<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>tasavvufa-reddiye &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/tasavvufa-reddiye/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "tasavvufa-reddiye"</description>
	<pubDate>Mon, 13 Oct 2008 22:00:59 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Tasavvuf Büyüklerinin Küfür Akideleri]]></title>
<link>http://itevhid.wordpress.com/?p=318</link>
<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 15:37:02 +0000</pubDate>
<dc:creator>itevhid</dc:creator>
<guid>http://itevhid.tr.wordpress.com/2008/04/28/tasavvuf-buyuklerinin-kufur-akideleri-2/</guid>
<description><![CDATA[MENAKIB’ÜL ARİFİN II (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki - Sultan Veled, Mevlana, Şems ve ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Palatino Linotype;"><span style="font-size:small;"><strong><span style="color:brown;">MENAKIB’ÜL ARİFİN II (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki</span></strong> - <em><span style="color:brown;">Sultan Veled, Mevlana, Şems ve Kimya Hatun şirki (S.56-57)</span></em><br />
<strong><span style="color:blue;">Fi hi ma fih </span></strong> <img src="http://www.kitapyurdu.com/getimageV2.asp?resimkod=497&#38;boyut=85" border="0" alt="" /> <span style="color:blue;">Mevlana</span> <em><span style="color:brown;">M.E.B çev meliha İlker ambarcı oğlu İstanbul 1990<br />
Mesnevi Mevlana M.E.B çev.   Veled  İzbudak , gözden geçiren  Abdulbaki   Gölpınarlı , İstanbul 1990</span></em><br />
<img src="http://kitap.antoloji.com/media/erenbooks/k/23/238541_k_3027.gif" border="0" alt="" /></p>
<p>Yine dostların olgunlarından nakledilmiştir ki: bir gün kıskanç fakihler inkar ve inatları sebebiyle Mevlana’dan: “ <span style="color:purple;">şarap helal mıdır veya haram mı?</span>” diye sordular.<br />
Onların maksadı  Şemseddin’in  şerefine dokunmaktı.  Mevlana  kinaye yolu ile “<strong><span style="color:red;">İçse ne çıkar: Çünkü bir tulum şarabı denize dökseler deniz değişmez ve denizi bulandırmaz. Bu denizin suyu ile abdest almak ve onu içmek caizdir. fakat küçücük havuzu şüphesiz bir damla şarap pisletir. böylece tuzlu denize düşen herşey tuz hükmüne girer. Açık cevap şudur ki, eğer Mevlana Şemseddin şarap içiyorsa, herşey ona mübahtır. Çünkü o deniz gibidir. eğer bunu senin gibi bir kızkardeşi fahişe yaparsa, ona arpa ekmeği bile haramdır</span></strong>.” buyurdu.<br />
<strong><span style="color:brown;">MENAKIB’ÜL ARİFİN II (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki - (cilt 2, sf. 72)</span></strong> </span></span></span></p>
<p><!--more--><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Palatino Linotype;"><span style="font-size:small;"></p>
<p><span style="color:red;">Mevlana Şemsi Tebriz’in ve şeyh Hasisi’nin edepsizlikleri (S.59-60)</span></p>
<p>Yine Sultan Veled hazretlerinden nakledilmiştir ki: Bir gün Mevlânâ Şemseddin iyi ve namuslu kadınları övüyor ve onların iffet ve ismeti hakkında: "<em><span style="color:red;">Bununla beraber bir kadına, Arşın üstünde bir yer verseler, onun nazarı birdenbire dünya üzerine düşse ve yeryüzünde intiaza gelmiş bir tenasül âleti görse deli gibi kendini ordan aşağı atar ve âletin üstüne düğer; çünkü kadınların mezhebinde ondan daha yüksek bir mertebe yoktur</span></em>" buyurdu ve sonra şu hikâyeyi anlattı:<br />
"Şam'da bulunan Şeyh Ali Hariri kademli, parlak kalbli, metanet sahibi bir kişiydi. Semâ esnasında, kime baksa derhal o, ona mürit olurdu. Giydiği hırka parça parça idi. (Bu yüzden) Semâ esnasında vücudunun her tarafı görünürdü. Halifenin oğlu da bunun menkıbelerini işittiği için, semâ'ım görmek istedi. Sema edenleri seyretmek için makam kapısından içeri girdiği vakit şeyhih nazarı ona ilişti. O derhal mürit oldu ve elbise giydi. Oğlunun şeyhe mürit olduğu haberi Mısır'da halifenin kulağına ulaştı. Son derecede canı sıkıldı. Şeyhi öldürmek istedi. Fakat şeyhin yüzünü görür görmez o da tam bir samimiyetle şeyhe teveccüh gösterdi. Halifenin karısı da onu görmek istedi. Şeyhi eve davet ettiler. Hatun ilerleyip şeyhin ayaklarına kapandı ve elini öpmek istedi. Şeyh tenasül âletini kaldırarak kadının eline verdi ve: "<span style="color:red;">Senin istediğin o değil; budur" dedi ve semâ'a başladı. Bunun üzerine halifenin itikadı bir iken bin oldu</span>.<br />
<strong><span style="color:brown;">MENAKIB’ÜL ARİFİN II (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki - Mevlana Şemsi Tebriz’in ve şeyh Hasisi’nin edepsizlikleri (S.59-60)</span></strong><br />
<img src="http://www.kitapyurdu.com/getimageV2.asp?resimkod=112752&#38;boyut=185" border="0" alt="" /></p>
<p><strong><span style="color:orange;">Orjinali konyadaki mevlana müzesinde ; mevlananın kendi el yazması iledir :</span></strong></p>
<p><strong>Mevlâna ve Şems arasında geçtiği söylenen hadisede de görüldüğü gibi, Vahdet-i vücud, kadın kılığına giren Tanrı ile seviştiğini iddia etmektir. Ne gariptir ki; Allah'a söverek nara atan sarhoş bir sokak serserisini, öldürmeye-dövmeye kalkan sofî, Şems ile Mevlana arasında geçtiği söylenen şu hadiseyi kutsar veya sessiz kalır: </strong></p>
<p><strong><span style="color:red;">"Mevlana Şemsin yanına girdi. Şems şahane bir çadırda oturmuş Kimya Hatun ile oynaşıyordu. Mevlana dışarı çıktı. Bu karı koca oynaşmalarına mani olmamak için medresede aşağı yukarı dolaştı.<br />
Sonra Şems (Mevlâna'ya) içeri gel diye seslendi. Mevlana içeri girdiğinde Şems'ten başkasını görmedi. Kimya nereye gitti? dedi.<br />
Şems 'Yüce Tanrı beni o kadar severki, istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya Hatun şeklinde geldi' buyurdu.</span></strong></p>
<p><strong><span style="color:brown;">MENAKIB’ÜL ARİFİN  I (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki</span></strong></p>
<p>Yine sultan veled buyurdu ki: bir gün babam medresede bilgiler saçıyordu. (bu arada) “halis mürid kendi şeyhinin herkesten üstün olduğuna inanan kimsedir. Mesela: bir adam beyazid (bistami)’nin müridlerinden birine “<strong><span style="color:purple;">senin şeyhin mi büyük, yoksa ebu hanife mi?</span></strong>” diye sordu.<br />
Mürid “<span style="color:green;">benim şeyhim</span>” diye cevap verdi. (Nihayet) o birer birer bütün sahabeyi saydı, fakat   mürid yine şeyhinin hepsinden büyük olduğunu söyledi.<br />
Sonra “<strong><span style="color:purple;">Muhammed mi büyük, senin şeyhin mi?</span></strong>” dedi.<br />
En sonunda “<strong>Allah mı büyük, yoksa senin şeyhin mi diye sordu</strong>?<br />
Mürid “<strong><span style="color:green;">ben  Allah’ı şeyhimle gördüm, şeyhimden başka bir şey tanımam, hep onu tanırım</span></strong>.” dedi.<br />
Başka bir  müridden de   “<strong>Allah mı büyük yoksa senin şeyhin mi?</strong>” diye sordu. Bu mürid de “<strong>bu iki büyük arasında hiçbir fark yoktur</strong>” dedi.</p>
<p>Ariflerden biri de “<em><strong>bu iki büyükten daha büyük biri lazımdır ki o farkı ortaya koysun</strong></em>” demiştir. Nitekim buyurmuştur ki :<br />
“ Allah görünmediği için peygamberler onun naibi olmuşlardır.<br />
Hayır böyle de değil.<br />
Bu  naible, naibin  naibliğinde  bulunduğu kimseyi ayırmak çirkin şeydir.<br />
burada ikilik yoktur.”<br />
(<em><span style="color:brown;">MENAKIB’ÜL ARİFİN  I (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki  cilt 1, sf. 324-325</span></em>)</p>
<p><em><strong><span style="color:orange;">Kendilerini islâm'a nisbet eden kitlelerin nezdinde Allah dostu,veli(!) diye tanımlandıkları halde bu insanlar müslüman oluşlarının, gerçekte bir din tercihi olmadığını, çünkü aynı zamanda yahudi, hırıstiyan, mecusi v.s dinlerin de müntesibi olduklarını çok açık bir şekilde ifade ederler:</span></strong></em></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Tasavvuf Büyüklerinin Küfür Akideleri]]></title>
<link>http://itevhid.wordpress.com/?p=316</link>
<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 14:49:33 +0000</pubDate>
<dc:creator>itevhid</dc:creator>
<guid>http://itevhid.tr.wordpress.com/2008/04/28/tasavvuf-buyuklerinin-kufur-akideleri/</guid>
<description><![CDATA[TASAVVUF   BÜYÜKLERİNİN   KENDİ   ESERLERİNDEN   KÜFÜR  AKİDELERİ !
Yunus Emre ve  Mevlana]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:medium;"><span style="font-family:Palatino Linotype;"><strong><em><span style="color:blue;">TASAVVUF   BÜYÜKLERİNİN   KENDİ   ESERLERİNDEN   KÜFÜR  AKİDELERİ !</span></em></strong></span></span></p>
<p><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Palatino Linotype;"><span style="color:red;"><strong>Yunus Emre ve  Mevlana  Celaleddin şeriati aşağılama tavırları (S.71-72) </strong></span></p>
<p><span style="font-size:small;"><em><strong>Şeriat alimleri (fakihleri)eskiler olarak niteleyip, eskinin modasının geçtiğini ve rağbet'in yeniye (kendilerine) olduğunu söyleyen Celâleddin Rûmî şeriatı ve onun yanı sıra tek hakikat kabul ettiği bâtını ifade eden sözleriyle konuyu ortaya koyar: Şeriat muma benzer, yol gösterir. Fakat mumu ele almakla yol aşılmış olmaz. Yola düzeldin mi o gidişin tarikattır, maksadına ulaştın mı o da hakikat. Bunun için "Hakikatlar meydana çıksaydı şeriatlar, yollar bâtıl olurdu" denmiştir. Nitekim bakır, altın olur, yahut da aslında altındır; artık onun için kimya bilgisine ne hacet var, kendisini kimyaya sürüştürmeye ne ihtiyaç var? Kimya bilgisi şeriattır, kimyaya sürtünmek de tarikat. Nitekim "Ulaşılacak şeye ulaştıktan sonra delil aramak da kötüdür, ulaşmadan delil bırakmak da kötü" demişlerdir. Hasılı şeriat hocadan yahut kitaptan kimya bilgisini öğrenmeye benzer. Tarikat, kimya eczasını kullanmak, bakırı kimyaya sürtmek, onunla karmaktır. Hakikatsa bakırın altın olmasıdır. Kimya bilenler, biz bu bilgiye sahibiz diye sevinirler. Hakikati bulanlar biz altın olduk, bilgiden de kurtulduk, işlemeden de, biz Tanrı hürleriyiz diye sevinirler</strong></em>.''(<span style="color:brown;">Mesnevi, 5/1</span>)<br />
<strong>Yunus Emre</strong> ise yazmış olduğu bir çok güzel şiirlerinin ya nı sıra, sayılan azda olsa şeriatı aşağılayan bir tavır ve düşünceyle de bazı şiirler yazmış (<span style="color:brown;">Mutasavvıflar, 312-313</span>) batınî yönünü bu şiirlerinde açığa vurmuştur. Örneğin:<br />
<em><strong>Hakiykat bir denizdir, şeriattır gemisi Çoklar gemiden çıkıp denize dalmadılar.<br />
Aşk imandır bize, gönül cemaat Kıblemiz dost yüzü, daimdir salât Dost yüzün göricek şirk yağmalandı Anınçin kapı kaldı Şeriat</strong></em>.(<span style="color:brown;">Yunus Emre, 222, 224</span>) </span></span></span></p>
<p><!--more--><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Palatino Linotype;"><span style="font-size:small;"></p>
<p><strong>Celaleddin Rumî </strong> ve <strong>Yunus Emre </strong> gibi Bâtın Ehli kişilerde açığa çıkan Şeriata karşı menfî olan tavrın, şeriatın mensuplarına karşı da olmasını beklemek normal olacaktır. Bunlar Yunus Emre'nin yukarıdaki şiirinde de olduğu gibi İslâm'ın kavramlarının muhtevalarını değiştirip değişik bir inanç sergilemişlerdir. Ayrıntılarını Tasavvuf bölümüne bıraktığımız bu konuya, ismi geçen sûfîlerin şeriat temsilcilerini aşağılayan sözleriyle devam edecek olursak:<br />
<strong>Aşk ile gelen erenler içer ağuyu nûş ider Topuğa çıkmayan sular, deniz ile savaş eder</strong>.(<span style="color:brown;">Yunus Emre, 376</span> )<br />
Şiiriyle ve benzeriyle, fakihleri topuğa çıkmayan sulara kendilerini de denizlere benzetip konuyu kendi bakış açısıyla değerlendiren Yunus Emre'nin bu düşüncelerini daha değişik biçimlerde Celaleddin Rumî'de de bulabilmekteyiz. Fakihlere karşı tavır onda hakaret niteliği kazanır:<br />
<strong>Eblehan ta'zim-i mescid mîkünend Der cefâ-i ehl-i dil cidd mikunend An mecazest, in hakikat, ey haran! Niş mescid cüz derjun-i serverân</strong>.<br />
(<em>Camiye hürmet eden aptallar, durmadan gönül ehlini incitiyorlar! Ey Eşekler, o mecaz, bu hakikattir! Büyüklerin ve gönül ehlinin derunundan başka mescid mi var?</em>)<br />
<strong>Mâ zi Kur'an bergüzidem magzrâ Post ra piş-i seghan endahtim </strong><br />
(<em>Biz Kur'an'ın özünü, ruhunu, içini ve cevherini aldık. Postunu köpeklerin önüne attık</em>.)(<span style="color:brown;">Uludağ, 141, 204</span>)<br />
<em><strong><span style="color:brown;">Vahiyden Kültüre - Celaleddin Vatandaş, Pınar yayınları, İst-1991 - Yunus Emre ve Celaleddin şeriati aşağılama tavırları (S.71-72)</span></strong></em></p>
<p><span style="color:red;">Hallacı Mansur'un küfür ve şirk sözleri (S.160-161) </span></p>
<p>“<strong>Senin ruhum benim ruhuma şarabın saf su ile katışması gibi karışmıştır.<br />
Sana herhangi birşey dokunduğunda bana da dokunur,<br />
Ey Allah'ım, her durumda sen, benimsin.<br />
Ben sevdiğim O'yum ve sevdiğim O benim,<br />
Biz bir vücudda sakin iki ruhuz<br />
Eğer sen beni görürsen O'nu görmüş olursun,,<br />
Ve eğer sen O'nu görürsen ikimizi birliktegörmüş olursun.<br />
O yücelikte "Ben, "Biz", veya "Sen" yoktur, " Ben", "Biz", "Sen" ve "O" hep biziz. </strong> ”</p>
<p><em><strong><span style="color:brown;">Vahiyden Kültüre - Celaleddin Vatandaş, Pınar yayınları, İst-1991 - Hallacı Mansur'un küfür ve şirk sözleri (S.160-161) </span></strong></em></p>
<p><span style="color:red;">Muhyiddin Arabi'nin küfür ve şirk sözleri (S.181-183) </span></p>
<p>"<strong>Varlıkta ancak Allah vardır</strong>", veya "<strong>Varlıkta ancak bir vardır: Suyun rengi kabının rengidir.</strong>"diyen İbn Arabî, bu sözleriyle inancını ifade ederken Kur'an ayetlerini de hiç bir kural tanımaz tavırla yorumlamaktan çekinmez. O, Alî İmran suresinin 191. ayeti olan "<span style="color:blue;">Rabbimiz sen bunu boşuna yaratmadın, sen münezzehsin</span>" gibi bir ayeti bile şöyle yorumlar:<br />
"<em><strong>Kendisinden başka birşey yaratmamıştır, eğer Hakkın gayrı birşey yaratmışsa o bâtıldır. Belki onları senin isimlerin ve sıfatların ile ortaya koymuştur. Senden gayrı olanları tenzih ederiz</strong></em>.'</p>
<p>İbn Arabî Vahdet-i Vücud inancını ma'nzum ve nesir türü yazılarında ayrıntılı bir şekilde anlatıp, bu inancı sistemli bir inanç haline getirmeye çalışır. Konuya örnek olması açısından bir şiirinde şöyle der:<br />
<strong>Ey varlığı yaratan nefsinde!<br />
Sen bütün yaratıklarını cemediyorsun,<br />
Yaratıyorsun, oluşu sona erenleri sende<br />
Dar da sensin, geniş de. </strong></p>
<p>İbn Arabi'nin öğretisinin ikinci özelliği dinlerin birliği inancı ile ilgilidir. Ona göre farklı dinlerin oluşu sadece isimlerin ve şekillerin farklılığındandır. Bundan, bütün dinlerin temelinin vahiy olduğu ancak sonradan ayrılıp değiştikleri gibi islâm'ın bir esası anlaşılmamılıdır. Çünkü O'nun dinlerin birliği ile kasdettiği Vahdet-i Vücud inancı ile ilgilidir: O'na göre <strong>Tanrı ve Kainat bir olduğuna göre</strong>(!) <strong>Firavun bile Allah'a ibadet etmiştir. Bu nedenle de o bile kamil bir mü'mindir. Zira taptığı şey de varlığın bir parçası (Bir'in bir unsuru) değil midir?! Bu nedenle puta tapan bir kişi bile aslında (haşa)Allah'a ibadet etmektedir. Zira o putta Bir'in bir parçasıdır</strong>.O bu düşüncelerini manzum ifadelerle de dile getirir:</p>
<p><em><strong>Her biçimi kuşatır kalbim: Ceylanlar için otlak ve Hıristiyan rahipler için bir manastırdır o, Ve, putlara tapınak, hacıların kâbesi, Tevrat'ın levhaları ve Kur'an'ın sayfalarıdır aynı zamanda,<br />
Ben aşk dinine uyarım hangi yolu tutarsa Aşk'ın develeri, işte budur benim dinim ve inancım </strong> </em> .<br />
<em><strong><span style="color:brown;">Vahiyden Kültüre - Celaleddin Vatandaş, Pınar yayınları, İst-1991 - Muhyiddin Arabi'nin küfür ve şirk sözleri (S.181-183) </span></strong></em></p>
<p><span style="color:red;">Yunus Emre ve Şebusteri'nin küfür ve şirk sözleri (S.188-189) </span></p>
<p>Bir örnek olarak Yunus Emre'nin şiirini hatırlayabiliriz:<br />
<strong>Cümle yaradılmışa bir gözle bakmayan<br />
Şer'in evliyasıysa, hakikatta asidir </strong></p>
<p>O bu ve benzeri şiirleriyle inanç ayrımının, İman-küfür ayrımının anlamsızlığını ilan eder. <strong>Şebûsterî</strong> ise, aynı inanç ve düşünceyi daha açık ifadelerle değişik bir şekilde dile getirir:<br />
<strong>Ey akıllı kişi! iyi düşün... Put, varlık bakımından bâtıl değildir ki,<br />
Bil ki putu yaratan da Ulu Tanrı... İyinin yaptığı her şey iyidir</strong>.</p>
<p><em><strong><span style="color:brown;">Vahiyden Kültüre - Celaleddin Vatandaş, Pınar yayınları, İst-1991 - Yunus Emre ve Şebusteri'nin küfür ve şirk sözleri (S.188-189) </span></strong></em></p>
<p><span style="color:red;">Mevlana'nın ve diğer mutasavvıfların küfür ve şirk sözleri (S.192-198) </span></p>
<p>Kendi kitabını vahiy ürünü gibi olduğu iddiasıyla Kur'an'la özdeştirip, Kur'an'ın özellik ve sıfatlarını kitabı içinde kullanan <em>Celâleddin Rûmî </em> şunları yazar:</p>
<p>"<strong><em><span style="color:red;">Bu kitap, Mesnevi kitabıdır. Mesnevi, hakikata ulaşma ve yakîn sırlarını açma hususunda din asıllarının asıllarının asıllarıdır. Tanrı'nın en büyük fıkhı, Tanrı'nın en aydın yolu, Tanrı'nın en açık burhanıdır. Mesnevi, içinde kandil bulunan kandilliğe benzer, sabahlardan daha aydın bir surette parlar... Kalblere cennettir; pınarları var. dalları var, budakları var. O pınarlardan bir tanesine bu yol oğulları Selsebil derler. Makam ve keramet sahiplerince en hayırlı duraktır, en güzel dinlenme yeridir. Hayırlı ve iyi kişiler orada yerler, içerler... Hür kişiler ferahlanır, çalıp çağırırlar. Mesnevi Mısır'daki Nil'e benzer; Sabırlılara içilecek sudur, Firavun'un soyuna sopuna ve kafirlere hasret. Nitekim Tanrı 'da "Hak onunla çoğunun yolunu azıtır, çoğunun da yolunu doğrultur" demiştir.<br />
Şüphe yok ki, Mesnevi gönüllere şifadır, hüzünleri giderir, Kur'an'ı apaçık bir hale koyar, rızıkların bolluğuna sebep olur, huyları güzelleştirir. Şanları yüce, özleri hayırlı katiplerin elleriyle yazılmıştır, temiz kişiden başkasının dokunmasına müsade etmezler. Mesnevi Alemlerin Rabb'inden inmedir; Bâtıl ne önünden gelebilir, ne ardından. Tanrı onu korur gözetir; Tanrı en iyi koruyandır, merhametlilerin en merhametlisidir. Mesnevî'nin bunlardan başka lakabları da var, o lâkablan verende Tanrı'dır. </span> </em> </strong></p>
<p><strong>Celâleddin Rûmî</strong>'den konuyla ilgili şu örnekleri verebiliriz:<br />
<em><strong>Biz cenge dönmüşüz mızrabı vuran sensin; inleyiş bizden değil; Sen inliyorsun,<br />
Biz ney gibiyiz, bizdeki ses sendendir; biz dağ gibiyiz, bizdeki ses sendendir'</strong></em>.<br />
Bir başka şiirinde ise daha açık ve net olarak düşüncesini dile getirir:<br />
<em><strong>Varlık yokluk hep O'dur.<br />
Sevinç ve kederi hasıl eden hep O'dur.<br />
Alemde ne varsa O'nun dışında değildir.<br />
Altı cihette de, altı cihetin dışında da tapılacak olan hep O'dur </strong> </em></p>
<p><em><strong><span style="color:brown;">Vahiyden Kültüre - Celaleddin Vatandaş, Pınar yayınları, İst-1991 - Mevlana'nın ve diğer mutasavvıfların küfür ve şirk sözleri (S.192-198) </span></strong></em></p>
<p><span style="color:red;">Sultan Veled, Mevlana, Şems ve Kimya Hatun şirki (S.56-57)</span></p>
<p>Yine Sultan Veled'den nakledilmiş tir ki: Bir gün ileri gelen sofiler babam Hudavendigâr'dan: "Abu Yezid (Tanrı rahmet etsin), <strong><span style="color:purple;">Ben Tanrı'mı daha sakalı bitmemiş bir genç şeklinde gördüm</span></strong>, buyuruyor. <strong>Bu nasıl olur?</strong>" diye sordular. Babam:<br />
"<em><strong><span style="color:green;">Bunda iki hüküm vardır: ya Bayezit Tanrı'yı sakalı bitmemiş genç şeklinde görmüş, yahut Bayezid'in meylinden ötürü Tanrı onun gözüne bir genç çocuk suretinde gözükmüştür</span></strong></em> "dedi.</p>
<p>Yine buyurdular ki: <strong>Mevlânâ Şems-i Tebrizî</strong>'nin <strong><span style="color:red;">Kimya</span></strong> adında bir karısı vardı. Bir gün <strong><span style="color:blue;">Şems </span> </strong> hazretlerine kızıp Meram bağları tarafına gitti. Mevlânâ hazretleri medresenin kadınlarına işaretle: "<strong><span style="color:blue;">Haydi gidin Kimya Hatuna buraya getirin; Mevlana, Şemseddin'in gönlü ona çok bağlıdır</span></strong>" buyurdu.<br />
Bunun üzerine kadınlardan bir grup onu aramaya hazırlandıkları sırada Mevlânâ, Şems'in yanına girdi. <strong>Şems, şahane bir çadırda oturmuş, Kimya Hatunla konuşup oynaşıyor ve Kimya Hatun da giydiği elbiselerle orada oturuyordu.</strong><br />
Mevlânâ bunu görünce hayrette kaldı. Onu aramağa hazırlanan dostların karılan da henüz gitmemişlerdi. Mevlânâ dışarı çıktı. Bu karı kocanın oynaşmalarına mâni olmamak için medresede aşağı yukarı dolaştı. Sonra Şems "<span style="color:red;">içeri gel</span>" diye bağırdı. Mevlânâ içeri girdiği vakit, Şems'ten başkasını görmedi. Bunun sırrını sordu ve: "<span style="color:blue;">Kimya nereye gitti</span>" dedi Mevlânâ.<br />
Şems: "<strong><span style="color:red;">Yüce Tanrı beni o kadar sever ki istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya şeklinde geldi</span></strong>" buyurdu, <strong>işte Bayezid'in hali de böyle idi. Tanrı ona daha sakalı bitmemiş bir genç şeklinde göründü.</strong></p>
<p><em><strong><span style="color:brown;">Vahiyden Kültüre - Celaleddin Vatandaş, Pınar yayınları, İst-1991 -  s.236,237 (Eflaki’den/2/67,70)) </span></strong></em></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Tasavvufa Reddiye]]></title>
<link>http://itevhid.wordpress.com/?p=315</link>
<pubDate>Sat, 19 Apr 2008 18:14:05 +0000</pubDate>
<dc:creator>itevhid</dc:creator>
<guid>http://itevhid.tr.wordpress.com/2008/04/19/tasavvufa-reddiye/</guid>
<description><![CDATA[Ferit Aydın&#8217;ın anlatımıyla, tasavvufa bir reddiye de buradan buyurun&#8230;
1

2

devam ed]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ferit Aydın'ın anlatımıyla, tasavvufa bir reddiye de buradan buyurun...</p>
<p>1</p>
<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/fmIio8e_3Mc'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/fmIio8e_3Mc&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></p>
<p>2</p>
<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/11ulWfRD1Zw'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/11ulWfRD1Zw&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span><br />
devam edecek inşaallah</p>
]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
