<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>topladiklarim &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/topladiklarim/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "topladiklarim"</description>
	<pubDate>Sun, 06 Jul 2008 17:42:48 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Ne Dinliyoruz?]]></title>
<link>http://amatorblog.wordpress.com/?p=35</link>
<pubDate>Mon, 23 Jun 2008 09:05:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>mstfozdnc</dc:creator>
<guid>http://amatorblog.wordpress.com/?p=35</guid>
<description><![CDATA[Bir gün bir Kızılderili ve beyaz arkadaşı New York şehrinin merkezinde yürüyordu. O sırada ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="line-height:150%;text-align:justify;margin:0 15pt 0 0;"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:Verdana;">Bir gün bir Kızılderili ve beyaz arkadaşı New York şehrinin merkezinde yürüyordu. O sırada öğle tatili vaktiydi ve caddeler insanlarla doluydu. Sürücüler kornalarını çalıyor, taksi şoförleri müşteri bulmak için köşelerde bağrışıyor, sirenler çalıyordu… Kısacası, şehrin gürültüsü kulağı sağır edecek derecede fazlaydı. Birden, Kızılderili durdu ve “Bir cırcır böceğinin sesini duyuyorum” dedi. <!--more--></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:150%;text-align:justify;margin:0 15pt 0 0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:150%;text-align:justify;margin:0 15pt 0 0;"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:Verdana;">Arkadaşı “Ne? Çıldırmış olmalısın. Bu gürültüde cırcır böceğini duymanın imkanı yok” diye karşı çıktı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:150%;text-align:justify;margin:0 15pt 0 0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:150%;text-align:justify;margin:0 15pt 0 0;"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:Verdana;">“Eminim” diye ısrar etti Kızılderili. “Bir cırcır böceği duydum.”</span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:150%;text-align:justify;margin:0 15pt 0 0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:150%;text-align:justify;margin:0 15pt 0 0;"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:Verdana;">Kızılderili bir müddet dikkatle dinledi ve caddenin karşı tarafına geçip büyükçe bir çimento fabrikasına doğru yürüdü. Fabrikanın bahçesinde öbek öbek birkaç çalılık vardı. Çalılıklara baktı. Gerçekten de dalların altında küçük bir cırcır böceği vardı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:150%;text-align:justify;margin:0 15pt 0 0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:150%;text-align:justify;margin:0 15pt 0 0;"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:Verdana;">“İnanılmaz!”dedi arkadaşı. “Sende insanüstü kulaklar var galiba.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:150%;text-align:justify;margin:0 15pt 0 0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:150%;text-align:justify;margin:0 15pt 0 0;"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:Verdana;">“Hayır” diye cevapladı Kızılderili. “Benim kulaklarım seninkilerden farklı değil. Bütün mesele dinlediğin şeye bağlı.”</span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:150%;text-align:justify;margin:0 15pt 0 0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:150%;text-align:justify;margin:0 15pt 0 0;"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:Verdana;">“Bu mümkün değil!”dedi arkadaşı. “Ben bu gürültüde asla bir cırcır böceğini duyamam.”</span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:150%;text-align:justify;margin:0 15pt 0 0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:150%;text-align:justify;margin:0 15pt 0 0;"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:Verdana;">“Mümkün” karşılığını verdi. “Neyin senin için gerçekten önem taşıdığına bağlı bu. Dur sana göstereyim.”</span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:150%;text-align:justify;margin:0 15pt 0 0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:150%;text-align:justify;margin:0 15pt 0 0;"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:Verdana;">Elini cebine sokup birkaç madeni para çıkardı ve onları yuvarlanacak şekilde kaldırımda yere attı. Kulaklarında hala kalabalık caddelerin gürültüsü yankılanırken, 8-10 metre mesafe içindeki bütün kafaların dönüp kaldırımda çınlayan paranın kendilerine ait olup olmadığına baktığını gördüler…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:150%;text-align:justify;margin:0 15pt 0 0;"><span style="font-size:10pt;line-height:150%;font-family:Verdana;"><a href="http://www.bahtiyem.com">kaynak</a></span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Phoenix Marsa indi ve hedefe kilitlendi]]></title>
<link>http://amatorblog.wordpress.com/?p=31</link>
<pubDate>Wed, 28 May 2008 03:25:04 +0000</pubDate>
<dc:creator>mstfozdnc</dc:creator>
<guid>http://amatorblog.wordpress.com/?p=31</guid>
<description><![CDATA[Mars yüzeyinde, bir zamanlar mikrobik yaşam olup olmadığını araştıracak olan Phoenix (Anka K]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;"><img class="alignleft" style="float:left;" src="http://amatorblog.wordpress.com/files/2008/05/anka-kusu-phoenix.jpg" alt="" width="418" height="338" /><span style="font-style:normal;font-variant:normal;font-weight:normal;font-size:16px;line-height:22px;font-family:Arial;"><strong>Mars</strong> yüzeyinde, bir zamanlar mikrobik yaşam olup olmadığını araştıracak olan <strong>Phoenix</strong> (<strong>Anka Kuşu</strong>) adlı araç <strong>Mars</strong>'ın kuzey kutbunda buz tabakası olduğu sanılan yerden görüntü geçmeye başladı.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><strong>NASA</strong>'nın, Mars'ın kuzey kutbunu keşfetmek üzere 2007'de uzaya fırlattığı <em>Phoenix</em> (Anka Kuşu) uzay aracı, gezegenin yüzeyine başarıyla indi.</p>
<p><strong>Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi</strong>'nden (<strong>NASA</strong>) yapılan açıklamada, radyo sinyallerinin <strong>Anka Kuşu</strong>'nun kritik alçalma işlemini sorunsuz biçimde tamamladığı ve gezegen yüzeyine indiğini gösterdiği bildirildi.</p>
<p><!--more--></p>
<p>1976'daki <strong>Viking 2</strong> uzay aracından bu yana Mars'a ilk motorlu inişi yapan Anka Kuşu, Kızıl Gezegen'in kuzey kutbundaki Yeşil Vadi adı verilen geniş düzlüğe indi.</p>
<p>Nefeslerin tutulduğu son 14 dakikada, <span style="color:#0000ff;">Anka Kuşu</span>'nun 26 kritik manevra için roketlerini ateşlemesi ve görevin tamamlanması için bunların her birinin başarıyla yerine getirilmesi gerekiyordu.</p>
<p><em>Mars</em> yüzeyinde, bir zamanlar mikrobik yaşam olup olmadığını araştıracak olan uzay aracı, gezegen yüzeyinde buz halinde olduğu tahmin edilen suyu analiz edecek.</p>
<p>NASA'nın aylar önce uzaya fırlattığı ve nefeslerin tutulduğu kritik dakikaların ardından Mars'a inmeyi başaran uzay aracı Phoenix (Anka Kuşu), gezegen yüzeyinde 90 gün boyunca keşif yapacak.</p>
<p><em>Anka Kuşu</em>'nun <em>Mars</em>'ın kuzey kutup bölgesine inmeyi başarması, sürecin heyecanla izlendiği NASA üssünde büyük sevince neden oldu. Bilimadamları ve mühendisler, uzay aracının hasarsız yere inişini haber veren sinyallerin alınmasından sonra, birbirlerine sarılarak ve alkışlayarak bu büyük başarıyı kutladılar.</p>
<p>Proje Yöneticisi Barry Goldstein, "Rüyamda bile her şey bu kadar mükemmel olamazdı" diye konuştu. Goldstein, projenin en zor kısmının geride kaldığını, ancak hala çok önemli görevler olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>İLK GÖRÜNTÜLERİ DÜNYAYA GÖNDERDİ</strong></p>
<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;">Uzay aracının inmesinden yaklaşık iki saat sonra, aracın küçük kayaların arasında Mars yüzeyine basmış bacaklarından birinin görüntüsü ile ufuk çizgisinin görüntüleri Dünya'ya ulaştı. İlk görüntülerin, uzay aracının durumu ve üzerindeki bilimsel araçlar hakkında uzmanlara bilgi verdiği belirtiliyor.</p>
<p>Aracın enerjisini sağlayacak güneş panelleri, aracın inişinin havaya savurduğu yoğun toz tabakası yatıştıktan sonra açılmak üzere programlandı.</p>
<p><strong>Anka Kuşu, 10 ayda 711 milyon kilometre yol katederek Mars'a ulaştı</strong>. Uzay aracı, 1976'dan beri ilk defa Mars'a yumuşak iniş yapan araç oldu. Mars yüzeyinde, bir zamanlar mikrobik yaşam olup olmadığını araştıracak olan uzay aracı, gezegen yüzeyinde buz halinde olduğu tahmin edilen suyu analiz edecek.</p>
<p style="text-align:justify;">
<p><a href="http://www.aa.com.tr/" target="_blank">(AA)</a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mars için büyük heyecan]]></title>
<link>http://amatorblog.wordpress.com/?p=30</link>
<pubDate>Sun, 25 May 2008 17:21:23 +0000</pubDate>
<dc:creator>mstfozdnc</dc:creator>
<guid>http://amatorblog.wordpress.com/?p=30</guid>
<description><![CDATA[Bilim dünyası heyecanlı&#8230; Pazartesi günü Phoenix gezegene iniyor.
Mars&#8216;ın kuzey kut]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src='http://www.veteknoloji.com/resimler/haberler/20080523043151_marsheyecan.jpg' alt='' class='alignleft' />Bilim dünyası heyecanlı... Pazartesi günü <strong>Phoenix</strong> gezegene iniyor.<br />
<strong>Mars</strong>'ın kuzey kutbunda yaşam izini bulmaya giden <strong>Phoenix </strong>(Anka Kuşu) uzay aracının, Kızıl Gezegen'e TSİ 26 Mayıs Pazartesi sabahı 02.53'te inmesi öngörülüyor.</p>
<p>Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesinde (NASA) uzay aracının Mars'a doğru kritik alçalma işlemi öncesinde nefesler tutulurken, 1976'daki Viking 2'den bu yana <strong>Mars</strong>'a ilk motorlu inişi yapacak Phoenix, Kızıl Gezegen'in kuzey kutbundaki <strong>Yeşil Vadi</strong> adı verilen geniş bir düzlüğe inecek.<br />
Son 7 dakika korkusu</p>
<p>İniş safhasının özellikle son 7 dakikası için büyük endişe taşıyan <strong>NASA</strong> uzmanları, Phoenix'in Mars'a inişinin son 14 dakikasında 26 kritik manevra için roketleri ateşleyeceklerini ve görevin tamamlanabilmesi için bunların her birinin başarıyla yerine getirilmesi gerektiğini belirtiyor.</p>
<p>Her şey yolunda giderse TSİ 26 Mayıs'ta Mars atmosferine saniyede 5,7 km hızla (saatte 20 bin 800 km) girecek <strong>Phoenix</strong>, <strong>Kızıl Gezegen</strong>'in kuzey kutbuna başarıyla indiği TSİ 02.53'te doğrulanacak.</p>
<p>Herkes Phoenix'in ineceği günü bekliyor<br />
Atmosfere girdikten sonra <strong>Mars</strong>'ın havasının sürtünmesiyle hızı azalmaya başlayacak Phoenix, daha sonra paraşütünü açarak, iyice yavaşlayacak.<br />
Son olarak, Phoenix ayakları toprağa değmeden, roketlerini hızını saniyede 2,4 metreye (saatte 8,64 km) düşürünceye dek ateşleyecek.<br />
NASA uzmanları, 680 milyon kilometre mesafedeki Mars'a iyice yaklaşan uzay aracının çok iyi durumda olduğunu, bununla birlikte "bunun bir kır gezintisi olmadığını" belirterek, Mars'a kazasız belasız uzay aracı indirmenin zorluğuna ve risklerine dikkati çekmişlerdi.</p>
<p>İlk motorlu iniş</p>
<p>İniş yapacağı Mars'ın kuzey kutup bölgesinin bir zamanlar mikrobik yaşam için uygun koşullar sağlayıp sağlamadığını yerinde inceleyecek olan Phoenix, hedefine başarılı bir yumuşak iniş yaparsa, bu, 1976'da Viking 2 ve 1999'da Mars Polar Lander uzay araçlarının Kızıl Gezegen'e alçalışı sırasında parçalanmasından bu yana ilk motorlu iniş olacak.</p>
<p>Mars atmosferine giriş hızını azaltmak için önceki uzay araçları gibi termik kalkan kullanacak ve hızını daha sonra saatte 210 kilometreye düşürmek için süpersonik paraşüt açacak olan uzay aracı, üç ayağı üzerine yumuşak iniş yapmak için retro füzelerini ateşleyecek.</p>
<p>Phoenix, Nisan başında güzergahını bir miktar değiştirdi ve 10 Mayıs'ta roketlerini ateşleyerek yavaşlamaya başladı.<br />
Hava yastığı kullanmayacak</p>
<p>Phoenix, Mars'a son inen NASA'nın ikiz robotları Spirit ve Opportunity ile kaybolan İngiliz uzay aracı Beagle 2'nin tersine, Kızıl Gezegen'in yüzeyine inişini yumuşatmak için hava yastığı kullanmayacak. </p>
<p>Phoenix'in iniş yapacağı yer... Yeşil bölgelerde kayalıklar mevcut<br />
Uzay aracı, bunun yerine son ana kadar yumuşak iniş için motorlarını kullanarak, bir ilki başarmaya çalışacak. </p>
<p>NASA'nın Mars'ta su arayış stratejisi son yıllarda sıra dışı keşifler yapmasını sağlarken, Phoenix, ilk kez Mars toprağında buz halinde olduğu tahmin edilen suya "dokunarak" ve bunu analiz ederek Mars keşif stratejisini tamamlamayı amaçlıyor.</p>
<p>Zor koşullarda görev</p>
<p>Sıvı haldeki suyun, toprağın kimyasını ve mineral yapısını nasıl değiştirdiğini ölçerek Kızıl Gezegen'in kuzey kutbundaki buzun tarihini inceleyecek Phoenix aracı, ayrıca Mars kutup çevresinin ilkel mikroplar için uygun bir yaşam alanı olup olmadığını görme olanağı sağlayacak.</p>
<p>İki güneş paneli açıldığında 5 metre genişliğe ulaşan ve 1,52 metre uzunluğu bulunan Phoenix uzay aracının, 10 cm kadar derinlikte bulunduğu tahmin edilen buz tabakasına ulaşabilmesi için toprağı kazacak 2,34 metre uzunluğunda bir robot kolu bulunuyor.</p>
<p>Buz tabakasına ulaşmak için kazı yapacak</p>
<p>Bu kola eklenen bir kamera ile bir sonda, toprağı ve bulduğu buzu inceleyecek Phoenix'in, Mars atmosferinde asılı su ve tozu lazerle ölçecek Kanada yapımı meteorolojik ölçüm araçları da bu misyon sırasında 3 ay süreyle hava durumunu gözleyecek.</p>
<p>NASA'nın düz ve kayalık olmayan bir araziye indirmeyi planladığı <strong>Phoenix</strong>, görevini sıfırın altında 73 ila sıfırın altında 33 santigrat derecede yapacak.</p>
<p>Toplam 8 ay sürecek yolculuktan sonra Kızıl Gezegen'e ulaşması planlanan uzay aracı, <strong>NASA</strong> için Arizona Üniversitesi'nin Lockheed Martin şirketi, Jet Motorları Laboratuvarı ve Kanada Uzay Ajansı'yla yaptığı işbirliğiyle üretildi.</p>
<p>Mars'a insanlı uçuş için ortamı inceleyecek</p>
<p>Mevcut ve geçmişe ait olası yaşam belirtilerinin yanı sıra <strong>Mars</strong>'a yapılacak bir insanlı uçuş için gerekli ortamı inceleyecek <strong>Phoenix</strong>'in fırlatılmasını da içeren bu programın maliyetinin 400 milyon doları aşacağı tahmin ediliyor.</p>
<p>Uzay aracı, Alman bilim adamlarının, "<strong>NASA</strong>'nın 30 yıl önce <strong>Mars</strong>'a gönderdiği iki Viking uzay aracının Kızıl Gezegen'de mikroorganizmaların varlığını keşfedebileceği, ancak bunları bilmeden öldürdüğü" yolundaki iddiaların incelenmesi açısından da fırsat olarak görülüyor.</p>
<p>Gezegenin yörüngesinde araştırma yapan Mars Odyssey aracı, 2002 yılında kuzey kutbunda buzulların bulunduğu bir bölge tespit etmişti.</p>
<p>Buzun içinde mikrop aranacak</p>
<p>Bilim adamları, Phoenix'in Kızıl Gezegen'in jeolojik tarihiyle ilgili önemli ipuçları elde etmesini bekliyor. Uzay aracının birinci hedefi buzun içinde mikropların yaşayıp yaşamadığını bulmak olacak.</p>
<p>Phoenix, NASA'nın düşük bütçeli uzun dönem sürdürülebilir uzay araştırmaları planı çerçevesinde görevlendirildi.<br />
Kaynak:İnternethaber</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[19 Mayıs Dünya Hepatit Günü]]></title>
<link>http://amatorblog.wordpress.com/?p=29</link>
<pubDate>Mon, 19 May 2008 20:28:21 +0000</pubDate>
<dc:creator>mstfozdnc</dc:creator>
<guid>http://amatorblog.wordpress.com/?p=29</guid>
<description><![CDATA[Dünya nüfusunun 3’te biri Hepatit virüsüyle enfekte. Dünyada her yıl yaklaşık 1 milyon ki]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;">Dünya nüfusunun 3’te biri Hepatit virüsüyle enfekte. Dünyada her yıl yaklaşık 1 milyon kişi Hepatit B sebebiyle yaşamını yitiriyor. Korunmasız cinsel ilişki, vücut sıvısı ve kanla insandan insana bulaşan Hepatit B’nin, AIDS virüsü HIV’den daha bulaşıcı.</p>
<p style="text-align:justify;">Bu yıl 19 Mayıs olarak ilan edilen “Dünya Hepatit Günü” dolayısıyla Sağlık Bakanlığı ve Viral Hepatitle Savaşım Derneği (VHSD), tedavi edilmediği takdirde siroz ve karaciğer kanserine yol açan Hepatit ile ilgili bilinçlenme çağrısı yaptı.<!--more--></p>
<p class="textBodyBlack" style="text-align:justify;">İstanbul’daki basın toplantısında konuşan Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Dr. Hasan Irmak, viral Hepatitin, tüm dünyada halk sağlığını tehdit eden önemli bir hastalık olduğunu söyledi.</p>
<p style="text-align:justify;">Irmak, “Dünya nüfusunun 3’te biri Hepatit virüsüyle enfekte. Dünyada her yıl yaklaşık 1 milyon kişi Hepatit B sebebiyle yaşamını yitiriyor” dedi.</p>
<p style="text-align:justify;">Hasan Irmak, korunmasız cinsel ilişki, vücut sıvısı ve kanla insandan insana bulaşan Hepatit B’nin, AIDS virüsü HIV’den daha bulaşıcı olduğunu anlattı.</p>
<p style="text-align:justify;">Türkiye’de yaklaşık 4,5 milyon insanın Hepatit ile enfekte olduğunu, bu rakamın bu yıl 50 bin daha artmasının beklendiğini söyleyen Irmak, hasta ve hastalarla temas eden sağlık personeli, sağlık okulları öğrencileri, hemodiyalize giren hastalar, uyuşturucu kullananlar, ailesinde Hepatit enfeksiyonu olanlar, itfaiye personeli ve polis gibi yaralı ve hastalarla direk temas edenlerin, Hepatit riski taşıyan gruplar arasında olduğunu kaydetti.</p>
<p style="text-align:justify;">Irmak, Türkiye’de bu hastalığın en sık 15-45 yaş arasında görüldüğünü dile getirerek, Sağlık Bakanlığınca yapılan aşılama çalışmalarıyla hastalığın yenidoğanlarda görülmesinin çok nadir olduğunu, 0 yaş grubunda bu yıl sadece 9 vakanın bildirildiğini anlattı.</p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"><strong>YIL SONUNA KADAR 7,5 MİLYON ÇOCUK AŞILANACAK</strong></span></span><strong></strong><br />
Bakanlık tarafından ilköğretim okullarında başlatılan ücretsiz aşılama çalışmalarıyla 16 yaş altı tüm çocukların Hepatit B’ye karşı aşılanmış olacağını vurgulayan Irmak, bu yılın sonunda 7.5 milyon öğrencinin aşılanmasının tamamlanacağını bildirdi.</p>
<p style="text-align:justify;">Irmak, Sağlık Bakanlığı bütçesinden aşılama için ayrılan payın 2002’de 22 milyon YTL olduğunu ve bunun 2008’de 161 milyon YTL’ye yükseldiğini söyledi.</p>
<p style="text-align:justify;">Hasan Irmak, Sağlık Bakanlığı olarak bundan sonraki hedeflerinin, yetişkinlerde Hepatit’e karşı bilinçlilik ve duyarlılık oluşturmak olduğunu belirtti.</p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"><strong>BÜYÜK ÇAPTA MÜCADELE</strong></span></span><strong></strong><br />
VHSD Başkanı İsmail Balık ise viral Hepatitin halk arasında sarılık olarak bilindiğini, virüsün en önemli iki tipinin Hepatit B ve C olduğunu anlattı.</p>
<p style="text-align:justify;">Türkiye’de Hepatit B taşıyan insanların nüfusa oranının yüzde 5, hepatit C taşıyan insanların ise yüzde 1 olduğunu dile getiren Balık, doğu bölgelerinde Hepatit B taşıyıcıların daha fazla olduğunu söyledi.</p>
<p style="text-align:justify;">Balık, “Koskoca bir Ankara nüfusu kadar insan hepatit B ve C ile karşı karşıya. Devletin, sivil toplum kuruluşları ve toplumun her ferdinin, bu büyük çaptaki hastalıkla mücadeleye katılması gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p style="text-align:justify;">Bu yıl 19 Mayıs’ın, “Hepatit Günü” olarak ilan edildiğini, 60 ülkede aktif olarak etkinliklerin düzenlendiğini ifade eden Balık, VHSD’nin, Hepatitin önemine dikkat çekmek, test ve tedavi konusunda insanları bilinçlendirmek üzere bu etkinliklere katıldığını söyledi.</p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"><strong>KORUNMANIN ÖNEMİ</strong></span></span><strong></strong><br />
Korunmanın önemine değinen ve Hepatit’ten korunmanın tedaviden daha ucuz olduğunu belirten Balık, hastalık riski taşıyan faktörlerden de uzak durulması uyarısında bulundu.</p>
<p style="text-align:justify;">Kuaförlerdeki tıraş ve manikür malzemelerinin hijyenik olmasının önemine dikkati çeken Irmak, şöyle devam etti:<br />
“Dünyada 12 kişiden biri Hepatit taşıyor. Dünya çapında ’12 Kişiden Biri Ben Miyim?’ kampanyası yürütülüyor. Kuruluşlar internet sitelerinde Hepatit konusunda bilgilendirme yaparak kampanyaya katılıyor. Türkiye’de ise ’11 Kişiden Biri Ben Miyim?” demek ve sağlık kuruluşlarında test yaptırmak gerekiyor.”</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Tebrikleri!!!]]></title>
<link>http://amatorblog.wordpress.com/?p=28</link>
<pubDate>Wed, 14 May 2008 23:24:43 +0000</pubDate>
<dc:creator>mstfozdnc</dc:creator>
<guid>http://amatorblog.wordpress.com/?p=28</guid>
<description><![CDATA[
&#8220;Türkiye’nin En İyi Kültür Sanat Blogu Seçildik&#8221; 


&#8220;Güzellik yarışmala]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div class="post_title">
<h2><a title="Türkiye’nin En İyi Kültür Sanat Blogu Seçildik" href="http://www.gunesintamicinde.com/turkiyenin-en-iyi-kultur-ve-sanat-blogu-secildik/">"Türkiye’nin En İyi Kültür Sanat Blogu Seçildik" </a></h2>
</div>
<p><!-- post title --></p>
<h2 style="text-align:justify;">"Güzellik yarışmalarında ne zaman bir bayan birinci olsa, odada birlikte izlediğimiz bir abla mutlaka der ki “Bizim Ayten’in kızı bundan bin kat güzel. Nesi güzel bunun. Bacakları çarpık bir kere” <img class="wp-smiley" src="http://www.gunesintamicinde.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif" alt=")" /> Odadaki erkekler bıyık altından güleriz. Oysa doğrudur. O yarışmaya girmemiş nice güzel hatta nefesinizi kesecek güzel vardır. Ancak onlar yarışmamışlardır. Kısacası hem şans faktörü hem de izleyicilerin desteği olmadan birinci olmak imkansızdır."</h2>
<p>Çok Fazla Söz Söylemeye Gerek Yok Ziyaret Edin ve Farkı Görün... Hikayedeki Gibi Hiçte "Bacakları Çarpık" Değil, Haketmişler... Almışlar. Tebrik ediyoruz...</p>
<p><a href="http://www.gunesintamicinde.com/turkiyenin-en-iyi-kultur-ve-sanat-blogu-secildik/" target="_blank">Buradan</a> Ziyaret Edebilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Var mıyız, yok muyuz? Bilmem ki!]]></title>
<link>http://amatorblog.wordpress.com/?p=27</link>
<pubDate>Wed, 14 May 2008 23:14:57 +0000</pubDate>
<dc:creator>mstfozdnc</dc:creator>
<guid>http://amatorblog.wordpress.com/?p=27</guid>
<description><![CDATA[Olasılık hesabı diye bir şey var hayatta. Metamatik alanına girer. Hayat matematiktir. Çok kol]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;"><img class="alignright" style="float:right;" src="http://www.cadi.com.tr/uploads/userfiles/40/Image/acun-1.jpg" alt=")" width="230" height="173" />Olasılık hesabı diye bir şey var hayatta. Metamatik alanına girer. Hayat matematiktir. Çok kolay değildir belki ama insan beyni denilen organ bunun da ziyadesiyle üstesinden gelir. Peki hal böyleyken ne oluyor da var mısın yok musun adındaki yarışmada tüm yarışmacılar küçük buda rahipleri gibi davranıyorlar. Mistik bir ortam ama ortada gayet somut bir durum var; Para!. Madem, bu kadar his dünyanıza yaslanıyorsunuz neden bu yarışmaya kadar hislerinizle bol para kazanmadınız. Bereket tanrısı acun beyin varlığımı tüm yarışmacıları "ne hissediyorsun mehmet abiğğ, sen ne hissediyorsun nursel ablağğ" sorularına hapsediyor. Bu ne komedidir. Paraların meblağları belli, kutuların sayıları belli, o kutularda bulunan miktarlardan bir tek noerin haberi olduğu biliniyor. Ee kardeşim mehmet abin 15 hissetse ne olur, 23 hissetse ne olur. Böyle elele tutuşmalar, haydın sinerji yaratalım ortamları. Sinerji denilen hadise o kadar hızlı işe yarasaydı dünya daha farklı bir yer olurdu emin olun. Çok fantastik bir ülkede yaşıyoruz diyorum inanmıyorlar bana desinler değişemem. Hareket çok basit açtır kutuyu al parayı ya da açtırma kutuyu söyletme kötüyü. Ya da yemeyin böyle şeyleri artık. Çünkü bence reyting hiç metafizik bir durum değil. İnanmazsanız acun beye sorun. Yani ben öyle hissediyorum galiba, herhalde.</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://www.cadi.com.tr/index.php?id=kategori_detay&#38;yazi_id=908" target="_blank">Kaynak</a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Tübider'den Şikayet]]></title>
<link>http://amatorblog.wordpress.com/?p=26</link>
<pubDate>Wed, 14 May 2008 23:02:10 +0000</pubDate>
<dc:creator>mstfozdnc</dc:creator>
<guid>http://amatorblog.wordpress.com/?p=26</guid>
<description><![CDATA[
Tübider Bilişim Sektörü Derneği piyasa arzı konusunda yaptığı çalışmalar kapsamında ba]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter" src="http://www.bildirgec.org/imaj/selcukhoca/tubider-logo.gif" alt="TÜBİDER" width="263" height="100" /></p>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://www.tubider.org.tr/index.asp" target="_blank">Tübider Bilişim Sektörü Derneği</a> piyasa arzı konusunda yaptığı çalışmalar kapsamında bazı bilişim markalarını ve alış veriş sitelerini <a href="http://www.sanayi.gov.tr/" target="_blank">Sanayi ve Ticaret Bakanlığı</a>na şikayet etmiş.</p>
<p style="text-align:justify;">Şikayet edilenler arasında <a href="http://www.orite.com.tr/" target="_blank">Orite</a> ve <a href="http://www.incatech.net/TR/" target="_blank">İnca</a> marka web cam ürünleri ve alış veriş sitesi <a href="http://www.gittigidiyor.com/" target="_blank">Gitti Gidiyor</a>'dan satılan çok sayıda ürün yer alıyor. Şikayet sebebi ise ürünlerin piyasaya arz edilirken belirtilen teknik değerlerinin gerçek ürün değerleri ile uyuşmaması. Yani ürünün gerçekte olmayan özelliklerinin varmış gibi gösterilmesi.</p>
<p style="text-align:justify;">tÜBİDER'deki Açıklama:</p>
<p style="text-align:justify;"><span class="text03">TÜBİDER tarafından yapılan şikayet başvurusunda, bilişim piyasasına arz edilen INCA ve ORİTE marka WebCam ürünleri ile www.gittigidiyor.com web sitesinden satışı yapılan çok sayıda ürünün “ gerçek teknik değerleri ve standartları ile etiket değerleri ve tanıtma ve kullanma kılavuzunda yer alan bilgileri uyuşmadığı” ve “ürününlerin ambalajında, etiketinde tanıtma ve kullanma kılavuzlarında, reklam ve ilanlarında ürünün taşımadığı güç değerini taşıyormuş gibi gösterilerek yer alan gerçek olmayan bilgilere yer verildiği” belirtilmektedir.</span></p>
<p>TÜBİDER bu konudaki şikayet başvurusunu 29 Ocak'ta Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğüne ileterek yasal inceleme sürecinin başlamasını sağlamış bulunmaktadır.</p>
<p>TÜBİDER'in başvurusunda “cihazlarının gerçekte olmayan bir çözünürlük değerleri var gibi gösterilerek tüketicinin bu konudaki bilgi eksikliği ve satıcıya olan güveninin istismar edilmekte olduğu” görüşüne yer verilmiştir.</p>
<p>Başvuru da ayrıca, ürünler hakkında gerçek olmayan bilgilerin ürünün ambalajında, etiketinde tanıtma ve kullanma kılavuzlarında, reklam ve ilanlarında kullanılması yoluyla piyasada haksız rekabete yol açıldığı belirtilmektedir.</p>
<p>TÜBİDER başvurusuna bu ürünlerle ilgili Bilgisayar ve Makine mühendislerine yaptırdığı test ve inceleme raporları ile ürünler hakkında değişik satıcılar tarafından oluşturulmuş reklam broşür ve ilanlarını da eklemiştir.</p>
<p>TÜBİDER Piyasa Gözetim Komisyonu tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında, değişik ürün gruplarında bir dizi marka ve ithalatçı ile ilgili inceleme sürmekte olup, önümüzdeki süreçte eksiklikleri görülen ürünlerle ilgili şikayet başvuruları devam ettirilecektir.</p>
<p>TÜBİDER, piyasa gözetim çalışmaları çerçevesinde, önümüzdeki günlerde zincir teknoloji mağazalarının sorumluları ile bir toplantı yaparak, ürünlerin piyasaya arzı konularında gerekli uyarı ve bilgilendirmeyi yapacaktır.</p>
<p>TÜBİDER Piyasa komisyonu yetkililerinin verdiği bilgiye göre “TÜBİDER bilişim ürünlerini toplu olarak piyasaya arz eden ithalatçıları ve marka sahiplerini, ürünleri ile ilgili gerekli düzeltmeleri yapmaları konusunda uyarmış ve bu düzeltmelerin yapılmadığı durumda şikayet sürecini başlatacağını ithalatçı firma temsilcileri ile yaptığı toplantılarda kendilerine” bildirmişti.</p>
<p style="text-align:justify;">
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Aile Şirketleri ve 25 Adımda Kurumsallaşma]]></title>
<link>http://amatorblog.wordpress.com/?p=23</link>
<pubDate>Fri, 09 May 2008 11:57:25 +0000</pubDate>
<dc:creator>mstfozdnc</dc:creator>
<guid>http://amatorblog.wordpress.com/?p=23</guid>
<description><![CDATA[Türkiye’de kurulan her 100 şirketten 90 ı aile şirketi kapsamında kurulmaktadır. Sermayenin ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:11pt;font-family:Tahoma;"><strong>Türkiye</strong>’de kurulan her 100 şirketten 90 ı aile şirketi kapsamında kurulmaktadır. Sermayenin aile içinde kalması ve birbirini tanıyan bu insanların beraber çalışmak istemesi ve kendi aile gruplarının kalkınmasına katkı da bulunmaları gayet doğaldır.<!--more--><br />
Türkiye’de aile şirketleri son yıllarda yeniden yapılanmaya gitmekte ve sıkıntılarını kendi bireysel yöntemleriyle çözmeye çalışmaktadır. Bireysel önlemler sorunları bırakın çözmeyi, sorunları daha da içinden çıkılmaz hale getirmektedir. Yaptığımız tüm çalışmalarda gördüğümüz en önemli sorun yetki devri sıkıntısıdır. İnsan kaynaklarından başlayarak satın alma, ürün ya da hizmetin sunulması, pazarlama, müşteri bulma, sorun çözme, <strong><a href="http://www.finansbank.com.tr/" target="_blank">finans</a></strong> gibi konuları da üzerlerine vazife gibi gördüklerinden şirketler adeta kaosa sürüklenmekte ve çalışan moralsizliği ve müşteri memnuniyetsizliği her geçen gün artmaktadır.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:11pt;font-family:Tahoma;"><strong>Aile şirketleri</strong>nin özellikle bu iki konuda ki başarısızlığı onları kendilerinden sonra işin başına geçecek aile üyelerinin şirkete adaptasyonlarını zorlaştırmakta ve şirketlerin kötüye gidişlerini hızlandırmaktadır. <strong>Aile şirketi</strong> mensupları gerçekten başarılı ve gelişmiş bir şirket oluşturmak istiyorlarsa Türkiye’de pek de uygulanmayan fakat uygulandığında da oldukça başarılı sonuçlar vermiş olan 25 adımlık kurumsal yönetim modelini uygulamaları kendi çıkarlarına olacaktır. Tüm aile şirketlerinin sorunları ve bu sorunların çözümü bu 25 adımlık çalışma planında görülebilecek ve başarılı kurum olma yolunda basamaklar birer birer aşılacaktır. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:11pt;font-family:Tahoma;">Türkiye’de pek çok şirkette bu adımların bazıları uygulanmakta fakat bütünüyle uygulanmamaktadır. 25 adımın ilk basamağı kurumsal yönetim ve gelişim temsilcisinin belirlenmesiyle başlar ve kapanış toplantısının yapılmasıyla son bulur. İçindeki tüm maddeler birbiriyle bağlantılıdır. <strong>Pazarlama</strong>, kurumsal risk planlaması, müşteri memnuniyeti, çalışan memnuniyeti, insan kaynakları gibi konu başlıklarının bu çalışmada bulunduğu düşünülürse bu tür bir çalışmanın şirketlere neler sağlayabileceğini tahmin edebilirsiniz. Yapılan tüm çalışmalar büyük bir titizlikle yürütüldü takdirde başarı kaçınılmazdır. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:11pt;font-family:Tahoma;">25 adımda kurumsallaşma çalışmasına şirket sahiplerinin ve yönetimin katkısı zorunludur. Üst yönetim bu çalışmalara katkı verdiği takdirde bu çalışma şirketi hedeflerinin önüne geçirecektir. Şirket sahipleri, şirketlerinin özelini danışman firmalara açmak istememektedir. Bu konuda haklı oldukları da aşikârdır fakat unutulmamalıdır ki bu konuda güvenebilecekleri kuruluşu bulmak da onların görevidir. Kurumsallaşma uygulamasını istemeyen tek bir aile üyesi, bütün yapılanları çok rahat bir şekilde sabote edebilmekte ve gelişmeleri baltalayabilmektedir. Bu yüzden ortak karar alınması ve değişime tüm aile bireylerinin inanması zorunluluk arzetmektedir.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:11pt;font-family:Tahoma;"><em>Aile şirketleri</em>nde son nesil olarak işin içine giren bireyler sıkıntılarının her geçen gün artmasından ötürü işlerini devretmeye, bırakmaya veya başka bir iş kurmaya çalışmaktadır. Bizlere her gün bu son nesil mensuplarından telefonlar ve mailler gelmektedir. İşin garip tarafı son nesli işin başına geçirmek isteyen aile büyüklerinden bu tür taleplerin bizlere oldukça az gelmesidir. Yeni nesil şirketlerini geliştirmek ve çağa ayak uydurmak isterken, eskiler diyebileceğimiz aile büyükleri ise kendi durumlarını muhafaza etmeyi bir erdem gibi görmektedirler. Son neslin sahibi oldukları şirketlerinde, aile büyükleri kadar sözleri geçmediği için de her şey eskisi gibi devam edip gitmektedir.<br />
Gelişen toplumlarda gelişime direnmek anlamsız ve gereksizdir. Üzülerek belirtmeliyim ki bunu anlamak çok zor değildir ama bazen bunları anlamak için ya krize girmek ya da iflasa gitmek gerekiyor</span></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ Panik Atak Nedir?]]></title>
<link>http://amatorblog.wordpress.com/?p=20</link>
<pubDate>Thu, 08 May 2008 23:37:30 +0000</pubDate>
<dc:creator>mstfozdnc</dc:creator>
<guid>http://amatorblog.wordpress.com/?p=20</guid>
<description><![CDATA[
Buradaki Sitede yazdığına göre:
Panikatak, başta &#8220;Panik Bozukluk&#8221; olmak üzere,  b]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;"><a href="http://www.panik-atak.com" target="_blank">Buradaki</a> Sitede yazdığına göre:</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Panikatak</strong>, başta "<strong>Panik Bozukluk</strong>" olmak üzere,  birçok psikiyatrik bozuklukta ve bazı fiziksel hastalıklarda  (Tiroid  bezinin aşırı çalışması, kan şekeri düşüklükleri, enfeksiyon hastalıkları,  kansızlık gibi...) görülebilen; beklenmedik bir anda, herhangi bir yerde ortaya  çıkan; yoğun kaygı, bunaltı, korku karışımı bir nöbettir.<!--more--></p>
<p style="text-align:justify;">Bu nöbet kişiye öylesine yoğun bir korku ve rahatsızlık  duygusu yaşatır ki, kötü bir şey olacağı veya sonunun geldiğini, öleceğini  hisseder. Bu korku fırtınasını yaşayan insan, doğal olarak o ortamdan ve  durumdan kaçma, uzaklaşma davranışı gösterir, bir an önce yardım alınabilecek  bir sağlık kuruluşuna müracat edilir. Çoğu kez de hastane, doktor gördüğünde  kişide rahatlama olur ve nöbet geçebilir. <strong>Panik</strong> <strong>atak</strong>ı yaşayanların  bazıları, o esnada kalp krizi geçirdiklerini ve öleceklerini hissederler.   İlk defa hayatla ölüm arasındaki o ince çizgide, kendisini ölüme yakın hisseden  kişi, büyük bir korku ve dehşet yaşar. Bazısı o an kim varsa, ona vasiyetini  söyler. Telaş ve kaygıyla bir an önce acilen doktora yetişmek için etrafına  yalvarır. Kimisi aklını kaçıracağını, felç geçireceğini, kontrolünü  yitireceğini, düşüp bayılacağını hisseder.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><a href="http://www.panik-atak.com/">Panik atak</a></strong> geçtikten sonra; kişi üzerinden kamyon geçmiş gibi hisseder. Müthiş bir  yorgunluk,  isteksizlik, sese, gürültüye, kalabalığa, ışığa karşı  tahammülsüzlük ortaya çıkar. Yatmak, dinlenmek en iyi bir seçim olur. Yanında  güvendiği birisi olsun ama soru sormasın, fazla konuşmasın istenir.Bunlar zaten  bir "harpten çıkmış" insanı daha da yorar.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>01 - PANİK ATAK TÜRLERİ</strong></p>
<p>1. Beklenmedik <strong>Atak</strong>lar: Nedensiz,birden ortaya çıkan nöbetler. <strong>Panik</strong> bozuklukta bu tür <strong>atak</strong>lar vardır.<br />
2. Duruma bağlı olanlar: Korkulan bir kedi, köpek veya başka bir nesneyle yada  bir durum karşısında ortaya çıkar.<br />
3. Durumsal yatkınlık gösterilen <strong>panikatak</strong>lar: Genellikle destekleyici  bir etken vardır, ama her zaman panik oluşmaz. Örneğin araba kullanırken <strong> panik</strong> <strong>atak</strong> oluşmaktadır. Bazen araba kullandıktan sonra atak  geçirmektedir...</p>
<p><strong>Panik Atağın</strong> 13 bedensel bilişsel belirtisi vardır.Bunlardan 4 tanesinin  olması nöbet için yeterlidir çoğunlukla 7-10 arası belirti yaşanmaktadır. Nöbet  hızlı başlangıçlıdır, 10 dakikada zirveye çıkar. Bazen yarım veya bir saat  sürebilir. <a href="http://www.panik-atak.com" target="_blank">Devamı&#62;&#62;&#62;</a></p>
<p><a href="http://www.panikatak.org/" target="_blank">Şu Sitede</a> İse Daha Başka Bir Anlatım Var...</p>
<p align="justify"><span style="font-family:trebuchet ms,verdana,arial,helvetica;"><strong>Panik atak</strong> ile ilgili olarak ilk bilmeniz gereken <strong>panik atak nedir</strong>? Bu sorunun  cevabını öğrendikten ve <strong>panik </strong>atağın ne olduğunu anlayabildikten sonra bu  durumdan da kurtulabilirsiniz. <span style="text-decoration:underline;">Panik atak</span> en kısa ve öz tabiri ile ani  olarak ortaya çıkan endişe - kaygı nöbetidir. Bu endişe ve kaygı nöbeti kişinin  vücudunda bazı fiziksel belirtilerle kendini gösterir, bu yüzden de çoğu zaman  kişide yoğun bir korku ve rahatsızlık duygusu yaratır. Bu yoğun korku duygusu  içinde kişi, çok kötü birşey olacağını, onun için sonun geldiğini, öleceğini  veya kalp krizi geçireceğini düşünür. Bu şekilde yoğun bir korku içinde olan  kişi doğal olarak o ortamdan kaçmak, uzaklaşmak ister, yardım alabileceği bir  sağlık kuruluşuna gitmek ister. Çoğu zaman gidilen bir  hastanede veya acil  serviste herhangi bir girişimde bulunmaksızın bu belirtiler geçer ve kişi  kendini iyi hisseder. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family:trebuchet ms,verdana,arial,helvetica;"> <span style="background-color:#c0c0c0;">Panik</span> nöbeti sırasında aşağıdaki  belirtiler görülebilir. Bu belirtilerden dört tanesinin görülmesi çoğu zaman  yeterli olur. Genel olarak kişiler nöbetler sırasında bu belirtilerde 7-10 arası  belirti yaşamaktadırlar.</span></p>
<p><span style="font-family:Trebuchet MS;font-size:x-small;"><span style="color:#84aade;"><strong>1 -</strong></span><span style="color:#87a9df;"> </span>Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama<br />
<strong><span style="color:#84aade;">2 - </span></strong>Terleme<br />
<strong><span style="color:#84aade;">3 - </span><span style="color:#ff0000;"> </span></strong>Titreme ya  da sarsılma<br />
<strong><span style="color:#84aade;">4 -</span><span style="color:#87a9df;"> </span><span style="color:#ff0000;"> </span></strong>Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma<br />
<strong><span style="color:#84aade;">5 -</span><span style="color:#87a9df;"> </span><span style="color:#ff0000;"> </span></strong>Soluğun kesilmesi<br />
<strong><span style="color:#84aade;">6 -</span><span style="color:#ff0000;"> </span></strong>Göğüs  ağrısı ya da göğüste sıkıntı duyma<br />
<strong><span style="color:#84aade;">7 -</span><span style="color:#87a9df;"> </span><span style="color:#ff0000;"> </span></strong>Bulantı ya da karın ağrısı<br />
<strong><span style="color:#84aade;">8 -</span><span style="color:#ff0000;"> </span></strong>Baş  dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma<br />
<strong><span style="color:#84aade;">9 -</span><span style="color:#ff0000;"> </span></strong> Derealizasyon ya da Depersonalizasyon (Dış dünya yada kendisi gerçekliğini  kaybetmiş gibi hissetme).<br />
<strong><span style="color:#84aade;">10-</span><span style="color:#87a9df;"> </span></strong>Kontrolünü  kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu<br />
<strong><span style="color:#84aade;">11-</span><span style="color:#ff0000;"> </span></strong>Ölüm  korkusu<br />
<strong><span style="color:#84aade;">12-</span><span style="color:#ff0000;"> </span></strong>Uyuşma ve  karıncalanma duygusu<br />
<strong><span style="color:#84aade;">13-</span><span style="color:#ff0000;"> </span></strong>Üşüme  ürperme ve ateş basması  <a href="http://www.panikatak.org/" target="_blank">Devamı&#62;&#62;&#62;</a><br />
</span></p>
<p style="text-align:justify;">
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Greenpeace Akdeniz’deki “ölüm duvarı” akıntı ağlarına el koydu]]></title>
<link>http://amatorblog.wordpress.com/?p=19</link>
<pubDate>Thu, 08 May 2008 23:25:21 +0000</pubDate>
<dc:creator>mstfozdnc</dc:creator>
<guid>http://amatorblog.wordpress.com/?p=19</guid>
<description><![CDATA[Greenpeace gemisi Arctic Sunrise’daki eylemciler Akdeniz’deki İtalyan balıkçı korsanlarıyla]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="teaser-para" style="text-align:justify;"><a href="http://www.greenpeace.org/international"><img class="alignleft" style="float:left;" src="http://www.greenpeace.org/raw/image_thumb/turkey/photosvideos/photos/italydriftnet.jpg" alt="" width="146" height="97" /></a><strong><a href="http://www.greenpeace.org/international">Greenpeace</a></strong> gemisi Arctic Sunrise’daki eylemciler <strong>Akdeniz</strong>’deki İtalyan balıkçı korsanlarıyla karşı karşıya geldi ve yaklaşık iki kilometre uzunluğunda yasadışı akıntı ağlarına el koydu. Ağlarda bir çok yavru orki nos ve daha sonra canlı olarak denize bırakılan küçük bir deniz kaplumbağası bulunuyordu. İtalya 7 Mayıs 2008 –  Arctic Sunrise mürettebatı İtalyan balıkçı gemisi Diomede II ile karşılaştıklarında gemi Sicilya kıyısının yaklaşık elli kilometre açığındaki uluslararası sularda 8-10 metrelik akıntı ağları ile avlanıyordu. Diomede II mürettebatı geminin ismini ve kayıt numarasını saklayarak deşifre olmasını önlemeye çalıştı. Diomede II kıyıdan 15 kilometre açıkta ve sadece parakete ile ya da demirli ağlarla avlanma yetkisine sahip bir gemi. Arctic Sunrise şu anda Diomede II gemisini ana limana kadar takip ediyor ve sahil güvenliğin yasadışı av ve akıntı ağlarına el koymasını talep ediyor.</p>
<div class="body" style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;"><strong>Balıklar</strong> ve diğer deniz yaşamı için “ölüm duvarları” olan akıntı ağları yüzen dev ağlardır. Her yıl Akdeniz’de bir çok balina, yunus ve kaplumbağanın ölmesine neden olduğu için  <strong><a href="http://www.un.org.tr">Birleşmiş Milletler</a></strong> ve <strong><a href="http://www.abgs.gov.tr">Avrupa Birliği</a></strong> tarafından yasaklanmıştır.  Ancak yasaklara rağmen, bir çok ülkeden çok sayıda akıntı ağı gemileri avlanmaya devam ediyor. İtalya hükümeti her yıl yüzlerce kilometrelik akıntı ağlarına el koymayı sürdürüyor.</p>
</div>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kötü Pazarlamacı!]]></title>
<link>http://amatorblog.wordpress.com/?p=13</link>
<pubDate>Wed, 07 May 2008 13:33:23 +0000</pubDate>
<dc:creator>mstfozdnc</dc:creator>
<guid>http://amatorblog.wordpress.com/?p=13</guid>
<description><![CDATA[Coca-Cola’nın pazarlama temsilcilerinden biri, Arabistan’daki görevinden hayal kırıklığı ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" style="float:right;" src="http://www.thecoca-colacompany.com/presscenter/img/imagebrands/downloads/lg_bcv_12oz_can.jpg" alt="" width="124" height="232" />Coca-Cola’nın pazarlama temsilcilerinden biri, Arabistan’daki görevinden hayal kırıklığı ile dönmüş ve niye başarılı olamadığını arkadaşlarına anlatmış:<br />
- Beni Arabistan’a ilk gönderdiklerinde iki sorun vardı. Arapça bilmiyordum. Halkta da okuma-yazma öyle iyi değildi. Bu yüzden, onlara vermek istediğim mesajı, yan yana üç resim halinde düzenledim. Birinci resimde bir Arap. Çölde kumların üzerinde sürünüyor, susuzluktan kavrulmuş, ölmek üzere. İkinci resimde, Arap, kumların arasında bulduğu Coca-Cola’yı içiyor. Üçüncüde adam dipdiri, ayakta, canlı ve neşeli.<br />
- Eee, harika fikir. Anlamadılar mı?<br />
- Anladılar anladılar ama… Sorun da bu. Araplar sağdan sola okurlarmış meğer!…</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Neden Ben? ]]></title>
<link>http://amatorblog.wordpress.com/?p=5</link>
<pubDate>Wed, 07 May 2008 12:57:27 +0000</pubDate>
<dc:creator>mstfozdnc</dc:creator>
<guid>http://amatorblog.wordpress.com/?p=5</guid>
<description><![CDATA[
Efsane Wimbledon&#8217;un ilk zenci şampiyonu Arthur Ashe, kan naklinden kaptığı AIDS&#8217;ten]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<div id="pid_76">
<p>Efsane Wimbledon'un ilk zenci şampiyonu Arthur Ashe, kan naklinden kaptığı AIDS'ten ölüm döşeğindeydi.</p>
<p>Hayranlarından biri sordu:<br />
- Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?</p>
<p>Arthur Ashe cevap verdi:<br />
- Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir, 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50'si Wimbledon'a kadar gelir, 4'ü yarı finale, 2'si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı’ya “Neden ben?” diye hiç sormadım. Şimdi sancı çekerken, Tanrı'ya nasıl “Niye ben?” derim?</p>
<p>Mutluluk insanı tatlı yapar. Başarı ışıltılı... Zorluklar güçlü...<br />
Hüzün insanı insan yapar, yenilgi mütevazı...<br />
Tanrı'ya asla “Neden ben?” diye sormayın...</p>
<p>Alıntı:</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><span style="color:#810081;"><a href="http://www.superturk.info/forum/showthread.php?tid=59">http://www.superturk.info/forum/showthread.php?tid=59</a></span></span><a href="http://www.superturk.info"></a></p>
</div>
<p><!-- start: postbit_signature --></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Balıkçı ile yaşlı iş adamının öyküsü ]]></title>
<link>http://amatorblog.wordpress.com/?p=3</link>
<pubDate>Wed, 07 May 2008 10:33:35 +0000</pubDate>
<dc:creator>mstfozdnc</dc:creator>
<guid>http://amatorblog.wordpress.com/?p=3</guid>
<description><![CDATA[Bu güne kadar iş yaşamı hakkında duyduğum en şaşırtıcı öykülerden biri “Balıkçını]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;">Bu güne kadar iş yaşamı hakkında duyduğum en şaşırtıcı öykülerden biri “Balıkçının öyküsü”dür. Basit bir hikayedir, sonu çok basittir ama o basitlik, amaç ve araç hakkında çok şey anlatır insana, şaşıp kalırsınız. Gelelim bu güzel öyküye. Öyküyü duyduğum şekilde aktaramasam da olabildiğince anladığım şekilde aktaracağım.<!--more--></p>
<p>Bir zamanlar küçük bir sahil kasabasında, mutlu mesut yaşayıp giden, otuzuna merdiven dayamış, bir balıkçı varmış. Hergün sabah kalkar, kayığına atlar, denize açılır, öğlen güneşi tepeye çıkana kadar balık avlar, öğlen güneşi tepeye varmak üzereyken limana gelir, topladığı balıkları, hemen orada yapılan mezatta satarmış. Balıklardan kazandığıyla, ailesi ile birlikte mutlu yaşayıp gidermiş balıkçı.</p>
<p>Derken günlerden bir gün tam da mezat sırasında, iyi giyimli yaşlı bir bey balıkçının yanına gelmiş ve balıkların hepsini toptan almak istediğini, misafirlerinin İstanbul’dan geleceğini, onlara ikram edeceğini söylemiş. “Ne kadar istersin hepsine” demiş.</p>
<p>Balıkçı her gün mezatta satabileceği fiyatı söylemiş. Yaşlı ve iyi giyimli adam,</p>
<p>“Nee! Ben İstanbul’da bunun bir porsiyonuna bu parayı veriyorum! Sudan ucuz vallahi” demiş.</p>
<p>“Burada balık çok. O yüzden burada balık bu fiyata. İstanbulu bilemem” demiş balıkçı.</p>
<p>“Sana bir on kağıt versem, bunları eve kadar getirir misin? Gelirken arabayı getirmedim de!”</p>
<p>“Olur” demiş balıkçı ve balık kasasını aldığı gibi ihtiyar adamla yürümeye başlamış. İhtiyar adam büyük bir şirketler topluluğunun sahibiymiş. Şimdi şirketlerini oğluna bırakmış ve kendisini dünyayı dolaşmaya vermiş. Burası dünya turundan sonra uzun yerleşmek istediği ve emekliliğinin keyfini sürmeyi istediği kasabaymış. Yakın zamanda kendine bir motor almayı ve sık sık balığa çıkmayı istiyormuş.</p>
<p>“Demek balık çok burada. Günde kaç saat çalışıyorsun? ”</p>
<p>“Sabah çıkıyorum, öğlene kadar çalışıyorum”</p>
<p>“Öğlene kadar mı?”</p>
<p>“Evet” demiş balıkçı.</p>
<p>“Peki öğleden sonra ne yapıyorsun?” demiş ihtiyar adam.</p>
<p>“Öğleden sonra da, dinleniorum, ailem ve arkadşlarımla zaman geçiriyorum.”</p>
<p>“Tembelik ediyorsun yani” demiş bıyık altından gülerek yaşlı adam.</p>
<p>“Tembellik mi? Yoo..</p>
<p>O sırada, iş adamın evine ulaşmışlar. Bahçeyi geçip evin kapısına gelmişler. Balıkları derin dondurucuya koyup tekrar bahçeye çıkmışlar. Yaşlı adam parayı balıkçıya vermiş. Sonra yaşlı iş adamı bu iyi kalpli balıkçıya bir iyilik yapmaya hatta belki de balıkçıyı zengin bir adam yapmaya karar vermiş.</p>
<p>Eh ne de olsa bu güne kadar yüzlerce adama yüzlerce kere tavsiyelerde bulunmuş, yüzlerce konferansta gözlerinin içine bakan genç öğrencilere ve genç girişimcilere fikirlerini anlatmıştı. Bu balıkçı da artık bunu hak etmiş olmalıydı. Belki de bir gün zengin bir balıkçı olarak karşısına gelecekti ve siz bayım, hayatımı değiştirdiniz diyecekti. Yaşlı iş adamı ise, mağrur bakışlarla, kaderini değiştirdiği yüzlerce zengin kişiye baktığı gibi bakacak, “Ben bir şey yapmadım, sadece kendi potansiyelinin farkına varmanı sağladım diyecekti.</p>
<p>Oysa, yaşam ironik süprizlerle doludur ve hayata kendi penceresinden bakan kişilere bu süprizleri sunmaktan pek ustadır. Yani öykünün sonunda kimin zengin, kimin ise fakir olacağına hayatın kendisi karar verir.</p>
<p>Yaşlı adam, balıkçının parasını verdikten sonra, “Hele şurada bir soluklanalım” demiş bahçedeki kamelyayı göstererek. “Sana anlatmak istediğim bazı şeyler var. Daha çok gençsin ve önünde uzun bir ömür var”</p>
<p>Balıkçı, ihtiyar adamın teklifine şaşırsa da, adamın ses tonundaki yardımseverlikten ve meraktan kamelyaya oturup adamı dinlemeye başlamış.</p>
<p>“Günde kaç kilo balık tutuyorsun” demiş yaşlı adam.</p>
<p>“On veya onbeş kilo” demiş adam.</p>
<p>“Demek tam gün çalışsan otuz kırk kilo balık tutacaksın. Vay canına, burada balık gerçekten çok. Bu ciddi bir rakam.”</p>
<p>“Nasıl yani! Anlamadım” demiş balıkçı.</p>
<p>“Ayda yirmibeş gün balığa çıksan. Yirmibeş çarpı onbeş o da eşittir üçyüz yetmiş beş kilo eder. Bir ayda teknene bir motor alırsın ve tutacağın balık miktarı da iki katına çıkar.”</p>
<p>“İyi de bu ne işime yarayacak ki” demiş balıkçı.</p>
<p>“Sen beni anlamadın galiba. Sonra bir kaç ayda ikinci bir tekne ve motor alırsın. Hatta büyük bir motor alırsın.”</p>
<p>“Peki o kadar motoru kim kullabacak. Bir balıkçıyım ben!” demiş balıkçı şaşkın.</p>
<p>“Demek yavaş yavaş anlamaya başladın. İşte burası çok önemli. Artık patronluğa adım atıyorsun. Bir kaç adamı yayına alacak ve onları çalıştırmaya, diğer tekneleri onlara kullandırmaya ve daha çok balık tutmaya başlayacaksın.”</p>
<p>“İyi de bu kadar balığı ne yapacapım. Onu anlamadım! Burada kimse o kadar çok balığı yemez ki!”</p>
<p>“Üstüne iyilik sağlık. Hiç güleceğim yoktu. Geniş düşüneceksin, ileriye doğru geniş bakacaksın. Şimdi, o balık satışından ayırdığın parayla bir soğuk hava deposu kuracaksın. Belki biraz kredi de alman gerekebilir. Neyse, balıkları orada depolayacak ve anlaştığın bir lojistik firmasıyla balıkları istanbula göndereceksin.”</p>
<p>Balıkçı, yaşlı adamı hayretle dinliyormuş. Ona “Peki sonra ne olacak?” demiş.</p>
<p>“Sonra mı? Gördün mü, her şey kendi kendine oluşuyor. Eğer ipin ucunu yakalarsan ve doğru zamanda doğru hamleyi yaparsan turnayı gözünden vurursun. Deken işleri iyice büyütecek ve daha büyük motorlar alacak ve filonu genişleteceksin. Sadece bu kasabada değil, bu kente iş yapmaya başlayacaksın.</p>
<p>“O zaman o soğuk hava depoları da yetmeyecek. Sonra ne olacak o kadar balık. Helak mı olacak?” demiş balıkçı.</p>
<p>“Bak, her sorun bir fırsat aslında. Sorular, fırsatların kapılarıdır. Yeter ki doğru soruyu sormasını bil. Balık çoğalınca, bir balık işleme fabrikası kuracaksın. Konservesini yapacak, yağını çıkaracak, tüm ülkenin en iyi balık firmasının sahibi bile olabilirsin.”</p>
<p>Balıkçı, kendini koca fabrikanın patronu olarak düşlemiş. Yüzlerce işçi, yüzlerce balık. Yavaş yavaş üzerine bir ağırlık gelmeye başlamış. “İyi de bu benim ne işime yarayacak.</p>
<p>“Çok zengin olacaksın. İşi iyice genişletip tüm ege ve akdenizde bu tesislerden kuracak hatta karedenizde bile bu tesislerden açacaksın. Çok zengin olacaksın, çok ” demiş yaşlı adam. Anlatırken balıkçıyı da hayal ediyor ve onun o halinden keyif alıyormuş. Sanki kendi yükselişi ve şirketinin yükselişi gibiymiş balıkçının durumu.</p>
<p>“Çok zengin olmak ne işime yarayacak? Para her şey demek değil ki!” demiş balıkçı.</p>
<p>“Bak burada haklısın. Para bir süreliğine nefsini idare ediyor ama sonra paraya karşı köreliyorsun. Bu sefer, ün, başarı ve güç giriyor hayatına. Her yerde insanlar önünde iki büklüm oluyor. Bir sürü insan ağzından çıkacak tek kelimeye bakıyor. Her yere davet ediliyorsun. Yüzlerce binlerce iş adamı konferanslarda ağzından çıkcak o sihirli başarı kelimesine odaklanıyor. Gençler üniversitelerde ağzı açık seni dinliyor. Alında bunu sana anlatamam, yaşamak lazım.”</p>
<p>“Peki, tüm bunlardan sonra neler olacak?” demiş balıkçı.</p>
<p>Yaşlı adam, balıkçının meraklandığını ve hecesleniğini düşünmüş.</p>
<p>“Sonra şirketlerin büyüdükçe sen yaşlanacaksın ve dişinle tırnağınla kazandığın bu başarı imparatorluğunu emanet edecek birilerini arayacaksın. Bu aşamada iyi eğitimli çocukların devreye gircek ve şirketi onlara, başarıan başarı katsınlar diye devredecek onları uzaktan kontrol edeceksin. Onlardan emin olduğunda ise kenara çekilecek ve başarının tadını çıkarmaya başlayacaksın.” Burada biraz urmuş ve geniş bir soluk almış yaşlı adam.</p>
<p>“En tatlı kısım burası. Artık yaşlandın ve yoruldun. Belki de benim gibi yetmiş yaşına geldin. Artık şirketleri bırakıp güzel bir sahil kasabasında güzel bir ev, güzel bir motor alacak ve hayatının sonlarını bu muhteşem sahil kasabasında geçirecek ve hayatının son yıllarını mutluluk içinde geçireceksin.”</p>
<p>Balıkçı ihtiyar adama bakmış, bahçeden görünen denize bakmış.</p>
<p>İyi de ben zaten “Şu anda senin dediğini yapıyorum” demiş.</p>
<p>“Nasıl yani?” Demiş ihtiyar adam.</p>
<p>“Ben küçük bir balıkçıyım. Mutluyum. Bu kadar kazanmak bana yetiyor. Anlattığın şeyi zaten şu anda yapıyorum, o zaman dediğin şeyleri yapmama ne gerek var. Tüm bunları zaten şimdi yapıyorum. Mutluluğumu çalışma ve para karşılığı verip, en sonunda yıllar sonra o mutluluğa kavuşmaktansa, şimdi yaptığım gibi daha mutlu olabilirim değil mi? Bunun için çok paraya ihtiyacım varmı?”</p>
<p>İhtiyar iş adamı bir anda, yıllarının nasıl gittiğini, nasıl kendisini yıprattığını, daha da önemlisi amaç ve aracı birbirine nasıl karıştırdığını fark etmiş.</p>
<p>“Sen benden daha zenginsin balıkçı. Böyle devam et.” demiş iş adamı.</p>
<p>Balıkçı ihtiyar adama veda edip, sahile doğru yürürken, ihtiyar iş adamı, gelecek haftaki konferansında söyleceği ve herkesi etkiyecek o sözleri aklından geçiriyormuş.</p>
<p>“İş amaç değildir. İş daha mutlu yaşamak için bir araçtır. İşinizi severseniz, bu araç daha iyi çalışır. Amaç, mutlu bir yaşam sürmektir. Amaç gideceğiniz yerdir. İş sizi gideceğiniz yere götüren ve yolda sizi taşıyan araçtır. Asıl önemli olan sizi taşıyan araba değildir. Önemli olan varacağınız yer yani mutluluktur. Bazı insanlar araca o kadar çok odaklanırlar ki nereye gideceklerini unutup kaybolup giderler”</p>
<p>Öykü böyle sona eriyor. Ne zaman işi(aracı) amaç yapmış ve hırsa boğulup başarısızlığa doğru giden kişiler görsem bu öyküyü anlatasım gelir. Başarının anahtarı araç ve amacın karışmamasıdır. Yoksa iş hayatında başarı kısa süreli olacak, hırs inanılmaz bir boyuta gelecek ve ardından yıkım gelecektir. Başarıya bazen balkçının gözünden bakmamız gerekiyor. Son derece basit değil mi! “İyi de bu ne işime yarayacak?” diyen balıkçı olmak gerekiyor galiba.</p>
<p>Ve araca(işe) de iyi bakmayı öğrenmeliyiz. Onu sevmeden mutluluğa ulaşmak da imkansız olacaktır çünkü. Sadece arabanın etrafında çok oyalanıp varacağı yeri unutmamalı insan</p>
]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
