<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>taraf &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/taraf/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "taraf"</description>
	<pubDate>Mon, 13 Oct 2008 22:18:37 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Guţă - Informer?!]]></title>
<link>http://uzzytm.wordpress.com/?p=906</link>
<pubDate>Sun, 12 Oct 2008 09:03:35 +0000</pubDate>
<dc:creator>VaLy</dc:creator>
<guid>http://uzzytm.tr.wordpress.com/2008/10/12/guta-informer/</guid>
<description><![CDATA[Deci am trăit să o văd şi pe asta!!!Incredibil &#8220;marele&#8221; Guţă nici nu cred că şti]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Deci am trăit să o văd şi pe asta!!!Incredibil "marele" <strong>Guţă</strong> nici nu cred că ştia el că "semplează" după <strong>SNOW - INFORMER</strong>.Ci cred că el "s-a inspirat" după <strong>Arash</strong>, care la rândul lui s-a luat după <strong>Snow</strong>.Ideea e că azinoapte, obosit fiind butonam la TV, ca să găsesc ceva să mă adoarmă, şi m-am blocat pe tarafu cocalarilor, auzind ritmurile din <strong>Informer</strong> a lui <strong>Snow</strong>.Check this out!Care pe care copiază? :twisted:</p>
<ul>
<li><strong>Nicolae Guţă şi Play Aj  - Sunt Tare</strong></li>
</ul>
<p><strong></strong><strong><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/W6zkgzdhaJM'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/W6zkgzdhaJM&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span><br />
</strong></p>
<ul>
<li><strong>Arash feat. Aneela - Chori Chori</strong></li>
</ul>
<p><strong><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/rrKI242pNdA'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/rrKI242pNdA&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></strong></p>
<ul>
<li><strong>Snow - Informer</strong></li>
</ul>
<p><strong><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/NtILxBszyf8'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/NtILxBszyf8&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></strong></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Genç Subaylar-Ahmet Altan]]></title>
<link>http://milenayorum.wordpress.com/?p=84</link>
<pubDate>Sun, 21 Sep 2008 20:51:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>milenayorum</dc:creator>
<guid>http://milenayorum.tr.wordpress.com/2008/09/21/genc-subaylar-ahmet-altan/</guid>
<description><![CDATA[Ben askerdeyken çok sevdiğim, babayiğit, hoşsohbet bir yüzbaşım vardı.
“Bütün teğmenler]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ben askerdeyken çok sevdiğim, babayiğit, hoşsohbet bir yüzbaşım vardı.</p>
<p>“Bütün teğmenler Harp Okulu’ndan birer Napolyon olarak çıkar” derdi.</p>
<p>Gerçekten de genç bir subayın okuldan mezun olup, omuzlarına ilk yıldızını, beline altın yaldızlı meçini taktığı günü düşünsenize.</p>
<p>İçi hayallerle doludur.</p>
<p>Başı diktir, göğsü şişkin, artık bambaşka bir âlemin kahramanıdır o, gideceği ilk kıtadaki erlerinin “komutanıdır”, savaşlara katılacaktır, ülkesini kurtaracaktır, ailesine, ülkesine, sevdiklerine layık olacak, onları koruyacaktır.</p>
<p>Güven ve gururla yürür yollarda.</p>
<p>Annesi o ilk günün şerefine ona en sevdiği yemekleri yapmıştır, babası açıkça bir şey söylemese de oğlunun subaylığıyla “iftihar” ettiği her halinden bellidir, çocukluğu boyunca beklediği o gizli saygıyı belki de ilk kez o gün görür babasından, akrabalar, komşular kutlamaya gelir, mahallenin genç kızları o geçerken gözlerini süzerler.</p>
<p>O gün, başarıyı ve mutluluğu ruhunun her katresinde hisseder.</p>
<p>Bu, güzel bir duygudur.</p>
<p>Sadece bizim ülkemizde değil, dünyanın bütün ülkelerinde genç subaylar sanırım böyle hissederler.</p>
<p>Ülkesi için hayatını feda etmeye razı olmanın getirdiği sorumluluğu sevinçle sırtlanırlar.</p>
<p>Ve, her zaman, her yerde saygı görürler.</p>
<p>Bu saygıyı da hak ederler.</p>
<p>Çünkü “hayatlarını ortaya koyacakları” bir meslek seçmişlerdir.</p>
<p>Askerliğin bu yanı etkileyicidir gerçekten.</p>
<p>Bu yiğit ve fedakâr yanı.</p>
<p>Ama ne yazık ki bizim ülkemizde bu genç subayların, kökünü askerlik mesleğinden alan bu haklı sevinci ve gururu taşımasına çok fazla izin verilmez.</p>
<p>Çünkü onlara sadece “vatanları için sınırlarda dövüşmeleri” değil, bir de “aslında vatanın asıl sahiplerinin onlar olduğu” öğretilir.</p>
<p>Belki bu, genç subayların gururlarını biraz daha fazla okşar ama mesleklerindeki ilk çatlak da bu yanlış eğitimden kaynaklanır.</p>
<p>Çünkü vatanın asıl sahibi onlar olduğu için sadece askerliği değil, bir yandan da politikayı izlemeye başlarlar.</p>
<p>Politika konusunda ezberlenmiş fikirler edinmek, askerlik mesleğinin inceliklerine yeni unsurlar eklemeye uğraşmaktan daha kolay ve genç bir insan için çok daha çekicidir.</p>
<p>“Sivillerin” her an vatanı satabilecekleri, asla çok dürüst ve akıllı olmadıkları, cahil oldukları da söylenir onlara.</p>
<p>Kuşkuyla bakmaya başlarlar ülkenin sivil yöneticilerine.</p>
<p>Hayalleri sanırım bu noktada değişmeye başlar.</p>
<p>Sınırlarda hayatını oraya koyma, yiğitleşme, cesaret gösterme, askerlerini ve vatanını kurtarma hayallerine, devlete biçim verme, devleti yönetme hayalleri de karışır.</p>
<p>Sonra da adım adım kendi gerçek mesleklerinden uzaklaşıp politikanın tatsız sularında gezinmeye başlarlar.</p>
<p>Askerlikten çok politika konuşurlar.</p>
<p>O gururla dolu ilk günlerindeki askerlik hayalleri, günlük eğitimlerin biteviyeliğine sıkışıp solmaya koyulur, eğitim saatlerinden sonra konu artık politikadır.</p>
<p>Politik konulara abandıkça askerliğin o kutsal cesaretinden ve fedakârlığından uzaklaşıp sıradan meselelere dalarlar.</p>
<p>Üstelik akıllarında “düşmana” karşı dövüşme yerine, “bu akılsız sivillerin beceriksizliğine son verme” düşünceleri dolaşır.</p>
<p>Bir kısmı bunun için “gizli” örgütlere de girerler.</p>
<p>O gizli örgütler zaten bu ülkede çok eski bir geleneğin uzantısıdır.</p>
<p>12 Mart döneminde Selimiye’de gördüğüm bir sahneyi hatırlarım hep.</p>
<p>Mehmet’le birlikte o koca kışlanın önünde, bir sabaha karşı siyah bir arabayla götürülen babamın izini ararken başımızı kaldırıp, demir parmaklıklı pencereleri olan o büyük duvarlara bakmıştık.</p>
<p>Bütün parmaklıklarda beyaz eldivenler vardı.</p>
<p>Gözaltına alınan denizci genç subaylar, o parmaklıklara tutunup dışarıyı seyretmeye çalışıyorlardı.</p>
<p>Biz onları değil, sadece parmaklıklara asılı kalmış gibi görünen beyaz eldivenlerini görüyorduk.</p>
<p>O sahneyi hiç unutmadım.</p>
<p>Pencereler boyunca beyaz eldivenler.</p>
<p>Dün altı genç subay gözaltına alındı.</p>
<p>İçim bir cız etti.</p>
<p>Onların ilk günkü hayallerini, ailelerinin sevinçlerini, gururlarını düşündüm.</p>
<p>Onlar şimdi gizli bir örgütün üyesi olmaktan sorguya çekiliyorlar.</p>
<p>Suçlu bulunurlarsa bütün gelecekleri yanacak.</p>
<p>O kadar gençler ki içlerinde bir kötü niyet olma ihtimali yok.</p>
<p>Onlara “siz vatanın asıl sahibisiniz” denmişti, onlar da vatanın sahibi gibi hareket etmenin, gizli örgütlere katılıp vatanı “akılsız sivillerden” kurtarmak olduğunu sanmışlardı.</p>
<p>Yanlış bir eğitim, yanlış bir sonuç vermişti.</p>
<p>Daha önceleri de “darbe” girişimleri hazırlayanlar, gazetelere “genç subaylar rahatsız” diye manşetler attırıp, bir zemin yaratmaya uğraşmışlardı.</p>
<p>Şimdi anlaşılan o “genç subayları” bizzat işin içine sokmuşlardı.</p>
<p>Ne insafsızlar.</p>
<p>O çocukların hayatlarını söndürecekler.</p>
<p>Bu genç çocuklara rahat vermelerini istiyorum.</p>
<p>Onlar o okullara asker olmak için gittiler, bunun için okudular, bunun için çalıştılar, bırakın da asker olsunlar.</p>
<p>Onlara askerliği öğretin, politikacılığı değil.</p>
<p>Artık beyaz eldivenler asılmasın o demir parmaklıklara.<br />
<a href="http://www.taraf.com.tr/yazar.asp?mid=1965"></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Eleştiri / Zorla gazoz içirip, Üzmez’i üzmüşler ]]></title>
<link>http://fikirkulubu.wordpress.com/?p=469</link>
<pubDate>Fri, 19 Sep 2008 17:53:01 +0000</pubDate>
<dc:creator>fikirkulubu</dc:creator>
<guid>http://fikirkulubu.tr.wordpress.com/2008/09/19/zorla-gazoz-icirip-uzmez%e2%80%99i-uzmusler/</guid>
<description><![CDATA[18 Eylül Perşembe günkü &#8220;Taraf&#8221; gazetesinde &#8220;somut&#8221; olarak belki de çok]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>18 Eylül Perşembe </strong>günkü "Taraf" gazetesinde "somut" olarak belki de çok kişinin dikkat ettiği bir haber vardı. Ama sanıyorum ki, o "çok" kişi, haberi içeriği ile değil, "<span style="color:#008080;">başlığı</span>" ile okumuşlardır.</p>
<p><span style="color:#008080;">Taraf</span>'ın ideolojik gözlükle değil de insan-i gözlükle baktığını varsayıyoruz! Bu durumda "<span style="color:#008080;">başlık</span>" ile "<span style="color:#008080;">içeriğin</span>" uyumsuzluğunu da "<span style="color:#ff0000;">teknik</span>" bir hata kabul ediyoruz.</p>
<p>Habere göz atalım..<strong> <span style="color:#0000ff;">(Lütfen haberde geçen "kişilerin"ifade ve tavırlarına dikkat edelim)</span></strong></p>
<h1>Zorla gazoz içirip, Üzmez’i üzmüşler</h1>
<p><strong>Kız çocuğuna cinsel tacizde bulunmakla suçlanan yazar Hüseyin Üzmez’in yargılandığı davada gizlilik kararı alındı. Duruşmada 14 yaşındaki B.Ç. ve babası şikâyetçi olmazken, Üzmez “Bana zorla gazoz içirdiler” dedi.</strong></p>
<p><span style="font-size:small;">Bursa’nın Mudanya ilçesinde 26 nisanda düzenlenen operasyon kapsamında “çocuğun cinsel istismarı” suçundan tutuklanan ve Bursa E Tipi Cezaevin’de tutuklu bulunan sanıklar yazar Hüseyin Üzmez (76) ile mağdur çocuğun annesi Livaze Ç’nin (36) yargılanmalarına başlandı. Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, her iki sanıkla birlikte Livaze Ç’nin eşi Bekir Ç. ve mağdure B.Ç. de (14) hazır bulundu.<br />
Mahkeme başkanının kimlik tespiti yaptığı sırada Vakit Gazetesi yazarı Üzmez sorulara “kulaklarının duymadığı” gerekçesiyle zorlukla yanıt verdi. Kimlik tespitlerinin ardından mağdurenin 15 yaşından küçük olması nedeniyle bu duruşmaya özel gizlilik kararı verildi. Duruşmaya babası Bekir Ç. ve ağabeyi ile gelen B.Ç. için de iki pedagog görevlendirildi.</span></p>
<p><span style="font-size:small;"><strong>“GAZOZ İÇİRDİLER” •</strong> Duruşma salonu boşaltıldıktan sonra Üzmez verdiği ifadede, soruşturma aşamasında söylediklerini ve üzerine atılan suçlamaları kabul etmeyerek, şunları söyledi: “İnegöl’de buluşup lokantaya gitmiştim. Ben meşhur ve tanınmış bir kişi olduğumdan herkes beni tanır, selamlaşır, sarılıp öper. Yemeğe gittiğimde, tanımadığım kişiler istemememe rağmen bana gazoz içirdiler. Yediğimiz yemeğin parasını da ödediler. Gazozu içtikten sonra benim midem bulandı. Rahatsızlandım. <span style="color:#0000ff;">Daha sonra B.Ç, annesi Livaze ve ben Mudanya’ya gittik. Ben eve gelince ikisini lokantaya gönderdim. Saat 19:00’da yanlarına geleceğimi söyledim.</span> B.Ç’ye cinsel istismarda bulunmadım.” <span style="color:#ff0000;">(<span style="color:#0000ff;">Editör</span>: Hüseyin Üzmez'in yerinde kim olsa "böyle bir fiili işlemişse bile" kendini savunur ve öyle bir "çamuru" kabul etmez, değil mi?)</span><br />
</span></p>
<p><span style="font-size:small;"><strong>SUÇLAMALARI KABUL ETMEDİLER •</strong> Mahkemede Livaze Ç. de suçlamaları kabul etmeyerek, Üzmez’in İstanbul’daki evine kızıyla gittiklerini, <span style="color:#0000ff;">kızının bu konuda kendisine şikâyet iletmediğini belirtti</span>. Livaze Ç, <span style="color:#0000ff;">yakalandıkları gün Üzmez’in Mudanya’daki evine gittiklerini, burada 20 dakika birlikte kaldıktan sonra, Üzmez’in kendilerini gönderdiği lokantada yanlarına gelince polis tarafından yakalandıklarını</span> dile getirdi.</span></p>
<p><strong>ŞİKÂYETÇİ OLMADI •</strong> <span style="color:#0000ff;">Bekir Ç’nin Üzmez ve eşinden şikayetçi olmadığını, artık duruşmalara katılmak istemediğini söylediği</span> <span style="color:#ff6600;">yargılamada söz alan mağdure B.Ç, </span><span style="color:#ff0000;">Hüseyin Üzmez’in cinsel istismarıyla karşılaşmadığını, </span><span style="color:#0000ff;">annesinin suçsuz olduğunu söyleyerek</span>, <span style="color:#ff0000;">“Daha önceki soruşturmalarda verdiğim ifadeleri kabul etmiyorum. Sanıklardan şikâyetçi değilim.</span> <span style="color:#ff6600;">Davaya katılmak istemiyorum” </span>dedi.<br />
Yaklaşık 40 dakika süren yargılama, tanıkların dinlenmesi, eksik evrakların beklenmesi için 28 ekime ertelenirken, sanıkların tahliye talepleri kabul edilmedi.<br />
Mudanya’da ilköğretim 8. sınıf öğrencisi B.Ç’ye cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla gözaltına alınan yazar Üzmez, tutuklanmıştı. B.Ç, annesi Livaze Ç’nin de tutuklandığı operasyonun ardından devlet tarafından koruma altına alınmış, Bursa Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü bünyesindeki bir yurda yerleştirilmişti.</p>
<h2><span style="color:#ff0000;"><strong>Açıklama:</strong></span></h2>
<p><strong>Burada </strong>bazıları Hüseyin Üzmez'in avukatlığına soyunduğumuzu "zannedebilir." Mesele sadece Hüseyin Üzmez değil, Üzmez'e yapılan bir haksızlık ve karalama ise işin insani boyutunun bizi ilgilendirdiğidir. Yine de konuya "art" niyetli yaklaşanları kendi hallerine bırakıyoruz! Ama bizi anlamak isteyen okurlarımız ile de "bazı ifadeleri" paylaşmak, varsa bazı "kasıtlar" üzerinde durmak istiyoruz.</p>
<p><strong>Haberin </strong>renklendirdiğimiz bölümlerinde, özellikle "mağdure"<strong><span style="color:#0000ff;"> (kim tarafından edilmişse!)<span style="color:#000000;">*</span> </span></strong>B.Ç'nin "Hüseyin Üzmez'in cinsel istismarı ile karşılaşmadığını" açık bir şekilde beyan etmesi, sonrasında; "annesinin suçsuz olduğunu" ardından "daha önce verdiğim ifadeleri kabul etmiyorum. Sanıklardan şikayetçi değilim. Davaya katılmak istemiyorum." şeklinde verdiği ifadeleri birleştirdiğimizde, acaba birileri "gerçekten" Hüseyin Üzmez'e "oyun'mu oynadı?" sorusunu akla getirmektedir.</p>
<p><strong>İşin </strong>bu boyutunda aklımıza hemen 28 şubat süreci gelmektedir. Dikkat ederseniz uzun bir zamandan beridir ülkemizde basın "iki'ye" böldürülmüştür! "Hükümet yanlısı ve hükümet karşıtı diye."</p>
<p>B.Ç ve babasının ifadeleri geri alması ve şikayetten vazgeçmeleri, hele hele hiç bir şey olmamış gibi "konuşmaları" sizi de işkillendirdiyse "aynı mantığı" yürütüyoruz demektir.</p>
<h3><span style="color:#000000;">Sonuç olarak</span></h3>
<p><span style="color:#000000;"><strong>*</strong></span><span style="color:#0000ff;"><strong>Eğer </strong></span>bu bir komplo idiyse "<span style="color:#0000ff;"><strong>mağdure B.Ç</strong></span>" başta babası olmak üzere, birileri tarafından "fena" halde "<span style="color:#0000ff;"><strong>mağdur</strong></span>" edilmiş demektir. Bu mağduriyet olayına "<span style="color:#333333;"><strong>hür</strong></span>!" basın da iştirak etmiştir. Olayın ilk zamanlarında gündemden bir türlü düşürülmemesi, haber kanalları ve gazetelerde "boy boy" gösterilmesi, Üzmez'in "sert" mizacı ile birlikte sofralara sunulması, şimdilerde ise basının pek yer vermemesi, verenlerin de işe "hile" karıştırması gözümüzden kaçmamaktadır.</p>
<p><span style="color:#0000ff;"><strong>28 şubat</strong></span> sürecinde de benzer bir senaryo ortaya atılmıştı.</p>
<p>"<span style="color:#0000ff;"><strong>Hüseyin </strong></span>Üzmez, böyle bir olayı gerçekleştirmez, gerçekleştiremez!" diye bir mantık yürütmek akıl işi değil. Üzmez'i aklamaya çalışmak gibi bir vazifemiz de olamaz.</p>
<p><span style="color:#0000ff;"><strong>Fakat </strong></span>önemli olduğunu sandığım bir konu daha; bugünlerde <span style="color:#0000ff;">resmi</span>'yetin "<span style="color:#0000ff;">en üst ağız</span>'larından" <span style="color:#ff0000;">biri </span>tarafından <span style="color:#ff0000;">28 şubat sürecine sahip çıkılmasıydı</span>! Hüseyin Üzmez'in "<span style="color:#3366ff;">beraat</span>" etmesi, 1998 "<span style="color:#ff0000;">darbeci</span>" ruhunun "<span style="color:#ff0000;">resmi ve gayri resmi</span>" olarak devam ettiği anlamını da ayrıca taşıyacaktır.</p>
<p><span style="color:#0000ff;"><strong><span style="color:#008080;">Taraf'a not</span> </strong></span><strong>: </strong>"<span style="color:#008080;"><strong>Taraf </strong><strong>gazetesi</strong></span>" yayınları ve yazarları ile günümüz "toplumumuzda" "var" olması gereken önemli bir unsur olduğuna inanıyorum. Fakat, sırf bazılarına "hükümet" yandaşı olmadığını gösterebilmek için yayın yapma "ahlaki midir?" diye sormak isterim.  <span style="color:#008080;">Ahmet Altan</span>'ın aynı tarihli "Niye yapıyorsunuz bunu" yazısını da "<span style="color:#008080;"><span style="color:#000000;">Sayın </span>Altan </span>dahil", <span style="color:#008080;">tüm mensuplarının</span>; "tekrar tekrar" okumaları dileğimle...</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[RAMAZAN ÖZEL]]></title>
<link>http://fikirkulubu.wordpress.com/?p=267</link>
<pubDate>Fri, 05 Sep 2008 21:53:24 +0000</pubDate>
<dc:creator>fikirkulubu</dc:creator>
<guid>http://fikirkulubu.tr.wordpress.com/2008/09/05/ramazan-ozel/</guid>
<description><![CDATA[Taraf gazetesinden Dr. Sivilay AY&#8216;ın okunmaya değer trajikomik yazısı. Biraz gülümsemeye]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><a title="WWW.TARAF.COM.TR" href="http://www.taraf.com.tr" target="_blank"><em><strong>Taraf</strong></em></a><strong> gazetesinden <a title="WWW.TARAF.COM.TR" href="http://www.taraf.com.tr/yazar.asp?id=19" target="_blank"><span style="color:#0000ff;"><em>Dr. Sivilay AY</em></span></a>'ın okunmaya değer trajikomik yazısı. Biraz gülümsemeye ne dersiniz?</strong></p>
<p>(...)</p>
<p><!--[if gte mso 9]&#62;  Normal 0 21   false false false        MicrosoftInternetExplorer4  &#60;![endif]--><!--[if gte mso 9]&#62;   &#60;![endif]--><br />
<strong><span style="font-size:13.5pt;font-family:Verdana;">Ramazan özel</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;">Ramazan geldi. Sanki Genelkurmay Başkanı, dinin sosyal hayata referans gösterilmesinden endişe ettiğini hiç söylememiş gibi tüm televizyonlar Ramazan özel programları yapmaya başladı. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;">Gerçeği, televizyon programlarına bakarak İslamı anlamaya kalkan biri bu dinin sadece erkeklere, hatta bıyıklı erkeklere geldiğini zannedebilir. Bir tane kadının bile görünmediği bu programlara bakarken başörtülü kızların önündeki tek engelin üniversite rektörleri olmadığını düşünmeden edemiyorum. </span></p>
<p><!--[if gte mso 9]&#62;  Normal 0 21   false false false        MicrosoftInternetExplorer4  &#60;![endif]--><!--[if gte mso 9]&#62;   &#60;![endif]--><br />
<strong><span style="font-size:13.5pt;font-family:Verdana;">Hz. Ömer, belinde kemer</span></strong></p>
<p><span style="font-family:Verdana;"> </span><strong><span style="font-family:Verdana;">Soru:</span></strong><span style="font-family:Verdana;"> Sevgili Sivilay Abla, ben televizyonlardaki Ramazan programlarında okunan ilahileri dinlerken ekranlardaki amcalar gibi cezbeye gelmek istiyorum, ama yapamıyorum. Acaba benim imanımda bir eksiklik mi var? (Berat İpekçi)</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-family:Verdana;">Cevap:</span></strong><span style="font-family:Verdana;"> Sevgili Berat, birlikte ramazan programlarında okunan ilahilere bir kulak verelim. Bunlardan ilki; adaletiyle bildiğimiz Hz. Ömer’i takıları ve semazenliğiyle yorumluyor:</span></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-family:Verdana;"> </span></em></p>
<p><em><span style="font-family:Verdana;">Hz. Ömer, </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-family:Verdana;"> </span></em></p>
<p><em><span style="font-family:Verdana;">Belinde kemer </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-family:Verdana;"> </span></em></p>
<p><em><span style="font-family:Verdana;">Hu deyip döner</span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-family:Verdana;"> </span></em></p>
<p><em><span style="font-family:Verdana;">Aşk meydanında </span></em></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;">Bir diğeri ise cikletlerden çıkan mani naifliğinde;</span></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-family:Verdana;"> </span></em></p>
<p><em><span style="font-family:Verdana;">Kâbe’nin örtüsü kare</span></em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span style="font-family:Verdana;"> </span></em></p>
<p><em><span style="font-family:Verdana;">Bulamadım derdime çare </span></em></p>
<p>(...)</p>
<p><!--[if gte mso 9]&#62;  Normal 0 21   false false false        MicrosoftInternetExplorer4  &#60;![endif]--><!--[if gte mso 9]&#62;   &#60;![endif]--><br />
<strong><span style="font-size:13.5pt;font-family:Verdana;">Ramazan cömertliği</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-family:Verdana;">Soru:</span></strong><span style="font-family:Verdana;"> Sivilay Ablacığım, ODTÜ’de öğrenciyim. Normalde, leblebi tozundan boğulma tehlikesi geçirsek bile bir bardak su vermeyi aklına getirmeyecek hocalarımız Ramazan başlayalı beri oldukça cömertleştiler. Odalarına girdiğimde ‘çikolata almaz mısın’, ‘bak bu tuzlu kurabiyeleri kendi ellerimle yaptım’ ya da ‘İtalya’dan getirdiğim kapuçinonun tadına bakmalısın’ diyerek cömertliklerini dile getiriyorlar. Oruç tutuğum için çok zor durumda kalıyorum, uyduracak mazeretim kalmadı. Acaba ne yapmalıyım? (Hamit Balcıoğlu)</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-family:Verdana;">Cevap:</span></strong><span style="font-family:Verdana;"> Sevgili Hamit, rica ederim yanlış bir şey aklına gelmesin. ODTÜ’lü hocaların; başı rahmet, ortası mağfiret olan mübarek ayı bu şekilde ihya etmeye çalışmalarını anlayışla karşılamalısın. Sana tavsiyem okula giderken yanında mutlaka termos bir mug bulundur. Sıcak içecek ikramlarını bu şekilde muhafaza et. Çikolata ve kurabiyeleri de peçeteye sar. Hocalarına teşekkür et ve iftarı çikolatayla açacağını, yemeğin üzerine kahveyi içeceğini, kurabiyeleri de sahura saklayacağını söyle. Sevabına ortak oldukları için ziyadesiyle mutlu olacaklar. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal">(...)</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İftarda Pide Yemek Serbest mi Paşam?]]></title>
<link>http://fikirkulubu.wordpress.com/?p=236</link>
<pubDate>Mon, 01 Sep 2008 19:25:13 +0000</pubDate>
<dc:creator>fikirkulubu</dc:creator>
<guid>http://fikirkulubu.tr.wordpress.com/2008/09/01/iftarda-pide-yemek-serbest-mi-pasam/</guid>
<description><![CDATA[
Yıldıray Oğur   31.08.2008  /  Pazar  /  Taraf

Yeni Genelkurmay Başkanımız görev tesl]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://fikirkulubu.wordpress.com/files/2008/09/yildiray_ogur.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-238" src="http://fikirkulubu.wordpress.com/files/2008/09/yildiray_ogur.jpg?w=97" alt="" width="97" height="120" /></a></p>
<p>Yıldıray Oğur   31.08.2008  /  Pazar  /  <a title="www.taraf.com.tr" href="http://www.taraf.com.tr" target="_blank"><strong>Taraf</strong></a></p>
<p><!--[if gte mso 9]&#62;  Normal 0 21   false false false        MicrosoftInternetExplorer4  &#60;![endif]--><!--[if gte mso 9]&#62;   &#60;![endif]--><br />
<span style="font-family:Verdana;">Yeni Genelkurmay Başkanımız görev teslim töreninde “hükümet programını” okurken şöyle şöyle de demiş:</span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;"> “Toplumun bir kesiminde yaşam tarzının oluşumunda dinî düşüncelere büyük ağırlık verildiği düşüncesi hâkim ve bundan büyük endişe duyuluyor. Hükümetin bu endişeyi ciddiye alması toplumsal huzur için zorunluluktur.” </span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;"> “Güçlenen bazı cemaatler ekonomiyi yönlendirmeye, sosyo-politik yaşamı biçimlendirmeye, dine bağlı bir yaşam tarzı olarak sosyal kimlikleri ortaya koymaya çalışmakta.”</span></p>
<p>(...)</p>
<p><!--[if gte mso 9]&#62;  Normal 0 21   false false false        MicrosoftInternetExplorer4  &#60;![endif]--><!--[if gte mso 9]&#62;   &#60;![endif]--> <span style="font-family:Verdana;">Uzun süre yazdınız. Yaşam tarzı kaygılarına saygı diye kulak çektiniz. “Cemaatleşme sosyal devlete engel” diye yalancıktan teorize bile ettiniz. Ama bakın bunca emek boşa gitmemiş. Paşalar oturup sizi okumuşlar, arada sizden Habermas’ı bile kapmışlar. </span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;"> Bu kez Türkiye muhafazakârlaşıyor tespiti “etrafta başörtülü cip sürücüsü kadınlar arttı”, “plajlardaki haşemalı kadınlar dehşet saçtı” gibi kötü niyetli gözlemlerden daha güvenilir bir kaynaktan geliyor: Memleketin en ciddi sosyolojik araştırmalarını yapan, yıllardır vatandaşlarını köşe bucak izleyip dinleyen kurumun başkanından.</span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;"> Manşetler atılsın, makaleler yazılsın; Ordu ile modernist sol-liberal aydınlar uzlaştı. </span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;"> Peki, kime karşı uzlaştılar? Paşanın bu mesajları kime?</span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;"> Ne zaman yapıldı bu konuşma? Ramazan’a günler kala.</span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;"> Ramazan ne? “Yaşam tarzında dinî düşüncelere büyük ağırlık verileceği günler.”</span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;"> Yani ey normal zamanda bir ekmek almak için bin bir naz edip, Ramazan’da bir saat iftar pidesi kuyruğunda bekleyen Ahmet Bey. </span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;"> Ve ey Ramazan geldiği için çorba-makarna üzerine kurduğun ucuz mutfak tezgâhını kökünden değiştirip, toprak kaplarda, kısık ateşlerde saatlerce güveç pişiren Ayşe Hanım.</span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;"> Öyle hiçbir şeyden haberiniz yokmuş gibi, masum masum bakmayın yüzümüze. Neler karıştırdığınızın gayet iyi farkındayız? </span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;"> Farkında mısınız? Yaşam tarzınızda Ramazan bahanesiyle aniden dinî düşüncelere büyük ağırlık vererek endişe yaratmaktasınız. </span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;"> Ulusal güvenlik makinesinin pide-güveç kokularınızla burnu kırıldı, kırmızı alarmlar yanıyor. </span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;"> Ne gerek var toplumsal huzuru homini gırtlaklarınız için bozmaya, üniter ulus devleti pastırmalı kurufasulyeye tercih etmeye. O üniter laik devlet olmasa o afiyetle yediğiniz pastırmalı kurufasulyenin adı risotto olmaz mıydı? </span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;"> İbadeti gösterişle karıştırıp, açık açık yemeyip içmemeye ne gerek var. Hepimiz Müslümansız, orucun da evde kazası olmaz mı?</span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;"> Size iyilik yapıp çay, pasta, karpuz ikram edenlere “niyetliyim, oruç tutuyorum” diye kafa tutmalarınız filan çok endişe yaratıyor. Bu ani retler toplumsal barışı zedeliyor. Bugün kestaneli, krokanlı bir dilim pastaya hayır diyen yarın ne yapmaz? </span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;"> Ayrıca ikide bir herkesin içinde “iftara bekliyoruz”, “iftara davetliyim”, “akşam iftarda bir güllaç yaptım”, “sahurda temcit pilavı yiyeceğiz, elma kompostosu da yaptım tok tutar” diye Goebbels’in bile aklına gelemeyecek propagandist yöntemlerinizi bu ülkenin laik delikanlıları yer mi sandınız? </span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;"> Kesif iftar sofraları donatarak toplumsal bilinçaltına yolladığınız “işte şeriat gelirse her gün böyle yiyip içeceğiz” mesajlarınız Jandarma İstihbaratı’ndan kaçar mı sandınız?</span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;"> Zaten 70 milyon birbirinden değişik karakterde insanın oruç tutanları ve tutmayanları arasında akla hayale gelmeyecek 70 milyon adet farklı gerilim ihtimali ortada durmakta. Her an sigara krizine girmiş biri, yüzüne sigara üfleyen başka birine cihadı bahane edip saldırabilir. Zaten gazeteler “oruç tutmadığı için birisinin başına bir şey gelse” diye pusuya yatmış beklemekteler.</span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;"> Bari bu Ramazan iki kişiden kalabalık iftar yapıp “dine bağlı bir yaşam tarzı olarak sosyal kimliklerinizi” ortaya koymayın. “Oruç tutuyorum” değil, “yemek yemek istemiyorum”, “şok diyetteyim” diyin, toplumsal barışın bir ucundan da siz tutun. Yoksa...</span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;"> Bakın şimdiden Deniz Baykal’ı kesmedi bu konuşma:</span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;"> “Bu güzel konuşmalar daha önce de yapıldı, ben de defalarca benzeri konuşmalar yaptım, uyarılarda bulundum. Komutanlar da benzeri konuşmalar yaptı. Sonuç ne oldu? Türkiye belli bir yola sokuldu ve öyle devam etti. İktidar bu konuşmaları, uyarıları hiç dikkate almadı. Maalesef Türkiye sokulduğu bu yolda sürükleniyor.”</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[GÜNGÖREN ALDATMACASI]]></title>
<link>http://fikirkulubu.wordpress.com/?p=83</link>
<pubDate>Thu, 28 Aug 2008 03:21:17 +0000</pubDate>
<dc:creator>fikirkulubu</dc:creator>
<guid>http://fikirkulubu.tr.wordpress.com/2008/08/28/gungoren-aldatmacasi/</guid>
<description><![CDATA[
Kısa bir zaman önce &#8220;Güngören&#8221;de bir patlama yaşandı. Olayın ardından içişler]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><!--[if gte mso 9]&#62;  Normal 0 21   false false false        MicrosoftInternetExplorer4  &#60;![endif]--><!--[if gte mso 9]&#62;   &#60;![endif]--><!--[if !mso]&#62;--></p>
<p><span style="font-family:Verdana;color:black;">Kısa bir zaman önce "Güngören"de bir patlama yaşandı. Olayın ardından içişleri bakanlığı "faillerin" yakalandığını, hatta "bombacının bizzat" yakalandığını açıkladı. </span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;color:black;">Geçen zaman içerisinde tutuklanan kişilerin "bombacılıktan" değil, "örgüt üyeliği ve yardım ve yataklıktan" tutuklandıkları anlaşıldı. "Bombacı" ortalarda yoktu!</span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;color:black;">Olayın meydana gelmesinin ardından yakalanan şahısların medyaca gösterilmesi ve ardından içişleri bakanının konu ile ilgili bu derece "heyecan" uyandıran açıklaması yetmezmiş gibi, "Hürriyet" gazetesi de "patlattım, seyrettim!" ibaresini manşetine taşıyarak, hemen herkesin "lanet" etme içgüdüsünü dürtmüştü! </span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;color:black;">Dürtülen sadece içgüdü müydü yoksa (halkın!) başka bir yerimiydi tartışılır ama, kesin olan bir gerçek var ki, o da, ALDATILMIŞTIK!</span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;color:black;">Aldatılmak; Konuya hangi çerçeveden bakacağınız sizin inisiyatifinizde (!) olan bir durum. </span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;color:black;">Herkesin "vicdan" muhasebesi farklı işlemekte! </span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;color:black;">Emniyet kaynakları "bombacılıktan tutuklu" (içişleri öyle demişti ya!)  Hüseyin Türeli’nin "bombacılıktan" değil, örgüt üyeliğinden tutuklandığını söylüyor. Kaldı ki, mahkeme kayıtları ve şahıs avukatları da tutuklananların "alenen" bombacı olmadıklarını söylüyor! </span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;color:black;">Peki neler oluyor? Birileri bombacıları SAKLIYOR MU?</span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;color:black;">Hükümet ile "bazı" DERİN güçler "perde arkasından "bir takım anlaşmalar mı yaptılar? </span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;color:black;">Yoksa hükümete yönelik yapılan baskılar "bu sonucu mu" doğurdu?</span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;color:black;">Bu olayın bir benzeri geçen "11 eylül" Ankara Sıhhiye’de 550 kg TNT’nin "mercedes vito" içerisinde bulunması ile yaşanmıştı. "Taraf" gazetesinin haberine göre bu olayda bir muamma olarak kaldı Hatırlarsınız heralde)!<br />
</span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;color:black;">Bir taraftan baktığımızda ölenler "bizden!", diğer taraftan baktığımızda "tutuklanan ve olayın faili" diye nitelendirilern "bizden!"</span></p>
<p><span style="font-family:Verdana;color:black;">Kim garanti verebilir ki, yarın patlayacak bir bombanın kurbanları "biz" (yazan ve okuyanlar!) olmayacağız? Ya da kim garanti edebilir ki, patlayacak olan bombanın "failleri" diye olayın "bize" (yazan ve okuyanlar!) yıkılmayacağı? </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[sabah -Ahmet altan]]></title>
<link>http://sehirsoytarisi.wordpress.com/?p=270</link>
<pubDate>Wed, 27 Aug 2008 16:50:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>sehirsoytarisi</dc:creator>
<guid>http://sehirsoytarisi.tr.wordpress.com/2008/08/27/sabah-ahmet-altan/</guid>
<description><![CDATA[Kötü bir baş ağrısıyla uyandım.
Pek sevilmeyen eski tanıdıklar gibi bu baş ağrıları.
An]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kötü bir baş ağrısıyla uyandım.<br />
Pek sevilmeyen eski tanıdıklar gibi bu baş ağrıları.<br />
Aniden geliyorlar, onları tanıyorum, beni şaşırtmıyorlar ama bunaltıyorlar.<br />
Beynim, kafamdan çıkmak ister gibi genişleyerek esniyor sanki.<br />
Gözlerim, yuvalarından taşıyor.<br />
Alnımı serin bir yere dayayıp, gözlerimi kapatmak istiyorum.<br />
Ritmini bile biliyorum.<br />
Öğleden sonra hafifleyecek.<br />
Akşama doğru artmaya başlayacak.<br />
Bütün enerjimi emip yok edecek.<br />
Karanlık indiğinde boş bir çuval gibi olacağım.<br />
O boşluğu ağrı dolduracak.<br />
Çocukluğumdan beri çekerim ben bu ağrıları.<br />
Tanıyorum.<br />
Sabahleyin, ağır bir ağustos sıcağına hazırlanan günün erken saatlerinde, belki de ağrının etkisiyle, sonbaharın ilk ışıklarını sezdim sanki.<br />
Gökyüzü her zamankinden daha mat, minik bulutlar daha fazla, ışıklar daha mesafeliydi.<br />
Bir şenlik konvoyunun önünde koşarak, tepeyi herkesten önce aşan küçük çocuklar gibiydi bu ilk işaretler.<br />
Geleni görmüyordun ama kimin geldiğini anlıyordun.<br />
Çok severim ben Eylül’ü.<br />
Belki de diğer bütün aylardan daha fazla.<br />
Geçiş dönemlerinin bütün sancılı belirsizliklerini taşır içinde, bazen çok sıcak öğlenler yaşarsın, bazen hüzünlü bir gökyüzü beyaz bulutlarıyla belirir ama sabahları ve akşamları sadece Eylül’e aittir, başka hiçbir aya, başka hiçbir mevsime benzemez.<br />
Durudur.<br />
Berraktır.<br />
Masumdur.<br />
Temiz bir su gibidir aydınlık, seninle hayat arasındaki bütün birikintileri yıkayıp arındırır.<br />
En azından sen bu duyguyu hissedersin.<br />
O sabahlar çoğalırken şehirler kalabalıklaşır.<br />
Sahiller tenhalaşır.<br />
Uzaklara gitmek istersen en iyi zaman Eylül’dür bence.<br />
Öğlenleri bir yaz sıcağında yüzer, akşamları bir sonbahar serinliğinde sırtına bir kazak alırsın.<br />
Sessiz ve telaşsız durabilirsin.<br />
Küçük ve sade tebessümler zamanıdır.<br />
Bir saat ustası gibi sadece sana ait bir hayatın minik çarklarını kısa cümlelerle, içten gülümsemelerle kurarsın.<br />
Ve, hayatın senin o sırada kurduğun biçimde çalışacağına inanırsın.<br />
Başka hiçbir şey ilgini çekmez.<br />
Yaşadığın diyardaki bütün kir pas, tuhaflıklar, çirkin ihtiraslar, cinayetler, ürkütücü ilişkiler, anlamsız hesaplaşmalar terk eder hayatını.<br />
Zihninin nasıl yıpratıcı bir yükle ezildiğini en iyi o zamanlar anlarsın.<br />
Kalabalıkların hayatına biraz uzaktan bakmak, yaşananların manasızlığını daha iyi gösterir sana.<br />
Nasıl o manasızlığın bir parçası haline geldiğini görürsün.<br />
Eylül’ü özledim ben.<br />
Her gün, duyduğum her haberle masumiyeti biraz daha parçalanan bu toplumun, yeniden masum görüneceği bir ışığın altında durmasını özledim.<br />
Başım ağrıyor.<br />
Ve denize değip kırılan ışıklar gibi olmayan hakikatleri gösteriyor bana, hayaller kurduruyor, her şey elimi uzattığımda dokunup alacakmışım gibi yakın ve parlak gözüküyor.<br />
Henüz gelmemiş bir mevsimi seziyorum.<br />
Işıklarıyla insanları masum gösterecek günler bekliyorum.<br />
Böyle zamanlarda ömrümüzü kaplayan bu kirlilik daha irkiltici, daha saçma, daha çirkin gözüküyor.<br />
Geceleri, kukuletalarını başlarına çekmiş keşişlerin ellerindeki çanlarını çalıp, “ölümü hatırla” diye bağırarak gezdiği o eski zaman sokaklarına kulak vermemiz gerektiğine inanıyorum.<br />
“Ölümü hatırla.”<br />
Hayat, bunu hatırladığında bütün anlamını değiştiriyor.<br />
Başka bir kılığa bürünüyor.<br />
Önemli sandıklarının aslında o kadar önemli olmadığını fark ediyorsun.<br />
Sonra sabah olsun.<br />
Sanki dünya ilk kez yaratılıyormuş gibi daha öncesi olmayan el değmemiş bir aydınlık.<br />
Denizin üstünde minicik bir bulut.<br />
Hayatı hatırla.<br />
O bulutun senin peşinden dolaşacağına, onun senin bulutun olduğuna inan.<br />
Üstünde damalı yıpranmış bir örtü serili bir masa, bir tahta çanakta iri sarı limonlar, hafif bir esinti.<br />
Denize doğru uzanan bağlar.<br />
Belki sarı yeşil bir buğday tarlası.<br />
Başımın ağrısı biraz hafifliyor.<br />
Hayaller, huzur veriyor.<br />
Akşama gene artacak ağrı.<br />
Sonra zor bir gece.<br />
Sonra sabah.<br />
Yaklaşan bir mevsim.<br />
Hayaller.<br />
Biraz da böyle bir kedi gibi mırıldanarak yaşamak istiyorum.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Fanfare Ciocarlia - Manea]]></title>
<link>http://discorgy.wordpress.com/?p=1199</link>
<pubDate>Mon, 25 Aug 2008 13:20:21 +0000</pubDate>
<dc:creator>domnux</dc:creator>
<guid>http://discorgy.tr.wordpress.com/2008/08/25/fanfare-ciocarlia-manea/</guid>
<description><![CDATA[A good example for thinking twice at the manele phenomenon. The interpretation is essential.

Links:]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>A good example for thinking twice at the <a href="http://discorgy.wordpress.com/2008/06/23/gadjo-dilo-movie-extras/" target="_blank">manele</a> phenomenon. The interpretation is essential.</p>
<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/jWa4Mogakpo'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/jWa4Mogakpo&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></p>
<p>Links: <a href="http://www.asphalt-tango.de/fanfare/artist.html" target="_blank">Official page</a>, <a href="http://www.myspace.com/fanfareciocarlia" target="_blank">MySpace</a>, <a href="http://www.last.fm/music/Fanfare+Cioc%C4%83rlia" target="_blank">LastFM</a>, <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Fanfare_Cioc%C4%83rlia" target="_blank">Wikipedia</a>.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[HABER PORTALI]]></title>
<link>http://haberportali.wordpress.com/?p=4</link>
<pubDate>Sun, 17 Aug 2008 10:42:02 +0000</pubDate>
<dc:creator>ftk33</dc:creator>
<guid>http://haberportali.tr.wordpress.com/2008/08/17/haber-portali/</guid>
<description><![CDATA[@Haber portalı@ haberci genç tarafından belli gazete,haber siteleri,köşe yazarlarının bir nok]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>@Haber portalı@ <a href="http://www.habercigenc.com" target="_blank">haberci genç</a> tarafından belli gazete,haber siteleri,köşe yazarlarının bir noktada toplandığı haber portalıdır.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Berfin]]></title>
<link>http://mefeka34.wordpress.com/?p=949</link>
<pubDate>Sun, 17 Aug 2008 10:21:53 +0000</pubDate>
<dc:creator>MeFeKa</dc:creator>
<guid>http://mefeka34.tr.wordpress.com/2008/08/17/berfin/</guid>
<description><![CDATA[Şakaklara doğru masumca dağılmış kaşları, bakışlarında hüzünle öfkenin karıştığı ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Şakaklara doğru masumca dağılmış kaşları, bakışlarında hüzünle öfkenin karıştığı yeşil gözleri, küs dudakları, yalnız duruşu ile bir çocuğu anımsatıyor bu isim bana, bir de yamaçlara birikmiş karları, dağlardaki mor kayalıkları, ıssız mezraları ve ihanete uğramış insanları anımsatıyor.<br />
Bu ismi duyduğumda ben bir Kürt oluyorum.<br />
Horlanan, hırpalanan, bela yıldırımlarıyla vurulan bir ırkın çocuğuyum.<br />
Kızıldeniz’i yaramayan bir Musa, çarmıhından inemeyen bir İsa, hicret edemeyen bir Muhammed’im.<br />
Çaresizim.<br />
Öfkeliyim.<br />
Yalnızım.<br />
Bu ismi duyduğumda ben bir Kürdüm.<br />
Kardelen çiçeği demek Berfin.<br />
Ben, bu ismi duyduğumda bir türküyüm, bir ağıtım, dağbaşlarında bir kaval sesiyim.<br />
Boynubüküğüm biraz.<br />
Kederliyim.<br />
Hep ihanete uğradım, hep hain ben oldum.<br />
Çocuklarımı öldürdüler, bana katil dediler.<br />
Evi yakılan benim, sürgüne gönderilen benim, oğlunun ölü bedeni akşam vakti bir kağnıyla getirilen benim.<br />
Ne şarkı söylettiler, ne ağlamama izin verdiler.<br />
Ben bir Kürdüm ve hep bir Kürtten başka bir şey olmamı istediler.<br />
Çocuklarıma anamın adını koyamayanım ben.<br />
Berfin, kardelen çiçeği demek.<br />
Ve, ben bu ismi duyduğumda bir Kürt oluyorum.<br />
Gene yasaklamışlar Berfin adını.<br />
Yasalar, hükümet, parlamento, bunlar umurunda bile değil yasakçıların, bir isimden korkup kendi yasalarını çiğniyorlar.<br />
Berfin dedirtmiyorlar çocuklara.<br />
Gizli efendiler onlar, yüzlerini saklıyorlar, kimliklerini gizliyorlar, devletin derinlerinde dolaşıp kendi yasalarına ihanet ediyorlar, çocuklardan korkuyorlar, türkülerden, çiçeklerden, renklerden, isimlerden korkuyorlar.<br />
Benim kanımdan onlar ve beni utandırıyorlar.<br />
Ben onlardan değilim artık.<br />
Ben, çocukların ismini yasaklayanlardan değilim.<br />
Ezenlerden değilim ben.<br />
Ezilenlere katılıyorum.<br />
Berfin dendiğinde ben bir Kürt oluyorum.<br />
Ve, ben isyanı artık Türkler’den bekliyorum.<br />
Kürt çocuklarına Berfin denilmesini yasaklayanlara karşı çıkacak Türkler’in sesini duymak için bekliyorum.<br />
Bir haksızlığa karşı çıkacak benim ırkımdan kimse yok mu?<br />
Çocuğuna annesinin adını koyamamanın kederini ve öfkesini paylaşacak bir Türk yok mu, yok mu benim kanımdan kimse haksızlığa karşı çıkacak?<br />
Yok mu bu suskunluktan utanacak, ezenlerin arasında kendi künyesine rastlamaktan rahatsızlık duyacak biri?<br />
Berfin, kardelen çiçeği demek.<br />
Çocuklara Berfin adının konmasını gene yasaklamışlar.<br />
Kaç yıldır korkuyor bu insanlar bir kardelen çiçeğinden.<br />
Kaç yıldır çocuklardan korkuyorlar.<br />
Berfin adını duyduğumda ben bir Kürt oluyorum.<br />
Kızıldeniz’i yaramayan bir Musa, çarmıhından inemeyen bir İsa, hicret edemeyen bir Muhammed’im.<br />
Ben, dağlarda bir Berfin’im.<br />
Ve korkuyorum, korkusunu gördükçe korkakların.<br />
Öfkeliyim.<br />
Çaresizim.<br />
Yalnızım.</p>
<p>* Ben bu yazıyı beş sene önce yazdım. O zaman da Berfin yasaktı, şimdi de Berfin yasak. Ve ben hâlâ biraz öfkeli, biraz çaresiz ve biraz yalnızım.</p>
<p>Ahmet Altan / Taraf Gazetesi / 15.08.2008</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[yasemin çongar-Ergenekon şemasında Deniz Baykal da var-]]></title>
<link>http://tarafgazetesii.wordpress.com/?p=23</link>
<pubDate>Fri, 01 Aug 2008 05:38:51 +0000</pubDate>
<dc:creator>gresiraliyiz</dc:creator>
<guid>http://tarafgazetesii.tr.wordpress.com/2008/08/01/yasemin-congar-ergenekon-semasinda-deniz-baykal-da-var/</guid>
<description><![CDATA[Geçenlerde, bu sütundaki bir yazıyı Taraf’ın manşetine taşımıştık.
 
11 Temmuz 2008 ta]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Geçenlerde, bu sütundaki bir yazıyı <em>Taraf</em>’ın manşetine taşımıştık.</p>
<p> </p>
<p>11 Temmuz 2008 tarihli o yazının bir bölümü şöyleydi:</p>
<p> </p>
<p>“Beş yıl kadar önceydi.</p>
<p> </p>
<p>Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başbakanlığa ‘çok gizli’ bir yazı gönderdi.</p>
<p> </p>
<p>Konusu Ergenekon...</p>
<p> </p>
<p>MİT’in yazısı, devletin içine uzanmış Ergenekon çetesinin şemasını içeriyor ve bu örgütün araştırılmasını tavsiye ediyor.</p>
<p> </p>
<p>2003 tarihli örgüt şemasında, Ergenekon mensubu siyasetçilerin, işadamlarının, gazetecilerin adları var.</p>
<p> </p>
<p>Siyasetçiler arasında bir partinin genel başkanının ismi hemen dikkat çekiyor.</p>
<p> </p>
<p>Çeteci gazetecilerin listesinde bir büyük gazetenin genel yayın yönetmeni, Ankara temsilcisi ve çok popüler bir yazarı göze çarpıyor.</p>
<p> </p>
<p>Ergenekoncu işadamları arasında sanayiciler de var, medya patronları da.</p>
<p> </p>
<p>Bu şahısların adlarının bu belgede yer alması, bilerek ya da bilmeyerek Ergenekon için çalıştıklarının kanıtı sayılamaz.</p>
<p> </p>
<p>Ama şunu gösterir:</p>
<p> </p>
<p>Bugün siyaset sahnesinde, iş âleminde ve medyada hâlâ çok etkin konumlarda olan bir dizi isim, Ergenekon’la bağlantılı olabilecekleri iddiasıyla MİT tarafından Başbakanlığa rapor edilmiş.</p>
<p> </p>
<p>Kimilerinin ‘efsane’ saydığı Ergenekon hakkında istihbarat toplayan MİT, bu istihbaratı ve şüphelerini beş yıl önce Başbakanlığa aktarıp araştırılması gereğini vurgulamış.</p>
<p> </p>
<p>Kimseyi töhmet altında bırakmamak için bu belgedeki isimleri yazmayacağım.</p>
<p> </p>
<p>Bu belgenin, 2 Temmuz 2008 tarihinde, Başbakanlık tarafından Ergenekon operasyonunun sorumlularına intikal ettirildiğini söylemekle yetineceğim.”</p>
<p><strong><br />
İDDİANAMEYE BÖYLE YANSIDI</p>
<p></strong></p>
<p>Bu yazıdan ve bu yazıya ilişkin “MİT’te Ergenekon’un örgüt şeması var” manşetimizden tam iki hafta sonra Ergenekon iddianamesi açıklandı.</p>
<p> </p>
<p>İddianamenin 49 ve 50. sayfalarında, “MİT Müsteşarlığı’nın Ergenekon Terör Örgütü Hakkındaki Yazısı” başlığı altında, <em>Taraf</em>’ın manşetine konu olan yazışmaya değiniliyor.</p>
<p> </p>
<p>Kısaca, MİT Müsteşarlığı’nın 2002’de kendisine bilinmeyen bir kaynaktan intikal eden “iddia niteliğindeki bilgiler çerçevesinde hazırladığı kitapçığı” 2003’te önce Genelkurmay Başkanlığı’na, sonra Başbakanlığa ilettiğini yazan iddianame, aynı çalışmanın bir özetinin 2006’da tekrar Başbakan’a ve Genelkurmay Başkanı’na sunulduğunu kayda geçiriyor.</p>
<p> </p>
<p>İddianame, aynı bölümde, MİT’in 2003’te Başbakanlığa ilettiği yazıdan geniş bir alıntıya da yer veriyor.</p>
<p> </p>
<p>Bu alıntıda, “Sonuç” başlığı altında MİT’in şu mütalaası aktarılıyor:</p>
<p> </p>
<p>“Mevcut bilgilerden hareketle, kesin belirleme yapılamamakla birlikte ‘Ergenekon’ adı kullanılarak yürütülen çalışmaların; bu aşamada Devleti/Rejimi hedef alan bir grubun kendi çıkarları çerçevesinde organize olma çabalarını içerdiği izlenimi edinilmiştir.</p>
<p> </p>
<p>Ancak, iddia niteliğindeki bu bilgilerin, birbirinden müstakil değişik kanallardan gelmesi ve birbirini büyük ölçüde teyit eder olması, olaya dedikodu çizgisinin ötesinde bir anlam kazandırmakta ve yönlendirilmiş organize bir faaliyetin işaretlerini taşımaktadır.</p>
<p> </p>
<p>Bu nedenle, konuyla ilgili mevcut bilgiler;</p>
<p> </p>
<p>Asker orijinli yönlendirici bir kadronun kontrolünde,</p>
<p> </p>
<p>Bazı Sivil Toplum Örgütleri (STÖ),</p>
<p> </p>
<p>Siyasi Parti ve Medya kuruluşlarının kullanılması suretiyle,</p>
<p> </p>
<p>Sivil idarenin örtülü biçimde denetime tabi tutulması ve yeni bir yapı altında yeni bir yönetim biçimi yaratılması amacına dayalı... olduğu değerlendirilmektedir.”</p>
<p> </p>
<p>İddianamenin ilgili bölümü, savcıların “Bizzat MİT Müsteşarlığı’nca da Ergenekon’un illegal bir yapılanma olduğu tespit edilip resmi raporla kayıt altına alındığı görülmüştür” değerlendirmesiyle sona eriyor.</p>
<p><strong><br />
MİT’İN İLETTİĞİ İSİMLER</p>
<p></strong></p>
<p>Dün <em>Taraf</em>’ın yazıişlerinde CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın grup konuşmasını tartıştık.</p>
<p> </p>
<p>“Derin” bir avukat gibiydi; sığ bir savunma yapıyordu.</p>
<p> </p>
<p>Ergenekon savcılarını doğrudan hedef alıyor, iddianameyi küçümsüyordu.</p>
<p> </p>
<p>Konuşmasının bir yerinde “İddianameye göre, Ergenekon çok köklü bir örgüt ama MİT’in haberi yok” gibilerinden alaycı bir ifade de kullandı.</p>
<p> </p>
<p>Aslında Baykal’ın sözleri, Ergenekon davasını karalamaya çalışan diğer gönüllü çete avukatlarının yazıp çizdiklerinden pek farklı değildi.</p>
<p> </p>
<p>Yine de, “devletçi” bildiğimiz bir siyasi parti liderinin, devletin MİT ve Genelkurmay dahil birçok kurumunun, araştırılmasında yarar gördüğü bir örgütlenmeyi böylesine fütursuzca sahiplenmesine anlam vermekte zorlandık.</p>
<p> </p>
<p>Baykal’ın “devlet”i değil, “derin”i savunduğunu düşündük.</p>
<p> </p>
<p>Bu düşüncelerle, bugünkü birinci sayfamızı hazırlarken, Ergenekon iddianamesinin 1 ağustosta açıklanacak eklerinde, benim 11 temmuzdaki makaleme konu olan MİT yazısının da yer alacağını öğrendik.</p>
<p> </p>
<p>Söz konusu 2003 tarihli yazının ekindeki şemalardan “Ergenekon” başlıklı olanında, örgütle bağlantılı politikacılar arasında adı hemen dikkat çeken siyasi parti genel başkanının Deniz Baykal olduğunu hatırladık.</p>
<p> </p>
<p>Baykal’ın ve cuma günü kamuoyuna açıklanacak olan MİT yazısındaki diğer isimlerin Ergenekon’la bağlantısı var mı bilmiyoruz.</p>
<p> </p>
<p>Ama 11 temmuzda yazdığım gibi, “bugün siyaset sahnesinde, iş âleminde ve medyada hâlâ çok etkin konumlarda olan bir dizi isim, Ergenekon’la bağlantılı olabilecekleri iddiasıyla MİT tarafından Başbakanlığa rapor edilmiş” diyebiliyoruz.</p>
<p> </p>
<p>İddianamedeki ayrıntılar sayesinde, bu iddianın MİT’e bilinmeyen bir kaynakça aktarılmış olabileceğini de öğrendik.</p>
<p> </p>
<p>İddianın aslı belki de yok, ama şurası kesin ki 2003’te MİT, bu isimleri içeren bir şemayı Başbakanlığa iletme gereği duymuş.</p>
<p> </p>
<p>Hatta aynı çalışmanın bir özetini 2006’da Başbakan’a yeniden göndermiş; Genelkurmay’a da 2003 ve 2006’da benzer raporlar iletmiş.</p>
<p> </p>
<p>İnsan ister istemez merak ediyor:</p>
<p> </p>
<p>Acaba bu raporlardan, bu şemalardan, bu listelerden haberli Ergenekon savcıları dün Deniz Baykal’ın ağır salvolarına hedef olunca ne düşündüler?</p>
<p> </p>
<p>Ve acaba, Baykal Ergenekon’un avukatlığına soyunurken, kendisini Ergenekon’la bağlantılandıran belgeler olduğunun ne kadar farkındaydı</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[kum saati ahmet altan-hukuk bunun neresinde-]]></title>
<link>http://tarafgazetesii.wordpress.com/?p=21</link>
<pubDate>Fri, 01 Aug 2008 05:35:42 +0000</pubDate>
<dc:creator>gresiraliyiz</dc:creator>
<guid>http://tarafgazetesii.tr.wordpress.com/2008/08/01/kum-saati-ahmet-altan-hukuk-bunun-neresinde/</guid>
<description><![CDATA[Bu dava bir hukuki facia olarak başlamıştı&#8230;
 
Bir hukuki facia olarak da bitti bence.
 
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bu dava bir hukuki facia olarak başlamıştı...</p>
<p> </p>
<p>Bir hukuki facia olarak da bitti bence.</p>
<p> </p>
<p>Geçen yıl 27 Nisan’da yasalara aykırı olarak bir muhtıra veren ordu, 22 Temmuz seçimlerinde çok ağır bir tepkiyle karşılaşıp geri çekilerek yerini yargıya bıraktı.</p>
<p> </p>
<p>Seçimlerden önce “367” felaketine imza atan Anayasa Mahkemesi’nin bu sefer de AKP’yi kapatarak görevini yerine getireceği bekleniyordu anlaşılan.</p>
<p> </p>
<p>Yargıtay Başsavcısı, bütün hukuki kuralları zorlayarak bir dava açtı.</p>
<p> </p>
<p>Başsavcı, AKP’nin “şeriat odağı” olduğunu iddia ederek bu partinin kapatılmasını istedi.</p>
<p> </p>
<p>Bu davayı görüşen Anayasa Mahkemesi ne karar verdi peki?</p>
<p> </p>
<p>Altı üyenin “kapatılsın” demesine karşılık, dört üye “kapatılmasın ama para cezası verilsin” dedi, bir üye de davanın baştan reddedilmesini istedi.</p>
<p> </p>
<p>Şeriat ciddi bir suçlama.</p>
<p> </p>
<p>Ama şeriat gibi bir konuda, Anayasa Mahkemesi üyesi düzeyine gelmiş insanlarda bile ortak bir kavram ve tarif oluşmamış.</p>
<p> </p>
<p>Altısının “şeriat” gördüğü yerde, beşi “şeriat” görmüyor.</p>
<p> </p>
<p>Altısı, bu “parti şeriat odağı” diyor.</p>
<p> </p>
<p>Beşi “değil” diyor.</p>
<p> </p>
<p>Ama “değil” diyenler de, “kapatılacak kadar şeriatçı değil ama para cezası verilecek kadar şeriatçı” deyip para cezası kesilmesinden yana oy kullanıyor.</p>
<p> </p>
<p>Ne demek “para cezası verilecek kadar” şeriatçı?</p>
<p> </p>
<p>Şeriatçıysa kapatın.</p>
<p> </p>
<p>Değilse niye para cezası veriyorsunuz?</p>
<p> </p>
<p>Bu nasıl hukuki bir ölçü?</p>
<p> </p>
<p>Şeriatçılığın ne kadarı kapatılmayı, ne kadarı para cezasını gerektiriyor?</p>
<p> </p>
<p>Şeriatçılığı böyle “basamak basamak” değerlendirmek mümkün mü?</p>
<p> </p>
<p>Bence, 367 kararı da, türban kararı da, bu son AKP kararı da hukukla pek ilintili kararlar değil.</p>
<p> </p>
<p>Bunlar siyasi kararlar.</p>
<p> </p>
<p>Askerî muhtıranın başarısızlığından sonra bir yargı darbesi girişimiyle karşılaştık.</p>
<p> </p>
<p>Ama gerek dünyadan, gerekse Türkiye’nin içinden gelen tepkiler böyle bir darbenin sonuçlarının pek parlak olmayacağını gösterdi girişimcilere.</p>
<p> </p>
<p>Ayrıca, AKP’nin kapatılması halinde, ağustos ayında yapılacak Askerî Şûra’dan çıkacak tayin ve terfileri imzalayacak resmî bir otoritenin ortada kalmaması ihtimali de doğmuştu.</p>
<p> </p>
<p>Bu “ihtimal” de kararı etkilemiş olabilir.</p>
<p> </p>
<p>Doğrusu, birçok insan gibi ben de böyle olabileceğini düşünüyorum.</p>
<p> </p>
<p>Böyle bir şeyin akıldan geçmesi bile yeterince kötü.</p>
<p> </p>
<p>Bir mahkemeyle ilgili, insanın aklından böyle şeyler geçer mi?</p>
<p> </p>
<p>Daha önce o mahkeme 367 gibi hukuk dışı bir karar almışsa, geçer.</p>
<p> </p>
<p>Peki, şimdi ne olacak?</p>
<p> </p>
<p>Lekeli bir hukukumuz vardı.</p>
<p> </p>
<p>Lekeli de bir siyasi iktidarımız oldu.</p>
<p> </p>
<p>Anayasa Mahkemesi’nin “yarısından fazlasının” şeriatçı bulduğu bir parti, ülkeyi yönetmekte herhalde epey zorlanır.</p>
<p> </p>
<p>Bu karar, her seferinde karşısına çıkarılacak.</p>
<p> </p>
<p>Yargı, darbeyi tam gerçekleştiremedi ama bıçağı soktu.</p>
<p> </p>
<p>Oradan kanırtacak.</p>
<p> </p>
<p>Kendilerini Türkiye’nin sahibi olarak görenlerin dişi artık halkın iradesine geçmiyor.</p>
<p> </p>
<p>Ama hâlâ yaralayabiliyorlar.</p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"><br />
Süratle yeni bir seçime gitmek gerekiyor bence.</p>
<p></span><span style="font-family:Times New Roman TUR;"><br />
Nasıl 22 Temmuz ordu müdahalelerini durdurup onu hukukun içine çekilmeye zorladıysa, yeni bir seçimle de yargıyı hukukun içine çekmek lazım.<br />
Yargı da burada bir “halk” olduğunu anlamalı.<br />
AKP de artık daha demokrat ve kararlı bir çizgide durmanın, kendisi için de ülke için de daha hayırlı olduğunu fark etmeli.<br />
Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var.<br />
Özgürlükleri güvence altına alan bir anayasaya.<br />
Kürtleri de, Alevileri de, dindarları da, demokratları da, solcuları da koruyacak, herkesi eşit vatandaş statüsüne getirecek, fikirleri ve inançları özgürleştirecek bir anayasaya.<br />
Seçim Yasası’nı, Siyasi Partiler Yasası’nı baştan aşağı değiştirmek de artık bir zorunluluk.<br />
Sistemin “bozuk yanlarından acaba ben de yararlanabilir miyim” kurnazlığı yürümüyor, sistem o bozuk yanından yeniden büyüyor çünkü.<br />
Sistem bütünüyle değişmeden hiç kimse güvence altında olmuyor.<br />
Ordunun politikanın dışına çıkıp asıl işine döneceği, yargının siyasallaşmaktan uzaklaşıp hukukileşeceği, siyasal partilerin “tek adam” yönetimi altında aşiretleşmeyeceği, bütün fikirlerin örgütlenme hakkına sahip olarak kendilerini demokrasi içinde ifade edip parlamentoda yerini bulacağı, tüm vatandaşların eşit olacağı, insanların nasıl giyinip, nasıl konuşacağına “devlet otoritesinin” karışamayacağı, devletin şeffaflaşacağı, “derin devletin” bitirileceği bir ülke yaratmak için gerekli koşullar oluşmuş gözüküyor.<br />
Neden biz de gelişmiş, özgür, zengin bir ülke olmayalım?<br />
Neden bu ülkenin her fikirden, her dinden, her ırktan insanları kendilerini güvencede hissetmesin?<br />
Bence yaşadığımız hukuk faciası büyük de bir fırsat yaratmış durumda Türkiye için.<br />
Yeni bir seçim ve yeni bir Türkiye fırsatı.<br />
Bu ülke de tarihinde ilk defa mutluluğun, güvenin ve özgürlüğün tadını tatsın.<br />
Biz ümitler dünyasına, facialar kapısından geçerek giriyoruz.<br />
Bir faciadan daha geçtik.<br />
Umarım girdiğimiz bu ümitler dünyasının gereklerini yapacak feraseti de gösteririz.</p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[murat belge -devrimci-]]></title>
<link>http://tarafgazetesii.wordpress.com/?p=19</link>
<pubDate>Fri, 01 Aug 2008 05:31:09 +0000</pubDate>
<dc:creator>gresiraliyiz</dc:creator>
<guid>http://tarafgazetesii.tr.wordpress.com/2008/08/01/murat-belge-devrimci/</guid>
<description><![CDATA[
Öyle anlaşılıyor ki, bizim memleketin “sol”unda yer alan bazı arkadaşlarımızın zihnind]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Times New Roman TUR;"><br />
Öyle anlaşılıyor ki, bizim memleketin “sol”unda yer alan bazı arkadaşlarımızın zihninde, belki daha çok da bilinçaltında, oldukça kendine özgü bir “devrimci” kavramı var. Bu, “ortaklaşa bilinçdışı”na özgü imgeden söz ettiğim için, söylediklerim kimsenin fiilen ağzından çıkmış şeyler değil; ama birilerinin ağzından çıkanların altında yattığını düşündüğüm şeyler.</p>
<p> </p>
<p>“Ayakkabıcı” dediğimizde aklımıza nasıl “ayakkabı yapan” bir adam geliyorsa “devrimci” deyince de “devrim yapan” birini zihnimizde canlandırıyoruz herhalde. Bu adam, öyle ufak tefek, “çerezlik” işlerle uğraşmıyor, zamanı gelince “devrim yapıyor”.</p>
<p> </p>
<p>Çocukluğumda okuduğum “Hayvanlar Âlemi” gibi çocuk ansiklopedilerinde, karıncalarla ilgili bir şeylere rastlamıştım. Bütün bilgiler zaman içinde değişiyor, yenileniyor; bu da değişti mi, bilmem. Ama “asker karınca” denilen, her yuvada bulunan bir karınca tipi olduğunu okumuştum. Bu karınca sadece dövüşmeyi bilirmiş, elinden başka hiçbir şey gelmezmiş. O kadar ki, karnını doyurmayı bile beceremez, bildiğimiz sıradan işçi karıncalar bunların ağzına yem koyarak beslermiş. Bir zamanlar bizim memlekette de “profesyonel devrimci” denilen bir insan tipine –şimdikinden daha sık- rastlanırdı. Bunları görünce nedense aklıma hep “asker karınca” gelirdi.</p>
<p> </p>
<p>“İnsanlar Âlemi” diye genellenebilecek, tarih kitaplarını okuduğumda, zihnimde “Bolşevik” diye bir insan tipi canlanmıştı. “Bolşevik” deyince kavram daralıyor, bir zaman ve mekânla sınırlı bir tip kalıyor ortada. Muhtemelen bu çok doğru değil; dediğim insan türü muhtemelen her yerde vardır –az da olsa.</p>
<p> </p>
<p>Ama “Bolşevik”, bu insan tipinin özel ve iyi bilinen bir örneği. Onun için, ona referansla konuşmakta ciddi bir sakınca yok.</p>
<p> </p>
<p>Benim bu soyutlamadan anladığım, öncelikle, elinden her iş gelen bir insan tipidir. Yani, “asker karınca”nın ya da bizdeki “profesyonel devrimci”nin tam tersi. Sonuç olarak, “takıntılı” bir insan tipidir; o da, yaptığı her şeyi “devrim için” yapar. Bu özelliğiyle, bana çok “sevimli” gelmez doğrusu, ama çok “saygıdeğer” gelir. Bu adamı bir gün fabrika semtinde işçilere, ertesi gün kırda köylülere propaganda yaparken görebilirsiniz; akademik bir konuda bilgi toplamasını söyleyin, kitaplığa kapanıp o bilgiyi çıkarır; “falancanın evine ahçı kılığında girip istihbarat toplayacaksın” deyin, yemek pişirmeyi de –bilmiyorsa- öğrenip o işi de yapar.</p>
<p> </p>
<p>Böyle “adanmış” ve böyle “becerikli” bir adam olduğu için, koşullar belirli bir durumu ortaya çıkardığında, “devrim” de yapar. Ama zaten koşullar sadece kendiliğinden –anlayamadığımız, analiz edemediğimiz birtakım mistik mekanizmaların çalışması sonucu- böyle bir “durum” yaratmaz. O koşullarda ve o “durum”da, anlattığım bu insan tipinin de payı vardır. Daha doğrusu, “nesnel” ve “öznel” diye zihnimizde soyutlayarak ayırdığımız koşullar, gerçekte tamamen içiçe geçmiş olarak varolurlar. Böyle adamların varlığı <em>ve etkinliği</em> böyle bir “durum”un oluşmasına imkân verir ve adamlar böyle olduğu için de, o “durum”dan bir “devrim” ortaya çıkar.</p>
<p> </p>
<p>Bolşevikler 1900’de de aynı Bolşevikler (henüz Menşevikler’den de ayrışmamış olarak), Çarlık aynı Çarlık’tı. 1905 olmadı; 1917 oldu. Tabii bu iki tarih arasında, “dünya savaşı” gibi çok önemli bir fark vardı. Ama aynı zamanda, devrimcilerin 12 yıllık etkinliğinin birikimi de vardı.</p>
<p> </p>
<p>O yılların bir “devrimci”sini, imkân olsa da diriltsek ve bugünkü Türkiye’ye getirebilsek... Bir yanda “kapatma” davası, öbür yanda “Ergenekon” davası... Radek veya Buharin veya Troçki, bu duruma bakacak ve “Bu işler bizi ilgilendirmez. Biz ‘tarafsız’ kalmalıyız” diyecek!..</p>
<p> </p>
<p>Ya da, diyelim Narodnikler hükümet kurmuş, icraatlarından biri de Okrana’nın insanlık dışı etkinliklerini teşhir etmek. Lenin, “Bu bizi ilgilendirmiyor” diyor ve Rusya’da kapitalizmin gelişmesini incelemeye devam ediyor.</p>
<p> </p>
<p>Siz, bir toplumun tarihinin en çetrefil bir anında, Jules Verne’in <em>Aya Seyahat</em> romanını okumaya karar vermişseniz, sonra, o toplumun mütebaki tarihinin hangi aşamasında vaziyet edip de “devrim” yapmayı kuruyorsunuz?</p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Alzheimer ilacı  bulundu 2012’de piyasada]]></title>
<link>http://tarafgazetesii.wordpress.com/?p=17</link>
<pubDate>Thu, 31 Jul 2008 20:18:52 +0000</pubDate>
<dc:creator>gresiraliyiz</dc:creator>
<guid>http://tarafgazetesii.tr.wordpress.com/2008/07/31/alzheimer-ilaci-bulundu-2012%e2%80%99de-piyasada/</guid>
<description><![CDATA[Alzheimer tedavisinde zihinsel gerilemeyi yüzde 81 oranında azaltan ilaç, üçüncü aşaması da]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Alzheimer tedavisinde zihinsel gerilemeyi yüzde 81 oranında azaltan ilaç, üçüncü aşaması da tamamlandıktan sonra yaygın olarak kullanılacak </strong></p>
<div class="taraf_inf_com">
<div class="agrupa_gris">
<div class="mod_grafico">
<div class="taraf_grafik_foto"></div>
</div>
</div>
</div>
<p><span style="font-size:small;">Alzheimer hastalığının ilerlemesinin durdurulması için deneme aşamasındaki bir ilaç umut vaat ediyor. ABD’nin Chicago kentinde düzenlenen bir tıp konferansında sunulan bilgilere göre, Alzheimer’ın tedavisinde yeni bir yaklaşım olarak değerlendirilen Rember adlı ilaçla, hastanın beyin işlevlerini engelleyen tau adlı sinir hücrelerinin içinde gelişen protein zinciri kırılıyor. Araştırmacılar, hastalıkla ilgili olarak bugüne kadar hücre dışında yapışkan kümeler oluşturan beta amiloid adlı protein üzerinde yoğunlaşmıştı.<br />
Alzheimer tedavisiyle ilgili çalışmalarda yakın zamanda gelişme sağlanamamasına karşın, bugün piyasada bulunan ve hastalığın sadece semptomlarını azaltmaya yarayan dört Alzheimer ilacının aksine, Rember bu alanda ilk kez bu kadar cesaret verici sonuçlar gösteriyor. Ancak uzmanlar, ilacın piyasaya çıkması için önünde yıllar bulunduğuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>TEDAVİ SÜRECİ •</strong> 20 yıl önce test tüpüne şans eseri düşen bir damlanın, o sırada üzerinde çalıştığı Tau proteinini yok etmesi üzerine bu buluşu hayata getiren İskoçya Aberdeen Üniversitesi Biyoloji Profesörü Claude Wischik, beynin işlevlerini sınırlayan protein zincirinin kırıldığı yeni yöntemi şöyle anlatıyor: “Araştırmaya katılan 321 Alzheimer hastasına günde üç kere olmak üzere Rember’ın üç farklı dozundan birer tane ya da plasebo verildi. Altı aylık sürede plasebo verilen hastalar beyin fonksiyonlarının yüzde yedisini kaybederken Rember ile tedavi edilen hastalarda herhangi bir gerileme kaydedilmedi. Bir yılın sonunda plasebo alan gruptaki hastalarda gerileme devam ederken, Rember tedavisinde, 19 ayın sonunda dahi Alzheimer hastalarının normal hastalık sürecinin hiçbir gerileme görülmedi.<br />
Yapılan testlerde, hafif ve orta düzeyde Alzheimer belirtileri gösteren hastaların yeni ilacı kullanmaları durumunda zihinsel fonksiyonlarındaki gerilemenin yüzde 81 gibi oldukça büyük bir oranda azaldığı ortaya çıktı.<br />
Eldeki verilerin şimdilik sadece bu 19 aylık dönemi kapsadığını ifade eden Profesör Claude Wischik, bundan sonrasında hastalığın nasıl bir seyir izleyeceğini bilmediklerini ancak en azından 19 aylık süreçte hastalığın ilerlemesini durdurduklarına inandıklarını söylüyor.</p>
<p><strong>2012’DE BİTECEK •</strong> Bütün dünyada 26 milyon kişiyi tehdit eden Alzheimer, dünya nüfusu yaşlandıkça daha da yaygın hale geliyor. Şu anda ikinci faz çalışmaları aşamasında olan ilacın, yapılacak diğer testlerin de bu bulguları desteklemesi durumunda 2012 yılında üçüncü fazı tamamlayarak yaygın şekilde kullanılıyor </span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Resmi bir hazırlık maçı: 2-0]]></title>
<link>http://tarafgazetesii.wordpress.com/?p=15</link>
<pubDate>Thu, 31 Jul 2008 20:16:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>gresiraliyiz</dc:creator>
<guid>http://tarafgazetesii.tr.wordpress.com/2008/07/31/resmi-bir-hazirlik-maci-2-0/</guid>
<description><![CDATA[Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi 2. ön eleme turu ilk maçında tarihi belalısı Macaristan’ın MT]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi 2. ön eleme turu ilk maçında tarihi belalısı Macaristan’ın MTK takımını güle oynaya yendi ve tur kapısını araladı. Sarı-lacivertliler, ikinci viteste oynamalarına rağmen Roberto Carlos ve Selçuk’la sonuca gitti</strong></p>
<div class="taraf_inf_com">
<div class="agrupa_gris">
<div class="mod_grafico">
<div class="taraf_grafik_foto"></div>
</div>
</div>
</div>
<p> </p>
<p><span style="font-size:small;"><strong>YENİLER SARACOĞLU’NDA •</strong> Fenerbahçe, Avrupa Şampiyonlar Ligi 2. ön eleme turundaki MTK Budapeşte karşılaşması ile sezonun ilk resmi karşılaşmasına çıkarken teknik direktör Luis Aragones, İspanyol golcü Daniel Güiza ve oyuna sonradan giren Emre Belözoğlu da ilk resmi maçlarına Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda çıkmanın keyfini yaşadı. <br />
Aragones, MTK Budapeşte karşısında, hazırlık maçında Ukrayna’nın Shakhtar Donetsk’i 2-1 mağlup eden ilk 11 kişilik kadrosunu değiştirmedi. Kezman, Ali, Yasin, Deniz, Mert ve Maldonado’nun yanı sıra sakatlıkları bulunan Deivid, Tümer ve Vederson maç kadrosuna alınmadı. Edu Dracena forma numarasını değiştirerek 4 numaralı forma ile oynadı.<br />
Kadıköy’deki son Avrupa kupası maçını geçen sezon Avrupa Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde Chelsea ile yapan sarı-lacivertliler, UEFA Kupası 1. tur mücadelesinde MTK Budapeşte ile 30 eylül 1999’da Kadıköy’de yaptığı rövanş karşılaşmanın ardından 9 yıl sonra rakibini yine Kadıköy’de konuk etti.</p>
<p><strong>ESKİ DOST •</strong> Macaristan Futbol Federasyonu’nun genel sekreterliğini yapan Fenerbahçe’nin eski teknik direktörü Karlman Meszöly de karşılaşmayı izledi. Karşılaşmada tribünlerin büyük bir bölümü dolarken, yer yer boşluklar göze çarptı. Sarı-lacivertli taraftarlar, tribünde astıkları “Terörü Lanetliyoruz” yazılı pankartla Güngören’de meydana gelen terör saldırısına tepki gösterdi.</p>
<p><strong>KADIKÖY’ÜN UĞURU •</strong> Fenerbahçe, Avrupa Kupalarında kendi sahasında oynadığı 13 maçtır yenilmiyor. En son 23 Kasım 2005 tarihinde, İtalyan devi AC Milan ile oynadığı ve ‘Sheva’ lakaplı Andriy Shevchenko’nun yıldızlaşarak dört gol attığı maçta 4-0 yenilmişti.</p>
<p><strong>CARLOS SİFTAH YAPTI •</strong> Fenerbahçe’nin  golü 15. dakikada Roberto Carlos’tan geldi.Yaklaşık 25 metre uzaklıktan sol ayağı ile sert bir vuruşla topu yerden kalecinin soluna yolladı. Bu gol, Roberto Carlos’un Fenerbahçe forması ile Avrupa Kupalarında kaydettiği ilk sayı. Brezilyalı yıldızın Avrupa sahnesinde ise kendi kariyerindeki 17. golü. </p>
<p><strong>ASLAN’A GÖNDERME •</strong> Ezeli rakipleri Galatasaray’a gönderme yapan bir grup taraftarın ‘Emre bitti, sıra Arda’da’ pankartı açtıkları dikkat çekerken, Güngören’de yaşanan terör olayı Migros kale arkası üst tribünün önündeki demirlere ‘’Terörü Lanetliyoruz’’ yazılı pankart asılarak protesto edildi. </p>
<p><strong>MTK’NIN ÇAPI YETMEDİ •</strong> MTK Budapeşte’nin Fenerbahçe’ye rakip olması ne kadar mümkündü? Aslında bu bir resmi hazırlık karşılaşmasıydı. Ama geçmişte futbolun ciddi bir oyun olduğuna dair çok fazla örnek gördüğümüzden korkuyorduk da içten içe.<br />
Aragones’in sahaya çıkardığı kadro biraz da mecburiyettendi. Emre’nin sakatlığı, Kezman ve Maldonado’nun yerlerine alınma ihtimali olan oyuncuların eksikliği Aragones’in sahaya sürdüğü 11’i bu şekilde ortaya çıkardı. Tabii ki temmuz sonunda tamamen hazır bir takım bulmak zor. Fenerbahçe’nin de sıkıntıları var. Rakipten çok üstün olmalarına karşın bölük pörçük ataklar yaptılar. MTK’nın çapı Fenerbahçe’yi bozmaya doğal olarak yetmedi.<br />
Kim ne derse desin Aurelio’nun Fenerbahçe’ye katkısı çok büyüktü. O gittikten sonra el freni falan diyenler var. Ama oynadığı 40-45 maçın 30-35’inde vasatın altına düşmeyen istikrarlı bir orta saha oyuncusu bulmak kolay değil. İşler iyi gitse de gitmese de sevimli Marco’nun o hırsını ve inadını arayacak Fenerbahçe.<br />
Semih ve Güiza akıllı futbolcular. Oyunu iyi biliyorlar. Bu, Fenerbahçe için ciddi bir avantaj. Gol atmadıkları maçlarda bile yıldızlaşma ihtimalleri var. İkisi de attırmaktan hoşlanıyor. Arkadaşlarına boş alan hazırlıyor, top atıyor. İşte bu önlerindeki tüm engellerde sarı-lacivertlilere güzel seçenekler sunuyor.<br />
Fenerbahçe dün gece ideal savunmasıyla sahadaydı. Roberto Carlos’un klası ortada, attığı goldeki vuruşu ortada. Herkes arkasındaki boşluklardan bahsediyor. Doğru. Ancak böyle bir yıldıza sahipken bunun yaratacağı sorunları da halledebilmek gerekir. Real Madrid’e gidebilecek performanslar sergileyen Uğur, onun arkasına geçip gerektiğinde savunmayı kapatmalı. Açıkçası dünkü maç, savunmada oluşabilecek hataları fazlaca göstermedi. Rakibin kalitesi, buna izin vermedi.<br />
Alex oynadığında önünde kaç forvet oynamalı? Çocukluğumuzun havuz problemlerinden daha zor bir soru. Bence dünkü maç açıkça bir şey gösterdi. Zayıf rakiplere karşı mutlaka 2 forvetle sahaya çıkılmalı. Avrupa’daki önemli maçlarda ve ligde derbilerle güçlü Anadolu ekiplerine karşı tek forvetle. Tek bir doğru yoktur ve rakibe göre bu doğrular değişebilir.<br />
Kısacası Fenerbahçe için resmi bir hazırlık maçıydı izlediğimiz. En zayıf galibiyetin bile turu getireceğine inananlardandım. Bundan sonra turu kaybetmek çok zor. Fenerbahçe için artık bir sonraki turdaki daha ciddi rakibi düşünmenin zamanıdır. Belki o takıma karşı Aragones’in takımının gerçek gücünü test edebiliriz.</p>
<p><strong>KADIKÖY MELTEMİ •</strong> Rüya gibi geçen bir futbol yazının ardından Şükrü Saracoğlu’nun çimlerine ayak basma vaktiydi. EURO 2008’in fiyakalısı Türkiye, Fenerbahçe-MTK Budapeşte maçıyla bu sezonun Avrupa serüvenini başlatıyordu. Sarı-lacivertliler, Avrupa şampiyonu apoletli teknik direktör Luis Aragones ve İspanya gol kralı Güiza ile caka satmaya hazırlanıyordu.<br />
Okçu lakaplı Güiza ve ‘ne de olsa çift kişilik oynayan’ Colin Kâzım ile Macarların kalesini yoklayan Kanarya, aylardan beri hasretini çektiği Brezilyalı dünya yıldızı Roberto Carlos ile öne geçti. Sakatlığı yüzünden sarı-lacivertlileri geçen sezonun en kritik düzlüğünde yalnız bırakan Carlos, artık müseccel marka olmuş soluyla vuruyor, 16. dakikada skor tabelasındaki Fenerbahçe hanesine bir yazılıyordu. Maç öncesi bacağına sarılan Fenerbahçe amigosu Rambo’dan güvenlik güçlerinin yardımıyla zorla kurtulan Roberto Carlos uzaklardan fileleri bulmuştu.<br />
30’da Avrupa Şampiyonası’nda üç gol atan Semih solunu konuşturduysa da Vegh topu güçlükle çıkarıyordu. Üç dakika sonrası La Liga’nın penaltısız gol kralı, kafayla sonuç alamıyordu. İlk yarının son çeyreğinde sarı-lacivertliler frene basınca başka pozisyon olmuyor, ilk yarı 1-0 Fenerbahçe lehine bitiyordu.<br />
50. dakikada Aurelio’nun Endülüs’te Raks yapmaya gitmesi sonrasında ön liberoya yerleştirilen Selçuk soluyla şansını denedi. Birkaç dakika sonrasında Kâzım ölçüp biçip vursa da, gönye biraz kaydı, top da kaleyi sıyırdı. Kırmızı kramponlarıyla döktüren Kâzım, adeta EURO 2008’de bıraktığı yerden devam ederken, 57’de ilk defa gelen MTK tehlike bile yaratamıyordu.<br />
59’da Gökhan’ın bıraktığı topta Selçuk vurdu, savunmadan seken top kaleciyi kontrpiyede bırakıp tıngır mıngır ağlara yuvarlandı. Fenerbahçe, 64’te Lugano, 66’da ise Güiza ile altıpastan kaleyi bulamadı. Okçu, nedense okunu bir türlü yayından fırlatamıyordu.<br />
74’te Alex’in ‘al da at’ dediği Kâzım’ın kırmızı kramponları bu sefer Saracoğlu’nun direklerini sarstı. Antigualı baba, Kıbrıslı anneden olma çocuk sihrini konuştururken, kale direkleriyle yaşadığı ilişkinin devam ediyor olması dikkatlerden kaçmadı. Evet, Kâzım kaldığı yerden devam ediyordu!<br />
Kalan dakikalarda Saracoğlu’ndaki ‘bir yaz gecesi rüyası’nda kürekler aheste çekildi. MTK ligi düşünürken, Fenerbahçe üçüncü turdaki rakibini düşlemeye başlamıştı bile. “Gulaş yemeye gidiyoruz”lar bir tarafa, bu Macar takımı Şampiyonlar Ligi’ne milyonlarca ışık yılı uzakta. Bu ölçü olmayacak maç bir tarafa, takımın efsanesi Hidegkuti’nin kemikleri sızlıyordur herhalde.</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ABD siyah vatandaşlarından  özür diledi]]></title>
<link>http://tarafgazetesii.wordpress.com/?p=13</link>
<pubDate>Thu, 31 Jul 2008 20:15:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>gresiraliyiz</dc:creator>
<guid>http://tarafgazetesii.tr.wordpress.com/2008/07/31/abd-siyah-vatandaslarindan-ozur-diledi/</guid>
<description><![CDATA[Temsilciler Meclisi, köleleştirilen siyah Amerikalılar’dan özür diledi. Mecliste onaylanan ta]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Temsilciler Meclisi, köleleştirilen siyah Amerikalılar’dan özür diledi. Mecliste onaylanan tasarıda, köle Afrikalılar’ın küçük düşürülüp insanlıktan çıkarıldığı kabul edilirken herhangi bir tazminat öngörülmedi</strong></p>
<div class="taraf_inf_com">
<div class="agrupa_gris">
<div class="mod_grafico">
<div class="taraf_grafik_foto"></div>
</div>
</div>
</div>
<p> </p>
<p><span style="font-size:small;">ABD Temsilciler Meclisi, daha önce benzeri olmayan bir metne imza atarak ataları köleleştirilen siyah Amerikalılar’dan özür diledi. Demokratik Parti’nin Tennessee senatörü Steve Cohen’in hazırladığı tasarı, oylamada kabul edildi. Meclis üyesi Carolyn Cheeks Kilpatrick, “Bugün, ülkemizde geçmişin yaralarını sarma çabalarında bir kilometre taşını temsil etmektedir” dedi. Daha önce beş eyalet kölelikten dolayı özür dilemişti, ancak Kongre’nin özür dilemesi için getirilen öneriler, kısmen özrün tazminat taleplerine yol açacağı kaygısıyla engellenmişti.</p>
<p><strong>TAZMİNAT YOK •</strong> Metinde siyahlara tazminat öngörülmedi ancak meclis, kölelik uygulaması ve ayrımcı yasalarla Afrikalı-Amerikalılar’a karşı yapılan kötülüklerin kalıcı sonuçlarının düzeltilmesi konusunda sorumlu kılınıyor. Metinde, köleleştirilen Afrikalılar’a gaddarca davranıldığı, bu insanların küçük düşürüldüğü, insanlıktan çıkarıldığı belirtilerek, siyahların bugün hâlâ köleliğin ve ayrımcılık getiren Jim Crow yasalarının sonuçlarının acısını çektiği kaydediliyor. Jim Crow yasaları 1876 ile 1965 arasında kamu alanlarında siyahlarla beyazların birbirinden ayrılmasını sağlayan yasalara verilen isimdi.<br />
Metinde “Temsilciler Meclisi’nin, Afrikalı-Amerikalılar ve köleliğin çilesini çekmiş atalarına karşı işlenen suçlardan dolayı Birleşik Devletler halkı adına özür deldiği” belirtiliyor. Cohen, “Kölelik ve Jim Crow yasaları dünya üzerindeki en büyük millete leke sürmekte. Aramızda mükemmel bir birlik yaratmanın bir parçası da bu karardır. Bu kararla hatalarımızla yüzleşiyoruz ve özür diliyoruz” dedi. Nüfusun yüzde 60’ının siyahlardan oluştuğu Memphis’ten 30 yıldır çıkan tek beyaz senatör olan Cohen’in gelecek haftaki ön seçimlerde siyah adayla mücadele etmesi bekleniyor.<br />
Kongre önce de 2. Dünya Savaşı’nda toplama kamplarına alınmaları nedeniyle Japon kökenli Amerikalılar ve 1893’te Hawaii Krallığı’nın devirilmesi nedeniyle Hawaaii yerlilerinden özür dilemişti. 2005’te de Senato linçe karşı yasa çıkarmadığı için özür dilemişti.</p>
<p><strong>JIM CROW YASALARI AYRI AMA ‘EŞİT’ UNSURLAR •</strong> Jim Crow yasaları adını Amerikalı beyaz komedyen Thomas D. Rice’ın siyahları aşağılamak için canlandırdığı bir tipleme olan Jim Crow’dan alıyor. Jim Crow, geri zekalı, ilkel, her türlü aşağılanmaya müstehak bir siyahtır. Karakteri canlandırırken yüzünü siyaha boyayan Rice yarattığı tiplemeyle siyahların Amerikan toplumdaki algılanma biçimini yansıtmış ve pekiştirmiştir. Çeşitli eyaletlerin kendilerine ait hukuk sistemlerinde ortaya çıkan Jim Crow yasaları siyahların toplumun ‘ayrı ama eşit’ unsurları olduğu varsayımına dayanmaktadır. Bu yasaların kimi örneklerine göre siyahlar ve beyazlar için ayrı okullar, ayrı restoranlar, ayrı tuvaletler, ayrı otobüsler düzenlenmiştir. Aynı otobüste yolculuk edildiği takdirde bile siyahların oturacağı bölme diğerinden ayrılmıştır. Ayrımcılığı sistematize eden, siyahlara ekonomik ve sosyal olarak bir dizi dezavantaj getiren bu yasalar 1964’te Yurttaş Hakları Sözleşmesi ve 1965’te Seçim Hakları Sözleşmesi’nin kabulü ile ortadan kaldırılmıştır.</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Showbiz la kilogram 14 ]]></title>
<link>http://klaudyu1.wordpress.com/?p=1313</link>
<pubDate>Wed, 13 Jul 2005 16:21:59 +0000</pubDate>
<dc:creator>KLAUDYU</dc:creator>
<guid>http://klaudyu1.tr.wordpress.com/2005/07/13/showbiz-la-kilogram-14/</guid>
<description><![CDATA[- publicat în “Altă Viaţă Magazin” pe 16 iulie 2005 -

Copilăria&#8230; Atât de naivă şi]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><em>- publicat în “Altă Viaţă Magazin” pe 16 iulie 2005 -</em></p>
<p><a href="http://klaudyu1.files.wordpress.com/2008/08/guta-taraf.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1314" src="http://klaudyu1.wordpress.com/files/2008/08/guta-taraf.jpg" alt="" width="224" height="320" /></a></p>
<p><span style="font-size:medium;"><span style="font-family:Comic Sans MS;">Copilăria... Atât de naivă şi inocentă... Ce poate fi mai frumos decât o mulţime de copii fericiţi, lipsiţi de orice griji, care cântă şi dansează? Deunăzi, navigând pe canalele televizorului, m-am oprit puţin pe Taraf TV (fir-ar să fie de telecomandă, tocmai la postul ăsta i s-au consumat bateriile!). La ce credeţi că s-a uitat ochiul meu, ca fiul vacii la poarta 9? Mulţi puradei ce-şi vărsau năduful şi jalea, chinuiţi mai mult sau mai puţin de talent: Copilu´ Minune, Copilul de Aur, Liviu Puştiu´, Sorinel Puştiu´. Postul ăsta pare un remix negru de supărare în cerul gurii al defunctei emisiuni "Abracadabra", cu regele Guţă în locul Magicianului şi Daniela coadă de maimuţă, cea care obişnuieşte să umble cu cioara vopsită (a se citi Liviu Guţă sau Mititelu´, cum s-o mai fi auto-intitulându-se), pe post de Vrăjitoarea cea Rea de Muscă. Copiii de azi, care spun lucruri trosnindu-te, sunt viitorul României. Pe ăştia îi avem, cu ăştia defilăm în procesul de aberare la U.E. Pentru ca Taraf TV să nu se înece ca Florin Salam la mal, ar fi bine să îi "transfere" pe Dan Negru, Cabral şi Oana Zăvoranu (pentru a menţine coloratura postului) şi să importe unele emisiuni de la alte televiziuni, ca "Bani la greu", "De râsul lumii", "Poliţia în acţiune" şi "Zi-le de la mine!". Sau să creeze emisiuni proprii, inspirate din ogrăzile vecinilor, cum ar fi: "Cinci minute de incultură", "6! Vine garda", "Ce vor pirandele", "Gagici cu lipici", "Am de 3 X mai multe femei", "Mi-am găsit Naşul", "Şmenarul care aduce cartea de joc", "Vino, mamă, să mă vezi la bulău", "5 fraţi dau cu Jula", "Cel mai bengos din parcare", "Fură-ţi bagajele", "Trişaţi în dragoste", "Eurotembela", "Teleencicomedia", "Zâmbete într-o pastilă de ecstasy", "Tu furi, tu câştigi", "Ploaia de manele", "Produsul etapei", "Al şaselea nesimţit", "Doar o mangleală să-ţi mai spun", etc... N-ar trebui să lipsească serialele ("Tânăr şi neprins", "Te voi învăţa să ciordeşti", "Fetiţele Power Buff") şi emisiunile sportive (unde telespectatorii s-ar putea delecta cu meciuri crâncene de poker, barbut sau alba-neagra). Bineînţeles că pauzele publicitare ar trebui împânzite de nenumărate vrăjitoare purtătoare ale unor diverse nume de flori şi fructe, fiice ale cumetrei soacrei cumnatei verişoarei cuscrei nepoatei bunicii după tată a vecinei de palier a Mamei Omida, regine ale magiei alb-gălbuie ca bucata de cretă nepenetrată de Colgate. În plus, dimineaţa s-ar putea face înviorarea în două moduri: pentru fete - gimnastică anaerobică din buric, pentru băieţi - o sută de metri garduri cu mascaţii pe urme. Ca bonus, ar trebui oferite în weekend cursuri de ghicit în talpă, tarot cu cărţi de bucate sau cu cărţi gen Păcălici, fugit nemţeşte cu casetofonul japonez luat dintr-o maşină franţuzească, transhumanţa în stoluri din Italia în Spania, cerşit cu demnitatea nepătată sau săltat portofelele hingherilor în autobuze.</span></span><br />
<span style="font-size:medium;"><span style="font-family:Comic Sans MS;"> Oof, viaţa mea... Dacă ar face toate muştele verzi miere, pe mulţi i-ar lovi diabetul. În stilul ăsta, o să ajungem în curând să ne plângem de silă, că de milă ne plânge întreaga Europă.</span></span></p>
]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
