarından hiçbir farkları olmayan yani eğitimin kâr etmediği kadınların, hayatları boyunca “biri gelse beni tezgahtan alsa” diye diye beklemeleri üzerine nihayet biri onları aldığında evliliklerinin niye hiçbir şeye benzemediğini, tam da bu gruba anlatmak üzere yazılmaktadır.</p>
<p class="MsoNormal">Biraz evrimden bahsedelim: kadın ve erkek birbiriyle çakışan hatta ters yönlere giden evrimsel amaçların mamulleridirler. Bunlar benim değil, “Erkeğin Karanlık Yüzü<a href="#_edn1" title="_ednref1" name="_ednref1"><span class="MsoEndnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:'Book Antiqua','serif';">[i]</span></span><!--[endif]--></span></span></a>” kitabının yazarı Michael p. Ghiglieri’nin. Olduğu gibi benimsiyorum. Bu amaçların ayrıntılarını gidiniz bu kitaptan okuyunuz ben üçüncü sayfadan sonrasını okumadım, ukalalığımdan elbette. Ben, yıl be yıl tefekkürün, istişarenin üzerine çıkarsadıklarımla özetleyeceğim bunları. Efendim, kadın ve erkek üremek ister çünkü tür devam etmelidir. Bunu anladık, erkeğin binlerce seks partnerine karşılık kadının yavrulamak için yılda en fazla bir seks partneri olduğu kısmını da bilmiyorsak bile tahmin edebiliriz (bkz. kedilerin 9 hafta, insanların 38 hafta kuluçka süreleri). Sonra tabii off-spring’i<a href="#_edn2" title="_ednref2" name="_ednref2"><span class="MsoEndnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:'Book Antiqua','serif';">[ii]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> korunma büyütme işi var, zaten aşkın ömrü de üç yıl vs. vs. vs.</p>
<p class="MsoNormal">Sonra, BBC’de de izlemiştim kadınlar bir erkekle birlikte olup olmayacaklarına, temelde ondan çocuk yapıp yapmayacaklarına erkeği gördükleri andan itibaren dört dakika içinde karar verirlermiş. Erkeklerin buradaki seçme hakkı hem kendi doğaları hem de olayın doğası itibariyle kısıtlı, ondan bahsetmeyeceğim bile.</p>
<p class="MsoNormal">Bu da iki oldu. Binaenaleyh, evrimci kuram açısından her bir sevişme aslında türemek (tür ve üremek) için birer eylemdir. Tabii hormonlardı; aşktı; seviyoruz, ebediyen birlikte olacağızdı; yakınlık<a href="#_edn3" title="_ednref3" name="_ednref3"><span class="MsoEndnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:'Book Antiqua','serif';">[iii]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> kısımları var ama geçelim onları bu yazılık, lütfen!</p>
<p class="MsoNormal">Bir de erkek asla emin olamaz ama kadın hep bilir o bebeğin babası kim tarafı var. Bu, evliliğin yani uzun süreli tek eşli ilişkinin ortaya çıkış nedenlerinden ilki. Sonra ortalıkta genç genç kızlar dolaştıkça yaşı geçen ve doğurmaktan ve yıllar yüzünden pörsümüş diğer kadınların da hâlâ sevişmek istemesi ve çocuklarının babalarını evde tutma ihtiyacı da evliliğin bir kurum olarak anılmaya başlanıp kafalarımıza bu şekilde kazınmasının ikinci nedeni. Buradan sonra üçüncü hatta bininci nedeni bile söylemek mümkün ama ihtiyacım olan şeyi bu kadarı verecek bana. Bu şey de: evliliğin kadınlar ve erkekler tarafından ortaklaşa bir şekilde devam ettirilen bir kurum olduğu. Tam bir danışıklı dövüş, ortak kararname, hatta kanun hükmünde kararname. Erkeğin bu hesaptaki cürümlerini sıralamayacağım. Sevdiğim bir arkadaşımın tabiriyle cinsiyet kusuru<a href="#_edn4" title="_ednref4" name="_ednref4"><span class="MsoEndnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:'Book Antiqua','serif';">[iv]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> deyip geçeceğim bu seferlik. Ben kendi cinsimi bu girdaptan kurtarma çabasındayım, en azından kurtulabilecek, nasır tutmamış dimağları.</p>
<p class="MsoNormal">Efendim, bu kız çocuklarımız, akrabalarının düğünlerine melek kisvesi altında gelinlikle götürülürler, ilkokul-ortaokul-lise ve dahi üniversitede defterlerinin kenarlarında kalpler çizilidir, pembeye bir düşkünlükleri vardır, tüylü kalemdi bilmemneydi hep bu grup kızlar satın alsın diye üretilmiştir, ayrıca her şeyin satıldığı o dükkânlardaki eteklerine evdeki fazla alışveriş torbalarının sokuşturulduğu kız bebekler de onlar için üretilmiştir. Masallar da… ve sonra pamık prensesle prens evlenmişler, külkedisini prens almış saraya götürmüş, rapunzeli saçından tuttuğu gibi düğün halayına katmış prins çarming, prenses fiyona şirekle evlenmiş gibi. Bu masallarda varolan prens ejderha dövmekten, kuleye tırmanmaktan, büyü bozmaktan başka bir işe yaramaz. Masalların unutulan tarafı (yoksa masal olmazlardı) ise bu insanların sonsuza kadar mutlu yaşadıkları kısımların ayrıntılarının verildiği kısımlardır. Mesela pamuk prensesin kocası pamuk kral eve geç geldiğinde kavga etmiyorlar mıydı? Ya da rapunzel’in kuaför masraflarına kocası kral rapuzel zengin bir kral olduğu için sesini çıkarmıyor muydu? Önce külkedisi sonra Sindirella olan prenses sürekli cam ayakkabı almaya nereye gidiyordu ya da ayakkabının topuğu kırıldığında ayağına batan cam parçaları için sürekli estetik cerrahi masrafları kraliyetin hazinesinden mi prensesin mutfak harçlığından mı karşılanıyordu?</p>
<p class="MsoNormal">Bu kısımlardan kimse bahsetmiyor, sonsuza kadar nasıl mutlu yaşanır kimse anlatmıyor. Masalların en önemli kısmı sümenaltı edilmiş gitmiş.</p>
<p class="MsoNormal">Biraz da psikolojinin 50’lerden kalma bir akımına bakalım. Der ki Gestalt psikolojisi “bütün, parçalarının toplamından daha büyüktür”. Bunun dışında bir de bu bütünün yaşamdaki her durum, duygu ve ilişki için tamamlanması gerekliliğinden yoksa içimizde kalacağından bahseder. Ayrıntılar yine gereksiz. Benim bunca yıl kadınlık tecrübem ve kadınlarla olan mesaimin ardından çıkarsadığım şey şudur: kadın birlikte olup olmayacağına ilk 4 dakikada karar vererek başladığı Gestalt döngüsünü, tamamen hatalı bir şekilde, evlendiği yani gelinliği giydiği gece tamamlanmak üzere kuruyor. Düğünden ya da nikâhtan sonra, artık üremek erkeğin ve kendisinin aslî görevi olduğu için Gestalt döngüsüne dâhil edilmiyor. Zira evlenip birinin karısı olmak, bunun sonucunda da anne olmak kadınlık şablonunun/stereotipinin son ve en zayıf halkasıdır. Ayrıca anne olmak cennete gitmek için de piyano biletidir, annelerin ayakları altında olduğuna göre. Hele üredikten sonra çocuğuna “aşkım” gibi hitabet sözleri kullanan kadınlar, ikinci çocuğa kadar kocalarının varlığını unutuyorlar.</p>
<p class="MsoNormal">Bu, Sören’in<a href="#_edn5" title="_ednref5" name="_ednref5"><span class="MsoEndnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:'Book Antiqua','serif';">[v]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> geleceği yad etmek ve geçmişi umut etmek diye tabir ettiği sözlerine götürüyor beni. Kadınlar hiç yaşamadığı bir geleceği yad etmeye devam edip, çocukluğundan itibaren eskittiği ve şimdiki zamana pek işinin düşmediği bekarlık zamanlarından sonra geçmişi umut etmeye başladıkları bir döneme girerler. O kadar mutsuz olurlar ki, etraflarında mutlu olmaya niyeti olan zavallı bir kaktüsü bile soldururlar.</p>
<p class="MsoNormal">Aslına bakınca, kız çocuklarına tasallut eden bu melanet kimseyi memnun etmiyor. Şimdiki anların öneminin kaybolduğu, mutlaka gizli bir ajandanın olduğu, istediği şeyin o olduğunu sanıp aslında ondan çok uzakta bir yerde olmayı isteyerek yaşanan bir hayat kaybedilmiş bir hayattır. Milyonlarca hayat kaybediliyor bu şekilde. Bu tarihin en büyük katliamıdır. Bu şekilde evlenmiş, nafile yaşayan, yakın bir zamanda alnına bir öpücük kondurulmamış ve o öpücük için evde çıkarmadığı çıngar kalmayan milyonlarca kadın var bu ülkede. Böyle bir hayata kimse mahkûm edilmemeli. Bir kız çocuğunu evlilik hayalleri ile büyütmek insanın evladına yapabileceği en büyük kötülüktür, onu sanattan, erkekten, yemekten ve kendinden zevk alan bir insandan çok bir gizli ajan yapmaktır bu. Karşısında oturan adama “neden hâlâ evlenme teklif etmiyor?” diye bakmak ve bunu açıkça ifade etmenin küçük düşmek olduğunu düşünerek yaşamak ne ağır?</p>
<p class="MsoNormal">Artık siz karar verin, yalan bu yazının neresinde?</p>
<p class="MsoNormal"> <!--[if !supportEndnotes]--></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />  <!--[endif]--></p>
<p class="MsoEndnoteText" style="line-height:normal;margin:0 0 0.0001pt;"><a href="#_ednref1" title="_edn1" name="_edn1"><span class="MsoEndnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:'Book Antiqua','serif';">[i]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> Phoenix Yayınları, 2007</p>
<p class="MsoEndnoteText" style="line-height:normal;margin:0 0 0.0001pt;"><a href="#_ednref2" title="_edn2" name="_edn2"><span class="MsoEndnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:'Book Antiqua','serif';">[ii]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> yavru, kendinden doğan, döl</p>
<p class="MsoEndnoteText" style="line-height:normal;margin:0 0 0.0001pt;"><a href="#_ednref3" title="_edn3" name="_edn3"><span class="MsoEndnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:'Book Antiqua','serif';">[iii]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> intimacy</p>
<p class="MsoEndnoteText" style="line-height:normal;margin:0 0 0.0001pt;"><a href="#_ednref4" title="_edn4" name="_edn4"><span class="MsoEndnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:'Book Antiqua','serif';">[iv]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> gender defect</p>
<p class="MsoEndnoteText" style="line-height:normal;margin:0 0 0.0001pt;"><a href="#_ednref5" title="_edn5" name="_edn5"><span class="MsoEndnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoEndnoteReference"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:'Book Antiqua','serif';">[v]</span></span><!--[endif]--></span></span></a><span>  </span>Kierkegaard</p>
]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
