<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>tarikatlar &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/tarikatlar/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "tarikatlar"</description>
	<pubDate>Mon, 07 Jul 2008 12:07:03 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Gerekli Bilgiler]]></title>
<link>http://webrehberi.wordpress.com/?p=10</link>
<pubDate>Wed, 04 Jun 2008 12:24:32 +0000</pubDate>
<dc:creator>imdat</dc:creator>
<guid>http://webrehberi.wordpress.com/?p=10</guid>
<description><![CDATA[Güneş Ne Kadar Sıcaktır?
Güneş, Güneş Sistemi&#8217;ndeki en büyük gök cismidir. Çok sı]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:8pt;"><span style="font-family:Verdana;"><span style="color:#ff9966;"><strong>Güneş Ne Kadar Sıcaktır?</strong></span><span style="color:#000080;"><br />
</span><span style="color:#808000;">Güneş, Güneş Sistemi'ndeki en büyük gök cismidir. Çok sıcak ve yanmakta olan  bazı gazlardan oluşur. Bu nedenle, yüzeyinde her saniyede milyonlarca atom  bombası patlamasına eşit güçte patlamalar olur. Bu patlamalarda boyu Dünyamızın  büyüklüğünün 40-50 katı olan alevler fışkırır.<br />
Güneş'in dış yüzeyindeki sıcaklık 6000 derece, içindeki sıcaklık ise 12 Milyon  derecedir</span><span style="color:#000080;">.<br />
</span></span></span><!--more--><br />
<span style="font-size:8pt;"><span style="font-family:Verdana;"><span style="color:#000080;"> </span><span style="color:#800080;"><strong>Okyanus Ne Kadar Derindir?</strong></span><span style="color:#000080;"><br />
</span><span style="color:#800000;">Dünyanın en derin okyanusu Pasifik okyanusu'dur. 4.637 metredir. Ve en derin  noktası ise Marina Çukuru 11.033 metredir.<br />
Dünya'da En Hızlı Koşan Kuş Hangisidir?<br />
Dünya'daki en hızlı uçan kuş kartaldır.. Bazı kartallar, havada inanılmaz bir  sürat yaparak aşağıya doğru inişe geçerler. Bu dalış esnasında saatte yaklaşık  322 km. hız yaparlar. Büyük kartallar avlarına çok hızlı çarparlar.<br />
</span><span style="color:#000080;"><br />
</span></span><strong><span style="font-family:Verdana;color:#0000ff;">Kağıt Parayı İcat Eden Kimdi?</span></strong><span style="font-family:Verdana;"><span style="color:#000080;"><br />
</span><span style="color:#008080;">Para icat edilmeden önce, deniz kabuğundan kıymetli metallere kadar çeşitli  mallar değişim aracı olarak kullanılmıştır. Tarihi kayıtlara göre, M.Ö. 118  yılında Çinliler deri para kullanmışlardır. İlk kağıt para ise M.S. 806 yılında  yine Çin’de ortaya çıkmıştır.<br />
Batıda kağıt paraların basılması ve kullanılması 17 nci yüzyılın sonlarına  rastlamaktadır. İlk kağıt paranın 1690’lı yıllarda Amerika Birleşik  Devletleri’nde Massechusetts Hükümeti, İngiltere'de ise "Goldsmiths" ler  tarafından basıldığı ve dolaşıma çıkarıldığı, 1694 yılında İngiliz Merkez  Bankası ve daha sonra diğer ülke merkez bankalarının kurulması ile de  yaygınlaştığı görülmektedir</span><span style="color:#000080;">.</span></span></span></p>
<p><strong>Pusulayı Kim İcat Etti?</strong><br />
MS 100 yılında Çinliler, pusulayı icat etti. Manyetik bir ortamda serbest  bırakılan bir objenin kuzeye yöneleceği prensibinden hareketle pusulanın keşfi  gerçekleşti.</p>
<p><strong>Gökyüzü Neden Mavidir?</strong><br />
<span style="color:#cc0099;">Gökyüzünün mavi görünmesinin tek sebebi kırılma hadisesidir.<br />
Güneş ışınları atmosfere girdiğinde atmosferdeki gaz moleküllerine ve toz  parçacıklarına çarparak saçılır. Gün ışığı değişik dalga boylu birçok ışından  oluşur. En kısa dalga boylu mavi ışınlar atmosferin üst tabakalarındaki küçük  parçacılar tarafından hemen saçılırlar. Fakat kırmız ışık (ki en büyük dalga  boylu ışıktır!) saçılmak için daha büyük parçacıklara çarpmak zorundadır.<br />
Gökyüzü açık olduğunda, mavi ışık diğer ışıklara oranla en fazla saçılan  ışıktır. Bu yüzden de gökyüzü mavi görünür. Mesela gökyüzü yoğun bulutlarla veya  dumanla dolu olduğunda, tüm ışınlar nerede ise aynı oranda saçılır. Bu da  gökyüzünün gri renkte görünmesine sebep olur.<br />
</span><span style="color:#000080;"><br />
</span><span style="color:#ff0000;"><strong>Ay'a Ayak Basan İkinci İnsan Kimdi?</strong></span><span style="color:#000080;"><br />
</span><span style="color:#6600cc;">Ay’a ilk ayak basılması sırasında kullanılan, astronot Buzz Aldrin’e ait imzalı  bir uçuş veri defteri, New York’taki açık artırmada 222 bin 500 dolara (yaklaşık  370 milyar TL) alıcı buldu. “Swann Galleries” adlı müzayede evinde yapılan açık  artırmada, aydan toz lekelerini de üzerinde barındıran, uçuşla ilgili verilerin  işlendiği “Data Card Book” (Veri Kayıt Kitabı) adlı not defteri, kimliği  açıklanmayan Pennsylvania’lı bir tüccar tarafından 222 bin 500 dolara satın  alındı.<br />
Müzayede evinin sözcüsü Caroline Birenbaum, Ay’a ilk ayak basan insan olan  astronot Neil Armstrong ile Apollo 11 adlı uzay aracının personeli Aldrin’in,  20-27 santimetre boyutlarındaki 16 sayfalık not defterinde, aracın manevra  yapmasına imkan sağlamak için kritik veri değerlerinin kayıtlarını tuttuklarını  söyledi.<br />
Satürn-5 roketiyle uzaya gönderilen Apollo 11 aracı, üç günlük yolculuktan  sonra, 20 Temmuz 1969’da, Ay Modülü Kartal’ı Ay’a indirmişti. Araç personelinden  Michael Collins, Ay yörüngesinde kalırken, Armstrong ve Aldrin Ay’a ayak basan  ilk insanlar olmuşlardı.</span></p>
<p><span style="color:#cc0099;"><strong>Dünya'daki En Büyük Elmasın Adı Nedir?</strong></span><span style="color:#000080;"><br />
</span><span style="color:#003300;">Dünyanın en büyük elması olarak bilinen 191 karatlık Işık Dağı ya da Kuh-i Nur  adıyla tanınan elmas Hindistan'da bulunmuştur ve bugün, İngiltere Krallık  Hazinesi'ndedir. Adı Farsçada Işık Denizi anlamında olan, uçuk pembe renkli,  yassı bir taş olan Derya-i Nur elması ise, yaklaşık 185 kırat ağırlığındadır ve  bugün İran Milli Bankası'nda saklanmaktadır. Bunlara ilaveten, 1853 yılında  Brezilya'da bulunan ve Güney Yıldızı adıyla tanınan 128 karatlık elmasla, Büyük  Moğol Elması ve bizdeki 86 karatlık Kaşıkçı Elması, dünyadaki en büyük ve en  değerli 22 elmasın arasında bulunmaktadır. </span></p>
<p><span style="color:#800000;"><strong>Dünya'ya En Yakın Yıldızın Adı Nedir?</strong></span><span style="color:#000080;"><br />
</span><span style="color:#666699;">Dünya'ya en yakın yıldız! Proxima Centauri'dir. </span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İsrail'in ezeli düşmanı: Hizbullah]]></title>
<link>http://gereksizbiri.wordpress.com/?p=136</link>
<pubDate>Mon, 19 May 2008 07:55:48 +0000</pubDate>
<dc:creator>gereksizbiri</dc:creator>
<guid>http://gereksizbiri.wordpress.com/?p=136</guid>
<description><![CDATA[Arapça&#8217;da Allah&#8217;ın partisi, anlamına gelen Hizbullah Lübnan&#8217;da çok etkili bir]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class="storytext"><strong>Arapça'da Allah'ın partisi, anlamına gelen Hizbullah Lübnan'da çok etkili bir siyasi ve askeri güç.</strong></div>
<p class="storytext">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="208" align="right">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" bgcolor="#ffffff"><img src="http://www.bbc.co.uk/f/t.gif" border="0" alt="" width="5" height="1" /></td>
<td>
<div><img src="http://www.bbc.co.uk/worldservice/images/2006/07/20060712131851_40907887_guerrillas.jpg" alt="Hizbullah milisleri" width="203" height="152" /></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td class="caption"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="storytext">İran'ın mali desteğiyle 1980'lerin başında kurulan Şiilerin örgütü, kuruluşun hemen ardından İsrail'in Lübnan'dan çekilmeye zorlamak için mücadele etti.</p>
<p class="storytext"><!-- end_story -->Örgüt, özellikle askeri kanadı İslami Direniş sayesinde 2000 yılının mayıs ayında bu hedefine ulaştı.</p>
<p class="storytext">İsrail işgali ardından 1982 yılında bir grup müslüman din adamı tarafından kuruldu.</p>
<p class="storytext">Bekaa Vadisi'nde konuşlanan Hizbullah'ın askeri kanadı yaklaşık 2 bin İranlı Devrim Muhafızları'ndan oluşuyordu. Devrim Muhafızları, Tahran yönetimi tarafından direnişe yardımcı olmak amacıyla gönderilmişti.</p>
<p class="storytext">Hizbullah'ın bir diğer amacı da, Lübnan'ı İran tarzı bir İslam toplumu yaratmaktı. Ancak daha sonra bu hedefinden vazgeçti.</p>
<p class="storytext">Parti'nin söylemlerinde İsrail'in yıkılması hedefine sık sık vurgu yapılıyor. Örgüt, Filistinin işgal altında bir İslam toprağı olduğunu, İsrail'in varolma hakkı bulunmadığını savunuyor.</p>
<p class="storytext">Hizbullah, özellikle kuruluşunun hemen ardından 1980'li yılların ilk yarısında Batılılara karşı rehin alma eylemlerini bir taktik olarak uyguladı.</p>
<p class="storytext">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="208" align="right">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" bgcolor="#ffffff"><img src="http://www.bbc.co.uk/f/t.gif" border="0" alt="" width="5" height="1" /></td>
<td>
<div><img src="http://www.bbc.co.uk/worldservice/images/2005/06/20050622085542h203.jpg" alt="Hizbullah'ın logosu" width="203" height="152" /></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td class="caption"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="storytext">1983 yılında Beyrut'ta Amerikan ordusunun karargahına düzenlenen bombalı saldırıda 241 deniz piyadesi ölmüştü.</p>
<p class="storytext">Saldırı ardından Amerikalılar Beyrut'tan çekildi.</p>
<p class="storytext"><strong>Lübnan siyasetinde etkili</strong></p>
<p class="storytext">Lübnan'daki Şii müslümanları temsil eden örgüt, İsrail'e karşı mücadelesi nedeniyle çoğu Lübnanlının saygısını kazandı.</p>
<p class="storytext">Lübnan parlamentosunda temsil ediliyor. Ayrıca klinikler açıp, Lübnanlılara sağlık hizmeti de sunarak, sosyal yaşamın da önemli bir parçası haline gelen Hizbullah'ın El Manar adlı, etkili bir televizyon kanalı da var.</p>
<p class="storytext">Bir zamanlar Lübnan'a giden batılıların kaçırılıp rehin tutulması eylemleriyle ün salan Hizbullah, Amerika Birleşik Devletleri tarafından terör örgütleri arasında sayılıyor.</p>
<p class="storytext">Washington Avrupa Birliğinin de Hizbullah'ı terör örgütü ilan etmesini istiyor.</p>
<p class="storytext">Ama bir çok Avrupa'lı diplomat, Hizbullah'ın Lübnan parlamentosunda temsil edilen bir siyasi güç olduğuna dikkat çekerek, bu öneriye kuşkuyla yaklaşıyor.</p>
<p class="storytext">Hizbullah milisleri, Birleşmiş Milletler'in kararlarına rağmen silah bırakmayı reddediyor.</p>
<p class="storytext"><strong>İsrail'in varolma hakkını reddediyor</strong></p>
<p class="storytext">İsrail Lübnan'dan çekildikten sonra Hizbullah güçlerinin Lübnan ordusuna entegre olmasu ve faaliyetlerini siyasi ve sosyal konulara odaklanması umuluyordu. Ancak elde ettiği siyasi kazanımların ardından şimdi, yalnızca Lübnan için değil, bölge için bir direniş örgütü olduğunu savunuyor.</p>
<p class="storytext">İslami Direniş hala İsrail Lübnan sınırında faal durumda. Gerilim daha çok Şeba Çiftlikleri olarak bilinen bölgede yaşanıyor. Hizbullah Şeba Çiftliklerini'nin Lübnan'ın olduğunu savunuyor ve İsrail'in işgali altında olduğunu söylüyor.</p>
<p class="storytext">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="208" align="right">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" bgcolor="#ffffff"><img src="http://www.bbc.co.uk/f/t.gif" border="0" alt="" width="5" height="1" /></td>
<td>
<div><img src="http://www.bbc.co.uk/worldservice/images/2005/11/20051121142040051121_hezbollah203semcredito.jpg" alt="Hizbullah milisi" width="203" height="152" /></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td class="caption"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="storytext">İsrail'in BM tarafından da desteklenen savı ise, Şeba Çiftlikleri'nin sınırın Suriye tarafında, Golan Tepeleri'nin bir parçası olduğu yönünde.</p>
<p class="storytext">Golan Tepeleri de, 1967 yılından bu yana İsrail işgali altında.</p>
<p class="storytext">Hizbullah uzun süre de Suriye'nin desteğini aldı. Şam yönetiminin Lübnan'daki çıkarlarını koruduğu, Suriye'nin Golan Tepeleri'ni işgal eden İsrail'e karşı kullandığı ileri sürülüyordu.</p>
<p class="storytext">Ancak 2005 yılında Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri'yi hedef alan suikastın ardından ortaya çıkan krizin sonunda Suriye Lübnan'da bulunan yaklaşık 14 bin askerini geri çekmek zorunda kaldı.</p>
<p class="storytext">Gözlemciler, Hizbullah'ın krizden bu yana daha ihtiyatlı bir strateji izlediği görüşünde. Suriye'nin Lübnan'daki varlığına desteğini sürdüregeldi, ancak Lübnan muhalefetini de eleştirmekten kaçındı. Ayrıca Batı'nın Lübnan'ın içişlerine müdahalelerine karşı çıkarak, birlik çağrıları yaptı.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[1897 - Birinci Siyonizm Kongresi]]></title>
<link>http://gereksizbiri.wordpress.com/?p=135</link>
<pubDate>Mon, 19 May 2008 07:54:12 +0000</pubDate>
<dc:creator>gereksizbiri</dc:creator>
<guid>http://gereksizbiri.wordpress.com/?p=135</guid>
<description><![CDATA[Birinci Siyonizm Kongresi İsviçre&#8217;nin Basel şehrinde toplandı.
1896&#8242;da gazeteci Theo]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Birinci Siyonizm Kongresi İsviçre'nin Basel şehrinde toplandı.</p>
<p>1896'da gazeteci Theodor Herzl, ''Der Judenstaat'' yani Yahudi Devleti adlı bir kitap yayınlamıştı ve kongrede bu kitaptaki fikirler tartışıldı.</p>
<table border="0" cellspacing="2" cellpadding="2" width="100" align="right">
<tbody>
<tr>
<td><span class="caption"> <img src="http://www.bbc.co.uk/turkish/ortadogu/1897_files/pic_1897.jpg" border="0" alt="Birinci Siyonizm Kongresi'nin toplandığı Basel'deki bina" /><br />
Birinci Siyonizm Kongresi'nin toplandığı Basel'deki bina</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Herzl, Viyana'da yaşayan bir Yahudi'ydi. Yahudiler'in kendi devletini kurmasını savunuyordu. Ve özellikle Avrupa'daki Yahudi düşmanlığına karşı bu fikri geliştirmişti.</p>
<p>Kongrenin sonunda, Basel Programı yayınlandı. Bu belgede, Filistin'de bir Yahudi vatanının kurulması ve Dünya Siyonizm Teşkilatı'nın bu amaca ulaşmak için faaliyete geçirilmesi öngörülüyordu.</p>
<p>1897'den önce, çok az sayıda Siyonist göçmen zaten bölgeye gelmeye başlamıştı. 1903'e kadar, bunların sayısı 25 bine ulaştı. Çoğu da Doğu Avrupa'dan gelmişti. Bölgenin yarım milyona yakın Arap sakiniyle birlikte yaşıyorlardı. O zamanlar Filistin, Osmanlı İmparatorluğu'nun parçasıydı. 1904 ile 1914 arasında 40 bin kişilik bir ikinci göçmen dalgası geldi.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Barışı Kazanmak]]></title>
<link>http://gereksizbiri.wordpress.com/?p=132</link>
<pubDate>Mon, 19 May 2008 07:50:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>gereksizbiri</dc:creator>
<guid>http://gereksizbiri.wordpress.com/?p=132</guid>
<description><![CDATA[Bosna&#8217;daki eski uluslararası temsilci Lord Paddy Ashdown, BBC Dünya Servisi için hazırlad]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="storytext">Bosna'daki eski uluslararası temsilci Lord Paddy Ashdown, BBC Dünya Servisi için hazırladığı altı bölümlük dizide bu soruya                   yanıt arıyor.</p>
<p class="storytext"><!-- end_story -->"Barışa, savaşa hazırlandığından daha da fazla hazırlanmak gerek" diyen Lord Ashdown, geçmişteki dört deneyime uzanarak savaş                   ve müdahalelerden sonra uygulanan politikaları inceliyor.</p>
<p class="storytext">Bunun için de yakın geçmişte iz bırakan müdahalelere uğrayan, kapsamlı yapılandırma programları ile ayağa kaldırılmaya çalışılan                   ülkeleri mercek altına alıyor.</p>
<p class="storytext">BBC Radyo 4 için hazırlanan bu diziyi <strong><em>Ebru Doğan</em></strong> Türkçe'ye uyarladı, Hüseyin Sükan sundu.</p>
<p class="storytext">ALMANYA</p>
<p class="storytext">İlk bölümde 2. Dünya Savaşı sonrasında, Almanya'nın yıkıntılar içindeki görüntüsünü anımsıyoruz.</p>
<p class="storytext">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="208" align="right">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" bgcolor="#ffffff"><img src="http://www.bbc.co.uk/f/t.gif" border="0" alt="" width="5" height="1" /></td>
<td>
<div><img src="http://www.bbc.co.uk/worldservice/images/2005/02/20050212231224bodies-afp-300.jpg" alt="Dresden'deki bombardıman" width="203" height="149" /></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td class="caption"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="storytext">Bu dönemde dörde bölünerek işgal edilen Almanya'nın tek başına ayakta durmaya hazır olması dört yıl sürmüştü.</p>
<p class="storytext">Lord Ashdown işgalciler arasında en büyük hataları İngilizlerin yaptığını söylüyor.</p>
<p class="storytext">Yine Almanya'da geçen ikinci bölümde İngilizlerin geleceğin Başbakanı Konrad Adenauer'le nasıl ters düştüğünü ve bunun bedelini                   de ödediğini anlatan Ashdown, alınacak dersleri şöyle sıralıyor:</p>
<ul>
<li class="storytext">Eski rejimin en üst düzey isimlerini uzaklaştır, ama kalanların yeteneklerinden faydalan;</li>
<li class="storytext">Güvenliği birincil önceliğin yap;</li>
<li class="storytext">Ekonomiyi bir an önce hareketlendir ki halka savaşa değil barışa konsantre olsun;</li>
<li class="storytext">Seçimleri mümkün olduğunca geç yap ve yerel gelenekleri dikkate alarak çalış - kendi sistemini empoze etmeye kalkma.</li>
</ul>
<div class="inlineboxtitle" style="background-color:#365fac;">EL SALVADOR</div>
<p class="storytext">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="208" align="right">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" bgcolor="#ffffff"><img src="http://www.bbc.co.uk/f/t.gif" border="0" alt="" width="5" height="1" /></td>
<td>
<div><img src="http://www.bbc.co.uk/worldservice/images/2007/03/20070312142144guerillas203.jpg" alt="" width="203" height="152" /></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td class="caption"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="storytext">Lord Ashdown üçüncü bölümde gerilla grupları arasında çatışmalara sahne olan El Salvador'a 16 yıl önce yapılan BM müdahalesinin                   ertesini inceliyor.</p>
<p class="storytext">BM en iyi operasyonlarından biri kabul edilen El Salvador'daki başarısını neye borçlu?</p>
<p class="storytext">Paddy Ashdown "Hem Soğuk Savaş'ın bitmesiyle doğan ortama, hem de örgüt yöneticilerinin attığı isabetli adımlara" diyor.</p>
<p class="storytext">
<p class="storytext">
<div class="inlineboxtitle" style="background-color:#365fac;">IRAK</div>
<p class="storytext">Lord Ashdown beşinci bölümde günümüze geliyor ve Irak'ın işgalinin ardından izlenen politikaları diğer deneyimlerle, özellikle                   de Almanya'yla karşılaştırıyor.</p>
<p class="storytext">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="208" align="right">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" bgcolor="#ffffff"><img src="http://www.bbc.co.uk/f/t.gif" border="0" alt="" width="5" height="1" /></td>
<td>
<div><img src="http://www.bbc.co.uk/worldservice/images/2004/03/20040319172328iraq_anniversary203.jpg" alt="Irak savaşı" width="203" height="152" /></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td class="caption"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="storytext">Ashdown'a göre ABD'nin buradaki icraatları gelecekte "Paramparça bir ülkeyi yeniden inşa ederken ne yapmamalı" diye örnek                   gösterilebilir.</p>
<p class="storytext">Altıncı ve son bölümdeyse yine Irak örneğinde, Ashdown'ın çıkardığı dersleri dinlemeye devam ediyoruz:</p>
<p class="storytext">"Uluslararası toplumun barışı sağlamak ve parçalanmış toplumları yeniden toparlamakta çok değerli roller oynayabileceğine                   gönülden inanıyorum.</p>
<p class="storytext">"Ve umarım ki o gün geldiğinde Irak deneyimini dikkatle inceler, aynı hataları sil baştan yapmayız."</p>
<p class="storytext">
<p class="storytext">
<div class="inlineboxtitle" style="background-color:#365fac;">BOSNA</div>
<p class="storytext">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="208" align="right">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" bgcolor="#ffffff"><img src="http://www.bbc.co.uk/f/t.gif" border="0" alt="" width="5" height="1" /></td>
<td>
<div><img src="http://www.bbc.co.uk/worldservice/images/2007/07/20070728175837bosnia203.jpg" alt="" width="203" height="152" /></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td class="caption"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="storytext">Paddy Ashdown dördüncü bölümde dört yıl boyunca görev yaptığı Bosna'ya uzanıyor ve çuvaldızı kendisine batırmaya çalışıyor.</p>
<p class="storytext">Lord Ashdown'a göre Bosna'da savaşı izleyen yedi yılda altı seçim düzenlenmesi hataydı.</p>
<p class="storytext">"Oysa Bosnalıların hararetle ihtiyacı olan iki şey vardı: İş ve güvenlik."</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mahmut Yıldırım]]></title>
<link>http://gereksizbiri.wordpress.com/?p=91</link>
<pubDate>Thu, 15 May 2008 13:07:14 +0000</pubDate>
<dc:creator>gereksizbiri</dc:creator>
<guid>http://gereksizbiri.wordpress.com/?p=91</guid>
<description><![CDATA[Mahmut Yıldırım (Kod adları Yeşil, Ahmet Demir, Sakallı.tire ve terminatör olarak bilinmekted]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mahmut Yıldırım</strong> (Kod adları <em>Yeşil</em>, <em>Ahmet Demir</em>, <em>Sakallı</em>.<em>tire</em> ve <em>terminatör olarak bilinmektedir), Kontrgerilla elemanı.</em></p>
<p>Bingöl, Solhan ilçesi <span class="new">Dicnik Köyü</span>'nde 1951 yılında doğdu. <span class="mw-redirect">MHP</span> kökenli, 1973'te Bingöl Genç İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından kullanıldı ve ilişki aynı yıl <span class="mw-redirect">MİT</span> Tatvan Bölge Müdürlüğü'ne devredildi.</p>
<p>Kasım 1975'te askerden geldikten sonra <span class="mw-redirect">Milli Görüş</span> hareketi içinde MİT adına çalıştı. Yıldırım, Elazığ'da 1977'de Etibank Ferro Krom tesislerinde puantör olarak göreve başladı. 1989 yılından sonra Jandarma ile çalışan Yıldırım, çok sayıda faili meçhul cinayete karıştığı iddia edildi. <span class="mw-redirect">MİT</span>'e önce <span class="new">Şemdin Sakık</span>'ı sonra da Abdullah Öcalan'ı öldürmek için operasyon düzenlemeyi teklif etti ve bu teklif Mehmet Eymür'e ulaştıktan sonra Eylül 1994'de Yıldırım ile ilişkiye geçildi.</p>
<p>1995 yılı Ocak ayında Ankara'da gözaltına alındı. 23 Kasım 1996'da MİT tarafından alınan Metin Atmaca adına düzenlenmiş pasaport ile Budapeşte'ye gitti. 24 Kasım'da Mesut Yılmaz Budapeşte'de bir ülkücü tarafından yumruklandı. 28 Kasım'da aynı pasaport ile Türkiye'ye giriş yaptı. MİT ile ilişkisi 30 Kasım 1996'da kesildi. Şu anda nerede yaşadığı bilinmiyor.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türk Hizbullahı]]></title>
<link>http://gereksizbiri.wordpress.com/?p=82</link>
<pubDate>Fri, 09 May 2008 07:39:09 +0000</pubDate>
<dc:creator>gereksizbiri</dc:creator>
<guid>http://gereksizbiri.wordpress.com/?p=82</guid>
<description><![CDATA[Türkiye Hizbullahı, Lübnan&#8217;daki Hizbullah ile organik bir bağı olmayan radikal İslamcı,]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye Hizbullahı</strong>, Lübnan'daki Hizbullah ile organik bir bağı olmayan radikal İslamcı, silahlı, yasadışı bir örgüttür. Hizbullah, "Allah'ın partisi" (Allah taraftarı) anlamına gelir.</p>
<p>Dini kaynakları kendine göre yorumlayarak teröre başvuran ve liderliğini Hüseyin Velioğlu'nun yaptığı silahlı örgüt, daha çok <span class="mw-redirect">Sünni</span> Kürtler arasında faaliyette bulundu. 2000 yılının başlarındaki yoğun polis operasyonlarıyla önemli ölçüde çökertildi. Terörle mücadelede bu operasyonlar çok önemli birer örnek olarak gösterilmektedir. Türkiye Hizbullahı, döneminde yaygın marksist leninist çizgideki kürt muhalefetine karşı bir "panzehir" olarak sol örgütlere karşı bir alternatif olarak da görülürken, anti-komünist görüşü nedeniyle derin devlet tarafından gelişmesine engel olunmadığı, göz yumulduğuna dair iddialar ortaya atılmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Vakit gazetesinin yazarı tecavüzden tutuklandı ya... Kendilerini 'en dindar' ilan edenler, MAZERET ÜRETMEYE başladı]]></title>
<link>http://gereksizbiri.wordpress.com/?p=76</link>
<pubDate>Fri, 09 May 2008 07:17:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>gereksizbiri</dc:creator>
<guid>http://gereksizbiri.wordpress.com/?p=76</guid>
<description><![CDATA[HÜRRİYET GAZETESİ O MAZERETLERİ MANŞET YAPTI
İslami camia, &#8220;ağabey&#8221; olarak nitele]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<h2 class="haberbold" style="line-height:20px;text-align:left;padding:0 20px 5px;">HÜRRİYET GAZETESİ O MAZERETLERİ MANŞET YAPTI</h2>
<p><span>İslami camia, "ağabey" olarak niteledikleri Vakit Gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez’in 14 yaşında bir kıza cinsel taciz suçlamasıyla tutuklanması karşısında önce şoka girdi, sonra "tecavüz gibi" mazeretler üretmeye başladı. Camianın yazarlarının neredeyse hepsi "komplo teorileri" yazarken, tutuklanmayı Ergenekon Operasyonu’na kadar vardıranlar bile oldu.</p>
<p>Ya cinnet ya da hap içirdiler</p>
<p>EMİNE ŞENLİKOĞLU (Yazar): Hepimiz şoke olduk. Eğer öyle bir şey yaptıysa ona yazıklar olsun. Ama yapmadıysa da bu bir komploysa, komplo kuranları Allah kahretsin. Vakit yazarı denmesi acı bir şey. Hüseyin Üzmez’in ailesiyle görüştüm. Eşi "Böyle bir şey yok" diyor. Yaptıysa cezasını çeker. Haberlerde duyar duymaz Hüseyin abiyi aradım. "Bacım mahkemeyi bekle, söyleyeceğim bu kadar" dedi. Kız da 14 yaşında değilmiş. Hüseyin abinin tecavüze kalkışacağına inanamıyorum. Öyle bir şey yaptıysa da kesinlikle cinnet geçirmiş derim. Şu anda inanmıyorum. İlerde deliller ne gösterir bilemiyorum. Eşiyle arasındaki yaş farkında Hüseyin Üzmez’in suçu yok. Kendilerinden küçük kız alanlara, "Yaşlı bunaklar" demişimdir. Evlendiklerinde gidip, "Hüseyin abiyle kavga etmeye geldim" dedim. Eşi, "Emine abla onun hiç suçu yok. Kara sevdayla aşık oldum. ’Benimle evlenmezsen intihar ederim’ dedim, evlendik" diye anlatmıştı olanları. Hüseyin abinin, namus konusunda bilinçli olarak yanlış yapacağı kanaatinde değilim. Ya bir cinnet geçirdi, ya bir hap içirdiler diye düşünüyorum. Yüzde 99 böyle bir şey yapmaz ama kalbini Allah bilir.</p>
<p>Toplumsal lince dönüşmesin</p>
<p>SİBEL ERASLAN (Vakit): Hüseyin Üzmez, büyükbaba... Üzgünüz, şaşkınız. İnanamıyorum böyle bir şey olduğuna. En kısa zamanda hak yerini bulacaktır. Komplo olduğunu düşünmek istiyorum. Hayata bağlanmak istiyoruz. Hepimiz üzerinde şok tesiri yapıyor. Asla düşünmüyorum böyle bir şey yapacağını. Çok ihtiyar ve hasta kendisi. Böyle bir ithamla acı çektiğini düşünüyorum. Eşiyle yaş farkı üzerinden yola çıkarak, birini potansiyel suçlu ilan etmek benim hukuk vicdanıma aykırı. 18 yaşından küçük biri üzerinden toplumsal lince dönüşmesi beni rencide ediyor.</p>
<p>Patetik bir ruh halinin tezahürü</p>
<p>ÖZLEM ALBAYRAK (Yeni Şafak): Eşiyle arasında 50 yıllık yaş farkı bulunması, genç kadınlara karşı cinsel zaafları bulunduğunu itiraf ettiği röportajları, kendi hikayesini yazdığı romanının içeriği, ’kıllanma’ gerektiren cinsten veriler. Eğer bir komploysa bile bu, ateşine atılacak odunları kendi eliyle taşıdığını teslim edebiliriz. Eğer doğruysa pekala bu olay pedofilidir ve patetik bir ruh halinin tezahürüdür. Bir çocuğu istismar etmek benim vicdanımda suçtur. Türkiye’deki bir kesim, "Hz. Ayşe 9 yaşındayken Peygambere nikahlandı" rivayetiyle, "Anadolu’da dindar aileler kızlarını çocuk yaşta evlendiriyorlar" argümanını biraraya her getirdiğinde, aslında İslam’ın "pedofiliye gizli icazet verdiğini" düşünmüş, ama bunu dillendirecek cesareti asla bulamamıştı. Bu olay bu bilinçaltını açığa çıkardı. Artık erken evlendirilmenin İslam’dan değil gelenekten sadır olduğunu, Ayşe anamızın ise evlilik yaşının 9 değil, 17 ya da 25 olduğu yönünde muhtelif rivayetler olduğunu söylesek de faydasız.</p>
<p>Ergenekoncu tezgah</p>
<p>HASAN KARAKAYA (Vakit): Eğer yanlış yapan, çirkinlik yapan insan, bizim içimizden biri ise onu asla savunmaz, ona asla sahip çıkmayız. Bu konuda ölçümüz gayet açık. Ölçümüzü, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed koymuş. Bizler de, "İçimizden biri" dahi olsa, eğer hırsızlık yapmış, eğer sarkıntılık işlemiş, kısacası eğer "yanlış, yamuk ve iğrenç bir iş" yapmışsa, onu ne savunuruz, ne de ona sahip çıkarız. Ancak, olayın üzerindeki esrar perdesi henüz aralanmadığı için, ortada bir tezgah ve komplo olabileceği kuşkusu içindeyiz!... Aklımıza, "Ergenekon’cu tezgahlar" gelmiyor değil.</p>
<p>Olayın bugün çıkması komplo</p>
<p>ABDURRAHMAN DİLİPAK (Vakit): Zina, bizim inancımızda büyük günahtır. "Belki nikáh yapmıştır" denebilir, ama bu da örfe, yasalara aykırı, en azından yakışıksız bir durum. Ben bu işin bir komplo olmasını temenni ediyorum. Ahir ömrümde, bu yaşlı adamın, mahkemede söyleyeceklerini merakla bekliyorum. Bana sorarsanız, ister gerçek, ister iftira olsun, bu olayın, bugün bu şekilde ortaya çıkması bir komplodur.</p>
<p>Soruşturma gizli değil mi</p>
<p>İHSAN KARAHASANOĞLU (Vakit): Hüseyin beyin kendisi ile kısacık görüştüm. "Olay komplo" dedi. Yargılamayı biz yapmayacağız. Yargılamayı, mahkeme yapacak. Biz ise ileri sürülen iddiaların ciddiyetini, olabilirlik ihtimalini kendi açımızdan tartışacağız. Nasıl ki Ergenekon soruşturması ile ilgili biz değerlendirmelerimizi yaptıysak, onlar da (diğer gazeteler) Hüseyin Üzmez aleyhindeki iddialar üzerinde kendilerince değerlendirmeler yapabilirler. Ama karar versinler hazırlık soruşturmasında gizlilik var mıdır, yok mudur? </span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sonunda sitemi tekrar açtım]]></title>
<link>http://gereksizbiri.wordpress.com/?p=72</link>
<pubDate>Thu, 13 Mar 2008 09:28:45 +0000</pubDate>
<dc:creator>gereksizbiri</dc:creator>
<guid>http://gereksizbiri.wordpress.com/?p=72</guid>
<description><![CDATA[gereksizbiri.wordpress.com un dışında artık
www.gereksizbiri.net &#8216;de yazmaya devam edecem ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>gereksizbiri.wordpress.com un dışında artık</p>
<p><a href="http://www.gereksizbiri.net" title="Gereksiz Biri">www.gereksizbiri.net</a> 'de yazmaya devam edecem daha çok içerik daha çok bilgi ile yola devam :) tayyip gibi oldu</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İlluminati]]></title>
<link>http://gereksizbiri.wordpress.com/2007/12/11/illuminati/</link>
<pubDate>Tue, 11 Dec 2007 13:13:36 +0000</pubDate>
<dc:creator>gereksizbiri</dc:creator>
<guid>http://gereksizbiri.wordpress.com/2007/12/11/illuminati/</guid>
<description><![CDATA[
1776 yılında Almanya&#8216;nın Münih kentinde, Adam Weishaupt isimli Kabbalacı bir Hukuk Profe]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<h2></h2>
<p><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1776" title="1776">1776</a> yılında <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Almanya" title="Almanya">Almanya</a>'nın <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BCnih" title="Münih">Münih</a> kentinde, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Adam_Weishaupt" title="Adam Weishaupt">Adam Weishaupt</a> isimli Kabbalacı bir Hukuk Profesörü ve Baron von Knigge ile diğerlerinin yardımıyla kurulan gizli topluluk. <strong>Illuminati</strong>, "Aydınlanmış Olanlar" anlamına gelmektedir. Topluluğun kuruluş amacı cehaletle, baskıcılıkla ve kilisenin dogmalarıyla mücadele etmekti. Her ne kadar asıl amaç, aydınlanarak dinsel dogmalardan uzak, hür düşünceyi ve <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Isaac_Newton" title="Isaac Newton">Newtoncu</a> pozitif bilimin önünü açmak idiyse de, gizli siyasi amaçları olduğu öne sürülerek dünya siyaset tarihinin belki de zaman içerisinde üzerine en fazla <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Komplo_teorisi" title="Komplo teorisi">komplo teorisi</a> üretilmiş topluluğu halini almıştır.</p>
<p><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BCnih" title="Münih">Münih</a>'te kurulup, o yörede (<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bavyera" title="Bavyera">Bavyera</a>) hızla gelişen Illuminati'nin üye kayıtları büyük bir gizlilik içinde saklanıyordu. Öyle ki, üyelerin her birinin takma isimleri vardı ve yazışmalarda bunlar kullanılır, üyelerin gerçek isimleri ve kimlikleri asla kullanılmazdı. Örneğin, topluluğun kurucusu Adam Weishaupt'un kod adı <em>Spartacus</em> idi. Illuminati üyeleriyle ilgili bilinen tek şey, tüm üyelerinin Cermen kökenli beyazlardan oluştuğudur.</p>
<h2><span class="mw-headline">Kuruluşu</span> <span style="font-size:x-small;font-weight:normal;float:none;margin-left:0;" class="editsection"></span></h2>
<p>Cizvitlerin görüşlerine ve dayatmalarına büyük bir antipati besleyen <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Galileo_Galilei" title="Galileo Galilei">Galileo Galilei</a>, bir topluluk kurarak bu dogmalarla mücadele etmek ve parlak gençleri ve aşırı derecede zeki insanları bünyesinde toplayarak onlara özgürlüğün, hür düşüncenin ve aydınlanmanın faziletlerini aşılamak istiyordu. <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1774" title="1774">1774</a> yılında <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Masonluk" title="Masonluk">Mason</a> olan Weishaupt, bu emellerinin <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Masonluk" title="Masonluk">Masonluk</a> içerisinde var olduğunu görse de, Masonluğun emellerinin ve felsefesinin siyasetler üzeri olması itibariyle ve <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Almanya" title="Almanya">Almanya</a>'daki kilise/cizvit egemenliğini sona erdirmek istemesinden ötürü, bu doğrultuda bir topluluk kurmaya karar verdi ve kendisi gibi düşünen 11 arkadaşıyla beraber <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1776" title="1776">1776</a> yılında Illuminati'yi kurdu.</p>
<p><a name="Dereceler_ve_.C3.87al.C4.B1.C5.9Fma_Sistemi" id="Dereceler_ve_.C3.87al.C4.B1.C5.9Fma_Sistemi"></a></p>
<h2> <span class="mw-headline">Dereceler ve Çalışma Sistemi</span> <span style="font-size:x-small;font-weight:normal;float:none;margin-left:0;" class="editsection"></span></h2>
<p>Illuminati topluluğu, tıpkı Masonluk gibi ve benzer anlamları olan, üç derecede çalışırdı.</p>
<ol>
<li>Çırak</li>
<li>Minerval</li>
<li>Illumine (Aydınlanmış) Minerval</li>
</ol>
<p>Başkan ise Areopagites ünvanı ile anılıyordu.</p>
<p>Çıraklar, Fransız ansiklopedistlerin eserlerini okuyarak ve kendi görüşleriyle birlikte bunların raporlarını sunarak tezler hazırlardı. Derece geçişleri tezler hazırlayarak ve bu tezlerin yeterliliği, üst dereceler tarafından oylanarak kabul edilirdi. Bir alt derecedeki üye, bir üst derecedeki üyelerin kim olduklarını bilmezdi.</p>
<p><a name=".C4.B0ni.C5.9Fler.2C_.C3.87.C4.B1k.C4.B1.C5.9Flar"></a></p>
<h2> <span class="mw-headline">İnişler, Çıkışlar</span> <span style="font-size:x-small;font-weight:normal;float:none;margin-left:0;" class="editsection"></span></h2>
<p>12 kişi ile kurulan Illuminati topluluğu, gelişmelerini Mason Localarından kendilerine uygun üyeler kazanarak sağlamaya çalışmışlar, ilk sene sonunda 80 üyeye çıkmışlardır. Daha önceden bir Mason olan Baron Adolf von Knigge'nin katılımı ile ciddi bir ivme kazanmış, Baron'un kazandırdığı seçkin üyeler ile ciddi bir yükselişe geçmişlerdi. Baron ayrıca, Masonluğun şövalye dereceleriden etkilenerek hazırlanmış bir de <strong>Illuminatus Dirigens</strong> adlı bir ek derece daha oluşturmuştu. Baron'un bu kadar öne çıkması, Weishaupt'un pek hoşuna gitmemiş ve anlaşmazlık, Baron'un kısa süre sonra topluluktan ayrılmasıyla sonlanmıştı.</p>
<p>22 Haziran 1784'te tüm <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bavyera" title="Bavyera">Bavyera</a>'da Masonluk ile birlikte Illuminati de, gizli siyasi amaçları olduğu öne sürülerek yasaklanmıştı. Masonluğun, tarih boyunca kendisine yönelen tüm baskı ve yasaklamaların altından hiçbir zarar almadan çıkması gibi yine zararsız çıktığı bu süre Illuminati'ye pek yaramamış ve büyük ölçüde gücünü ve varlığını yitirmişti.</p>
<p>19. yüzyılın başlarında ünlü Alman filozof <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hegel" title="Hegel">Hegel</a>'in katılımıyla canlanan ve eski parlak günlerine dönen Illuminati, bu yıllarda, bir yandan üyesi olan <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hegel" title="Hegel">Hegel</a>'in tez-antitez kuramlarıyla <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yeni_D%C3%BCnya_D%C3%BCzeni" title="Yeni Dünya Düzeni">Yeni Dünya Düzeni</a> düşüncesinin geliştiği bir topluluk haline gelmişti. Dünya üzerindeki çeşitli toplulukları etkileyen bu düşüncenin mirasçıları bugün halen çalışmalarını sürdürüyor olsalar da, Illuminati varlığını tamamlamıştır.<br />
==Müzik==::</p>
<p><em>Gamma Ray - Illuminati</em></p>
<p>Illuminati, You've come to take control<br />
You can take my heartbeat, But you can't break my soul<br />
We all shall be free</p>
<p>Illuminati, You'll never take control<br />
Your new world order, Will lead to none at all<br />
We all stand before you as one</p>
<p>Heaven is for everyone<br />
To be free from the dark</p>
<p>Kaynak Wiki</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[EHL- İ BEYT-İ RESULULLAH]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/06/15/ehl-i-beyt-i-resulullah/</link>
<pubDate>Fri, 15 Jun 2007 15:06:32 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.wordpress.com/2007/06/15/ehl-i-beyt-i-resulullah/</guid>
<description><![CDATA[
EHL- İ BEYT-İ RESULULLAH VE ALTIN SİLSİLE 
&nbsp;
 ( 12 İMAM HAZARATI )
  Bismihi Teala ;
 ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><font size="4"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><br />
EHL- İ BEYT-İ RESULULLAH VE ALTIN SİLSİLE </span></strong></font></p>
<p style="color:#006600;margin:0;">&#160;</p>
<p style="text-align:center;color:#006600;" align="center"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">( 12 İMAM HAZARATI )</span></strong></font></p>
<p style="text-align:center;color:#006600;" align="center"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Bismihi Teala ;</span></font></p>
<p style="text-align:center;color:#006600;" align="center"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">" De ki; Ben bu tebliğime karşılık sizden akrabamı sevmeniz dışında bir şey istemiyorum." </span></strong><em> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Şura Suresi 23</span></em></font></p>
<p style="text-align:center;color:#006600;" align="center"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">" Ey Ehlibeyt! Allah sizden kiri , günahı gidermek ve sizi, tertemiz yapmak ister. "</span></strong><em><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Ahzab Suresi 33</span></em></font></p>
<p style="text-align:center;color:#006600;" align="center"><font size="4"><strong><em> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">1- Hz.Enes (r.a) anlatıyor: " Bu ayeti celile indiği zaman; Resululllah aleyhisselam sabah namazına giderken. altı aya yakın bir müddette, Hz. Fatıma (r.a)'nın kapısına uğrayıp:</span></em><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> <em>"Namaza kalkın ey Ehl-i Beyt " Allah günahlarınızı giderip sizi tertemiz yapmak istiyor" buyurdu.</em></span></strong><em><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></em><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Tirmizi, Tefsir, (3204)</span></font></p>
<p style="color:#006600;"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">2- Peygambar (SAV) efendimizin Üvey Oğlu Ömer b. Ebi Seleme der ki: Ahzab Suresi 33. ayeti celilesi Ümmi Seleme' nin evinde nazil oldu. </span></strong></font></p>
<p style="color:#006600;"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Peygamber aleyhisselam Fatıma' yı, Hasan' ı, Hüseyin' i çağırdı. Onları, bir örtü ile örttü O sırada Ali, arkada, geride bulunuyordu. Onu da örtü ile bürü örttü. Sonra da (Allah' ım bunlar benim ehli beytimdir. Bunlardan günah kirini gider, tertemiz yap) diyerek dua etti. </span></strong></font></p>
<p style="color:#006600;"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Ümmi Seleme (Ya Nebiyyallah! Ben de onlarla birliktemiyim?) diye sordu.</span></strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></font></p>
<p style="color:#006600;"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Resulullah (SAV) ona ( sen yerindesin ve bana hayırlısın !) buyurdu.. Tirmizi-Sünen c .5, s 663</span></strong></font></p>
<p style="text-align:center;color:#006600;" align="center"><font size="4"><strong><em> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">3- İbnu Abbas (r.a) anlatıyor: " Resulullah (sav) efendimiz buyurdular ki; Nimetleriyle bizi beslediği için Allah (CC)'ı sevin. Beni de Allah sevgisi için sevin. Ehl-i Beytimi de benim için sevin." </span> </em></strong></font></p>
<p style="text-align:center;color:#006600;" align="center"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Tirmizi, Menakib, (3792)</span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><span style="color:#000099;">1. İmam: Hazreti İmam Ali (Radıyallahu anh)</span> </span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> İmam Ali bin Ebu Talib bin Abdu Menaf bin Abdul-Muttalib bin Haşim (Rıdvanullahi teala aleyhim ecmain).<br />
<em>Doğumu:</em>"Fil vak'ası" ndan yedi yıl sonra Kabe`de vaki olmuştur.<br />
<em>Vefatları:</em> Hicretin 40. yılında Ramazan-ı Şerif'in 17.nci (Bir rivayete göre de Hicretin 39.ncu yılında Ramazan'ın 27.nci) gününde vaki` olmuştur.<br />
İmam Ali (KV), 4 yıl 9 ay hilafet makamında bulunmuşlardır. </span></font></p>
<p style="color:#000099;"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">2. İmam: Hazreti İmam Hasan (Radıyallahu anh)</span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> İmam Hasan bin Aliyyül-Murtaza (Rıdvanullahi teala aleyhim ecmain).<br />
<em>Künyeleri: </em>Ebu Muhammed,<br />
<em>Validesi:</em> Hazreti Fatımatüz-Zehra'dır (Radıyallahu anha).<br />
Doğumu<em>:</em> Hicretin 2.nci yılında Ramazan ayının ortalarında vaki` olmuştur.<br />
<em>Vefatları: </em>Hicretin 49.ncu yılında Rebiül-evvel ayında vaki` olmuştur. </span></font></p>
<p style="color:#000099;"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">3. İmam: Hazreti İmam Hüseyin (Radıyallahu anh)</span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> İmam Hüseyin bin Aliyyül-Murtaza (Rıdvanullahi teala aleyhim ecmain).<br />
<em>Künyeleri:</em> Ebu Abdullah,<br />
<em>Validesi:</em> Hazreti Fatımatüz-Zehra'dır (Radıyallahu anha).<br />
<em>Doğumu: </em>Hicretin 4.ncü yılında, Şaban ayının 5.nde vaki` olmuştur.<br />
<em>Vefatları:</em> Hicretin 61.nci yılında Kerbela'da şehid edilmiştir.</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></font></p>
<p style="text-align:center;color:#000000;" align="center"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> İ<span style="color:#000099;">MAM HÜSEYİN EFENDİMİZİN MÜBAREK KERİMELERİ SEYYİDE ZEYNEB VALİDEMİZİN</span></span></strong></font></p>
<p style="text-align:center;color:#000099;" align="center"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">4. İmam: Hazreti İmam Zeynel-Abidin (Radıyallahu anh)</span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> İmam Ali bin Hüseyin bin Ali bin Ebu Talib (Rıdvanullahi teala aleyhim ecmain).<br />
<em>Künyeleri: </em>Ebu Muhammed, Ebul-Hüseyin ve Ebubekir,<br />
<em>Lakabları:</em> Seccad ve Zeynel-Abidin'dir.<br />
<em>Validesi: </em>Şehribanu'dur (Fars meliki Yezducerd'in kızıdır).<br />
<em>Doğumu:</em> Hicretin 33.ncü yılında (bazı rivayete göre 36.ncı, bir başka rivayete göre 38.nci yılında) Medine'de vaki` olmuştur.<br />
<em>Vefatları: </em>Hicretin 94.ncü (bir rivayete göre 95.nci) yılında (Miladi 713 yılı Eylül ayında), Muharrem ayının 18.nde vaki`dir. Kabr-i Şerifleri "Bukayye'de Kubbe-i Abbas'tadır". </span></font></p>
<p style="color:#000099;"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">5. İmam: Hazreti İmam Muhammed Bakır (Radıyallahu anh)</span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> İmam Muhammed bin Ali bin Hüseyin bin Ali bin Ebu Talib (Rıdvanullahi teala aleyhim ecmain).<br />
<em>Künyeleri:</em> Ebu Cafer,<br />
<em>Lakabları: </em>Bakır'dır.<br />
<em>Validesi:</em> Fatıma'dır.<br />
<em>Doğumu:</em> Hicretin 57.nci (Miladi 677) yılında Safer ayının 3.ncü Cuma gününde Medine-i Münevvere'de vaki` olmuştur.<br />
<em>Vefatları:</em> Hicretin 114.ncü (M.732) yılında vaki` olmuştur. İmam Zeynel-Abidin ile aynı kabirde birlikte yatmaktadır. </span></font></p>
<p style="color:#000099;"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">6. İmam: Hazreti İmam Ca`fer-üs-Sadık (Radıyallahu anh)</span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> İmam Ca`fer bin. Muhammed Bakır bin. Ali bin Hüseyin bin Ali bin Ebu Talib (Rıdvanullahi teala aleyhim ecmain).<br />
<em>Künyeleri:</em> Ebu Abdullah ve Ebu İsmail,<br />
<em>Lakabları:</em> Sadık'tır.<br />
<em>Validesi: </em>Ümmü Fermude'dir (Hz. Ebubekir -Radıyallahu anh- in oğlunun oğlu olan Kasım'ın kızıdır).<br />
<em>Doğumu: </em>Hicretin 83.ncü (M.702) yılında Rebiul-evvel ayının 15.nci gününden sonraki pazartesi günü Medine-i Münevvere'de vaki` olmuştur.<br />
<em>Vefatları:</em> Hicretin 148.nci (M.765) yılında Receb ayının ortasında (bir rivayete göre Şevval -Kasım- ayının ortalarında) pazartesi günü vaki` olmuştur. Kabr-i Şerifleri Medine-i Münevvere'de "Kubbe-i Abbas" tadır. </span></font></p>
<p style="color:#000099;"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">7. İmam: Hazreti İmam Musa el-Kazım (Radıyallahu anh)</span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> İmam Musa Kazım bin Ca`fer bin Muhammed Bakır bin Ali bin Hüseyin bin Ali bin Ebu Talib (Rıdvanullahi teala aleyhim ecmain).<br />
<em>Künyeleri:</em> Ebul-Hasan ve Ebu İbrahim,<br />
Lakabları: Kazım'dır.<br />
<em>Validesi: </em>Hamide-i Berberiye'dir.<br />
<em>Doğumu:</em> Hicretin 128.nci yılında Safer ayının 7.sinde (M. 9 Kasım 745) Cuma günü (bir rivayete göre pazar günü) Mekke ile Medine arasında "Ebva" denilen mahalde vaki` olmuştur.<br />
<em>Vefatları: </em>Hicretin 183.ncü yılında Cemaziyel ahir'in 25.nci Cuma günü (M. 799 Temmuz) (bir rivayete göre Hicretin 180.nci yılında Receb ayından 5 gün kala) şehid olarak vefat ettiler. Kabr-i Şerifleri Bağdat'ta "Zireşt-Abad"da Şat nehri kenarındadır. </span></font></p>
<p style="color:#000099;"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">8. İmam: Hazreti İmam Ali Rıza (Radıyallahu anh)</span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> İmam Ali bin Musa bin Ca`fer bin Muhammed bin Ali bin Hüseyin bin Ali bin Ebu Talib (Rıdvanullahi teala aleyhim ecmain).<br />
<em>Künyeleri:</em> Ebul-Hasan,<br />
<em>Lakabları: </em>Rıza'dır.<br />
<em>Validesi: </em>Necmiye (veya Erva)'dır.<br />
<em>Doğumu: </em>Hicretin 153.ncü yılında Rebiül-ahir'in 18.nci (bir rivayete göre 11.nci günü) perşembe günü vaki` olmuştur.<br />
<em>Vefatları: </em>Hicretin 208.nci (M.823) (daha zayıf bir rivayete göre de Hicri 203-204/Miladi 819-820) yılı Ramazan ayının 21.nci günü şehid olarak vefat ettiler. Kabr-i Şerifleri Meşhet (İran) dedir. </span></font></p>
<p style="color:#000099;"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">9. İmam: Hazreti İmam Muhammed Taki (Radıyallahu anh)</span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> İmam Muhammed bin Ali bin Musa bin Ca`fer bin Muhammed bin Ali bin Hüseyin bin Ali bin Ebu Talib (Rıdvanullahi teala aleyhim ecmain).<br />
<em>Künyeleri: </em>Ebu Cafer,<br />
<em>Lakabları:</em> Taki ve Cevad'dır.<br />
<em>Validesi: </em>Ümm-ü Veled'dir (Reyhane de denirdi).<br />
<em>Doğumu:</em> Hicretin 195.nci (M.810-11) yılında Receb ayının 10.unda Cuma günü Medine'de vaki` olmuştur.<br />
<em>Vefatları: </em>Hicretin 220.nci yılı Zilhicce ayının 6.ncı Salı günü (M. 835 Kasım ayı) vaki` olmuştur. Kabr-i Müteberrikleri Bağdat'ta İmam Musa Kazım'ın yanındadır. </span></font></p>
<p style="color:#000099;"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> 10. İmam: Hazreti İmam Aliyyün-Naki (Radıyallahu anh)</span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> İmam Ali bin Muhammed bin Ali bin Musa bin Ca`fer bin Muhammed bin Ali bin Hüseyin bin Ali bin Ebu Talib (Rıdvanullahi teala aleyhim ecmain).<br />
<em>Künyeleri: </em>Ebul-Hasan,<br />
<em>Lakabları:</em> Hadi ve Askeri'dir.<br />
<em>Validesi:</em> Ümmül-Faze binti Me`mun'dur.<br />
<em>Doğumu: </em>Hicretin 214.ncü (M.829) yılı Receb ayının 13.nde Medine'de vaki` olmuştur.<br />
<em>Vefatları:</em> Hicretin 254.ncü Cemaziyul ahir ayı sonlarında bir Pazartesi (bir rivayete göre Salı) günü (M.868 yılı Haziran ayı) vaki` olmuştur. Kabr-i Şerifleri Samarra (Irak) dadır. </span></font></p>
<p style="color:#000099;"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> 11. İmam: Hazreti İmam Hasan-el-Askeri (Radıyallahu anh)</span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> İmam Hasan bin Ali bin Muhammed bin Ali bin Musa bin Ca`fer bin Muhammed bin Ali bin Hüseyin bin Ali bin Ebu Talib (Rıdvanullahi teala aleyhim ecmain).<br />
<em>Künyeleri:</em> Ebu Muhammed,<br />
<em>Lakabları:</em> Zeki, Halis, Serrac ve Askeri'dir.<br />
<em>Validesi: </em>Ümm-ü Veled'dir (Süsen de denirdi).<br />
<em>Doğumu: </em>Hicretin 231.nci (bir rivayete göre 230.ncu) yılında Medine'de vaki` olmuştur.<br />
<em>Vefatları:</em> Hicretin 260.ncı (M.873-74) yılında vaki` olmuştur. Kabr-i Şerifleri Samarra (Irak) dadır. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> 1<span style="color:#000099;">2. İmam: Hazreti İmam Muhammed-ül-Mehdi (Radıyallahu anh)</span></span></strong></font></p>
<p style="margin-bottom:12pt;color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> İmam Muhammed bin Hasan bin Ali bin Muhammed bin Ali bin Musa bin Ca`fer bin Muhammed bin Ali bin Hüseyin bin Ali bin Ebu Talib (Rıdvanullahi teala aleyhim ecmain).<br />
<em>Künyeleri: </em>Ebul-Kasım,<br />
<em>Lakabları: </em>Mehdi'dir.<br />
<em>Validesi:</em> Nercis Hatun'dur.<br />
<em>Doğumu:</em> Hicretin 258.nci (Bir rivayete göre 250.nci, diğer bir rivayete göre ise 255.nci yılı Şaban ayının 15.nci gecesi (bir rivayete göre Ramazan'ın 23.ncü günü) "Serremen Rey"de vaki` olmuştur.</span></font></p>
<p style="color:#000000;" class="MsoNormal"><font size="4"><span style="font-family:Arial;">  </span></font></p>
<p><font size="4">  </font></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[TARİKATLARIN TEŞEKKÜLÜ ]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/06/15/tarikatlarin-tesekkulu/</link>
<pubDate>Fri, 15 Jun 2007 15:05:06 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.wordpress.com/2007/06/15/tarikatlarin-tesekkulu/</guid>
<description><![CDATA[&nbsp;
TARİKATLARIN TEŞEKKÜLÜ 

 
 Soru : Bütün tarikatların Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ali (rad]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;color:#000099;">&#160;</p>
<p style="text-align:center;color:#000099;"><font size="4"><strong><font face="Verdana">TARİKATLARIN TEŞEKKÜLÜ</font></strong></font> <font face="Verdana" size="4"><br />
</font></p>
<p style="margin:0;"><font face="Verdana" size="4"> </font></p>
<p><font face="Verdana" size="4"> Soru : Bütün tarikatların Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ali (radıyallahu anhümâ) vasıtasıyla Fahr-i Âlem sallallahu aleyhi ve sellem'e ulaştığı ve onların da tarikatı Hz. Peygamberden aldıkları bilindiği halde, efkar-ı umûmiyye de niçin "Muhammediyye Tarikatı" adının verilmeyip de, Nakşibendiyye, Kâdiriyye, Mevleviyye, Şâzeliyye, Rifâiyye, Kübreviyye, Ekberiyye, Sühreverdiyye, Çeştiyye, Halvetiyye ve Celvetiyye tarikatları gibi isimlerin verilmesi ve tarikatların bu isimlerle şöhret bulması şer'an caiz midir?<br />
Cevap : Mecaz yoluyla caizdir. Nitekim Hz. Peygamberin hadislerini ihtiva eden kitaplara Sahih-i Buhari, Sahih-i müslim denmektedir. Mustafâviyye mezhebi de, Ebû Hanife, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhebi adıyla bilinmektedir. Halbuki bunların hepsi de Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i şeriflerden kaynaklanmakta ve bu iki asıl mesnede dayanmaktadır. Hiç biri kendi izâfî ve indî mütâlâlarına göre böyle bir şey îcâd edip ortaya koymamışlardır.<br />
Tarikatların nihayeti ve aslı Muhammediyye Tarikatı olduğu halde, niçin bu tarikatlara Muhammediye tarikatı adı verilmiyor da Nakşibendiyye, Kâdiriyye, Mevleviyye, v.b. isimler veriliyor diye sorarsan, buna şu cevabı verebiliriz:<br />
Tarikatların mezkur isimlerle adlandırılıp şöhret bulması mecâzîdir. Bu tarikatların kurucusu ve pîrinin ismine nisbetle anılması, bu zatların adı geçen tarikatların ıslahı, zaman ve zeminin ihtiyaçlarına göre irşad anlayışlarının değiştirilmesi gibi konularda cehd ve gayretlerinin çokluğundandır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hadislerinin, bulunduğu kaynaklara göre Buhari ve Müslim hadisi diye isimlendirilmesi aynen buna benzer. Aslında hadisler Buhari ve Müslüm'e ait değil bizzat Rasûlullah'a aittir. Hadislere, kitaplarında "muan'an" bir silsile ile yer vermekten başka müdaheleleri yoktur.<br />
Mezhep imamaları da görüşlerini Kur'an-ı kerim ve sünnet-i seniyye'den aldıkları, hükümlerini bu iki asıl akynağa dayanan delillerle ictihad yaparak koydukları halde mezheplerinin kendilerine nisbetle Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezhebi diye isimlendirilip, bu adlarla tanınıp yaygınlaşması da böyledir. Bu zatlardan hiç birisi kendiliklerinden şahsî bir hüküm ortaya koymamışlardır.<br />
Cüneyd-i Bağdâdî (k.s.) bu hususu şöyle açıklıyor :<br />
"Rasûlullah'ın sünnet-i seniyyesi ve ahlak-ı hasenesinden kaynaklanmayan ve O'na uymayan bütün tarikatlar çıkmaz sokaktır. Onlarla hiçbir yere varılamaz."<br />
Hadis-i şerifte: "Eğer Musa aleyhisselam hayatta olsaydı da bizim peygamberlik haberimiz kendisine ulaşsaydı, ümmetimden olması dışında başka bir şey O'na caiz olmazdı" buyurulmuştur. Kendisinden önceki bütün semavî kitapları ve ilahi dinleri nesheden Hz. peygamber'in nübüvveti, nasıl olur da O'nun yoluna ve izine aykırı tarikatlara imkan verir. Bunun düşünülmesi bile muhaldir. (F, 73)</font></p>
<p><font face="Verdana" size="4">TARİKATLARIN BAŞI VE SONU NEDİR.?</p>
<p>Tarikatların başlangıcı, şer'i şerifin esaslarına sımsıkı sarıldıktan sonra mümkün olduğu kadar zikir ve O'nun insanlara lütfettiği nimetler ile yüce kudreti üzerinde derin tefekkür, ortası; "insanlarla aşırı derece ülfet ve ünsiyet, onlarla fazlaca haşir-neşir olmak iflas alametidir" denildiği gibi, insanlarla, ya da cezbedici diğer dünyevî şeylerle değil yalnız Allah'la meşgul olmak ve yalnız O'na yakın ve O'nunla ünsiyet etmektir. Neticesi ise; her zaman Hakk'ın huzurunda bulunduğu inancına sahip olmak, kendisinde, çevresinde, hülasa her şeyde Hakk'ı görebilmek, bir an bile Allah şuurundan uzak kalmamaktır. Daha doğru bir ifade ile İslâm'ı "ihsan" derecesinde ve her an Cenab-ı Hakk'ın murakabe ve denetimi altında yaşadığına inanarak ibadet etmek ve öylece yaşamaktır.<br />
Tarikatların hepsinin gayesi, müridlerini yalnız Allah'a kulluk ve yalnız O'nun rızasını kazanma idealine ulaştırmaktır. Nitekim bunu zikir, fikir ve ibadetlerinde şöyle dile getiriyorlar:<br />
"İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî = İlâhî, benim maksadım yalnız sen, elde etmek istediğim de yalnızca senin rızandır." (F,74)</font></p>
<p><font face="Verdana" size="4"> </font><font size="4"><span style="color:#333333;"> </span></font></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ TASAVVUFİ TERİMLER]]></title>
<link>http://seyyahin.wordpress.com/2007/06/15/tasavvufi-terimler/</link>
<pubDate>Fri, 15 Jun 2007 15:03:23 +0000</pubDate>
<dc:creator>seyyahin</dc:creator>
<guid>http://seyyahin.wordpress.com/2007/06/15/tasavvufi-terimler/</guid>
<description><![CDATA[ TASAVVUFİ TERİMLER
 1-ŞEYH
  Bismihi Teala ;


&#8221; De ki; Eğer Allah&#8217;ı seviyorsanız]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;color:#000099;"><font size="5"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> TASAVVUFİ TERİMLER</span></font></p>
<p style="text-align:center;color:#000000;"><font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> 1-ŞEYH</span></font></p>
<p align="center"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><span style="color:#000000;"> Bismihi Teala ;</span></span></font><br />
<font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"></span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><br />
" De ki; Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin" Al-i İmran 31</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Resulullah (SAV) şöyle buyurmuştur: " Muhammedin nefsi kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederek söylüyorum ki: Siz isteseydiniz, Allah'ı kullarına, kulları da Allah' a sevdiren ve yeryüzünde insanlara nasihat için dolaşan insanların Allah'ın en sevgili kulu olduğuna yemin ederdim." (Avariful Mearif)</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Burada Hz. Peygamber (SAV) 'in anlattığı husus, şeyhlik ve Allah (CC) 'a davet rütbesinin ta kendisidir.Çünkü şeyh, Allah'ı kullarına gerçek manada sevdiren, kullarını da Allah'a sevdiren ve yaklaştıran kişidir. Şeyhlik rütbesi; tarikat yolunun en yüce mertebesi, Allah'a davet konusunda peygamber vekilliğinin en üstün derecesidir. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Şeyhin kulları Allah'a yaklaştırması şöyle açıklanabilir. Şeyh, müridi, Resulullah (SAV)'a her konuda uyma yoluna götürür. Kimin Hz. Peygambere uyması dosdoğru olur, onun her davranış ve hareketini benimsemesi eksiksiz bulunursa Allah (CC) o kulunu sever. Bakınız Al-i İmran 31</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Şeyhin Allah'ı kullarına sevdirmesine gelince, onu şöyle izah edebiliriz. Şeyh, müridi nefsini kötülüklerden tezkiye yoluna sokar. Nefs temizlenince kalbin yansıtıcı özelliğe sahip aynası parlar. Oradan çevreye ilahi azametin nurları aksetmeye başlar. Kalbe vahdeti ilahinin güzelliği gözükür. Basiretin göz bebeği Cenabi Hakk'ın kıdemi ve celalinin nurlarını seyretmeye dalar. Kemal-i ezeli'yi görür. Böylece kul, herşeyde gördüğü ve hissettiği Rabbını sever. Çünkü bu sevgi, nefsi tezkiye etme ve fıtratındaki kötülüklerden temizlenmenin bir neticesidir. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> 2-TARİKAT</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Tarikat: Arabca tarik kelimesinin çoğuludur. Tarik yol demektir. Tarikat ise yollar manasına gelmektedir.</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Ebu Nasr Serrac Tusi' nin El Luma'a ( İslam Tasavvufu- Prof Dr.H.Kamil YILMAZ) adlı eser inde tarikat şu şekilde anlatılmıştır.</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">" Fıkhi ve itikadi konularda meydana gelen fırkalara mezheb denildiği gibi tasavvufi eğitimde farklı metodlar uygulayan mekteplere de tarikat denir. Tarikatlar insanlardaki meşreb farklılığından kaynaklanır. Tasavvufta tarikat kavramının kullanılması üçüncü ve dördüncü asırlarda başlar. Ancak bugünkü anlamıyla bir şeyhin (1) etrafında toplanan müridanın (2) tekke (3) ortamında muhtelif usüllerle eğitilmesi anlamına tarikat, Abdulkadir Geylani (KS) ve Ahmed Er Rufai (KS) nin yaşadığı hicri 6. ve miladi 12. asırlarda ortaya çıkmıştır. Tarikatler irşad usüllerine göre genellikle üçlü bir tasnife tabi tutulmuştur: Ahyar, Ebrar ve Şüttar.</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Ahyar Tariki: Amel ve ibadete düşkün olanların yoludur. Bu yolun salikleri genellikle farzlar ve nafile ibadetlerle Hakk' ka ulaşmaya çalışmışlardır. Bu yola ruhani yol da denilir. Çünkü bu yolda ruhun nafile ibadetlerle güçlenip nefsi etkisi altına alması esastır.</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Ebrar Tariki: Riyazat (4) ve mücahede (5) yoludur. Bu yola nefsani tarikte denilir. Çünkü amaç riyazat ve mücahede ile nefsi zaaga uğratıp onun ruha ram olmasını sağlamaktır. Bu yolun yolcuları Hakk ile muamelede de Halk ile muamelede de sıdk üzredirler. Gönül saflığına ermek için mücahedeyi esas alırlar.</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Şüttar Tariki: Aşk ve muhabbet ehlinin yoludur. Bu yola aşk, vecd (6) ve coşku ile girilir. Aşk ile ülfeti olmayan bu tarika süluk (7) edemez. Bu yolun yolcuları Beyazıd (KS) gibi coşkulu, taşkın, Mevlana (KS) gibi aşık insanlardır. "</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> 3-ZİKİR</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Bismihi Teala;</span></font></p>
<p style="text-align:center;color:#000000;" align="center"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Zikrin çoğuluna ezkar denilmiştir.</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Zikir: Anma, düşünme, hatırlama. Allah (CC)' ı dil ve kalb ile anma. Belli duaları belli zamanlarda, belli sayı ve şekillerde okuma.</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> ZİKRULLAH HAKKINDA AYETİ CELİLELER</p>
<p>1-Bunlar, Allah'a iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle huzura kavuşanlardır.<br />
İyice bilin ki ancak Allah'ı zikretmekle kalpler yatışır ve huzur bulur. (Ra'd 2'7,28</p>
<p>2-Muhakkak ki,Allah'ı zikretmek her şeyden daha büyüktür. (El-Ankebut 45)</p>
<p>3-Allah'ı çok zikreden erkekler ve kadınlar var ya Allah bunlara bir<br />
mağfiret ve büyük bir mükafat hazırlamıştır. (Ahzab 35)</p>
<p>4-Nice adamlar vardır ki, ne bir ticaret nede bir alışveriş, Allah'ı zikretmekten kendilerini alıkoymaz. (Nur 37)</p>
<p>5-Gerçekten Allah'ı, Ahiret günüaü arzulayanlar ve Allah'ı çok zikredenler için,<br />
size Allah'ın Resulünde(takip edeceğiniz) pek güzel örnek vardır. (Ahzab 21)</p>
<p>6- Ey iman edenler, Allah'ı çok zikredin, O'nu sabah ve akşam tesbih edin,<br />
yüceltin. (Ahzab 41)</p>
<p>7- O halde yazıklar olsun o Allah'ın zikrini terk eden kalpleri katılara..<br />
Onlar apaçık bir sapıklık içerisindedirler. (Zümer 22)</p>
<p>8-Allah'ın zikrini kim umursamazsa, ona bir şeytanı musallat ederiz de,<br />
artık o, ondan hiç ayrılmayan bir arkadaş olur.(Zuhruf 36)</p>
<p>9-Akıl sahipleri o kimselerdir ki, ayakta iken, otururken ve yatarken (daima) Allah'ı zikrederler;<br />
göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler ve şöyle derler:"Ey Rabbimiz sen bunları boşuna yaratmadın. Sen batıl şey yaratmadan münezzehsin. Artık bizi cehennem ateşinden koru.</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> (Al-i İmran l9l)</p>
<p>l0- (O korkulu zamanda) Namazı kılıp bitirdikten sonra ayakta iken,otururken,yanlarınızın üstüne<br />
yatarken hep Allah'ı zikredin.(Nisa l03)</p>
<p>11-İman edenlere vakti gelmedi mi ki, kalpleri Allah'ın zikriyle titremesin. (Hadid 16)</p>
<p>12-Sabah ve akşam içinden yalvararak ve korkarak yüksek olmayan hafif bir sesle Allah'ı zikret. Gafillerden olma. (Araf 205)</p>
<p>13-Gerçek müminler o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri korkarak ürperir, onlara Allah' ın ayetleri okunduğu zaman imanlarını artırır ve onlar, yalnız Rablerine tevekkül ederler. (Enfal 2)</p>
<p>14-Rabbini de çok zikret ve sabah akşam tesbih et. (Al-i İmran 41)</p>
<p>15-O münafıklar namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar; insanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı pek az hatıra getirip zikrederler.(Nisa 142)</p>
<p>16-Muhakkak şeytan, şarapta ve kumarda, aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah'ı zikretmek ve namaz kılmaktan alıkoymak ister.<br />
Artık siz bunlardan sakınmaz mısınız? (Maide 91)</p>
<p>17-Şeytan onları hükmü altına almış ve Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte bunlar, şeytanın taraftarıdırlar.(Mücadele 19)</p>
<p>18-Namazı kıldıktan sonra, yeryüzüne dağılında Allah'ın fazlından rızık arayın. Allah'ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.( Cuma 10)</p>
<p>19-Ey iman edenler,sizi ne mallarınız, ne çocuklarınız, Alllah' ı zikretmekten alıkoymasın. Her kim bunu yaparsa işte onlar hüsrana uğrayanlardır.<br />
(Münafıkin 9)</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> 20-Rabının ismini zikret, her şeyden kesilerek O'na yönel ( Müzzemmil 8)</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> 21- 0 halde siz, beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin de nankörlük yapmayın. (Bakara 152)</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> 22- Aralattan dönüşünüzde Meşari Haramda Allah'ı zikredin.0, sizi nasıl hidayete erdirdiyse sizde 0'nu öylece zikredin .Doğrusu siz O'nun hidayetinden önce sapıklık içinde idiniz. (Bakara 198)<br />
23- Hac ibadetinizi bitirince, cahiliyye devrinde hacdan sonra, toplanıp atalarınızı andığınız gibi hatta daha da kuvvetli bir anışla Ahlah'ı zikredin, çünkü insanların kimi: Ey Rabbimiz, bize (nasibimizi) dünyada ver der .0 kimsenin ahirette bir nasibi yoktur.<br />
(Bakara 200.201)</p>
<p>24-Sabah akşam Rabbını zikret. Gecenin bir kısmında da O'na secde et. Birde geceleyin uzun bir müddet 0'nu tesbih et. (İnsan 25,26)</p>
<p>25-Kötülüklerden temizlenen, Rabbının ismini zikreden ve namazı kılan, mutlaka kurtulacaktır. (A'la 14,15)</p>
<p>26-Ey Resulüm, itaatkar ve mütavazi olanları Cennetle müjdele. Bunlar o kimselerdir ki, Allah'ın ismi zikredilince kalpleri titrer. (Hac 34,35)</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> 27-Kim de Rabbi'nin Zikrinden yüz çevirirse, Allah onu şiddeti artan bir azaba sokar.<br />
(Cin 19)</p>
<p>28-Unuttuğun zaman Rabbini zikret. (Kehf 24)</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> 29-Sayılı günlerde (Teşrik günlerinde) Allah'ı zikret. (Bakara 203)</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> 30-Mümin kullarımdan bir topluluk vardır ki, onlar; "Ey Rabbimiz, iman ettik artık bizi bağışla ve bize merhamet et. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın." derlerken; Siz onları alaya aldınız. Sizin bu hareketiniz bizi zikretmeyi size unutturdu. Onlara istihza edip gülüyordunuz. (Mü'minin 109,110)</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> 31-Muhammed Allah'ın Resulüdür .Onun beraberinde bulunanlar,kafirlere karşı çok şiddetli, kendi aralarında gayet merhametlidirler. Onları rüku ve secde eder halde Allah'dan rıza ve sevap istediklerini görürsün. Onların alametleri yüzlerindeki secde izleridir. Bu onların tevratta anlatılan vasıflarıdır. İncildeki vasıfları ise, filizini vermiş bir ekin gibidir ki, onu kuvvetlendirmiş, oda ekicilerin hoçuna gidecek şekilde kalınlaŞmış ve gövde üzerine dikilmiştir. Müminlerin böyle olmasıda, kafirleri onlara karşı öfkelendirmek içindir. Allah, onlardan, iman edip salih amel işleyenlere mağfiret ve büyük bir mükafat vadetmiştir. (Fetih 29)</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> ZİKRULLAH HAKKINDA HADİSİ ŞERİFLER:</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">1- Ebu Hureyre (r.a)den,Resulullah(sav)'in şövle buyurduğu rivayet edilmiştir:<br />
"Allah (cc)'ın birtakım melekleri vardır ki, bunlar yeryüzünde dolaşıp zikir yapanları araştırırlar. Zikir yapan bir gruba rastlayınca,birbirlerine"geliniz aradığınız buradadır" diye seslenirler ve zikir yapanları göğe kadar kanatları altına alırlar. Gökyüzüne döndüklerinde Allah Teala -aslında her şeyi bildiği halde-onlara-Kullarım ne diyorlar?"diye sorar. Meleklerde O'na; </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> -"Seni tesbih ve tekbir ediyorlar. Sana hamd ve tazim sunuyorlar. "diye cevap verirler. Yüce Allah onlara; </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> -"Onlar beni gördiler mi?"diye sorar. Melekler; </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> -Hayır vallahi seni görmemişlerdir, diye cevap verirler. Allah Teala; </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">-"Ya beni görmüş olsalardı ne yaparlardı?"diye sorar. Melekler; </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> -Eğer seni görmüş olsalardı daha çok ibadet ederler,daha çok tazim ve tekbir ederlerdi. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> -"Kullarım ne istiyorlar" diye sorar. Melekler; </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> -"Senden cennetini istiyorlar" diye cevap verirler. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> -"Cenneti gördüler mi?" diye sorar. Melekler;<br />
"Hayır vallahi ya Rabbi orayı görmemişlerdir. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> -"Orayı görmüş olsalardı ne yaparlardı?"diye sorar. Melelekler de O'na; </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> -"Eğer orayı görmüş olsalardı oraya karşı daha fazla bir arzu ve özlem duyarlar,orayı daha ısrarlı bir şekilde isterlerdi"diye cevap verirler.<br />
Allah Teala meleklere; </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> -"Neden bana sığınıyorlar "diye sorar. Melekler; </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> -"Cehennemden sana sığınıyorlar" diye cevap verirler. Allah Teala ; </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> -"Onlar cehennemi gördüler mi?"diye sorar. Melekler; </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> -"Hayır vallahi görmemişlerdir"diye cevap verir.<br />
Allah Teala onlara; </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">-"Ya cehennemi görselerdi ne yaparlardı?" diye sorar. Melekler;<br />
-"Eğer orayı görmüş olsalardı ondan daha şiddetli kaçar,daha çok korkarlardı"diye cevap verir Bunun üzerine Allah Teala: </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">" Şahit olunuz ki onları affettim" buyurur.<br />
Meleklerden biri; </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> -"Onlar arasında falanca kimse var ki, o aslında onlardan değildir.<br />
Şahsi bir amaç için onların arasına katılmıştır"der. Allah Teala o meleğe; </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> -"Onlar öyle bir gruptur ki,onların arkadaşı kendilerine ihanet etmez" buyurur.</p>
<p>Buhari ve Müslim</p>
<p>2-Ebu Hureyre (RA)'den, Resulullahın (SAV)'ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:</p>
<p>" Müferridler öne geçti (amacına ulaştı) "kendisine" ya Resulallah müferridler kimlerdir?"diye sorduklarında;<br />
"Allah'ı çok zikreden erkek ve kadınlardır"buyurmuşlardır. Müslim</p>
<p>3-Ebu Said el-Hudri (RA)'den rivayet edilmiştir. O'da Hz.Muaviye(RA)'den rivayet etmiştir.<br />
Resulullah(SAV) efendimiz bir gün mescidi saadette halka kurup zikir yapan bir grup sahabeye rastladı.<br />
Onlara;<br />
-"Niçin oturuyorsunuz?" diye sordular. Ashab;<br />
-"Oturduk Allah'ı zikrediyoruz, bizi islama ilettiğinden ve islamla bize ihsan buyurduğundan O'na hamd ediyoruz"dediler.<br />
Resulullah (SAV)efendimiz şöyle buyurdu:<br />
-"Ancak bu iş için oturdugunuza yemin edermisiniz? dikkat edin,ben sizi suçlamak için size yemin verdirmiyorum, fakat Cibril gelip haber verdi ki, Allah sizinle meleklere karşı övünüyor."</p>
<p>Müslim,Tirmizi, Nesai</p>
<p>4-Ebu Müslim el-Eğarr (RA) diyor ki;"Ben şehadet ederim ki, Ebu Hureyre ve Ebu Said (RA) Resulullah (SAV)'ın , şöyle söylediğine şehadet ettiler. "Bir topluluk oturup Allah'ı zikrederse, onları mutlaka melekler kuşatır, Allah'ın rahmeti onları bürür, üzerlerine sekine iner ve Allah onları yanında bulunan meleklere anlatır.</p>
<p>Müslim ve Tirmizi</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">5-Ebu Hureyre(RA)'den Resulullah(SAV)'in şöyle buyurduğu, rivayet edilmiştir.<br />
"Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Kulum hakkımda nasıl düşünüyorsa ben öyleyim. Kulum beni zikredince ben onunla birlikteyim. Eğer o beni içinden zikrederse,bende onu içimden zikrederim. Eğer beni bir toplulukta zikrederse, bende onu daha hayırlı bir topluluk içinde zikrederim. O bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım, o bana bir arşın yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim." Buhari, Müslim, Tirmizi</p>
<p>6- Ebu Musa el-Eşari(RA)'den Resulullah (SAV)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:<br />
"Allah'ı zikreden kimse ile zikretmeyen kimse ölü ile diri gibidir." Müslim</p>
<p>7-Ebu Musa el-Eşari (RA) anlatıyor: Resulullah (SAV) buyurdular ki;<br />
"Allah'ın zikredildiği evlerin misali ile, içerisinde Allah'ın zikredilmediği evlerin misali,<br />
diri ile ölünün misali gibidir." Buhari ve Müslim</p>
<p>8-Resulullah (SAV) efendimiz buyurdular ki;<br />
"Cennet bahçelerine uğradığınızda oradan otlayınız, Sahabiler; cennet bahçeleri nedir ey<br />
Allah'ın Resulü? dediler. Resulullah(SAV) "zikir halkalarıdır" buyurdular. Tirmizi</p>
<p>9- Ebud Derda(RA)'den rivayet edilmiştir: Resulullah ( SAV ) efendimiz ;<br />
"Size amellerin en hayırlısı, sizin derecenizi en çok artıracak, Melikiniz nezdinde en temiz,<br />
sizin için altın ve gümüş bağışlamanızdan daha hayırlı, düşmanlarınızla karşılaşıp onların<br />
boyunlarını vurmanızdan, onlar da sizin boyunlarınızı vurmalarından da hayırlı olanını haber vereyim mi?" Sahabiler;<br />
"Evet ey Allahın Resulü" dediler. Resulullah; "Allah'ı zikretmektir" buyurdular.</p>
<p>Bir başka rivayette, Resulullah (SAV)'a sorulur: "Kıyamet günü Allah nezdinde en hayırlı ibadet hangisidir? "Resulullah (SAV) şu cevabı verir. "Allah'ı çok çok zikretmektir." Hadisin ravisi Ebu Said der ki: " Ey Allah'ın Resulü, Allah yolunda cihat etmekten de mi?" diye sordum. Aleyhissalatu vesselam şu cevabı verdi: "Gazi, kılıcını kırılıncaya ve kana bulanıncaya kadar, kafirlerin ve müşriklerin boyunlarına indirse de. Allah'ı zikredenler, derece itibariyle ondan üstündür."<br />
Muvatta, Kütüb-ü Sitte S-252 </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> 10- Muaz b. Cebel (RA) anlatıyor: "Kul, kendini Allah'ın azabından kurtarmada zikrullahtan daha müessir bir ameli işlememiştir." Muvatta,Tirmizi,İbnu Mace</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> 11- Abdullah b. Büsr (RA)'den şöyle rivayet edilmiştir: Adamın biri gelerek:"Ya Resulallah, İslamın hükümleri çoğaldı. Sımsıkı tutacağım bir şeyi bana bildir"dedi. Resulullah (SAV)'da "Dilin devamlı olarak Allah'ı zikretsin"buyurdu. Timizi</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> 12- Ebu Hureyre (RA) anlatıyor:"Resulullah(SAV) buyurdular ki; "Her gece, Rabbimiz gecenin son üçte biri girince,dünya semasına iner ve; "Kim bana dua ediyorsa ona icabet edeyim. Kim benden bir şey istiyorsa onu vereyim, kim bana istiğfarda bulunursa ona mağfirette bulunayım" der.</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Buhari, Müslim, Muvatta, Tirmizi</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> 13- Hz .Enes (RA) anlatıyor: "Resulullah (SAV) efendimiz buyurdular ki; "Allah'ı zikreden bir cemaatle sabah namazı vaktinden güneş doğuncaya kadar birlikte oturmam, bana İsmail'in oğullarından dört tanesini azad etmemden daha sevgili gelir. Allah'ı zikreden bir cemaatle ikindi namazı vaktinden güneş batımına kadar oturmam dört kişi azad etmemden daha sevgili gelir. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Ebu Davud</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> 14- Hz. Enes (R:A)'den rivayet edilmiştir: "Resulullah (SAV) şöyle buyurmuştur; "Namaz, oruç ve zikir Allah yolunda infak üzere yediyüz misli katlanır." Ebu Davud </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> 15- Ebu Hureyre (RA)'den: Allah (CC)'ın Resulü bir Hadisi Kudsi'de şöyle buyurmuştur; "Kulum beni andıkça ve dudakları beni anmak için kıpırdadıkça ben onunla beraberim." </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> İbni Mace, İbni Hibban</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> 16- Muaz b. Cebel (RA)'den: Resulullah (SAV) şöyle buyurmuşlardır; "Ademoğlu Allah'ın zikrinden daha kolayca kendisini Allah'ın azabından kurtaracak bir amel işlemiş değildir."</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Bu söz üzerine, Ashab'ı Kiram Resulullah'dan şöyle sordular: Allah yolunda cihad da mı zikir kadar faideli değildir? Resulullah (SAV): "Allah yolunda cihad da zikir kadar faideli olamaz. Ancak kılıcın paramparça oluncaya kadar düşmana çalarsan. Sonra yine kılıcın parçalanıncaya kadar düşmana çalarsan, sonra yine kılıcın parçalanıncaya kadar düşmana çalarsan." Ibni Ebi Şeybe ve Tabarani </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> 17- Ömer İbnul Hattab (RA)'den: Resulullah (SAV) Hadisi Kudside şöyle buyurmuştur; "Cenabı Hak beni zikrettiği için benden ihtiyacını istemeye vakit bulamayan bir kuluma benden ihtiyacını isteyenden daha fazla veririm" Buhari (Tarihinde)</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> İmam Celaleddin Suyuti (Rh.A) Hazretlerinin " Neticetül Fikr fi Cehri bi Zikr " isimli eseri :</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Rahman ve Rahim Olan Allah (CC)' ın adı ile başlarız.</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Mesele: Zikir, tesbih ve dua beyanındadır. Bunlar belaların definde sadakaya eşit olurmu? onun makamına geçebilir mi?</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> El-Cevap: Bu hususta açık ayet ve hadisler vardır. Zikrin ve tesbihin sadakadan daha üstün olduğu hakkında da eserler vardır.</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Ama zikrin belaların define sebep olması hususunda öyle bir delil vardır ki, ondan şek ve şüphe yoktur.Muayyen zikirler hakkında sayılmayacak kadar çok hadis varid olmuştur. Kim o zikirleri söylerse beladan, şeytandan, her türlü zarardan, zehirden akrep sokmasından ve onu rahatsız edecek her türlü zararlardan korunur.</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Eş-Şeyh Muhyiddin en-Nevevi" nin " Kitabul Ezkar " isimli eseri o zikirlerle doludur.</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Yine Taberani ve Beyhaki" nin eserleri olan " Kitab-ud Dua " da bu zikirlerle doludur.</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Hal böyle iken sözü daha fazla uzatmaya gerek kalmaz.</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Hadisi Sahihde gelmiştir ki;</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> -1-" La Havle vela Kuvvete İlla Billah " zikri, belalardan yetmiş kapıyı kapatır. Bunların en aşağısı " fakirliği ", diğer bir rivayette ise " gamı " giderir.</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> -2-Sevban (R.A)' den merfu olan hadisi Hakim rivayet etmiş ve onu tashih etmiştir.</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">" Kaderi hiçbir şey çeviremez, ancak dua çevirebilir. " </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Yine Hz.Aişe (R.Anha)' den Hakim rivayet etmiştir. "Dua nazil olan ve olmayan belalara engel olur. Nüzul (inmekte) halinde olan bazı belalarla dua karşılaşır ve onlar birbirini kıyamete kadar geri çevirir."</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> -3-Ebi Davud ve başkaları İbni Abbas (R.A)' dan merfu' en rivayet ediyorlar.</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">" Kim istiğfara devam ederse; Cenab-ı Allah (CC) ona gam ve kederden bir esenlik verip, bütün sıkıntılardan kurtulmayı ihsan edip, hesapsız bir rızıkla rızıklandırır".</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> -4-Suveyd b. Cemil' den Ebi Şeyma rivayet ediyor. Buyurmuş ki;</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">" Kim ikindi namazından sonra (la İlahe İllallah Lehul Hamdu ve Huve Ala Kulli Şeyin Kadir) zikrini söylerse, o zikir ertesi günün ikindi vaktine kadar sahibine gelecek her türlü bela ve afetlere karşı savaşırlar."</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> -5-İshak b. Rahaviye, Mesnedinde Tarık ez-Zuhri' den rivayet ediyor. Buyurdu ki; Ebu Bekir Es-Sıddik' e kanatları sağlam bir karga getirildi. Ebu Bekir buyurdu ki; Ben Peygamber (SAV) den işittim buyurdu ki; " Avlanmaz bir av, yaralanmaz bir yaralı veya kesilmez bir kesilmiş ağaç, tesbihlerini azalttıklarından dolayı bu haller başlarına gelir".</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Bu hadisi, Ebu eş-Şeyh " Kitalul Azame " isimli eserinde, İbni Avn b.Mehran tarikiyle Hz. Ebu Bekir' den mevkufen rivayet etmiştir.</span></font></p>
<p style="color:#000000;" class="MsoNormal"><span style="display:none;"> </span></p>
<p style="color:#000000;" class="MsoNormal"><font size="4"><strong><u> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> 4-TEKKE - ZAVİYE - DERGAH - HANKAH - ASİTANE</span></u> </strong></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Tekke, Zaviye, Dergah, Hankah, Asitane; </span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Tasavvuf erbabının, oturup kalkmalarına, süluk çıkarmalarına, ayin yapmalarına mahsus yere, tekke denir.Taşradan gelecek dervişlerin kalabileceği özel odaları ve mutfağı bulunur.</span></strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Küçük Tekkelere "zaviye", büyüklerine "hankah" , "dergah", merkezi pozisyonda olanlara da "asitane" denir.</span></strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong><em> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Olalı müntesib-i aşkın ey mah</span></em></strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong><em> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Tekkeden tekkeye koşmaktan usandım billah.</span></em></strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong><em> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Muallim Naci</span></em></strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">1- Bir Makale </span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">2- Nevbe Vurmak (Tekke Musikisi) </span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> BİR MAKALE  </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Belediyenin Gazanfer ağa Medresesinde, Tarikat kostümlerine ayrılan küçücük bir odanın içindeki bütün bir malzeme, yalnız İstanbul� daki <strong>360</strong> dan fazla Tekke; Hankah ve Asitane� den arabalarla, kamyonlarla çıkarılan ve bu gün tek yapıcısı kalmayan o fevkalade harikulade kıymettar, nadide, kutsi ve tarihi eşyaya karşılık şimdi tozlu raflarda göze çarpan, destarı bozulmuş, rengi atmış üç beş <strong> Halveti,</strong> yahut <strong>Celveti</strong> tacı ile nasılsa elde kalmış ve yıpranmış bir Mevlevi <strong>Tennuresi</strong>, bir de Bektaşi <strong>Fahri</strong> ve üç, dört tane de eski püskü kostüm ve (külah) tan ibarettir ki, bunların da artık teşhir ve temsile değer kıymet ve mahiyetleri � ne yazık ki � kalmamıştır. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Şimdi bir an düşünelim: Bir takım mesleki <strong>rümuzat</strong> ile süslü ve işlemeli (Takye) sinden yünlü, pamuklu hırkasına; <strong>Haydariye</strong> veya <strong>Hüseyniye</strong> dedikleri aba yeleğinden, şalından asa sına; Yol yol <strong>antari</strong>sinin beş parmak kıvrımından muayyen büklümlerine; deve tüyü abasından <strong>rida</strong>sına; hatta bunların dikişinden düğmesine ve örgüsüne kadar her biri, her yeri ve her yanı ayrı ayrı birer kıymet, birer mana ve ifade olan, her parçasında türlü semboller bulunan ve artık aranılmakla da ele geçiremeyeceğimiz bu emsalsiz eşyanın böyle hazin bir lakaydi sonunda ve hem de pek acıklı bir surette mahv-ü heder oluşundan kimin ve nerenin sorumlu ve ilgili tutulacağı, henüz öğrenilmiş değildir. Bize kalırsa evvela sorulacak ve araştırılacak nokta şudur: </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Evkaf İdaresinin böyle bir, çoğu şahsi ve gayri mevkuf olan bu eşyayı olduğu gibi, istediği şekilde toplamağa, topladıktan sonra da muhafazası ile hiç alakadar olmayıp, her birini bir tarafa atıp çürütmeye, yahut güneş girmeyen havasız, rutubetli ambarlarda işe yaramayacak bir hale getirip imha etmeye hakkı var mıdır? </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Ne kadar acınsa ve esef olunsa yeridir ki; mesela: 7 renk üzerine ham ipekten işlenmiş ve pek ustaca bezenmiş 4 veya 18 �terk� li Kaadiri taçları, yine Kaadiriye hulafasına mahsus siyah kadifeli, uzunca kanatlı �müjganlı� lar..Aynı şekilde yeşil, beyaz, kırmızı, mai, sarı ve lacivert renklerle işlenen ve icabına göre �12, 16, 18� ve ila...72 tığlı, nadide �gül� ler, �gülbehar� lar, �kemer� ler ..Çeşit, çeşit �kan taşları� �elif� i lame� ler, �güldeste� ler, �tomak� lar...40 Elifli, 20 dallı �Halveti� taçları, türlü renkte ve şekilde �Hüseyni�, �Cüneydi� destarlar...�Mihrablı Burma� lar, �Mücevveze� ler, �Elifi� ler, �Edhemi� ler, �Eşrefi� ler, �Dallı� lar...Hülasa ecdad ve eslaf elinden çıkma iğne hünerinin, göz nurunun ancak şarka mahsus olan bu emsalsiz ibda� ları ve artık üç beş mezar taşından başka da benzeri kalmayan bu eşşiz eserler, nefiseler- müzelerde saklanması vaadile- Evkaf tarafından, hem de pek zecri bir surette toplattırıldığı ve bu uğurda bütün Tekke� ler boşaltıldığı halde, ne yazıkdır ki büyük Türk Hattatları� nın şaheserleri ile birlikte o zamandan beri ortadan yok olmuş, yukarıda işaret ettiğim gibi bu işe tahsis olunan Belediye� nin (İnkilap Müzesi) bile, fevkalade zengin ve mücehhez olması lazım gelir iken �kuruttuğumuz çeşmeler, sebiller gibi- tam takır bırakılmıştır. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Halbuki yalnız �Kadirihane� den müsadere edilen, üç kamyonun taşımakla bitiremediği, mesela: �Etvar-ı Seb�a� renklerine bürünmüş tiftik �Makam Postları�, bunların önünde �12 İmam� a işaret olarak yanan muhtelif boyda ve şekilde altun kakmalı, yahut sadece gümüşten ve prinçten dökülmüş, kenarlarında Türk Hattat ve Hakkakinin emsalsiz yazıları ve hünerleri bulunan şamdanlar, buhurdanlar, devamlı ve ahenkli, fevkalade bir tannaniyet temin etmesi için hususi surette yaptırılmış � gayet ince, hassas ve altun döğmeli �halile� ler, �mazhar� lar, �kuddüm� ler..yine bunlar arasında çeşit çeşit renkten ve ipekten donanmış �çeyiz� ler, �emanet� ler, �maksure� ler, dolusu postlar, antika seccadeler ve tesbihlerle klasik bir müzeyi baştan başa ve pek ala ihya etmemiz mümkündü... </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Bunları eşelemek, bu konuyu kırklamak, � irticaı ayaklandırmakdır� diyemeyiz. Böyle düşünenler varsa muhakkak ki yanılmış ve aldanmışlardır. Zira ehlinin malumu olduğu üzere taasubun ve kuru zühdün, öteden beri amansız bir düşmanı olan ve daima böyle tanınan tasavvuf teşkilatının, irtica ile zerre kadar ilgisi ve münasebeti yoktur. Zaten İslam medeniyetinin, İslam maarifinin ruhen ve fikren yükselmesi, gelişmesi demek olan, hasseten de bunun için kurulmuş bulunan �Tasavvuf�, Müslümanlıktaki batıl inançlardan doğan ve kökleşen kuruluğu, geriliği, gidermek için teessüs etmemiş midir?</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Bundan dolayıdır ki her hamlesinde önüne çıkan taassubla, irtica ile daima mücadele halinde bulunmuş, Medresenin �Ulama-yı Rusum� denilen zahir ulamasının akide hayatına getirdiği Cennet sevdasına, Allah korkusuna karşılık O, her şeyden önce iç alemlere girerek gönüllere Allah sevgisini, Allah aşkını, kainatın felsefesini yerleştirmiş ve bunun neticesi olarak da �insan-ı kamil� dediğimiz insanlığa yarar insan yetiştirmenin yolunu ve gerçek sırrını öğretmiştir.   </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Yine bu mekteb, deruni ihtiyaçları da düşünerek Medresenin, �Bab-ı Fetva� nın kafa kafaya vererek asırlarca haram tanıtması yolunda sürüp giden ısrarına, ibrarına rağmen bir çok teviller, tefsirler ve arifane incelikler bularak İslam mabedlerine müziği yerleştirmiş, Mutrib denilen musiki mahfelinde sazı ile, sözü ile bütün teşkilat ve ihtişamı ile, �Zakir Başı� veya �Ayinhan� dediğimiz büyük hançere üstadının Şefliği altında muazzam, bedii bir terennüm ve teganni ihtifal ve ihtilali vücuda getirmiştir ki bütün bir Batının ve kilisenin bu gün bile başaramadığı fevkalade ve dahiyane bir inkilabdır. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Bununla da kalmıyarak (ayin) adını verdiği yine müzikle başlayıp müzikle biten ve kalpleri titreten: � Kıyam, Kuud, Devran ve Sema � halinde çeşit çeşit zikirler �usul� ler, � mukabele � ler, yani bir nevi estetik törenler, füğürler, dini ve lahuti rakslar, semavi danslar ve konserler tertib eylemişlerdir </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Tarihin şehadeti ile de sabit olduğu üzere tarikat büyükleri yani � Pir� ler, � Müctehid� ler, bütün tasavvuf uleması daima ve daima her zaman bu yolda uğraşmışlardır. Onların ellerinden çıkmış ve bir hayli seçme parçası bugün mekteblerde okutturulan eserler ve kitablar meydandadır. Ayrıca kütüphaneleri tavanlarına kadar dolduran � Ana Kitab � dediğimiz �Ummühat� ve �Muhalledat� ehlinin malumudur. Edebiyat derslerinde, edebiyat tarihlerinde kendilerine geniş sahifeler ayrılan, erişilmez şahsiyetlerden önemle ve övünerek bahsettiğimiz büyük mutasavvuflar, mesela ilk hatıra gelen �Hacı Bayram� dan, Yunus� dan, Eşrefoğlundan, Yesevi Ahmed� den, Mısri Niyazi� den � tutunuz da Üsküdarlı � Aziz Mahmud Hüda-i� ye onun Şeyhi � Üftade� ye hatta son zamanlardaki � Erzurumlu<strong> İbrahim</strong> Hakkı� ya, � Seyyid Niğari� ye kadar hangisinin şiirinde, eserinde ve tek satırında irticaın kokusu vardır? Zaten şimdiye kadar taassubla, � Zühdü Mutlak� la tarikat ve tasavvuf uzlaşabilmiş olsaydı, yüzyıllar boyunca uzayıp gelen tekke ve medrese geçimsizliği kökünden halledilir ve her bakımdan da ortadan kalkmış bulunurdu. Binaenaleyh şu vesile ile söylemek ve hatırlatmak lazımgelir ki klasik tekke müziği, tekke dansı veya ridmiyi dediğimiz şey, bu gün liselerde okutulan � manen pek manidar, fakat cansız ve sessiz olduğundan şimdilik kuru ve yavan kalan- tasavvufi metinlerin didaktik parçaların sese ve besteye alınmış (melodi) lerinden ibaret bir �kıyl-ü kal� antolojisidir. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> İşte bu melodilerden örülen canlı ve heyecanlı tabloyu gerek ibadet kasdiyle gerek hayret ve ibretle temaşaya gelenlerin dini ve deruni olduğu kadar bedii bir vecd içinde kalmaması da mümkün değildi, zira sadece seyre ve tetkike gelmiş olanları bile kalbinden ve kafasından yakalıyordu. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> İnkarı kabil olmayan bu hakikat ve bedahat değilmidir ki Batının aydınını, tarihçisini, yıllarca ve yıllarca bıkmadan ve usanmadan, ardı arkası kesilmeden- biadli bir derviş gibi- Mevlevi ayininde bulunmak, yahud mükemmel bir Rifai veya Eşrefi usulü görmek için Londra� dan, Paris� ten hatta çok kerre Amerika� dan �Kulekapısı Mevlevihanesi� ne, Üsküdardaki (Rifai Asitane)� sine veya Tophanedeki (Kadirihane) meydanına, -şapkası elinde, medeni bir huzur ve ihtiram içinde � daima zevkle, heyecanla bu güne kadar sevkede durmuş ve hatta ruhan intisab ve incizaba mecbur bırakmıştır. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Şu halde insaf ile düşünmek icabederse ilimle, tarihle pek ilgisi olmadığı halde sadece geçmişin ve göreneğin, bir bakımdan da güya Batı� nın medeni bir eğlencesidir diye bir çok külfetler, zahmetler ve bir hayli de masraflara katlanarak defalarca ihyasına çalıştığımız ve hiç de usanmadığımız uydurma ve soysuz (festival) lere verilen önem ve değer kadar olsun bu işlerle de uğraşmak zamanı artık gelmiştir. Eğer mazimizi gerçekten seviyor ve onunla cidden övünüyorsak tarihteki servet ve emlakimizin değerini belirtelim. Geçmişteki bedii zevkin, estetik terbiyenin aşk meydanında kutsi ve ilahi heyecana nasıl terfik edildiğini ve bunların nasıl müstesna bir vecd içinde tezahür ve tebellür ettiğini, o anlatılmaz alemin ihtişam ve insicamını, semavi aşkın lahuti sesini, hatta tonunu, fonetiğini �bütün nüansları ile- meçhulün ve metrukün karanlığından kurtarmamız iktiza etmektedir. Bunun içinde �Baltacıoğlu� nun, �Türke Doğru� da, yana yıkıla haykırdığı gibi bunları zaman geçirmeden plakla, filimle, kroki ile hatta �mümkin ise- �Revü� halinde hemen tesbit ve teşhis edib, -aslını kaybetmeden- tarihe ve ebediyete vermemiz; hulasa bu yolda durmadan seferber olmamız lazımdır.  </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Eli kalem tutan iş başına...... </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> CEMALEDDİN SERVER</span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> NEVBE VURMAK</span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> (Tekke Musikisi)</span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Klasik mabed musikimizin ilk büyük konservatuarı sayılan ve bu sahada en kuvvetli, en değerli üstadlan yetiştiren, bunları tarih ve insanlığa tanıtan Tekkeler musikisi ve onun pek azametli kültür ve edebiyatı olmasaydı, ve eğer bunlar ta'lim, telkin yolları ile, inceden inceye işlenmeseydi, kabul etmek lazım gelir ki, islam'ın ibadet dünya-sı, kuruluktan ve zevksizlikten kurtula-mıyacaktı. Yine hatırlamak yerinde olur ki, Medrese kültürünü selahiyetle temsil ve tedris eden zahir ulâmasının ve "Bab-ı Meşihat" de denilen "Fetvahane" nin aynı zihniyet ile kafa kafaya vererek bir ağızdan "Haramdır!" dedikleri musikiyi, devamlı, İsrarlı birçok mücadele ve fedakarlıklarla islam ma-bedlerine sokup yerleştiren ve bütün ihtişamile devam ettiren, </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Tekke musikisi, Tekke musikişinasları olmuştur. Bunun çok güzel bir neticesi de şudur ki, çeşitli zikir şekiller inden meydana gelen ayin-i şeriflerin, "Mukabele" lerin arasına lâhutî konserler, semavî rakıslar, pek canlı ve cazip şekilde bediî figürler katarak, Müslümanlık â-leminde adeta ulvî ve ruhanî bir medeniyet kurmuşlardır. Zamanına göre dahiyane bir inkılap vuruda getirilmiş sayılabilir. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Yine dikkat edilirse görülür ki, zikirde, kalblere coşkunluk vermesi, ilahî zevki arttırması itibarile musikinin,ruhlarda ve gönüllerde yaptığı, bıraktığı tesir, çok kudretlidir. Bu hususun inkar edilemiyecek büyük ehemmiyeti vardır. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong><u> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> TEKKE MUSİKİSİ</span></u></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><br />
Tekke musikisi de, klasik musikimizin saz fasılları gibi tavrını, seyrini değiştire değiştire ve ısındıra ısındıra başlar ve devam eder. Perde perde yük selir, alçalır, dolaşır, ilk girdiği, başladığı yerde, en sonra karar kılar. Koro'nun ses temposu, perdesi, zikrin tavrına ve hareketlerine göre ayarlandırılmıstır. Hiç falso vermeden böylece sürüp gider.<br />
Zikrin "tavr-ı mahsusu" nda görülen figür ve ritim icaplarına göre Önce "pest" den, yavaş yavaş, ağır ağır başlar, perde perde inip çıkar, gittikçe artan büyük bir coşkunluk içinde, etrafı ve gönülleri sardıktan, yüksek perdeler üstünde bir müddet dolaşıp gezindikten sonra "Yıldız Perdesi" denilen hepsindendik ve daha yukardaki en üst perdeyi bulurdu. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Dergahlarda musikiye, bu derece e-hemmiyet verilmesi, Tarikat mensuplarının eski tabiri ile "meclûb-i mehasîn", "bedayı'perver" olmalarından ileri geliyordu, yani (güzelliklere vurgun, bediî zevklere düşkün), ince ruhlu insanların Tekke muhtinde ekseriyeti teşkil etmiş bulunmasından husule gelmekte idi.<br />
Şöhretleri asırları kaplamış, büyük sanatkar ve bestekarların bu şekilde hemen daima Tekke ve Tarikat müntesibleri içinden çıkmış ve yetişmiş bulunması, eserlerinin kendi devrinden zamanımıza kadar gelmesi, her asırda tutunması, bu gerçeğin en kuvvetli misalidir. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong><u> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> MUSİKÎNİN İNSAN RUHU ÜZERİNDEKİ TESİRLERİ</span></u></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><br />
Tekkeler musikisinin, derunî hazlar ve ruhlar üzerinde husule getirdiği bir hususiyet de şu idi :<br />
Camide yapılan ibadetlerde, cemaat tarafından mesela yüz defa "Allah!" denilirse. Tekkede dervişlerden, aşıklardan kurulan zikir halkasında en azı bin defa, yüz bin defa "Allah!" denilirdi ve pek de yürekten söylenirdi. Zira Tekkede "Zikr-i daimî", "vecd-i hakikî" vardı. Namaz gibi muayyen vakitlere mahsus olmayan bu devamlı zikir, eski edebiyatın "vecd-i vecd-â-vecd" dediği gayetle coşkun ve pek heyecanlı bir surette icra olunurdu. Bu doyulmaz ve anlatılmaz neş'eyi meydana getiren de musiki idi ve onun büyüleyen, sürükleyen kudreti idi. Zira kitaplara geçmiş hakikatler arasında görülmekte ve bilinmektedir ki, musiki, âşık'ın aşkını arttırır; duygulu kalblere ilham verir, ruhlara coşkunluk getirir. Bunun içindir ki, Tekkede zikir meydanına girip de post üstünde diz çöken her derviş, hatta derviş olmayan herkes, candan, gönülden ve bir ağızdan "Allah!" derdi;</span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> "Allah!" demenin zevkine varırdı. Ve, zikrin en büyük ibadet olduğunu ruhunda yaşardı. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Musiki ile başlayıp, onunla beraber aynı tavırda, aynı perdede devam eden ve en önce "Estağfirullah!", "Lailahe illallah!", sonra da "Allah!", "Ya Allah!"veya "Hu Allah!", "Hayy Allah!" lâfz-ı şerifleri ile birbirini takip ve tekmil eyleyen İsm-i Celal ve Tevhid-i Şerif ler, "Kuud, Kıyam" veya "Devran" da, (oturarak, ayakta veya devrederek, dönerek) ne tarz-ı surette olursa olsun her defasında zikir meclisi bir kaç saat sürerdi. Bazan da hiç farkında olmadan sabahı bulurdu.<br />
Böylece büyük bir âheng ve intizamla sürüp giden bu coşkunluğun basında, şeyh efendi, elinde sübha-i saddane (binlik veya beş yüzlük teşbih), Mekaam Postu önünde, zikr-i şerifi, a-yin-i şerifi birkaç defa devreder ve ettirirdi. Artık sayısını Allah bilir. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Allah ve Zikrullah aşkı ile kendinden geçmenin pâyânsız neşesine bu şekilde huzur ve heyecan katan Tekke mu-sikisinin en cazip, en muhteşem tarafı "Bayram Haftaları"nda, "Nevbe vurulduğu" zaman olurdu. Bu, bir musiki hadisesi idi. Bu hadise i fevkalade, Tekkelerde bir "saltanat-ı musikiye" ha-linde icra edilirdi. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong><u> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> NEVBE NEDİR ?</span></u></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><br />
Nevbe, Tarikatlere aid saz topluluğunun adıdır. Bu, bir çeşit Tekke bandosu idi. Fakat daha ziyade "aktâb-i erbaa" denilen dört büyük kutbun kurduğu ana Tarikatlara mahsus idi. Yani Kaadirî'ler, Rıfaîler, Bedevî'ler, Disükî'ler ve ilaveten Sa'dî'ler, Dergahlarda, muayyen zamanlarda Nevbe vururlardı. Nevbe'nin icra şekli, evvelce de yazdığımız gibi "alat-i mutribe" denilen Şark'a mahsus an'anevî sazlardan "Nay - Ney, Nısfiye, Kuddüm, Çifte Kuddüm, El Kuddüm'u, Mazhar, Bendir, Kabran, Halîle (bando zili), Tabl-Tabıl (kocaman gövdeli davullar), Mehter Takımında olduğu gibi muayyen bir tarzda topluca çalınıp okunmasından meydana geliyordu. Kıyamî Tekkelerin de, Kandil ve Bayram günlerinden bir hafta önce başlardı. Buna, "istikbal Haftası" denilirdi. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Halvetiye Tarikatına mensubiyeti olan Tekke ve Zaviyelerde ise, ancak "eyyam-i mahsusa" ve "leyali-i mubareke" nin hululü münasebetiyle (Kandil ve Bayramların gelişi ile) o da pek nadir olarak Nevbe çıkar ve bazan bir hafta sürerdi. Bu haftanın içindeki zikir günlerinde ekseriyetle Nevbe vurulurdu. Büyük dergahların Hilafet Cermiyetlerinde, şayed Asitane Şeyhi (Pir evinin postnişini efendi) bulundu ise, o zaman ayin-i şerîf ve merasim, Nevbe'nin iştiraki ile yapılırdı.<br />
Nevbe'nin çıkması ve çalınması iki suretle olurdu : Birisi oturulduğu yerde vurulurdu. Buna "Tulibî Nevbe" denilirdi. ikincisi de, ayakta vurulanıdır ki, bu da, Tulibî Nevbe'den sonra başlar ve daha az sürerdi. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Ramazan Bayramlarına rastlayan hafta günlerinde, bazan üç defa Nebve çıkardı. Kurban Bayramlarında ise, Nevbe merasimi iki defa yapılırdı.Nevbe'ler umumî olarak üç fasıldan ibaretti : Dergahın postnişini bulunan şeyh efendi ve bariz salahiyetli zakirbaşı, ellerinde pirinç halîle ile Nev-be'yi idare ederlerdi. Yaşlı dedeler ile diğer zâkirler Kuddüm vurur, dervişler Mazhar çalardı. Misafir olarak gelen kıdemli şeyh efendilere de, "El Kud-dümu" verilirdi. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> CEMALEDDİN SERVER REVNAKOĞLU </span></font></p>
<p style="color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></font></p>
<p style="color:#000000;" class="MsoNormal"><span style="display:none;"> </span></p>
<p style="color:#000000;" class="MsoNormal"><font size="4"><strong><u> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">MÜRİD</span></u></strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></font></p>
<p style="text-align:center;color:#000000;" align="center"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Arapça, isteyen demektir. Allah'a vuslatı arzu eden, bir başka deyişle, Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmak isteyen ve bu olgunluğun eğitimini verecek bir şeyhe (veya mürşide) bağlanan ( bey'at eden) kişiye mürid denir. Tasavvufi anlamdaki olgunlaşmada 4 merhale vardır. 1- Talib, 2- Mürid, 3-Mutasavvıf, 4- Süfi. Mürid, bir tekamülî oluşumda ikinci sırayı işgal etmektedir. Son sırada bulunan süfiye, vasıl denir. Müridi üç gruba ayırırlar:</p>
<p>Mutlak mürid: Şeyhine "niçin?" sorusu sorarak dili ve kalbiyle itirazda bulunmayan, şeyhinin sözlerine karşı delil istemeyen müride, mutlak mürid denir.</p>
<p>Mücaz mürîd: İç ve dışa ait her hususta şeyhinin rey ve iradesi altında bulunan dervişe denir.</p>
<p>Mürted mürid: Şeyhine emrettiği, yasakladığı konulara karşı çıkan müriddir ki, zamanımızda bu türden olanlar çoktur. İlk iki grub makbuldür. Müridin herşeyden önce şeriate sımsıkı yapışması (takva), edeb ve sıdk (doğruluk) üzere olması gerekir.</span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Tasavvuf Mecmuası 'ndan </span></font></p>
<p><font size="4"><br />
</font></p>
<p style="text-align:center;color:#006600;margin:0;"><font size="4"><br />
</font></p>
<p style="text-align:center;color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Dervişlik Nedir? </span></font></p>
<p style="text-align:center;color:#000000;"> <font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Şeyh Remzi er-Rufa'î </span></font></p>
<p style="text-align:center;color:#000000;">&#160;</p>
<p style="color:#000000;text-align:center;"><font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><span style="color:#006600;"><span style="color:#000000;">Bu suâle birkaç suretle cevab verilebilir.</span></p>
<p></span> </span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Başına 'arakiye, arkasına 'aba giyerek ayin günleri ba'zı dergahlara devam etmek ve orada mücteme'an vaki' olacak zikirlerde hazır bulunmaktır. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Feraiz ve vacibat-ı îlahiyye ve Sünen-i Nebeviyye yi kema yenbeği îfa etmekle beraber lezzet-i 'ubüdiyyeti idame ve "La yezalü'l- 'abdü yetekarrebü ila bi'n-nevafil" hadîs-i kudsîsî mucibince nevâfil ile de iştigal etmek için bir şeyhe inâbe etmek ve ta'lim edeceği evrad ve ezkâra müdavemetle ehl-i riyazet ve sahib-i takva olmaktır. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">(Ye'bne adem innema 'arefenî men 'arefe nefsehü ve innema vecedenî men tereke nefsehü a'rif nefseke ya insan lita'rufinî) emr-i kudsîsî mucibince nefsini bilmek ve Rabb'ini bulmak maksadıyla bir mürşid-i kamile teslim olarak mücahadatını îfa ve ahlakını tasfiye ile ruhunu tecellî ettirmek ve Rabb'ına vasıl olmaktır. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Mürşid-i kamil olan şeyhine ne 'aynî ve ne de gayrî olmak şartıyla kendini benzeterek iradesiz mürîd olmak, ya'ni Hazreti Cüneyd'in (levnü'l-mai levnüinaihî)" <em>=suyun rengi kabının rengindedir=</em> ve Derviş Yünus'un (Halk içre bir ayineyim, herkes bakar kendin görür) kelamları mazmünunca bila-makam her makamdan görünmektir. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Şu ta'rîfattan anlaşılıyor ki dervişlik ne yalnız surette, ne de yalnız sîrettedir. Hem surette ve hem de sîrette olmak lazımdır. Binaenaleyh, dervişlere enfüsî ve afakî olmak üzere iki vazîfe-i asliye terettüp ider. Vazîfe-i enfüsiyye, cismanî ve ruhanî kendi nefsine, vazîfe-i afakiyye, 'alem-i beşeriyyete karşıdır. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Dervişlerin kendi nefsine karşı olan vazîfesi: Sinn-i mükellefiyete vasıl olur olmaz dünyaya ne için ve kimin tarafından ne suretle getirilmiş olduğunu mülahaza ederek mebde' ve me'adını anlamağa çalışmak bunun için de evvel emirde tahsîl-i 'ulum ve funun ile eşkal ve havass-ı zahiriyyesini, ba'dehü iktisab-ı 'irfan ile ahval ve havass-ı batıniyyesini, elhasıl, vezaif-i insaniyyesini öğrenmektir. Hazret-i Rasül-i Ekrem (s.a.v) "el-'ilmü 'ilmani, 'ilmü'l- ebdani sümme 'ilmü'l -edyan" buyurmuştur. Şüphe yok ki buradaki 'ilmü ebdandan maksad fen-i tıp değildir. îlm-i nefsdir ki ademiyyetin zahiriyat ve batıniyatına şamildir, (men 'arafe nefsehü fekad 'arafe Rabbehü) hadîs-i şerifi de bunu müeyyeddir. Me'a haza bir salik tabîb dahî olursa 'ılm-i nefsi daha sühuletle elde eder ve teferru'atını anlar. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Burada bir sual varid-i hatır olabilir. O da cahil olanlar derviş olamazlar mı? Halbuki Derviş Yunus gibi ümmi nice salikler gelmiştir. Evet (zalike fadlullahi yü'tihî men yeşaü) olabilirler lakin nevadirdendir. Bundan ma'ada derece-i kemalde behemehal noksan olurlar çünkü Cenab-ı Hakk (Hel yestevi'l-lezîne ya'lemüne ve'l-lezîne la ya'lemün) buyurmuştur. Bilen ile bilmeyen müsavi olamaz. Esasen kemal-i evliyaullahtan olan İmam-ı Gazali, Muhyiddin-i 'Arabî, Mevlana Celaleddîn-i Rumî kaddesallahu esrarahüm gibi zevat zamanların da 'ulüm-ı zahiriyyede dahi yed-i tüla sahibi idiler ve bu suretle meratib-i insaniyyeyi tamamıyla idrak ederek mürşid-i kamil olmuşlar idi, Ba'zı evliyaullahın, 'ilm, sülük için hicabdır dedikleri varlık itibariyledir.Yani salik kendi ilmine istinad ederek mürşidinin telkînatını kabul etmez ise 'ilmi hicab olur demektir. Yoksa ilimsiz, akılsız dervişlik olmaz. Bunun içindir ki meczübîn ile kamilîn arasında zahirî ve batınî pek büyük farklar vardır. Şu halde derviş olmak için evvel emirde kuvve-i 'akliyye ve zekaiyyesi tam bulunmak ve vezaif-i insaniyesinin zahiriyatını müte'addit hocalardan, ulemadan öğrenmiş ve ma'neviyatını da bir veyahut birkaç mürşid-i kamilden ahz ve telakki etmiş bulunmak şarttır. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Burada dahi bir sual varid olur şöyle ki: Müte'addit hocalardan tederrüs etmek kabul olunursa da seyr u sülük için birkaç mürşide ne ihtiyaç var, bir mürşid kafi değil midir? Hayır! Eğer mürşid cidden haiz-i cemi'î kemalat olmazsa kafi değildir. Nitekim kibar-ı evliyaullahdan ekseri birkaç mürşide hizmet etmişlerdir. Vaktiyle meşayıh dervişini bir raddeye kadar kendisi terbiye ederek isti'dadını fazla görürlerse diğer meşayiha gönderir ve anlar ma'rifetiyle ikmal-i sülük ettirirler idi. Ve dervişlerinin her halde noksan kalmamasına i'tibar ederler idi. İşte bir derviş zikir olunduğu vech ile nefsine karşı olan vezaifini öğrenirse kendini halen ve tamamen mürşidine benzetmiş bulunur ki bu surette kendisi mürşidinin ne aynı ve ne de gayrı olur. İnsan-ı kamil buna derler. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Dervişlerin 'alem-i beşeriyete karşı olan vazîfesine gelince: Bir derviş kendisi nasıl hocalarından, mürşidinden ya'nî alem-i beşeriyetten 'ilim ve 'irfan ahz ve telakki ederek tefeyyüz itmîş, adem olmuş ise anı ya'nî aldığı ilim ve irfanı yine 'alem-i beşeriyyete i'ade ederek borcunu te'diyeye, emaneti red ve teslime mecburdur. Bu borç bir deyn-i ma'nevîdir ki ehl-i himmet ve hamiyyet olan dervişler te'diye etmişlerdir. Hazret-i Fahrü'l-Mürselîn (s.a.v.) Efendimiz: "Allahümme'kdi 'annî deynî � buyurmuşlardır. Bu deynden murad hakikatta deyn-i suverî değildir. Belki beşeriyete olan deyn-i ma'nevîye işarettir. Halbuki Zat-ı Risalet Penahileri alem-i beşeriyyete olan deynlerini te'diye ettikten ma'ada la yefna hazineler dahî bırakmışlardı ki bugün biz, ümitleri anları israf etmekteyiz, (el-Uulema-ü Veresetü'l- Enbiya) hadîs-i şerif; matükunca 'ulema, 'urefa bu hazineleri tevarüs etmişler, isteyenlere bezi etmekde bulunmuşlardır. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Hakîkaten ekser-i evliyaullah kendilerini mürşidlerine benzettikleri gibi yüzlerce efrad-ı beşeri de kendilerine benzeterek adem etmişler, 'alem-i beşeriyete sermayeler terk etmişlerdir. Ashab-ı hasenattan biri bir cami yaptırarak bir hayır işler. Lakin o cami kendi gibi bir cami yaptıramaz. Halbuki bir hayrü'l halef bırakabilirse o da diğerini, üçüncü dördüncüyü, elhasıl, müselsel olarak ila nihaye yekdiğerini ıslah ve terk ederek salah-ı halî, ahlak-ı Muhammedi'yi idame ederler ki maksüd-i aslî dahî budur. Binaenaleyh dervişlik yalnız nefsini kurtarmak değil, ebna-i cinsinden birkaçım dahî kurtararak tertîb-i meratibi insaniyye etmek (ve hüve'1-lezî ce'aleküm halaife fi'1-ardi) kelam-ı 'izzetinin esrarım izhar eylemektir. </span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Ebna-yı cinsinden hiç olmaz bir kimseyi ıslah ile helak-i ma'neviden kurtaramayan dervişlerden 'alem-i beşeriyet da'vacıdır. Hazret-i Rasür-i Ekrem (s.a.v.): "eş-Şerefü bi'l-edeb la bi'n-neseb" buyurmuşlardır. Hüner evlad-ı sulbiyye değil evlad-ı ma'neviyye yetiştirmektedir. İşte dervişliğin vezaif-i asliyesinden olan vazifeyi muhtasaran beyan ettik. Bunları nazar-ı ehemmiyetten dür tutan dervişler emin olsunlar ki 'ömürleri oldukça dergahlarda püşt-pâ ursalar üç 'arakiyeyi yedi cübbeyi birbiri üzerine giyseler yine derviş-i hakîkî olamazlar.<em> </em></span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Fî 7 Haziran sene 327/1911 Şeyh Remzî er-Rufaî </span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><em><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">[ TASAVVUF-İlmi ve Akademik Araştırma Dergisi Sayı 2 - 5 Ocak 2001]</span></em></font></p>
<p style="color:#000000;" class="MsoNormal"><span style="display:none;"> </span></p>
<p style="text-align:center;color:#000000;" align="center"><font size="4"><strong><u> <span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">TASAVVUF</span></u></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong><u><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Bismihi Teala : </span></u></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">" Rahman olan Allah' ın ( has dostları ve ) kulları yer yüzünde tevazu hali içinde yürürler. Cahiller kendilerine takıldıkları zaman, güzel ve yumuşak söz söylerler."</span></strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Kuran-ı Kerim Furkan Suresi 25/63</span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">"<strong> İyilik ve takva üzerine yarışınız "</strong> Kuran-ı Kerim el-Maide Suresi 2 </span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong><em><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">" Ümmetim içinde ilham ve keşfe mazhar bazı insanlar vardır. Ömer de bunlardan biridir."</span></em></strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> <em>Hadisi Şerif -Sahih-i Buhari, Fezail 16</em></span></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong><em><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">" Tasavvuf Kur'an ahlakıdır. Resulullah'ın deruni ahval ve halatı, şeriatin ince adabıdır. Tasavvuf bencillik değil, diğerbinliktir, merhamettir, muhabbettir, hizmettir; laf ebeliği değil, samimiyet, ihlas ve hikmettir. Kalp temizliği, irfan yüceliği ve amel-i salih mektebidir. İnsanı-ı Kamil olmanın yolu ve yöntemidir. Kıyl-ü kal değil, güzel haldir. Taşa karşı gül, zehire karşı panzehirdir, gözlere nur, gönüllere sürurudur."</span></em></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong><em><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Tasavufun ne olduğu sorulan Cüneyd-i Bağdadi ( K.S ) şöyle cevap vermiştir: </span></em></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong><em><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">" Yaratıklarla alakayı kesip Allah ( CC ) ile olmaktır." </span></em> </strong></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Ruveym b. Ahmed ( K.S ) : " Tasavvuf, nefsi Allah ( C.C )' ın iradesine teslim etmektir."</span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong><em><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Semnun ( K.S ) : " Tasavvuf hiçbir şeyin sana, senin de hiçbir şeye malik olmamandır."</span></em></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Cüneyd: "Tasavvuf, vakitleri muhafaza etmektir ", demiştir. Bu da kulun haddini bilmesi, Rabb'ına muvafakat etmesi ve vaktinin gayrisi ile bulunmamasıdır (hâline razı olmasıdır) .</span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">İbn Atâ: "Tasavvuf, Hakk'la beraber istirs âl (Kulun kendisini kayıtsız ve şartsız Allah'ın irâdesine teslim etmesi) dir." demiştir:<br />
Ebu Yakub Süsi: "Süfi, sebebin rahatsız etmediği ve talebin yormadığı kişidir", demiştir. (Çünkü o sebebi değil, Allah'ı görür, bir şeyin istek ve irâde ile değil takdirle hasıl olduğunu bilir) .</span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">"Tasavvuf nedir", diye soran bir zata Cüneyd (k.s.) şöyle dedi: "Tasavvuf, sırrın ve ruhun Hakk'a ulaşmasıdır. Buna nâil olmanın yolu, nefsin, sebepleri görmekten fâni olmasıdır. Bu ise ruhun kuvvetli ve Hakk'la kâim olması sayesinde mümkün olur."</span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">"Sufilere neden sufi denildi", sorusuna Şiblî (k.s.) şu cevabı verdi: "Çünkü sufilerin sıfatları var, şekirleri ( r u s û m ) mevcut. Böyle olmak onların nişanıdır. Şayet sıfatların var ve şekillerin mevcut olmaması onların nişanı olsaydı o zaman sıfat ve şekle sahip olmamak onların nişanı olurdu". Şibli, sufilere sufi denilmesini sıfat ve şekle sahip olmalariyle izah etmiş, hakikat derecesine ulaşan bir sufinin resmi (şekli) ve sıfatı olabileceğini kabul etmemiştir. (Hakiki sufide sıfat ve resim yoktur, bu dereceye ulaşmamış olan sufilere eski sahib bulundukları sıfat ve şekiller dikkata alınarak s u f i y e denilmiştir) .</span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Bayazid Bistami (k.s.) ; "Sufiler, Hakk'ın kucağında (ve himayesinde) ki bebeklerdir", demiştir. (Anne bebeğin ihtiyaçlarını temin ettiği gibi Allah da onların ihtiyaçlarını sağlar) .</span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Ebu Abdullah Nebâci (k.s.) ; "Tasavvuf b i r s â m (bir delilik nevi) hastalığı gibidir. Başlangıçta insan saçmalar. Fakat bu hâl kendisinde iyice yerleşince lâl olur. Yani sufi başlangıçta makâmından bahseder, hâli ile ilgili bilgiler anlatır. Fakat keşfi açılınca hayrette kalarak sukut eder". (Maksadı sözle anlatmak vuslat hailnde olmayan sufilerin hâlidir, tasavvufun son merhalesine ulaşanlar h a yr e t içinde kalır ve sukut ederler. Sukut sözden üstündür) .</span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Fâris'in şöyle dediğini işitmiştim: "Nefsâni arzular, insanın önünde duran büyük ve önemli işlere galebe çalınca, en doğru olanı tercih etmek bahis konusu olur. O zaman bu hâl sözle açığa vurulur ve yayılır. Vuslat makâmına ulaşılınca, nefisle nefsin arzuları arasına perdeler çekilir, o zaman her an sukut etmekten başka yapılacak bir şey bulunmaz". (İnsan nefsi ile çatışma hâlinde bulunduğu zaman en iyi hareket tarzını tercih etme imkânına sahip olur. Onun için de durumu sözle ifade eder. Kendinden geçip nefsinden gâib olunca susmaktan başka bir şey bahis konusu olmaz) .</span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Ebu Hüseyn Niıri'ye (k.s.) ; "Tasavvuf nedir", diye sorulmuş, o da ; "Makâmı yaymak ve kıvâma vâsıl olmaktır" , demiştir. "Peki sufilerin ahlâkı nedir" diye sorulunca, "başkalarını sevindirmek ve onlardan gelen eziyeti görmemezlikten gelmektir" , demiştir. </span></strong></font></p>
<p style="color:#000000;"><font size="4"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><br />
"Makâmı yaymak" , sufi başkasının hâlinden değil, sadece kendi halinden ilim dili ile bahseder, demektir. "Kıvama ermek", sufinin hâli, içinde bulunduğu hâli bırakıp başkasının hâli ile meşgul olmasına engel, olur, manasına gelir.<br />
Bu konuda bize Ebu Hüseyn Nuri'nin şu şiiri okunmuştur:<br />
</span></strong><em><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> "Bana öyle bir hâl verdin ki hâlimi anlatmaya ihtiyaç kalınadı. Konuşamayan bir kimse maksadını sözle nasıl anlatır?"<br />
"Hâl, hâl sahibine tercüman olmadıkca, hâl iddia